CASE OF KILICI v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KILICI/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 32738/11)
KARAR
STRAZBURG
27 Kasım 2018
Kesinleşme Tarihi
27 Şubat 2019
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kılıcı/Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Hâkimler
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Ivana Jelić, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), 6 Kasım 2018 gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Kadri Kılıcı (“başvuran”) 4 Mayıs 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 32738/11) bulunmaktadır.
-
Mahkeme önünde, başvuran İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat S. Dündar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuran, başvurusunda sendikal bir örgütün üyesi olarak katıldığı bir gösteride okunan basın bildirisiyle birlikte bir gösterinin dağıtılması sırasında güvenlik güçleri tarafından kauçuk merminin kullanılması nedeniyle, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelelere maruz kaldığını iddia etmiştir.
-
Başvuru, 14 Ocak 2014 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuran, 1962 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, farklı belediyeler nezdinde görevli olan memurlar tarafından 1990 tarihinde kurulan Tüm Bel-Sen Sendikası (”sendika”) üyesidir.
-
Başvuranın üye olduğu sendika dâhil olmak üzere, farklı sendikalara üye olan yaklaşık 200 üye, 16 Mart 2009 tarihinde, saat 10.00 sularında Beyoğlu’nda (İstanbul) toplanmış ve basın açıklaması yapmak üzere, su kaynaklarının ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesi konusundaki itirazlarını belirtmek amacıyla 5. Dünya Su Forum’un (“forum”) düzenlendiği yere yakın bir bölge olan Haliç’e gitmişlerdir.
-
Güvenlik güçleri, Haliç’e kadar yürüyecek olan katılımcılardan Haliç’e gidilmemesini istemişler - ki böylelikle trafik akışı engellenmeyecektir – ve ilgililere basın açıklamasının Beyoğlu’nda yapılabileceğini belirtmişlerdir.
-
Başvurana göre, göstericiler dağılırken basın açıklaması yapılmış ve polis göstericilere yönelik kauçuk mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanmış, aynı zamanda copla darp ederek müdahalede bulunmuştur. Göstericilerin bazıları darp edilmiş ve diğerleri yakalanmıştır.
-
Bu müdahale sırasında, başvuran, bedenine nüfuz etmeksizin yaralandığı kauçuk bir mermiyle vurulmuştur.
-
Acil müdahale güçleri tarafından aynı gün saat 11.00’de düzenlenen olay tutanağına göre, göstericiler öncelikle Beyoğlu’nda toplanmışlardır. İlgililerin, forumun düzenlendiği bölgeye doğru ilerleme isteklerini bildirmeleri üzerine, polis, ilgilileri engellemek için girişimlerde bulunmuş ve grubun temsilcilerinden trafiğin ve yaya geçişinin sekteye uğramaması için basın açıklamasının belirli bir bölgede yapılmasını talep etmiştir. Göstericiler, basın açıklamalarını yapmış ve kalabalık dağılmaya başlamıştır. Daha sonra bazı kişiler, geçişi engellemiş, sloganlar atmış ve forumun düzenlendiği bölgeye yönelmişlerdir. Polis, ilgililere dağılmaları için uyarıda bulunmuş ve aralarından bazıları acil müdahale güçleri memurlarına taş ve şişeler atmışlardır. Öncelikle, polis basınçlı su ile müdahale etmeden ve trafiğin olağan akışını yeniden sağlamak için geçişleri açmadan önce kalkanları yardımıyla kendilerini koruyarak hareket etmişlerdir.
-
Ayrıca, saat 11.00’da aynı gün düzenlenen “ihtarname” olarak adlandırılan tutanağa göre, acil müdahale güçleri, katılan sendikalardan birinin sorumlusundan Haliç’e gidilmemesini talep etmiş, yirmi kişilik bir grup bu durumu kabul etmiş, ilgililer basın açıklaması okunduktan sonra dağılmış, grubun geri kalanı forumun düzenlendiği bölgeye daha da yakınlaşmış ve ilgililer de basın açıklamasını okumuşlardır. Yine tutanağa göre, gösterinin sonlandırılmasını isteyen uyarıya rağmen birçok kişinin bölgeden ayrılmayı reddettiği tespit edildikten sonra, polis ilgililerin dağılması için müdahale etmiştir.
-
Başvuran, 17 Mart 2009 tarihinde, Beyoğlu Cumhuriyet savcısı (“savcı”) nezdinde suç duyurusunda bulunmuştur. Aynı gün savcı tarafından alınan ifadeye göre, başvuran basın açıklamasının okunmasının hemen ardından polisin cop ile saldırdığını, göz yaşartıcı gaz kullandığını ve kauçuk mermi ile kendilerine ateş edildiğini belirtmiştir. Başvuran, mermilerin birinin sırtına isabet ettiğini ve göz yaşartıcı gazı solumak durumunda kaldığını belirtmiştir.
-
Başvuran, yine aynı tarihte, Beyoğlu Adli Tıp Kurumunda muayene edilmiştir. Söz konusu adli tıp kurumu şu tespitlerde bulunmuştur:
“Kauçuk mermiden kaynaklanan bir yaradan şikâyetçi olan Kadri Kılıcı’nın muayenesi sonucunda, sırtında bir kızarıklık ve sol kürek kemiğinin yaklaşık 10 cm altında bulunan bölgede aşağı yukarı 3 x 2 cm çapında oval şekilli bir alanda bir ekimoz gözlemlenmiştir. İlgilinin yaralanması, yaşamını tehlikeye sokmadığı ve basit bir tıbbi müdahaleyle tedavi edilebilecek niteliktedir. “
-
Savcı, 26 Ağustos 2010 tarihinde, suçlanan bütün polisler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı kararında, sendika üyelerinin toplandıklarını ve forumun düzenlendiği bölgede gösteri yapmaya başladıklarını belirtmiştir. Savcı, polisin eyleminin yani yasa dışı bir toplantıya katılan başvuranın yakalanması amacıyla kauçuk merminin kullanılmasının, Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen meşru güç kullanımının sınırları içerisinde kaldığı kanaatine varmıştır.
-
Başvuran, 6 Ekim 2010 tarihinde, üyesi olduğu sendikanın basın açıklaması için toplandıklarını, güvenlik güçlerinin kalabalığın dağılması için müdahale ettiklerini ve polis tarafından atılan kauçuk mermi ile yaralandığını belirterek, savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkında itirazda bulunmuştur. Ayrıca, başvuran polis müdahalesinin davanın koşullarında haklı olmadığını ve kullanılan gücünün orantılı olmadığını savunarak, toplantı özgürlüğü hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
-
Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Kasım 2010 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Bu karar, 15 Aralık 2010 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. İç Hukuk
- Türk Ceza Kanunu’nun, somut olayda ilgili maddesi şu şekildedir:
256. madde
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması
“1. Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”
-
Ayrıca, iç hukuk ve özellikle polisin görevleri ve yetkileri hakkında 14 Temmuz 1934 tarihli ve 2559 Sayılı Kanun’da belirlendiği şekliyle, ayaklanmaya karşı mücadele çerçevesinde acil müdahale kuvvetleri ve polisin yetkileriyle ile ilgili olarak, Mahkeme diğerleri arasında, Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye (No. 44827/08, §§ 23-28, 16 Temmuz 2013) ve Ataykaya/Türkiye (No 50275/08, §§ 30-35, 22 Temmuz 2014) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
-
Sonuç olarak, toplantı özgürlüğüne ilişkin yerel mevzuat Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri/Türkiye (No 20347/07, §§ 43-48, 5 Temmuz 2016) kararında belirtilmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuran, polisler tarafından orantısız ve haklı gösterilmeyen bir gücün kullanılmasından ve ilgililer hakkında etkin bir soruşturma yürütülmemesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, kauçuk bir mermiden yaralandığını ve göz yaşartıcı gaz solumak durumunda kaldığından şikâyet etmektedir. Sonuç olarak, başvuran, polisin göstericileri cop ile darp ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
21. Hükümet, başvuranın iddiasını kabul etmemektedir.
- Mahkeme, bir şikâyetin iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır: olgusal iddialar ve hukuki argümanlar. Jura novit curia ilkesi gereğince Mahkeme, başvuran tarafından, Sözleşme ve Protokollerine dayanılarak ileri sürülen hukuki dayanaklar ile bağlı değildir, ancak, başvuran tarafından ileri sürülenlerin haricinde, Sözleşme hükümleri veya maddeleri ışığında şikâyeti inceleyerek bu şikâyetin olaylarına verilecek olan hukuki nitelik hakkında karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 7685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Mahkeme, yakın mesafeden kullanılan bu tür mühimmatların yaşam için potansiyel olarak bir tehlike teşkil etmesi nedeniyle, kauçuk mermilere başvurulması söz konusu olduğunda, 2. Maddenin uygulanabilir olduğunu inkâr etmemektedir. Bununla birlikte, somut olayda davanın koşullarını ve bu konuda İçtihadını dikkate alarak (bk. özellikle, Tzekov /Bulgaristan, No 45500/99, § 40-44, 23 Şubat 2006), Mahkeme başvuranın şikâyetlerini Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Sözleşme’nin 3. maddesi şu şekildedir.
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. “
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
23 Mahkeme, başvuranın şikâyetinin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
-
Başvuran, iddialarını yinelemektedir.
-
Hükümet, göstericilerin polislerin üzerine taş attıklarını ve ana yollardaki gecişi engellediklerini, polislerin 2911 Sayılı Kanun’a ve 2559 Sayılı Kanun’a dayanarak, güce başvurarak karşılık verdiklerini belirtmektedir. Öte yandan Hükümet, başvuranın güvenlik güçleri tarafından yapılan bir atış sırasında kauçuk bir mermiyle yaralanmasına itiraz etmemektedir.
-
Ayrıca, Hükümet polis tarafından kullanılan yöntemin kanuna ve hangileri olduğu belirtilmeksizin talimatlara uygun olduğunu ve başvuranın iddialarına rağmen, söz konusu tarihte göz yaşartıcı gaz solumak durumunda kalmadığını ve bu durumun resmi hiçbir kayıtta yer almadığını savunmaktadır.
-
Mahkeme, bu konuda genel ilkeler için El-Masri/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti [BD], No 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No.10865/09 ve diğer 2 başvuru, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid /Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
-
Somut olayda, başvuranın anlatımlarının (yukarıda 8. paragraf) 16 Mart 2009 tarihli olaylara ilişkin sürecin belirli yönleri hakkında Hükümetin anlatımlarından farklılık gösterse dahi, Mahkeme dosyaya eklenen bütün belgelerden anlaşıldığı şekliyle, ihtilaf konusu gösterinin Beyoğlu’nda barışçıl bir şekilde başladığını ve farklı sendika üyelerinin, forumun düzenlenmesinin protesto edilmesi amacıyla toplandıklarını gözlemlemektedir. Söz konusu grup, forumun düzenlendiği komşu bölgeye yöneldiği sırada, polis yürüyüşün engellenmesi için düzenleme yapmış ve göstericilerden forumun düzenlendiği alana yaklaşmaksızın ve trafik akışı ve aynı zamanda yaya geçişi engellenmeksizin basın açıklamasının belirlenen başka bir bölgede yapılmasını talep etmiştir. Grubun bir kısmı, bu talimatlara uymayı kabul etmiş ve basın açıklamasını kamuoyuna okumuş ve olay yerinden ayrılmıştır. Başvuran da dâhil olmak üzere, grubun geri kalanı izin verilmeyen bölgeye daha da yaklaşmış ve basın açıklaması yapmış ve grubun dağılacağı sırada Haliç’e doğru ilerlemeye devam etmek isteyen bazı göstericiler sloganlar atmış ve polise doğru taşlar atmışlar ve polis göstericilerin ilerlemesini engellemek için müdahalede bulunmuştur. Başvuranın aktif olarak söz konusu olaylar sırasında uygulanan şiddet eylemlerine katıldığı hiçbir şekilde iddia edilmemiş ve tespit edilmemiştir.
-
Mahkeme, bu olaylar sırasında, başvuranın kauçuk bir mermiyle hafifçe yaralandığını ve sırtında bir ekimoz ile bir kızarıklığın bulunduğunu kaydetmektedir (yukarıda 13. paragraf). Ayrıca, ilgili göstericilerin dağılması sırasında göz yaşartıcı gaz ve cop kullanılmasından şikâyet etmektedir.
-
Bununla birlikte, Mahkeme başvuranın yaralanmasının polisler tarafından atılan kauçuk bir mermiden kaynaklandığını savcı onaylasa (yukarıda 14. paragraf), ve Hükümet itiraz etmese dahi (yukarıda 10. ve 11. paragraflar), dava dosyasında polislerin gösteri sırasında müdahale şekline sessiz kalındığını gözlemlemektedir. Nitekim olayların ardından düzenlenen olay tutanaklarında, polisin kauçuk mermiye başvurdukları veya göz yaşartıcı gaz kullandıkları hiçbir şekilde belirtilmemekte ve göstericilerin dağıtılması amacıyla, bu mühimmatları kullanma şekli hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Söz konusu tutanaklarda, başka ayrıntı verilmeksizin, polisin öncelikle kalkanlar ile kendini koruyarak ardından göstericileri geri çevirmek için basınçlı su kullanarak gittikçe müdahale ettiği belirtilmektedir.
-
Başka bir deyişle, Mahkeme resmi belgelerde tam olarak belirtilmemiş olan polis eyleminin, Sözleşme’nin 3. maddesi gerekliliklerine uygun olup olmadığı konusunun incelenmesi gerektiğini hatırlatmıştır.
-
Somut olayda, başvuranın kauçuk mermiyle yaralanması şans eseri hafif ise de, bu tür mühimmatların tehlikeliliği nedeniyle, şüphesiz başvuranın yine de daha önemli bir yaralanma riskiyle karşı karşıya kaldığı açıktır. Nitekim, bir fırlatıcı vasıtasıyla göz yaşartıcı gaz bombasının atılması gibi (yukarıda belirtilen Abdullah Yaşa ve diğerleri, § 43), kauçuk bir merminin atılması da, bu tür bir mühimmatın uygun olmayan bir şekilde kullanılması halinde, ciddi yaralanma riskine neden olabilmektedir. Bu nedenlerle, Mahkeme başvuranda bulunan lezyonun (yukarıda belirtilen 13. paragraf), Sözleşme’nin 3. maddesinin söz konusu edilmesi için yeterli olduğunu değerlendirmektedir (Gäfgen/Almanya[BD], No. 22978/05, § 88, AİHM 2010).
-
Dolayısıyla, Mahkemenin ilgili İçtihadına göre (ibidem, § 43), bu tür polis eyleminin Sözleşme’nin 3. maddesi gerekliliklerine uygun olabilmesi için, kauçuk mermi kullanımı dâhil olmak üzere polis operasyonları, yalnızca ulusal yasalarla izin verilmiş olmamalı; aynı zamanda, keyfiliğe, görevini kötüye kullanmaya ve kaçınılmaz kazalara karşı uygun ve etkin güvenceler sisteminin bir parçası olarak bu yasalar tarafından yeterince sınırlandırılmalıdır.
34. Hâlbuki, Hükümet gösteriler sırasında kauçuk mermi kullanımına ilişkin spesifik olarak düzenleyici hiçbir hükme ve kullanım şekli hakkında bir talimata atıfta bulunmamaktadır.
-
Mahkeme, gösteriler sırasında kauçuk mermi kullanımı hakkında uygun bir düzenleme çerçevesi ve ileri sürülen olay günü polis tarafından düzenlenen tutanaklarda bu tür mühimmatların kullanımıyla ilgili olarak hiçbir bilginin bulunmadığını dikkate alarak, Mahkeme, güvenlik güçlerinin büyük bir otonomiyle belirli bir talimat olmaksızın hareket ettikleri sonucuna varmıştır. Mahkeme, şiddet kullanımı çerçevesinde polise verilen yetkiye ilişkin kılavuz ilkelerin belirtildiği yasal hükümlerin (yukarıda 18. paragraf) bu tür mühimmatların kullanılmasından kaynaklanan spesifik bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle, olağan ve uygun bir polis eyleminde kauçuk mermilerin kullanılması için kendi başına yeterli olmadığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme için, bu tür bir durum Avrupa’daki çağdaş demokratik toplumlarda gerekli olan kişilerin fiziksel bütünlüğünü koruma düzeyini sağlamamaktadır.
-
Öte yandan, Mahkeme başvuran tarafından yapılan suç duyurusunun ardından davayı ele alan Cumhuriyet savcısının, başvuranın kauçuk mermiyle yaralanması hakkındaki temel şikâyetine yanıt vermeksizin ve herhangi bir soruşturma işlemi başlatmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini kaydetmektedir. Savcı, olayların gelişimi bakımından, acil müdahale güçlerinin kanun tarafından öngörülen güç kullanımı sınırlarının içerisinde kaldıklarının kanaatine varmakla yetinmektedir. Mahkeme, savcı kararında ileri sürülen olaylar sırasında güvenlik güçleri tarafından kullanılan kauçuk mermi türünün ve hangi tür silahtan söz konusu mermilerin atıldığının hiçbir şekilde belirtilmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, Hükümet ayaklanmaya karşı polislerin hizmetine sunulan kauçuk mermilerin kullanım şekli ve koşulları hakkında hiçbir açıklama getirmemiştir. Dolayısıyla, Mahkeme yerel makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın açıkça yetersiz olduğu kanaatine varmaktadır.
-
Sonuç olarak, ve özellikle, savcı, polisler tarafından başvurana karşı kullanılan gücün, ilgilinin davranışı nedeniyle mutlak surette gerekli olan bir güç kullanımına karşılık gelip gelmediği konusunu da incelememiştir (bk. mutatis mutandis, Zülcihan Şahin ve diğerleri/Türkiye, No. 53147/99, § 54, 3 Şubat 2005). Bu bağlamda, birçok göstericinin polise karşı şiddet uygulamaları veya direnmeleri nedeniyle yakalanmalarına rağmen, başvuranın ihtilaf konusu gösteri sırasında işlemiş olabileceği herhangi bir suç bağlamında yakalanmadığının ve hakkında soruşturma yürütülmediğinin kaydedilmesi gerekir.
-
Yukarıda yapılan değerlendirmeleri dikkate alarak Mahkeme, yukarıda belirtilen koşullarda başvuranın maruz kaldığı güç kullanımının Sözleşme’nin 3. maddesi gereklilikleri bağlamında, duruma ve izlenen amaca yani gösterinin dağıtılmasına ilişkin düzenlemeye uygun bir yanıt olduğunun tespit edilmediği kanaatine varmaktadır. Aynı şekilde Mahkeme, yürütülen soruşturma işlemlerinin, aynı hükmün göz ardı edilmesi nedeniyle, ayrıntılı ve etkin bir nitelik taşımadığını değerlendirmektedir.
-
Bu unsurlar, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmakta Mahkeme için yeterlidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
40. Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürerek, gösterinin dağıtılması sırasında polis müdahalesinin toplantı özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
-
Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
-
Daha önce Mahkeme, başvuranın da bulunduğu gösteri grubunun iki basın bildiri okuduğunu ve grubun dağılması sırasında polisin müdahale ettiğini tespit etmiştir (yukarıda 28. paragraf). Ayrıca başvurucu da ihtilaf konusu olaya katıldığını dile getirmektedir. Dolayısıyla, davanın koşullarında, polis müdahalesinin Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında toplantı özgürlüğüne bir engel olarak kabul edilebileceği varsayılması halinde bile, Mahkeme, mevcut başvurunun, özellikle gösteri grubunun dağıtılması sırasında polisin güç kullanarak müdahale etmesinin, başvuran hakkında bir kötü muamele teşkil edip etmediği konusunu hedef aldığı kanaatine varmaktadır.
-
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin tespitlerini dikkate alarak (yukarıda 37. ve 38. paragraflar), Mahkeme bu hükme ilişkin şikâyetin esasını ve kabul edilebilirliği hakkında ayrı olarak karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Recep Kurt /Türkiye, No. 23164/09, § 70, 22 Kasım 2011, ve Ahmet Yıldırım/Türkiye, No. 3111/10, § 72, AİHM 2012).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
41. madde
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
-
Başvuran, manevi tazminat olarak 5.000 avro (EUR) talep etmektedir.
-
Hükümet, tespit edilen ihlal ve talep edilen tutar arasında nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine vararak, bu talebi kabul etmemektedir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, hakkaniyetle karar vererek başvurana manevi tazminat olarak bu tutarın yani 5.000 avro ödenmesinin gerekli olduğunu değerlendirmektedir.
-
İlgilinin masraf ve giderlerin geri ödenmesi için hiçbir talepte bulunmaması nedeniyle, Mahkeme resen bu konunun incelenmesi için kendisine başvurulmadığı kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
Güvenlik güçleri tarafından kauçuk mermi kullanılması nedeniyle, başvuranın fiziksel bütünlüğünün ihlal edildiğine ilişkin olarak ve Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;
-
Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
-
Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin esası ve kabul edilebilirliğinin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde, manevi tazminat olarak, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 5.000 EUR (beş bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
- Geri kalan için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 27 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Bölüm yazı İşleri Müdürü Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.