CASE OF İLERDE AND OTHERS v. TÜRKİYE - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

İKİNCİ BÖLÜM

İLERDE VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI

(Başvuru no. 35614/19 ve 10 diğer)

KARAR

Madde 3 (esas) • İnsanlık dışı veya aşağılayıcı muamele • Ülkedeki çeşitli ceza infaz kurumlarındaki tutukluluk koşulları, özellikle aşırı kalabalık • Her bir başvuran için bireysel havalandırma bahçesi (her hücreye eklenmiş ve gündüz saatlerinde kullanılabilir) ve zemin alanı hesaplamasına dâhil edilmeyen tuvalet ve duş (sanitary facilities) • Kişisel alanı 3 metrekarenin altında olan başvuranlarla ilgili olarak ihlal bulunması. • Kişisel alanı 3 ile 4 metrekare arasında ve 4 metrekarenin üzerinde olanlar için ihlal bulunmaması. • Yerde bir şilte üzerinde uyunması ve bunun tutukluğun aşağılayıcı veya insanlık dışı muameleye teşkil etmeyen diğer maddi unsurlarıyla birlikte ele alınması

Madde 8 • Aile hayatı • Başvuranın ailesinin ikamet ettiği yerden uzakta bulunan bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi • Ziyaretlerin azlığını telafi edecek alternatif tedbirlerin olmaması

Madde 35 § 1 - İç hukuk yollarının tüketilmesi • Kusura dayalı sorumluluk yaklaşımı nedeniyle idari mahkemeler önünde tazminat talebinde bulunmanın etkisizliği

Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır. Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

STRAZBURG

5 Aralık 2023

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

İlerde ve Diğerleri / Türkiye davasında,

Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hakimler
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Frédéric Krenc,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine on Türk vatandaşı olan başvuranların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, tabloda yer verilen çeşitli tarihlerde yapmış olduğu başvuruları (no. 35614/19, 5885/20, 6489/20, 7540/20, 10977/20, 11422/20, 14798/20, 16554/20, 16577/20, 18001/20 ve 40294/20);

Tüm başvurular açısından Sözleşme’nin 3. maddesine ve 6489/20 ve 18001/20 no.lu başvurular açısından Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını;

ve tarafların beyanlarını dikkate alarak,

14 Kasım 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda,

Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

  1. Başvurular, başta aşırı kalabalık olmak üzere, başvuranların tutukluluk koşullarının yetersiz olduğu iddiasıyla ilgilidir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Aynı zamanda iki başvuru başvuranların uzak ceza infaz kurumlarına yerleştirilmesiyle ilgilidir ve bu durumun başvuranların ailelerinin kendilerini daha az ziyaret etmelerine neden olduğu iddia edilmektedir ve bu nedenle söz konusu iki başvuran Sözleşme’nin 8. maddesinin de ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler.

OLAYLAR

  1. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır.

  2. Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.

  3. Davaların konusu olaylar; taraflarca belirtildiği üzere ve taraflarca ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  4. Arka plan bilgileri

  5. Mevcut başvurulara neden olan olaylar sırasında başvuranlar, 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle bağlantılı olarak terörle ilgili suçlardan tutuklu yargılanmakta veya temyiz davaları devam ederken kapalı ceza infaz kurumlarında tutuklu bulunmaktaydı.

  6. Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimiyle ilgili olarak yapılan çok sayıda tutuklama sonucunda ülke genelindeki çeşitli ceza infaz kurumlarının nüfusunda bir artış gözlemlenmiştir.

  7. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 28 Temmuz 2016 tarihli ve 89112 sayılı yazılı talimatı uyarınca, tutuklular (henüz kesin hüküm almamış mahpuslar) için spor, sosyal ve eğitimle ilgili hücre dışı faaliyetlerin yasaklanması da dâhil olmak üzere bir dizi kısıtlama getirilmiştir.

  8. Başvuranların bireysel tutukluluk koşulları

  9. Mevcut davaların konusunu oluşturan ceza infaz kurumları, çoklu kullanım odaları (unit) olarak tasarlanmıştır. Silivri L Tipi Ceza İnfaz Kurumu hariç (bk. aşağıda paragraf 67), her oda dubleks olarak inşa edilmiş olup, bir katta ranzaların olduğu yatakhane, diğer katta ise küçük bir mutfak, masa ve sandalyeler ile ayrı tuvalet ve duşun olduğu ortak alan bulunmaktadır. Odaların gündüz saatlerinde tutukluların kullanımına sunulan bireysel havalandırma bahçeleri bulunmaktadır. Odaların her iki katında da ana havalandırma kaynağı olan pencereler bulunmaktadır.

  10. Hükümet, görüşlerinde Mahkemeye başvuranların tutuklu bulundukları ceza infaz kurumlarına ilişkin genel bilgilerin yanı sıra, her bir başvuranın tutukluluğuna ilişkin tutuklu bulundukları ilgili hücrelerin ölçüleri de dâhil olmak üzere belirli ayrıntıların verildiği tablolar sunmuştur. Ayrıca Hükümet ilgili tablolarda başvuranların ilgili dönemde kaç kişiyle birlikte kaldıklarına bağlı olarak her bir başvuran için mevcut olan asgari ve azami yaşam alanlarını da belirtmiştir. Bu alan hesaplanırken Hükümetin yatakhane, ortak yaşam alanı, havalandırma bahçesi ve tuvalet ve duşların metrekarelerini topladığı ve toplamı belirli bir dönemdeki ilgili asgari ve azami tutuklu sayısına böldüğü görülmektedir. Hükümet, başvuranların günlük olarak hem soğuk hem de sıcak suya erişimleri olduğunu, çoğu ceza infaz kurumunda sıcak su kullanımının mahpus başına günlük 50 litre ile sınırlandırıldığını ve gün içinde sınırlı bir süre için sıcak su sağlandığını belirtmiştir. Soğuk su kullanımının mahpus başına sırasıyla günlük 350, 150 ve 200 litre ile sınırlandırıldığı Kocaeli 1 No.lu T Tipi, İzmir Menemen T Tipi ve Silivri 6 No.lu L Tipi dışında soğuk su için böyle bir kısıtlama söz konusu değildir. İlaveten, Hükümet hücrelerin ve havalandırma bahçelerinin başvuruların tebliğ edilmesinden sonra çekilmiş fotoğraflarını Mahkemeye sunmuştur. Bazı başvuranlar Hükümet tarafından sunulan bilgilere ve mahpus başına düşen yaşam alanının hesaplanmasında kullanılan yönteme itiraz ederken, diğer başvuranlar Hükümet tarafından sunulan bilgilere yönelik özel bir itirazda bulunmadan şikâyetlerini sürdürmüşlerdir. Aşağıda her bir başvuranla ilgili olayları açıklarken, Mahkeme tarafların beyanlarını dikkate almış ve ilgili yerlerdeki uyuşmazlıkları belirtmiştir.

  11. Ek olarak, Hükümet mahpusların kendi odalarını temiz tutmaktan sorumlu olduklarını ve bu amaçla temel temizlik malzemelerinin ceza infaz kurumlarının yönetimi tarafından kendilerine ücretsiz olarak sağlandığını kaydetmiştir. Ayrıca, mahpusların ceza infaz kurumlarının kantinine sipariş vererek temizlik malzemeleri temin edebildiklerini belirtmişlerdir. Belirli noktalardaki hijyen eksikliğinden şikayetçi olan başvuranlar Metin Kolotooğlu, Onur Yörük ve Deniz Aktaş, bu bilgilere itiraz etmiş ve ilgili ceza infaz kurumlarının kendilerine ya hiç temizlik malzemesi vermediğini ya da bu malzemelerin yetersiz olduğunu ileri sürmüştür.

  12. Başvuru no. 35614/19 (Ahmet İlerde)

  13. Başvuran, 3 Mart 2017 tarihinden tahliye edildiği 21 Mart 2019 tarihine kadar İzmir Menemen T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu kalmıştır.

  14. Başvuran ve diğer 19 tutuklu tarafından 2 Ekim 2017 tarihinde imzalanan yazılı beyanda başvuran, kaldıkları odada sadece 7 ranza bulunduğunu, dolayısıyla toplamda 14 ayrı yatak olduğunu; ancak odada şu anda 20 kişi bulunduğunu ve bu nedenle kendisinin ve diğer birkaç tutuklunun sırayla yerdeki şiltelerde yattığını belirtmiştir.

  15. Başvuran 2 Ocak 2018 tarihinde yaklaşık 40-50 metrekare büyüklüğünde ve orijinal olarak 10 kişi için tasarlanmış bir odada kaldığını bildirerek infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Geldiğinden beri ortalama 20 ile 25 kişiyle birlikte kalmıştır ve bu nedenle dönüşümlü olarak yerde yatmaktaydı- odadaki üç grup sırayla yerde yatmaktaydı. Ayrıca, aşırı kalabalık nedeniyle kıyafetlerini ve eşyalarını koyabileceği bir dolabı olmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran tutukluluk koşullarının aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

  16. İnfaz hâkimliği, başvuranın şikâyetini Menemen Ceza İnfaz Kurumu İdare Kuruluna iletmiş, kurul da 3 Ocak 2018 tarihli bir kararla, ceza infaz kurumunun kapasitesinin üzerinde dolu olması nedeniyle bazı tutukluların yerdeki şiltelerde uyuduğunun farkında olduğunu kaydetmiştir. Bu bağlamda, ceza infaz kurumunun orijinal kapasitesi 930 iken darbenin ardından bu sayı 1364 tutukluya yükselmiştir. Ranzada bireysel şiltesi olmayan tutuklulara yerde yatabilmeleri için şilteler verilmiş ve mümkün olduğunca idare diğer odalarda yer açıldıkça odalardaki nüfusu dengelemeye çalışmıştır.

  17. İnfaz hâkimliği 7 Şubat 2018 tarihinde ceza infaz kurumunun kapasitesinin üzerinde çalıştığı için tutukluların yerde uyuyamadığını belirterek ceza infaz kurumu idare kurulunun kararını bozmuştur. İnfaz hâkimliği ceza infaz kurumu idaresine kararına uymasını emretmiştir.

  18. Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, ilgili yükün bir odadaki tüm tutuklular arasında paylaştırıldığını ve her tutuklunun 15 gün gibi kısa bir süre boyunca yerde yatmasının beklendiğini göz önünde bulundurarak ceza infaz kurumu idaresinin kararının hukuka uygun olduğuna hükmederek infaz hâkimliğinin kararını bozmuştur. Bu karar kesin nitelikteydi.

  19. Başvuran 7 Mayıs 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini yinelemiş ve yetersiz tutukluluk koşullarının devam ettiğini ileri sürmüştür.

  20. 6 Mart 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesi başvuranın bireysel başvurusunu kısa karar yoluyla reddetmiş ve Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

  21. Mahkeme önünde başvuran aşırı kalabalıktan ve yerde bir şilte üzerinde uyumak zorunda kalmaktan şikâyetçi olmuştur. Hükümet Mahkemeye sunduğu görüşlerinde başvuranın hiçbir zaman 4 metrekareden daha az kişisel alana sahip olmadığını ve başvuranın zaman zaman yerde bir şilte üzerinde uyumak zorunda kalmasına rağmen bu durumun geçici olduğunu ve her halükarda her zaman kendi şiltesine sahip olduğunu belirtmiştir. Son olarak, Hükümet başvuranın haftada bir kez bir saat spor faaliyetine katılmasına izin verildiğini belirtmiştir.

  22. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma Bahçesi[1]YatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
B-806/03/2017-31/01/2018142533118.2444.8828.3210.088.434.727
A-20131/01/2018-22/02/201814252218.2444.8828.3210.088.434.727
A-30122/02/2018-06/11/2018142525718.2444.8828.3210.088.434.727
A-1006/11/2018-28/01/201914258318.2444.8828.3210.088.434.727
A-2528/01/2019-21/03/201914255218.2444.8828.3210.088.434.727
  1. Başvuran, Hükümet tarafından sağlanan ölçülere özel bir itirazda bulunmamıştır.

  2. Başvuru no. 5885/20 (Ruhi Hallaçoğlu)

  3. Başvuran, 6 Şubat 2017 tarihinden 25 Şubat 2020 tarihinde tahliye edilene kadar Osmaniye 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmuştur.

  4. Başvuran, 7 Mart 2017 tarihinde Osmaniye infaz hâkimliğine şikâyette bulunarak, diğer hususların yanı sıra, aşırı kalabalık bir odada kaldığını ve egzersiz yapmasına izin verilmediğini ileri sürmüştür.

  5. 31 Mart 2017 tarihli kararında Osmaniye İnfaz Hâkimliği söz konusu ceza infaz kurumunda tutukluların yerleştirilmesinin kurumun idaresi tarafından gerçekleştirildiğini ve kalabalığın darbe sonrasındaki süreçle ilgili olduğunu belirterek şikâyeti reddetmiştir. Başvuranın egzersiz yapmasına veya spor faaliyetlerine katılmasına izin verilmediği yönündeki şikâyetiyle ilgili olarak hâkimlik, mahpusların grup spor faaliyetlerinden yararlanıp yararlanamayacağına ve ne ölçüde yararlanabileceğine karar verme konusunda ceza infaz kurumu idaresine takdir yetkisi tanıyan mevzuat hükümlerine ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün FETÖ/PDY (Türk makamları tarafından FETÖ/PDY - "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması" olarak tanımlanan silahlı terör örgütü) üyesi olduğu düşünülen tutuklularla ilgili bu yöndeki yazılı talimatına atıfta bulunmuştur (bk. yukarıdaki paragraf 7). Hâkimlik ceza infaz kurumu idaresinin grup spor faaliyetlerini kısıtlama kararı alırken takdir yetkisini keyfi bir şekilde kullanmadığını gösteren FETÖ/PDY tutuklularını diğerlerinden ayrı tutma gerekliliği, mevcut aşırı kalabalık ve personel eksikliği gibi çeşitli faktörler olduğunu kaydetmiştir. Son olarak, Hâkimlik başvuranın odasındaki havalandırma bahçesinin bireysel egzersiz için uygun olduğunu belirtmiştir.

  6. Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesi 4 Mayıs 2017 tarihinde Osmaniye infaz hâkimliğinin kararını başka bir gerekçe göstermeksizin onamıştır.

  7. Başvuran 20 Temmuz 2017 tarihinde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne bir dilekçe göndererek Osmaniye 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki aşırı kalabalıktan şikâyetçi olmuştur. Hâlihazırda 25 kişiyle aynı odayı paylaştığını ve tutukluluk koşullarının yaz sıcağında dayanılmaz hale geldiğini belirtmiştir.

  8. Osmaniye Ceza İnfaz Kurumu İdaresi 26 Temmuz 2017 tarihinde başvuranın dilekçesini bir üst yazıyla birlikte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne göndermiştir. Ceza infaz kurumu yazısında ülke genelindeki diğer ceza infaz kurumlarında olduğu gibi tutuklu sayısındaki artış ile karşı karşıya olduğu belirtmiştir. Adalet Bakanlığının FETÖ/PDY tutuklularının diğer tutuklulardan ayrı tutulması talimatı göz önünde bulundurularak, söz konusu tutuklular tek kişilik, 3 kişilik veya 7 kişilik hücrelere yerleştirilmekteydi. Ceza infaz kurumunun mevcut kapasitesi 1446 tutukluydu ve odalar kapasitelerinin üzerinde doldurulmaktaydı.

  9. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü 28 Temmuz 2017 tarihinde başvurana verdiği cevapta ceza infaz kurumlarının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin ilgili tavsiyelerine uygun olarak tasarlandığını ve inşa edildiğini belirtmiştir. Tutuklama sayılarındaki ani artış bazı ceza infaz kurumlarında aşırı kalabalığa yol açmış ancak durum nakillerle idare edilmiştir.

  10. Başvuran 2018’de belirsiz bir tarihte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne bir dilekçe daha göndererek aşırı kalabalık hususunda herhangi bir iyileşme olmadığını belirtmiştir. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, 7 Haziran 2018 tarihli cevabında 28 Temmuz 2017 tarihli yazısında belirttiği gerekçelerin aynısını tekrarlamıştır.

  11. Anayasa Mahkemesi 25 Kasım 2019 tarihinde başvuran tarafından tutukluluk koşullarına ilişkin olarak yapılan bireysel başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Kararını kısa karar usulüyle vermiş ve Mehmet Hanifi Baki ve İbrahim Kaptan ile ilgili içtihadına atıfta bulunmuştur (bkz. aşağıdaki paragraflar 128-129 ve 130-131 ).

  12. Başvuran, Mahkeme önünde aşırı kalabalıktan şikâyetçi olmuştur. Hükümet, başvuranın söz konusu kurumda yaklaşık 3 yıl kaldığını ve en az 3,98 metrekare ve en fazla 9,22 metrekare kişisel alana sahip olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranın film izlemek dışında hücre dışında herhangi bir faaliyette bulunmasına izin verilmediğini belirtmiş, ancak bu faaliyetin sıklığını belirtmemiştir.

  13. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvaletlerMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
Geçici06/02/2017-07/02/20171515145.5644.7044.703.329.229.22-
A-3807/02/2017-07/05/201812256033.4439.2724.372.508.303.987
C-1407/05/2018-25/02/202016253033.4439.2724.372.506.224.337
  1. Başvuran, Hükümet tarafından sağlanan ölçülere özel bir itirazda bulunmamıştır.

  2. Başvuru no. 6489/20 (Davut Tek)

  3. Başvuran 10 Eylül 2016 ile 30 Kasım 2016 tarihleri arasında Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu kalmıştır. Daha sonra İzmir Menemen T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna ve kısa bir süre sonra da İzmir 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Başvurusu, Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluluk koşulları ve ayrıca ailesinin ikamet ettiği yerden yaklaşık 1000 km uzaklıkta bulunan İzmir’deki bir ceza infaz kurumuna nakledilmesiyle ilgilidir. Nakil ailesinin kendisini ziyaret etmesini zorlaştırmıştır ve bu nedenle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddia edilmiştir.

  4. Başvuran, 10 Eylül 2016 tarihinde saat 02.00’da diğer 60 tutuklu ile birlikte Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabul edilmiştir. Kabul işlemleri ve ilgili kontroller 10 saat sürmüş ve başvuran bu süre zarfında diğer 60 tutuklu ile birlikte kapalı bir odada ayakta ve uykusuz bir şekilde beklemiştir. Daha sonra C-11 no.lu odaya yerleştirilmiştir ve tutuklu kaldığı süre boyunca 32 kişiyle birlikte burada tutulmuştur. Odada sadece 16 yatak bulunmaktaydı, bu nedenle 83 gün boyunca başka bir tutukluyla (M.Y.) aynı yatağı paylaşmıştır.

  5. Başvuran, 21 Şubat 2018 ve 20 Nisan 2018 tarihleri arasındaki çeşitli tarihlerde Nevşehir Cumhuriyet Savcılığına dört suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran (a) Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabulü sırasında maruz kaldığı kötü muameleden; (b) bu cezaevinin C-11 odasındaki aşırı kalabalıktan; (c) sıcak su yetersizliğinden; (d) çamaşırlarını elde yıkamak zorunda kalmasından ve (e) tuvalet ve duşlar için uzun kuyruklar oluşmasından şikâyetçi olmuştur.

  6. Cumhuriyet Savcısı, başvuranın şikâyetleriyle ilgili olarak ceza infaz kurumu idaresinden bilgi talep ederek bir soruşturma başlatmıştır. Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabul edildiği güne ilişkin kötü muamele şikâyetiyle ilgili olarak ceza infaz kurumu idaresi, kabul odasının geniş olmaması nedeniyle gelen tutukluların haftalık ziyaretler için ayrılan odada bekletildiğini ve kabul işleminin her tutuklu için 15 dakika kadar sürdüğünü belirtmiştir. C-11 odasına ilişkin aşırı kalabalık şikâyetiyle ilgili olarak idare, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin bir sonucu olarak ceza infaz kurumunda barındırılması gereken tutuklu sayısının iki katından fazla tutuklunun mevcut olduğunu kaydetmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi rutin olarak Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünden ilave ranzalar, şilteler, yatak takımları ve çarşaflar istemiş ve bunlar geldiğinde hızlı bir şekilde dağıtmıştır. Tuvalet ve duşların yeterliliğine ilişkin olarak idare her odada bir tuvalet ve bir duş bulunduğunu, sıcak suyun haftalık bir programa göre sağlandığını, odanın temiz tutulmasından tutukluların sorumlu olduğunu, tutukluların kıyafetlerini tuvalet ve duşlarda elle yıkadıklarını ancak çarşaf ve örtülerin ceza infaz kurumu tarafından periyodik olarak yıkandığını belirtmiştir.

  7. Cumhuriyet Savcısı 11 Haziran 2018 tarihinde Nevşehir ceza infaz kurumu idaresi tarafından sunulan gerekçelere dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

  8. Cumhuriyet savcısının kararına karşı başvuran tarafından yapılan itiraz, Nevşehir Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen 1 Ağustos 2018 tarihli nihai kararla reddedilmiştir.

  9. Ayrıca, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi 9 Temmuz 2018 tarihli nihai kararında başvuranın, diğer hususların yanı sıra, yetkililerin kendisini ailesinin ikamet ettiği yerden 1000 km uzağa yerleştirme kararı yüzünden aile üyelerinin ziyaret olanaklarının önemli ölçüde azalmasına ilişkin şikâyetini reddetmiştir.

  10. Anayasa Mahkemesi 18 Kasım 2019 tarihinde başvuranın aşırı kalabalık şikâyeti ve Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında ziyaret haklarına ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak yaptığı bireysel başvuruyu kabul edilemez ilan etmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararını verirken, diğerlerinin yanı sıra, Müjdat Gürbüz davasında verdiği karara atıfta bulunmuştur (bk. aşağıda paragraf132).

  11. Bu sırada başvuran Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan İzmir Menemen ve daha sonra İzmir 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakledilirken ailesine yakın bir ceza infaz kurumuna nakledilmek için Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne defalarca talepte bulunmuştur. Başvuran, karısı ve küçük çocuğunun Kocaeli’de olduğunu, arabaları olmadığından kendisini ziyaret etmek için sadece tek yöne 9 saat süren bir yolculuk yapmaları gerektiğini ve yolculuklarının üç farklı aktarma içerdiğini açıklamıştır. Şekeri ve bir engeli bulunan başvuranın annesinin Kayseri’de yaşamaktaydı ve kendisini ziyaret etmek için 15 saat süren bir yolculuk yapması gerekmekteydi. Bu yüzden başvuran Kocaeli’de veya alternatif olarak İstanbul Maltepe’de bulunan bir ceza infaz kurumuna nakledilmesini talep etmiştir. Başvuranın annesine ilişkin olarak engelli raporunu ve eşinin ikamet adresini doğrulayan bir belgeyi ek olarak sunmuştur.

  12. Başvuranın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne sırasıyla 29 Mayıs 2019, 18 Temmuz 2019, 12 Eylül 2019 ve 12 Kasım 2019 tarihlerinde yaptığı başvurular talep edilen ceza infaz kurumlarında yer olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

  13. Başvuranın nakil taleplerine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi önünde itirazda bulunmadığı gözlemlenmektedir. Öte yandan, başvuran 24 Temmuz 2019 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Ombudsmanlık Kurumuna şikâyette bulunarak ailesinin kendisini İzmir’de ziyaret etmesinin pratikteki ve mali zorluklarını yinelemiş ve Kocaeli veya İstanbul’daki bir ceza infaz kurumuna nakledilmesini talep etmiştir.

  14. Tavsiyelerde bulunan ve aynı zamanda başvuranın şikâyetlerini kısmen reddeden 11 Kasım 2019 tarihli kararında Ombudsman, idarenin bir tutukluyu ailesinden çok uzak bir ceza infaz kurumuna yerleştirmesi ve bu durumun tutuklunun daha az ziyaret edilmesine yol açması halinde başvuranın aile hayatına saygı hakkına müdahale edilmiş olacağını belirtmiştir. Ombudsman ulusal mevzuatta idarenin tutukluları evlerine yakın bir kuruma yerleştirmesini zorunlu kılan bir hüküm olmadığını not etmiştir. Böylesi bir hükmün bulunmamasına rağmen uygulamada idarelerin 5275 sayılı Kanun’un 53. maddesi uyarınca mahpusların evlerine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakledilme taleplerini değerlendirdiği ve gönüllü nakilleri düzenleyen ikincil mevzuatın mevcut olduğu not edilmiştir. Bununla birlikte, ailelerinin ikamet adreslerine yakın olmak amacıyla nakil isteyen mahpusların söz konusu talepleri güvenlik veya kapasiteye ilişkin sebeplerden dolayı gerçekleştirilemediğinde mevzuat, bahsi geçen mahpuslara ziyaretlerinin azlığını telafi etmek adına daha uzun ziyaret saati sağlanması gibi alternatif tedbirler sunmamaktadır. Bu yüzden Ombudsman söz konusu amaca ilişkim olarak bir düzenlemenin mevzuata dâhil edilmesini tavsiye etmiştir.

Mahkemenin Vintman / Ukrayna (no. 28403/05, 23 Ekim 2014) davasındaki bulgularına atıfta bulunan Ombudsman, tutukluların ailelerine daha yakın olan ceza infaz kurumlarında yer olmadığı gerekçesiyle nakil taleplerinin reddedilmesinin ve cezaevinin aşırı kalabalıklaşmasının önlenmesinin bu bağlamda meşru bir amacın izlenmesi olarak değerlendirilebileceğini kaydetmiştir. Ancak, bu tür durumlarda bile bir idare tutuklunun ailesine nispeten daha yakın olan başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesini değerlendirmeye alma yükümlülüğünden kaçamaz. Başvuranın davasında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından ileri sürülen gerekçeler göz önünde bulunduran Ombudsman, nakil taleplerinin reddedilmesinin haklı olduğunu kaydetmiştir. Ancak Ombudsman, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün başvuranın nakil taleplerinin reddedildiği kararlara itiraz etmek istemesi halinde başvurabileceği yasal yolları belirtmemesi nedeniyle iyi yönetişim ilkesine uymadığını belirtmiştir. Ayrıca Ombudsman başvuranın ailesine daha yakın bir ceza infaz kurumunda yer bulunması halinde idarenin başvuranın nakil talebini yeniden değerlendirmesini tavsiye etmiştir.

  1. Başvuranın Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluluk koşullarına ilişkin olarak Hükümet, başvuranın burada sadece 53 gün kaldığını, en fazla 27 kişiyle aynı odayı paylaştığını, 3,72 metrekare kişisel alana sahip olduğunu ve bu alanın daha sonra 4,08 metrekareye çıktığını belirtmiştir. Hükümet, başvuranın bu süre zarfında hücre dışı faaliyetlerden yararlanmasına izin verilmediğini teyit etmiştir.

  2. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
C-1110/09/2016-30/11/201631345337.5042425.104.083.7213
  1. Başvuran ilk olarak Hükümetin kendisinin Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna getirildiği gün penceresi olmayan 20 metrekarelik bir odada yaklaşık 60 tutukluyla birlikte 10 saat boyunca bekletildiği ve bu 10 saat boyunca 0,3 metrekarelik kişisel alana sahip olduğu konusunda herhangi bir görüş bildirmediğini kaydetmiştir. C-11 hücresindeki tutukluluk koşullarına ilişkin olarak başvuran, Hükümet tarafından sağlanan ölçüleri kabul etmiş ancak kişisel alanını hesaplamak için kullandıkları yönteme itiraz etmiştir. Hükümet tarafından sunulan fotoğraflara dayanarak merdivenlerin altında kalan 2 metrekarelik alanın toplam alandan çıkarılması gerektiğini çünkü bir kişinin bu alanda dik duramayacağını ileri sürmüştür. Mahkemenin içtihadına dayanarak tuvalet ve banyonun hesaplamaya dâhil edilmemesi gerektiğini de belirtmiştir. Ayrıca, başvuran akşam ve gece boyunca kullanılması mümkün olmayan havalandırma bahçesinin de aynı şekilde bu hesaplamaya dâhil edilmemesi gerektiğini savunmuştur. Başvuran Mahkemenin aynı fikirde olmaması halinde havalandırma bahçesinin bir tutuklunun yalnızca gündüz saatlerindeki kişisel alanının hesaplanmasına dâhil edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna göre, gündüz saatlerinde en az 2,72 metrekare ve en fazla 2,98 metrekare kişisel alana sahip olduğunu ve akşam ve gece saatlerinde Hükümet tarafından sunulduğu üzere hücrede tutulan kişi sayısına bağlı olarak en az 1,61 metrekare ve en fazla 1,77 metrekare kişisel alana sahip olduğunu belirtmiştir. Ek olarak başvuran 42 metrekarelik yatakhanede 34 tutuklunun hepsinin kendi yatağının olmasının imkânsız olduğunu ve her halükarda Hükümetin yatakhanede 13 ranza bulunduğunu ve dolayısıyla 26 ayrı yatak bulunduğunu belirttiğini kaydetmiştir. Bu nedenle başvuran başka bir tutukluyla (M.Y.) uyumak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.

  2. Son olarak, başvuran tutukluluğuna ilişkin daha kötü fiziksel koşullara değinmiştir. Hükümetin iddiasının aksine, tutukluların (elle yıkadıkları) çamaşırlarını havalandırma bahçesinde kuruttukları göz önüne alındığında havalandırma bahçesi açık havada egzersiz yapmak için gerçek bir fırsat sağlamamaktadır. Ek olarak, başvurana hücre dışı aktivitelere katılma imkânı sunulmamıştır. Başvuran ayrıca hükümetin tutuklulara haftada 3 gün ve haftada toplam 9 saat sıcak su sağlandığını belirttiğine işaret etmiştir. Bunun da haftada 540 dakikanın tutuklu sayısı olarak 34’e bölünmesiyle elde edilen 15 dakikaya tekabül ettiğini ve bu sürenin de çok yetersiz olduğunu ifade etmiştir.

  3. Başvuru no. 7540/20 (Aşkın Şanlı)

  4. Başvuran, 30 Ocak 2017 tarihinden 5 Ekim 2020 tarihinde şartlı tahliye edilene kadar Kocaeli 1 No’lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmuştur.

  5. Başvuran 21 Haziran 2018 tarihinde Kocaeli İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunarak, diğer hususların yanı sıra, 65 metrekarelik ve 30 tutuklunun bulunduğu aşırı kalabalık bir odada tutulduğunu ve odada tuvalet ve duş sayısının yetersiz olması nedeniyle uzun kuyruklar oluştuğunu belirtmiştir.

  6. Kocaeli İnfaz Hâkimliği 31 Ağustos 2018 tarihinde başarısız darbe girişiminin tutuklu sayısında artışa yol açtığını ve ceza infaz kurumlarının idarelerinin kurumlardaki nüfusu azaltabilecek bir imkânının olmadığını belirterek başvuranın şikâyetini reddetmiştir.

  7. Başvuran 30 Ekim 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini yinelemiş ve yetersiz tutukluluk koşullarının devam ettiğini ileri sürmüştür.

  8. Anayasa Mahkemesi Mehmet Hanifi Baki davasıyla ilgili içtihadı temelinde kısa karar usulüyle başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle 22 Temmuz 2019 tarihinde reddetmiştir (bk. aşağıda paragraf 128-129).

  9. Başvuran Mahkeme önünde Kocaeli 1 No’lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki aşırı kalabalıktan ve tuvalet ve duş sayısının yetersizliğinden şikâyetçi olmuştur. Hükümet, başvuranın 1 ile 72 günlük süreler boyunca zaman zaman 3 metrekareden daha az kişisel alana sahip olduğunu kabul etmiştir. Ancak, Hükümet bu sürelerin başvuranın tutukluluk süresine kıyasla kısa olduğunu ve haftada üç gün yeterli havalandırma ve sıcak suyun mevcut olduğunu ve tutukluların tuvalet ve banyoları gizliliğe uygun şekilde özel olarak kullanabildiklerini göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk koşullarının yeterli olduğunu düşünmektedir. Ayrıca, Hükümet başvuranın bir hücre dışı eğitim faaliyetine katılmasına ve film izlemesine izin verildiğini ifade etmiştir ancak bu faaliyetlerin süresi veya sıklığı belirtilmemiştir.

  10. Hükümet, Kocaeli 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki her odada bir tuvalet, bir duş ve iki lavabo bulunduğunu kaydetmiştir. Hükümet başvuranın kaldığı hücrelerdeki bir tutuklunun tuvalet ve duşu kullanmak için günde ortalama 45 dakikası olduğunu belirtmiştir.

  11. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir. Hükümet 1 Mart 2019 tarihinden başvuranın tahliye edilmesine kadar geçen döneme ilişkin veri sunmamıştır.

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
B-1231/01/2017-08/06/20181731132.5028221.34.932.708
C-1708/06/2018-01/11/20182027432.5028221.34.193.108
C-401/11/2018-01/03/20192133132.5028221.33.993.108
  1. Başvuran, Hükümet tarafından sağlanan ölçülere ve spesifik dönemlere ilişkin verilen bilgilere özel bir itirazda bulunmamıştır.

  2. Başvuru no. 10977/20 (Kemalettin Erel)

  3. Başvuran, 28 Temmuz 2016 tarihinden 9 Temmuz 2018 tarihinde tahliye edilene kadar İzmir Menemen T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmuştur.

  4. Belirtilmeyen bir tarihte başvuran Menemen infaz hâkimliğine başvurarak, diğer hususların yanı sıra, aşırı kalabalık koşullarda tutuklu olmasından ve özellikle Menemen ceza infaz kurumu idaresinin kurumdaki odaların kapasitesini ilave yataklar eklemek suretiyle artırmaya ilişkin 7 Temmuz 2017 tarihli kararından şikâyetçi olmuştur.

  5. Menemen İnfaz Hâkimliği darbenin ardından kapasiteleri dolu olsa bile ceza infaz kurumlarının tutuklu kabul etmek zorunda kaldığını ve ceza infaz kurumunun idaresinin bu durumu zaman zaman ilgililere bildirdiğini ancak ceza infaz kurumu kapasitelerinin belirlenmesinin ve mahpusların naklinin ceza infaz kurumu idaresinin yetkisinde olmadığını belirterek 21 Aralık 2017 tarihinde şikâyeti reddetmiştir.

  6. Başvuran 6 Mart 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, diğer hususların yanı sıra, 20 kişiyle aynı odada tutulduğundan ve yerde yatmak zorunda kaldığından şikâyet etmiştir.

  7. Anayasa Mahkemesi Mehmet Hanifi Baki ve İbrahim Kaptan ile ilgili içtihadı temelinde kısa karar usulüyle temyizi 22 Temmuz 2019 tarihinde reddetmiştir (bk. aşağıda paragraf 128-129 ve 130-131).

  8. Mahkeme önünde başvuran aşırı kalabalıktan ve yerde bir şilte üzerinde uyumak zorunda kalmaktan şikâyetçi olmuştur. Hükümet, Menemen T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu süre boyunca başvuranın en az 4,06 metrekare ve en fazla 7,25 metrekare kişisel alana sahip olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın haftada bir kez bir saat spor faaliyetine katılmasına izin verildiğini kaydetmiştir.

  9. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
A-20128/07/2016-19/09/201614257918.2444.8828.3210.087.254.067
A-30819/09/2016-09/07/2018142565818.2444.8828.3210.087.254.067
  1. Başvuran Hükümet tarafından sunulan ölçülere itiraz etmiştir. İlk olarak, Hükümetin söz konusu yatakların 90 cm genişliğinde ve 190 cm uzunluğunda olduğunu belirtmesine ve Hükümet tarafından sunulan fotoğraflarda gösterilen yatakların düzenine dayanarak yatakhane ölçülerinin 6 metreden, dolayısıyla alanının 36 metrekareden fazla olamayacağını; ayrıca, başvurana göre yaklaşık 5 metrekare olan merdiven altındaki alanın bu toplamdan çıkarılması gerektiğini savunmuştur. İkincil olarak Hükümet tarafından yatakhanede bulunan ranza sayısına ilişkin verilen bilginin (7 ranza, dolayısıyla 14 bireysel yatak) yanlış olduğunu çünkü 8 ranza olduğunu ileri sürmüştür. Sonuç olarak, minimum tutuklu sayısının 16 olarak gösterilmesi gerekmekteydi. Başvuran, sekizinci ranzanın eklenmesiyle birlikte etrafta yürümek için neredeyse hiç alan kalmadığını belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuran Hükümetin yerde olsalar bile tutukluların kendilerine ait bireysel şilteleri olduğu yönündeki beyanının doğru olmadığını ileri sürmüştür. Başvurana göre, odanın nüfusu 25 tutukluya çıktığında yatakhane alanında yere şilte koymak için yeterli alan olmadığından kendisi de dâhil olmak üzere tutuklular sırayla uyumak zorunda kalmıştır. Ayrıca, ceza infaz kurumu idaresi tarafından yasaklandığı için ortak alana yatak koymanın mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, Hükümetin boş bir hücrenin fotoğraflarını sunmasına da genel olarak itiraz etmiştir; çünkü gerçekte, tutukluların eşyaları ve şilteleri yere serildiğinde alan ciddi anlamda küçülmektedir. Aynı zamanda başvuran ortak alana ilişkin olarak sunulan ölçülere de itiraz etmiştir. Başvurana göre, odanın uzun kenarında 13 fayans ve kısa kenarında 9 fayans bulunmaktadır. Söz konusu fayanslar standart boyda olup kenarları 35 cm uzunluğundadır. Dolayısıyla ortak alanın alanı 13.23 metrekare olması gerekmekteydi. Odada 2 tuvaletin bulunduğu doğru olmakla birlikte tuvalet alanı 2.50 metrekareden büyük değildi. Duş alanı 1 metrekareden büyük değildi. Başvuran, argümanlarına dayanarak, en az 2,99 metrekare ve en fazla 4,72 metrekare kişisel alana sahip olduğunu ileri sürmüştür. Havalandırma bahçesiyle ilgili olarak başvuran, bu alanın içme suyu depolamak ve çamaşır kurutmak için kullanıldığını çünkü tutukluların çamaşırlarını hücre içindeki lavabolarda elle yıkadıklarını, dolayısıyla pratik anlamda egzersiz için kullanılabilecek bir yer olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, temizlik malzemelerinin ceza infaz kurumu idaresi tarafından dağıtıldığı iddiasına da itiraz etmiştir. Başvuran, sosyal ve sportif faaliyetlerden ve eğitim faaliyetlerinden yararlanamadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuran tutuklu kaldığı süre boyunca aşırı kalabalık koşullarda kaldığını ve hücre dışında herhangi bir faaliyete katılmadığını vurgulamıştır.

  2. Başvuru no. 11422/20 ve 40294/20 (Metin KOLOTOOĞLU)

  3. Başvuran 21 Şubat 2017 ile 18 Aralık 2020 tarihleri arasında Silivri 6 no.lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu kalmıştır. Silivri 6 no.lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu, T tipi ceza infaz kurumlarından biraz farklı olarak inşa edilmiştir, ortak bir yatakhane yerine her odada birkaç bireysel oda, bir ortak alan, ortak tuvalet ve banyo ve bir havalandırma bahçesi bulunmaktadır. Başvuranın Mahkeme önündeki ilk başvurusu söz konusu ceza infaz kurumundaki A6 ve A9 odalarındaki tutukluluk koşullarına ilişkin iken diğer başvurusu da aşağıda tabloda belirtilen diğer hücrelerdeki tutukluluk koşullarına ilişkindir.

  4. Başvuran normalde 7 tutuklu için tasarlanan odanın nüfusunun 33’e çıktığını not ederek odasındaki bireysel odalara fazladan ranza koyularak yeni tutukluların buralara yerleştirildiğine ilişkin şikayetini önce Silivri Ceza İnfaz Kurumu idaresine sonra da Silivri İnfaz Hâkimliğine iletmiştir. Silivri infaz hâkimliği, ceza infaz kurumunun tutukluların kurum içerisinde nasıl yerleştirileceklerine dair takdir yetkisine sahip olduğunu ve bu takdir yetkisinin keyfi bir şekilde kullanılmadığını belirterek 27 Şubat 2018 tarihinde ilgili şikâyeti reddetmiştir.

  5. Başvuran aşırı kalabalıkla ilgili şikayetini tekrar ederek ve A3 no.lu odadaki mahpus nüfusunun 41’e çıktığını not ederek 3 Nisan 2019 tarihinde infaz hâkimliğine başka bir şikayette bulunmuştur. Başvuran ayrıca hijyen eksikliğinden, yetersiz havalandırmadan, çarşafların yeterince sık değiştirilmemesinden ve şişe su alınmasına sınır getirilmesinden (her mahpus için haftada 15 litre) şikayet etmiştir.

  6. Silivri İnfaz Hâkimliği odanın orijinal kapasitesinin başvuran tarafından iddia edildiği üzere 7 değil, 28 tutuklu olduğunu ve tutuklu ve hükümlü sayısındaki artışın bir sonucu olarak kapasitenin 44’e çıkarıldığını not ederek 6 Ağustos 2019 tarihinde başvuranın şikâyetini reddetmiştir. Bununla birlikte infaz hâkimliği tutuklu sayısındaki artışa ilişkin olarak ceza infaz kurumunun elinden bir şey gelmeyeceğini değerlendirmiştir. Çarşaflara ilişkin olarak hâkimlik, ceza infaz kurumu kantininden talep edilebilecek bir çamaşır yıkama hizmetinin mevcut olduğunu ve kıyafetlerin haftada bir kez ve yatak takımının ayda iki kez yıkanabileceğini not etmiştir. Böylelikle, başvuranın şikâyetini açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Bir mahpusun kantinden almasına müsaade edilen şişe su miktarına ilişkin olarak hâkimlik, ceza infaz kurumunun mahpusların plastik şişeleri hücrelerde ve havalandırma bahçelerinde toplayıp sakladığını ve bunun güvenlik aramaları esnasında zorluk çıkardığını not etmesi dikkate alındığında kurumun bir mahpusun alabileceği şişe su miktarına sınırlama getirmesinin kanuna aykırı olmadığını not etmiştir.

  7. Başvuran infaz hâkimliğinin her iki kararına karşı Anayasa Mahkemesi önünde ayrı bireysel başvurularda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi Mehmet Hanifi Baki ve İbrahim Kaptan davalarındaki içtihadına dayanarak başvuranın temyizlerini reddetmiştir (bk. aşağıda paragraf 128-129 ve 130-131).

  8. Başvuran Mahkeme önünde aşırı kalabalıktan, gürültüden, hijyen eksikliğinden, tuvalet ve duş sayılarının yetersizliğinden, havalandırmanın yetersizliğinden ve suya ilişkin kısıtlamalardan şikayet etmiştir. Hükümet, Silivri 6 no.lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu süre boyunca başvuranın en az 6,22 metrekare ve en fazla 11,59 metrekare kişisel alana sahip olduğunu belirtmiştir. İlgili odalarda havalandırma için ve güneş ışığından faydalanmak için imkân sunan altı pencere bulunmaktaydı ve her odada 2 duş, 2 tuvalet ve lavabolar bulunmaktaydı. Her mahpusun tuvalet ve duşları kullanmak için günlük ortalama 1 saat 10 dakikası bulunmaktaydı. Hijyen eksikliğine ilişkin olarak Hükümet, odaların temiz tutulmasından mahpusların sorumlu olduğuna, bu amaca yönelik olarak çamaşır suyu ve deterjan gibi temel temizlik malzemelerinin belirli miktarlarda ücretsiz olarak verildiğine ve mahpusların kantinden ek temizlik malzemeleri alabileceğine işaret etmiştir. Hükümet ayrıca çöplerin her gün toplandığını belirtmiştir. Su konusuna ilişkin olarak Hükümet, her odaya kişi başı günlük 250 litre su (200 litre soğuk su ve 50 litre sıcak su) sağlandığını ifade etmiştir. Her odaya kesintisiz olarak günlük sıcak ve soğuk su sağlanmaktaydı. Son olarak, Hükümet söz konusu aktivitelerin sıklığını ve süresini belirtmeden başvuranın oda dışındaki spor aktivitelerinden faydalandığını ancak eğitimle ilgili veya kültürel aktivitelere katılmasına izin verilmediğini not etmiştir.

  9. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
A-922/02/2017-08/02/201822262886583.72100.915.3811.609.8121
A-608/02/2018-04/04/20183340506583.72100.915.387.736.3821
A-704/04/2018-13/08/20184041906583.72100.915.386.386.2221
A-313/08/2018-18/12/202031385006583.72100.915.388.236.7121
  1. Hükümet tarafından sunulan ölçülerle ilgili olarak başvuran bunları doğrulayabilecek konumda olmadığını belirtmiş, bu nedenle Mahkemeden bağımsız bir gözlemci aracılığıyla bunları doğrulamasını talep etmiştir. Başvuran her halükarda 3 metrekareden daha az kişisel alana sahip olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, hijyen ve çamaşır yıkama açısından, lavaboların son derece yetersiz olduğunu ve tüm mahpusların ihtiyaçlarını karşılayamadığını ifade etmiştir. Oda nüfusunun zaman zaman 41 mahpusa ulaştığı göz önüne alındığında kokuların, uzun kuyrukların ve hijyenik olmayan koşulların tutukluluk koşullarını ağırlaştırdığını ileri sürmüştür. Havalandırma bahçesiyle ilgili olarak başvuran bu alanın sadece gündüz saatlerinde kullanılabildiğini dolayısıyla hesaplamaya dâhil edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Başvuran, yukarıda belirtilenlere dayanarak sosyal, kültürel veya eğitimle ilgili faaliyetler için herhangi bir fırsat olmaksızın, diğer 40 tutuklu ile birlikte günde 16 saatini odada geçirdiğini ve bu durumun Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamele teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

  2. Başvuru no. 14798/20 (Onur Yörük)

  3. Başvuran 27 Şubat 2017 ile 27 Mart 2020 tarihleri arasında İzmir 4 no.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu kalmıştır.

  4. Başvuran 18 Haziran 2018 tarihinde İzmir 4 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu idaresine şikâyette bulunarak, diğerlerinin yanı sıra, tutuklu bulunduğu odada 25 tutuklu bulunması nedeniyle odanın aşırı kalabalık olduğunu ve bunun da kişisel alanının 2 metrekareye düşmesine neden olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca, odadaki kişi sayısı göz önüne alındığında tek tuvalet ve duşun yetersiz olduğunu ve sıcak suyun belirli saatlerle sınırlandırılmasının herkesin bundan yararlanmasını imkânsız hale getirdiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle, bu koşulların iyileştirilmesini ve (FETÖ/PDY ile ilgili suçlarından tutuklu veya hükümlü olmayan) diğer mahpusların yararlandığı eğitimle ilgili, sosyal ve sportif faaliyetlerden yararlanmayı talep etmiştir.

  5. Ceza infaz kurumu idaresi, ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin üzerinde çalıştıklarının bilindiğini ve bu sorunu gidermenin yetkisi dâhilinde olmadığını belirterek 20 Haziran 2018 tarihinde başvuranın şikâyetini reddetmiştir. Adalet Bakanlığının 28 Temmuz 2016 tarihli talimatına (bk. yukarıda paragraf 7) atıfta bulunarak, FETÖ/PDY ile ilgili suçlardan tutuklu ya da hükümlü mahpusların eğitim faaliyetleri veya diğer sosyal faaliyetlerden yararlanmasına izin verilmediğini not etmiştir.

  6. Karşıyaka İnfaz Hâkimliği 14 Ağustos 2018 tarihinde başvuranın tutukluk koşullarına ilişkin olarak ceza infaz kurumunun vardığı sonuçları onamıştır.

  7. Başvuran Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvuruda kalabalıktan dolayı dönüşümlü olarak soğuk zeminde uyuduğunu belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi Mehmet Hanifi Baki ve Müjdat Gürbüz davalarıyla ilgili içtihadı temelinde kısa karar usulüyle başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle 19 Aralık 2019 tarihinde reddetmiştir (bk. aşağıda paragraf 128-129 ve 132).

  8. Mahkeme önünde başvuran aşırı kalabalıktan, yerde bir şilte üzerinde uyumak zorunda kalmaktan, soğuktan ve hijyen eksikliğinden şikâyetçi olmuştur. Hükümet başvuranın hiçbir zaman 4 metrekareden daha az kişisel alana sahip olmadığını kaydetmiştir. Tek tuvalet ve duşun bulunmasına rağmen her mahpusun günlük ortalama 55 dakika faydalandığı belirtilmiştir. Hükümet başvuranın yerde uyumak zorunda kaldığını kabul etmiş ancak bunun geçici olduğunu ve her zaman bir şilteye erişimi olduğunu savunmuştur. Ek olarak, Hükümet başvuranın nihayetinde hücre dışı faaliyetlere katılabildiğini belirtmiştir. Spesifik olarak başvuranın bir uzaktan eğitim kursuna, haftalık bir spor faaliyetine ve halk oyunları kurslarına katıldığı ifade edilmiştir. Hükümet, başvuranın soğuğa maruz kaldığına ilişkin şikâyetine yönelik görüş bildirmemiştir.

  9. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
A-1227/02/2017-27/03/2020182510354532.504.006.474.667
  1. Başvuran, Hükümetin alan hesaplama yöntemine ve hiçbir zaman 4 metrekareden daha az kişisel alana sahip olmadığı yönündeki argümanına katılmamıştır. Bu bağlamda, odanın havalandırma bahçesinin kişisel alan hesaplamasına dâhil edilmemesi gerektiğini savunmuştur. Başvuran, Hükümetin kendisinin yerde uyuduğunu kabul ettiğini ve bunun tek başına Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermek için yeterli olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran uyuma, yemek yeme ve sosyalleşme eylemlerinin oda ile sınırlı olduğunu ve oda dışında eğitimle ilgili, sosyal ve sportif faaliyetlere katılma fırsatı bulamadığını vurgulamıştır.

  2. Başvuru no. 16554/20 (Harun Altun)

  3. Başvuran, 29 Ağustos 2016 tarihinden 28 Aralık 2018 tarihinde tahliye edilene kadar Düzce T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmuştur.

  4. Başvuran belirsiz bir tarihte Düzce T Tipi Ceza İnfaz Kurumundan odalardaki mahpus sayısını azaltmaya yönelik tedbirler almasını talep etmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi darbe sonrası sürece işaret ederek kurumun kapasitesinin üzerinde işlev gördüğünü ve kurumun zaman zaman yapılan nakillerle durumu kontrol altına almak için elinden geleni yaptığını ifade etmiştir. Başvuran odanın aslında 10 mahpus için tasarlandığını fakat odada 26 diğer tutuklu ile birlikte kaldığını belirterek Düzce İnfaz Hâkimliği önünde söz konusu karara itiraz etmiştir.

  5. İnfaz Hâkimliği 4 Temmuz 2018 tarihinde ceza infaz kurumu idaresinin kararını onayarak başvuranın şikâyetini reddetmiştir.

  6. Başvuran Anayasa Mahkemesi önünde yaptığı başvurusunda ceza infaz kurumunun ileri sürdüğünün aksine Düzce T Tipi Ceza İnfaz Kurumundan nakil yapılmadığını beyan etmiştir. Başvuran odanın nüfusuna ilişkin olarak tarih ve kişi sayısına yönelik bilgi vererek odasındaki (B-17) koşulların Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamele teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

  7. Anayasa Mahkemesi Mehmet Hanifi Baki davasıyla ilgili içtihadı temelinde kısa karar usulüyle 17 Aralık 2019 tarihinde temyizinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (bk. aşağıda paragraflar 128-129).

  8. Başvuran Mahkeme önünde kalabalıktan şikâyet etmiştir. Hükümet başvuranın ceza infaz kurumunda tutuklu kaldığı iki yıl dört ay boyunca en az 3.84 metrekare ve en fazla 4.99 metrekare kişisel alana sahip olduğunu belirtmiştir. Başvuranın ceza infaz kurumunda haftada bir gün açık ve kapalı alanda spor faaliyetlerine katılabildiği ifade edilmiştir.

  9. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
B-1729/08/2016-21/05/2018202612632.5044.3018.304.684.993.848
A-921/05/2018-28/12/201820261532.5044.3018.304.684.993.848
  1. Başvuran B-17 ve A-9 odalarındaki mahpus sayılarına ilişkin olarak Hükümet tarafından verilen bilgiye itiraz etmiştir. Anayasa Mahkemesi önündeki itirazında belirttiği gibi başvuran tutuklu bulunduğu odanın ilgili tarihlerdeki mevcuduna ilişkin şu bilgileri sunmuştur: 30 Mayıs 2017 tarihinde 25 mahpus; 7 Ağustos 2017 tarihinde 27 mahpus; 5 Eylül 2017 tarihinde 27 mahpus; 2 Ekim 2017 tarihinde 26 mahpus; 6 Aralık 2017 tarihinde 26 mahpus; 18 Nisan 2018 tarihinde 23 mahpus; 11 Temmuz 2018 tarihinde 25 mahpus; 15 Ağustos 2018 tarihinde 23 mahpus; 7 Eylül 2018 tarihinde 23 mahpus; ve 17 Eylül 2018 tarihinde 23 mahpus. Dolayısıyla maksimum mahpus sayısının Hükümetin iddia ettiği üzere 26 olmadığını, 27 olduğunu belirtmiştir. Başvuran ayrıca Düzce T Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluluğu boyunca 3 metrekareden daha az kişisel alana sahip olduğunu ve sosyal, eğitimle ilgili veya kültürel oda dışı faaliyetlerden faydalanamadığını ileri sürmüştür. Başvuran Hükümet tarafından sunulan fotoğrafların aşırı kalabalığın vahametini gösterdiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, ortak alanın aynı anda 23-27 mahpusu barındıracak kadar geniş olmadığını, bu sebeple yemek servis edildiğinde kendisi yiyene kadar yemeğin soğuduğunu ve kendi fikrine göre bunun mevcut durumu daha da kötüleştiren bir faktör olduğunu not etmiştir.

  2. Başvuru no. 16577/20 (Kahraman Yıldırım)

  3. Başvuran 15 Aralık 2016 tarihinden itibaren Kocaeli 2. No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda barındırılmaktaydı ve şu anda hükümlü bir mahpustur.

  4. Başvuran 9 Temmuz 2018 tarihinde Kocaeli İnfaz Hâkimliğine aşırı kalabalıkla ilgili şikayette bulunmuştur. Kocaeli 2 No.lu T tipi ceza infaz kurumuna kabul edildiğinde aslında 8 mahpus için tasarlanmış olmasına rağmen 20 ile 25 mahpus bulunan B-11 ünitesine yerleştirildiğini belirtmiştir. Başvuran 1,5 metrekareden daha az kişisel alana sahip olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, 5 Şubat 2018 tarihinde A-22 no.lu odaya nakledildiğini, bu odanın da aslında 3 kişi için tasarlandığını ancak diğer 16 kişi ile birlikte kaldığı için bu odada da aşırı kalabalık sorunu yaşadığını ifade etmiştir. Son olarak, başvuran Kocaeli 2 no.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu idaresine kabalığa ilişkin olarak 2 defa şikâyette bulunduğunu ve idarenin bu şikâyetleri cevapsız bıraktığını not etmiştir. Başvuran, A-22 no.lu odada kalan başka bir mahpus tarafından aşırı kalabalığa ilişkin yapılan şikâyete yönelik olarak ceza infaz kurumu tarafından verilen 13 Haziran 2018 tarihli kararı ek olarak sunmuştur. Bu kararda ceza infaz kurumu idaresi başvuranın suçlandığı suçlarla suçlanan tutuklular için tasarlanmış 20 oda bulunduğunu ve bunlardan bazılarının 3 kişilik bazılarının da 16 kişilik kapasitesi olduğunu belirtmiştir. Ancak, idare mevcut durumda 3 kişilik odalarda 15-20 kişinin ve 16 kişilik odalarda ise 26-28 mahpusun bulunduğunu ifade etmiştir. Ek olarak, ceza infaz kurumunun kapasitesinin 1000 kişi olduğu ancak mevcut halde 1600 mahpus bulunduğu not edilmiştir.

  5. Kocaeli İnfaz Hâkimliği darbe girişiminden sonraki süreçte ceza infaz kurumlarında yaşanan kalabalığı ve ceza infaz kurumu idarelerinin kurumdaki nüfusu azaltma yetkisinin bulunmadığını dikkate alarak 31 Ağustos 2018 tarihinde başvuranın şikâyetini reddetmiştir.

  6. Başvuranın Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesinin Mehmet Hanifi Baki davasıyla ilgili içtihadı temelinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir (bk. aşağıda paragraflar 128-129 ).

  7. Başvuran Mahkeme önünde kalabalıktan ve yetersiz havalandırmadan şikâyet etmiştir. Hükümet, Kocaeli 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu üç yılı geçen süre boyunca başvuranın en az 3.87 metrekare ve en fazla 14.05 metrekare kişisel alana sahip olduğunu belirtmiştir. Odalarda camların mevcut olduğu ve mahpusların günlük ortalama en az 55 dakika tuvalet kullanabildiği ifade edilmiştir. Hükümet sıklığını ve süresini belirtmeksizin başvuranın oda dışı bir müzik faaliyetine katıldığını not etmiştir.

  8. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
A-2205/02/2018-11/02/201981535253223.303.0610.425.5616
B-611/02/2019-05/04/20192121833443.90322.475.355.3518
B-1115/12/2016-05/02/20188271453443.90322.4714.054.1618
C-418/03/20212526753443.90322.474.494.3218
C-505/04/2019-18/03/20211929583443.90322.475.913.8718
  1. Başvuranın görüşünde fotoğraflar ve B-11 no.lu odada birlikte kaldığı diğer mahpusların listesi bulunmaktadır. Başvuran ayrıca cezaevi infaz kurumunu idaresinin aşırı kalabalığın durumunu gösteren 13 Haziran 2018 tarihli kararına da dayanmıştır (bk. yukarıda paragraf 92). Başvuran Hükümet tarafından sunulan değerlere itiraz etmiştir. Hükümet B-11 no.lu odada en az 8 kişi en çok 27 kişi kaldığını belirtmiştir. Ancak başvuran odada 8 mahpusun kaldığı sürenin sadece bir hafta olduğunu (15 Aralık 2016 tarihinden başlayan ilk hafta) sonrasında odadaki kişi sayısının mevcudunun 17’ye çıktığını, 28 Aralık 2016 tarihinde 24 ve 25 Nisan 2017 tarihinde 29’a çıktığını ifade etmiştir. Ek olarak, başvuran Hükümet tarafından ibraz edildiği üzere ranza sayısının 16 olmadığını, 8 olduğunu beyan etmiştir. Başvuran ayrıca Hükümetin alan hesaplamasında kullandığı yönteme de itiraz etmiştir. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) standartlarına göre tuvalet ve banyonun alan hesaplamasına dâhil edilemeyeceğini kaydetmiştir. Başvurana göre akşamları ve geceleri kullanılmadıklarından dolayı odaların havalandırma bahçelerinin de hesaplamaya katılmaması gerekmektedir. İlaveten, başvuran yaşam alanlarına ilişkin ölçülerin de doğrulanamadığını not etmiştir. Ek olarak, yatakhane alanında bir mahpusun kişisel alanının 1.5 metrekareden az olduğunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade etmiştir. A-22 no.lu odaya ilişkin olarak başvuran 372 günlük tutukluluğu boyunca 9-15 mahpusla beraber kaldığını beyan etmiştir. Başvuran bir alaturka tuvalet ve bir duşun aynı yerde bir ayrım olmaksızın yan yana olduğunu gösteren bir fotoğraf sunmuştur ve tuvalet ve duş kullanımı için uzun sıraların oluştuğunu ifade etmiştir. Hükümet tarafından beyan edildiği gibi 16 ranza bulunmadığını, 6 ranza bulunduğunu ve yerde yattığını not etmiştir. B-6 no.lu odada 21-24 mahpusla birlikte 55 gün kaldığını ve C-5 no.lu odada 23-29 mahpusla 714 gün kaldığını belirtmiştir. C-5 no.lu odanın yatakhanesinin bir fotoğrafını sunmuştur. Bu fotoğrafta ranzaların aralarında hiç boşluk bırakılmadan yerleştirildiği görülmektedir. C-4 no.lu odada 23-29 mahpusla 134 gün kaldığını belirtmiştir. Başvuran C-4 ve C-5 no.lu odalarda ranzalar arasında yerde yattığını ve hareket edecek alanının bulunmadığını beyan etmiştir. Bu bağlamda, başvuran bu odalardaki uyuma düzenine yönelik bir fotoğraf sunarak aralarında boşluk olmadan yan yana yerleştirilen ranzalar tarafından çevrelenmiş, bir şilteden büyük olmayan ve odanın merkezinde bulunan boşluğa işaret etmiştir. Başvuran Hükümetin her mahpusun tuvaleti günde ortalama 55 dakika kullanabildiğine yönelik hesaplamasında kullandığı yönteme itiraz etmiştir. Hükümetin gece saatlerini de hesaba kattığını bunun mantıksız olduğunu zira mahpusların aktif oldukları gündüz saatlerinde tuvaletlere daha fazla ihtiyaç duyduklarını belirtmiştir. Başvuran ayrıca odalardaki havalandırmanın yeterli olduğu iddiasına da karşı çıkmıştır; 23 ile 29 mahpus barındıran bir odada 6 pencerenin olmasının yetersiz olduğunu ve geceleri koku ve oksijensizliğin dayanılmaz bir hale geldiğini ifade etmiştir. Son olarak, başvuran 55 ay boyunca aşırı kalabalık hücrelerde tutulduğu gerekçesiyle, Hükümetin şikâyet edilen süreyi üç yılla sınırlayan görüşlerine itiraz etmiştir. Mahkemenin başvuranın bağlama çalmayı öğrendiği iki aylık bir süre dışında, tutukluluğu süresince hiçbir oda dışı faaliyete katılmasına izin verilmediğini dikkate almasını istemiştir.

  2. Başvuru no. 18001/20 (Deniz Aktaş)

  3. Başvuran 14 Aralık 2016 tarihinden itibaren Kocaeli 2. No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda barındırılmaktaydı ve şu anda hükümlü bir mahpustur.

  4. Başvuran, belirsiz bir tarihte Kocaeli 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu İdaresine başvurarak tutukluluk koşullarından şikâyet etmiştir. Başvuran, ilk olarak, aslında 8 kişinin kalması için tasarlanan B-11 no.lu odada 25-30 kişi ile birlikte tutuklu kaldığını not etmiştir. B-11 no.lu odanın yarısı büyüklüğünde olan ve aslında 3 kişinin kalması için tasarlanan ancak diğer 16 mahpusla birlikte kaldığı A-22 no.lu odaya nakledildiğini ve burada tüm mahpusların tek tuvaleti kullandığını belirtmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi başvuranın şikayetini Kocaeli İnfaz Hâkimliğine iletmiştir. İnfaz hâkimliği kurum idaresinin görüşlerini talep etmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi kurumun normal kapasitesinin 1000 mahpus olduğunu ancak mevcut nüfusunun 1626 olduğunu; ve 12 ve 16 kişilik odalarda 28 ila 30 mahpusun, 3 kişilik odalarda ise 6 ila 7 kişinin tutulduğunu gözlemlemiştir. Ceza infaz kurumu idaresi aşırı kalabalıktan dolayı birçok mahpusun yerde uyuduğunu beyan etmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi, tutuklu sayısındaki günlük artışı kontrol altına alabilmek amacıyla diğer kurumlara nakillerin gerçekleştirilmesi için Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne periyodik olarak talepte bulunmuştur ancak Kocaeli 2. No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki bütün odalarda aşırı kalabalık sorunu mevcuttu. Başvuran, 3 kişilik odalarda 6 ila 7 mahpusun tutulduğuna yönelik beyanda ceza infaz kurumu idaresi tarafından yapılan bir yazım hatası olduğunu kaydetmiştir. Aynı ceza infaz kurumu idaresinin A-22 no.lu odada başvuranla beraber kalan mahpuslardan birine ilişkin verdiği 13 Haziran 2018 tarihli kararı sunmuştur. Bu kararda 3 kişilik odalarda 15 ila 20 kişinin kaldığı kabul edilmiştir.

  5. Kocaeli İnfaz Hâkimliği bir ceza infaz kurumundaki tutuklu ve hükümlü sayısının düşürülebileceği bir uygulamanın mevcut olmadığını not ederek 31 Ağustos 2018 tarihinde başvuranın şikâyetini reddetmiştir.

  6. Anayasa Mahkemesi Mehmet Hanifi Baki davasıyla ilgili içtihadı temelinde aşırı kalabalığa ilişkin olarak yapılan bireysel başvuruyu 4 Kasım 2019 tarihinde reddetmiştir (bk. aşağıda paragraf 128-129).

  7. Kocaeli 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sırada başvuran Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne Ankara yakınlarındaki veya Ankara’daki bir ceza infaz kurumuna nakledilme talebinde de bulunmuştur. Bu talepler sırasıyla 12 Mart ve 14 Eylül 2018 tarihlerinde söz konusu ceza infaz kurumlarında yer bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

  8. Başvuran Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında aşırı kalabalıktan, yerde bir şilte üzerinde uyumak zorunda kalmaktan, yetersiz hijyenden ve tuvaletleri kullanmak için 45 dakika sırada beklemek zorunda kalmaktan şikâyetçi olmuştur.

  9. Hükümet başvuranın her zaman 4 metrekareden daha fazla kişisel alana sahip olduğunu kaydetmiştir. İddia edilen hijyen eksikliğine ilişkin olarak Hükümet, mahpusların hücrelerini temiz tutmaktan sorumlu olduklarını ve çöplerin haftada üç kez toplandığını kaydetmiştir. Tuvalet imkânlarının yetersiz olduğu ve özellikle mahpusların tuvaletleri kullanmak için sıraya girmek zorunda kaldıkları iddialarına ilişkin olarak hükümet bir alaturka tuvalet ve ayrı bir duş alanının mevcut olduğunu ve başvuranın bunları kullanmak için hiçbir zaman günde ortalama 55 dakikadan daha az zamanının olmadığını kaydetmiştir. Hükümet başvuranın dönüşümlü olarak yerdeki bir şiltede yattığına dair şikâyetiyle ilgili olarak herhangi bir görüş sunmamıştır. Son olarak Hükümet sıklığını ve süresini belirtmeksizin başvuranın oda dışı bir müzik faaliyetine katıldığını not etmiştir.

  10. Hükümete göre odanın metrekare cinsinden yüzey alanı ve ilgili diğer ayrıntılar aşağıdaki gibidir:

Hücre no.Tutukluluk süresiMinimum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıMaximum tutuklu sayısıyla kalınan günlerHavalandırma BahçesiYatakhaneOrtak alanTuvalet ve duşlarMinimum tutuklu sayısıyla kişisel alanMaximum tutuklu sayısıyla kişisel alanRanza sayısı
A-2205/02/2018-11/02/201981585253223.303.0610.425.5616
A-2326/02/2021-29/03/20216725253223.303.0613.8911.9116
A-2512/02/2021-26/02/20218814253223.303.0610.4210.4216
B-1114/12/2016-05/02/20188271573443.90322.4714.054.1618
C-411/02/2019-12/02/2021 ve26/02/2021-29/03/202119262853443.90322.475.914.3218
  1. Başvuran, Hükümet tarafından sunulan ölçülere itiraz etmiştir. Başvuran destekleyici bir belge sunmaksızın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün internet sitesinde T tipi ceza infaz kurumlarındaki 8 kişilik hücrelerin 28 metrekarelik bir yatakhane alanına, 32,50 metrekarelik bir ortak yaşam alanına ve 35 metrekarelik bir havalandırma bahçesi alanına sahip olduğunun gösterildiğini beyan etmiştir. Başvuran, Hükümetin muhtemelen her iki cezaevinin de aynı plana göre inşa edilmiş olmasına rağmen kendi ceza infaz kurumundan sadece 500 metre uzaklıkta bulunan Kocaeli 1 No’lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki yatakhane alanının 28 metrekare olduğunu ifade ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Hükümetin B-11 odasında tutulan azami kişi sayısına ilişkin verdiği bilgiye de itiraz etmiştir. Bu odayı paylaştığı kişilerin isimlerini içeren bir liste sunarak, gerçekte bu sayının en fazla 29 olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Hükümet tarafından iddia edildiği gibi 18 ranza bulunduğuna da itiraz etmiştir. Basit bir matematik hesabıyla yatakhane alanına 18 ranza koymanın imkânsız olduğunu belirtmiştir. Fotoğrafları da sunarak, ranzaların birbirine yaklaştırıldığını ve tutukluların yerde uyumaması için araya üçüncü bir şilte sıkıştırıldığını ileri sürmüştür. Başka bir fotoğrafta ise yerden yüksekte olması amacıyla etrafındaki ranzaların ayaklarına iplerle bağlanmış bir şilte görülmektedir. 26 Şubat 2021 tarihine kadar B-11 odasında ve C-4 odasında 8 ranza bulunduğunu belirtmiştir. Söz konusu tarihte serbest bırakıldığını ancak C-4 odasına bir ranza daha konulduğunu, böylece toplamda 9 ranza olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, havalandırma bahçesinin tutukluların kişisel yaşam alanı hesaplamasına dâhil edilmemesi gerektiğini savunmuş ve bu alanın her zaman kullanılamadığını ve bazen kötü hava koşulları nedeniyle hiç kullanılamadığını belirtmiştir. Son olarak, 25 ila 30 mahpus için bir tuvaletin yetersiz olduğunu belirtmiştir.

İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA

  1. İlgili iç hukuk

    1. 13 Aralık 2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
  2. 5275 sayılı Kanun, cezaların infazı ve ceza infaz kurumlarında tutulmaya ilişkin kuralları belirlemektedir. Söz konusu kanun, tutukluların ceza infaz kurumlarına yerleştirilmesine ilişkin özel hükümler içermemektedir. Hüküm giymiş mahpuslar için durum farklıdır. Hükümlü mahpuslar 5275 sayılı Kanun’un 24, 49 ve 69. maddeleri uyarınca yaşlarına, cinsiyetlerine, verilen hapis cezasının süresine, mahkûm oldukları suçun niteliğine ve diğer ilgili kriterlere göre gruplandırılır ve ceza infaz kurumlarına yerleştirilirler (bk. X / Türkiye, no. 24626/09, § 23, 9 Ekim 2012). Bunun dışında, kanunda belirtilen hükümler "hükümlü mahpuslara" yönelik olsa da bu hükümlerin çoğunun (aşağıdaki madde 54(1) hariç ), aksi belirtilmedikçe, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu mahpuslar için de uygulanabildiği ölçüde geçerli olduğu unutulmamalıdır (madde 116). İlgili hükümler aşağıdaki gibidir:

Madde 53 § 1

Nakiller

“Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.”

Madde 54 § 1

Kendi istekleri ile nakil

“Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;

(a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri,

(b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri,

(c) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması,

(d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,

(e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,

..."

Madde 56

Zorunlu nedenlerle nakil

“Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlüler, yargı çevresi dışında Adalet Bakanlığınca belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilirler.

Madde 63

Hükümlünün barındırılması ve yatırılması

“(1) Tehlikeli hâli bulunan hükümlü ancak bir veya üç kişilik odalarda, diğer hükümlüler ise kurumun fizikî yapısı, kapasite durumu ve güvenlik gerekleri göz önüne alınarak cezaevi yönetimi tarafından belirlenecek sayıda mahkûmun kalabileceği odalarda barındırılırlar.

(2) Her hükümlüye yöresel iklime uygun nitelikte tek tip yatak ve yeterli sayıda yatak takımı verilir.

...

(4) Oda ve kısımlarda iklim koşulları göz önüne alınarak yeterli yer, ışık, ısınma, havalandırma ve hijyen sağlanır.

Madde 67

Hükümlünün radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı

“(1) Hükümlü, ceza infaz kurumlarında merkezî yayın sistemi bulunduğu takdirde bu sisteme bağlı olarak radyo ve televizyon yayınlarını izleme hakkına sahiptir.

(2) Merkezî yayın sistemi bulunmayan kurumlarda, yararlı olmayan yayınların izlenmesini ve dinlenmesini engelleyecek önlemler alınmak suretiyle bağımsız anten kullanılarak televizyon ve radyo izlenmesine ve dinlenmesine izin verilir. Bu cihazlar, bedeli kendisi tarafından ödenmek koşuluyla hükümlü adına kurumca satın alınır.

...

(4) Bu haklar, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından

kısıtlanabilir.”

Madde 87

Beden eğitimi

“(1) Hükümlünün toplumsal, ruhsal ve bedensel gelişmelerini sağlamak

amacıyla fizik ve ruhsal sağlık durumlarının elverdiği ölçüde spor, beden eğitimi ve eğlendirici etkinliklere katılmasına müsaade olunur ve olanaklar ölçüsünde yer ve araç sağlanır.

(2) Açık havada çalışmayan veya kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüye, hava koşulları elverdiği ölçüde, günde en az bir saat açık havada gezinmek olanağı verilir. Bu süre içerisinde bireysel spor da yapılabilir. Kurum dışındaki etkinliklere açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlüler katılabilirler.

Madde 88

Kütüphane ve kurslardan yararlanma

(1) Hükümlü, çalışma saatleri dışında ve belirlenecek düzene göre idarece

tertiplenen kurslara katılabilir ve kütüphaneden yararlanabilir. Bu konudaki programlar uzmanların önerileri ve hükümlünün istekleri dikkate alınarak kurum yönetimince belirlenir.

..."

Madde 113

Tutukluların barındırılması

“Tutuklular, maddî olanaklar elverdiğince suç türlerine ve taşıdıkları

güvenlik riskine göre ayrı odalarda barındırılırlar. Aralarında husumet bulunanlar ile iştirak hâlinde suç işlemiş olanlar aynı odalarda barındırılmazlar ve birbirleri ile temas etmelerini engelleyecek tedbirler alınır.”

  1. 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu

  2. 4675 sayılı Kanun’un 1. ve 4. maddeleri infaz hakimlerine, diğer hususların yanı sıra, hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumlarına veya tutukevlerine yerleştirilmeleri, nakledilmeleri ve barındırılmaları da dahil olmak üzere, ceza infaz kurumlarının cezaların infazına ilişkin kararları veya eylemleri; mahpusların ısınma, giyim, yiyecek ve hijyen ile ilgili şikayetleri; mahpusların fiziksel ve ruhsal sağlıkları; tutuklu ve hükümlülerin dış dünya ile iletişimleri; ve disiplin cezalarının uygulanması hakkında karar verme yetkisi vermektedir. Şikâyetler bir dilekçe ile doğrudan infaz hâkimliğine yapılabileceği gibi, Cumhuriyet savcılığı ya da ceza infaz kurumu veya tutukevi idaresi aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz Hâkimine doğrudan yapılmayan başvurular derhal ve en geç üç gün içinde hâkime gönderilir (6. madde). Ayrıca, 6. maddeye göre infaz hâkimi ilgili Cumhuriyet savcısının yazılı görüşünü aldıktan sonra ve duruşma yapmadan dava dosyasına dayanarak karar vermek zorundadır. İnfaz Hâkimi, adaletin yerine gelmesi için resen bir inceleme yapabilir veya taraflardan daha fazla bilgi talep edebilir. İnfaz Hâkiminin kararına karşı en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Ağır ceza mahkemesi, duruşma yapmaksızın istinaf itirazlarını inceler ve kararları nihaidir.

  3. 6 Nisan 2006 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 26131 Sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük

  4. 26131 sayılı Tüzük uyarınca, her ceza infaz kurumunda kurum müdürü, ikinci müdür, idare memuru, cezaevi tabibi, psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı, öğretmen, infaz ve koruma başmemuru ile kurum müdürü tarafından teknik personel arasından seçilen bir görevliden oluşan bir idare ve gözlem kurulu (“kurum idaresi”) bulunmaktadır (madde 34(1)) Ceza infaz kurumu idaresinin yetkileri aşağıdaki şekilde sıralanmıştır:

Madde 40 § 1

İdare ve gözlem kurulu aşağıda sayılan işleri yapmakla görevli ve yetkilidir;

(a) Hükümlülerin suç türlerini belirleyerek, durumlarına uygun kurumlara ayrılmaları ve bunlara uygun olacak infaz ve iyileştirme rejimini saptamak;

(b) Hükümlülerin kurumlara kabullerinden sonra kalacakları odaları belirlemek;

(c) Kurumlarda kalmakta olan hükümlüleri gruplandırmak;

(d) Hükümlülerin kalmakta oldukları odaları değiştirmek

(e) Hükümlülerin bireysel olarak, psiko-sosyal yardım servisince hazırlanan iyileştirme programlarına uyumunu ve sonuçlarını değerlendirmek;

(f) İyileştirme programları kapsamında spor alanları, çok amaçlı salon, kütüphane ve iş atölyelerinden yararlanma gibi faaliyetlere katılabilecek durumdaki hükümlüler ile kurumun iç hizmetlerinde çalıştırılacak hükümlülerin belirlenmesi ile ilgili karar almak;

(g) Tehlikeli hâli bulunan ya da örgüt mensubu olan hükümlülerle ilgili olarak, telefon görüşmeleri ile radyo, televizyon yayınları ve internet olanaklarından yararlanma hakkının kısıtlanmasına karar vermek;

(h) Açık kurumlar ile eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin kurum dışındaki eğitim, ağaçlandırma, çevre düzenlemesi ve temizliği, doğal afet sonrası yardım, tiyatro çalışmaları gibi sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere katılacak hükümlülerin kurum dışına çıkabilmeleri için karar almak;

(i) Açık kurumlarda ve eğitimevlerinde kalan hükümlülerin, oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri eşyaların cinsleri ve miktarlarını belirlemek;

(j) Koşullu salıvermeye ve uygulanacak infaz rejimine esas teşkil edecek iyi hâl kararını almak,

(k) Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

..."

  1. Yönetmelik uyarınca, mahpuslar yaşam alanlarını temiz tutmakla yükümlüdür ve ceza infaz kurumu idaresi mahpuslara gerekli malzemeleri sağlar.

  2. Ceza İnfaz Kurumlarında Nakil İşlemleri hakkında 5 Haziran 2015 tarihli ve 165 Sayılı Genelge

  3. Sadece hükümlü mahpusların nakil talebinde bulunabileceğini öngören 5275 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine rağmen 165 Sayılı Genelge böyle bir ayrım yapmamakta ve koşullara bağlı olarak tutuklu mahpusların da nakil talebinde bulunabileceğini belirtmektedir.

  4. 10 Temmuz 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

  5. Madde 43(1)(h), Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün hükümlü ve tutukluların nakillerini gerçekleştirmeye yetkili organ olduğunu belirtir.

  6. İdari Yargılama Usulü Kanunu (2577 Sayılı Kanun)

  7. 2577 sayılı Kanun, idari mahkemelerde iki tür dava açılmasını öngörmektedir: iptal davası, hukuka aykırı bir idari işlem sonucunda kişisel çıkarları ihlal edilen herkes tarafından açılabilir ve tam yargı davası, bir idari işlem veya eylemin doğrudan sonucu olarak tazminat talep eden herkes tarafından açılabilir (madde 2). 2577 sayılı Kanun ayrıca davacılara önce iptal davası, ardından da tam yargı davası açma seçeneği sunmaktadır (madde 11).

  8. Yerel mahkemelerin ilgili uygulamaları

  9. Hükümet, Mahkemeye yerel mahkemelerin uygulamalarına ilişkin olarak aşağıdaki içtihat örneklerini sunmuştur.

  10. Uyuşmazlık Mahkemesi

A.K. davası (E.2020/428; K.2020/653)

  1. Kocaeli 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan bir mahpus, ceza infaz kurumu idaresinin ziyaretçileri tarafından getirilen kitap, giysi ve fotoğraf gibi hediyeleri kabul etmesine keyfi olarak izin vermediği gerekçesiyle Kocaeli İdare Mahkemesi önünde manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. Söz konusu mahkeme, infaz hâkimlerinin 4675 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca kendilerine verilen yetkiler çerçevesinde bu tür talepler hakkında karar vermeye yetkili olduğunu belirterek, davayı görevsizlik gerekçesiyle reddetmiştir. Bu karar doğrultusunda, söz konusu mahpus Kocaeli infaz hâkimliğine başvurmuştur. Söz konusu hâkim, ceza infaz kurumu idaresinin ziyaretler sırasında hediye verilmesine izin vermemesinde ceza infaz kurumu içindeki güvenlik ve düzen açısından keyfi bir durum olmadığını belirterek davayı görevsizlik gerekçesiyle reddetmiştir. Sonuç olarak, infaz hâkimi mahpusun maruz kaldığı iddia edilen manevi zararın cezaların infazı ve ceza infaz kurumu rejimleri gibi adli mahkemelerin yetki alanına giren bir konu olmadığına ve bu nedenle yalnızca bir idari hukuk davasına konu olabileceğine karar vermiştir. Bu kararın ardından, söz konusu mahpus davayla ilgili olarak hangi mahkemenin yetkili olduğu konusunda bir karar verilmesi amacıyla Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmuştur.

  2. Uyuşmazlık Mahkemesi 26 Ekim 2020 tarihli kararında 4675 sayılı Kanun’un 4. maddesine dayanarak ceza infaz kurumu uygulamalarına karşı yapılan şikâyetleri karara bağlamak için infaz hâkimlerinin veya hukuk yargısı çatısı altındaki hukuk mahkemelerinin yetkili olduğuna hükmetmiştir. Bu nedenle, Kocaeli infaz hâkiminin kararını bozmuştur.

  3. Davanın iade edilmesinin ardından Kocaeli infaz hâkimi görevsizlik gerekçesiyle davayı tekrar reddetmiştir. İnfaz Hâkimlerinin ceza infaz kurumu idarelerinin karar ve uygulamalarına karşı yapılan şikâyetleri incelemeye yetkili olduğunu, ancak tazminat talepleri hakkında karar veremeyeceğini kaydetmiştir. Bu bağlamda, mahpusun ceza infaz kurumu idaresinin ziyaretler sırasında hediye verilmesine izin vermemesinin hukuka aykırı ve keyfi olduğu yönündeki şikâyetini reddetmiştir. Aksine, uygulamanın hukuka uygun ve orantılı olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, davacının Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 141. maddesi (hukuka aykırı tutukluluk) yerine genel hükümlere dayanarak söz konusu uygulama sonucunda uğradığını iddia ettiği zararlar için bir hukuk mahkemesi önünde tazminat talep edebileceğini de ifade etmiştir.

  4. İdare mahkemeleri

    1. Nakil talepleri
  5. Mahpusların ailelerine yakın başka ceza infaz kurumlarına nakledilmeyi talep ettikleri iki davaya karşı yapılan istinaf başvurusu kapsamında Ankara Bölge İdare Mahkemesi, mahpusların nakledilmeyi talep ettikleri tüm ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin üzerinde çalıştığını, buralardaki doluluk oranlarının %157 ila %182 arasında değiştiğini ve bu oranların talepte bulunan mahpusların hâlihazırda tutuldukları ceza infaz kurumlarındaki oranlardan daha yüksek olduğunu not ederek ilk derece idare mahkemeleri tarafından söz konusu mahpusların lehine verilen kararları bozmuştur.[2] Bu nedenle, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün nakil taleplerini reddettiği kararının yasalara ve kamu düzenine uygun olduğunu kaydetmiştir.

  6. Ceza İnfaz Kurumlarındaki Tutulma Koşulları

(a) F. Kayacan Davası

  1. Dava, Sincan F Tipi Ceza İnfaz Kurumundan duruşma yerine yakınlığı nedeniyle geçici olarak Konya E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakledilen Kayacan’ın Konya E Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluluk koşullarına ilişkindir. Kayacan belirsiz bir süre sonra tekrar Sincan F Tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Kayacan Konya İdare Mahkemesi önünde tazminat davası açmış, ve diğer hususların yanı sıra, Konya E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda aşırı kalabalık ve hijyensiz koşullarda tutulduğunu, sağlık sorunları yaşadığını ve aşırı kalabalık nedeniyle duruşmasına hazırlanma fırsatından mahrum kaldığını, çünkü odada her zaman gürültü olduğunu ve mahpusların okuyup yazacakları sessiz bir yer olmadığını ileri sürmüştür. Konya İdare Mahkemesi 13 Haziran 2019 tarihli kararında öncelikle söz konusu ceza infaz kurumunda tam zamanlı bir pratisyen hekim ve yarı zamanlı bir diş hekiminin bulunduğu ve 24 saat açık olan bir revir olduğunu ve Kayacan’ın sağlık sorunları yaşayıp yaşamadığına ve revire gitmeyi isteyip istemediğine dair dosyada herhangi bir bilgi bulunmadığını tespit ederek talebi esastan reddetmiştir. Aşırı kalabalık şikâyetiyle ilgili olarak mahkeme ülke genelinde ceza infaz kurumu nüfuslarında bir artış olduğunu ve bu durumun ceza infaz kurumu idarelerine ve personeline yüklenemeyeceğini, zira bunun onların kontrolünde olmayan bir durum olduğunu belirtmiştir. Gürültü şikâyetiyle ilgili olarak mahkeme Kayacan’ın tek kişilik bir hücreye taşınmayı talep etmediğini kaydetmiştir. Genel olarak, idare mahkemesi tutukluluk koşullarının tutukluluğun doğasında bulunan kaçınılmaz külfet ve aşağılanma unsurunun ötesine geçmediği sonucuna varmıştır. Karar 10 Eylül 2020 tarihinde kesinleşmiştir.

(b) F.B. Okur Davası

  1. Bu dava da Konya E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan Okur’un tutukluluk koşullarıyla ilgilidir; Okurun tutukluluğu beraat ederek tahliye edilmesine kadar yaklaşık bir ay sürmüştür. Okur, Konya E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda ve Ereğli Ceza İnfaz Kurumuna nakli sırasında uğradığı manevi zararın karşılanması için Adalet Bakanlığından belirli bir meblağın ödenmesine ilişkin talepte bulunmuştur; Okur, aslında 4 mahpus için tasarlanmış bir odada 23 ila 24 diğer mahpusla birlikte tutulduğunu ve nöbetleşe olarak yerdeki bir şiltede uyumak zorunda kaldığını ve hatta bazen bir şilteyi başka bir mahpusla paylaşmak zorunda kaldığını ileri sürmüştür. Ayrıca, günde sadece 2 saat sıcak su sağlandığını ve bunun tüm mahpusların ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz olduğunu iddia etmiştir. Ek olarak, odanın sıçanlar ve böcekler tarafından istila edildiğini, uygun havalandırmanın olmadığını ve ışıkların günün 24 saati açık bırakıldığını ifade etmiştir. Okur, Ereğli Ceza İnfaz Kurumuna nakli sırasında havalandırması olmayan bir minibüste elleri kelepçeli olarak seyahat etmek zorunda kalmıştır. Talebi reddedilince, Konya İdare Mahkemesi önünde iptal davası açmıştır. Konya İdare Mahkemesi 31 Mayıs 2019 tarihli kararında Konya ceza infaz kurumu idaresinden bilgi talep ettikten sonra davayı reddetmiştir. Mahkeme, ilk olarak kamu hizmeti sunan makamların kusur veya ihmalinden kaynaklanan zararlara yönelik olarak mağdur taraflara idari makamlar tarafından tazminat sağlanması gerektiği ilkesini yinelemiştir. Bu bağlamda, zarar ile hizmetle ilgili kusur veya ihmal arasında nedensel bir bağlantı olması koşuluyla bir ceza infaz kurumu idaresi sorumlu tutulabilir. Bu durumda idare mahkemesi, Okur’un Konya E Tipi Ceza İnfaz kurumunda tutuklu bulunduğu odada 4 mahpus için ranza, bir tuvalet ve bir duşun yanı sıra bir mutfak tezgâhı ve bir lavabo bulunduğunu kaydetmiştir. O odada yaklaşık bir ay kaldığı ve odadaki mahpus sayısının 6 ila 21 arasında değiştiği belirtilmiştir. Bu odanın nüfusunun birbirini takip eden 5 gün boyunca 16 ila 18 mahpus arasında değiştiği, ancak daha sonra 6 mahpusa düştüğü ve kalan 19 gün boyunca 5 ila 9 mahpus arasında değiştiği ifade edilmiştir. Mahkeme ayrıca Okur’a günde en az bir saat açık hava imkânı sağlandığını ve ceza infaz kurumu idaresinin her ay kurumda dezenfeksiyon ve böcek ilaçlama yaptığını kaydetmiştir. Ereğli Ceza İnfaz Kurumuna nakli sırasında maruz kaldığı aşağılayıcı muameleye ilişkin şikâyetiyle ilgili olarak mahkeme, yolculuğun iki saat sürdüğünü ve elindeki verilere göre minibüsün havalandırma sisteminde herhangi bir sorun olmadığını kaydetmiştir. Mahkeme, Okur’un ilgili infaz hâkimine, Cumhuriyet savcısına veya Adalet Bakanlığına yetersiz tutukluluk koşulları veya nakli hakkında şikâyette bulunmadığını ve bu nedenle yetkililere şikayetlerini soruşturma ve ele alma fırsatı vermediğini de eklemiştir.

Karar 10 Eylül 2020 tarihinde kesinleşmiştir.

(c) S. Ekim Davası

  1. Bu dava, Ekim’in tam yargı davasıyla ilgilidir; Ekim, ceza infaz kurumu idaresinin sosyal ve sportif faaliyetlere katılmasına izin vermemesi nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ekim, ilk olarak ilgili infaz hâkimine şikayette bulunduğunu ve hâkimin talebini reddettiğini; ancak temyiz üzerine ilgili ağır ceza mahkemesinin ceza infaz kurumu idaresinin kararını bozduğunu belirtmiştir. O tarihten itibaren Ekim sosyal ve sportif faaliyetlere katılabilmiştir. Ancak, kısıtlamanın uygulandığı 4 ay boyunca psikolojik sıkıntı çektiğini ileri sürmüş ve bu nedenle ceza infaz kurumu idaresinin hukuka aykırı eylemleri için tazminat talep etmiştir. Bolu İdare Mahkemesi 3 Şubat 2020 tarihli kararında söz konusu durumda ağır hizmet kusuru bulunmaması nedeniyle davanın koşullarının tazminat ödenmesini gerektirmediğini belirterek davayı reddetmiştir.

Hükümet görüşünde bu kararın kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

(d) M. Aydoğan Davası

  1. Bu dava, hüküm giymiş bir mahpusun ceza infaz kurumunda kaptığı bir enfeksiyonun infaz kurumu idaresi tarafından alınan bir dizi tutarsız karar yüzünden doğru tıbbi tesiste tedavi edilmemesi nedeniyle yüzünde oluşan kalıcı şekil bozukluğuyla ilgili tazminat talebine ilişkindir. Bursa İdare Mahkemesi 20 Kasım 2017 tarihli kararında mahpusun doktorlar tarafından tavsiye edilen bir tesiste tedavi edilmesini sağlamadığı için idarenin hizmet kusurunun bulunduğuna hükmetmiştir. Mahkemenin Mouisel / Fransa (no. 67263/01, AİHM 2002‑IX); Sakkopoulos / Yunanistan (no. 61828/00, 15 Ocak 2004); Mozer / Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD] (no. 11138/10, 23 Şubat 2016); Aleksanyan / Rusya (no. 46468/06, 22 Aralık 2008); ve Elefteriadis / Romanya (no. 38427/05, 25 Ocak 2011) kararlarına atıfta bulunarak, Bursa İdare Mahkemesi ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpusa yeterli tıbbi bakım sağlamaması nedeniyle mahpusun çektiği acıların Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali anlamına geldiğini kaydetmiş ve idarenin kendisine manevi tazminat ödemesine karar vermiştir.

Hükümet görüşünde bu kararın kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

(e) M. Yiğit Davası

  1. Dava, 7 Nisan 2020 tarihinde ceza infaz kurumunda solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle hayatını kaybeden mahkûmun babası tarafından açılan tam yargı davasına ilişkindir. Ordu İdare Mahkemesi 2 Haziran 2022 tarihli kararında söz konusu mahpusun çok kişinin kaldığı bir odada tutulurken komplikasyonlar geliştirdiğini ve ceza infaz kurumu idaresinin kendisini bir devlet hastanesine sevk etmesiyle hastaneye kaldırıldığını ve daha sonra öldüğünü kaydetmiştir. Ayrıca mahkeme mahpusu muayene eden ilk doktor hakkında devam etmekte olan bir ceza soruşturması bulunduğunu ve kusurlu sorumluluğa ilişkin sorunun ancak bu soruşturmanın sonucunda belirlenebileceğini kaydetmiştir. Bununla birlikte, Devletin Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca, bir kişinin hayatına yönelik riskin kendi eylemlerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılmaksızın, mahpuslar gibi himayesi altındaki kişileri hayatlarına yönelik risklerden koruma konusunda pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu nedenle Bursa İdare Mahkemesi, Devletin kusursuz sorumluluğu temelinde idarenin maddi ve manevi tazminat ödemesine karar vermiştir.

Hükümet görüşünde bu kararın kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

  1. Gözaltı koşulları

(a) Cüneyt Durmaz Davası

  1. Bu dava, Durmaz’ın polis tarafından gözaltında tutulduğu koşullarla ilgilidir. Gözaltında 9 gün kaldığını ve, diğer hususların yanı sıra, bu süre zarfında 10 metrekarelik bir odada 11 kişiyle birlikte tutulduğunu iddia etmiştir. Serbest bırakılmasının ardından Sözleşme’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Temyiz başvurusu Anayasa Mahkemesi önünde beklerken, Durmaz söz konusu polis memurları hakkında soruşturma yürütülmesi talebiyle savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık şikâyeti reddetmiş ve bu ret kararı sulh ceza hâkimliği tarafından onanmıştır. Durmaz daha sonra Ankara İdare Mahkemesi önünde tam yargı davası açmış ve polis tarafından gözaltında tutulduğu koşullar için tazminat talebinde bulunmuştur; bu mahkeme davayı görevsizlik nedeniyle reddetmiştir.

  2. Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 2021 tarihli kararının ardından (bkz. aşağıdaki paragraf 134-135), dava Ankara İdare Mahkemesi’ne iade edilmiştir. 20 Nisan 2022 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi Durmaz’ın iddialarının dayanaksız olduğunu ve her halükarda bir kanıtla desteklenmediğini tespit ederek davayı reddetmiştir. Ankara İdare Mahkemesinin kararı, Ankara Bölge Mahkemesinin 23 Kasım 2022 tarihli kararıyla onanmıştır.

(b) S. Kaya Davası

  1. Bu dava, S. Kaya’nın polis tarafından gözaltında tutulduğu altı günlük süreye ilişkindir. Kaya hukuka aykırı kelepçe kullanımı; yetersiz havalandırma, gıda ve hijyen; ve ilgili güvencelerin yokluğunda cep telefonuna el konulması gibi aşağılayıcı koşullarda tutulduğunu iddia etmiştir. İlk derece mahkemesi, polis gözaltısının adli mahkemelerin yetki alanına giren bir soruşturma bağlamında Cumhuriyet savcısının yetkisi dâhilinde olduğunu belirterek tazminat talebini görevsizlik nedeniyle reddetmiştir. S. Kaya’nın temyiz başvurusu üzerine Konya Bölge İdare Mahkemesi, adli mahkemelerin yetki alanına giren bir soruşturma kapsamında Cumhuriyet Savcısı tarafından gerçekleştirilen eylemler ile idari memurlar ve/veya kamu görevlileri tarafından Cumhuriyet Savcısının talimatlarına aykırı olarak veya bilgisi ya da yazılı talimatı olmaksızın gerçekleştirilen eylemler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Konya Bölge İdare Mahkemesine göre, idari memurlar ve/veya kamu görevlileri tarafından Cumhuriyet Savcısının talimatlarına aykırı olarak veya bilgisi ya da yazılı talimatı olmaksızın gerçekleştirilen eylemler idarenin sorumluluğunu devreye sokabilmektedir ve bu nedenle idari mahkemelerin yargı yetkisi kapsamındadır. Temyiz mahkemesi bu nedenle davayı yeniden görülmesi üzere geri göndermiştir.

Davanın geri gönderilmesinin ardından varılan sonuca ilişkin herhangi bir bilgi verilmemiştir.

  1. Geri gönderme merkezlerinde tutulma koşulları

  2. Hükümet, geri gönderme merkezlerinde idari gözetim altında tutulmalarının maddi koşullarına ilişkin olarak yabancılar tarafından açılan tam yargı davalarına ilişkin olarak farklı idare mahkemelerinin içtihatlarından örnekler sunmuştur. Söz konusu kişiler aşırı kalabalık, içme suyu ve yiyecek kalitesi, hijyen koşulları, pasif sigara içiciliği, temiz hava ve açık hava eksikliği gibi konular hakkında şikâyette bulunmuşlardır. Bu davacılar, idare mahkemelerine başvurdukları sırada ya gözetimleri sulh ceza hâkimlikleri veya Anayasa Mahkemesi tarafından hukuka aykırı ilan edildiği için ya da zaten sınır dışı edilmiş oldukları için artık idari gözetim altında değillerdi. İdare mahkemeleri, 2020-2022 yılları arasında verilen kararlarda Anayasa Mahkemesinin idare mahkemelerinin idari gözetim merkezlerindeki maddi tutulma koşullarından şikâyetçi olanlara tazminat ödenmesine hükmederek etkili bir hukuk yolu sağlayabileceğine ilişkin tutumunu, 30 Kasım 2017 tarihli kararından başlayarak, daha önceki içtihadının aksine değiştirdiğini gözlemlemiştir. Bu davalarda, bölge idare mahkemeleri görevsizlik kararı veren ilk derece mahkemelerinin kararlarını bozmuş ve davaları esastan incelenmesi için geri göndermiştir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerinin idari gözetim koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesinde öngörülen standartlara uymaması nedeniyle davacılara manevi tazminat ödenmesine hükmettiği iki karar örneği de bulunmaktadır.[3] Bu mahkemeler incelemelerinde, CPT’nin bulgularının yanı sıra yerel denetim raporlarına da dayanmışlardır.

  3. Anayasa Mahkemesi

    1. Mehmet Hanifi Baki Davası
  4. Bu bireysel başvuru, söz konusu tarihte Osmaniye 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan bir tutuklu tarafından yapılan aşırı kalabalık, sıcak suya erişimin yetersizliği ve havalandırma eksikliği şikâyetlerine ilişkindir. Osmaniye infaz hâkimliği ve ilgili ağır ceza mahkemesi, darbe sonrasındaki süreç nedeniyle ceza infaz kurumu nüfusunun arttığını gerekçe göstererek mahpusun şikâyetlerini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi Osmaniye ceza infaz kurumu idaresinden Baki’nin tutulduğu odanın maddi koşullarına ilişkin bilgi talep etmiştir. Bu doğrultuda ceza infaz kurumu idaresi Baki’nin 32,4 metrekarelik ortak alan, 32,4 metrekarelik yatakhane ve 33,75 metrekarelik havalandırma bahçesinden oluşan toplam 106 metrekarelik bir alana sahip A-38 no.lu odada tutulduğunu belirtmiştir. Bu odadaki ortalama nüfusun 25 mahpus olduğu ve her mahpusun 4,25 metrekare kişisel alana sahip olduğu belirtilmiştir. Odada 8 ranzanın bulunduğu ve bu nedenle 9 mahpusun yerdeki şiltelerde uyumak zorunda kaldığı ve uygulamada tüm mahpusların sırayla yerde uyuduğu, böylece hiç kimsenin sürekli olarak yerde uyumak zorunda kalmadığı ifade edilmiştir. Ancak ceza infaz kurumu idaresi Baki’nin kaç gün boyunca yerdeki şiltenin üzerinde uyuduğunu belirtmemiştir. Odada bir tuvalet, bir duş ve iki lavabo bulunmaktaydı ve dolayısıyla mahpuslar tuvalet ve duşu kullanmak için günde ortalama bir saate, lavaboları kullanmak için ise günde iki saate sahipti. Haftanın üç günü günde üç saat, diğer iki günü ise bir saat sıcak su sağlanmış ve mahpus başına 100 litre sıcak su verilmiştir. Ayrıca, her mahpusa günlük olarak içme veya diğer amaçlarla kullanılabilecek 180 litre su sağlanmıştır. Ceza infaz kurumu idaresi ayrıca havalandırma bahçesinin gündüz saatlerinde mahpusların kullanımına her gün açık olduğunu belirtmiştir. Ancak, ceza infaz kurumunun 700 mahkûmluk orijinal kapasitesinin ötesinde faaliyet gösterdiği ve 29 Temmuz 2017 tarihinde 1446 mahpusun bulunduğu kabul edilmiş ve bu bilginin Anayasa Mahkemesine verildiği tarihte bu sayının 1055’e düştüğü ifade edilmiştir.

  5. Anayasa Mahkemesi, 27 Haziran 2018 tarihinde, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddetmiştir. Mahkeme, ilk olarak Baki’nin gözaltı koşullarının yetersizliğine ilişkin şikâyetlerinin maddi koşullarla, özellikle de aşırı kalabalıkla ilgili olduğunu ve yetkililer tarafından aşağılayıcı veya kötü muamele olarak nitelendirilebilecek herhangi bir kasıtlı muamele ile ilgili olmadığını kaydetmiştir. Yetersiz sıcak su ve havalandırma eksikliği ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, söz konusu ceza infaz kurumunun yetkilileri tarafından sunulan bilgileri göz önünde bulundurarak iddiaların dayanaksız olduğuna karar vermiştir. Ayrıca mahkeme mahpusların tuvalet ve duş kullanımına ilişkin herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadıklarını, tuvalet ve duşun yaşam alanlarından ayrı olduğunu ve böylelikle mahremiyet sağlandığını ve bunların kirli olduğunun veya başka bir şekilde kullanıma uygun olmadığının iddia edilmediğini kaydetmiştir. Havalandırma ve havalandırma bahçesinin kullanımıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, Baki’nin bu konudaki şikâyetinin aşırı kalabalıkla ilgili olduğunu, çünkü tüm mahpusların aynı anda havalandırma bahçesini kullanmak istemeleri nedeniyle her bir mahpusun bu alandaki kişisel alanının büyük ölçüde azaldığından şikâyet ettiğini değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, havalandırma bahçesinin gündüz saatlerinde mahpusların kullanımına açık olduğunu ve bunun da tüm mahpusların bu alanı aynı anda kullanmak zorunda olmadığı anlamına geldiğini göz önüne alarak bu argümanın inandırıcı olmadığına karar vermiştir. Baki’nin aşırı kalabalık nedeniyle dönüşümlü olarak yerde bir şilte üzerinde uyumak zorunda kaldığı ve eşyalarını koyabileceği özel bir yer olmadığı yönündeki şikâyetiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ceza infaz kurumu nüfusunda ani ve öngörülemeyen bir artışa neden olduğunu değerlendirmiştir. Bu artış karşısında ceza infaz kurumu yetkilileri ilave ranzalar ve dolaplar ekleyerek ve yere serilecek şilteler sağlayarak odaların kapasitesini arttırmak için önlemler almıştır. Bu durumun bir süre devam ettiği doğruydu ancak diğer ceza infaz kurumlarına yapılan nakiller ve bazı tutukluların serbest bırakılması sonucunda ceza infaz kurumunun nüfusu azalmaya başlamıştı, durumun tamamen darbeyi takip eden süreçten kaynaklandığı anlaşılmaktaydı. Ayrıca, ceza infaz kurumu idaresi tarafından sunulan ölçülere ve hesaplama yöntemine dayanarak Anayasa Mahkemesi Baki’nin yaşam alanının 4.25 metrekare olduğunu ve bunun kabul edilebilir bir standart olduğunu belirtmiştir. Ceza infaz kurumunun mahpusların sırayla yerdeki şiltelerde uyuduğunu kabul etmiş olsa da, Anayasa Mahkemesi Baki’nin kendi kullanımı için bireysel ve temiz bir şilteye sahip olmadığı veya diğerleri uyurken beklemek zorunda kaldığı yönünde bir iddia bulunmadığını göz önünde bulundurarak bu durumun aşağılayıcı veya insanlık dışı muamele teşkil etmediğine karar vermiştir. Bu durum, mahpusların sırayla uyuması değil de sırayla yerde uyumaları şeklinde tanımlanmıştır. Son olarak, mahkeme Baki’nin kendisine ait bir dolabı olmamasının Sözleşme’nin 3. maddesine bir aykırılık teşkil edebileceğine kanaat getirmemiştir. Anayasa Mahkemesi hâkimlerinden biri söz konusu davada başvuranın bir yıldan uzun bir süredir aşırı kalabalık bir odada kaldığını, başvuran da dâhil olmak üzere bu odadaki mahpusların yerde, hatta bazen tuvaletin önünde uyuduklarını ve bunun kendi görüşüne göre aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini belirterek karşı oy kullanmıştır.

  6. İbrahim Kaptan davası

  7. Bu davadaki bireysel başvuru, Menemen T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda FETÖ/PDY ile ilgili suçlardan tutuklu bulunan mahpuslara yönelik olarak spor, sosyal ve eğitim faaliyetlerine getirilen kısıtlamalarla ilgilidir (bk. yukarıda paragraf 7). Kaptan, kendisine göre Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamele teşkil eden bu kısıtlamaların kaldırılması için Menemen T Tipi Ceza İnfaz Kurumu idaresine, ilgili infaz hâkimliğine ve ağır ceza mahkemesine şikayette bulunmuştur ancak istediği sonucu elde edememiştir. Kaptan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduktan bir yıl sonra ceza infaz kurumu idaresi, o dönemde FETÖ/PDY suçlamalarıyla ilgili olarak tutuklu bulunan mahpusların sayısını, davranışlarını ve ceza infaz kurumundaki güvenlik ve düzeni göz önünde bulundurarak bu kısıtlamalara son vermiştir.

  8. Anayasa Mahkemesi, 18 Temmuz 2018 tarihinde bireysel başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme ilk olarak darbe sonrasında alınan söz konusu tedbirlerin iç hukuka aykırı olmadığını ve o dönemde çok sayıda FETÖ/PDY ile ilgili tutuklu ve hükümlü olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu tedbirlerin terörizmle alakalı iletişimi engellemeyi ve böylece ceza soruşturmalarının güvenliğini sağlamayı ve ceza infaz kurumunda düzen ve güvenliği korumayı amaçladığını belirtmiştir. Mahkeme, Kaptan’ın FETÖ/PDY suçlamalarıyla ilgili olarak tutuklu bulunmayan diğer mahpusların katılabildiği oda dışı spor faaliyetlerine katılamadığını ve ceza infaz kurumunun kütüphanesini kullanmasına izin verilmediğini kaydetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, kısıtlamaların geçici olduğu, iki yıldan biraz fazla sürdüğü ve bu süre zarfında Kaptan’ın günde en az bir saat havalandırma bahçesinde vakit geçirebildiği ve ceza infaz kurumu dışından kitap ve süreli yayın almasının kısıtlanmadığı göz önüne alındığında, kısıtlamaların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki asgari ağırlık eşiğini aşmadığına karar vermiştir.

  9. Müjdat Gürbüz davası

  10. Bu davadaki bireysel başvuru, diğerlerinin yanı sıra, söz konusu ceza infaz kurumunda fotoğraf alınması veya değiş tokuş yapılması hususundaki kısıtlamalara ve havalandırma bahçesinin üzerinde tel örgü bulunmasına ilişkindi. 23 Mayıs 2018 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi söz konusu kısıtlamaların tutuklular ve ceza infaz kurumunun içerisindeki ve dışarıdaki FETÖ/PDY terör örgütü üyeleri arasında gerçekleşebilecek muhtemel iletişimi engellemeyi amaçladığını not ederek Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetin ilgili kısımlarını açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez ilan etmiştir.

  11. Hasan Çift davası

  12. Bu davadaki bireysel başvuru tutuklu bir mahpus tarafından aşırı kalabalığa ilişkin olarak yapılan bir şikâyete ilişkindir. 21 Ocak 2021 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi, Çift’in aşırı kalabalığa ilişkin şikayetini doğrudan ilgili infaz hâkimliğine sunduğunu ve infaz hakimliğinin de başvuranın ilk olarak ceza infaz kurumu idaresine başvurmaması nedeniyle şikayeti reddettiğini gözlemlemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, infaz hâkimliğinin Çift’in şikâyetini ceza infaz kurumu idaresine ilettiğini ancak Çift’in şikâyetini takip etmediğini ve bunun yerine bireysel başvuruda bulunduğunu kaydetmiştir. Çift’in tutukluluk koşullarını iyileştirme konusunda ceza infaz kurumu idaresinin ve ondan sonra da infaz hâkimliğinin daha iyi bir konumda olduğunu göz önünde bulunduran Anayasa Mahkemesi, hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

  13. Cüneyt Durmaz no.2 davası

  14. Davanın arka planı yukarıdaki paragrafta özetlenmiştir124; dava, Durmaz’ın 9 gün boyunca polis tarafından gözaltında tutulduğu sıradaki tutulma koşulları ile ilgilidir. 15 Aralık 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin bir karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi ilk olarak Durmaz’ın bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi önünde derdest iken idare mahkemesinin başvuranın tam yargı davasına ilişkin başvurusunu görevsizlik gerekçesiyle reddettiğini not etmiştir. Bu bağlamda, mahkeme başvuranın gözaltı koşulların yetersiz olduğuna dair Sözleşme’nin 3 ve 13. maddesi kapsamındaki şikâyetinin iki katmanlı olduğunu ve koşulları iyileştirebilecek önleyici bir hukuk yolunun ve söz konusu kötü muameleden kaynaklanan zarara yönelik telafi sağlayacak bir tazminat yolunun bulunmadığından şikâyetçi olduğunu not etmiştir. Ek olarak, Anayasa Mahkemesi tutulma koşulları bağlamında bir hukuk yolunun etkili olabilmesi için söz konusu yolun hem şikâyet edilen koşulları iyileştirecek hem de bahsi geçen koşullardan dolayı meydana gelen zararlara yönelik uygulanabilir bir tazminat hakkı sunacak kapasiteye sahip olmasının gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, bu anlamda etkili olarak değerlendirilebilmeleri için önleyici hukuk yollarının ve tazminat yollarının birbirini tamamlayıcı nitelikte olması gerektiğini kaydetmiştir. Kötü muamele yasağına atfedilen özel önem dikkate alındığında süregelen ihlali hızlı bir biçimde sona erdirebilecek bir hukuk yolu çok değerli ve hatta vazgeçilmezdir. Ancak, söz konusu kişinin bırakılmasıyla ya da Sözleşme’nin 3. maddesinin gereksinimlerine uygun koşullar altında tutulmaya başlanmasıyla dava konusu durum sona erdiğinde, bu kişi gerçekleşen ihlallere yönelik olarak uygulanabilir bir tazminat hakkına sahip olmalıdır. Buna örnek olarak kişinin gözaltından çıkarılıp bir tutukevine ya da ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi verilebilir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sürenin kısa olması dikkate alındığında söz konusu şartlarda önleyici bir hukuk yoluna başvurulması anlamsız olacağından dolayı tazminat yoluna başvurulmasının yeterli olacağını ve ilgilinin hemen tutuklu olarak ceza infaz kurumuna gönderilmesi halinde buradaki tutulma koşullarının yetersiz olduğunu iddia edecek olursa infaz hâkimliğine şikayette bulunabileceğini not etmiştir.

  15. Yukarıdaki ilkeler ışında Anayasa Mahkemesi, daha önceki bir davada idare mahkemeleri önünde açılan tam yargı davalarının karakoldaki gözaltı koşullarından şikâyetçi olan başvuranlar için etkili bir hukuk yolu sağlayabileceğine karar verdiğini yinelemiştir. Bir polis karakolunun yönetimi, denetimi ve işletilmesi bir kamu hizmeti teşkil ettiği için, bir polis karakolunun maddi koşullarının ve burada verilen kamu hizmetinin yetersizliğine ilişkin şikâyetler idare mahkemeleri tarafından incelenmektedir. Ancak, Durmaz’ın Ankara İdare Mahkemesi önünde açtığı tam yargı davasının görevsizlik gerekçesiyle reddedildiğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, davanın hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilemeyeceğini belirtmiştir. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi idare mahkemesinin kararını doğru bulmamıştır ve idare mahkemesinin davayı esastan incelemesinin gerektiğini not etmiştir. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi Sözleşme’nin 13. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir ve tekrardan incelenmesi için kararı iade etmiştir (Ankara İdare mahkemesinin iadeden sonra verdiği kararın özeti için bk. aşağıda paragraf 125).

  16. İlgili Uluslararası Belgeler

  17. CPT, 2017 yılında gerçekleştirdiği bir ziyarete ilişkin raporunda (CPT/Inf (2020) 22) başvuranların tutulduğu ceza infaz kurumlarının dışında ziyaret ettiği ceza infaz kurumlarına ilişkin olarak aşağıdaki gözlemlerde bulunmuştur (dipnotlar çıkarılmıştır, orijinale vurgu yapılmıştır):

“84. Türkiye’de ceza infaz kurumlarındaki nüfus endişe verici bir hızla artmaya devam etmektedir ve CPT’nin 2013 yılındaki son periyodik ziyareti sırasında 132.000 civarında olan ceza infaz kurumlarındaki nüfus 2017 ziyareti sırasında yaklaşık 221.000’e ulaşmıştır. Özellikle, tutuklu mahpusların sayısı 25.000’den 83.000’e yükselmiştir (aynı zamanda ceza infaz kurumlarındaki toplam nüfusun %38’ine tekabül etmektedir). Bu sırada, ceza infaz kurumlarının resmi kapasitesi 202.676’ya çıkarılmıştır (bu sayı 2013’de 147.266 idi).

Bu bağlamda CPT, 2017 yılında ziyaret edilen ceza infaz kurumlarının çoğunun aşırı kalabalık olduğunu belirtmekten derin endişe duymaktadır (bk. paragraflar 92 ve 93). Kurumların aşırı kalabalık olması bu kurumlardaki yaşamı çeşitli açılardan olumsuz etkilemektedir. Bu durum sıklıkla yaşam alanlarının sıkış tıkış olmasına, oda dışı aktivitelere ilişkin kısıtlamaların getirilmesine ve sağlık hizmetlerine aşırı bir düzeyde yük düşmesine neden olmaktadır.

...

  1. CPT, ceza infaz kurumlarının artmaya devam eden nüfuslarıyla mücadele etmek için bahsi geçen ceza infaz kurumlarındaki yatakhanelerin orijinal tasarımlarıyla öngörülen mahpus sayısından çok daha fazla mahpus barındırdıklarını belirtmekten endişe duymaktadır. Bunun sonucunda Batman M Tipi Ceza İnfaz Kurumunda ve Diyarbakır, Siirt ve Trabzon E Tipi Ceza İnfaz Kurumlarında aşırı kalabalık meydana gelmiştir. Örneğin, Siirt Ceza İnfaz Kurumunda 36 metrekare büyüklüğünde tek katlı bir yatakhanede 19 mahpus kalmaktaydı. Batman’da delegasyonun gördüğü yaklaşık 35 metrekarelik (tuvalet alanı hariç olmak üzere iki katın toplam yüzey alanı) yatakhanede 16 mahpusun kalmaktaydı. Bu ceza infaz kurumunda bulunan ve 75 metrekare alana sahip olan başka bir yatakhanede 34 mahpus kalmaktaydı.

...

Ayrıca, ziyaret edilen ceza infaz kurumlarının her birinde birçok odada mevcut yatak sayısından daha fazla mahpus kalmaktaydı; sonuç olarak, mahpuslar sıklıkla beton zemin üzerine yerleştirilmiş şilteler üzerinde uyumak zorunda kalıyordu. Dahası, bazı odalarda her mahpusa ayrı bir şekilde yatma imkânı sağlamak için yeterli sayıda ek şilte bile yoktu. Örneğin Batman’da delegasyon 33 mahpusun kaldığı iki katlı odada sadece 14 yatağın (yedi ranza) olduğunu gözlemlemiştir. Her iki katta da zemine (tuvalet kapısının önü ve merdiven altı da dâhil olmak üzere) koyulan şiltelerle 13 kişilik ek uyuyacak yer sağlanmıştır. Yerde daha fazla şilte için yer kalmadığından, altı mahpus gündüzleri uyumak zorunda kalmıştır.

Bu durumun bir dizi başka olumsuz etkisi de gözlemlenmiştir (örneğin, yetersiz sayıda sandalye, masa ve dolap; 30 ila 40 mahpusun tek tuvaleti paylaşmak zorunda kalması; vb.) Akşamları havalandırma bahçesinin kapısının kilitlenmesinin sonra ve sert hava koşullarında aşırı kalabalığın olumsuz etkilerinin daha da kötüleştiği vurgulanmalıdır.

  1. CPT’ye göre böyle bir durum, Devletin özgürlüğünden mahrum bıraktığı kişilere yönelik uygun yaşam koşulları sağlama sorumluluğunu da kapsayan yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele) kapsamında sorun yaratabilir.

...

  1. Delegasyon, ziyaret edilen ceza infaz kurumlarının her birinde mahpuslardan, büyük çoğunluğunun ceza infaz kurumunda para kazanmak için herhangi bir fırsatı olmamasına rağmen yatak çarşaflarının yanı sıra yatakhanelerinin temizliğinde kullanılacak temel hijyen malzemeleri ve temizlik ürünleri için para ödemek zorunda kalmalarına ilişkin birçok şikayet almıştır. Ek olarak, delegasyon Diyarbakır ve Trabzon E Tipi Ceza İnfaz Kurumlarında odanın içinde bulunan duşların çalışmadığını ve mahkûmların kovalarla yıkanmak zorunda kaldıklarını kaydetmiştir. Ayrıca, Siirt ve Trabzon’da sıcak su haftada sadece bir veya iki kez birkaç saatliğine mevcut bulunmaktaydı (bu süre zarfında mahkûmlar kendilerini ve kıyafetlerini yıkamak zorundaydı) ve bu da çok sayıda mahpusun bulunduğu odalarda özel bir sorun teşkil etmekteydi.

CPT, ziyaret edilen kurumlarda ve uygun olduğu ölçüde Türkiye’deki diğer ceza infaz kurumlarında tüm mahpuslara yatak çarşaflarının yanı sıra temel kişisel hijyen malzemelerinin (kadınlar için pedler dahil) ve odalarını temizlemek için gerekli malzemelerin ücretsiz olarak sağlanması noktasında ilgili adımların atılmasını tavsiye etmektedir. Diyarbakır, Siirt ve Trabzon E Tipi Ceza İnfaz Kurumlarında da mahpusların haftada en az iki kez sıcak duş alabilmelerini sağlamak üzere adımlar atılmalıdır.

...

  1. Ziyaret edilen ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalığın olumsuz sonuçlarından biri de mahpusların katılabileceği toplu faaliyetlerdeki azalma olmuştur. Kurumların genel hizmetlerinde (mutfak, yemek dağıtımı, vs.) ve bazı ceza infaz kurumlarında bulunan atölyelerde çalışan az sayıda mahpus dışında, ayda en fazla üç kez düzenlenen bir saatlik spor faaliyetleri ve sınırlı sayıdaki mesleki kurslar dışında, mahpuslara neredeyse hiçbir anlamlı oda dışı faaliyete katılma imkânı sunulmamıştır. Ayrıca Batman M Tipi Ceza İnfaz Kurumunda ve Diyarbakır, Siirt ve Trabzon E Tipi Ceza İnfaz Kurumlarında terörle ilgili suçlardan tutuklu veya hükümlü olan mahpusların herhangi bir toplu ortak faaliyete katılmalarına genellikle izin verilmemiştir.

...

  1. ... CPT, Türk makamlarına, Batman M Tipi Ceza İnfaz Kurumu, Diyarbakır D ve E Tipi Ceza İnfaz Kurumları ile Siirt ve Trabzon E Tipi Ceza İnfaz Kurumlarında (ve benzer durumun hüküm sürdüğü Türkiye’deki diğer tüm ceza infaz kurumlarında), yasal statülerine ve suç isnatlarına bakılmaksızın tüm mahpuslar için faaliyet rejimini önemli ölçüde iyileştirecek adımlar atmaları çağrısında bulunmaktadır. Burada amaç tüm mahpusların günün makul bir kısmını yatakhanenin dışında anlamlı ve çeşitli faaliyetlerle meşgul olmasını sağlamaktır (mesleki değeri olan bir iş, eğitim ve spor).

  2. Bakanlar Komitesi tarafından 11 Ocak 2006 tarihindeki Bakan Delegeleri 952. toplantısında kabul edilen ve Bakanlar Komitesi tarafından 1 Temmuz 2020 tarihinde Bakan Delegeleri 1380. toplantısında gözden geçirilerek değişiklik yapılan Bakanlar Komitesi’nin Avrupa Cezaevi Kurallarına Dair Üye Devletlere Rec(2006)2-rev Sayılı Tavsiye Kararı’nın ilgili kısımları şu şekildedir:
    “2. Bölüm

Alıkonma Koşulları

...

Yerleştirme ve Barındırma

Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelidirler.

Ceza infaz kurumlarına yerleştirmede devam eden adli süreç, emniyet ve güvenlik gerekleri ile tüm mahpuslar için uygun rejimlerin sağlanması gibi hususlar da dikkate alınmalıdır.

İlk yerleştirme ve sonrasında yapılacak nakiller sırasında, mümkün olabildiğince mahpuslara danışılmalıdır.

18,1. Mahpuslara sağlanan barınma yerleri ve özellikle yatakhane bölümleri, insan onuruna ve mümkün olabildiğince özel yaşama saygı gösterecek biçimde olmalı, iklim koşulları ve özellikle zemin alanı, havanın metreküp miktarı, aydınlatma, ısıtma ve havalandırma dikkate alınarak, sağlık ve temizlik gereklerini karşılamalıdır.

18,2. Mahpusların yaşadığı, çalıştığı veya bir araya geldiği tüm binalarda:

a. Pencereler mahpusların normal koşullarda gün ışığında okumalarını veya çalışmalarını mümkün kılmaya yeterli büyüklükte olmalı ve klima sistemiyle yeterli ölçüde bir havalandırmanın yapıldığı yerler hariç temiz havanın içeriye girmesi sağlanmalıdır.

b. Yapay aydınlatma, kabul edilmiş teknik standartlara uygun olmalıdır; ve

c. Mahpusların personel ile gecikmeksizin irtibat kurmasını mümkün kılan bir alarm sistemi olmalıdır.

18,3. Paragraf 1 ve 2 ‘de değinilen konulardaki özel asgari gereklilikler, ulusal mevzuatta düzenlenmelidir.

18,4. Ulusal mevzuat, ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalıklaşması sonucu bu asgarî gerekliliklerin ihlâl edilmesini önleyecek mekanizmalar öngörmelidir.

18,5. Mahpuslar, kendileri yatakhane bölümlerini paylaşmayı tercih etmedikleri sürece, geceleri tek kişilik odalarda kalmalıdır

18,6. Yatakhane bölümleri ancak paylaşıma uygunsa paylaşılmalı ve sadece birbiriyle geçinebilen mahpuslar aynı odaya yerleştirilmelidir.

18,7. Mümkün olabildiğince, mahpuslara, uyunacak yerleri başkalarıyla paylaşmaları istenmeden önce seçme hakkı tanınmalıdır.

18,8. Mahpusların belirli ceza infaz kurumlarına ya da ceza infaz kurumu içinde belirli bölümlere yerleştirilmesine karar verilirken, ayrı barındırma ihtiyaçları bakımından;

a. Tutuklu mahpusların hükümlülerden ayrı olmasına;

b. Erkek mahpusların kadın mahpuslardan ayrı olmasına; ve

Genç yetişkin mahpusların kendilerinden yaşça daha büyük mahpuslardan ayrı olmasına dikkat edilmelidir.

18,9. Mahpusların, düzenlenen etkinliklere birlikte katılmalarına imkân sağlamak amacıyla, 18.8. paragrafta düzenlenen ayrı barındırma gerekliliklerine istisnalar konulabilir; ancak mahpuslar birlikte kalmaya rıza göstermedikçe ve ceza infaz kurumu yetkililerince hepsi için en iyisinin öyle olacağına karar verilmedikçe, bu gruplar geceleri daima birbirinden ayrılmalıdırlar

18,10. Bütün mahpusların kaldıkları yerlerde, kaçma ve kendilerine veya başkalarına zarar verme tehlikesine karşı asgarî sınırlayıcı güvenlik düzenlemeleri yapılmalıdır.

Hijyen

19.1 Ceza infaz kurumlarının bütün bölümleri her zaman gerekli şekilde bakımlı ve temiz tutulmalıdır.

19.2 Mahpuslar ceza infaz kurumuna kabul edildiklerinde kalacakları odalar veya diğer barınma alanları temiz olmalıdır.

19.3 Mahpuslar, hijyen ve mahremiyetin gözetildiği tuvalet ve lavabo imkânlarına her an ulaşabilmelidirler.

19.4 Genel hijyenin sağlanması için her mahpusun, iklime uygun sıcaklıkta ve mümkünse her gün, değilse haftada en az iki kez (veya gerekiyorsa daha sık olarak) banyo veya duş yapabilmesi için uygun tesisler sağlanmalıdır.

19.5 Mahpuslar kendilerini, giysilerini ve kaldıkları yerleri temiz ve düzenli tutmalıdırlar.

19.6 Mahpusların temizlik koşullarını yerine getirebilmeleri için cezaevi yetkilileri onlara tuvalet malzemeleri de dâhil olmak üzere genel temizlik gereç ve malzemelerini sağlamalıdırlar.

...

Giyim ve Yatak Malzemeleri

...

  1. Her mahpusa, düzenli biçimde muhafaza edilen ayrı bir yatak ile temiz tutulmasının sağlanması için gerekli sıklıkta değiştirilen ayrı ve uygun bir nevresim takımı sağlanmalıdır.

...

Ceza İnfaz Kurumu Rejimi

25.1 Bütün mahpuslara sağlanan genel rejim, dengeli bir faaliyet programı sunmalıdır.

25.2 Bu rejim, bütün mahpusların yeterli bir insanî ve sosyal etkileşim için, gerektiği kadar odalarının dışında zaman geçirmelerine imkân vermelidir.

25.3 Rejim, mahpusların refahına ilişkin ihtiyaçları da karşılamalıdır.

...

Çalışma

26.1 Ceza infaz kurumunda çalışma, ceza infaz kurumu rejiminin pozitif bir unsuru olarak görülmeli ve asla bir ceza olarak kullanılmamalıdır.

26.2 Ceza infaz kurumu yetkilileri mahpuslara faydalı ve yeterli iş imkânı sağlamak için çaba göstermelidir.

...

Açık Hava Egzersizi ve Boş Zaman Faaliyetleri

27.1 Eğer hava koşulları elveriyorsa, her mahpusun günde en az bir saat açık havaya çıkarak egzersiz yapmasına fırsat verilmelidir.

27.2 Eğer hava elverişsiz olursa mahpusların egzersiz yapmalarına imkan sağlayan alternatif düzenlemeler yapılmalıdır.

27.3 Mahpusların bedensel sağlıklarını geliştirmek ve uygun egzersizler ile boş zaman etkinliklerine imkân sağlamak amacıyla doğru bir biçimde organize edilen faaliyetler, cezaevi rejiminin ayrılmaz bir parçasını oluşturmalıdır.

27.4 Ceza infaz kurumu yetkilileri uygun tesisat ve ekipman sağlayarak bu tür faaliyetleri kolaylaştırmalıdır.

27.5 Ceza infaz kurumu yetkilileri ihtiyaç duyan mahpuslar için özel faaliyetler organize edilmesine yönelik düzenlemeler yapmalıdır.

27.6 Spor, oyunlar, kültürel faaliyetler, özel hobiler ve diğer boş zaman uğraşlarına imkân sağlanmalı ve mümkün olabildiğince mahpusların bu etkinlikleri organize etmelerine izin verilmelidir.

27.7 Mahpusların egzersiz esnasında ve eğlendirici faaliyetlere katılmaları için birbirleriyle bir araya gelmelerine izin verilmelidir.

Eğitim

28.1 Her ceza infaz kurumu, mahpusların beklentilerini de dikkate alarak, bireysel eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için onlara mümkün olabildiğince ayrıntılı ve anlaşılır eğitim programları sağlamaya çalışmalıdır.

..."

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

  1. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

  2. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, Mahkeme İçtüzüğünün 42 § 1 maddesi uyarınca bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.

II. Hükümet tarafından sunulan ilk itirazlar

  1. Hükümet, 5885/20 ve 18001/20 sayılı başvurularla ilgili olarak sunduğu görüşlerinde bu davalardaki başvuranların bir temsilci tayin etmediklerini ve Bölüm Başkanının bu başvuranlara Mahkeme önünde kendilerini temsil etmeleri için izin vermediği sürece, Mahkemenin bu davaları incelememesi gerektiğini savunmuştur. Hükümet ayrıca Sözleşme’nin 37 § 1 (a) maddesi uyarınca Mahkemeden başvuruları kayıttan düşürmesi hususunda talepte bulunmuştur.

  2. Mahkeme, başvuruların hükümete bildirildiği sırada Bölüm Başkanının bir avukat tarafından temsil edilmeyen başvuranlara Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36 § 2 maddesi kapsamında kendilerini savunması için izin verdiğini not etmiştir. Dolayısıyla, Hükümetin ileri sürdüğü itirazın reddedilmesi gerekmektedir.

III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuranlar ilgili ceza infaz kurumlarındaki tutukluluk koşullarının aşağıda verilen Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından öngörülen insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye maruz kalmama haklarını ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir:

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

  1. Kabul Edilebilirlik Hakkında

    1. İç hukuk yollarının tüketilmesi
  2. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazlarda bulunmuştur.

(a) 5885/20, 7540/20 ve 16577/20 sayılı başvurularda ceza infaz kurumu idare kuruluna şikâyette bulunulmaması

(i) Tarafların Beyanları

  1. Hükümet, başvuranlar Ruhi Hallaçoğlu, Aşkın Şanlı ve Kahraman Yıldırım’ın şikâyetlerini öncelikle ilgili ceza infaz kurumu idarelerine iletmeden doğrudan infaz hâkimliklerine sunmuş olmaları nedeniyle başvurularının iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu bağlamda, Hükümet Anayasa Mahkemesinin içtihadına başvurmuştur (bk. yukarıda paragraf 133).

  2. Başvuran Kahraman Yıldırım, Hükümet’e katılmayarak aslında aşırı kalabalıkla ilgili olarak önce söz konusu ceza infaz kurumu idaresine şikâyette bulunduğunu ancak idarenin cevap vermemesi üzerine şikâyetini esastan inceleyen infaz hâkimliğine şikâyette bulunduğunu ileri sürmüştür. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi Hasan Çift ile ilgili içtihadına dayanmamış ancak Mehmet Hanifi Baki davasına atıfta bulunarak başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez ilan etmiştir.

Diğer başvuranlar, bu hususta görüş bildirmemiştir.

(ii) Mahkemenin Değerlendirmesi

  1. Mahkeme, Vučković ve Diğerleri / Sırbistan davasında ortaya konan iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin genel ilkelere atıfta bulunmaktadır ((ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 diğer, §§ 69-77, 25 Mart 2014) ve Gherghina / Romanya ([BD] (k.k.), no. 42219/07, §§ 83-88, 9 Temmuz 2015).

  2. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin bir dereceye kadar esnek şekilde ve aşırı şekilcilikten uzak bir biçimde uygulanması gerektiğini yinelemekle birlikte, bu hükmün normalde Mahkemenin önüne sonradan getirilmesi amaçlanan şikâyetlerin en azından özü itibariyle ve iç hukukta öngörülen şekil şartlarına ve süre sınırlamalarına uygun olarak ilgili yerel mahkemelere yapılmış olmasını gerektirmektedir. Ancak, kanunda öngörülen şekillere uymamasına rağmen yetkili makamın itirazın esasını incelediği durumlarda, iç hukuk yollarının tüketilmemesinin başvuran aleyhine değerlendirilemeyeceğini de belirtmektedir (bk., diğerleri arasında, Gäfgen / Almanya [BD], no. 22978/05, § 143, AİHM 2010, ve Magyar Kétfarkú Kutya Párt / Macaristan [BD], no. 201/17, § 53, 20 Ocak 2020). Kural olarak, başvuranlardan, ilgili ulusal makamların tüketmek zorunda kalmayacakları bir hukuk yolunu kullanmalarını talep etmek gereğinden fazla şekilci olacaktır (bk. Vučković ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 76 ve Ulemek v. Hırvatistan, no. 21613/16, § 77, 31 Ekim 2019).

  3. Mevcut davalarda Mahkeme, söz konusu başvuranların tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetlerini ilgili infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri önünde ve son olarak da Anayasa Mahkemesi önünde dile getirdiklerini not etmiştir. Bu yerel mahkemelerin hiçbiri, başvuranların öncelikle ceza infaz kurumu idaresine şikâyette bulunma gerekliliğine uymadıklarına yönelik değerlendirmede bulunmamıştır. Ek olarak, bütün bu yerel mahkemeler başvuranların şikâyetlerinin esasını incelemiştir. Bu koşullar altında başvuranların Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarını tüketmediği söylenemez. Dolayısıyla, Hükümetin itirazının bu kısmı reddedilmelidir.

(b) 6489/20 sayılı başvuruda ceza infaz kurumu idaresine ve infaz hâkimine şikâyette bulunulmaması

(i) Tarafların beyanları

  1. Hükümet, başvuran Davut Tek ile ilgili olarak başvuranın ceza infaz kurumu idaresine ve infaz hâkimine tutukluluk koşullarına, özellikle de aşırı kalabalık olduğu iddiasına ilişkin şikâyette bulunmadığını, bunun yerine Cumhuriyet Savcısına suç duyurusunda bulunduğunu ileri sürmüştür. Hükümet suç duyurusunun bu bağlamda etkili bir hukuk yolu olmadığını ileri sürmüştür. Hükümete göre, Anayasa Mahkemesinin başvuranın bireysel başvurusunu aşırı kalabalık hususuyla ilgili olmayan Müjdat Gürbüz davasına atıfta bulunarak reddetmiş olması, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetini ulusal düzeyde doğru bir şekilde dile getiremediğinin bir başka kanıtıdır.

  2. Başvuran, Nevşehir E-Tipi Ceza İnfaz Kurumu’na kabulü sırasında maruz kaldığı insanlık dışı muameleden ve C-11 hücresindeki aşırı kalabalıktan şikâyetçi olarak Nevşehir Cumhuriyet Savcısına usulüne uygun bir suç duyurusunda bulunduğunu belirtmiştir. Ancak Cumhuriyet Savcısı ve Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın şikâyetini yetkisizlik gerekçesiyle reddetmiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin kararında başvuranın şikâyetini incelemiş ve iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmamıştır. Son olarak başvuran, Hükümetin, bir infaz hâkiminin aşırı kalabalıkla ilgili bir şikâyeti giderdiğine ilişkin bir kararını sunarak, infaz hâkimine şikâyette bulunmanın etkili olduğunu göstermede başarısız olduğunu ileri sürmüştür.

(ii) Mahkemenin değerlendirmesi

  1. Mahkeme, sadece tüketilebilecek iç hukuk yollarının etkin başvuru yolları olduğunu yinelemektedir. Hükümet, Mahkemeyi söz konusu iç hukuk yolunun ilgili dönemde etkili olduğuna ve teoride ve pratikte mevcut olduğuna ikna etmekle yükümlüdür. Söz konusu koşul yerine getirildiğinde, Hükümet tarafından ileri sürülen hukuk yolunun tüketildiğini veya davanın kendine özgü koşullarında, bazı sebeplerden ötürü yetersiz ve etkisiz olduğunu veya kendisini bu gereklilikten muaf tutan özel koşulların mevcut olduğunu başvuranın ispatlaması gerekmektedir (bk. Ananyev ve Diğerleri / Rusya, no. 42525/07 ve 60800/08, § 94, 10 Ocak 2012).

  2. Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında yapılan tutulma koşullarının insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele oluşturduğuna ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak iki türlü giderim mümkündür. Bunlar tutulma koşullarının iyileştirilmesi ve kötü tutulma koşullarından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Bu nedenle, bu tür koşullarda tutulan bir kişi için, devam eden ihlali hızlı bir şekilde sona erdirebilecek bir hukuk yolu çok değerli olup Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki hakka atfedilen özel önem göz önüne alındığında gerçekten de elzemdir. Bununla birlikte, söz konusu kişi serbest bırakıldığı veya Sözleşme’nin 3. maddesi gerekliliklerini karşılayan koşullara yerleştirildiği için itiraz edilen durum sona erdiğinde, hâlihazırda gerçekleşmiş olan herhangi bir ihlal için uygulanabilir bir tazminat hakkına sahip olmalıdır. Başka bir deyişle, bu alanda, önleyici ve telafi sağlayan hukuk yollarının etkili sayılabilmesi için birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmaları gerekmektedir (Ananyev ve Diğerleri / Rusya, §§ 96-98 ve 214).

  3. Mahkeme, ilk olarak, başvuran Davut Tek’in, diğer başvuranlardan farklı olarak, ilgili infaz hâkimi önünde şikâyet prosedürüne başvurmadığını, ancak aşırı kalabalığı ilişkin şikâyetiyle ilgili olarak Cumhuriyet Savcısına suç duyurusunda bulunduğunu kaydetmektedir. Başvuran şikâyetinin reddedilmesinin ardından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ancak Anayasa Mahkemesi Müjdat Gürbüz ile ilgili içtihadına dayanarak başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu beyan ederek reddetmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın şikâyetinin esasını inceleyen yerel mahkemelerin hiçbirinin başvuranın sonuç alamayacağı bir hukuk yoluna başvurduğu yönünde bir tespitte bulunmadığını kaydetmektedir.

  4. Hükümet, infaz hâkimi önündeki şikâyet prosedürünün bu bağlamda etkili bir önleyici iç hukuk yolu olduğunu savunurken, Mahkeme bu prosedürün uygulamadaki etkinliği konusunda ikna olmamıştır. İlk olarak, başvuranların davalarında ilgili infaz hâkimleri tarafından verilen kararlar da görüldüğü üzere, infaz hâkimleri, ceza infaz kurumu nüfusunu azaltmanın ceza infaz kurumu idaresinin yetkisi dâhilinde olmadığını ve dahası aşırı kalabalık durumunun darbe girişiminin ardından ceza infaz kurumu nüfusundaki artışla ilgili sistemik bir sorundan kaynaklandığını, mevzuatta belirtildiği üzere (bk. yukarıda 107, 108 ve 111-112. paragraflar) mahpusların başka bir hücreye veya başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesinin mümkün olmadığının anlaşıldığını düşünmektedir. Her halükarda, Mahkeme, aşırı kalabalığın sistemik bir sorundan kaynaklandığı ve yetkililerin çok sayıda eşzamanlı taleple karşı karşıya kaldığı durumlarda, sistemi bir bütün olarak ele almak yerine, diğer tutukluların zararına ve pahasına yalnızca bireysel şikâyette bulunanlara yardımcı olan tedbirlerin etkili sayılamayacağını gözlemlemektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 111; Varga ve Diğerleri / Macaristan, no. 14097/12 ve diğer 5 başvuru, § 63, 10 Mart 2015, Mironovas ve Diğerleri / Litvanya, no. 40828/12 ve diğer 6 başvuru, § 104, 8 Aralık 2015 ve Torreggiani ve Diğerleri / İtalya, no. 43517/09 ve diğer 6 başvuru, § 54, 8 Ocak 2013, kıyaslayınız ve karşılaştırınz Stella ve Diğerleri / İtalya (k.k.), no. 49169/09 ve diğer 10 başvuru, §§ 50-52, 16 Eylül 2014). İkinci olarak, ulusal mevzuat, infaz hâkimlerinin mahpusların barınma, nakil ve diğer maddi tutulma koşullarına ilişkin karar almalarına izin verirken, infaz hâkimlerinin diğer kümülatif koşullar ışığında mahpusların yeterli yaşam alanına sahip olup olmadıklarını somut olarak değerlendirmelerine olanak tanıyacak kişisel alana ilişkin belirli bir asgari standart içermemektedir (bk. yukarıda 137. paragrafta belirtilen Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 18.3 ve 18.4 maddeleri ve Neshkov ve Diğerleri / Bulgaristan, no. 36925/10 diğer 5 başvuru, § 203, 27 Ocak 2015). Üçüncü olarak, Hükümet, Mahkemeye, sorunun niteliğinin Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle ilgili çok sayıda tutuklama nedeniyle ceza infaz kurumu nüfusundaki ani ve beklenmedik artıştan kaynaklandığı ve bu nedenle sistematik olduğu bu özel bağlamda, bir infaz hâkiminin telafi sağladığı karar örneklerini sunmamıştır. Bu koşullar altında Mahkeme, daha önce erişilebilir bir hukuk yolu olarak gördüğü ve muhtemel surette (priori) yetersiz maddi tutulma koşullarının telafisini sağlayabilecek olan infaz hâkimi önündeki şikâyet prosedürünün, somut başvuranlara ilişkin koşullarda etkisiz olduğunu düşünmektedir (bk. Sakin / Türkiye (k.k.), no. 20616/13, §§ 33-35, 28 Haziran 2016). Bu bulgu doğrultusunda ve Anayasa Mahkemesinin tespiti (bk. yukarıda 41. paragraf) göz önünde bulundurulduğunda, başvuran Davut Tek’in başvurusu, bir infaz hâkimi önünde şikâyette bulunmadığı gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilemez.

(c) Başvuranların tazminat için hukuk veya idare mahkemelerine başvurmamaları

(i) Tarafların beyanları

  1. Hükümet, ilk olarak, başvuranların, ceza infaz kurumu uygulamalarından kaynaklanan zararlara ilişkin olarak asliye hukuk mahkemelerinden tazminat talep etmediklerini ileri sürmüştür. Hükümet söz konusu hukuk yolunun etkinliğini kanıtlamak için, Uyuşmazlık Mahkemesinin ceza infaz kurumuna yapılan ziyaretler sırasında hediye verilmesine ilişkin olarak ceza infaz kurumu yönetiminin keyfi bir uygulama yaptığı iddiasıyla ilgili tazminat talebiyle ilişkili olan A.K. davasında verdiği karara atıfta bulunmuştur (bk. yukarıda 115-117. paragraflar). Hükümete göre, bir hukuk mahkemesinin tazminata hükmeden bir kararının olmaması, bu hukuk yolunun uygulamada etkisiz olduğunun göstergesi olduğu anlamına gelemez. Hükümete göre belirleyici olan, Uyuşmazlık Mahkemesinin, hukuk mahkemelerinin ceza infaz kurumu uygulamalarına ilişkin iddiaları inceleme ve bu tür iddiaların sağlam temellere dayandığı durumlarda tazminata hükmetme yetkisine sahip olduğu yönündeki tespitiydi.

  2. Hükümet ek görüşlerinde, başvuranların idare mahkemeleri nezdinde tam yargı davası açmadıklarını ileri sürmüştür. Hükümet bu hukuk yolunun etkinliğini kanıtlamak için, Anayasa Mahkemesinin Cüneyt Durmaz (no. 2) davasındaki kararına (bk. yukarıda 134-135. paragraflar) ve benzer bağlamlarda verilen idare mahkemesi kararlarına (bk. 118-127. paragraflar) dayanmıştır. Hükümet Mironovas ve Diğerleri (yukarıda anılan, § 85) ve Ščensnovičius/Litvanya (no. 62663/13, §§ 71-73, 10 Temmuz 2018) davalarına ve ikincillik ilkesine dayanarak, bir kişinin serbest bırakılması veya Sözleşme’nin 3. maddesinin gerekliliklerini karşılayan bir kuruma yerleştirilmesi nedeniyle itiraz edilen durum sona erdiğinde, kişinin telafi sağlayabilen bir hukuk yoluna başvurması gerektiğini savunmuştur. Hükümet bu bağlamda, başvuranlar Ahmet İlerde, Davut Tek, Kemalettin Erel ve Harun Altun’un Mahkemeye şikâyette bulundukları sırada ilgili ceza infaz kurumlarında tutuklu bulunmadıklarını kaydetmiştir. Ancak başvuranlar idare mahkemeleri nezdinde tazminat talep etme girişiminde bulunmamışlardır. Diğer başvuranlara ilişkin olarak, Hükümet, bu kişilerin de idare mahkemeleri nezdinde tam yargı davalarından yararlanma girişiminde bulunmaları gerektiğini düşünmektedir, çünkü başvuruları Mahkemeye yapıldığında ve her halükarda başvuruları Mahkeme nezdinde beklerken, ya tutukluluklarının maddi koşulları iyileşmiştir ya da mahkûm edilenlerin tutukluluk rejimleri hükümlü mahpuslarınkine dönüşmüştür.

  3. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru da dâhil olmak üzere, mevcut tüm hukuk yollarını kullandıklarını, ancak bunların etkili olmadığını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca başvuranlar, Hükümetin, hem asliye hukuk mahkemelerinin hem de idare mahkemelerinin bu bağlamda tazminat ödemeye yetkili olduğu yönündeki argümanının tutarsız ve karışık olduğunu ve her halükarda ulusal uygulamadaki belirsizliğin bir göstergesi olduğunu düşünmektedirler. Başvuranlar ayrıca, Anayasa Mahkemesinin polis tarafından gözaltında iken uygun olmadığı iddia edilen tutukluluk koşullarında tutulan kişilerin idare mahkemeleri nezdinde tam yargı davası açmalarının gerekli olduğuna karar verdiği Cüneyt Durmaz no. 2 davasının, tutukluluk süresinin kısalığının önleyici bir hukuk yoluna başvurmayı gereksiz kıldığı polis gözaltısının koşullarıyla ilişkili olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak, başvuranların davaları daha uzun süreli tutukluluğa ilişkindi ve daha da önemlisi, başvuranların amaçları iç hukuktaki yargılamalar boyunca devam eden ihlalleri durdurmak için önleyici bir hukuk yolu elde etmekti. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Cüneyt Durmaz no. 2 kararının bu konuda iç hukukta yeni bir emsal teşkil ettiği kabul edilse bile, bu kararın kendi durumlarına uygulanamayacağını, çünkü bu kararın Mahkemeye başvurduktan sonra verildiğini belirtmişlerdir. Başvuranlar son olarak, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk koşullarının yetersizliğine ilişkin bireysel başvurularını açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddettiğini belirtmişlerdir. Anayasa Mahkemesinin bu kararlarından ardından yerel mahkemelerin hiçbiri kendilerine tazminat verememiştir.

(ii) Mahkemenin değerlendirmesi

(α) Genel İlkeler

  1. Mahkeme, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye karşı korunma hususundaki temel hakkın söz konusu olduğu durumlarda, önleyici ve telafi sağlayan hukuk yollarının etkili sayılabilmesi için birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmaları gerektiğini yinelemektedir. Önleyici bir hukuk yolunun varlığı, Sözleşme’nin 3. maddesinde bireylerin yasaklanan türden muamelelere karşı etkili bir şekilde korunması için elzemdir. Nitekim Sözleşme’nin bu hükme verdiği özel önem, Mahkemenin görüşüne göre, Taraf Devletlerin, telafi sağlayıcı bir hukuk yolunun ötesinde, bu tür muamelelere hızlı bir şekilde son vermek için etkili bir mekanizma oluşturmasını gerektirmektedir. Aksi takdirde, gelecekte tazminat alma imkânı, Sözleşme’nin bu esas hükmüne aykırı olarak, özellikle ciddi ıstırabın yasallaşmasına yol açacaktır (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 98 ve Yarashonen / Türkiye, no. 72710/11, § 61, 24 Haziran 2014).

  2. Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin gereklilikleriyle bağdaşmayan koşullarda tutulan bir kişi için, devam eden ihlali hızlı bir şekilde sona erdirebilecek bir hukuk yolunun çok değerli olduğunu ve nitekim bu madde kapsamındaki hakka atfedilen özel önem göz önüne alındığında elzem olduğunu yinelemektedir. Ancak, söz konusu kişi serbest bırakıldığı veya 3. maddenin gerekliliklerini karşılayan koşullara yerleştirildiği için ihtilaflı durum sona erdiğinde, hâlihazırda gerçekleşmiş olan herhangi bir ihlal için uygulanabilir bir tazminat hakkına sahip olmalıdır (bk. yukarıda anılan Neshkov ve Diğerleri, § 181 ve Ulemek, § 71).

  3. Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesi amacıyla, Mahkeme, başvuranların tutuklulukları sırasında kullanabilecekleri ve kullanmaları gereken etkili bir yol sağlayan önleyici bir hukuk yolunun yokluğunda, yetersiz olan tutukluluk koşullarını sona erdikten sonra telafi sağlayacak bir hukuk yolunun kullanılmasının normalde etkili bir hukuk yolu olduğuna karar vermiştir (bk. Bizjak / Slovenya (k.k.), no. 25516/12, § 28, 8 Temmuz 2014 ve J.M.B. ve Diğerleri / Fransa, no. 9671/15 ve diğer 31 başvuru, § 163, 30 Ocak 2020). Bununla birlikte, etkili bir önleyici hukuk yolunun tespit edildiği durumlarda, tutulan başvuranlar, kural olarak, bu hukuk yolunu kullanma yükümlülüğünden muaf tutulamazlar. Başka bir deyişle, başvuranlar şikâyetlerini Mahkemeye sunmadan önce, öncelikle mevcut ve etkili önleyici hukuk yolunu ve ardından, uygunsa, ilgili telafi sağlayacak hukuk yolunu uygun şekilde kullanmaları gerekmektedir (bk. Sukachov / Ukrayna, no. 14057/17, § 113, 30 Ocak 2020 ve yukarıda anılan Ulemek, §§ 86-88)

  4. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini yinelemektedir (bk. Baumann / Fransa, no. 33592/96, § 47, AİHS 2001-V (alıntılar)). Bu bağlamda, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olduğunu düşündüğü koşullar altında tutuklu bulunan ve serbest bırakıldıktan sonra Mahkemeyi bilgilendiren bir kişinin durumu, halen tutuklu bulunup şikâyetçi olduğu koşullar altında bulunan bir kişinin durumundan farklıdır (bk. Igbo ve Diğerleri / Yunanistan, no. 60042/13, § 28, 9 Şubat 2017). Mahkemenin bu alandaki içtihadı, bir başvuranın iç hukuka aykırı olarak tutuklanmasından şikâyet ettiği ve tutukluluğun sona erdiği durumlarda, iddia edilen ihlalin olduğunun kabul edilmesine ve tazminata hükmedilmesine yol açabilecek bir tazminat talebinin, ilke olarak, uygulamadaki etkililiğinin ikna edici bir şekilde ortaya konması halinde takip edilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu göstermektedir (bk, diğer kararlar arasında, Selahattin Demirtaş / Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, §§ 207-8, 22 Aralık 2020).

(β) Söz konusu ilkelerin uygulanması

  1. Somut davalara dönüldüğünde, Mahkeme en başta, ceza infaz kurumu yetkililerine karşı tazminat talebinde bulunulduğunda, iç hukukta ve uygulamada hangi yargılama türünün - idari veya hukuk - takip edileceği konusunda bir karışıklık olduğunu belirtmektedir. Bir tarafta Uyuşmazlık Mahkemesi, ceza infaz kurumu yetkililerinin eylemlerine karşı tazminat taleplerini incelemeye asliye hukuk mahkemelerinin yetkili olduğuna karar verirken (bk. yukarıda 115-117. paragraflar), diğer taraftan bazı idare mahkemeleri, davacıların özgürlüklerinden mahrum bırakıldığı durumlarda, bazıları aşırı kalabalık iddialarını da içeren çeşitli talepleri incelemiştir (bk. yukarıda 118-127. paragraflar). Ayrıca Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin idari gözetim ve polis tarafından gözaltında tutulma bağlamında geriye dönük (ex post facto) olarak tazminata hükmedebileceği kanaatine varmıştır. Her halükarda söz konusu hukuk yolunun etkili kabul edilebilmesi için, başvuranın uygun olmayan tutukluluk koşullarında kaldığı sürenin kısalığının önleyici etkiyi boşa çıkardığı durumlar haricinde, sadece uğranılan zararın tazminine değil, durumun iyileştirilmesine yol açması gerekir (bk. Orchowski / Polonya, no. 17885/04, § 108; yukarıda anılan Torreggiani ve Diğerleri, § 50; Vasilescu / Belçika, no. 64682/12, § 70 ve § 128, 25 Kasım 2014 ve yukarıda anılan Ulemek, § 88). Dolayısıyla, hukuk mahkemelerinin veya idare mahkemelerinin tutukluluk koşullarına ilişkin tazminat taleplerini incelemeye yetkili olduğuna bakılmaksızın, Mahkeme, söz konusu telafi edici hukuk yolunun, bu koşullarda tutulmaya devam eden davacıların tutukluluk koşullarının iyileştirilmesine yol açmaması anlamında önleyici bir bileşeni olmadığını gözlemlemektedir; Mahkeme nezdinde, yerel mahkemelerin - asliye hukuk mahkemeleri veya idare mahkemelerinin - bir durumu değiştirmek için ihtiyati tedbir şeklinde veya başka bir şekilde acil tedbirler uyguladığı (veya uygulayabileceği) gösterilmemiştir (bk. yukarıda anılan Orchowski, § 108 ve ayrıca bakınız, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Mandić ve Jović / Slovenya, no. 5774/10 ve 5985/10, § 114, 20 Ekim 2011 ve Singh ve Diğerleri / Yunanistan, no. 60041/13, § 37, 19 Ocak 2017).

  2. Ahmet İlerde, Davut Tek, Kemalettin Erel ve Harun Altun dışındaki başvuranların Mahkemeye başvurdukları sırada ilgili ceza infaz kurumlarında yetersiz olduğu iddia edilen koşullarda tutulmaya devam edildikleri göz önüne alındığında, Mahkeme, tazminat davalarının açılmasının durumlarını düzeltemeyeceğini tespit etmiştir.

  3. Mahkemeye başvurdukları sırada artık tutuklu olmayan başvuranlarla ilgili olarak, telafi sağlayacak bir hukuk yolunun kullanılması, ancak böyle bir hukuk yolunun ilgili zamanda etkili olması halinde gerekli olabilirdi. Bu bağlamda Mahkeme, Hükümetin asliye hukuk mahkemeleri nezdinde bu tür bir telafi yoluna ilişkin yerleşik bir iç hukuk uygulamasının varlığını göstermediğini, ancak sadece bir davadan bahsedebildiğini ve bahsedilen davanın da kesinlikle maddi tutulma koşullarıyla ilgili olmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu hukuk yolunun bu başvuranların davalarının koşullarında etkili olduğuna ikna olmamıştır.

  4. İdare mahkemesi nezdinde tam yargı davasına ilişkin olarak (bk. yukarıda 118-127. paragraflar), Mahkeme, Hükümet tarafından idare mahkemeleri nezdinde maddi tutukluluk koşullarına ilişkin tazminat talepleriyle ilgili olarak verilen örneklerin 2019-2021 yıllarına ait olduğunu ve bunların davaların konularından ve başvuruların Mahkemeye yapıldığı tarihlerden sonraya ait olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, bir hukuk yolunun uygulamada etkili sayılabilmesi için, Hükümet tarafından sunulan içtihat örneklerinin ilke olarak yerleşik olması ve başvurunun yapılmasından önceki döneme dayanması gerektiğini yinelemektedir. Daha da önemlisi, Hükümet tarafından atıfta bulunulan davalardaki idare mahkemelerinin kusura dayalı sorumluluk ile kusursuz sorumluluk arasında bir ayrım yaptığı (ayrıca bk. Salih Çellik (k.k.), no. 62349/11, § 12 ve § 21, 10 Eylül 2019) ve sorunun sistemik bir sorundan kaynaklandığını tespit ettikleri durumlarda tazminat talebini reddettikleri görülmektedir (bk., özellikle, yukarıda paragraf 119‘da yer alan örnek). Ancak Mahkeme, özellikle aşırı kalabalıkla ilgili olarak telafi sağlayacak bir çözümün etkili olabilmesi için, davacıların belirli görevlilerin hukuka aykırı davranışlarda bulunduğunu tespit etmeleri gerekmediğini belirtmiştir. Yetersiz tutukluluk koşulları, görevlilerin ferdi hatalarından kaynaklanmak zorunda olmayıp, özellikle somut başvurularda olduğu gibi sorunun niteliği sistemik olduğunda, genellikle daha geniş kapsamlı faktörlerin ürünüdür (bk. yukarıda anılan Neshkov ve Diğerleri, § 184). Bu nedenle, idare mahkemelerinin tazminat kararının idarenin hizmet kusurunun varlığına bağlı olması şartı bu bağlamda uygun değildir. Ayrıca, söz konusu idare mahkemelerinin bu tür tazminat taleplerini incelerken, olayları Mahkemenin içtihadında ortaya koyduğu ilke ve standartlara uygun olarak inceledikleri görülmemektedir (bk. Muršić / Hırvatistan ([BD], no. 7334/13, §§ 137-41, 20 Ekim 2016). Mahkeme, 153. paragrafta, mahpus başına düşen asgari kişisel alanını düzenleyen somut bir iç hukuk kuralının bulunmadığına ilişkin bulgularına atıfta bulunmaktadır. Söz konusu eksiklik, idare mahkemelerinin aşırı kalabalık şikâyetlerini değerlendirme metodolojisine ilişkin olarak Mahkemenin içtihat ilkelerinden sapmasına sebep olmuş olduğu görünmektedir. Bu noktayı örneklendirmek gerekirse, Hükümet tarafından aşırı kalabalık olduğu iddiasını içeren tutukluluk koşullarına ilişkin bir tazminat davasıyla ilgili olarak verilen örnekte, idare mahkemesi söz konusu davacı için mevcut olan kişisel alanı miktarını hesaplamamış ve bu nedenle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemek için tek başına veya tutukluluğun diğer yönleriyle birlikte ele alınan bu miktara dayalı bir inceleme yapmamıştır (bk. yukarıda 120. paragraf). Bu eksiklikler birlikte göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, idare mahkemeler nezdinde bir tazminat talebinin somut başvuranların davalarının koşullarında etkili olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır.

  5. Son olarak Mahkeme, başvuranların tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetlerinin ilk olarak ilk derece mahkemeleri ve daha sonra Anayasa Mahkemesi önünde önleyici tedbir elde etmek amacıyla dile getirildiğini yinelemektedir. Bu mahkemelerin hiçbiri, tutukluluk koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesi bakımından yetersiz olduğunu açıkça veya zımnen kabul etmemiştir. Bu doğrultuda, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere ulusal mahkemeler tarafından verilen ve ilgili şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna hükmeden kararlar ışığında, Mahkeme, idare mahkemeleri nezdinde yapılan tazminat talebinin başarısız olacağı kanaatindedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Selahattin Demirtaş (no. 2), § 210).

  6. Diğer kabul edilemezlik gerekçeleri

  7. Hükümet, yaşam alanları 4 metrekareden fazla olan başvuranların başvurularının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu düşünmekte olup tutukluluklarının diğer maddi koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki ciddiyet eşiğine ulaşmadığını belirtmiştir.

  8. Mahkemenin görüşüne göre, Hükümetin ilk itirazı esas olarak davanın esası ile ilgilidir. Mahkeme, ayrıca, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı sonucuna varmaktadır. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.

  9. Esas Hakkında

    1. Tarafların Beyanları
  10. Taraflar yukarıda 11-106. paragraflarda özetlenmiş olan beyanlarını yinelemişlerdir.

  11. Mahkemenin Değerlendirmesi

(a) Genel İlkeler

  1. Mahkeme, aşırı kalabalığa ilişkin içtihadının ilgili ilkelerinin yakın zamanda Muršić (yukarıda anılan, §§ 137-41) kararında ortaya konduğunu kaydetmektedir. Özellikle, ceza infaz kurumlarında birden çok kişinin bir arada tutulduğu bir yerde bir tutuklunun kullanabileceği kişisel alan zemin yüzeyinin 3 metrekaresinin altına düştüğünde kişisel alan yetersizliği o kadar şiddetli kabul edilir ki, Sözleşme’nin 3. maddenin ihlal edildiğine dair güçlü bir karine ortaya çıkar (bk. Muršić., § 137). İspat yükü davalı Hükümetin üzerindedir; ancak Hükümet, kişisel alanın sınırlı tahsisini yeterince telafi edebilecek faktörlerin bulunduğunu göstererek bu karineyi çürütebilir (Muršić, §§ 137‑138). Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine dair güçlü karine, normalde ancak aşağıdaki faktörlerin toplu olarak karşılanması halinde çürütülebilir:

(1) gerekli asgari 3 metrekarelik kişisel alandaki azalmalar kısa, ara sıra ve önemsiz ise;

(2) bu sürelere hücre dışında yeterli hareket özgürlüğü ve yeterli hücre dışı faaliyetler dâhil ediliyor ise ve

(3) başvuranın genel olarak uygun olarak nitelendirilebilecek bir tutulma tesisinde tutulmuş olması ve tutukluluk koşullarının başka ağırlaştırıcı yönleri bulunmuyor ise (Muršić, § 138).

  1. Tutuklu başına 3 ila 4 metrekare arasında kişisel alana sahip bir ceza infaz kurumu hücresinin söz konusu olduğu durumlarda, alan faktörü Mahkemenin tutukluluk koşullarının yeterliliğine ilişkin değerlendirmesinde önemli bir faktör olmaya devam etmektedir. Bu tür durumlarda, alan faktörü uygun olmayan fiziksel tutukluluk koşullarının diğer yönleriyle birleştiğinde, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiş olacaktır (Muršić, § 139). Bir tutuklunun, ceza infaz kurumunda ortak kullanılan hücrelerde 4 metrekareden fazla kişisel alana sahip olduğu ve bu nedenle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda, tutukluluğun fiziksel koşullarının diğer yönleri, Mahkemenin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında bir başvuranın tutukluluk koşullarının yeterliliğine ilişkin değerlendirmesiyle ilgili olmaya devam etmektedir (Muršić, § 140). Bu koşullar arasında açık havada egzersiz yapma, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırmanın mevcudiyeti, ısıtma düzenlemelerinin yeterliliği, tuvaleti özel olarak kullanma imkânı ve temel sıhhi ve hijyen gerekliliklerine uygunluk yer almaktadır. Bir bireyin belirtilen koşullar altında tutulma süresi de dikkate alınmalıdır (bk. örneğin, Story ve Diğerleri / Malta, no. 56854/13 ve diğer 2 başvuru, §§ 112-113, 29 Ekim 2015).

  2. Özellikle, Mahkeme birçok kez aşırı derecede kısa olan açık hava egzersiz süresinin, günün geri kalanında hareket özgürlüğü olmaksızın hücresine hapsedilen bir başvuranın durumunu kötüleştiren bir faktör oluşturduğuna karar vermiştir (bk. örneğin, Canali / Fransa, no. 40119/09, § 50, 25 Nisan 2013). Ananyev ve Diğerleri kararında (yukarıda anılan, §§ 150-152) Mahkeme, istisnasız tüm mahpusların her gün açık havada en az bir saat egzersiz yapmalarına izin verilmesi ve tercihen daha geniş bir hücre dışı faaliyet programının bir parçası olarak, açık hava egzersiz tesislerinin makul ölçüde geniş olması ve mümkün olduğunda sert hava koşullarına karşı korunaklı olması gerektiğini akılda tutarak, ilgili CPT standartlarına atıfta bulunmuştur. Bu bağlamda Mahkeme, hücrelerden sadece iki metrekare daha büyük olan, üç metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili ve metal parmaklıklar ve tepede asılı kalın bir ağ ile kaplı bir avlunun egzersiz için gerçek bir olanak sağlamadığını tespit etmiştir (bk. Moiseyev / Rusya, no. 62936/00, § 125, 9 Ekim 2008 ve egzersiz alanının büyüklüğü ile ilgili olarak Sukachov, § 94 ve bu kararla farklılık gösteren ve Mahkemenin 305 metrekare büyüklüğünde ve çim, asfalt ve sert hava koşullarından korunma alanları içeren ve spor salonu, basketbol sahası ve pinpon masası gibi çeşitli eğlence tesisleri ile donatılmış bir açık hava dinlenme alanının geniş ve uygun olduğunu kaydettiği ve bu nedenle bunu kişisel alanın kısıtlı tahsisinin etkisini önemli ölçüde hafifletebilecek bir faktör olarak değerlendirilmesine ilişkin olan yukarıda anılan Muršić, §§161-163). Nitekim ilgili uluslararası standartlara uygun olarak, mahpusların günün makul bir kısmını hücrelerinin dışında, anlamlı faaliyetlerle (çalışma, dinlenme, eğitim) geçirebilmelidir. Hükümlülere yönelik kurumlardaki usuller daha da elverişli olmalıdır (bk. yukarıda anılan Muršić, § 133 ve ilgili kararda yer alan diğer atıflar). Tuvalet ve hijyen tesislerine ilişkin olarak, Mahkeme, gerektiğinde uygun tuvaletlere erişimin ve uygun hijyen koşullarının sağlanmasının insan onuru açısından büyük önem taşıdığını ve mahpusların mahremiyetlerini koruyan tuvaletlere erişimlerinin hazır olması gerektiğini yinelemektedir (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, §§ 156-157).

  3. Son olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki değerlendirmesinin amaçları doğrultusunda, ortak kullanılan hücrelerde bir tutukluya tahsis edilen asgari kişisel alanın hesaplanmasına ilişkin metodolojinin açıklığa kavuşturulmasını önemli bulmaktadır. CPT’nin bu konudaki metodolojisinden yola çıkan Mahkeme, hücrelerdeki tuvalet tesislerinin hücrenin toplam yüzey alanına dâhil edilmemesi gerektiğini düşünmektedir. Öte yandan, hücredeki mevcut yüzey alanının hesaplanması mobilyaların kapladığı alanı da içermelidir. Bu değerlendirmede önemli olan, tutukluların hücre içinde normal bir şekilde hareket edip edemeyeceğidir (bk. yukarıda anılan Muršić, § 114).

(b) Söz konusu ilkelerin uygulanması

  1. Somut davada Mahkeme, hücrelerdeki kişisel alanın hesaplanmasına ilişkin metodolojiye ve Hükümet tarafından sunulan rakamlara bazı başvuranlar tarafından itiraz edildiğini kaydetmektedir. Ayrıca, başvuranlar tarafından kullanılan hücrelerdeki tutuklu sayısı, Hükümetin asgari ve azami tutuklu sayısına yaptığı atıflarla belirtilmiştir, ancak bu rakamlar ceza infaz kurumu kaydı ile desteklenmemiş olup mahpus sayısının azami sayının altında olduğu dönemler belirtilmemiştir. Ek olarak, bazı başvuranların hücre dışı eğitim, spor ve kültürel faaliyetlere katıldığına ilişkin olarak Hükümet tarafından verilen bilgiler belgelerle desteklenmemiştir. Benzer şekilde, Hükümet Menemen T-Tipi ve Kocaeli 2 No’lu T-Tipi Ceza İnfaz Kurumları dışında, söz konusu ceza infaz kurumlarına ilişkin kat planlarını Mahkemeye sunmamıştır. Mahkeme ayrıca, söz konusu ceza infaz kurumlarına ilişkin herhangi bir CPT raporu bulunmadığını da not etmektedir. Aynı zamanda, somut davalardaki yerel makamlar söz konusu ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin üzerinde çalıştığını kabul etmiş olup somut başvuruların konusu dışında olan ceza infaz kurumlarına ilişkin CPT raporları, darbe girişiminin ardından genel aşırı kalabalık sorununa dikkat çekmiştir. Son olarak, bazı başvuranların Hükümet tarafından sunulan bilgilere itiraz eden beyanlarıyla ilgili olarak Mahkeme, bunların kesin olmadığını ve nesnel veya uyumlu kanıtlara dayanmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle, Mahkemenin Hükümet tarafından sağlanan bilgileri arka plana bırakması için de yeterli değildir. Bu eksikliklere rağmen, Mahkemenin önünde davaları karara bağlamak için yeterli materyal bulunmaktadır.

  2. Mahkeme öncelikle, söz konusu ceza infaz kurumlarının özelliklerini, özellikle de başvuranların gündüz saatlerinde sınırsız olarak erişime sahip oldukları hücrelere bağlı dış avluları dikkate alarak, kişisel alanın hesaplanmasına ilişkin metodolojiyi belirlemelidir.

  3. Mahkeme hücre içi tuvalet tesislerin bir hücrenin toplam yüz ölçümünün ölçümünde sayılmaması gerektiğine zaten karar vermiştir (bk. yukarıda anılan Muršić, § 114). Bu nedenle, Hükümetin başvuranların kullanabileceği asgari ve azami alan hesaplamasına dâhil ettiği bu tür tesislerin bulunduğu alan çıkarılmalıdır. Havalandırma bahçeleriyle ilgili olarak, somut davalar, Mahkemenin bu tür alanların kişisel yaşam alanı hesaplamasında sayılıp sayılmayacağına dair bir gösterge vermeye çağrıldığı ilk davalar olarak görünmektedir. Hücrelere bitişik havalandırma bahçelerinin mahpusların açık havaya ve doğal ışığa erişebilmeleri için alanlar sağladığı ve hava müsait olduğunda vakit geçirebilecekleri alanlar olduğu açık olsa da, insanların sığınabileceği, yaşayabileceği ve uyuyabileceği barınma anlamında yaşam alanları oluşturdukları düşünülemez. Bu nedenle Mahkeme, bu tür alanların kişisel yaşam alanı hesaplamasına dâhil edilemeyeceği kanaatindedir. Bununla birlikte, gündüz saatlerinde açık bir havalandırma bahçesine sınırsız olarak erişimin mevcudiyeti, tutukluluğun genel maddi koşulları göz önünde bulundurulurken değerlendirilmesi gereken önemli bir faktördür.

  4. Bu nedenle, Hükümet tarafından sunulan rakamlar yukarıda belirtilen metodoloji ışığında, toplam alan hesaplamasını yaparken tuvalet tesisleri ve havalandırma bahçeleri çıkarılarak revize edilmelidir.

  5. Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, başvuran Ahmet İlerde, Menemen T-Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki çeşitli hücrelerde en az 2,92 metrekare ve en fazla 5,22 metrekare yaşam alanına sahipti (bk. yukarıda 20. paragraf). Bu rakamlar Mahkeme tarafından belirtilen metodolojiye uygun olarak revize edildiğinde (bk. yukarıda 176. paragraf), Hükümet tarafından başvuranın azami sayıda kişiyle birlikte toplam 745 gün tutuklu kaldığı bilgisinden başvuranın 3 metrekareden daha az kişisel alana sahip olduğu ortaya çıkmaktadır.

  6. Başvuran Ruhi Hallaçoğlu’nun, bir gün tutuklu kaldığı geçici bir birimde en az 5,95 metrekare, A-38 hücresinde en az 2,54 metrekare ve en fazla 5,3 metrekare, 1113 gün boyunca tutuklu kaldığı Osmaniye 1 No’lu T-Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki C-14 hücresinde en az 2,54 metrekare ve en fazla 3,97 metrekare yaşam alanı sahipti (bk. yukarıda 32. paragraf). Hükümet, sadece ilgili hücrelerdeki tutuklu sayısının 25’e yükseldiği gün sayısını (90 gün) belirtmiştir. Ancak Mahkeme, hücrelerdeki ilgili tutuklu sayısı 24, 23 ve 22 olduğunda, başvuranın hala 3 metrekareden daha az yaşam alanına sahip olduğunu not etmektedir. Bu nedenle, Mahkemenin başvuranın ne zaman ve ne kadar süreyle 3 metrekareden daha az yaşam alanına sahip olduğunu tam olarak belirlemesi mümkün olmasa da, buna ilişkin gün sayısının Hükümet tarafından belirtilenden daha fazla olduğu açıktır.

  7. Başvuran Davut Tek, 82 gün boyunca, Nevşehir E-tipi Ceza İnfaz Kurumdaki C-11 hücresinde, 2,47 metrekare ile 2,62 metrekare arasında bir yaşam alanına sahip olmuştur (bk. yukarıda 47. paragraf). Hükümet, başvuranın Nevşehir E-tipi Ceza İnfaz Kurumuna kabul edildiği gün, çok kalabalık koşullarda yaklaşık on saat ayakta bekletildiği iddiasına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi, başvuranın C-11 hücresindeki yatağını bir hücre arkadaşıyla paylaşmak zorunda kaldığı gerçeğine ilişkin herhangi çürütücü görüş de sunmamıştır.

  8. Başvuran Aşkın Şanlı, 760 günlük kesintisiz bir süre boyunca, Kocaeli 1 No’lu T-Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu üç hücrede 1,61 metrekare ile 2,94 metrekare arasında bir yaşam alanına sahip olmuştur (bk. yukarıda 57. paragraf).

  9. Başvuran Kemalettin Erel, 737 gün boyunca 2.90 metrekarelik yaşam alanına sahip olmuştur. Geri kalan zamanda, kendisine sunulan yaşam alanı miktarı 3,05 metrekare ile 5,22 metrekare arasında değişmiştir (bk. yukarıda 65. paragraf).

  10. Başvuran Metin Kolotooğlu’nun Silivri L-Tipi Ceza İnfaz Kurumunda kullanabileceği yaşam alanı 4,50 metrekare ile 8,39 metrekare arasında değişmiştir (bk. yukarıda 73. paragraf).

  11. Başvuran Onur Yörük’ün İzmir T-Tipi Ceza İnfaz Kurumunda sahip olduğu yaşam alanı miktarı 3,10 metrekare ile 4,3 metrekare arasında değişmiştir (bk. yukarıda 81. paragraf).

  12. Başvuran Harun Altun’un 852 gün boyunca tutulduğu Düzce T-Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki yaşam alanı miktarı 2,40 metrekare ile 3,13 metrekare arasında değişmiştir (bk. yukarıda 89. paragraf). Hükumetin, belirli bir süre boyunca başvuranla birlikte aynı hücrede tutulan tutukluların yalnızca azami ve asgari sayısını verdiği göz önüne alındığında, Mahkemenin başvuranın kaç gün boyunca 3 metrekareden fazla kişisel alana sahip olduğunu tam olarak belirlemesi mümkün değildir. Sunulan verilerden, hücrede 20 tutuklu olduğunda, başvuranın sadece 3,13 metrekare kişisel alan sahip olduğu ve bu sayı arttığında, 3 metrekareden daha az kişisel alana sahip olduğu anlaşılmaktadır (bk. yukarıda 89. paragraf).

  13. Başvuran Kahraman Yıldırım’ın kullanabildiği yaşam alanı 2,61 metrekare ile 9,48 metrekare arasındadır (bk. yukarıda 96. paragraf). Bir kez daha, Mahkemenin başvuranın 3 metrekareden daha az yaşam alanına sahip olduğu günlerin sayısını tam olarak hesaplaması mümkün değildir. Ancak, önündeki bilgilere dayanarak Mahkeme, başvuranın A-22 ve B-6 hücrelerinde sırasıyla 371 gün ve 53 gün kaldığı zamanlarda (bk. yukarıda 96. paragraf), iddia ettiği gibi B-6 hücresinde maksimum 24 mahpusla birlikte tutulduğu varsayıldığında, her zaman 3 metrekareden fazla yaşam alanına sahip olduğunu kaydetmektedir. Aksine, başvuran 417 gün boyunca B-11 hücresinde kaldığında, hücrede 27 mahpus varken minimum 2,81 metrekare - ya da başvuranın iddia ettiği gibi hücre nüfusunun 29 mahpusa ulaştığı varsayılırsa 2,61 metrekare - ve hücre nüfusu 8 mahpus düştüğünde maksimum 9,48 metrekare kişisel alana sahip olmuştur (bk. yukarıda 96. paragraf). Hükümet, hücrede 145 gün boyunca azami sayıda mahpus bulunduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda 96. paragraf). Bu sayı sadece hücredeki mahpus sayısının 27’ye ulaştığı zamanki durumu yansıtmaktadır. Ancak, hücrede 25 ve 26 mahpus varken, başvuranın kişisel alanı 3 metrekareden daha az olacaktı (bk. yukarıda 96. paragraf). Ancak Mahkeme, böyle bir durumun kaç gün sürdüğünü hesaplayabileceği bir bilgiye sahip değildir.

  14. Başvuranın 714 gün boyunca tutulduğu C-4 ve C-5 numaralı hücrelere ilişkin olarak, başvuran, 2,65 metrekare ve 3,99 metrekare arasında bir yaşam alanına sahipti (bk. yukarıda 96. paragraf). Mahkeme, başvuranın 3 metrekareden az yaşam alanına sahip olduğu günlerin tam sayısını belirleyememektedir. Fakat, Hükümet tarafından sunulan görüşün aksine, bu rakamın 133 günden daha fazla olduğu açıktır.

  15. Başvuran Deniz Aktaş’a Kocaeli 2 no.lu T-tipi ceza infaz kurumunda sağlanan mevcut yaşam alanı 2,81 metrekare ve 9,48 metrekare arasında değişmektedir (bk. yukarıda 105. paragraf). Başvuran, B-11 ve C-4 numaralı odalarda tutulduğu esnada, sırasıyla 157 gün boyunca 2,81 metrekare ve 285 gün boyunca 2,91 metrekare olmak üzere 3 metrekareden daha az bir yaşam alanına sahipti (a.g.e). B-11 numaralı hücrede, oda nüfusu 26 mahpus iken (a.g.e.), başvuran da 3 metrekareden daha az yaşam alanına sahipti, fakat başvuranın odayı söz konusu sayıda mahpusla paylaştığı gün sayısı Mahkemeye sunulmadığından dolayı Mahkeme bu konuda kesin bir tespit yapamamaktadır.

(i) 3 metrekareden az kişisel alana sahip olan başvuranlar açısından sonuç

  1. Yukarıda belirtilen dönemler boyunca 3 metrekareden daha az yaşam alanına sahip olan başvuranlar Ahmet İlerde (bk. yukarıda 177. paragraf), Ruhi Hallaçoğlu (bk. yukarıda 178. paragraf), Davut Tek (bk. yukarıda 179. paragraf), Aşkın Şanlı (bk. yukarıda 180. paragraf), Kemalettin Erel (bk. yukarıda 181. paragraf), Harun Altun (bk. yukarıda 184. paragraf), Kahraman Yıldırım (bk. yukarıda 185- 186. paragraflar) ve Deniz Aktaş (bk. yukarıda 187. paragraf), açısından yukarıdaki bulgular göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, 3. maddenin ihlaline dair güçlü bir karinenin ortaya çıktığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, cevaplanacak soru, söz konusu karineyi çürütebilecek unsurların mevcut olup olmadığıdır (bk. yukarıda 169. paragraf). Kümülatif olarak karşılanması gereken söz konusu unsurların ilkine ilişkin olarak, Mahkeme, bu başvuranların yetersiz kişisel alana sahip olduğu tutukluluk sürelerinin oldukça uzun olduğunu kaydetmektedir. Bu tür süreler, “kısa, nadir ve önemsiz” olarak değerlendirilemez ve dolayısıyla 3. maddenin ihlali karinesini çürütemez (bk. yukarıda anılan, 27 günlük kısa bir sürenin dahi karineyi çürütmek için kullanılamayacağı Muršić, §§ 151-52, Nikitin ve Diğerleri / Estonya, no. 23226/16 ve diğer 6 başvuru, § 188, 29 Ocak 2019; ve Petrescu / Portekiz, no. 23190/17, § 106, 3 Aralık 2019). Bu durumdan, geri kalan unsurların incelenmesine gerek olmadığı sonucu çıkmaktadır.

  2. Mahkeme, söz konusu başvuranların tutukluluk koşullarının, kendilerini, tutukluluğun içinde mevcut olan önlenemez ıstırap seviyesini aşan zorluklara maruz bıraktığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlâl edilmiştir.

(ii) 3 metrekareden az kişisel alana sahip olan başvuranlar açısından sonuç

  1. Kullanımlarında 3 metrekare ile 4 metrekare arasında yaşam alanı olan başvuranlar, diğer bir deyişle Onur Yörük (bk. yukarıda 183. paragraf) ve Ruhi Hallaçoğlu, Kemalettin Erel, Harun Altun, Kahraman Yıldırım, ve Deniz Aktaş açısından, 178, 181, 184, 185-186, 187. paragraflarda belirtildiği üzere ilgili tutukluluk süreleri boyunca; Mahkeme, alan faktörünün, özellikle açık hava egzersizine, doğal ışığa veya havaya erişim, havalandırmanın mevcudiyeti, oda sıcaklığının yeterliliği, tuvaleti özel olarak kullanma imkânı ve temel sıhhi ve hijyen gerekliliklerine riayete ilişkin uygunsuz fiziksel tutukluluk koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde 3. maddenin ihlal edildiğinin tespit edileceğini yinelemektedir.

  2. Mahkeme, başvuranların hücrelerine hapsedildiklerini ve hücre dışı aktivitelere katılma imkânlarının hiç olmadığını veya çok az olduğunu kaydeder. Bununla birlikte, bu durum, mahpusların doğal ışığa yeterli erişim veya egzersiz yapma ya da diğer anlamlı faaliyetlere katılma fırsatı olmaksızın hücrelerine kapatıldığı durumlardan ayırt edilmelidir (bk. örneğin, yukarıda anılan Moiseyev, §§ 125-126, ve Gaspari / Ermenistan, no. 44769/08, § 64, 20 Eylül 2018). Somut davadaki başvuranların günışığı ve açık havadan yararlanabilecekleri gündüz saatleri boyunca odalarına bağlı dış avluya sınırsız erişimlerinin bulunması ve bu alanları temel bireysel egzersiz için kullanabilmeleri kişisel alanın sınırlı tahsisi ile ilgili olarak önemli ölçüde hafifletici bir faktör olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

  3. Başvuranların tutukluluğuna ilişkin diğer maddi koşulların kabul edilebilir olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

  4. Başvuranların tutukluluklarına ilişkin temizlik ve hijyen koşulları hususunda, tarafların beyanlarına dayanarak Mahkeme, hücrelerdeki sağlık tesislerinin bir kapıyla tümüyle ayrıldığını ve başvuranların hem soğuk hem sıcak suya günlük erişiminin olduğunu sabit bulmuştur. Mahkeme, hijyen koşullarının kurumların kapasitelerinin ötesinde çalışıyor olmasından etkilenmiş olabileceğini kabul etmekle birlikte, önündeki materyale dayanarak, aşağıdaki faktörlerin Sözleşme standartlarına göre yetersiz olduğu kanaatinde değildir: kurumların temizliği; mevcut tuvalet ve lavaboların sayısı; ve mahpusların bunları kullanmak zorunda olduğu süre. İlâveten, dış avluya açılan bir kapının yanı sıra her odanın, havalandırma ve ışığa olanak sağlayan birçok penceresinin bulunduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır (benzer bir sonuç için, bk. Kovyazin ve Diğerleri / Rusya, no. 13008/13 ve diğer 2 başvuru, § 108, 17 Eylül 2015, ve Aliyev / Azerbaycan, no. 68762/14 ve 71200/14, §§ 131-134, 20 Eylül 2018). Tarafların beyanları ışığında Mahkeme, temizlik, havalandırma ve ışıklandırma dâhil olmak üzere hücrelerin koşullarının Sözleşme standartlarıyla karşılaştırıldığında yeterli olduğu kanaatine varmıştır.

  5. Yerde duran şiltelerin üzerinde uyumakla ilgili şikâyette bulunan başvuranlara (Kemalettin Erel, Onur Yörük ve Deniz Aktaş) ilişkin olarak Mahkeme, Hükümetin bu durumu kabul ettiğini fakat tüm süre boyunca başvuranların kendi şilte ve yataklarının olduğunu ileri sürdüğünü kaydetmiş ve başvuranların sırayla uyumak zorunda kalmadıklarını not etmiştir. İlâveten, ilgili durum, bir odanın nüfusu ranza yatağı sayısına eşit olur olmaz sona ermiştir. Başvuranların argümanlarına rağmen Mahkeme, bu bağlamda Hükümetin beyanlarını şüpheye düşürecek herhangi bir gerekçeye sahip değildir. Mahkeme, başvuranlara kendi şilte ve yataklarının sağlandığı ve yataklarını paylaşmak veya sırayla uyumak zorunda kalmadıkları göz önünde bulundurulduğunda, başvuranların taraflarca belirtilmeyen süreler boyunca yerdeki şilteler üzerinde uyumuş olmalarından rahatsızlık duymaktadır (karşılaştırınız ve kıyaslayınız yukarıda anılan Aliyev, § 125; Gusev / Rusya, no. 67542/01, § 57, 15 Mayıs 2008; ve Boudraa / Türkiye, no. 1009/16, § 34, 28 Kasım 2017), bu hususun tek başına veya tutukluluklarının diğer maddi yönleriyle birlikte ele alındığında, başvuranları tutukluluğun doğasında bulunan kaçınılmaz acı düzeyini aşan bir yoğunlukta sıkıntı veya zorluğa maruz bıraktığına ikna olmamıştır.

  6. Özetle, taraflarca sunulan olguları inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen koşullardaki tutuklulukları sonucunda başvuranların sıkıntı ve zorluk yaşayabilecekleri ihtimalini kapsam dışı bırakmamaktadır. Fakat, söz konusu koşulların çoklu etkilerini göz önünde bulundurarak Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında, muamelenin insanlık dışı veya aşağılayıcı olarak nitelendirilmesi için gereken ciddiyet eşiğine ulaşmadığı kanaatindedir.

(iii) 4 metrekareden daha fazla kişisel alana sahip olan başvuranlara ilişkin sonuç

  1. Mahkeme, söz konusu tutukluluk süresinin tamamı boyunca 4 metrekareden fazla yaşam alanına sahip olan başvuran Metin Kolotooğlu ve taraflarca belirtilmeyen ve Mahkemenin nezdindeki bilgilerden kendi başına belirleyemediği süreler boyunca 4 metrekareden fazla kişisel yaşam alanına sahip olan diğer başvuranlar açısından da aynı sonucu yinelemektedir. Mahkeme, bir tutuklunun ceza infaz kurumundaki çoklu odalarda 4 metrekaredenden fazla kişisel alana sahip olduğu hâllerde, kişisel alan hususuyla ilgili bir sorunun ortaya çıkmadığını, fakat yukarıda belirtilenler de dâhil olmak üzere tutukluluğun fiziksel koşullarının diğer yönlerinin (bk. yukarıda 170. paragraf), Mahkemenin Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca bir başvuranın tutukluluk koşullarının yeterliliğini değerlendirmesiyle ilgili olmaya devam ettiğini yinelemektedir.

  2. Yukarıda incelenen (bk. yukarıda 193. paragraf) hijyen eksikliği, yetersiz tuvalet olanakları ve yetersiz havalandırmaya ilişkin şikâyetine ek olarak, başvuran Metin Kolotooğlu genel olarak sesten ve kurum kantininden alabileceği içme suyu miktarının kısıtlanmasından da şikâyetçi olmuştur. Fakat, şikâyetlerini yeterli derecede temellendirememiştir. Dolayısıyla Mahkeme, durumun ciddiyetini tam olarak belirlemekte zorluk çekmektedir. Başvuranın sese ilişkin şikâyetleri hususunda Mahkeme, bu durumun, çoklu odalardaki tutukluluğun ve diğer mahkûmlarla alan paylaşma zorunluluğunun doğasından kaynaklanan genel bir husus olduğunu kaydetmektedir. Daha fazla ispatın olmaması hâlinde Mahkeme, bu durumun Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında bir sorunu gündeme getirmediğini kaydeder. Şişe su almaya getirilen söz konusu kısıtlamalara ilişkin olarak Mahkeme, iç hukuk yargılamalarında başvuranın beyanlarından her hafta 15 litre şişe su almaya izninin olduğu (bk. yukarıda 69. paragraf) ve bunun yetersiz olarak görülmediğini kaydeder. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında başlı başına bir sorunu gündeme getirmeyeceğini kaydeder.

  3. Başvuranların tutukluluğu ve söz konusu ceza infaz kurumlarındaki koşullarına ilişkin diğer yönlere dair yukarıdaki bulgularını göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuranların tutukluluk koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesi anlamı dâhilinde kötü muameleye tekabül etmediğini kaydeder.

  4. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır.

  5. 6489/20 ve 18001/20 NUMARALı BAŞVURULAR BAKIMINDAN SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  6. Başvuranlar Davut Tek ve Deniz Aktaş, tutukluluk yerleri ve ailelerinin ikamet yeri arasındaki kayda değer mesafeden ve herhangi bir yere nakledilmemelerinden dolayı ailelerinin kendilerini ziyaret etme konusunda zorluk yaşadıkları gerekçesiyle aile hayatlarına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, Sözleşme’nin, ilgili kısmı aşağıda verilen 8 maddesine dayanmıştır:

"1. Herkes, ... aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir...

“2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

  1. Kabul Edilebilirlik Hakkında

  2. Hükümet, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini, zira nakil taleplerini reddeden Merkez Ceza İnfaz Kurumu İdaresi kararına idare mahkemeleri nezdinde itiraz etmediklerini ve tam yargı davası yoluyla maruz kaldıklarını iddia ettikleri zarar için Devletten tazminat talep etme girişiminde bulunmadıklarını ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra, başvuran Deniz Aktaş, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesi nezdinde şikâyette bulunmamıştır. Her hâlükârda Hükümet, başvuranların, ailelerinin kendilerini ziyaret ederken yaşadığı iddia konusu zorluğa ilişkin gerekli unsurları yerel makamlar ve bu Mahkeme nezdinde somutlandırmadıkları ölçüde başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır. Bu bağlamda, Mahkemenin Nuri Akbulut / Türkiye ((k.k.) [Komite], no. 36647/11, 28 Mayıs 2019) kararına dayanmışlardır.

  3. Başvuran Davut Tek, tekrar tekrar nakil talebinde bulunduğunu, ilgili infaz hâkimi ve ağır ceza mahkemesi ardından da Anayasa Mahkemesine 8. maddeye ilişkin mağduriyetine dair bir şikâyette bulunduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, idare mahkemeleri nezdindeki bir davanın bu bağlamda etkin bir başvuru yolu olmadığını kaydeder.

  4. Başvuran Deniz Aktaş, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin olarak Hükümet tarafından ileri sürülen argümanlara yanıt vermemiştir.

  5. Mahkeme, yukarıda 145. paragrafta belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğuna ilişkin olarak genel ilkelere atıfta bulunmaktadır. İç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümetin, Mahkemeyi, söz konusu iç hukuk yolunun teoride ve uygulamada mevcut olduğuna, diğer bir deyişle başvuranın şikâyeti bakımından telafi imkânı ve makul başarı şansı sunduğuna ve erişilebilir olduğuna ikna etmesi gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Vučković, § 77, ve Sher ve Diğerleri / Birleşik Krallık, no. 5201/11, § 132, AİHM 2015 (alıntılar)).

  6. Başvuranların idare mahkemelerine iptal davası açmamaları iddiasına ilişkin Hükümetin ilk itirazları hususunda Mahkeme, aşağıdaki gözlemlerde bulunmuştur. Yukarıdaki değerlendirmede not edildiği üzere, yerel mevzuatın lafzı uyarınca (bk. yukarıda.108. paragraf)) infaz hâkimleri nakil taleplerine ilişkin şikâyetleri incelemekle sorumludur. Somut davada, başvuranların doğrudan Merkezi Ceza İnfaz Kurumu İdaresine başarısız taleplerde bulundukları ve ayrıca davalarını yetkisizlik sebebiyle reddetmeyen infaz hâkimleri nezdinde şikâyet usulünden yararlandıkları tartışma konusu değildir. Hükümetin, başvuranların, nakil şikâyetlerini Merkez Ceza İnfaz Kurumu İdaresi ve infaz hâkimleri nezdinde dile getirmeden önce veya buna ek olarak aynı şikâyetleri idareye de yapmaları gerektiğini öne sürdüğünün anlaşılabileceği ölçüde Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına uymak için bu durumun gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Ek olarak, açıkça etkili ve yeterli bir hukuk yolunu tüketen başvuranın, mevcut olan fakat artık muhtemelen başarı sağlamayacak diğer hukuk yollarına başvurması gerekmediğini hatırlatır (bk. Aquilina / Malta [BD], no. 25642/94, § 39, AİHM 1999-III). Bir hukuk yolu arandığında, esasen aynı amacı haiz olan başka bir hukuk yolunu kullanmak gerekli değildir (bk. Micallef / Malta [BD], no. 17056/06, § 58, 15 Ekim 2009).

Dolayısıyla Mahkeme, idare mahkemeleri nezdindeki iptal davalarının başvuranlara daha iyi bir başarı şansı sunabileceğinin gösterildiği ölçüde Hükümetin savunmasını reddetmektedir.

  1. Başvuranların idare mahkemelerine tam yargı davasına açmamasına ilişkin olarak Mahkeme, Hükümetin, başvuranlarınkine benzer bir durumda, yani Merkezi Ceza İnfaz Kurumu İdaresi’nin başka bir yerdeki ceza infaz kurumlarında yer olmaması nedeniyle nakil talebini reddettiği bir durumda, idare mahkemesinin tazminata hükmettiği bir kararı sunarak yükümlülüklerini yerine getirmediğini kaydeder.

  2. Dolayısıyla Mahkeme, iptal davası veya idare mahkemeleri nezdindeki tam yargı davasının başvuranların şikâyetleri bakımından etkin bir hukuk yolu olduğu konusunda Hükümetin itirazına katılmamaktadır.

  3. Hükümetin, başvuran Deniz Aktaş’a ilişkin itirazının ikinci gerekçesi hususunda Mahkeme, Anayasa Mahkemesi nezdindeki bireysel bir başvurunun Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin iddia konusu ihlaline yönelik olarak tüketilmesi gereken bir hukuk yolu olduğunu hatırlatmaktadır (bk. Uzun / Türkiye, (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013). Anayasa Mahkemesi nezdindeki bireysel başvurusu göz önünde bulundurulduğunda başvuran, ceza infaz kurumunun ailesinin ikamet ettiği yerden uzaklığına ilişkin şikâyetini esasen bile dile getirmemiştir, Mahkeme başvuran açısından Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazını onar ve dolayısıyla Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmını reddeder.

  4. Son olarak, Mahkeme, başvuran Davut Tek’in şikâyetinin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.

  5. Esas Hakıında

    1. Tarafların argümanları
  6. Başvuran Davut Tek, tutukluluğunun ilk başlarında Nevşehir E-tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğunu, ilgili kurumun Kayseri’deki aile ikamet yerine ve sonraki yargılama yerine yakın olduğunu ileri sürmüştür. Fakat, yetkili makamlar kendisini, hiçbir gerekçe sunmaksızın, ilk olarak İzmir Menemen ve daha sonra İzmir 2 no.lu T tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakletmişlerdir ve söz konusu alan, ailesinin ikamet yerinden yaklaşık olarak 1000 km uzaklıktaydı. Başvuran, malul olan yaşlı annesinin bu kadar uzak bir yolculuk yapamayacağını ve sonuç olarak tutuklu bulunduğu üç yıl dört aylık süre zarfında kendisini yalnızca bir kere ziyaret edebildiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, kendisini söz konusu kuruma tahsis etme kararının, işsiz olan ve dolayısıyla düzenli olarak kendisini ziyaret etmek için uzun ve pahalı bir yolculuğu karşılayamayacak olan eşine mali külfet yüklediğini ve sonuç olarak ailesine daha yakın bir kuruma tahsis edilseydi alacağından daha az ziyaret aldığını ileri sürmüştür. Son olarak başvuran, yetkili makamların, dezavantajı azaltmak için daha uzun telefon konuşmaları veya daha uzun ziyaretler gibi herhangi bir alternatif tedbir sunmadığını öne sürmüştür.

  7. Bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu savunan Hükümet, ilk olarak, Merkez Ceza İnfaz Kurumu İdaresi’nin, tutukluların ceza infaz kurumlarına dağılımını, sadece kurumun tutuklunun ikamet yerine yakınlığına göre değil, mevzuatta belirtildiği üzere, ceza infaz kurumlarındaki güvenlik ve düzen, tutukluların suçlandıkları veya mahkûm edildikleri suç türleri, yaşları ve sağlık durumları ve yargılandıkları yer de dâhil olmak üzere çeşitli faktörlere göre belirlediğini ileri sürmüştür. İkinci olarak, başvuranın Kocaeli veya Maltepe’deki bir ceza infaz kurumuna nakil talebi, söz konusu kurumların hâlihazırda tam kapasiteyle çalışmasından dolayı reddedilmiştir. Dolayısıyla, başvuranın aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına bir müdahale olduğu varsayılsa bile, Hükümet’in görüşüne göre, bu müdahale yasaldı, ceza infaz kurumundaki düzensizliği ve aşırı kalabalığı önlemek gibi meşru bir amaç gütmekteydi ve başvuranın ziyaretçi kabul edebildiği ve aile üyeleriyle telefon ve mektup gibi başka yollarla iletişim kurabildiği göz önünde bulundurulduğunda orantılıydı. Bu son nokta ile ilgili olarak, mevcut davanın koşullarının, Mahkemenin, diğerlerinin yanı sıra, çok sayıda telefon görüşmesi ve aldıkları ziyaretler nedeniyle, bu başvuranlar tarafından iddia edilen dezavantajın Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında bir müdahale teşkil etmek için yeterli olmadığını değerlendirdiği Labaca Larrea ve Diğerleri / Fransa ((k.k.), no. 56710/13 ve diğerleri, 7 Şubat 2017) kararı ile benzer olduğu kanaatine varmıştır.

  8. Mahkemenin değerlendirmesi

(a) Başvuranın aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına müdahalede bulunulup bulunulmadığı

  1. Mahkemenin içtihadında da yer aldığı üzere, hapis cezası alan bir kişi özgürlük hakkını kaybeder ancak aile hayatına saygı hakkı da dâhil olmak üzere diğer tüm temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam eder, dolayısıyla bu haklara getirilen herhangi bir kısıtlama her davada gerekçelendirilmelidir. Alıkoyma, kişinin aile hayatına doğal olarak sınırlamalar getirmektedir ve alıkonulan kişinin dış dünya ile temasının bir ölçüde kontrol edilmesi gerekmektedir ve bu durum Sözleşme’ye aykırı değildir. Fakat, yetkili makamların mahpusa yakın aile üyeleriyle görüşmesini devam ettirmesi konusunda yardımcı olması, mahpusun aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçasıdır (bk. diğer kararlar arasında, Khoroshenko / Rusya [BD], no. 41418/04, §§ 116-17, AİHM 2015, ve Subaşı ve Diğerleri / Türkiye, no. 3468/20 ve diğer 18 başvuru, § 77, 6 Aralık 2022).

  2. Yine de Sözleşme, mahpuslara tutulacakları yeri seçme hakkı vermemektedir ve mahpusların ailelerinden ayrı kalmaları (ve onlardan uzakta olmaları) hapsedilmelerinin kaçınılmaz bir sonucudur (bk. yukarıda anılan Vintman, § 78; Rodzevillo / Ukrayna, no. 38771/05, § 83, 14 Ocak 2016; ve Polyakova ve Diğerleri / Rusya, no. 35090/09 ve diğer 3 başvuru, § 100, 7 Mart 2017). Bununla birlikte, aile üyelerinin mahpusu ziyaret etme fırsatı aile hayatının sürdürülmesi için hayati önem taşıdığından dolayı bir bireyin ailesinden çok uzakta, ziyaretlerin çok zor hatta imkânsız hâle geldiği bir ceza infaz kurumunda tutulması bazı durumlarda aile hayatına müdahale teşkil edebilir (bk. ikisi de yukarıda anılan Vintman, § 78, ve Rodzevillo, § 83).

  3. Dolayısıyla, hüküm giymiş bir mahpusun belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi, başvuranın özel ve aile hayatı üzerindeki etkilerinin, hapis kavramının doğasında var olan "normal" zorluk ve kısıtlamaların ötesine geçmesi hâlinde, potansiyel olarak 8. madde kapsamında bir sorun teşkil edebilir (bk. Khodorkovskiy ve Lebedev / Rusya, no. 11082/06 ve 13772/05, § 837, 25 Temmuz 2013, § 837; yukarıda anılan Polyakova ve Diğerleri, § 81; Klibisz / Polonya, no. 2235/02, § 355, 4 Ekim 2016; ve Fraile Iturralde / İspanya (k.k.), no. 66498/17, 7 Mayıs 2019).

  4. Mahkeme, Labaca Larrea ve Diğerleri (yukarıda atıfta bulunulan) davasında, Mahkemeye başvuranların aileleriyle bağlarını sürdürmede yaşadıkları güçlükler veya gözaltına alınmadan önce ikamet ettikleri yerle ilgili bilgi sunulmadığını ve Mahkemenin, başvuranların çok sayıda ziyaret ve telefon görüşmesinden faydalandıklarını belirterek, aile yaşamlarına saygı gösterilmesi haklarına herhangi bir müdahale olmadığına karar verdiğini not eder. Benzer şekilde, Akbulut (yukarıda anılan) davasında, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun ilan ederken, Mahkeme, başvuranın ailesinin nerede ikamet ettiği, söz konusu yolculuğun ne kadar zor olduğu ve aile üyelerinin kendisini ziyaret etmek için yaptıkları seyahat ve konaklama masrafları veya karşılaştıkları diğer mali zorluklar hakkında bilgi vererek iddia edilen ihlali temellendirmediğini kaydetmiştir. Somut davada, başvuran, ailesinin nerede ikamet ettiği, sağlık ve istihdama ilişkin bireysel durumları ve eşi ve yaşlı annesinin üç farklı bağlantıyı içeren 1000 km’lik yolculuğu yaparken karşılaştıkları zorluklara ilişkin belirgin detaylar vermiştir. İlâveten, başvuranın annesinin kendisini yalnızca bir kere ziyaret ettiği ve başvuranın 30 Kasım 2016 ve 5 Ağustos 2021 tarihleri arasında ailesi tarafından her biri en fazla 45 dakika süreyle 67 kez ziyaret edildiği taraflar arasında tartışma konusu değildir. Dolayısıyla Mahkeme, somut davanın Hükümet tarafından dayanılan davalardan ayrı tutulması gerektiğini değerlendirmiş ve Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi kapsamında gerekçelendirilmesi gereken bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (bk. yukarıda anılan Fraile Iturralde, § 20, ve Avşar ve Tekin / Türkiye, no. 19302/09 ve 49089/12, § 61, 17 Eylül 2019).

(b) Müdahalenin gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği hakkında

  1. Sözleşme’nin 8 § 2 maddesinde yer alan “yasayla öngörülmüş” ifadesi esasen ulusal hukuka atıfta bulunur ve bununla ilgili maddi ve usuli kurallara uyma yükümlülüğünü belirtir (bk. Akopyan / Ukrayna, no. 12317/06, § 109, 5 Haziran 2014). Bu ifade, söz konusu yasanın niteliğine de atıfta bulunarak, ilgili kişi tarafından erişilebilir olmasını, dahası, kendisi açısından sonuçlarını öngörebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle uyumlu olmasını gerektirmektedir. Bu ifade, diğerlerinin yanı sıra, iç hukukun, bireylere, yetkililerin hangi durum ve koşullarda Sözleşme kapsamındaki hakları etkileyen tedbirlere başvurma hakkına sahip oldukları konusunda yeterli bir gösterge sunacak şekilde yeterince öngörülebilir olması gerektiği anlamına gelmektedir (bk. Fernández Martínez / İspanya [BD], no. 56030/07, § 117, AİHM 2014 (alıntılar), ve burada anılan diğer kararlar).

  2. Mahkeme, Davut Tek’in şikâyetinin ilk olarak Nevşehir E-tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmasına değil İzmir’deki ceza infaz kurumuna nakli ve yetkili makamların, ailesine daha yakın bir kuruma nakline dair taleplerini reddeden kararlarına ilişkin olduğunu kaydeder. Yerel mevzuat, Merkez Ceza İnfaz Kurumu İdaresi’ne, 5275 sayılı Kanun’un 53. ve 54. maddelerinde belirtilen nedenlerle tutuklu ve hükümlüleri bir tesisten diğerine nakletme konusunda geniş bir takdir yetkisi vermektedir Başvuran, kendisinin İzmir 2 no.lu T-tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakline ilişkin kararın ve yetkili makamların nakil taleplerinin reddine ilişkin daha sonraki kararlarının keyfi ve her hâlükârda orantısız olduğunu öne sürmüştür. Söz konusu argümanlar, ilgili iç hukukun “niteliğine” karşı yöneltilmiş olarak anlaşılabilir. Fakat Mahkeme, takdir yetkisinin keyfi kullanımına karşı gerekçe ve güvencelere ilişkin analizin bir parçası olarak aşağıda incelenmeleri gerektiği kanaatindedir. Şikâyet konusu müdahalenin “kanuna uygun” olduğuna dayanarak incelemeye devam edecektir (benzer bir yaklaşım için, bk. yukarıda anılan Subaşı ve Diğerleri, § 81).

  3. Mahkeme, söz konusu müdahalenin, düzenin korunması ve ceza infaz kurumu kalabalığının önlenmesi meşru amaçlarını izlediği varsayımına dayanmaya devam edecektir.

  4. Müdahalenin orantılılığı hakkında, Mahkeme, başvuranın Nevşehir E-tipi Ceza İnfaz Kurumundan İzmir’deki diğer ceza infaz kurumlarına nakline ilişkin kararın kendisine sunulmadığını kaydeder. Hükümet, başvuranın İzmir Menemen’e ilk naklinin ceza infaz kurumu güvenliği sebebiyle, İzmir 2 no.lu T tipi Ceza İnfaz Kurumuna ikinci naklinin ise ceza infaz kurumu kalabalığı sebebiyle gerçekleştiğini öne sürmüştür. Son olarak, Hükümet, başvuranın Kocaeli ve Maltepe ceza infaz kurumlarına nakil taleplerinin kurumun kalabalık olması sebebiyle reddedildiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, Hükümet tarafından öne sürülen gerekçelerin doğruluğundan şüphe duyacak bir konumda değilken, başvuranın kendisine, ailesinin yanı sıra yargılama yerine yakın olan Nevşehir E-tipi Ceza İnfaz Kurumundan ilk olarak İzmir Menemen ve sonrasında İzmir T-tipi 2 no.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilirken hiçbir gerekçe sunulmadığını kaydeder. Dolayısıyla, başvuranın söz konusu ceza infaz kurumlarına nakli, aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına keyfi müdahaleye karşı usuli güvencelerin yokluğunda meydana gelmiştir. Başvuranın, İzmir 2 no.lu T tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sürede gerçekleştirilen Kocaeli veya Maltepe’deki ceza infaz kurumlarına nakledilmesi taleplerine ilişkin olarak Mahkeme, kurum idaresinin bu talepleri reddetmesinin kurumun kalabalığına ilişkin ilgili ve zorlayıcı gerekçelere dayandığı kanaatindedir. Fakat, yerel makamlar, başvuranın ailesine nispeten daha yakın başka bir ceza infaz kurumuna tahsis edilip edilemeyeceği veya daha uzun ziyaretler (Kamu Denetçisinin kararında genel tedbirler olarak önerildiği üzere) veya daha uzun telefon konuşmaları gibi, aldığı az ziyaretleri telafi edecek alternatif yolların olup olmadığına dair somut bir değerlendirmede bulunmamıştır.

  5. Mahkeme, yukarıdaki mülahazaların, şikâyet konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğu sonucuna varmak için yeterli olduğu kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.

  6. APPLICATION OF ARTICLE 41 OF THE CONVENTION

  7. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

  1. Tazminat

  2. Başvuran Ahmet İlerde, 10.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  3. Başvuran Ruhi Hallaçoğlu, 20.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  4. Başvuran Davut Tek, ailesi tarafından yapılan seyahat ve posta masraflarına ilişkin maddi zarara yönelik olarak 6.964 avro ve manevi zarara yönelik olarak 500.000 avro talep etmiştir.

  5. Başvuran Aşkın Şanlı, iddiasını temellendirmeksizin, maddi tazminat olarak 1.000.000 Tl ve manevi tazminat olarak 2.000.000 Tl talep etmiştir.

  6. Başvuran Kemalettin Erel, manevi tazminat olarak 100.000 avro talep etmiştir.

  7. Başvuran Harun Altun, manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmiştir.

  8. Başvuran Kahraman Yıldırım, toplam 15.000 avro talep etmiştir.

  9. Başvuran Deniz Aktaş, manevi tazminat olarak 13.000 avro talep etmiştir.

  10. Hükümet bu miktarları aşırı ve gerekçesiz bularak itiraz etmiştir.

  11. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile söz konusu başlık altında belirli taleplerde bulunan söz konusu başvuranlar tarafından iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle maddi zarara ilişkin söz konusu talepleri reddetmiştir. 3. maddenin ihlal edilmesine sebebiyet veren manevi zarara ilişkin tazminat konusunda Mahkeme, açıkça uygunsuz koşullarda tutulan bir bireyin çektiği acı ve hayal kırıklığının, yalnızca bir ihlal tespitiyle telafi edilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Bu tür koşullarda kalış süresinin uzunluğu, manevi zararın boyutunun değerlendirilmesinde inkâr edilemeyecek şekilde en önemli tek faktördür. Kötü koşullara ilk uyum döneminin, ilgili birey üzerinde özellikle ağır bir zihinsel ve fiziksel yük oluşturduğu da bilinmektedir (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 172). 3. madde ile korunan hakkın temel niteliğini göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuranların 3. maddeye aykırı tutukluluk koşullarının uzunluğu dikkate alındığında aşağıdaki miktarlara hükmetmenin uygun olacağı kanısındadır

-Talebe bağlılık ilkesine dayanarak Ahmet İlerde’ye 10.000 avro;

-Ruhi Hallaçoğlu’na 2.300 avro;

  • Davut Tek’e 3.000 avro;

  • Aşkın Şanlı’ya 10.900 avro;

  • Kemalettin Erel’e 10.700 avro;

  • Harun Altun’a 7.300 avro;

-Kahraman Yıldırım’a 5.700 avro;

  • Deniz Aktaş’a 7.600 avro.

    1. Masraf ve giderler
  1. Başvuran Ahmet İlerde, Ankara Barolar Birliğinin ücret baremine atıfta bulunarak Mahkeme nezdindeki yargılamalarda başvuranın temsilcisi tarafından yürütülen çalışmalar için 2.000 avro ve söz konusu yargılamalar sırasında yapılan masraf ve giderler için ise 500 avro talep etmiştir.

  2. Başvuran Davut Tek, bir sözleşme sunarak, Mahkeme nezdindeki yargılamalar sırasında başvuranın temsilcisi tarafından yürütülen çalışmalar için 14.000 Türk lirası talep etmiştir.

  3. Başvuran Aşkın Şanlı, miktar belirtmeksizin veya iddiasını temellendirmeksizin Mahkemeden, masraf ve giderlere ilişkin bir meblağ ödemesini talep etmiştir.

  4. Başvuran Kemalettin Erel, bir sözleşme ve iş cetveli sunarak temsilcisi tarafından yürütülen çalışmalar için 4.000 avro ve ayrıca makbuz sunarak posta masrafları için 55 avro talep etmiştir.

  5. Başvuran Harun Altun, bir sözleşme ve iş cetveli sunarak temsilcisi tarafından yürütülen çalışmalar için 32.000 TL talep etmiştir.

  6. Geri kalan başvuranlar, masraf ve giderler bakımından bir talepte bulunmamıştır.

  7. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.

  8. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir (bk. diğer birçok karar arasında, L.B. / Macaristan [BD], no. 36345/16, § 149, 9 Mart 2023).

Somut davada, elinde bulunan belgeleri ve gerekli yasal çalışmaların miktarını göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere, diğer masraflar dâhil olmak üzere Mahkeme nezdindeki yargılamalarda temsilcileri tarafından yürütülen çalışmalar için ödeme talep eden söz konusu başvuranların her birine (Ahmet İlerde, Davut Tek, Aşkın Şanlı, Kemalettin Erel ve Harun Altun) 1000 avro ödemenin makul olduğu kanaatindedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvuruların birleştirilmesine;
  2. Başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki tüm şikâyetlerinin ve başvuran Davut Tek’in 8. madde kapsamındaki şikâyetinin kabul edilebilir ve başvuruların geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
  3. Tüm tutukluluk sürelerine ilişkin olarak başvuranlar Ahmet İlerde (başvuru no. 35614/19), Davut Tek (başvuru no. 6489/20) ve Aşkın Şanlı (başvuru no. 7540/20) açısından; 3 metrekareden daha az yaşam alanına sahip oldukları tutukluluk sürelerine ilişkin olarak başvuranlar Ruhi Hallaçoğlu (başvuru no. 5885/20), Kemalettin Erel (başvuru no. 10977/20), Harun Altun (başvuru no. 16554/20), Kahraman Yıldırım (başvuru no. 16577/20 ) ve Deniz Aktaş (başvuru no. 18001/20) açısından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
  4. Başvuranlar Onur Yörük (başvuru no. 14798/20) ve Metin Kolotooğlu (başvuru no. 11422/20 ve 40294/20) açısından veya diğer başvuranların 3 metrekareden daha fazla yaşam alanına sahip oldukları geri kalan tutukluluk sürelerine ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
  5. Başvuran Davut Tek açısından Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;

(a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:

(i) manevi tazminat olarak: Ahmet İlerde’ye 10.000 avro (on bin avro); Ruhi Hallaçoğlu’na 2.300 avro (iki bin üç yüz avro); Davut Tek’e 3.000 avro (üç bin avro); Aşkın Şanlı’ya 10.900 avro (on bin dokuz yüz avro); Kemalettin Erel’e 10.700 avro (on bin yedi yüz avro); Harun Altun’a 7.300 avro (yedi bin üç yüz avro); Kahraman Yıldırım’a 5.700 avro (beş bin yedi yüz avro); ve Deniz Aktaş’a 7.600 avro (yedi bin altı yüz avro) ödenmesine;

(ii) Masraf ve giderlere ilişkin olarak başvuranlar Ahmet İlerde, Davut Tek, Aşkın Şanlı, Kemalettin Erel ve Harun Altun’un her birine 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;

(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;

  1. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 5 Aralık 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Dorothee von Arnim Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan

EK

Dava listesi:

Sıra No.Başvuru no.Dava AdıDava TarihiBaşvuranDoğum Yılıİkamet Adresi UyrukTemsilci
1.35614/19İlerde / Türkiye24/05/2019Ahmet İlerde
1983
Kars
T.C.Ahmet Kırtepe
2.5885/20Hallaçoğlu / Türkiye10/12/2019Ruhi Hallaçoğlu
1975
Adana
T.C.
3.6489/20Tek / Türkiye02/01/2020Davut Tek
1983
Kocaeli
T.C.Melek Aydın İslamoğlu
4.7540/20Şanlı / Türkiye20/01/2020Aşkın Şanlı
1976
Isparta
T.C.Eyüp İltir
5.10977/20Erel / Türkiye10/02/2020Kemalettin Erel
1972
Uşak
T.C.Semih Erken
6.11422/20Kolotooğlu / Türkiye10/02/2020Metin Kolotooğlu
1984
Kocaeli
T.C.Elvan Bağ Canbaz
7.14798/20Yörük / Türkiye11/03/2020Onur Yörük
1982
İzmir
T.C.Yüksel Ersoy
8.16554/20Altun / Türkiye24/03/2020Harun Altun
1979
Ankara
T.C.Yakup Gönen
9.16577/20Yıldırım / Türkiye20/03/2020Kahraman Yıldırım
1982
Kocaeli
T.C.
10.18001/20Aktaş / Türkiye16/04/2020Deniz Aktaş
1987
Kocaeli
T.C.Oğuz Gündüz
11.40294/20Kolotooğlu / Türkiye05/08/2020Metin Kolotooğlu
1984
Istanbul
T.C.Elvan Bağ Canbaz

[1] Hükümet ilk görüşünde Menemen T Tipi Ceza İnfaz Kurumu odalarının havalandırma bahçelerinin 34,68 metrekare olduğunu belirtmiştir. Daha sonraki bir görüşte bunu 18,24 metrekare olarak düzeltmiştir. Bu nedenle, Mahkeme bu doğru ölçüyü dikkate alarak tabloda düzeltmeler yapmıştır.

[2] 17 Mart 2021 tarihli E.2021/1220; K. 2021/861 sayılı karar ve 29 Mart 2021 tarihli E.2021/361; K. 2021/1071 sayılı karar

[3] bk. Bursa İdare Mahkemesinin 25 Mayıs 2022 tarihli ve E.2021/657; K. 2022/527 sayılı kararı ve 23 Haziran 2022 tarihli ve E.2021/585; K. 2022/646 sayılı kararları

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim