CASE OF ÖMER GÜNER v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

ÖMER GÜNER/TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 28338/07)

KARAR

STRAZBURG

4 Eylül 2018

Kesinleşme Tarihi

4 Aralık 2018

İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Ömer Güner/Türkiye davasında,

Başkan,
Robert Spano,
Hâkimler,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

3 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,

aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Davanın temelinde Ömer Güner (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 26 Haziran 2007 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 28338/07) bulunmaktadır.

  2. Başvuran, İzmir Barosuna bağlı Avukat Ç. Bingölbalı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran, özellikle, avukata erişimden mahrum edilmesine ilişkin olarak adil yargılanmadığını ve mahkûmiyetinin hazırlık soruşturması aşamasında alınan kendi ifadeleri de dâhil olmak üzere avukat olmadan baskı altında alınan ifadelere dayandığı hususunda şikâyette bulunmuştur. Ek olarak, başvuran, iddiasına göre mahkûmiyetinin mülkiyetinde bulunan süreli yayınlara dayanmasının Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki haklarının ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

  4. Yukarıda anılan şikâyetler, 28 Mayıs 2014 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur.

  5. İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 17 Şubat 2017 tarihinde, Hükümeti, İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve diğer 3 başvuru, AİHM 2016) kararının ardından, arzu ederlerse, ek görüşlerini sunmaya davet etmiştir.

  6. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran 1969 doğumlu olup Aydın’da ikamet etmektedir.

  2. Başvuran olayın meydana geldiği tarihte Kuşadası’nda bulunan bir otelin idarecisidir.

  3. Başvuran, 10 Temmuz 2002 tarihinde saat 04.50’de İzmir Emniyet Müdürlüğünün terörle mücadele şubesinden gelen polis memurları tarafından Bolşevik Parti – Kuzey Kürdistan/Türkiye isimli yasa dışı bir örgüte karşı yürütülen operasyon kapsamında gözaltına alınmıştır. Başvuran tarafından imzalanan gözaltı tutanağına göre, polis memurları başvuranın odasında seksen sekiz adet sol siyaseti destekleyici kitap ve süreli yayın bulmuşlardır. Polisler söz konusu kitaplara, yasa dışı olup olmadığını belirlemek amacıyla el koymuşlardır.

  4. Başvuran, 11 Temmuz 2002 tarihinde saat 02.15 gibi avukatı olmadan diğer şüphelileri teşhis etmiştir. Başvuran, M.B.’yi teşhis ederek M.B.’nin ismini ziyaretçi defterine girmeden ücretsiz otelinde kalmasına izin verdiğini belirtmiştir.

  5. Başvuran, aynı gün içerisinde saat 13.10’da avukat yokluğunda polis memurları tarafından sorgulanmıştır. Başvurana, diğerleri arasında ideolojisinin ne olduğu, iş yerinde bulunan ve el konulan Çağrı isimli süreli yayını ne kadar süredir okuduğu ve -demokratik bir platform kapsamında gerçekleştirilen- hangi gösteri ve toplantılara katıldığı sorulmuştur. Başvuran, Çağrı isimli süreli yayını düzenli olarak bir gazeteciden aldığını ve okumaktan zevk aldığını belirtmiştir. Yasal olarak satılan söz konusu bu dergi sol düşünceleri desteklemekteydi. Başvuran, ayrıca, (Desde/Türkiye davasında başvuran olan, no. 23909/03, 1 Şubat 2011) Mehmet Desde ve Almanya’da bulunduğu sırada tanıştığı E.Y. ile arkadaş olduğunu kaydetmiştir. Başvuran, Mehmet Desde ve E.Y.’nin otelinde kalmalarına ve araca ihtiyaç duymaları halinde kendi aracını kullanmalarına izin vermiştir. Başvuran, Bolşevik Parti’nin faaliyetlerine katılmak istediğini belirttiğini fakat bu örgüt ile bağlantısı olan Mehmet Desde’nin kendisine hiç cevap vermediğini kabul etmiştir.

  6. Başvuran,13 Temmuz 2002 tarihinde avukat yokluğunda Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, Mehmet Desde’ye aracını ödünç verdiğini ve Mehmet Desde’nin otelinde kalmasına izin verdiğini kabul etmiştir. Ancak, yasa dışı bir örgütle hiçbir bağının olmadığını savunmuştur. Başvuran, sorgulamanın ardından serbest bırakılmıştır.

  7. Her ne kadar Mehmet Deste polis önünde susma hakkını kullanmış olsa da, avukatı yokluğunda Cumhuriyet savcısına başvuranın otelinde iki gün boyunca kaldığını ve başvuranın arabasını ödünç aldığını belirtmiştir.

  8. İzmir Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 6 Eylül 2002 tarihinde başvuran ve diğer dokuz sanık hakkında iddianame hazırlamıştır. Savcı, söz konusu zamanda yürürlükte olan Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca başvuranı yasa dışı örgüt olan Bolşevik Parti’ye– Kuzey Kürdistan/Türkiye – yardım ve yataklık etmekle suçlamıştır.

  9. Başvuran, 24 Ekim 2002 tarihinde davadaki ilk duruşmanın gerçekleştirildiği sırada avukatı huzurunda kendisine isnat edilen tüm suçları reddetmiştir. Başvuran, herhangi bir yasa dışı faaliyete katılmadığını öne sürmüştür. Ek olarak, başvuran Mehmet Desde, E.Y. ve M.B.’nin oteline müşteri olarak geldiğini ve otelinde buluşmalarının ardında herhangi bir art niyet olmadığını kaydetmiştir. Başvuran, Mehmet Desde ve M.B.’nin kendisine başka bir kıyı şehrine gitmek istediklerini söylediklerinde aracını ödünç verdiğini belirtmiştir. Başvuran, polise verdiği ifadeler hakkında sorgulandığında, söz konusu ifadelerini polisin işkencesi ve zoruyla verdiğini ve ifadelerini imzalamaya zorlandığını öne sürerek bu ifadeleri reddetmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, duruşmanın sonunda, başvurandan, eylemlerinin 3713 sayılı Kanun’unun 7 (1) ve (2) maddesi kapsamında terör örgütü üyelerine yardım etme olarak tekrar sınıflandırılabileceğini belirterek ek savunma yapmasını talep etmiştir. Başvuran, daha önce verdiği savunmasını yinelemiştir.

  10. Başvuran, 24 Temmuz 2003 tarihinde görülen duruşmada davanın esasına ilişkin olarak savunmasını yapmış ve aleyhindeki iddiaların hepsini reddetmiştir. Ek olarak, başvuran, tek hatasının Mehmet Desde ve M.B.’nin isimlerini otelinin ziyaretçi defterine kaydetmemesi olduğunu belirtmiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, aynı duruşma sırasında başvuranı söz konusu zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca terör örgütüne yardım ve yataklık etmekle suçlu bularak on ay hapis cezası ile para cezasına mahkûm etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, diğerleri arasında başvuran ile diğer sanıkların ifadelerini, “yazılı delilleri” ve dava dosyasının genel içeriğini dikkate alarak, başvuranın diğer sanıklar olan Mehmet Desde, E.Y. ve M.B.’nin isimlerini ziyaretçi defterine kaydetmeden otelinde kalmasına izin vererek ve bu şahıslara arabasını ödünç vererek bir terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçunu işlediğine karar vermiştir. Ek olarak, yargılamayı yürüten mahkeme başvuranın mülkiyetinde bulunan dergilerini kararının “yazılı delil” kısmında delil listesine dâhil etmiştir.

  11. Yargıtay, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinde yapılan son değişiklikleri ilk derece mahkemesinin kararını verirken dikkate alması gerektiğine hükmederek 8 Nisan 2004 tarihinde söz konusu kararı bozmuştur.

  12. Diğer bir taraftan, Resmi Gazete’de 30 Haziran 2004 tarihinde basılan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır. Bu nedenle, başvuran aleyhinde açılan dava için İzmir Ağır Ceza Mahkemesi görevlendirilmiştir.

  13. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı tekrardan söz konusu zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca on ay hapis cezasına ve para cezasına mahkûm etmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, diğerleri arasında başvuran ile diğer sanıkların ifadelerini, “yazılı delilleri” ve dava dosyasının genel içeriğini dikkate alarak, başvuranın diğer sanıklar olan Mehmet Desde, E.Y. ve M.B.’nin isimlerini ziyaretçi defterine kaydetmeden otelinde kalmasına izin vererek ve bu şahıslara arabasını ödünç vererek bir terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçunu işlediğine karar vermiştir. Ek olarak, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın mülkiyetinde bulunan dergileri kararının “yazılı delil” kısmında delil listesine dâhil etmiştir.

  14. Başvuran, 13 Aralık 2004 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.

  15. Yargıtay önündeki temyiz yargılamaları halen derdest bulunmaktayken 2005 yılında yeni Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 10 Kasım 2005 tarihli kararı ile dava dosyasını ilk derece mahkemesine geri göndermiş ve bu mahkemenin Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan son yasal değişiklikler ışığında kararını gözden geçirmesini talep etmiştir. Bu doğrultuda, dosya İzmir Ağır Ceza Mahkemesine geri gönderilmiştir.

  16. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde Cumhuriyet savcısı davanın esasına ilişkin mütalaasını vermiş ve başvuran ile ortak sanıkların, iddiaya göre kurdukları söz konusu örgütün 3713 sayılı Kanun’un 7(1) maddesi kapsamındaki terör örgütü tanımı ile uyuşmadığı gerekçesiyle aklanmasını talep etmiştir. Sonuç olarak, Cumhuriyet savcısı başvuranın eylemlerinin aynı Kanun’un 7(2) maddesi kapsamında yasa dışı bir örgüte yardım ve yataklık etmek olarak değerlendirilemeyeceğine kanaat getirmiştir.

  17. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca başvuranı 16 Mart 2006 tarihinde on ay hapis ve para cezasına mahkûm etmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların ve soruşturmadan sorumlu olan Cumhuriyet Savcısının beyanlarının aksine söz konusu örgütün; yapısını, yöntemlerini, amacını ve faaliyetlerini göz önünde bulundurarak bir terör örgütü olarak sınıflandırılabileceği sonucuna varmıştır. İlgili mahkeme, her ne kadar bu terör örgütünün üyeleri fiziksel şiddette başvurmasalar da üyelerin amaçlarını gerçekleştirmek adına tehdit etme gibi manevi cebir yöntemlerini kullandığına dikkat çekmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, söz konusu örgütün amacının, demokratik rejimin totaliter Marxist ve Leninist rejim ile değiştirilmesi hedefiyle direniş başlatmak olduğu kanaatine varmıştır. Ek olarak, söz konusu örgütün şiddete başvurmaması, terör örgütü olarak sınıflandırılması bakımından herhangi bir sorun teşkil etmemektedir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca, Çağrı ve Güney süreli yayınlarının örgütün yasal medya kuruluşu olduğunu belirtmiştir.

Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın polise verdiği ifadelerde iddiaları kabul ettiğine hükmetmiştir. Ek olarak, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, diğerleri arasında başvuranın yanı sıra sanıkların ifadelerini, “yazılı delilleri”, ve dava dosyasının genel olarak içeriğini dikkate alarak, başvuranın diğer sanıklar olan Mehmet Desde, E.Y. ve M.B.’nin isimlerini ziyaretçi defterine kaydetmeden otelinde kalmasına izin vererek bir terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçunu işlediğine karar vermiştir. Ek olarak, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın mülkiyetinde bulunan dergileri kararının “yazılı delil” kısmında delil listesine dâhil etmiştir.

  1. Başvuran, 23 Mart 2006 tarihinde kararı temyiz etmiştir.

  2. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı 5 Ekim 2006 tarihinde diğerleri arasında avukatların, sanıkların polise verdiği ifadelerin kullanılması dolayısıyla mahkûm edilmelerine ilişkin olan itirazlarını alakasız ve temelsiz olması dolayısıyla reddedilmesi gerektiğini belirttiği yazılı mütalaasını Yargıtay 9. Dairesine iletmiştir. Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, söz konusu Dairenin 3713 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler ışığında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını bozması gerektiğini kaydetmiştir.

  3. Yargıtay 25 Aralık 2006 tarihinde avukatların başvurana ve diğer iki sanığa ilişkin olan itirazlarının alakasız ve temelsiz olduğu gerekçesiyle 16 Mart 2006 tarihli kararı onamıştır. Başvuran, söz konusu kararın ancak 2007 Nisan ayında bilgisi dâhilinde olduğunu öne sürmüştür. Dava dosyasında, başvuranın, karardan gönderiliş tarihinde haberdar olduğunu gösterecek herhangi bir emare bulunmamaktadır.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

  1. Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] , no. 36391/02, §§ 27 ‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.

  2. 4928 sayılı Kanun, 15 Temmuz 2003 tarihinde, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesini değiştirmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki davalarda sanıkların avukata erişim hakkı üzerine getirilen kısıtlama kaldırılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, hazırlık soruşturması esnasında avukat yardımından faydalandırılmadığını iddia etmiştir. Ek olarak, başvuran hazırlık soruşturması esnasında kendi verdiği ifadelerin de dâhil olduğu avukat yokluğunda ve baskı altında alınan ifadelerin mahkûm edilirken temel alındığını ileri sürmüştür.

  2. Mahkeme, söz konusu şikâyeti, ilgili kısımları aşağıda verilen Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında değerlendirmeye karar vermiştir:

“1. “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) adil yargılanma hakkına sahiptir.”

  1. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

...

(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

...”

  1. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.

  2. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

  3. Başvuran, hazırlık soruşturması sırasında avukat yardımından mahrum bırakıldığını ve yargılamayı yürüten mahkemenin kendisini mahkûm ederken avukatı yokluğunda alınan ifadelerini kullandığını ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, Mehmet Desde’nin iddiaya göre avukatı yokluğunda ve baskı altında alınan ifadelerinin mahkemenin kararını dayandırdığı delillerin bir kısmını oluşturduğu hususunda şikâyetçi olmuştur.

  4. Hükümet, başvuranın ilk iddiasına ilişkin olarak Mahkemenin Salduz/Türkiye ([BD], no. 36391/02, AİHM 2008) davasındaki kararına atıfta bulunarak, Hükümetin Mahkemenin Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi kapsamındaki içtihadının farkında olduğunu beyan etmiştir.

  5. Hükümet, başvuranın ikinci iddiasına ilişkin olarak tıbbi raporun olmaması dolayısıyla Mehmet Desde’nin ifadelerinin baskı altında alındığı sonucuna makul şüphenin ötesinde varılamayacağını savunmuştur. Ek olarak, Hükümet Mehmet Deste’nin polise herhangi bir ifade vermediğini ve susma hakkını kullandığını kaydetmiştir. Ayrıca, Mehmet Deste yargılamalar süresince başvuranı doğrudan hedef alan ya da suçlayan hiçbir ifadede bulunmamıştır. Dolayısıyla, ulusal mahkemeler başvuranı mahkûm ederken Mehmet Desde’nin ifadelerine dayanmamıştır. Son olarak, Hükümet, başvuranın ne yargılamayı yürüten mahkeme huzurunda, yargılamalar sırasında ne de temyiz başvurusunda Mehmet Desde’nin ifadelerine ilişkin olarak itirazda bulunmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, Hükümet Mahkemeden ya başvuranın şikâyetini reddetmesini ya da bu bağlamda herhangi bir ihlal olmadığına hükmetmesini talep etmiştir.

  6. Mahkeme, başvuranın avukat yardımına erişiminin 3842 sayılı Kanun gereği kısıtlandığını ve bu durumun başvuranın yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydetmiştir (bk. Yukarıda anılan Salduz, § 56). Mahkeme, başvuranın avukat yardımına erişimine getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin özünde Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesini ihlal edip etmediğini incelemeyi gerekli görmemektedir. Zira, her hâlükârda, Hükümet, kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma hakkına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir (a.g.e. İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru , § 274, AİHM 2016) Bu bağlamda, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken başvuranın polise verdiği ifadelere dayandığını ifade etmektedir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).

  7. Mahkeme, iddiaya göre avukatı yokluğunda ve baskı altında alınan ifadelerin kullanılmasına ilişkin olarak daha önce Mehmet Desde’nin gözaltı süresinde kötü muameleye maruz kalıp kalmadığı konusunda bir tespite varamadığına hükmettiğine dikkat çekmektedir (bk. Desde/Türkiye, no. 23909/03, §§ 93-105 ve 130, 1 Şubat 2011). Dolayısıyla, Mahkeme başvurunun bu kısmının incelemesinin, Mehmet Desde’nin avukat yokluğunda alınan ifadelerin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılması ile kısıtlanması gerektiği kanaatindedir.

  8. Bu bağlamda, Mehmet Deste’nin her ne kadar polis önünde susma hakkını kullanmış olduğu doğru olsa da, Mehmet Deste avukatı yokluğunda Cumhuriyet savcısına başvuranın otelinde iki gün boyunca kaldığını ve başvuranın arabasını ödünç aldığını belirtmiştir. Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı “terör örgütünün üyelerini ziyaretçi defterine kaydetmeden otelinde kalmasına izin vererek” bir terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçunu işlemesi gerekçesiyle mahkûm etmesini göz önünde bulundurarak, Hükümetin Mehmet Desde’nin başvuranı suçlayıcı herhangi bir ifadede bulunmadığı görüşünü kabul edememektedir. Mahkeme, ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin söz konusu ifadelerin kabul edilebilirliğini incelenmeden dava dosyasına dâhil ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, somut davada başvuranın mahkûmiyet kararı verilirken bu tarz ifadelerin kullanılmasından etkilenip etkilenmediği hususunda bir sonuca varılamaz.

  9. Mahkeme, Hükümetin başvuranın Mehmet Desde’nin ifadelerine itiraz etmediğine dair iddiasına ilişkin olarak Desde davasındaki (yukarıda anılan, § 130 ve132) ulusal mahkemelerin Mehmet Desde’nin kendisinin ve diğer sanıkların avukat yokluğunda alınan ifadelerinin çıkarılması yönündeki sürekli taleplerine herhangi bir cevap vermediğini gösteren tespitini yinelemektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin başvuranın aynı tarzdaki delile, özellikle Mehmet Dede’nin avukat yokluğunda alınan ve başvuran aleyhinde delil olarak kullanılan ifadelerine ilişkin olarak aynı türdeki bir itirazın aynı yargılama sırasında neden farklı bir sonuç verecek olmasını ispatlamakta başarısız olduğu kanaatindedir.

  10. Mahkeme, bu doğrultuda Türk hukukunda sağlanan usule ilişkin güvencelerin somut davada avukat yokluğunda alınan ifadelerin kullanılmasının önlenmesi bakımından işlemediğini tespit etmiştir.

  11. Yukarıdaki açıklamalar, Mahkemenin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.

II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, mahkûmiyetinin mülkiyetinde bulunan yasal kitaplara ve süreli yayınlara dayandığı kadarıyla ifade özgürlüğünü ihlal ettiği hususunda şikâyette bulunmuştur.

  2. Hükümet, başvuranın mahkûmiyetin özellikle 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi kapsamında hukuki bir temeli olduğunu kaydetmiştir. Hükümet, söz konusu müdahalenin ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ya da kamu güvenliğin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi Sözleşme’nin 10 § 2 maddesi kapsamında meşru amaç gözettiğini belirtmiştir. Hükümete göre, ulusal mahkemeler “sanık Ömer Güner’in mülkiyetinde bulunup el konulan kitapların ve süreli yayınların listesine” atıfta bulunmuştur. Hükümet, davanın kendine has koşullarını göz önünde bulundurarak, müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak nihai değerlendirmenin yapılmasını Mahkemenin takdir yetkisine bırakmıştır.

  3. Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğu kanaatindedir. Ancak, Mahkeme davanın olguları ve yukarıda anılan Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesini göz önünde bulundurarak somut davada gündeme gelen ana yasal sorunu incelediğini düşünmektedir. Mahkeme, bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında başvuranın şikâyeti için ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde Seyithan Demir/Türkiye, no. 25381/02, § 47, 28 Temmuz 2009).

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

A. Tazminat

  1. Başvuran, maddi tazminat olarak ceza yargılamaları sırasında el konulan arabasının değerine tekabül edecek şekilde 4.000 avro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, medya tarafından bir suçlu olarak resmedildiği için otelini kapatmak zorunda kaldığını belirterek manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmiştir.

  2. Hükümet bu talepleri aşırı bularak itiraz etmiştir.

  3. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Mahkeme, en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüşündedir (bk., yukarıda anılan, Salduz, § 72). Mahkeme ayrıca ihlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk., Dvorski /Hırvatistan [BD], no. 25703/11, § 117, AİHM 2015). Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın taleplerini reddetmiştir.

B. Masraflar ve Giderler

  1. Başvuran, Mahkeme önünde oluşan çeviri masrafları karşılığında 31 avro talep etmiştir. Başvuran, bu talebini desteklemek adına çeviri faturasını ibraz etmiştir.

  2. Hükümet, başvuranın bu başlık altındaki talebini desteklemek için herhangi bir belge sağlamadığına dikkat çekmiştir.

  3. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, talep edilen tüm meblağı vermeyi makul görmektedir.

C. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

  2. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;

  3. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyeti incelemeye gerek bulunmadığına;

  4. İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;

  5. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlere karşılık olarak 31 avro (otuz bir avro) ödenmesine;

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;

  1. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 4 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim