CASE OF ENVER ŞAHİN v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

ENVER ŞAHİN / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru No. 23065/12)

KARAR

STRAZBURG

30 Ocak 2018

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Enver Şahin / Türkiye davasında,

Başkan,

Robert Spano,

Yargıçlar,
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Aralık 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Enver Şahin’in ("başvuran") 14 Mart 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 23065/12) bulunmaktadır.
  2. Başvuran, Antalya Barosuna bağlı avukatlar, S. Elban, H. K. Elban ve F. Erbek tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
  3. Başvuran, özel hayatına saygı hakkına yapılan ayrımcı bir müdahale nedeniyle mağdur olduğunu iddia etmekte (Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte 8. maddesi) ve eğitim hakkına yönelik ayrımcı müdahaleden şikâyet etmektedir (Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi).
  4. Başvuru, 5 Mart 2014 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran, 1988 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
  2. Başvuran, 2005 yılında, Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesinde ("Fakülte") makine öğretmenliğinin birinci yılında eğitim gördüğü sırada geçirdiği bir kaza esnasında ağır yaralanmış ve bu durum, bacaklarının felç kalmasına neden olmuştur. Başvuran, fiziksel durumu kendisine Fakülteye geri dönme imkânı sağlayıncaya kadar öğrenimine ara vermiştir.
  3. Başvuran, 17 Mart 2007 tarihinde Fakülteye başvurarak, üniversite binalarının 2007-2008 akademik yılı boyunca öğrenimine yeniden başlamasını sağlayacak şekilde düzenlenmesini talep etmiştir.
  4. Fakülte, 25 Mayıs 2007 tarihli yazıyla bu talebe cevap vermiştir. Fakülte, söz konusu yazısında, Fakülte binasının 3.000 öğrenciyi kabul edebilecek şekilde çok katlı olarak tasarlandığını ve inşa edildiğini ve binanın mimarisinin yeniden incelenemeyeceğini belirtmiştir. Fakülte, binanın giriş ve çıkışlarında bazı düzenlemelerin yapılması yönünde Rektörlükten izin talep edildiğini, ancak bu çalışmaların gerçekleştirilmesinin kısa vadede öngörülebilir olmadığını ifade etmiştir. Fakülte öte yandan, makine öğretmenliği eğitiminin başvuranın uygulama atölyelerine katılımını gerektirdiğini hatırlatmış ve atölyelerin mevcut durumunda, bu türden bir katılımın sorunlu olduğunun ortaya çıktığı kanısına varmıştır. Fakülte, ilgilinin öğrenimine devam etmek istediği takdirde, kendi imkânları çerçevesinde ilgiliye yardımcı olabileceği sonucuna varmıştır.
  5. Başvuran, 16 Ağustos 2007 tarihinde, Fırat Üniversitesinin rektörüne ve Fakültenin dekanına, noter yoluyla, kendilerini talep edilen düzenlemeleri gerçekleştirmeye davet eden bir ihtarname göndermiştir. Başvuran, Anayasa’nın 42. maddesi, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un 15. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ileri sürerek, fırsat eşitliği ilkesine saygı çerçevesinde vatandaşlarının eğitim hakkının güvence altına alınmasının devletin sorumluluğu altında olduğunu iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, Fakülte tarafından talebine yönelik verilen cevabın (yukarıda 8. paragraf) yalnızca kendisini eğitimini bırakmaya zorlama amacı taşıdığını ileri sürmüştür.
  6. Rektörlük, 10 Eylül 2007 tarihli yazıyla, bu ihtarnameye cevap vermiştir. Rektörlük bu ihtarnamede, ileri sürülen düzenlemelere ilişkin hususun kamu malları konusundaki kurallara saygı çerçevesinde öngörülmesi gerektiğini ve bu durumun zaman alabileceğini belirtmiştir. Rektörlük, başvuranın üç katlı bir binada verilen teorik derslere katılma konusunda karşılaşabileceği sorunların bir refakatçi yardımıyla çözülebilecek nitelikte olduğunu eklemiştir.

Rektörlük, uygulama atölyelerinin binanın zemin katında bulunduğunu ve bu atölyelere erişim konusunda herhangi bir güçlüğün söz konusu olmadığını ve dolayısıyla, başvuranın bu atölyeler kapsamında verilen derslere katılma konusunda herhangi bir sorun yaşamayacağını belirtmiştir. Rektörlük bu bağlamda, başvuranın uygulama atölyelerine katılımı önceden sorunlu olarak nitelendirilmiş olsa bile (yukarıda 8. paragraf), bu nitelendirmenin, yalnızca bu atölyelere fiziksel olarak katılım isteği ve ilgiliye sağlanabilecek yardımın türü konusunda ilgilinin durumunun gerektirdiği değerlendirme dikkate alınarak yapıldığını belirtmiştir. Öte yandan, Rektörlük, herkesin isteğinin zor durumdaki öğrencilere yardım edilmesi yönünde olduğunu ve başvuranın eğitimine devam etmesi konusunda caydırılmasının söz konusu olmadığını ileri sürmüştür. Son olarak, Rektörlük, devlet tarafından verilen, kendi ifadesine göre sınırlı olan bütçeyi dikkate alarak, başvuranın durumunun gerektirdiği düzenlemelerin gerçekleştirilmesinin bütçe gerekliliklerine ve zaman kısıtlamalarına tabi tutulduğunu belirtmiştir.

  1. Başvuran, 15 Kasım 2007 tarihinde, Elazığ İdare Mahkemesine başvurarak, üniversite idaresinin 25 Mayıs ve 10 Eylül 2007 tarihlerinde verdiği cevapların iptali ve maruz kaldığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini yönünde bir dava açmıştır. Başvuran, idareyi kendi ifadesine göre, eğitim hakkını kullanmasını engelleyen fiziki engelleri kaldırmamakla suçlamıştır. Başvuran, manevi tazminat olarak 25.000 Türk lirası (TRY) ve maddi tazminat olarak 30.000 TRY talep etmiştir.
  2. Fırat Üniversitesi Rektörlüğü, 24 Mart 2008 tarihli savunma dilekçesiyle cevap vermiştir. Rektörlük bu dilekçede, üniversitenin başvuranın yaşadığı kazada herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Rektörlük, başvuranı yargı yolunu seçmesi nedeniyle eleştirmiş ve bu bağlamda ilgilinin üniversiteye geri dönmeye karar vermesi halinde kendisine yardım edileceğine dair bilgilendirildiğini belirterek, ilgiliyi kötü niyet göstermekle suçlamıştır. Rektörlük, Fakülte binasında düzenlemelerin gerçekleştirilmesi için yetkili birimler nezdinde girişimlerin yapıldığını ve kamu malları konusunda uyulması gereken kurallar bakımından bir yatırım programı kapsamında bu çalışmaların yapılması yönünde bir öneride bulunulduğunu belirtmiştir. Rektörlük ayrıca, başvurana bir refakatçinin yardımından faydalanmasının önerildiğini, ancak ilgilinin bu anlamda herhangi bir talepte bulunmadığını ileri sürmüştür. Rektörlük öte yandan, atölyelere erişimin engelli bir kişi için herhangi bir sorun oluşturmadığını, ancak bu atölyeler kapsamında verilen derslerin kişilerin fiziksel olarak katılımını gerektirdiğini tekrarlamıştır. Son olarak, başvuranın herhangi bir reddedilme durumuyla karşılaşmadığını belirtmiştir.
  3. Başvuran, cevap dilekçesinde Rektörlüğün argümanlarına itiraz etmiştir. Başvuran, eğitim hakkının iç hukuk ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi tarafından güvence altına alındığını ve fırsat eşitliği ilkesine saygı çerçevesinde kendisine bu hakkı kullanma imkânı verebilecek tedbirleri alma görevinin yerel makamlara ait olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran dahası, bununla birlikte, talep edilen düzenlemelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun Ek 1. maddesinin gerekliliklerine cevap olarak daha önce gerçekleştirilmesi gereken düzenlemeler olduğunu ileri sürmüştür (aşağıda 23. paragraf). Ayrıca, başvuran, idare tarafından kendisine bir refakatçi yardımı sağlanması yönünde yapılan önerinin, kişisel durumunun ve buna ilişkin zorlukların idare tarafından anlaşılmadığını gösterdiği kanısına varmıştır. Başvuran, böylelikle kendisinin engeli nedeniyle üçüncü bir kişiye bağımlı bir duruma getirilmesinin aşağılayıcı olabileceğini eklemiş ve özellikle üçüncü bir kişinin sürekli varlığı ve yardımının yaratabileceği yakınlığın zararını örnek olarak vermiştir. Başvuran ayrıca, binanın merdivenlerinde bir kişi tarafından taşınmasının muhakkak düşme riski oluşturduğunu iddia etmiştir.
  4. Fakülte, 13 Ekim 2008 tarihinde, başvuranın da aralarında bulunduğu bazı öğrencilerin art arda iki kez geri dönmeleri sırasında kayıtlarını yenilemedikleri gerekçesiyle, bu öğrencilerin ilişiklerini kesmiştir.
  5. 2 Kasım 2009 tarihinde kabul edilen, aralarında yeni bir Teknoloji Fakültesi haline getirilen Fırat Üniversitesi Fakültesinin de bulunduğu teknik eğitim fakültelerini kapsayan belirli kategorilerdeki yükseköğretim kurumlarının kapatılmasına ilişkin 2009/15546 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 13 Kasım 2009 tarihinde Resmi Gazete’de ("RG") yayımlanmıştır. Bu Kanun Hükmünde Kararname’ye göre, daha önce kaydı yapılan öğrenciler yeni fakültelerde öğrenimlerine devam edebilmişlerdir.
  6. Elazığ İdare Mahkemesi, 9 Nisan 2010 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Elazığ İdare Mahkemesi, kararının gerekçelerinde, özellikle söz konusu binaların 1988 yılında yürürlükte olan düzenlemeye uygun olarak inşa edildiğini belirtmiştir. Elazığ İdare Mahkemesine göre, daha sonra engelli kişiler lehine kabul edilen mevzuatta belirtilen teknik yönergeleri uygulama görevi idarelere ait olsa bile, davalı idare, yönergelerin yürürlüğe girmesinden önce, 1988 tarihinde yapılan bir binanın inşa edilmesi sırasında bu yönergelere uymamakla suçlanamayacaktır. Son olarak, söz konusu kararda, idarenin şikâyetçiye, mimari tedbirlerin bütçe imkânlarına göre kabul edilebileceğini ve ilgilinin derslere katılabilmesi amacıyla kendisine yardım etmek için bir kişinin görevlendirilebileceğini bildirdiği belirtilmiştir.
  7. Başvuran, bu karara karşı Danıştay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
  8. Danıştay, 18 Ocak 2011 tarihinde, ilk derece mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu kanaatine vararak, bu kararın onaylanmasına ve temyiz başvurusunun reddedilmesine ilişkin bir karar vermiştir.
  9. Başvuran, Danıştay’a başvurarak, eğitim hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürerek, bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
  10. Danıştay, 28 Eylül 2011 tarihinde, somut olayda, herhangi bir karar düzeltme gerekçesinin bulunmadığı kanısına vararak, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.

II. İLGİLİ İÇ VE ULUSLARARASI HUKUK

A. İlgili iç hukuk

  1. Somut olaya ilişkin iç hukuk, Çam/Türkiye kararında kısmen belirtilmektedir (No. 51500/08, §§ 34-36, 23 Şubat 2016).
  2. Ayrıca, 1 Temmuz 2005 tarihli 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un ("5378 sayılı Kanun") 3. maddesinin f) fıkrası, 7 Temmuz 2005 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu madde erişilebilirliği şu şekilde tanımlamaktadır:

"f) Erişilebilirlik: Binaların, açık alanların, ulaşım ve bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin, engelliler tarafından güvenli ve bağımsız olarak ulaşılabilir ve kullanılabilir olmasını ifade eder."[1]

Olayların meydana geldiği sırada yürürlükte olduğu haliyle bu Kanun’un geçici 2. maddesi aşağıdaki şekildedir:

"Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapılar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl [2]içinde engellilerin[3] erişebilirliğine uygun duruma getirilir."

  1. 9 Mayıs 1985 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan, 3 Mayıs 1985 tarihli 3194 sayılı İmar Kanunu’na 30 Mayıs 1997 tarihinde ek bir madde eklenmiştir. Bu madde, fiziki çevrenin engelli kişiler için ulaşılabilir ve yaşanılabilir kılınması için, imar planları ile kentsel, sosyal, teknik altyapı alanlarında ve yapılarda, Türk Standartları Enstitüsünün standartlarına uyulması yükümlülüğünü öngörmektedir.
  2. 25 Şubat 2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 13 Şubat 2011 tarihli 6111 sayılı Kanun, 6 Kasım 1981 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan, 4 Kasım 1981 tarihli 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na geçici 58. maddeyi eklemiştir. Bu madde bilhassa, bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce yükseköğretim kurumlarından ilişikleri kesilen bazı öğrencilerin:

- Söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş ay içinde bunu talep etmeleri şartıyla, 2011-2012 akademik yılı boyunca öğrenimine devam edebileceklerini;

- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde bunu talep etmeleri koşuluyla ve bu talebin ilgili kurum tarafından kabul edilmesi şartıyla, 2010-2011 akademik yılının ilkbahar döneminde öğrenimlerine başlayabileceklerini öngörmektedir.

12 Temmuz 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan, 4 Temmuz 2012 tarihli 6353 sayılı Kanun’un 11. maddesi, 2547 sayılı Kanun’a geçici 63. maddeyi eklemiştir. Söz konusu madde uyarınca:

"Süresi içinde başvurmamaları nedeniyle bu Kanunun geçici 58. inci maddesinden yararlanamayan (...), bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilişkilerinin kesildiği yükseköğretim kurumuna başvuruda bulunmaları halinde geçici 58’inci maddede yer alan esaslara göre takip eden eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilirler."

B. Uluslararası metinler

  1. Somut olaya ilişkin uluslararası metinler, Çam kararında belirtilmektedir (yukarıda anılan karar, §§ 37-38 - tamamlayıcı olarak yine bakınız, Zehnalová ve Zehnal/Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 38621/97, AİHM 2002‑V, Mółka/Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 56550/00, AİHM 2006-IV, ve Farcaş/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 32596/04, §§ 68-70, 14 Eylül 2010).

Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 13 Aralık 2006 tarihinde kabul edilen ve 30 Mart 2007 tarihinde imzalanan, ardından Türkiye tarafından 28 Eylül 2009 tarihinde onaylanan, Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ("EHİS") aşağıdaki bölümlerini hatırlatmak gerekmektedir.

Madde 2

Tanımlar

İşbu Sözleşme’nin amaçları açısından;

(...)

"Engelliliğe dayalı ayrımcılık" siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı kapsamaktadır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık makul düzenlemelerin gerçekleştirilmemesi dâhil her türlü ayrımcılığı kapsar.

"Makul düzenleme", engellilerin insan haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeleri ifade eder;

(...)"

Madde 3

"Genel ilkeler

İşbu Sözleşme’nin dayandığı ilkeler şunlardır:

a. Kendi seçimlerini yapma özgürlükleri ve bağımsızlıklarını da kapsayacak şekilde, kişilerin insanlık onuru ve bireysel özerkliklerine saygı gösterilmesi;

(...)"

Madde 9

"Erişilebilirlik

1. Taraf Devletler engellilerin bağımsız yaşayabilmelerini ve yaşamın tüm alanlarına etkin katılımını sağlamak ve engellilerin diğer bireylerle eşit koşullarda fiziki çevreye, ulaşıma, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemleri dâhil olacak şekilde bilgi ve iletişim olanaklarına, hem kırsal hem de kentsel alanlarda halka açık diğer tesislere ve hizmetlere erişimini sağlamak için uygun tedbirleri alacaklardır. Erişim önündeki engellerin tespitini ve ortadan kaldırılmasını da içeren bu tedbirler diğerlerinin yanında, aşağıda belirtilenlere de uygulanır:

a. Binalar, yollar, ulaşım araçları ve okullar, evler, sağlık tesisleri ve işyerleri dâhil diğer kapalı ve açık tesisler;

b. Elektronik hizmetler ve acil hizmetler de dâhil olmak üzere bilgi ve iletişim araçları ile diğer hizmetler.

2. Taraf Devletler aşağıdakileri gerçekleştirmek için de uygun tedbirleri alacaklardır:

(...)

e. Kamuya açık binalara ve tesislere erişimi kolaylaştırmak için rehberler, okuyucular ve profesyonel işaret dili tercümanları dâhil çeşitli canlı yardımların ve araçların sağlanması;

f. Engellilerin bilgiye erişimini sağlamak için onlara uygun yollarla yardım ve destek sunulmasının teşvik edilmesi;

(...)"

Madde 20

Kişisel hareketlilik

Taraf Devletler engellilerin olanaklar çerçevesinde azami ölçüde bağımsız hareket edebilmesini sağlamak için etkin bir şekilde gerekli tüm tedbirleri alır. Bu tedbirler şunlardır:

a. Engellilerin istedikleri şekil ve zamanda ve karşılanabilir bir maliyetle hareket edebilmelerinin kolaylaştırılması;

b. Engellilerin hareketi kolaylaştırıcı kaliteli araç ve gerece, yardımcı teknolojilere, yardım sunan insanlara ve araçlara karşılanabilir bir maliyetle erişiminin kolaylaştırılması;

c. Engellilere ve engelli kişilerle çalışan uzman personele engellilerin hareket becerilerinin geliştirilmesi konusunda eğitim verilmesi;

d. Harekete yardımcı araç ve gereçlerle yardımcı teknolojileri üretenlerin engellilerin he türlü ihtiyacını dikkate almaları hususunda teşvik edilmesi.

Madde 24

"Eğitim

1. Taraf Devletler, engellilerin eğitim hakkını tanır. Taraf Devletler, bu hakkın fırsat eşitliği temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sağlanması için eğitim sisteminin bütünleştirici bir şekilde her seviyede engellileri içine almasını ve ömür boyu öğrenim imkânı sağlar. Bunun için aşağıdaki hedefler gözetilmelidir:

a. İnsan potansiyelinin, onur ve değer duygusunun tam gelişimi ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve insan çeşitliliğine saygı duyulmasının güçlendirilmesi;

(...)

5. Taraf Devletler engellilerin genel yüksekokul eğitimine, mesleki eğitime, erişkin eğitimine ve ömür boyu süren eğitime ayrımcılığa uğramaksızın diğer bireylerle eşit koşullar altında erişimini sağlar. Taraf Devletler, bu amaçla engellilerin ihtiyaçlarına uygun makul düzenlemelerin yapılmasını temin eder.

(...)"

  1. 23 Eylül 2003 tarihinde Türkiye tarafından onaylanan ve 19 Aralık 1966 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 13. maddesine de atıfta bulunmak gerekmektedir. Bu hükme göre, taraf devletler, herkesin eğitim görme hakkına sahip olduğunu kabul etmekte ve bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla, yükseköğretimin bütün uygun araçlarla, herkesin yeteneklerine göre, tam bir eşitlik içinde herkese erişilebilir kılınması gerektiği konusunda uzlaşmaktadırlar.
  2. Avrupa Konseyi bünyesinde, Bakanlar Komitesi tarafından 17 Mart 1998 tarihinde kabul edilen, yükseköğretime erişime ilişkin R (98) 3 sayılı Tavsiye Kararı, yükseköğretimin insan hakları ve temel özgürlüklerin desteklenmesi konusunda önemli bir rol oynadığını kabul etmektedir.

Öte yandan, engelli kişiler için tutarlı bir politikanın izlenmesine dair 9 Nisan 1992 tarihli R(92)6 sayılı Tavsiye Kararı’nda, Bakanlar Komitesi, üye devletleri, "engelli kişinin bağımsız yaşama ve toplumla bütünleşme hakkını güvence altına almaya" ve diğer kişilere nazaran engelli kişilere gerçek bir "fırsat eşitliği" vermek amacıyla, "bu hakkı sağlamanın toplumun görevi olduğunu" kabul etmeye davet etmektedir. Kamu güçlerinin eylemi, diğerlerinin yanı sıra, engelli kişilere, "özellikle binalara ve ulaşım araçlarına erişmelerine olanak sağlayan mümkün olduğunca geniş bir hareketlilikten faydalanma", "toplumda tam bir rol oynama" ve "ekonomik, sosyal, eğlence, dinlenme etkinliklerine ve kültürel faaliyetlere katılma" imkânı vermeyi amaçlamalıdır.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, bir engeli bulunan kişiler için rehabilitasyon politikalarına ilişkin 7 Mayıs 1992 tarihli 1185 sayılı (1992) Tavsiye Kararı’nda bu konuları ele almıştır. Bu metin özellikle, "toplumlarımızın ilgililere yönelik bağımsız bir hayatı güvence altına almak için normlarını engelli kişilerin özel ihtiyaçlarına göre düzenlemekle görevli olduklarını vurgulamaktadır. Bu doğrultuda, hükümetler ve yetkili makamlar, "engelli kişilerin toplumsal ve sosyal hayata (...) etkin ve aktif katılımını incelemeye ve teşvik etmeye" ve bu amaçla, "mimari sınırların kaldırılmasını" sağlamaya davet edilmektedirler.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 2. MADDESİNİN VE SÖZLEŞME’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI HAKKINDA

A. Davanın konusu

  1. Başvuran, eğitim hakkına yapılan ayrımcı bir müdahaleden şikâyet etmektedir. Başvuran, Fakültede üniversite öğrenimine devam etmesinin, bu kurum binasında düzenlemelerin gerçekleştirilmesine bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, çalışmaların yapılması talebinin reddedilmesinin kendisini öğreniminden vazgeçmek zorunda bıraktığını iddia etmektedir. Böylelikle, başvuran kendi ifadesine göre, devleti kendisine düşen ve derslerine devam etmesine olanak sağlayabilecek pozitif tedbirleri almamakla suçlamaktadır.

Başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte ya da tek başına, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ileri sürmektedir. Söz konusu maddeler aşağıdaki gibidir:

Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi

"Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. (...)"

Sözleşme’nin 14. maddesi

"Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır."

  1. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
  2. Mahkeme, başvuran tarafından sunulan lokomotor engelliliğe dayalı ayrımcı muamele iddiasının, kendisine bildirilen şikâyetin özünde yer aldığını tespit etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 14. maddesinin yalnızca Sözleşme’nin ve Protokollerinin diğer normatif hükümlerini tamamladığını hatırlatmaktadır: Söz konusu maddenin, yalnızca bu normların güvence altına aldığı "hak ve özgürlüklerden yararlanılması" konusunda geçerli olması nedeniyle, bu maddenin bağımsız bir varlığı bulunmamaktadır (ilkeler için, bk., örnek olarak, "Belçika’da eğitimle ilgili dil rejiminin belirli yönlerine ilişkin" dava (Esas hakkında karar), 23 Temmuz 1968, § 9, A serisi No. 6, Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık (kk.) [BD], No. 65731/01 ve 65900/01, §§ 39 ve 40, AİHM 2005‑X, E.B./Fransa [BD], No. 43546/02, § 48, 22 Ocak 2008, ve Sejdić ve Finci/Bosna Hersek [GC], No. 27996/06 ve 34836/06, § 39, AİHM 2009).
  3. Dolayısıyla, Mahkeme daha önce, demokratik bir toplumda, eğitim hakkının insan haklarının gerçekleştirilmesi için kaçınılmaz olduğunu ve temel bir yer tuttuğunu vurgulama fırsatını bulmuştur (VelyoVelev/Bulgaristan, No. 16032/07, § 33, AİHM 2014 (alıntılar), ve yukarıda anılan Çam kararı, § 52). Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi, üniversite eğitimi için uygulanmakta ve bu bağlamda, yükseköğretim kurumlarını kuran her devlete, bu kurumların gerçekte erişilebilir olmasını sağlama yükümlülüğünü getirmektedir (Leyla Şahin/Türkiye [BD], No. 44774/98, §§ 136 ve 137, AİHM 2005 XI). Diğer bir ifadeyle, belirli bir tarihte mevcut olan yüksek öğretim kurumlarına erişim, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin birinci cümlesinde belirtilen hakkın ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır (bk., diğer kararlar arasında, Mürsel Eren/Türkiye, No. 60856/00, § 41, AİHM 2006‑II, ve İrfan Temel ve diğerleri / Türkiye, No. 36458/02, § 39, 3 Mart 2009).

Somut olayda, başvuranın üniversite eğitimi görme hakkından yararlanmasının mümkün olmadığı iddiasının lokomotor bir engelliliğe yol açan bir kazanın ardından ilgili açısından erişilmez hale gelen, mevcut bir Fakülte ile ilgili olması nedeniyle, söz konusu şikâyetin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamına girdiği ve bu nedenle, Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulanabilir olduğu soncunu varmak gerekmektedir.

  1. Dolayısıyla, Mahkeme, öncelikle, Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulama alanının, yalnızca engelliliğe dayalı ayrımcılık yasağını değil (bk., örnek olarak, Glor / İsviçre, No. 13444/04, § 80, AİHM 2009), aynı zamanda devletler için haklı gösterilemeyen ve bir ayrımcılık oluşturabilecek olgusal eşitsizlikleri düzeltmek için "makul düzenlemeleri" üstlenme sorumluluğunu da kapsaması nedeniyle (bk., aşağıda 72. paragraf), davanın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır (bk., benzer bir yaklaşım için Oršuš ve diğerleri / Hırvatistan [BD], No. 15766/03, §§ 143-145, AİHM 2010, ve Ponomaryovi / Bulgaristan, No. 5335/05, § 45, AİHM 2011). Mahkeme, daha sonra bu hususlara geri dönecektir.

B. Kabul edilebilirlik hakkında

1. Hükümetin iddiaları

  1. Hükümet, 5378 sayılı Kanun’un, kamu binaları, yollar, kaldırımlar, yaya geçitleri, açık alanlar ve yeşil alanlar, spor alanları ve diğer sosyal ve kültürel altyapılar ile tüm halka açık binaların engelli kişiler açısından erişilebilir olması için sekiz yıllık bir süre verdiğini (yukarıda 22. paragraf) belirtmektedir. Hükümet, bu süreç boyunca, somut olayda suçlanan üniversite idaresinin başvuranın öğrenimine devam edebileceğini belirttiğini ifade etmektedir. Hükümet, 2010 yılından beri, bundan böyle mühendislik derslerinin yer alabileceği, 2 Kasım 2009 tarihli 2009/15546 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle oluşturulan Teknoloji Fakültesi binalarının (yukarıda 15. paragraf) engelli öğrencilerin kabul edilmesine ilişkin hükümlere uygun olduğunu ileri sürmektedir.
  2. Hükümet ayrıca, başvuranın Fakülteye kaydını yenilemediğini ve üniversiteye geri dönmek ve öğrenimine yeniden başlamak için Öğrenci Af Kanunu’ndan da yararlanmadığını belirtmektedir (yukarıda 24. paragraf). Hükümet, başvuranın kendisine sunulan fırsatlardan yararlanarak kaydını yenilediği takdirde, öğrenimini sürdürebileceğini ifade etmektedir. Hükümet, 6353 sayılı Kanun’la öngörülen rejimin (ibidem) sınırlı bir süre içermediğini belirtmekte ve başvuranın bunu talep etmesi koşuluyla, ilgilinin öğrenimine yeniden başlamasına karşı çıkmış olan ya da hâlihazırda karşı çıkan herhangi bir unsurun bulunmadığı kanısına varmaktadır. Bu bağlamda, Hükümet, gerekli düzenlemelerin yeni Fakülte binasında daha önce yapıldığını belirtmektedir.
  3. Böylelikle, Hükümet nazarında, gerçekleştirilen düzenlemeler ve Öğrenci Af Kanunu’yla sunulan imkânlar dikkate alındığında, başvuran Sözleşme’nin 34. maddesi bakımından mağdur sıfatını kaybetmiştir ve ilgilinin başvurusu reddedilmelidir.

2. Başvuranın iddiaları

  1. Başvuran, engelli bir kişi olarak, öğrenimini sürdürebilmesine imkân sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasına ilişkin talebinin üniversite idaresi tarafından reddedilmesinin, özel hayatının unsurları olarak nitelendirdiği, eğitim hakkı ile kişisel gelişim ve kişisel özerklik hakkının bir ihlalini teşkil ettiği yönünde cevap vermektedir. Başvuran, diğer yandan, gereken tedbirler ilgili kurumda makamlar tarafından alınıncaya ve kendisinin eğitime erişimindeki engeller kaldırılıncaya kadar, yani Hükümetin ileri sürdüğü gibi, 2010-2011 yıllarına kadar bu ihlalin devam ettiğini belirtmektedir. Başvuran bu bağlamda, 2007-2008 akademik yılından 2010-2011 akademik yılına kadar, öğrenimine yeniden başlamasının fiziksel olarak imkânsız olduğunu, zira kendi ifadesine göre, kendisini ilgilendiren derslerin verildiği sınıflara erişimi konusunda herhangi bir imkânının bulunmadığını ileri sürmektedir.
  2. Başvurana göre, Öğrenci Af Kanunu uyarınca, 2010-2011 akademik yılından itibaren - bu dönemden itibaren sınıflara erişilebilirlik fiziksel olarak sağlanmıştır - Fakülteye yeniden kaydolma imkânı bulunsa bile, kendisinin eğitimden yoksun bırakıldığını belirttiği süre boyunca maruz kaldığını iddia ettiği zarar tazmin edilmemiş ve davalı Hükümet bunu yapmak için herhangi bir çaba göstermemiştir. Başvuran, idare mahkemeleri tarafından davasının reddedilmesinin göz ardı edilemeyecek bir gerçek olduğunu eklemektedir. Başvurana göre, ulusal mahkemeler son olarak kendisinin şikâyet ettiği ihlalleri ne kabul etmişler ne de telafi etmişlerdir.

3. Mahkemenin değerlendirmesi

  1. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın 17 Mart 2007 tarihinde yetkili üniversite makamlarına, üniversite binalarına erişebilmesi amacıyla bu binaların düzenlenmesine yönelik talebini sunduğunu saptamaktadır (yukarıda 7. paragraf). İdarenin bu tür çalışmaların gerçekleştirilmesinin kısa vadede öngörülebilir olmadığı yönünde kendisine cevap vermesi nedeniyle, başvuran idare mahkemelerine başvurmuş, ancak bir netice alamamıştır (yukarıda 11 ila 20. paragraflar).

Dosyadan ve Hükümetin görüşlerinden (yukarıda 15 ve 33. paragraflar), başvuranın kaydolduğu Fakültenin kapatıldığı, Teknoloji Fakültesi haline getirildiği ve bu Fakülte binalarının hâlihazırda engelli kişilerin ihtiyaçlarına uygun hale getirilebileceği anlaşılmaktadır. Dahası, Hükümete göre, başvuran herhangi bir tarihte üniversiteye yeniden kaydolma talebinde bulunmak için Öğrenci Af Kanunu hükümlerinden yararlanabilmektedir (yukarıda 34 ve 35. paragraflar) ve ilgili bu duruma itiraz etmemektedir (yukarıda 37. paragraf).

  1. Başvuranın somut olayda iddia edilen ihlallerden dolayı mağdur olduğunu ileri sürmeye devam edip edemeyeceğini belirlemek için, söz konusu dava koşullarının tamamının, özellikle de Mahkeme tarafından davanın incelendiği tarihten önce her türlü yeni olgunun dikkate alınması gerekmektedir (Tănase/Moldova [BD], No. 7/08, § 105, AİHM 2010). Bu durumda, Hükümetin dile getirdiği, engelli kişilerden yana gerçekleştirilen düzenleme çalışmaları şüphesiz bu kapsamda yapılmıştır. Bununla birlikte, bu iyileştirmeler, söz konusu tarihe kadar uygulanması gerekebilecek bütçe kısıtlamaları ve/veya idari sınırlamalar nedeniyle (yukarıda 8 ve 10. paragraflar) yalnızca 2010 yılında yapılabilmiştir (yukarıda 33. paragraf).

Dolayısıyla, daha sonra engelli kişiler açısından erişilebilir olan yeni bir Fakültenin kurulmasının, mevcut davanın koşullarında, 2007-2008, 2008-2009 ve 2009-2010 yılı akademik yılları bakımından iddia edilen ihlalin kabulü ve telafisi olarak anlaşılamaması sebebiyle, başvuran söz konusu çalışmalardan önceki süre boyunca eğitim hakkına yapılan ayrımcı bir müdahale nedeniyle mağdur olduğunu haklı olarak ileri sürebilmektedir (ilkelerle ilgili olarak, bk., örnek olarak, Eckle/Almanya, 15 Temmuz 1982, §§ 69 ve devamındaki maddeler, A serisi No. 51, Dalban/Romanya [BD], No. 28114/95, § 44, AİHM 1999‑VI, ve Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, §§ 115 ve 116, AİHM 2010).

İlgili binada mevcut olan fiziki koşulların söz konusu dönem boyunca aynı şekilde kalması nedeniyle, başvurana sunulan üniversiteye kayıt imkânları için de aynı durum geçerlidir.

  1. Dolayısıyla, Hükümetin ilk itirazını reddetmek gerekmektedir.
  2. Öte yandan, Mahkeme, başvuranın şikâyetinin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

C. Esas hakkında

1. Başvuranın iddiaları

  1. Başvuran, Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak (yukarıda anılan Leyla Şahin kararı, § 137), yükseköğretim hakkının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin uygulama alanına girdiğini ileri sürmektedir.
  2. Başvuran, somut olayda, şikâyetçi olduğu ayrımcılığın, eğitime erişiminde fiziksel engelinin dikkate alınmamasından kaynaklandığını ifade etmektedir. Başvuran, kendisine sağlıklı öğrencilerle aynı şekilde davranıldığını iddia etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak, Mahkemeye göre, bir ayrımcılığın fiili bir durumdan kaynaklanabileceğini belirtmektedir (ZarbAdami/Malta, No. 17209/02, § 76, AİHM 2006‑VIII).
  3. Başvuran, Anayasa’nın 10. maddesini ileri sürerek, engelli kişiler hakkında pozitif bir ayrımcılığın ayrımcılık yasağına aykırı olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, 5378 sayılı Kanun’un 15. maddesine göre, engelli kişilerin eğitim hakkının herhangi bir mazeretle engellenemeyeceğini iddia etmekte ve yerel makamları bu hükme uygun olarak davranmamakla suçlamaktadır.
  4. Diğer yandan, başvuran, Fakülte binalarının mimarisiyle ilgili yasal hükümlerin uygulanmasını sağlamak amacıyla gerekebilecek düzenleme süresine ilişkin Hükümetin argümanını reddetmektedir (yukarıda 33. paragraf). Başvuran, bu durumun mağdur olduğunu belirttiği tutumun bir gerekçesi olarak gösterilebilmesine karşı çıkmaktadır. Başvuran bu bağlamda, izlenen meşru amaç ile uygulama arasında bir oransızlığın bulunduğunu ileri sürmektedir.
  5. Mevcut binaların uygun hale getirilmesi yükümlülüğünün yerine getirilmesi için gereken süreye ilişkin olarak, başvuran bu sürenin öncelikle yasal bir değişikliğin ardından 2012 yılında sekiz yıla çıkarılmadan önce yedi yıl olduğunu, zira 2014 yılında, yeni bir yasal değişikliğin ardından, gereken çalışmaları halen yerine getirmemiş olan kurumlara iki yıllık ek bir sürenin verildiğini belirtmektedir. Başvuran, bu değişiklikleri dikkate alarak, Kanun’un kesin niteliğine güvenemediğini, zira kendi ifadesine göre, Başbakan genelgelerinden anlaşıldığı üzere, kamu organlarının bu konuda yeterince duyarlı davranmadıklarını ileri sürmektedir.
  6. Başvuran yine, Hükümetin dayanabileceği tek argümanın, engelli kişilerin toplumla bütünleşmelerine imkân vermek için devletlerin yararlandıkları takdir yetkisinde kaldığını ve bu argümanın fiziki çevrenin, toplumun olanaklarının sınırları dâhilinde uygun hale getirilmesinden ibaret olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, devletin eğitim konusundaki takdir yetkisinin, ulusal makamların somut olayda yaptıkları kadar geniş kapsamlı olarak görülemeyeceğini ileri sürmektedir.
  7. Dahası, başvuran, talebine konu edilen düzenlemelerin, üniversite bütçesini önemli şekilde etkileyecek nitelikte bir kategoriye girmediğini ileri sürmektedir: Binanın zemin katına erişim rampasının yerleştirilmesi, kendisini ilgilendiren derslerin zemin katta yapılabilmesi amacıyla idari tedbirlerin alınması veya bu durumun imkânsız olduğunun ortaya çıkması halinde, katlara erişime imkân veren bir asansörün kurulması ve son olarak, engelli kişiler için tuvaletlerin yapılması söz konusu olmuştur. Başvuran, bu düzenlemelerin maliyetini, kendi ifadesine göre, elde edilmesi idare için herhangi bir sorun oluşturmayacak bir meblağ olan - yaklaşık 60.000 TRY (hâlihazırda yaklaşık 14.620 avro (EUR)) olarak değerlendirmektedir. Başvuran, bu düzenlemelerin yalnızca kendisine hizmet edecek nitelikte olmadığını, ancak diğer engelli kişiler tarafından gelecekte kullanılabilecek nitelikte olduğunu ifade etmektedir. Başvuranın ifadesine göre, bu düzenlemelerin yapılmasının reddedilmesi, eğitim hakkına yönelik haksız ve orantısız bir müdahale teşkil etmiştir.

2. Hükümetin iddiaları

  1. Önceki argümanlarına atıfta bulunarak (yukarıda 33. paragraf), Hükümet öncelikle, 2009 yılında kurulan yeni Teknoloji Fakültesi binalarının mevcut durumuna ilişkin olgusal bilgileri sunmaktadır (yukarıda 15. paragraf). Hükümet, söz konusu binaların zemin katının değiştirilmesinin ardından, yeni sınıfların ve laboratuvarların oluşturulduğunu ve engelli öğrencilere derslere katılma imkânı vermek amacıyla yeni bölümlerin düzenlendiğini belirtmektedir. Böylelikle, Hükümete göre, bir sınıfa kayıtlı olan her engelli öğrenci, bundan böyle zemin katında ve gerektiği takdirde, engelli kişiler için kolaylıkla erişilebilir olabilecek farklı bölümlerin sınıflarında derslerini takip edecek bir durumda bulunmaktadır. Ayrıca, çalışma odalarının ve laboratuvarların çoğu zemin katında yer alabilmektedir. Hükümet, söz konusu binaların engelli öğrenciler için kolaylıkla erişilebilir olduğunu kanıtlamak amacıyla, zemin katta bulunan sınıfların ve engelli kişiler için tuvaletlerin fotoğraflarını ve video kayıtlarını içeren bir CD’yi görüşlerine eklemektedir.
  2. Diğer taraftan, Hükümet, başvuranın eğitim hakkının reddedildiğini kabul etmemekte ve ilgilinin bizzat üniversite kaydını yenilemediğini tekrarlamaktadır (yukarıda 34. paragraf). Hükümet yeniden, bu konuda Kanun tarafından sunulan imkânları hatırlatarak (yukarıda 24. paragraf), başvuranın bunu talep etmesi koşuluyla öğrenimini geçmişte ve hâlihazırda sürdürebileceğini, ancak ilgilinin söz konusu tarihe kadar bunu ihmal ettiğini ileri sürmektedir.
  3. Hükümet, engelli kişiler için diğer kişilerle eşitlik temelinde kamu kurumlarının ve organlarının hizmetlerinden yararlanma imkânının temel bir insan hakkı olduğunu ve engelli kişilerin üçüncü bir kişinin yardımı olmaksızın günlük hayatını yaşamasını sağlamak için kamuya açık yerlere erişilebilirliğin kendilerine sağlanması gerektiğini kabul etmektedir. Hükümet bu bağlamda, Türkiye’de birçok metnin, özellikle Anayasa’nın, ayrımcılığa tabi tutmaksızın, engelli kişilerin topluma tam ve etkin katılımını güvence altına aldığını ileri sürmektedir.
  4. Hükümet öte yandan, erişilebilirliğin, kendisinin Sözleşme’nin 9. maddesinin 1. fıkrasına atıfta bulunduğu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Aralık 2008 tarihinde kabul edilen, Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin dayandığı ilkelerden biri olduğunu ifade etmektedir (yukarıda 25. paragraf). Aynı şekilde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun hükümlerine atıfta bulunarak (yukarıda 23. paragraf), Hükümet, kurulan çevre bakımından bir görev ve sorumluluğu bulunan kurum ve organların erişilebilirlik gerekliliğini yerine getireceklerini belirtmektedir. Dolayısıyla, Hükümete göre, binaları, açık alanları (yollar, otoparklar, yaya alanları, küçük parklar ve kaldırımlar), ulaşım araçlarını ve iletişimi erişilebilir hale getirmek amacıyla Türk Standartları Enstitüsü’nün ilgili standartlarına uygun olarak gerekli düzenlemelerin yapılması zorunludur.
  5. Hükümet ayrıca, engelli kişiler için binaların ve kamuya açık alanların erişilebilirliği konusunda 5378 sayılı Kanun’un hükümlerini ileri sürmektedir (yukarıda 22. paragraf). Hükümet, erişilebilirlik için gereken düzenlemelerin azami iki yıllık bir ek süreden yararlanma imkânıyla birlikte, Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından sekiz yıllık bir süre içinde kabul edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Hükümet, Kanun’un yasal sürelerde gereken düzenlemelerin gerçekleştirilmesindeki eksikliklerin idari bir para cezasıyla cezalandırılmasını öngördüğünü eklemektedir.
  6. Hükümet aynı zamanda, erişilebilirliğin izlenmesi ve denetimine ilişkin bir yönetmeliğin yürürlüğe girdiğini ifade etmektedir. Bu bağlamda, denetimler gerçekleştirilebilmekte ve idari para cezaları yükümlülüklerini yerine getirmeyen kişiler hakkında verilebilmektedir.
  7. Dahası Hükümet, Türkiye’nin engelli kişilerin haklarını etkin şekilde güvence altına almak amacıyla 5378 sayılı Kanun’un uygulanması için gereken tedbirleri alma konusunda çaba sarf etmiş olduğunu ve çaba göstermeye devam ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, Kanun tarafından öngörülen sürelerde yürütülmesi gereken davaların ve bu davaların denetiminin zaman gerektirdiğini ve önemli maliyetler oluşturduğunu iddia etmektedir.
  8. Hükümet, mevcut davada, başvurana öğrenimine devam etme olanağını sağlamak için kendisini kabul edebilecek nitelikteki binalarda yapılması gereken düzenlemelerin iç hukuka uygun olarak gerçekleştirildiğini belirterek devam etmektedir. Hükümet, böylelikle idare tarafından yapılan fiziksel değişiklikler ve Öğrenci Af Kanunu tarafından sunulan fırsatlar sayesinde, bundan böyle başvuran tarafından öğrenimine devam etmesi için herhangi bir engelin bulunmadığı konusunda ikna olmuştur.
  9. Son olarak, Hükümet, engelli kişiler için üniversite binalarına erişilebilirlik konusunda özel bir mevzuatın bulunmadığını belirtmektedir. Hükümet, Fırat Üniversitesine özgü herhangi bir hükmün de bulunmadığını, zira bu üniversite binalarının kamuya açık binalar olarak 5378 sayılı Kanun’a tabi olabileceğini eklemektedir.
  10. Engelli kişilere ilişkin yasal hükümlere ve idarenin gerçekleştirdiği düzenlemelere dayanarak, Hükümet Mahkemeyi Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaya davet etmektedir.

3. Mahkemenin değerlendirmesi

a) Genel ilkeler

  1. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin yorumlanması ve uygulanması çerçevesinde, Sözleşme’nin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve çeşitli hükümleri arasında iç tutarlılığı ve uyumu destekleyecek şekilde yorumlanması gerektiğini göz önünde tutması gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Stec ve diğerleri kararı, § 42, ve Austin ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 39692/09 ve diğer 2 başvuru, § 54, AİHM 2012). Yine Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin, diğerlerinin yanı sıra, herkesin “özel hayatına saygı hakkına” sahip olduğunu belirten Sözleşme’nin 8. maddesi ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir (Catan ve diğerleri/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD], No. 43370/04 ve diğer 2 başvuru, §§ 136 ve 143, AİHM 2012 (alıntılar)).
  2. Aynı bakış açısıyla, Sözleşmeci taraflar arasındaki ilişkilere uygulanabilir olan uluslararası hukuka ilişkin her türlü kuralı ve ilkeyi de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Sözleşme’nin, mümkün olduğunca, ayrılmaz bir parçasını oluşturan uluslararası hukukun diğer kurallarıyla uyumlu olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir; dolayısıyla, Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi veya Avrupa Sosyal Şartı gibi belgelerde belirtilen eğitim hakkına ilişkin hükümlerin dikkate alınması gerekmektedir (Timichev/Rusya, No. 55762/00 ve 55974/00, § 64, AİHM 2005‑XII, Catan ve diğerleri/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD], No. 43370/04, 8252/05 ve 18454/06, § 136, AİHM 2012 (alıntılar), ve yukarıda anılan Çam kararı, § 53).
  3. Sözleşme’nin 14. maddesine ilişkin olarak, Mahkeme, bir ayrımcılığın karşılaştırılabilir durumlarda bulunan kişilere objektif ve makul bir gerekçe olmaksızın farklı şekilde davranılmasından ibaret olduğunu ve farklı bir muamelenin “meşru bir amaç” izlemediği takdirde, “objektif ve makul bir gerekçeden” yoksun olduğunu veya “kullanılan araçlar ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisinin” bulunmadığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Stec ve diğerleri kararı, § 51, yukarıda anılan ZarbAdami kararı, § 72, yukarıda anılan Sejdić ve Finci kararı, § 42, ve yukarıda anılan Çam kararı, § 54). Bununla birlikte, Sözleşme’nin 14. maddesi, bir devletin gruplara kendileri arasındaki “olgusal eşitsizlikleri” düzeltmek için farklı şekilde davranmasını yasaklamamaktadır; gerçekte, bazı koşullarda, bir eşitsizliği düzeltmek için bu türden farklı bir muamelenin bulunmaması, objektif ve makul bir gerekçe olmaksızın, söz konusu hükmün ihlaline yol açabilecektir (bk., diğer kararlar arasından, D.H. ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], No. 57325/00, § 175, AİHM 2007‑IV). Devletler, diğer benzer durumlar arasındaki farklılıkların muamele ayrımlarını haklı gösterip göstermediğini ve hangi ölçüde haklı gösterdiğini belirlemek için belirli bir takdir yetkisinden yararlanmaktadırlar (Vallianatos ve diğerleri/Yunanistan [BD], No. 29381/09 ve 32684/09, § 76, AİHM 2013 (alıntılar)) ve ekonomik veya sosyal konularda genel nitelikteki tedbirleri almak için bu alanda kendilerine genellikle geniş bir davranış özgürlüğü verilmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 65731/01 ve 65900/01, § 52, AİHM 2006‑VI).
  4. Aynı zamanda Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesi açısından, uluslararası ve Avrupa hukukunun gelişimini göz önünde bulundurmalı ve örnek olarak, ulaşılacak normlar hakkında bu düzeylerde ortaya çıkabilecek nitelikteki bir anlaşmaya cevap vermelidir. Mahkeme bu anlamda, uluslararası metinlerde birçok defa yer verilen eğitim hakkının kullanılmasında ayrımcılık yapılmamasının ve temel evrensellik ilkelerinin önemini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, bu belgeler uyarınca, bu temel ilkeleri güvence altına almak için en uygun olduğu kabul edilen aracın herkes ve özellikle engelli kişiler için fırsat eşitliğini desteklemeyi amaçlayan kapsayıcı eğitim olduğunu vurgulamaktadır (yukarıda anılan Çam kararı, § 64, ve bu kararda yer alan atıflar). Kapsayıcı eğitim, şüphesiz, bu alanda devletlerin uluslararası sorumluluğunun bir parçasını oluşturmaktadır.

b) Bu ilkelerin somut olaya uygulanması

  1. İncelemenin kapsamının sınırlandırılması

  2. Mahkeme öncelikle, Hükümetin 2010 yılında son şekli verilen düzenleme çalışmalarına (yukarıda 49, 53 ve 54 ila 58. paragraflar) ve engelli kişilerin kamuya açık yerlere erişimini temel bir hak haline getirebilecek yerel mevzuatın uygunluğuna yaptığı vurguyu kaydetmektedir (yukarıda 51. paragraf).

Bununla birlikte, mevcut davada, Mahkemenin daha önce bu türden bir gelişimin - ne kadar olumlu olursa olsun - 2010 yılından önce yapıldığı iddia edilen ihlalleri düzeltebilecek nitelikte olmadığı sonucuna varması (yukarıda 39. paragraf) nedeniyle, engelli kişiler için eğitim binalarının Türkiye’de mevcut erişilebilirlik durumunun dikkate alınmaması gerekmektedir (bk., mutatis mutandis, Hristiyan Demokrat Halk Partisi Parti/Moldova, No. 28793/02, § 78, AİHM 2006‑II, Norbert Sikorski/Polonya, No. 17599/05, § 157, 22 Ekim 2009, ve V.C./Slovakya, No. 18968/07, § 153, AİHM 2011 (alıntılar)). İlk bakışta (a priori) engelli kişilerin haklarını koruyacak nitelikteki bir mevzuatın varlığının önemli bir etkisi de bulunmamaktadır, zira önemli olan husus, somut olayda Türkiye’nin başvuranla ilgili olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesi uyarınca kendisine düşen yükümlülükleri gerçekte yerine getirip getirmediğidir.

Bu amaçla, Mahkemenin görevi, üniversite makamlarının, ardından adli mercilerin dikkatlerine sunulan duruma özenle cevap verip vermediklerini değerlendirmektir.

  1. Üniversite makamları tarafından izlenen tutum

  2. Somut olayda, başvurana kendisinin talep ettiği fiziksel düzenlemelerin (yukarıda 48. paragraf) kısa vadede gerçekleştirilemeyeceğini açıklamak için üniversite makamları - Hükümet gibi (yukarıda 53 ve 58. paragraflar) - özellikle bu türden düzenlemeler için hızlı bir şekilde ayrılabilecek nitelikte mali kaynakların bulunmadığını ileri sürmüşlerdir (yukarıda 8 ve 10. paragraflar).

Mahkeme, bilhassa engelli kişiler için eğitim kurumlarına yeterli bir erişim sağlanmasıyla ilgili olarak, ulusal makamların bir paydan yararlandıklarını ve mevcut fonlara göre bu payı değerlendirmek için en iyi konumda bulunduklarını kabul etmektedir (bk., mutatis mutandis, O’Reilly ve diğerleri/İrlanda (kk.), No. 54725/00, 28 Şubat 2002, Sentges/Hollanda (kk.), No. 27677/02, 8 Temmuz 2003, yukarıda anılan Mółka kararı, ve yukarıda anılan Ponomaryoponovi kararı, § 56).

  1. Bu nedenle, Mahkeme, başvuran için Fakülte binasına erişilebilirlik sorununun, Kanun’un gerektirdiği önemli bütün düzenleme çalışmalarının tamamlanması için gereken bütün fonlar elde edilinceye kadar askıya alınabileceğini kabul edemeyecektir.

Sözleşme uyarınca üstlenilen yükümlülüğün yerine getirilmesi, devletin pozitif tedbirlerini gerektirdiğinde, devletin pasif kalmakla yetinemeyeceği ilkesinden hareket edilmektedir (Marckx/Belçika, 13 Haziran 1979, § 31, A serisi No. 31).

  1. Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşme’nin somut ve etkili hakları güvence altına almayı amaçladığını tekrar ederek, yeniden mevcut durum bağlamında, uluslararası ve Avrupa hukukunun gelişimini dikkate alması ve örnek olarak, somut olayda söz konusu alanda ulaşılması gereken normlar hakkında bu düzeylerde ortaya çıkabilecek anlaşmaya cevap vermesi gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda 60 ve 62. paragraflar).
  2. Yine Mahkeme, Hükümet gibi (yukarıda 52. paragraf), - “belirli bir durumda ihtiyaçlara göre getirilen, orantısız veya aşırı bir yük gerektirmeyen gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeler” olarak anlaşılan - “makul düzenlemeler” bakımından, Sözleşme’nin 14. maddesinin gerçekte yukarıda belirtilen metinlerin özellikle EHİS’in gereklilikleri ışığında değerlendirilmesi gerektiğini, engelli kişilerin “diğer kişilerle eşitlik temelinde, bütün insan haklarından ve bütün temel özgürlüklerden yararlanmalarının ve bunları kullanmalarının” sağlanmasını bekleme hakkına sahip olduklarını ifade etmektedir (EHİS’in 2. maddesi - yukarıda 25. paragraf). Bu türden düzenlemeler, olgusal eşitsizliklerin düzeltilmesini amaçlamakta (yukarıda 61. paragraf) ve engelliliğe dayalı ayrımcılık “makul düzenlemenin reddi de dâhil olmak üzere, her türlü ayrımcılığı kapsamaktadır” (yukarıda 25. paragraf – bk., mutatis mutandis, yukarıda anılan Çam kararı, §§ 65 ve 67, ve Şanlısoy/Türkiye (kk.), No. 77023/12, § 60, 8 Kasım 2016).
  3. Şüphesiz, engelli kişilerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için eğitim alanında uygulanması gereken - hem fiziksel hem de fiziksel olmayan farklı şekiller alabilecek - “makul düzenlemeleri” tanımlama görevi Mahkemeye ait değildir; ulusal makamlar bunu yapmak için Mahkemeye göre daha iyi bir konumda bulunmaktadırlar (bk., örnek olarak, yukarıda anılan Çam kararı, § 66).

Bununla birlikte, ulusal makamların, belirli hassasiyetleri göz ardı edilemeyecek olan engelli bireyler hakkında bu seçimlerin etkisini göz önünde bulundurarak, bu alandaki seçimlerinde bilhassa dikkatli olmaları önem arz etmektedir.

  1. Davaya ilişkin olayları yeniden ele alarak, Fakültenin başvuranın taleplerini (yukarıda 8, 10 ve 12. paragraflar) açıkça reddetmediği tespit edilmektedir (Yukarıda anılan Çam kararıyla kıyaslayınız, § 58). Bu konuda, Mahkeme, Fakültenin kendi imkânları ölçüsünde, başvurana sağlanabileceğini belirttiği soyut yardım sözü veya atölyelerde verilen derslerin zor niteliğine ilişkin bir endişenin ifade edilmesi üzerinde durmayacaktır; bunlar, değerlendirmeye elverişli somut bir öneri içermemektedir.

Dolayısıyla, geriye bir refakatçi yardımı önerisi kalmaktadır (yukarıda 10. paragraf). Hükümet, bu yardımın amacını ve tam niteliğini ayrıntılı olarak açıklamamış olsa bile, bu yardımın yalnızca, üç katlı Fakülte binası alanında belden aşağısı felçli olan başvuranın hareket etmesini sağlamayı amaçlayabileceği sonucuna varmak gerekmektedir.

  1. Bu bağlamda, Mahkeme, engelli kişiler için onur ve benlik duygusunun tam gelişimi çerçevesinde bağımsız şekilde yaşama imkânının büyük önem taşıdığını ve bu durumun EHİS’in özünde yer alan unsurlar (3 a), 9 § 1 maddeleri ile 20. maddenin ilk cümlesi (in limine) ve 24 § 1 a) maddesi - yukarıda 25. paragraf) ile Avrupa Konseyi bünyesinde kabul edilen tavsiyelerde ortaya konulan değerlendirmeler arasında bulunduğunu hatırlatmaktadır. Aynı şekilde, Mahkeme bizzat, zorunlu olarak, kendi seçimlerini yapma özgürlüğü de dâhil olmak üzere, insanlık onuru ve özgürlüğünün Sözleşme’nin özünü oluşturduğu kanısına varmıştır (yukarıda anılan Pretty kararı, §§ 61 ve 65, yukarıda anılan Mółka kararı, ve yukarıda anılan McDonald kararı, § 47).

  2. Uluslararası hukuk metinlerinin, engelli kişilerin kişisel hareketliliğini sağlamayı ve bu kişilerin binalara erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan tedbirler arasında insani yardım şekillerinin sağlanmasını kabul ettikleri açıktır (EHİS’in 9. maddesinin 2. fıkrasının e) bendi ve 20. fıkrasının b) bendi - yukarıda 25. paragraf). Bununla birlikte, Rektörlük tarafından sunulan çözüm bu çerçevede yer alamayacaktır, zira dosyada, bu çözümün, başvuranın ihtiyaçlarına yönelik gerçek bir değerlendirmenin ve ilgilinin güvenliği, onuru ve özerkliği üzerinde potansiyel etkilerine ilişkin doğru bir değerlendirmenin sonunda önerildiği konusunda Mahkemeyi ikna edecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır.

  3. Şüphesiz, başvuran bu tür etkilerden zarar görmemiştir. Ancak Mahkeme, kişisel özerklik kavramının, Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin güvencelerin yorumlanmasına temel teşkil eden - Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle benzerlikler gösteren (yukarıda 59. paragraf) - önemli bir ilkeyi yansıtması nedeniyle (yukarıda anılan Pretty kararı, yukarıda anılan Mółka kararı, ve yukarıda anılan McDonald kararı, ibidem), başvuranın somut durumuyla ilgili bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapılmaksızın Fakülte tarafından önerilen, bir refakatçi yardımının sunulması şeklindeki bu türden bir tedbirin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında makul olarak değerlendirilemeyeceğini, zira bu tedbirin ilgilinin mümkün olduğunca, bağımsız ve özerk bir şekilde yaşama ihtiyacını dikkate almadığını gözlemlemektedir.

  4. Somut olayda adli yönden verilen cevap

  5. Başvuranın, böylelikle Mahkemeye sunulanlarla esasen aynı olan şikâyetlerle kendisine başvurulan Elazığ İdare Mahkemesi huzurunda ayrıca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesine dayanarak ileri sürdüğü husus, şüphesiz bu yönlerin tamamıdır (yukarıda 13. paragraf). İkincillik ilkesi uyarınca, özellikle başvuranın eğitim ihtiyaçları ile bu duruma karşılık vermesi gereken idarenin sınırlı kapasitesinin dengelenip dengelenmediğini, yani ilgilinin ve bir bütün olarak toplumun çatışan menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığını tespit ederek, söz konusu hakları uygulama görevi öncelikle bu mahkemeye aittir (bk., diğer birçok karar arasında, mutatis mutandis, Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 36022/97, § 98, AİHM 2003-VIII, Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 70-72, 25 Mart 2014, ve Pentikäinen/Finlandiya [BD], No. 11882/10, § 114, AİHM 2015).

  6. Oysa Elazığ İdare Mahkemesinin 9 Nisan 2010 tarihli kararı (yukarıda 16. paragraf) bu yönlerle ilgili olarak herhangi bir bilgi içermemektedir. Esasen, idari hâkimler, idarelerin engelli kişiler lehine kabul edilen teknik yönergeleri uygulamakla yükümlü olduklarını belli belirsiz kabul ederek, yalnızca Fakülte binasının bu yönergelerin yürürlüğe girmesinden önce 1988 tarihinde yapıldığı gerekçesiyle, sadece davalı Fakülteyi bu yükümlülükten muaf tutmuşlardır.

Geri kalanıyla ilgili olarak, somut herhangi bir önerinin bu anlamda mevcut olmamasına rağmen (yukarıda 8 ve 69. paragraflar), “mimari tedbirlerin bütçe imkânlarına göre kabul edilebileceği” varsayımından hareket ederek, Elazığ İdare Mahkemesi, ne şekilde bu türden bir çözümün yeterli olduğunun ortaya çıkabileceğini desteklemeksizin, başvurana yardım etmek için bir kişinin görevlendirilebileceğinin hatırlatılmasının yeterli olduğu kanısına varmıştır. Bu karara varırken, söz konusu mahkeme de, sağlıklı öğrencilere sunulanlarla mümkün olduğunca eşit koşullarda, bununla birlikte, idare için orantısız veya aşırı bir yük oluşturmaksızın, başvuran Enver Şahin’in öğrenimine yeniden başlamasını sağlamak amacıyla ilgilinin gerçek ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçları karşılayabilecek nitelikteki çözümleri belirlemeye çalışmamıştır (yukarıda 71. paragrafın son cümlesi (in fine)).

Mahkeme nazarında, bu türden bir cevap, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesi tarafından korunan hakların kullanımı konusunda başvuranın menfaati ile Elazığ İdare Mahkemesinin öncelik verebileceği başka her türlü çatışan menfaat arasında kurulması gereken adil dengenin değerlendirilmemesi nedeniyle sonuçsuz kalmaktadır.

  1. Mahkemenin vardığı sonuçlar

  2. Mahkeme, yukarıda belirtilen unsurların tamamını dikkate alarak, somut olayda Hükümetin, ulusal makamların, bilhassa üniversite makamları ile adli mercilerin başvuranın diğer öğrencilerle birlikte eşitlik temelinde eğitim hakkından yararlanmaya devam edebilmesi ve sonuç olarak, söz konusu çatışan menfaatler arasında kurulması gereken adil dengenin bozulmaması için gereken özenle cevap verdiklerini kanıtlayamadığı sonucuna varmaktadır.

Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesi ihlal edilmiştir.

  1. Bu sonucu dikkate alarak Mahkeme, tek başına değerlendirilen Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamındaki şikâyeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanısına varmaktadır (bk., mutatis mutandis, Darby/İsveç, 23 Ekim 1990, § 35, A serisi No. 187, Pla ve Puncernau/Andorre, No. 69498/01, § 64, AİHM 2004‑VIII, yukarıda anılan Oršuš ve diğerleri kararı, § 186, ve yukarıda anılan Çam kararı, § 70).

II. SÖZLEŞME’NİN 14. MADDESİYLE BİRLİKTE 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran aynı zamanda, muhtemelen üçüncü bir kişi tarafından yardım edilmesi hususunun, Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte 8. maddesini ihlal edecek şekilde, kendisini bu kişiye bağımlı hale getirme ve mahrumiyetinden yoksun bırakmayla sonuçlanabileceği gerekçesiyle, özel hayatına saygı hakkına yapılan ayrımcı bir müdahaleden şikâyet etmektedir.
  2. Hükümet, kendi kanaatine göre, bu şikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığını ileri sürmektedir.
  3. Mahkeme, bu şikâyetin daha önce incelenen şikâyetle yakından ilişkili olduğu ve bu nedenle de kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.

Bununla birlikte, Mahkeme, 69 ila 72. paragraflarda belirtilen görüşleri ve Mahkemenin yukarıda 74. paragrafta vardığı tespiti dikkate alarak, Hükümet gibi, bu konular hakkında ayrı bir incelemeye gerek olmadığı kanısına varmaktadır.

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,

"Şayet Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."

  1. Tazminat

  2. Başvuran, kendi ifadesine göre, eğitim hakkına ve özel hayatına saygı hakkına ihlal teşkil eden koşullar nedeniyle maruz kaldığını belirttiği manevi zarar bağlamında 32.000 avro (EUR) talep etmektedir.

  3. Hükümet, tespit edilen ihlal ile iddia edilen zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığını ileri sürmekte ve başvuranın yukarıda belirtilen koşullardan gerçekte zarar gördüğünü gösterecek bir durumda bulunmadığını iddia etmektedir.

  4. Mahkeme, başvuranın tespit edilen ihlal nedeniyle, yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek olan manevi bir zarara maruz kaldığı kanısına varmaktadır. Mahkeme bununla birlikte, talep edilen meblağın aşırı olduğu kanısına varmaktadır (yukarıda anılan Çam kararıyla kıyaslayınız, § 74). Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi, başvurana bu bağlamda 10.000 avro ödenmesine karar vermektedir.

B. Masraf ve giderler

  1. Başvuran, avukatlık ücretleri için 13.475 Türk lirası (TRY) talep etmektedir. Başvuran, bu davada temsil edilmesi amacıyla kırk dört saatlik çalışma sağlandığını belirten ücret dekontunu ve 31 Ocak 2012 tarihinde imzalanan avukat ücret sözleşmesini ibraz etmektedir.

  2. Hükümet, bu talebi kabul etmemektedir.

  3. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, yaklaşık 2.952 avroya karşılık gelen talep edilen meblağın makul olduğu ve başvurana ödenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.

  4. Gecikme faizi

  5. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME

  1. Oybirliğiyle, başvurunun Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte ya da tek başına değerlendirilen Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;
  2. Oyçokluğuyla, başvurunun Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte ya da tek başına değerlendirilen Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;
  3. Bire karşı altı oyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğine;
  4. Bire karşı altı oyla, Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte 8. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamındaki şikâyetlerin esasının ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
  5. Bire karşı altı oyla,

a) Davalı devletin, başvurana, işbu kararın Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları;

  1. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 10.000 avro (on bin avro),
  2. Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 2.952 avro (iki bin dokuz yüz elli iki avro) ödemekle yükümlü olduğuna;

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

  1. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 30 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan

İşbu kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrasına ve İçtüzüğün 74. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, Yargıç Lemmens’in sunduğu ayrık görüş yer almaktadır.

R.S.
H.B.

YARGIÇ LEMMENS’İN SUNDUĞU MUHALEFET ŞERHİ

  1. Meslektaşlarımın vardıkları sonuçlara katılamayacağımı üzüntüyle belirtmek isterim.

Kısacası, kendi kanaatime göre, mevcut dava özellikle makul düzenlemelerle ilgili bir dava değildir. Başvuranın başlıca şikâyetinin öncelikle, Sözleşme’nin 14. maddesi açısından değil, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi açısından incelenmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, kendi görüşüme göre, şikâyetin esasını incelerken çoğunluk, esas hakkında vardığı sonuçtan farklı bir sonuca beni götüren, dosyada yer alan bazı unsurlara yeterince dikkat etmemiştir.

Son olarak, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanan şikâyetle ilgili olarak, kendi kanaatime göre, bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmekteydi.

Makul düzenlemeler ya da erişilebilirlik? Sözleşme’nin 14. maddesi veya Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi

  1. Mahkeme önünde, başvuran, eğitim hakkına yapılan ayrımcı bir müdahaleden şikâyet etmektedir. Başvuran, ulusal makamları, bacaklarının felç kalmasına neden olan kazanın ardından kendisinin öğrenimine devam etmesini sağlayacak - derslerini takip etmesi gereken binanın düzenlenmesinden ibaret olan - tedbirleri almamakla suçlamaktadır (bk., kararın 28. paragrafı). Çoğunluğa göre, “başvuran tarafından sunulan lokomotor engelliliğe dayalı ayrımcı muamele iddiası [Mahkeme] önüne getirilen şikâyetin özünde bulunmaktadır.” (bk., kararın 30. paragrafı). Dolayısıyla, çoğunluk öncelikle davanın Sözleşme’nin 14. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır (bk., kararın 32. paragrafı). Çoğunluk, bu hükümle ilgili vardığı sonucu dikkate alarak, daha sonra tek başına değerlendirilen Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamındaki şikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (bk., kararın 75. paragrafı).

Kendi görüşüme göre, şikâyet kapsamında ileri sürülen sorun (yalnızca) bir ayrımcılık sorunu değildir: Bu sorun, yine eğitim hakkıyla ve özellikle eğitime erişim hakkıyla ilgilidir. Şikâyetin esası, çoğunluğun kullandığı ifadelere göre, başvuranın dersleri ve pratik alıştırmaları takip etmesini sağlayacak tedbirlerin alınmadığı iddiası nedeniyle, ilgilinin sunulan eğitime erişiminin imkânsızlığıyla ilgilidir. Bu nedenle, kendi kanaatime göre, şikâyetin öncelikle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi açısından incelenmesi gerekmektedir.

  1. Çoğunluk tarafından takip edilen yaklaşımın, izlenmesi gereken gerekçeyle ilgili bazı sonuçları bulunmaktadır. Sözleşme’nin 14. maddesi açısından inceleme, çoğunluğun, bilhassa eğitim alanında uygulanması gereken makul düzenlemeler bakımından devletin pozitif yükümlülüklerine ilişkin hususu değerlendirmesine neden olmaktadır (bk., kararın 67. paragrafı). Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesine dayanan gerekçe, daha çok eğitimin erişilebilirliğini vurgulayabilmektedir.
  2. Bu iki kavram, makul düzenlemeler ve erişilebilirlik, birbiriyle ilişkili olduğu halde, farklı gerçekleri kapsamaktadırlar.

Çoğunluk, haklı olarak, Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne (“Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme”) özel bir önem atfetmektedir. Mümkün olduğunca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, engelli kişilerin haklarıyla ilgili olarak uluslararası düzeyde bir anlaşmanın varlığını gösteren “Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme’nin hükümleri ışığında yorumlamak gerekmektedir.

Oysa “Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme’de, makul düzenlemeler ve erişilebilirlik farklı hükümler tarafından düzenlenmektedir. Makul düzenlemeler, “belirli bir durumda (...) gerekli ve uygun değişiklikler ve düzenlemeler” olarak tanımlanmaktadır ve makul düzenlemenin reddi engelliliğe dayalı bir ayrımcılık teşkil etmektedir (“Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 2. maddesi). Bilhassa fiziki çevreye erişilebilirlik, daha geniş bir kavramdır. Erişilebilirlik, “engelli kişilerin bağımsız şekilde yaşamalarına ve yaşamın tüm yönlerine tam olarak katılmalarına imkân vermek amacıyla sağlanmalıdır.” (Aynı Sözleşme’nin 9. maddesinin 1. fıkrası). Eğitimle, özellikle yükseköğretimle ilgili olarak, taraf devletler, “engelli kişilerin ayrımcılık olmaksızın ve bu türden bir eğitime diğer kişilerle eşitlik temelinde erişebilmelerini sağlamaktadırlar”; “bu amaçla, taraf devletler, makul düzenlemelerin engelli kişiler lehine yapılmasını sağlamaktadırlar.” (Aynı Sözleşme’nin 24. maddesinin 5.fıkrası).

İki kavram arasındaki farklılık, Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Komite tarafından ortaya konulmaktadır. Söz konusu Komite, 11 Nisan 2104 tarihinde kabul edilen, “Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 9. maddesi (erişilebilirlik) hakkında 2 sayılı Genel Görüşü (2014) kapsamında, bu kavramlara bağlı olan farklı hukuki sonuçları vurgulayarak, uzun bir açıklamaya yer vermektedir:

“24. Bir yandan, yeni tasarlanan, inşa edilen veya üretilen bütün nesnelere, altyapılara, mallara, ürünlere ve hizmetlere erişimi güvence altına alma yükümlülüğü ile diğer yandan, engelleri ortadan kaldırma ve fiziki ortama, ulaşıma, bilgi ve iletişim hizmetlerine ve önceden mevcut olan halka açık hizmetlere erişimi sağlama yükümlülüğü arasında açık bir ayrım yapmak gerekmektedir. Taraf devletlere düşen bir diğer genel yükümlülük, “Sözleşme’nin 2. maddesinde yapılan tanımlamaya göre, engelli kişilerin özel ihtiyaçlarını karşılamak için mümkün olan asgari düzenleme ve masrafları gerektirebilecek ve bu mal, hizmet, ekipman ve tesislerin sağlanması ve kullanılmasının, norm ve yönergelerin geliştirilmesine evrensel tasarımın dâhil edilmesinin teşvik edilmesini gerekli kılabilecek evrensel tasarıma dayalı mal, hizmet, ekipman ve tesislerin araştırılmasını ve geliştirilmesini üstlenmek ve teşvik etmekten” ibarettir (4. madde, 1. paragrafın f) bendi). Yeni tüm nesneler, altyapılar, tesisler, mallar, ürünler ve hizmetler evrensel tasarım ilkelerine uygun olarak engelli kişiler için tamamen erişilebilir olacak şekilde tasarlanmalıdır. Taraf devletler, engelli kişilerin fiziki çevreye, ulaşıma, bilgiye, iletişime ve önceden mevcut olan halka açık hizmetlere erişimini güvence altına almakla yükümlüdürler. Bununla birlikte, bu yükümlülüğün aşamalı olarak yerine getirilmesinin gerekmesi nedeniyle, taraf devletlerin kesin süreleri belirlemeleri ve mevcut engellerin ortadan kaldırılması için yeterli kaynakları tahsis etmeleri gerekebilecektir. Ayrıca, taraf devletlerin, farklı makam (bölgesel ve yerel makamlar da dâhil olmak üzere) ve kuruluşların (özel kuruluşlar da dâhil olmak üzere) erişilebilirliği sağlamak için yerine getirmeleri gereken görevleri kesin olarak tanımlamaları gerekebilecektir. Taraf devletlerin aynı zamanda, erişilebilirliğin güvence altına alınmasına ve erişilebilirlik normlarını uygulamayan herhangi birine karşı cezaların uygulanmasının takip edilmesine olanak sağlayan etkili denetim mekanizmalarını kurmaları gerekebilecektir.

25. Makul düzenlemelerin kişileri ilgilendirmesine rağmen, erişilebilirlik grupları ilgilendirmektedir. Bu durum, erişilebilirliği güvence altına alma yükümlülüğünün planlanan (“ex ante”) bir yükümlülük olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, taraf devletler, kişinin bir alana girmeyi veya bir hizmeti kullanmayı talep etmeden önce erişilebilirliği sağlama yükümlülüğüne sahiptirler. Taraf devletler, engelli kişilerin kuruluşlarıyla istişare halinde kabul edilmesi gereken ve hizmet sağlayıcıları, inşaat çalışanları ve ilgili diğer tarafların yararına tanımlanması gereken erişilebilirlik normlarını belirlemeleri gerekmektedir. Bu normlar, geniş ve tek tip olmalıdır. Erişilebilirlik normlarının uygulanması, erişilebilirlik normlarının hazırlanması sırasında dikkate alınmamış olan nadir engelleri bulunan veya erişilebilirliği sağlamak için sunulan yol, yöntem ya da araçları kullanmayan (örnek olarak, körler alfabesini okumayan) kişilerin erişimini güvence altına almak için yeterli olmayabilmektedir. Bu tür durumlarda, makul düzenlemeler yapmak gerekebilmektedir. Sözleşme uyarınca, taraf devletlerin, engelli kişiler için erişilebilirliği aşamalı olarak sağlamaktan kaçınmak için mazeret olarak tasarruf tedbirlerini kullanmalarına izin verilmemektedir. Erişilebilirliği sağlama yükümlülüğü mutlaktır, bu durum, erişilebilirliği sağlamakla yükümlü olan kuruluşun engelli kişiler için erişimin öngörülmesinin oluşturduğu yükü ileri sürerek, bu yükümlülükten muaf tutulamayacağı anlamına gelmektedir. Buna karşın, makul düzenleme yükümlülüğü yalnızca, bunun uygulanmasının ilgili kuruluş açısından aşırı bir yük oluşturmaması halinde mevcut olmaktadır.

26. Makul düzenleme yükümlülüğü, geleceğe yönelik (“ex nunc”) bir yükümlülüktür ve bu durum, söz konusu yükümlülüğün, engelli bir kişinin belirli bir durumda, örnek olarak iş yerinde ya da okulda, özel bir durumda eşitlik koşullarında kendi haklarından yararlanmak için buna ihtiyaç duyduğu andan itibaren uygulanabilir olduğu anlamına gelmektedir. Bu türden bir durumda, erişilebilirlik normları, kuralcı olarak değerlendirilmeksizin bir gösterge teşkil edebilmektedir. Makul düzenleme, belirli bir durumda, engelli bir kişi için erişilebilirliği sağlayabilmektedir. Söz konusu düzenleme, kişinin onuru, özerkliği ve seçimlerini dikkate alarak, ayrımcılık yapılmaması ve eşitliğin güvence altına alınması anlamında bireysel adaleti gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Böylelikle, nadir bir engeli bulunan bir kişi “erişilebilirlik normunun uygulama alanından çıkan bir düzenlemeyi talep edebilecektir (CRPD/C/GC/2).”

Bu farklılık, 26 Ağustos 2016 tarihinde kabul edilen, kapsayıcı eğitim hakkıyla ilgili 4 sayılı Genel Görüşü (2016) kapsamında Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Komite tarafından hatırlatılmaktadır:

“Komite, erişilebilirliği sağlama yönündeki genel yükümlülüğü makul düzenleme yükümlülüğünden ayrı tutan hususu hatırlatmaktadır. Erişilebilirlik, halkın bazı bölümleri için yararlıdır ve aşamalı olarak uygulanan normların tamamına dayanmaktadır. Erişilebilirliğin sağlanmasının reddi, bu durumun teşkil ettiği orantısız veya aşırı yük ileri sürülerek haklı gösterilemeyecektir. Makul düzenleme, kişiyi ilgilendirmekte ve erişilebilirliği güvence altına alma yükümlülüğünü tamamlamaktadır. Taraf devlet, erişilebilirlik konusunda yükümlülüğünü yerine getirmiş olsa bile, herkes yasal olarak makul bir düzenleme talep edebilmektedir” (CRPD/C/GC/4).

Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Komite tarafından “Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme konusunda dile getirilen her şey, belki de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uymamaktadır. Kendi kanaatime göre, örnek olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bu Sözleşme’nin tamamını nitelendiren bireysel haklar ve genel menfaatler arasında adil denge dikkate alınmaksızın, erişilebilirliği sağlama yönünde “mutlak” bir yükümlülük getirdiği şeklinde yorumlanamayacaktır. Bu hususta, “Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme, devletlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olarak kabul ettikleri yükümlülükleri genişletmektedir.

  1. Bununla birlikte, makul düzenlemelerin özel bir durumda bulunan belirli bir kişiyi ilgilendirmesine rağmen, bir engeli bulunan kişilerin tamamının erişilebilirlikten yararlanması büyük önem taşımaktadır. Devlet öncelikle, erişilebilirliği sağlama yönündeki genel yükümlülüğü yerine getirmelidir; ayrıca, devlet bireysel bir durumda makul düzenlemeler yapmak zorunda kalabilmektedir.

Oysa, somut olayda, başvuran “yalnızca kendisine yarar sağlamayacak, ancak diğer engelli kişiler tarafından da gelecekte kullanılabilecek” nitelikteki düzenlemelerin yapılmamasından şikâyet etmektedir (bk., kararın 48. paragrafı). Başvuranın talep ettiğini ileri sürdüğü husus, özel durumu bakımından (makul) düzenlemeler değildir, ancak bu husus daha genel olarak, söz konusu binayı lokomotor bir engeli bulunan bütün öğrenciler için erişilebilir hale getirebilecek (mimari) düzenlemelerden ibarettir.

Çoğunluk, pek çok yerde, eğitime erişim hakkına ve eğitimin verildiği binalara erişilebilirliğe atıfta bulunmaktadır. Bununla birlikte, çoğunluk, başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin 14. maddesi açısından ele almakta ve “Engelli Kişilerin” Haklarına İlişkin Sözleşme’nin makul düzenlemenin reddinin bir ayrımcılık oluşturduğunu öngörmesi nedeniyle, bu Sözleşme’ye atıfta bulunmaktadır (bk., kararın 67. paragrafı). Kendi görüşüme göre, çoğunluk, bunu yaparken, başvuranın şikâyetinin kapsamını azaltmıştır. Aynı zamanda, yine çoğunluğun engelli kişilere ilişkin hukuk felsefesine riayet etmediği kanaatindeyim.

Yukarıda belirtildiği üzere, kendi kanaatime göre, şikâyetin öncelikle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi açısından (erişilebilirlik) ve ardından gerektiği takdirde, Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamında (makul düzenlemeler) incelenmesi gerekmekteydi.

Eğitime erişim (Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi)

  1. Belirli bir tarihte mevcut olan eğitim kurumlarına erişim Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin birinci cümlesinde yer verilen hakkın ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır ("Belçika’da eğitimle ilgili dil rejiminin belirli yönlerine ilişkin" dava (Esas hakkında karar), 23 Temmuz 1968, 7-8. paragraflar, §§ 3-4, A serisi No. 6, ve Catan ve diğerleri/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD], No. 43370/04 ve diğer 2 başvuru, § 137, AİHM 2012 (alıntılar)). Eğitime erişim hakkı, devletlerin eğitim verilen binaları herkes ve dolayısıyla engelliler için erişilebilir hale getirmesi yükümlülüğünü kapsamaktadır.

Bu yükümlülük, Türkiye için, 1 No.lu Protokol’ün kendisi açısından yürürlüğe girdiği tarih olan 1954 yılından beri mevcuttur. Bu nedenle Mahkemenin, Türkiye’nin bu yükümlülüğü yerine getirip getirmediğini soyut olarak (“in abstracto”) incelemesi gerekmemektedir. Mevcut davada, ortaya çıkan tek sorun, Türkiye’nin başvurana karşı yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususudur. Başvuran tarafından üniversite makamlarına sunulan talebe konu edilen bina, 1988 yılında inşa edilmiş bir bina idi. Bu nedenle, başvuranın şikâyeti, mevcut olan bir binaya ilişkin şikâyet olarak ortaya çıkmaktadır.

  1. Engelli Kişilerin Hakları Komitesi’nin de altını çizdiği gibi, Devletlerin engelli kişilerin fiziki çevreye erişimini sağlama yükümlülüğü, hâlihazırda bulunan binalarla ilgili olarak, aşamalı olarak icra edilmesi gereken bir yükümlülüktür. Devletler, istedikleri sonuca ulaşmak amacıyla, konu hakkındaki engellerin ortadan kaldırılması için kesin süreleri belirlemeli ve uygun kaynakları vermelidirler (yukarıdaki 4. maddede belirtilen Genel görüş No. 2 (2014), § 24).

Türk hukuku, söz konusu dönemde umuma açık hizmet veren her türlü yapıların, 2005 yılının Temmuz ayından itibaren, yedi yıl içinde engellilerin erişimine uygun duruma getirilmesi yükümlülüğünü öngören hükümleri içermekteydi (bk. kararın 22. paragrafında belirtilen 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesi). Şüphesiz, bu süre, henüz kural olarak uygulanmayan hususlar için bir yıl ve daha sonra da iki yıl daha uzatılmıştır (bk. kararın 3. sayfasında yer alan dipnot). Bununla birlikte, bu gelişmeler Mahkeme’ye sunulan ihtilaf konusu kapsamına girmemektedir.

  1. Nitekim başvuran tarafından üniversite makamlarına yapılan talebin kapsamının ve bu taleplere verilen cevapların dikkate alınması gerekmektedir.

Başvuran, 17 Mart 2007 tarihinde, görünürde genel anlamda, üniversite binalarının 2007‑2008 akademik yılı boyunca derslere erişimine imkan verecek şekilde düzenlenmesi talebinde bulunmuştur (bk. kararın 7. paragrafı, italik metin aşağıda imzası bulunan tarafından eklenmiştir). Dolayısıyla üniversite makamlarınca gerekli değişikliklerin yapılması için hala yasal süreler içerisinde olunmasına rağmen, başvuran, üniversite makamlarına kısıtlı bir süre tanımıştır. Başvuran, 16 Ağustos 2007 tarihli cevabında, özellikle engelli kişilerin eğitime erişiminin sağlanmasına ilişkin genel yükümlülüğü öngören 5378 sayılı Engelliler Kanunu’nun 15. maddesine (bk. kararın 9. paragrafı) atıfta bulunmuştur (madde metni için bk. Çam/Türkiye, No. 51500/08, § 36, 23 Şubat 2016).

Üniversite makamları, 25 Mayıs ve 10 Eylül 2007 tarihli cevaplarında, değişikliklerin yapılması gerektiğini kabul etmiş, ancak diğer taraftan başvuranın dikkatini, değişikliklerin yapılmasının belirli bir zaman alacağı hususuna çekmişlerdir (bk. kararın 8. ve 10. paragrafları).

Başvuran, 2007-2008 akademik yılında binaya erişim sağlamaması sebebiyle, idare mahkemesi önünde iptal ve tazminat davası açmıştır. Başvuran, idareyi, kendisine göre, eğitim hakkını kullanmasını engelleyen maddi engelleri ortadan kaldırmamakla suçlamıştır (bk. kararın 11. maddesi). Bu bağlamda, söz konusu başvurunun, yine 2007‑2008 akademik yılı boyunca binaya erişim konusuyla ilgili olduğunun ve yalnızca üniversite makamları tarafından başvuranın taleplerine verilen cevaplarla ilgili olması sebebiyle, daha sonraki akademik yılların bu başvurunun konusu olamayacağının altını çizmek isterim.

İdare mahkemesi, başvuranın başvurusunu 9 Nisan 2010 tarihli kararıyla reddetmiştir. İdare mahkemesi, üniversitenin, binaların erişilebilirliğine ilişkin olarak ihtilaf konusu binanın inşasından sonra verilen teknik talimatları yerine getirmemekle suçlanamayacağı kanaatine varmıştır. İdare mahkemesi, hâlihazırdaki bu binanın uygun hale getirilmesine ilişkin olarak, idarenin, ilgiliyi, bütçe olanakları doğrultusunda mimari tedbirlerin alındığına dair bilgilendirdiğini gözlemlemiştir (bk. kararın 16. paragrafı). Kısaca, idare mahkemesi, üniversitenin, 2007-2008 akademik yılı başlamadan önce ihtilaf konusu binanın düzenlenmesiyle ilgili olarak herhangi bir çalışma yapmayarak, üzerine düşen yükümlülükleri ihlal etmediği kanaatine varmıştır.

  1. Çoğunluk, ulusal makamların, özellikle üniversite makamlarının ve adli makamların, gereken özeni göstermiş olduğunun kanıtlanmadığı kanaatindedir (bk. kararın 74. paragrafı).

Bu görüşe katılamıyorum. Başvuran tarafından hangi tedbirlerin önerildiğini bilemiyoruz. Başvuran, Mahkeme önünde sadece kendisine göre gerekli olan düzenlemelerle ilgili bilgi vermiş gibi görünmektedir (bk. kararın 48. paragrafı). Buna karşın, başvuran tarafından üniversite makamlarına sunulan talep, çok genel anlamda sunulmuş ve bu makamlar ve idare mahkemesi tarafından, binanın giriş ve çıkışlarında düzenlemeler gerektiği ve en önemli düzenlemelerin, söz konusu binanın içinde yapılması gerektiği şeklinde anlaşılmış gibidir.

Yetkili makamların, bu düzenlemeleri bir an önce yapmayarak, özellikle gerekli kaynakları bir an önce seferber etmeyerek, 1 No.lu Protokol’ün 2. Maddesinden doğan pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu söylenebilir mi? Bu türden bir sonuca varmak için yeterli unsurlara sahip olmadığımız kanaatindeyim. Somut bir durumda pozitif bir yükümlülüğün varoluşu ve kapsamı, ilgili şahsın çatışan menfaatleri ile toplumun tamamının menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasına dayanmaktadır (bk. kararın 72. Paragrafı, burada Sözleşme’nin 14. maddesi değil de, 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamında uygulanan bir ilke belirtilmiştir). Hâlbuki somut olayda yetkili makamlar, bütçe olanakları doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılacağını taahhüt etmişlerdir ve kanun da bunun belirli bir süre içerisinde yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu sebeple, bu makamların, başvuranın talebini sunmasından birkaç ay sonra, başvuranın haklarına riayet edilmeyen bir durumda bulundukları nasıl söylenebilir?

  1. Üniversite makamları, geleceğe yönelik taahhütlerle yetinmemişlerdir. Fakülte, başvuranın bir an önce öğrenimine devam edebilmesi için imkânları ölçüsünde başvurana destek olacağına söz vermiştir (bk. kararın 8. paragrafı). Rektörlük, daha somut bir adım atmak isteyerek, başvurana, refakatçi yardımı sunmuştur (bk. kararın 10. paragrafı). Bu teklif, başvuran tarafından olumlu karşılanmamıştır, başvuran, daha sonra, kişisel durumunun hoş karşılanmadığına tanık olduğunu, bu teklifi kabul etmesinin kendisini üçüncü şahıslara bağımlı bir duruma düşüreceğini ve bu tür bir teklifin gerçekleştirilmesinin merdivenlerden düşme tehlikesine yol açacağını açıklamıştır (bk. kararın 13. paragrafı, idare mahkemesine cevaben sunulan dilekçe).

Rektörlüğün teklifi, belki de gerçekten iyi bir öneri olarak algılanmamıştır. Ancak bu rektörlüğün son sözü müydü? Şayet başvuran rektörlükle tekrar iletişime geçmiş olsaydı, belki de bu teklifin kendisine neden uygun olmadığını açıklayabilirdi. Dolayısıyla hiçbir unsur, rektörlüğün, derhal, başka bir çözüm aramadığını düşünmeye imkân vermemektedir. Hâlbuki başvuran, hukuki yollardan bir dava açmayı tercih etmiştir. Rektörlüğün savunma dilekçesinde, başvuranı kötü niyetli olmakla suçlamış olması anlaşılabilir: bu noktada rektörlük, refakatçi yardımının uygun bir teklif olduğu görüşündedir (bk. kararın 12. paragrafı). Rektörlüğün hala bu görüşte olması, başvuranın bu teklifin yeterli olmadığını, hatta kabul edilemez olduğunu açıklamak için rektörlükle iletişime geçmediğini göstermektedir. Başvuran, sadece cevaben gönderdiği yazıda, bu teklifi hangi sebeplerle kabul etmediğini belirtmiştir (bk. kararın 13. paragrafı).

  1. Çoğunluk, üniversite makamlarını ve adli makamları, başvuranın gerçek ihtiyaçlarını veya başvurulabilecek muhtemel çözümleri belirlememekle suçlamıştır (bk. kararın 71 ve 73. paragrafları).

Bana göre bu eleştiri, olayların ulusal düzeyde seyri bakımından haklı gösterilmiş gibi görünmüyor. Dosyada yer alan unsurlar, bana, üniversite makamlarının, mimari düzenleme çalışmalarını bir an önce başlatma olanağı olmasa da, başvuranın öğrenimine devam etmesine imkan vermeye istekli olduğu izlenimini vermektedir. Başvuran için özel düzenlemeler (ʺEngelliʺ Haklarına İlişkin Sözleşme anlamında ʺmakul düzenlemelerʺ) yapılması yolu açıktır, ancak başvuran üniversite makamları ile iletişimi keserek ve hukuki yoldan dava açarak, söz konusu makamları olmuş bitmiş bir olay karşısında bırakmış gibi görünmektedir. Başvuranın ihtiyaçlarına ve insani yardım teklifinin sonuçlarına dair gerçek bir gelişme meydana gelmemiş olsa da (bk. kararın 71. paragrafı), bu durumun, en azından başvuranın sergilediği tutumdan kaynaklandığı kanaatindeyim.

  1. Sonuç olarak, başvuranın, ihtilaf konusu binada verilen derslere erişim sağlayamaması sebebiyle, 2007-2008 akademik yılı boyunca öğrenimine devam edememiş olması üzücü olsa da, davalı Devletin 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varamıyorum.

Makul düzenlemelerin reddi (Sözleşme’nin 14. maddesi)

  1. 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmamam sebebiyle, 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesiyle birlikte Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiği yönünde neden oy kullanmadığımı yine açıklamam gerekmektedir.

14. maddenin ihlal edildiği hususu, somut olayda başvuranın özel durumu bakımından makul düzenlemelerin reddedilip reddedilmediği sorusunu ileri sürmeyi gerektirmektedir.

1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi açısından geliştirilen aynı gerekçelerle ve özellikle başvurana özel olarak yapılan teklif ve başvuranın bu teklife tepkisi açısından geliştirilen gerekçelerle (bk. yukarıdaki 11. madde), somut olayda 14. maddenin ihlal edildiği sonucuna varamıyorum.

Şayet başvuran üniversite makamlarıyla iletişimini sürdürmüş ve üniversite makamları az veya çok başka çözümler bulma gayreti göstermiş olsaydı, durumun çok daha farklı olabileceğini belirtmek gereği duyuyorum.

Üçüncü bir şahıs tarafından yardım edilmesine ilişkin teklif (tek başına ve Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte değerlendirilen Sözleşme’nin 8. maddesi)

  1. Başvuran, üçüncü bir şahıs tarafından kendisine sağlanacak muhtemel bir yardımın kendisini bu kişiye bağımlı kılacağını ve mahremiyetinden yoksun bırakacağı gerekçesiyle (bk. kararın 76. paragrafı), özel hayatına saygı hakkına ayrımcı bir müdahalede bulunulduğunu ileri sürmektedir.

Çoğunluk, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğu ve bu şikâyetin esasına ilişkin olarak ayrı bir inceleme yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. kararın 78. paragrafı).

  1. Şikâyetin konusu, zaten başvurana refakat edilmesi amacıyla yapılan, herhangi bir uygulamayla devamı getirilmemiş ve ilgili tarafından reddedilmiş bir tekliftir. Bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar veren çoğunluğun görüşüne katılamayacağımı üzüntüyle bildiririm. Bana göre, bir başvuranın, sadece kamu makamlarının somut etkilerle devam ettirilmeyen bir niyetinden şikâyet ettiğinde, bu başvuran, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında haklarının ihlal edilmesi sebebiyle mağdur olduğunu iddia edemez.

Dolayısıyla bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) uyumlu olmadığına karar verilmesi gerekmekteydi.


[1] Bu maddenin f) fıkrası haricindeki hükümleri, 6 Şubat 2014 tarihli 6518 sayılı Kanun'la değiştirilmiştir.

[2] Bu süreyi sekiz yıla kadar uzatan, 4 Temmuz 2012 tarihli 6353 sayılı Kanun'un 34. maddesi tarafından değiştirilen ifade. 2014 yılında, azami iki yıla kadar ek bir süre verilmiştir.

[3] 25 Nisan 2013 tarihli 6462 sayılı Kanun'un 69-n maddesinin 1. fıkrası tarafından değiştirilen ifade. "Özürlüler" ifadesinin yerine "engelliler" ifadesi getirilmiştir.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim