CASE OF N.Ö. v. TÜRKİYE - [Turkish Translation] by Asya Nena Örs, Selin Özgören and Lale Katharina Öztoprak

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  

İKİNCİ BÖLÜM  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

(Başvuru no. 24733/15)  

KARAR  

Madde 8 • Pozitif yükümlülük • Özel hayat • Yerel mahkemelerin,  

başvuranın işyerinde amiri tarafından cinsel saldırıya uğradığı iddialarına  

yeterince yanıt vermemesi ve davayı gereken özenle incelemeye tabi  

tutmaması • Vaka koşullarını tespit etmek ve olayların farklı versiyonlarının  

inandırıcılığını yeterince değerlendirmek için mevcut araçların  

araştırılmaması • Başvuru sahibinin saldırıyı bildirmekte gecikmesine  

gerekçe göstermeden güvenilmesi • Cinsel suçların soruşturulmasının,  

cinsel şiddet mağdurunun nasıl davranması gerektiğine dair basmakalıp  

varsayımlar veya düşüncelerle değil, vakanın gerçeklerine özgü, bağlama  

duyarlı bir değerlendirme gerektirmesi • Yerel mahkemelerin, şikayetin  

zamanlamasının  

uygunluğunu  

diğer  

deliller  

bağlamında  

değerlendirmelerinin gerekmesi  

STRAZBURG  

14 Ocak 2025  

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  

kesinleşecektir. Şekli değişikliklere tabi tutulabilir.  

k

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

N.Ö. / Türkiye davasında,  

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), aşağıdaki üyelerden  

oluşan bir Daire olarak görev yapmaktadır:  

Arnfinn Bårdsen, Başkan,  

Saadet Yüksel,  

Pauliine Koskelo,  

Jovan Ilievski,  

Davor Derenčinović,  

Gediminas Sagatys,  

Stéphane Pisani, hakimler,  

and Dorothee von Arnim, Yazı İşleri Müdür Yardımcısı,  

Aşağıdaki hususları göz önünde bulundurarak:  

Başvuru(no. 24733/15), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan  

Hakları Sözleşmesi'nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türk vatandaşı  

Bayan N.Ö. (“başvuran”) tarafından 29 Nisan 2015 tarihinde yapılmıştır;  

Sözleşme'nin 8. ve 14. maddelerine ilişkin şikâyetin Türk Hükümeti'ne  

(“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez  

ilan edilmesine karar vermiştir;  

Başvuranın isminin açıklanmaması kararı;  

Tarafların gözlemleri;  

3 Aralık 2024 tarihinde kapalı gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,  

Aynı gün kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:  

GİRİŞ  

1. Dava, yerel mahkemelerin, başvuranın, amiri tarafından kendisine  

karşı gerçekleştirildiği iddia edilen cinsel saldırıyı bildirmekte gecikmesini  

dikkate almasıyla (ilgili kararları verirken), Sözleşme'nin 8. maddesinin tek  

başına veya 14. maddesiyle bağlantılı olarak ihlal edildiği iddiasıyla  

ilgilidir.  

1-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

1

OLAY  

2. Başvuran Bayan N.Ö., 1978 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve  

Ankara'da yaşamaktadır. Başkan, başvuranın kimliğinin kamuya  

açıklanmaması talebini kabul etmiştir (İçtüzük 47 § 4). Başvuran, Mahkeme  

önünde, İstanbul'da avukatlık yapan H. Yılmaz Kayar tarafından temsil  

edilmiştir.  

3. Hükümet, o zamanki daimi Temsilcisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet  

Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Bay Hacı Ali Açıkgül  

tarafından temsil edilmiştir.  

4. Taraflarca sunulan belgeler ve bu belgelerden anlaşıldığı üzere vakanın  

maddi olguları aşağıdaki şekilde özetlenebilir.  

5. Başvuran bir diş hekimidir. Mevcut başvuruya neden olan olaylar  

sırasında Ankara'da bir hastanede (“hastane”) çalışmaktadır.  

6. Başvuran, 8 Mart 2012 tarihinde, hastanenin Başhekimi M.Y.  

hakkında, kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla savcılığa yazılı  

şikayette bulunmuştur. Başvuran, 2009 yılında hastanede çalışmaya  

başladığını ve M.Y.'nin kendisine ilgi duymaya başladığını ve kendisini sık  

sık özel toplantılara çağırdığını belirtmiştir. Bu görüşmelerde M.Y.,  

başvuranın zor bir evlilik geçirmiş, boşanmış bir kadın olduğunu bildiğini  

ve ona her türlü sorununda yardımcı olabileceğini söylemiş, başvurana  

bekâr bir kadın olarak hayatında bir erkeğe ihtiyaç duyacağını ima etmiştir.  

Başvuranın uygunsuz davranışlarına son vermesini söylemesine ve ısrarlı  

telefonlarına geri dönmemesine rağmen, bu tür girişimlerde bulunmaya  

devam etmiştir. Çalışan kayıtlarından başvuranın ev adresini bulduktan  

sonra, akşam geç saatlerde başvurana telefon ederek ve onun mahallesinde  

olduğunu söyleyerek kendisini evine davet etmeye çalışmıştır. Başvuranın  

hatırlayamadığı bir tarihte, Temmuz 2010'da, M.Y. kapısını çalmıştır.  

Başvuran kapıyı açmış ancak M.Y.'ye onu kabul edemeyeceğini söylemiştir.  

Başvuran kapıyı kapatırken, M.Y. ayağını kapıya sokmuş ve zorla evine  

2

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

girmiştir. Telefonlarına cevap vermediği için üzgün olduğunu söylemiş ve  

bu tutumunda ısrar etmesi halinde işlerin kendisi için iyi gitmeyeceği  

tehdidinde bulunmuştur. Daha sonra ona evliliğinde mutsuz olduğunu ve  

eşiyle yapamayacağı bazı şeyler olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte,  

pantolonunun düğmelerini açmış ve başvurandan kendisine oral seks  

yapmasını istemiştir. Başvuran bunu reddedince, M.Y., başvuranın başını  

sıkıca tutmuş ve penisini zorla ağzına sokmuştur. Başvuran direnip ayağa  

kalkmaya çalıştığında, M.Y. onu sıkıca tutmuş ve eşofman üstüne  

boşalmıştır. Daha sonra tuvaleti kullanmış ve oradan ayrılmıştır.  

7. Başvuran şikayetinde, misillemeden korktuğu için saldırının hemen  

ardından şikayette bulunamadığını ve cinsel taciz mağdurlarına yönelik  

yaygın toplumsal ve kültürel tutumların bilincinde olarak kendini çaresiz  

hissettiğini belirtmiştir. Sözlerine aldığı psikolojik yardımın ve son yıllarda  

kadın hakları konusunda yaşanan olumlu gelişmelerin kendisine nihayet  

şikayetini dile getirme cesareti verdiğini de eklemiştir. Şikâyetine, kendi  

imkanlarıyla hazırlattığı 6 Şubat 2012 tarihli (İstanbul Üniversitesi Adli Tıp  

Anabilim Dalı tarafından düzenlenen) bir bilirkişi raporunu eklemiştir. Son  

olarak, M.Y.'nin söz konusu olaylara ilişkin kendi anlatımını doğrulamak  

isteyen tanıkları etkilemeye çalıştığını ileri sürmüştür. Kendisi için hem iş  

yerinde hem de iş dışında koruyucu önlemler alınmasını talep etmiştir.  

8. 6 Şubat 2012 tarihli raporda şu bulgulara verilmiştir: başvuran 28 ve  

29 Aralık 2011 tarihlerinde bir psikiyatrist tarafından görülmüş ve kendisine  

travma sonrası stres bozukluğu, ağır depresyon ve distimik bozukluk  

(depresif bozukluk) teşhisi konulmuştur. Başvuranda teşhis edilen ruhsal  

travma, işyerinde maruz kaldığı sözlü şiddet, psikolojik şiddet ve  

başvuranın anlattığı cinsel saldırı türü ile örtüşmektedir.  

9. 9 Mart 2012 tarihinde Cumhuriyet Savcısı olayla ilgili bir soruşturma  

başlatmıştır. Soruşturması sırasında, 16 Mart 2012 tarihinde başvuranın  

ifadesini almış ve M.Y.'den de ifade vermesini istemiştir; M.Y. ifadesini  

yazılı olarak vereceğini belirtmiştir.  

3-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

10. M.Y., 29 Mart 2012 tarihinde Cumhuriyet Savcısına verdiği yazılı  

ifadede, hakkındaki iddiaları reddetmiştir. İfadesine göre, başvuran  

hastanede çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra onunla arkadaşlık  

kurmuştur. Örnek olarak, bazen yalnız bazen de diğer iş arkadaşlarıyla  

birlikte öğle yemeğine gittikleri olurdu. Başvuran ona boşanmasından ve  

bununla ilgili kişisel sorunlarından bahsetmiştir. Telefon numaralarını değiş  

tokuş etmişler ve mesai saatleri içinde olduğu gibi iş dışında da birbirlerini  

aramışlardır. 3 Nisan 2010 tarihinde, Samsun'daki ailesini ziyaret ettiği  

sırada, başvuran kendisine telefon etmiştir. Başvurana, hasta olduğunu ve bu  

durumda Ankara'ya geri dönemeyeceğini söylemiştir. O gece, başvuran ona  

mesaj atmış ve Samsun'a geldiğini, geceyi Öğretmen Evi'nde geçireceğini  

ve ertesi gün birlikte Ankara'ya dönebileceklerini söylemiştir. M.Y. teklifi  

kabul etmiş ve ertesi gün başvuranın arabasıyla geri dönmüşlerdir.  

Ankara'ya vardıklarında, başvuran onu evine davet etmiştir. Dairesine  

girdiklerinde, başvuran ona karşı cinsel girişimlerde bulunmaya başlamış ve  

ona ne kadar hayran olduğunu söylemiştir. Tamamen rızaya dayalı cinsel  

faaliyette bulunmaya başlamışlardır. Ancak, başvuran tam cinsel ilişkiye  

girmek istediğini belirttiğinde, kendisi bunu reddetmiş ve bir ailesi ve karısı  

olduğu için daha ileri gitmesinin yanlış olacağını söylemiştir. Başvuran,  

reddedilmesinin ardından gözle görülür bir şekilde üzülmüştür. Başvuran  

ertesi gün ofisine gelmiş ve M.Y.’yi onu kamuoyu önünde küçük  

düşürmekle tehdit etmiştir. O günden itibaren, iş arkadaşlarına kendisini  

zorlamaya çalıştığını söyleyerek M. Y.’ye iftira atmıştır. Sırf onu reddettiği  

için bakanlara onu şikayet eden mektuplar yazmıştı.  

11. M.Y. ifadesinde, başvuranın davranışlarının ve iddialarının “hayatın  

olağan akışına aykırı” olduğunu ileri sürmüştür. Öncelikle, iş yerindeki  

üstlerine hemen suç duyurusunda bulunmuş olmasına rağmen savcılığa suç  

duyurusunda bulunmadan önce iki yıl bekleyerek tutarsız davranmıştır. -.  

Dahası, üniversite eğitimi almış ve diş hekimi statüsünde olan bir kadının,  

iddialar karşısında sessiz kalması hayatın olağan akışına uymamaktadır.  

4

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

Ayrıca, başvuran olayın gerçekleştiğini iddia ettiği Temmuz 2010'dan sonra  

da M.Y.’nin eşiyle sosyalleşmeye devam etmiştir. Örneğin, Mart 2011'de,  

hastanedeki bazı meslektaşları ve M. Y.’nin eşiyle birlikte bir brunch'a  

gitmiştir. Ona göre, bu davranış genellikle söz konusu eşin kocasının  

travmatik eylemlerine maruz kalan birinin göstereceği türden  

değildir.12. M.Y. ayrıca Cumhuriyet Savcısı'ndan, Samsun'daki “Öğretmen  

Evi'nin 3 ve 4 Nisan 2010 tarihleri arasındaki otel kayıtlarını temin etmesini  

ve kendisinin ve başvuranın cep telefonu numaralarına ilişkin HTS  

kayıtlarını incelemesini talep etmiştir. Ayrıca, hastanede çalışan bazı  

kişilerin tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir. Son olarak, başvuranın  

şikâyeti sonucunda, 16 Mart 2012 tarihi itibariyle hastanedeki Başhekimlik  

görevinden alındığını belirtmiştir.  

13. Başvuran, M.Y.'nin ifadelerine cevaben Cumhuriyet Savcısı’na ek  

beyanda bulunmuştur. M.Y.'yi görmek için Samsun'a gittiğinin doğru  

olmadığını, aslında bir tıp konferansına katılmak için kayıt yaptırdığını ve 4  

Nisan 2010 tarihinde etkinliğe katılacağını amiri olan M.Y.'ye bildirdiğini  

belirtmiştir. M.Y. ailesini ziyaret etmek bahanesiyle Samsun'a gitmiş ve 4  

Nisan sabahı kendisini arayarak hastalandığını söylemiş ve kendisini  

Ankara'ya geri götürmesini istemiştir. Başvuranın reddetmeye çalışmasına  

rağmen, M.Y. talebinde ısrar etmiş ve başvurana önceliğinin konferansa  

katılmak değil, amirine yardım etmek olması gerektiğini söylemiştir. Bu  

nedenle başvuran buna uymak zorunda kalmıştır. Ankara'ya vardıklarında,  

M.Y. arabada biraz konuşmak istemiş ve başvurana evliliğindeki  

sorunlardan bahsetmiştir. Hatta cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için  

hayatında bir erkeğe ihtiyacı olduğunu ima ederek kendisini rahatsız  

hissetmesine neden olmuştur. Başvuran hemen arabadan inmiş ve M.Y.'ye  

bu tür bir konuşmadan rahatsız olduğunu açıkça belirtmiştir. M.Y. o gün  

başvuranı cep telefonundan birkaç kez aramış, ancak başvuran bu  

aramaların hiçbirine cevap vermemiştir. Ertesi gün işe döndüğünde, M.Y.  

5-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

özür dilemeye çalışmış ve birkaç gün sonra hiçbir şey olmamış gibi  

davranmaya başlamıştır.  

Başvuran ifadesinde ayrıca M.Y.'nin eşini tanıdığını ve birkaç kez onunla  

vakit geçirdiğini belirtmiştir. Temmuz ayındaki olaydan sonra M.Y.'nin  

eşiyle irtibata geçmemiştir. Bu olaydan önce, çocuklara matematik dersleri  

veren bir kuruluş yararına düzenlenecek bir etkinlikle ilgili olarak  

mesajlaşmışlardır. Bu konuyu yukarıda bahsedilen olaydan önce de  

konuşmuşlardır. M.Y.'nin eşini düzenli olarak düzenlenen bir brunch  

organizasyonu kapsamında da görmüştür, ancak hastane tarafından  

düzenlenen ve yaklaşık 200-300 kişinin katıldığı bir organizasyon olduğu  

için böyle bir toplantıya özellikle onun eşliğinde gitmemiştir. Her halükarda,  

M.Y.'nin eşine karşı hiçbir husumeti yoktu ve M.Y.'nin eylemlerinden dolayı  

onu ya da çocuklarını suçlamamaktadır.  

14. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, isimleri sırasıyla başvuran ve M.Y.  

tarafından kendisine verilen tanıkların ifadelerini almıştır. Tanıkların hiçbiri,  

M.Y. tarafından başvurana yönelik herhangi bir görevi kötüye kullanma  

veya cinsel saldırı (fiziksel veya sözlü) olayına tanık olmadıklarını ifade  

etmişlerdir.  

15. 17 Temmuz 2012 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, M.Y. hakkında  

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı bu kararını,  

başvuranın iddiaları dışında M.Y. hakkında suç duyurusunda bulunulmasını  

gerektirecek delil bulunmadığı tespitine dayandırmıştır. Cumhuriyet  

Savcısı'nın görüşüne göre, kendi sosyal çevresi olan ve eğitimli bir yetişkin  

olan başvuran, kendisine yönelik haksız saldırıları savuşturabilecek bir  

konumdaydı. Bu nedenle, şikayetini ancak iddia edilen olaydan iki yıl sonra  

dile getirmiş olması makul değildir ve “hayatın olağan akışına aykırıdır”.  

16. Başvuran, Cumhuriyet Savcısı'nın kararına karşı Sincan Ağır Ceza  

Mahkemesi'ne itirazda bulunmuş ve diğer hususların yanı sıra, Cumhuriyet  

Savcısı'nın vardığı sonuçların şüphelinin verdiği ifadeye ve başvuranın  

durumundaki bir kadının saldırılara karşı koyabilecek durumda olacağı ve  

6

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

iddia edilen olaydan iki yıldan daha kısa bir süre önce ortaya çıkacağı  

yönündeki sübjektif varsayıma dayandığı göz önüne alındığında, savcı  

tarafından yürütülen soruşturmanın eksik ve yüzeysel olduğunu ileri  

sürmüştür. Başvuran ayrıca, Cumhuriyet savcısının, kendisi ile şüpheli  

arasındaki telefon görüşmelerinin kayıtları gibi, davanın gerçeklerini ortaya  

koymayı amaçlayan delilleri sunmadığından şikâyetçi olmuştur. Ayrıca,  

soruşturmayı yürüten yetkililer, Ankara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı  

tarafından düzenlenen ve DNA analizinin başvuranın kıyafetindeki lekenin  

meni izleri taşıdığını doğruladığı 14 Mayıs 2012 tarihli adli tıp raporunu da  

(başvuranın kendisi tarafından sunulan) göz ardı etmiştir. Cumhuriyet  

Savcısı, M.Y.'den DNA örneği almamış ve M.Y.'nin DNA'sı ile başvuranın  

eşofmanında bulunan lekenin DNA'sını karşılaştıracak bir DNA analizi  

yapılmasını talep etmemiştir.  

17. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi, diğer hususların yanı sıra, başvuranın  

ve M.Y.'nin HTS kayıtlarının incelenmemiş olması ve dava dosyasında yer  

alan ve şüpheli hakkında cezai suçlamada bulunulmasını haklı kılacak  

yeterli şüphe bulunduğunu belirten adli tıp uzmanı raporu göz önünde  

bulundurulduğunda, savcı tarafından yürütülen soruşturmanın eksik  

olduğunu belirterek, M.Y. hakkında 17 Temmuz 2012 tarihli kovuşturmaya  

yer olmadığı kararını 28 Aralık 2012 tarihli bir kararla, iptal etmiştir.  

18. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının bir sonucu olarakCumhuriyet  

Savcısı, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'ne M.Y. hakkında Ceza Kanunu'nun  

102. maddesi uyarınca nitelikli cinsel saldırının kamu görevinin, vesayet  

veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle  

işlenmesi suçundan, 3 Nisan 2013 tarihinde iddianame sunmuştur.  

Başvuran, davaya katılan sıfatıyla katılmıştır.  

19. Mahkeme duruşmaları 8 Mayıs - 23 Ekim 2013 tarihleri arasında  

gerçekleştirmiştir. Başvuran duruşmada sözlü ifade vermek istemediğinden,  

mahkeme, M.Y.'nin itirazlarına rağmen, ilk şikâyetinin ve Cumhuriyet  

7-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

savcısına verdiği önceki ifadenin mahkemede okunması talebini kabul  

etmiştir.  

20. M.Y. ise mahkeme önünde verdiği ifadede, başvuranın ailesini  

ziyaret etmek için bulunduğu sırada Samsun'a geldiğini ve birlikte  

Ankara'ya döndüklerini belirtmiştir. Döndüklerinde başvuran, kendisini  

evine davet etmiş, içecek ve atıştırmalık bir şeyler hazırlamıştır. Konuşmaya  

başlamışlar ve başvuran, kendisinden hoşlandığını ve Samsun'a gelme  

sebebinin bu olduğunu söyleyerek M.Y.’ye cinsel yaklaşımda bulunmuştur.  

Pantolonunun fermuarını açmış ve eliyle mastürbasyon yaparak  

boşalmasına neden olmuştur. Daha sonra ona eski kocasına ait bir çift  

eşofman altı getirmiştir. Bir süre daha konuşmaya devam etmişler ve daha  

sonra başvuran tam cinsel ilişkiye girmek istemiş, bu noktada M.Y.  

reddetmiş ve bir ailesi ve karısı olduğu için daha ileri gitmesinin yanlış  

olacağını söylemiştir. Penisini kadının ağzına zorla soktuğu ve saniyeler  

sonra boşaldığı iddiasının mantıksız olduğunu da sözlerine eklemiştir.  

M.Y’ye göre, hiçbir erkek, silah gibi bir “tehdit unsuru” desteği olmadan  

penisini birinin ağzına sokma riskine girmez.  

21. Yargılama sırasında mahkeme bir dizi tanığı dinlemiş ve başvuran  

tarafından sunulan tıbbi raporları incelemiştir.  

22. Tanıklardan hiçbiri iddia edilen cinsel saldırıya ilişkin herhangi bir  

gözlemde bulunmamıştır. Tanıklardan on altısı savunma tarafından  

çağrılmıştır: bunlardan biri sanığın eşi, geri kalan on beşi ise hastanede  

çalışan kişiler veya M.Y.'nin üniversiteden arkadaşlarıdır. Bilgi işlem  

departmanında çalışan tanıklardan biri, başvuranın kendisinden yazılı olarak  

tanıklık etmesini ve sanığa yönelik cinsel saldırı iddialarını desteklemesini  

istediğini belirtmiş; tanık, başvuranın bunu yapmadığı takdirde adını  

karalamakla tehdit ettiğini eklemiştir. Bu tanık mahkemeye, olay hakkında  

hiçbir bilgisi olmadığını ve bu nedenle ne başvuranın ne de sanığın lehinde  

ya da aleyhinde tanıklık yapmayacağını söylemiştir. İki yıl boyunca sanığın  

sekreteri olarak çalışmış olan bir başka tanık mahkemeye, başvuran ve  

8

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

avukatının bir gün kendisini yemeğe götürdüklerini ve kendisinden yardım  

istediklerini anlatmıştır. Başvuran o gün öfkeyle bir kağıda bazı şeyler  

yazmış ve başvurandan bu bilgileri kullanmamasını istemesine rağmen,  

başvuran bunları sanığa karşı kullanmıştır. Hastanede işyeri personelinin  

sağlık ihtiyaçlarını karşılayan bir doktor olarak çalışan bir başka tanık,  

başvuranın söz konusu dönemde antidepresan kullandığını ve boşanması  

nedeniyle kişisel sorunlar yaşadığını belirtmiştir. Tanık, başvuranın sanığın  

eşiyle yakın bir ilişkisi olduğunu belirtmiştir. Tanık, bir keresinde,  

başvuranın kendisini, başka bir kadın meslektaşını ve sanığı bir  

meslektaşının düğününe götürdüğünü hatırlamıştır. O gece, başvuran,  

sanığın üşüyen kadın meslektaşına ceketini ödünç vermeyi teklif etmesine  

oldukça garip bir şekilde tepki vermiştir. Başvuran bundan memnun  

olmamış ve bu memnuniyetsizliği davranışlarına yansımıştı. Tanık, o sırada  

normalde bir kişinin böyle bir davranışı yanlnızca eşi yaptığındayböyle  

davranacağını düşündüğünü hatırladığını eklemiştir.  

23. Hastanede diş hekimi olarak çalışan bir başka tanık, Şubat 2010'un  

bir döneminde kendisinin, başvuranın ve M.Y.'nin birlikte başvuranın  

arabasında bir sosyal etkinliğe gittiklerini ifade etmiştir. Mayıs 2010'da ise  

başvuranın kendisini, sanığın eşini ve çocuklarını 'Türkçe Olimpiyatları'na  

götürdüğünü belirtmiştir. Tanık, aralarında yaşanan bir anlaşmazlık  

nedeniyle artık başvuranla konuşmadığını söylemiştir. 2011’in bir  

döneminde ise başvuranı, sanığın eşiyle birlikte bir brunch etkinliğinde  

gördüğünü, sanığın orada olmadığını ifade etmiştir.  

24. Sanığın eşi, kendisinin ve başvuranın yakın olduklarını, başvuranın  

kendisine ve çocuklarına karşı sıcak davrandığını, hatta bir geziye dahi  

gittiklerini ifade etmiştir. Ayrıca 2010 yılında düzenlenen 'Türkçe  

Olimpiyatları'na birlikte katılmışlardır. Haziran 2011’de bir kalp krizi  

geçirdiğini ve başvuranın kendisini hastanede sık sık ziyaret ettiğini ifade  

etmiştir.  

9-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

25. Diğer tanıklar, başvuran ile M.Y. arasındaki ilişkiye dair herhangi bir  

gözlemlerini belirtmemişlerdir.  

26. Başvuran tarafından altı tanık çağrılmıştır. Bu tanıklardan biri, 2008  

ile 2011 yılları arasında hastanede çalışmış olan bir güvenlik görevlidir.  

Sanığın, elleri cebinde durduğu için bir erkek güvenlik görevlisini  

cezalandırdığını, oysa görev başındayken uyuyakalan bir kadın güvenlik  

görevlisini gördüğünde herhangi bir işlem yapmadığını belirtmiştir. Ayrıca,  

sanığı gecenin geç bir saatinde otoparkta sekreterine araba kullanmayı  

öğretirken gördüğünü belirtmiştir. Hastanenin finans departmanında çalışan  

bir başka tanık ise mahkemeye, 2010 yılı Nisan ayında bir gün iş ile ilgili  

bir sebeple başvuranın ofisine uğradığını ve o oradayken sanığın başvuranın  

ofisine girdiğini söylemiştir. Başvuran, her ikisine de birer parça meyve  

ikram etmiştir. Sanığın ise başvurana, kendisinin mini etek giydiğini göz  

önüne alınca, meyve ikram etmesinin ‘tahrik edici’ olduğunu söylediğini,  

ardından, onu bir daha mini etekle görürse bacaklarını kıracağını eklediğini  

ifade etmiştir.  

27. Hastanede hademe olarak çalışan bir diğer tanık, mahkemeye 2009  

yılından sonra başvuranın ruh halinde dramatik bir değişiklik olduğunu  

söylemiştir. Tanık, başvuranın daha önce dışa dönük ve mutlu bir bireyken,  

2010 yılında sık sık ağlarken veya gözyaşlarına boğulmuş halde gördüğünü  

ve çoğu zaman depresif göründüğünü belirtmiştir. Başvuranın burnunun  

oldukça sık kanadığını ve genellikle üzgün ve endişeli olduğunu ifade  

etmiştir. Tanık ayrıca, başvuranın kendisine yukarıda bahsedilen, dairesinde  

meydana gelen olaydan bahsettiğini söylemiştir.  

28. Başvuran tarafından çağrılan bir başka tanık (üniversiteden  

arkadaşı), başvuranın yukarıda iddia edilen olay hakkında kendisiyle  

telefonda konuştuğuna yönelik mahkemede ifade vermiş – özellikle de  

sanığın zorla dairesine girdiğini, kendisini zorla ona karşı dayattığını ve  

ardından üzerine boşaldığını anlattığını söylemiştir. Tanık, başvuranın  

kendisinden destek istediğini ve olayı yetkililere bildirmeyi planladığını  

10  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

kendisine söylediğini belirtmiştir. Başvuran tarafından çağrılan bir diğer  

tanık (aynı zamanda üniversiteden arkadaşı), söz konusu iddia edilen olayı  

ilk kez medya haberlerinden duyduğunu ifade etmiştir. Olay hakkında  

başvurana sorduğunda, başvuran kendisine M.Y.'nin bir gece zorla dairesine  

girdiğini, kendisine dokunduğunu, ellediğini ve sarılmaya çalıştığını  

söylediğini belirtmiştir. Başvuran, başka bir cinsel eylemin  

gerçekleşmediğini kendisine söylemiştir. Tanık ayrıca, olaydan sonra  

M.Y.'nin başvurana, eğer konuyu kapatır ve olay hakkında konuşmazsa  

Sağlık Bakanlığı içinde istediği herhangi bir pozisyonu alabileceğini  

söylediğini ifade etmiştir.  

29. Başvuran, mahkemenin incelemesi için, kendisi başvurarak edindiği  

ve yukarıda bahsi geçen 6 Şubat 2012 tarihli raporu ve Ankara Üniversitesi  

Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen ve başvuran tarafından  

incelenmek üzere kendilerine verilen “siyah kumaş parçası” üzerindeki  

lekenin meni olduğu sonucuna varan 14 Mayıs 2012 tarihli adli tıp raporunu  

sunmuştur. Ancak raporda ayrıca, şüphelinin DNA örneği bulunamadığı  

için, şüphelinin DNA profili ile kumaş üzerinde bulunan materyalin  

karşılaştırıldığı bir DNA analizi yapılmasının mümkün olmadığı  

belirtilmiştir. Başvuran, 27 Mayıs 2013 tarihinde mahkemeye yaptığı  

başvuruda, mahkemeden (a) sanığın DNA'sının yukarıda belirtilen bezdeki  

spermle eşleşip eşleşmediğinin belirlenmesi için DNA testi yapılmasına  

karar vermesini, (b) kendisi ile sanık arasındaki telefon görüşmelerinin HTS  

kayıtlarının temin edilmesini, (c) suç duyurusunda bulunulana kadar geçen  

süre boyunca hastane çevresindeki kameralar tarafından çekilen CCTV  

(kapalı devre kamera sistemi) görüntülerinin temin edilmesini ve (d) tedavi  

gördüğü psikiyatri kliniğinden başvuranla ilgili tıbbi rapor ve bilgilerin  

temin edilmesini talep etmiştir.  

30. Mahkeme, 30 Mayıs 2013 tarihli duruşmada, başvuranın M.Y.'nin  

DNA'sı ile lekeli bezde kalan DNA'nın karşılaştırılması için analiz  

yapılması talebini ve hastanenin güvenlik kamerası görüntülerinin  

11-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

mahkemeye gönderilmesi talebini reddetmiştir. Öte yandan mahkeme, ilgili  

telekomünikasyon dairesinden başvuranın ve M.Y.'nin cep telefonu HTS  

kayıtlarının alınmasına karar vermiştir.  

31. Mahkeme, başvuranın tedavi gördüğü psikiyatri kliniğinden rapor ve  

bilgi almıştır. Bu klinik tarafından tutulan bir rapora göre, başvuran ilk  

olarak Aralık 2012'de depresyon, karamsar bir bakış açısı ve hoşgörüsüzlük  

eğiliminden şikayet ederek danışmaya gelmiştir. Başvurana göre, 2009  

yılından beri iş yerinde psikolojik şiddet mağduru olmuş ve 2010 yılında  

cinsel saldırıya uğramıştır. Klinik, başvurana travmaya bağlı stres  

bozukluğu teşhisi koymuş ve ilaç reçete etmiştir. Başvuran her bir ya da iki  

ayda bir doktor randevularına gitmiştir.  

32. İlk derece mahkemesi, başvuranın fiziksel ve ruhsal sağlık  

durumunun değerlendirilmesi amacıyla Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri  

Anabilim Dalı tarafından muayene edilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine,  

başvuranın doktor heyeti tarafından yapılan muayenesinin sonucunda 27  

Ağustos 2013 tarihli raporunda, başvuranın fiziksel sağlığının iddia edilen  

olaydan etkilenmediği belirtilmiştir. Rapora göre, hafif derecede depresif bir  

durumda bulunmaktaydı. Dikkat süresi veya hafızasıyla ilgili herhangi bir  

sorun yaşamıyordu ve sanrılar veya halüsinasyonlar görmüyordu. Raporda,  

başvuranın iddia edilen olay sonrasında travma sonrası stres bozukluğu ve  

depresyon geliştirdiği ve bu durumların söz konusu cinsel saldırı dışında  

başka herhangi bir faktörle bağlantılı olmadığı sonucuna varılmıştır. Ruh  

sağlığı kalıcı olarak zarar görmüştür.  

33. 23 Ekim 2013 tarihli duruşmada, hem başvuran hem de M.Y., HTS  

kayıtlarının eksik olduğu gerekçesiyle itirazda bulunmuştur; çünkü Temmuz  

2009 ile Ağustos 2010 arasındaki döneme ilişkin herhangi bir verinin elde  

edilmediğini ileri sürmüştür; ve bu doğrultuda, her ikisi de ilk derece  

mahkemesinden söz konusu döneme ait kayıtların telekomünikasyon  

birimlerinden tekrar talep edilmesini ve elde edilmesini istemiştir. İlk derece  

mahkemesi bu talebi reddetmiştir.  

12  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

34. 13 Kasım 2013 tarihli kararda, ilk derece mahkemesi M.Y.'yi yeterli  

delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat ettirmiştir. Gerekçesinde, sanığın  

başvuranın iddialarını reddettiğini, söz konusu olayın başvuranın kendi  

evinde rızaya dayalı olarak gerçekleştiğini belirttiğini, oysa başvuranın  

yukarıda belirtilen eylemleri zorla yapmak zorunda kaldığını savunduğunu  

vurgulamıştır. İlk derece mahkemesine göre, tanık ifadelerinden, başvuran  

ile sanığın bir çalışan-işveren ilişkisi çerçevesinde etkileşimde bulundukları  

ve ayrıca işyeri dışında düzenlenen aynı sosyal etkinliklere katıldıkları  

anlaşılmaktadır. Bu nedenle, aralarında bir tür ilişki geliştirmiş olmalarının  

muhtemel olduğu, ancak tanık ifadelerinden bu ilişkinin boyutunun  

belirlenmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Mahkeme ayrıca 6 Şubat  

2012 tarihli adli raporunda (bkz. paragraf 8) ve 27 Ağustos 2013 tarihli  

sağlık raporunda (bkz. paragraf 32) yer alan bulguları da dikkate almıştır.  

Bu durumda, ilk derece mahkemesi başvuranın olayın 2010 Temmuz ayında  

gerçekleştiğini iddia ettiğini, ancak yalnızca 6 Şubat 2012'de kendi talebiyle  

bir adli rapor almış olduğunu ve 8 Mart 2013'te (sic) kamu savcısına  

şikayette bulunduğunu – bu da söz konusu olayın gerçekleştiği tarihten  

epeyce bir süre sonra olduğu anlamına gelmektedir – ve M.Y.'nin söz  

konusu eylemi zorla gerçekleştirdiğine dair kesin ve inandırıcı bir delil  

bulunmadığı sonucuna varmıştır.  

35. Başvuranın 7 Temmuz 2014 tarihinde yaptığı temyiz başvurusunun  

ardından Yargıtay, mahkemenin vardığı sonuçları onaylayarak beraat  

kararını onamıştır.  

36. 18 Ağustos 2014 tarihinde başvuran, Anayasa Mahkemesi'ne  

bireysel başvuruda bulunmuş ve buna gerekçe olarak, yaşadığı cinsel saldırı  

ile ilgili yapılan soruşturmanın yetersiz olduğunu, zira (i) dosyada yer alan  

adli muayene ve uzman görüşlerinin yeterince dikkate alınmadığını, (ii)  

mahkemelerin, cinsel saldırıya uğrayan kadınların söz konusu suçu  

gecikmeden bildirecekleri varsayımıyla davayı incelediklerini ve (iii)  

mahkemelerin bu konuda toplumsal gerçekliği – özellikle saldırganının  

13-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

işyerindeki yöneticisi olduğu gerçeğini – tamamen göz ardı ettiklerini  

belirtmiştir.  

37. 30 Eylül 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararını vermiş ve  

başvuranın şikayetini Sözleşme'nin 8. Maddesi açısından incelemiş,  

başvuruyu açıkça temelsiz bulduğundan reddetmiştir. Mahkeme,  

başvurunun argümanlarının delil değerlendirmesi ve iç hukukun  

uygulanmasıyla ilgili olduğunu değerlendirmiştir; bu nedenle, yerel  

mahkemelerin kararlarının keyfi olmadığı veya herhangi bir açık  

değerlendirme hatası içermediği dikkate alındığında, başvurunun dördüncü  

derece bir inceleme niteliğinde olduğu ve reddedilmesi gerektiği sonucuna  

varmıştır.  

2

İLGİLİ MEVZUAT VE UYGULAMA  

I. TÜRK CEZA KANUNU  

38. Bu olayların meydana geldiği dönemde ve söz konusu ceza  

yargılamasında atıfta bulunulan Türk Ceza Kanunu'nun 102. Maddesi,  

cinsel saldırıyı iki ila yedi yıl arasında hapis cezasıyla cezalandırılabilir  

olarak düzenlemişti. Eğer bu tür bir saldırı, mağdura bir organ veya başka  

bir cisimle zorlama içeriyorsa, yedi ila on iki yıl arasında hapis cezasıyla  

cezalandırılırdı. Eğer fail, iş ilişkisi nedeniyle sahip olduğu yetkiyi  

kullanarak suçu işlerse, bu bir ağırlaştırıcı faktör sayılır ve hapis cezası yarı  

oranında artırılırdı. Son olarak, eğer mağdurun fiziksel veya ruhsal sağlığı  

saldırı sonucu bozulmuşsa, verilen hapis cezası on yıldan az olamazdı.  

II. YARGITAY’IN İÇTİHATI  

39. Hükûmet, cinsel suçlar davalarında, maddi delil olmaksızın tanık  

ifadelerinin önemli bir ağırlık taşıdığını ve dikkatlice değerlendirilmesi  

gerektiğini açıklamıştır. Hükûmet, Yargıtay’ın kararlarında mağdurun  

14  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

ifadesine özel bir önem verdiğini ve bazen mağdurun beyanı tek başına bir  

mahkûmiyetin sağlanmasına sebep olduğunu belirtmiştir.  

Hükümet bu bağlamda, Yargıtay'ın (i) mağdurun kovuşturma aşamasında  

verdiği tutarlı ve samimi ifadeye dayanarak ve (ii) mağdur ile sanık arasında  

önceden herhangi bir husumet bulunmadığını belirterek beraat kararını  

bozduğu 18 Haziran 2014 tarihli bir karara (E. 2012/11711; K. 2014/8291)  

atıfta bulunmuştur. Hükümet, Yargıtay'ın ayrıca mağdurun ifadesinin  

doğruluğunu değerlendirmek için kriterler geliştirdiğini açıklamıştır. Bu  

kriterler arasında mağdurun şikayette bulunmakta gecikmesi; söz konusu  

suçun işlenmesine kadar şüpheli ile mağdur arasındaki ilişkinin niteliği ve  

kapsamı; mağdurun ifadesinin tutarlılığı (ya da tutarsızlığı) ve mağdurun  

olayları anlatışının “hayatın olağan akışına” uygun olup olmadığı; mağdur  

ile şüpheli arasında herhangi bir husumet ya da düşmanlık olup olmadığı ve  

mağdurun söz konusu saldırıya karşı koyma ya da yardım çağırma imkanına  

sahip olup olmadığı yer almaktadır. Hükümet bu bağlamda, Yargıtay'ın bir  

okul müdür yardımcısının reşit olmayanlara cinsel istismar suçundan ilk  

derece mahkemesi tarafından mahkûm edilmesini bozduğu 20 Mart 2017  

tarihli bir karara (E. 2016/12325; K. 2017/1430) atıfta bulunmuştur. Şüpheli  

şahsın, iddia edilen mağdurlara sınıf arkadaşlarının önünde disiplin cezası  

verdiği belirtilmiştir. Tanık ifadelerine göre, ilgili öğrenciler disiplin cezası  

aldıkları için şüpheliden hesap soracaklarını birden fazla kez söylemişlerdir.  

Yargıtay, ilgili öğrencilerin ifadelerinin yargılama süreci boyunca tutarsızlık  

göstermesi, iddia edilen olaydan uzun bir süre sonra şikâyette bulunmaları  

ve tanık ifadelerinin, öğrencilerin şüpheliye iftira atmak için bir  

motivasyonları olduğunu doğrulaması nedeniyle, şüphelinin söz konusu  

suçu işlediğine dair makul şüphe bulunduğunu belirterek mahkûm  

edilemeyeceğine hükmetmiştir. Özellikle, öğrencilerin şüpheliden intikam  

almak istediklerini ifade etmeleri, şüphelinin cinsel saldırı suçlamasına  

haksız yere maruz kaldığı yönündeki savunmasını desteklemiştir.  

15-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

Hükümet ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun in dubio pro reo  

ilkesine dayanarak bir mahkûmiyeti bozduğu 10 Şubat 2022 tarihli bir  

karara (E.2019/14-270; K. 2022/82) atıfta bulunmuştur. Bu dava, on dört  

yaşında bir çocuğun ailesine, on yaşındayken bir komşusu tarafından  

tecavüze uğradığını söylemesi ile ilgiliydi. Mağdur, bir gece boyunca  

kaybolduktan sonra ailesinin kendisini jinekolojik muayeneye götürmeyi  

planladıkları sırada, iddia edilen olayı onlara anlatmıştır. Ailesine, dört yıl  

önce şüphelinin kendisini ve erkek kardeşlerini yakındaki bir bahçeye incir  

toplamaya davet ettiğini söylemiştir. Hep birlikte ağaca gitmiş ve şüpheliyle  

birlikte incir toplamaya başlamışlardır. Bir süre sonra kardeşleri oradan  

ayrılmış ve mağdur, şüpheliyle yalnız kalmıştır.  

Mağdur, ağaçtan aşağı inemeyince, şüpheli gelip onun aşağıya inmesine  

yardım etmiştir ve ardından onu ağaca doğru iterek mağdurun iç çamaşırını  

çıkarmış ve penisini vajinasına sokmuştur. Mağdur, direnmeye ve ondan  

kaçmaya çalışmış ancak şüpheli çok güçlü olduğu için başaramamıştır.  

Saldırının ardından ağlayarak evine koşmuştur. Şüpheli de onu takip ederek  

ailesine mağdurun bir daldan düştüğünü söylemiştir. Mağdur, çok korktuğu  

için o sırada gerçekte ne olduğunu kimseye anlatamamıştır. Ailesinin  

götürdüğü jinekolojik muayene, kızlık zarının yırtıldığını ve bu yırtığın yeni  

olmadığını doğrulamıştır. Ceza yargılaması sürecinde mağdur, birden fazla  

psikiyatri kurumu tarafından değerlendirilmiş ve kendisinde, cinsel saldırı  

mağdurlarında görülen semptomlarla örtüşen travma sonrası stres  

bozukluğu ve depresyon tespit edilmiştir. Şüpheli suçlamaları reddetmiştir.  

Şüphelinin kızı ise mağdurun sık sık kız kardeşiyle birlikte şüphelinin evine  

geldiğini, bir erkek arkadaşı olduğunu ve neşeli bir kişiliğe sahip olduğu  

için depresyon belirtisi göstermediğini ifade etmiştir. Bir uzman tarafından  

hazırlanan yerinde inceleme raporunda, iddia edilen saldırının gerçekleştiği  

incir ağacının etrafının evlerle çevrili olduğu ve yola çok yakın olduğu, bu  

nedenle de saldırı sırasında bir kişinin çığlık atması halinde bunun  

yakınlardaki bir kişi tarafından çok kolay bir şekilde duyulabileceği  

16  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

belirtilmişti. Yargıtay, yukarıda belirtilen unsurlara dayanarak, şüphelinin  

mağdura tecavüz ettiğine dair herhangi bir kanıt bulunmadığına ve  

dolayısıyla - in dubio pro ilkesini göz önünde bulundurarak - şüphelinin  

beraat etmesi gerektiğine karar vermiştir.  

UYGULANABİLİR HUKUK  

I. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  

HAKKINDA  

40. Başvuran, Sözleşme'nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca, yerel  

mahkemelerin gerekçelerinden, özellikle de şikâyetinin zamanlamasına  

duydukları güvenden ve yukarıda belirtilen tıbbi uzmanların sonuçlarını  

dikkate almamalarından şikâyetçi olmuştur.  

41. Dava olaylarına hukuken verilecek nitelendirmeye hâkim olan  

Mahkeme (bk. Radomilja ve Diğerleri / Hırvatistan [BD], no. 7685/10 ve  

22768/12, §§ 114 ve 126, 20 Mart 2018, ve Grosam / Çek Cumhuriyeti  

[BD], no. 19750/13, § 90, 1 Haziran 2023), şikâyeti Sözleşme'nin 8.  

maddesi açısından inceleyecektir (bk. benzer bir yaklaşım için, C. /  

Romanya, no. 47358/20, § 49, 30 Ağustos 2022), bu madde aşağıdaki  

gibidir:  

“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı  

gösterilmesi hakkına sahiptir.  

2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak  

müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal  

güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin  

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya  

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir  

olması durumunda söz konusu olabilir. ”  

17-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında  

42. Hükümet, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun  

olduğunu ileri sürmüştür. Bununla birlikte, Mahkeme, şikâyetin karmaşık  

olgu ve hukuk meselelerini ortaya koyduğu ve bu nedenle Sözleşme'nin 35  

§ 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle  

reddedilemeyeceği kanaatindedir. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeyle de  

kabul edilemez olmadığından, kabul edilebilir ilan edilmelidir.  

B. Mahkemenin Esas Hakkında Değerlendirmesi  

1. Tarafların İddiaları  

43. Hükümet, bir bireye yönelik cinsel şiddet eylemlerinin Türk Ceza  

Kanunu uyarınca en az beş yıl hapis cezası ile cezalandırıldığını  

belirtmiştir. Nitelikli hallerin varlığında daha ağır cezalar uygulanmaktadır.-  

örneğin, söz konusu şiddetin penetrasyon içermesi veya yetkinin kötüye  

kullanılması yoluyla işlenmesi hali nitelikli hallerdendir. Dolayısıyla  

Hükümet, Türk Devleti'nin bireyler tarafından gerçekleştirilen cinsel şiddet  

eylemlerine karşı koruma sağlayan yeterli bir yasal çerçeveyi muhafaza  

etme yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirdiğini değerlendirmiştir.  

Söz konusu cinsel şiddet iddiasının etkili bir şekilde soruşturulmasına ilişkin  

usuli yükümlülükle ilgili olarak Hükümet, yetkililerin, başvuranın kendisine  

yönelik cinsel saldırı iddialarına cezai kovuşturma başlatarak tepki  

verdiklerini ileri sürmüştür. Bu yargılama sırasında, mahkemeler çok sayıda  

tanık dinlemiş, başvuran ve M.Y. arasındaki telefon görüşmelerinin HTS  

kayıtlarını elde etmiş, başvuranın adli psikolojik değerlendirmeden  

geçmesini istemiş ve taraflarca sunulan diğer tüm delilleri (başvuranın kendi  

inisiyatifiyle elde ettiği yukarıda belirtilen adli tıp raporları da dahil olmak  

üzere) dikkate almıştır. Dava dosyasındaki tüm delillere dayanarak,  

mahkeme, M.Y.'nin mahkumiyetini sağlayacak kesin delil bulunmadığı için  

beraatine karar vermiştir. Hükümet, cinsel suç davalarını incelemenin  

18  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

kendine özgü zorluklarına ve bir yandan bir şikayetçinin anlattığı olayları  

doğrulayacak adli delil bulunmadığında kurulması gereken dikkatli dengeye  

ve diğer yandan ifadeye dayalı delilleri savunma haklarıyla (ve özellikle in  

dubio pro reo) dengeleme ihtiyacına dikkat çekmiştir. Bu nedenle Türk  

mahkemeleri, şikayetçilerin ifadelerine karşı, savunmanın ifadelerinin  

güvenilirliğini ölçmek için bir dizi kriter geliştirmiştir. Bu kriterler  

şunlardır: şikayetçinin söz konusu olayı bildirmekte gecikip gecikmediği;  

saldırıya karşı koyma veya yardım çağırma imkanının olup olmadığı; suçun  

işlendiği ana kadar sanık ile şikayetçi arasındaki ilişki; sanık ile şikayetçi  

arasında daha önce düşmanlık olup olmadığı; mağdurun, failin ve tanıkların  

ifadelerinin tutarlılığı. Bu tür kriterlerin içerdiği özellikler göz önüne  

alındığında, yerel bir mahkeme, delilleri ve iç hukuku değerlendirmek için  

Mahkeme'den daha iyi bir konumdaydı.  

44. Başvuran, davasında adli makamların usule ilişkin yükümlülüklerini  

yerine getirdiklerini kabul etmemiştir. İlk derece mahkemesinin M.Y.'nin  

beraatine karar verirken dikkate aldığı belirleyici unsurun, mahkemenin  

kararının gerekçesinde de yer alan, şikayette bulunmasındaki gecikme  

olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, mahkemenin, savcılığa yaptığı  

şikâyetin esasına ilişkin tarihlerde hata yaptığını ileri sürmüştür; başvurana  

göre, bu durum mahkemenin özen ve tarafsızlık eksikliğini göstermektedir:  

spesifik olarak, başvuran 8 Mart 2012 tarihinde (yani, İstanbul  

Üniversitesi'nin psikolojik durumuna ilişkin adli tıp raporunu vermesinden  

yaklaşık otuz iki gün sonra) savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur; ancak  

mahkeme bu tarihi 8 Mart 2013 olarak kaydetmiş ve - tam da bu hataya  

dayanarak - başvuranın eylemlerini “gecikmiş” olarak değerlendirmiştir.  

Başvurana göre, mahkemenin cinsel eylemin niteliğini rızaya dayalı olarak  

değerlendirmesi (söz konusu eylem ile başvuranın şikâyette bulunduğu tarih  

arasında geçen sürenin uzunluğu nedeniyle), kanunun şikâyette bulunmak  

için yasal bir süre öngördüğü ve başvuranın davasında bu sürenin dolmadığı  

göz önünde bulundurulduğunda, hukuka aykırı olmuştur. Bu nedenle, söz  

19-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

konusu süre içerisinde haklarından yararlanmış olması, kendisine karşı  

kullanılmamalıydı. Ayrıca, başvuran, gecikmiş şikâyet fikri kadınlara karşı  

işlenen cinsel suçların gerçeklerine aykırı olduğunu savunmuştur: başvurana  

göre, cinsel saldırı mağdurlarının çoğu için böyle bir olayı adli makamlara  

bildirmek zorlu bir süreçtir. Son olarak, başvuran, mahkemelerin, çektiği  

ruhsal acının cinsel saldırı mağdurlarının yaşadığı travma türüyle uyumlu  

olduğunu tespit eden yukarıda belirtilen bilirkişi raporlarını gerektiği gibi  

dikkate almadıkları yönündeki şikâyetini sürdürmüştür. Mahkemeler  

gerekçelerinde bu raporlara atıfta bulunmuş olsalar da, bunlardan doğru  

sonuçları çıkarmada başarısız olmuşlardır.  

2. Mahkemenin Değerlendirmesi  

45. Mahkeme, çeşitli bağlamlarda, Sözleşme'nin 8. maddesi anlamında  

özel hayat kavramının bir kişinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü  

içerdiğine zaten karar vermiştir (bkz. örneğin, A ve B/Hırvatistan, no.  

7144/15, § 106, 20 Haziran 2019). Her ne kadar 8. maddenin temel amacı  

bireyi kamu makamlarının keyfi eylemlerine karşı korumak olsa da, özel  

hayata duyulan etkili “saygı”nın doğası gereği pozitif yükümlülükler de  

barındırabilir ve bu yükümlülükler bireylerin kendi aralarındaki ilişkiler  

çerçeveside tedbirler alınmasını içerebilir (bkz. örneğin, Isaković  

Vidović/Sırbistan, no. 41694/07, § 58, 1 Temmuz 2014).  

46. Bireylerin eylemlerine karşı koruma alanında 8. maddeye uyulmasını  

sağlamak için kullanılacak araçların seçimi ilke olarak Devletin takdir  

yetkisinde olmakla birlikte, temel değerlerin ve özel hayatın temel  

yönlerinin tehlikede olduğu tecavüz gibi ciddi eylemlere karşı etkin  

caydırıcılık, etkili ceza hukuku hükümleri gerektirir (bkz. M.C. /  

Bulgaristan, no. 39272/98, §§ 149-152, AİHM 2003-XII). Bu pozitif  

yükümlülük ayrıca, rıza dışı tüm cinsel eylemlerin suç sayılmasını ve etkili  

bir şekilde kovuşturulmasını gerektirir (bkz. E.G. / Moldova Cumhuriyeti,  

no. 37882/13, § 39, 13 Nisan 2021, diğer referanslarla birlikte).  

20  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

47. Soruşturmanın etkili olabilmesi için yeterince kapsamlı ve objektif  

olması gerekir (bkz. Y. / Bulgaristan, no. 41990/18, §§ 81-83, 20 Şubat  

2020, bir soruşturmanın yeterliliği ve eksiksizliğine ilişkin geçerli olan  

prensiplerin bir özeti için) Yetkili makamlar, söz konusu suçla ilgili kanıt  

elde etmek için, tanık ifadeleri almak, uzman raporları almak ve adli kanıt  

toplamak gibi, ulaşabildikleri uygun adımları atmalıdır (bkz. yani sira, M.N.  

/ Bulgaristan, no. 3832/06, § 39, 27 Kasım 2012, ve W. / Slovenya, no.  

24125/06, § 64, 23 Ocak 2014). Her soruşturma, prensip olarak, söz konusu  

somut olaya ilişkin maddi gerçeğin aydınlatılmasını ve suçtan sorumlu  

olanların tespit edilerek - uygun olduğu takdirde - cezalandırılmasına yol  

açabilmelidir. Bu, sonuçsal değil araçsal bir yükümlülüktür. Bu şart, tüm  

kovuşturmaların mahkumiyetle veya belirli bir cezayla sonuçlanması  

zorunluluğunu getirmese de, ulusal mahkemeler hiçbir koşulda fiziksel veya  

psikolojik şiddetin cezasız kalmasına izin vermemelidir (bkz. X/Yunanistan,  

no. 38588/21, § 69, 13 Şubat 2024). Bu nedenle, Mahkeme’nin incelediği  

asıl nokta, yerel mahkemelerin karara varırken davayla ilgili tüm hususları  

dikkatle incelemiş sayılıp sayılamayacağı ve sayılıyorsa ne ölçüde  

sayılabileceğidir (bkz. Vučković / Hırvatistan, no. 15798/20, § 52, 12 Aralık  

2023). Ancak şüphelinin suçluluğu ve mevcut delillere ilişkin yeni bir  

değerlendirme yapılmasının Mahkeme’nin görevi olmadığını belirtir.  

48. Somut olayda, ulusal mevzuat çerçevesinde rıza dışı cinsel  

eylemlerin yasakladığı ve bu tür eylemlerden sorumlu olanların cezai  

kovuşturmaya tabi tutulması tartışılmamaktadır.  

Dolayısıyla Mahkemenin ele alması gereken temel soru, yetkililerin etkili  

bir soruşturma yürütme konusundaki usuli yükümlülüklerini yerine getirip  

getirmedikleri, özellikle de mahkemelerin davayla ilgili tüm unsurları  

dikkatli bir şekilde inceleyip incelemedikleridir.  

49. Mahkeme, geçmişte meydana gelen olayların birbiriyle çelişen  

versiyonları, şiddet izleri veya olaya doğrudan şahit olan tanıklar gibi  

21-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

“doğrudan” kanıtların çok az olmaları nedeniyle yerel makamların zor bir  

görevle karşı karşıya olduklarını belirterek başlamıştır.  

Mahkeme'nin benzer davalarda daha önce de belirttiği gibi, olayların iki  

çelişkili versiyonunun bulunması yapılan açıklamaların güvenilirliğinin  

bağlamsal ve duyarlı bir şekilde değerlendirilmesini ve çevredeki tüm  

koşulların doğrulanmasını gerektirir (bkz. yukarıda anılan M.C/Bulgaristan,  

§ 181, ve X/Yunanistan, § 79). Bu bağlamda, rıza eksikliği sorununun  

soruşturma için kilit bir mesele olduğu durumlarda, yetkililerin, diğer  

hususların yanı sıra, dikkatlerini her bir tarafın inanılırlığına ve ifadelerinin  

güvenilirliğine yöneltmeleri gerekmektedir (bkz. M.C. / Bulgaristan,  

yukarıda anılan, § 181) ve soruşturma makamlarının, tarafların inandırıcılığı  

ve ifadelerinin güvenilirliği hakkında bir görüş oluşturmaları gerekmektedir  

(bkz. I.G. / Moldova, no. 53519/07, § 43, 15 Mayıs 2012).  

50. Mahkeme, mevcut davada ilk derece mahkemesinin, sanık ve  

başvuran tarafından mahkemeye çağrılan çok sayıda tanığı dinlediğini  

belirtimiştir Ancak, mahkemenin bu tanıkların ifadelerini yakından  

incelemeye tabi tutmadığı (örneğin, ilgili ifadelerinin güvenilirliğini ve  

bunlara verilecek ağırlığı değerlendirmediği) ve her halükarda bunlardan  

anlamlı bir sonuç çıkarmadığı görülmektedir. Bu bağlamda Mahkeme,  

gerekçesinde ilk derece mahkemenin tanık ifadelerinin sadece başvuran ile  

M.Y. arasında iş dışında bir ilişki olduğunu gösterdiğini ancak bu ilişkinin  

boyutunun belirlenemediğini gözlemlediğini belirtmektedir.  

51. Mahkeme ayni zamanda, hem başvuran tarafından mahkemeye  

sunulan tıbbi raporların (bkz. yukarıdaki 8. ve 31. paragraflar) hem de  

başvuranın psikolojik değerlendirmesine ilişkin olarak bizzat mahkeme  

tarafından talep edilen diğer heyet raporunun (bkz. yukarıdaki 32. paragraf)  

bulgularının ilk derece mahkemesinin gerekçesinde özetlendiğini belirtir.  

Ancak ilk derece mahkemesi, tıbbi uzmanların bulgularını tartışmamış ve  

bu bulguların başvuranın olaylara ilişkin anlatımını desteklemek için bir  

22  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

temel olarak alınıp alınamayacağı ve alnması halinde ne ölçüde  

alınabileceği konusunda bir değerlendirme yapmamıştır.  

52. Ayrıca, ilk derece mahkemesi, ilgili tarihte yürürlükte olan Türk Ceza  

Kanunu'nda nitelikli cinsel saldırı mağdurunun gecikmeksizin şikâyette  

bulunması gerektiğine dair bir şart bulunmamasına rağmen, başvuranın  

olayı bildirmeden önce önemli bir süre beklemiş olmasına vurgu yapmıştır  

(bkz. mutatis mutandis, G.U. / Türkiye, no. 16143/10, § 76, 18 Ekim 2016).  

İlk derece mahkemesi, başvuranın gecikmesinin, anlattıklarının  

güvenilirliğini etkileyen bir unsur olduğunu düşündüğünü açıkça  

belirtmemiş olsa da, Yargıtay'ın benzer davalarda geliştirdiği yaklaşım  

ışığında bakıldığında, mahkemenin gecikme unsuruna yaptığı vurgu (bunu  

belirli bir sonuca bağlamadan), yine de başvuranın olaylara ilişkin  

anlattıklarının güvenilir olmayabileceği ima edildiği anlaşılmaktadır r (bkz.  

yukarıdaki 39. ve 43. paragraflar). Mahkeme bu bağlamda, cinsel şiddet  

mağdurunun nasıl davranması gerektiğine ilişkin varsayımların veya  

basmakalıp düşüncelerin uygun olmadığını ve cinsel şiddet eylemlerinin  

soruşturulmasının, davanın gerçeklerine özgü ve duyarlı bir değerlendirme  

gerektirebileceğini belirtmektedir. (bkz. yukarıda anılan C. / Romanya, §  

79A). İşini kaybetme korkusu, misilleme ve travmayla ilgili diğer psikolojik  

faktörler, mağdurun şikayetini dile getirme kararında rol oynayabilir. Buna  

göre, somut olaya uygun bir değerlendirme, yerel mahkemelerin dava  

dosyasındaki diğer deliller bağlamında şikayetin zamanlamasının  

uygunluğunu dikkate almasını gerektirecektir. Dolayısıyla, detaylı  

incelemenin yapılmaması, mahkemenin yetersiz muhakemesini ve 8. Madde  

kapsamında öngörülen korumayla tutarsız bir yaklaşımı yansıtmaktadır.  

53. Mahkeme ayrıca, başvuranın ifadesinde, iddia edilen olayın Temmuz  

2010'da evinde gerçekleştiğini ve M.Y.'nin “eşofmanının üstüne”  

boşaldığını belirtmiştir (bkz. yukarıdaki 6. paragraf). M.Y. ise olayların  

tarihine itiraz etmiş, 4 Nisan 2010 tarihinde Samsun'dan Ankara'ya birlikte  

seyahat ettikten sonra cinsel ilişkiye girdiklerini ve başvuranın boşaldıktan  

23-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

sonra kendisine bir çift “eşofman altı” getirdiğini iddia etmiştir (bkz.  

yukarıdaki 20. paragraf). Mahkeme, adli tıp laboratuvarının üzerinde meni  

izleri tespit ettiği ve mahkemeye sunulan “giysi parçasının” bir eşofmanın  

üst kısmı mı yoksa alt kısmı mı olduğu ve meninin M.Y.'ye ait olup  

olmadığı (ve eğer öyleyse, boşalma tarihinin belirlenip belirlenemeyeceği -  

bkz. yukarıdaki 30. paragraf) konusundaki çelişkinin soruşturma  

kapsamında çözülmeye çalışıldığına dair bir gösterge bulunmadığına dikkat  

çekmektedir. Aynı şekilde, hem başvuran hem de sanık, yargılama sırasında  

mahkemeden Temmuz 2009 ile Ağustos 2010 arasındaki döneme ilişkin  

telefon kayıtlarını incelemesini talep etmelerine rağmen (bkz. yukarıdaki 33.  

paragraf), mahkeme, bu kayıtlar, başvuranın M.Y.'nin başvuranı akşam geç  

saatlerde sık sık ve ısrarla aradığı iddiası veya M.Y.'nin başvuranın kendisini  

3 Nisan 2010 tarihinde aradığı iddiası gibi davadaki tarafların bazı temel  

iddialarının değerlendirilmesine olanak sağlayabilecek olmasına rağmen,  

herhangi bir gerekçe göstermeden taleplerini reddetmiştir.  

54. Dolayısıyla Mahkeme, adli makamların mevcut davayı çevreleyen  

tüm koşulları tespit etmek için kendilerine sunulan imkanları  

araştırmadıklarını ve olayların farklı versiyonlarının güvenilirliğini  

yeterince değerlendirmediklerini düşünmektedir.  

55. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, sanığın suçluluğu veya  

masumiyeti hakkında herhangi bir görüş belirtmeksizin, yetkililerin nitelikli  

cinsel saldırı iddialarına yeterince yanıt vermemesinin, davayı Sözleşme  

kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini gerektiği gibi yerine getirmeleri için  

gereken dikkatli incelemeye tabi tutmadıklarını gösterdiğini tespit  

etmektedir.  

56. Buna göre Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlali söz konusudur.  

24  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

II. 8. MADDE ILE BIRLIKTE ELE ALINDIĞINDA SÖZLEŞMENİN 14.  

MADDESİNİN İHLAL EDİLİĞİ İDDİASI HAKKINDA  

57. Başvuran, Sözleşme'nin aşağıda belirtilen 14. maddesine aykırı  

olarak ayrımcılığa maruz kaldığından şikayetçi olmuştur:  

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet,  

ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal  

köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere  

herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin  

sağlanmalıdır.”  

58. Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitini (bkz.  

yukarıdaki 56. paragraf) göz önünde bulunduran Mahkeme, bu şikâyetin  

kabul edilebilirliğini ve esasını ayrı ayrı incelemeye gerek olmadığına karar  

vermiştir.  

III. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  

59. Sözleşmenin 41. maddesi şunları öngörmektedir:  

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokolleri’nin ihlal edildiğine  

karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin  

sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  

takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine  

hükmeder.”  

A. Tazminat  

60. Başvuran, maddi tazminat olarak 1,315 Euro (EUR) talep etmiştir.  

Bu meblağ, başvuranın 24 Temmuz 2012'den 23 Ağustos 2012'ye kadar,  

yaşadığı travmayla ilgili tıbbi nedenlerden dolayı izinli olduğu dönem için  

maaşından yapılan kesintiyi yansıtmaktadır.  

25-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

61. Başvuran ayrıca, Mahkeme'den, uğradığı manevi zarar için kendisine  

50,000 Euro ödenmesini talep etmiştir.  

62. Hükümet, iddia edilen ihlal ile talep edilen maddi zarar arasında  

nedensellik bağı bulunmadığı görüşündedir. Başvuranın manevi tazminat  

talebine ilişkin olarak, Hükümet, talebin aşırı olduğunu ve bu nedenle  

reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.  

63. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında  

herhangi bir illiyet bağı görmememesi nedeniyle bu talebi reddetmektedir.  

Bununla birlikte, başvurana manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek  

vergiler hariç olmak üzere 2,600 Euroödenmesine hükmetmektedir.  

B. Masraf ve Giderler  

64. Başvuran ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmış olduğu masraf ve  

harcamalar için 6,696 Euro ve AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve  

harcamalar için 1,295 Euro talep etmiştir.  

65. Hükümet, talep edilen miktarın aşırı olduğunu düşünmektedir.  

66. Mahkeme'nin içtihadına göre, bir başvuran, masraf ve harcamaların  

geri ödenmesine, ancak bunların gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığının ve  

miktar bakımından makul olduğunun gösterilmesi halinde hak kazanır (bkz.  

örneğin, H.F. ve Diğerleri / Fransa [BD], no. 24384/19 ve 44234/20, § 291,  

14 Eylül 2022).  

67. Mevcut davada, mahkeme elindeki belgeleri ve yukarıda belirtilen  

kriterleri göz önünde bulunduran başvurana ödenmesi gereken her türlü  

vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 2,000 Euro  

ödenmesini makul görmektedir.  

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE  

1. Sözleşme'nin 8. maddesine ilişkin şikayetin kabul edilebilir olduğuna;  

26  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

2. Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  

3. Sözleşme'nin 14. maddesiyle birlikte ele alınan 8. maddesi uyarınca  

şikayetin kabul edilebilirliğini ve esasını incelemeye gerek olmadığına  

karar vermiştir;  

  1.  

(a) Davalı Devletin başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca,  

işbu kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç aylık bir süre içinde,  

ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin  

para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle  

yükümlü olduğuna;  

(i) Yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat  

olarak 2.600 Euro (iki bin altı yüz Euro),  

(ii) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç  

olmak üzere, masraf ve giderler için 2.000 Euro (iki bin Euro),  

(b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu  

miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan  

marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz  

uygulanmasına;  

karar verilmiştir.  

5. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmı reddedilmiştir.  

İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç  

Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 14 Ocak 2025  

tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  

27-  

N.Ö. / TÜRKİYE KARARI  

Dorothee von Arnim  

Yazı İşleri Müdür Yardımcısı  

Arnfinn Bårdsen  

Başkan  

Çeviri: Av. Asya Nena Örs  

Stj. Av. Selin Özgören  

Stj. Av. Lale Katharina Öztoprak  

28

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim