CASE OF İSHAK SAĞLAM v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

İSHAK SAĞLAM /TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 22963/08)

KARAR

STRAZBURG

10 Temmuz 2018

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

İshak Sağlam /Türkiye davasında,

Başkan,
Robert Spano,

Yargıçlar
Paul LemmensLedi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Stanley Naismith katılımıyla,

19 Haziran 2018 Salı tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan İshak Sağlam’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 13 Mayıs 2008 tarihinde yapmış olduğu (22963/08 no’lu) başvuru bulunmaktadır.

  2. Başvuran, Mahkeme önünde, Londra Barosu’na bağlı Avukat K. Yıldız tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran özellikle, hakkındaki ceza yargılamasının çok uzun sürdüğünü, yargılamayı yürüten mahkemenin kendisine aleyhindeki tanıkları sorgulama imkânı tanımadığını ve kendisinin hazırlık soruşturması aşamasında avukat yardımından faydalanmamış olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5, 6, 8, 13 ve 14. maddeleri ve Sözleşme’ ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bazı şikâyetlerde bulunmuştur.

  4. Başvuru, 2 Mayıs 2011 Pazartesi tarihinde Mahkeme’ye tebliğ edilmiştir.

OLAYLAR VE OLGULAR

DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran 1966 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.

  2. Olaylar esnasında başvuran söz konusu şehirde avukat olarak çalışmaktadır.

  3. Başvuran Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından 18 Nisan 2000 tarihinde Hizbullah olarak adlandırılan yasa dışı örgüt üyeliği şüphesiyle sorgulanmıştır. Güvenlik güçleri tarafından Hizbullah’a ait bir evde ele geçirilen ve başvurana ilişkin ayrıntılı bilgi içeren bir bilgisayar diskinin içeriği ve hepsi aynı yasa dışı örgüt üyeliğinden suçlanmış dört kişinin polise verdiği ifadeler sorgulama esnasında başvurana okunmuştur. Başvuran yasa dışı örgütle bağlantısı bulunduğunu kabul etmemiş ve kendisine sunulan delilin doğruluğuna itiraz etmiştir. Başvuran bir avukat olarak bazı Hizbullah üyelerine avukatlık yardımında bulunduğunu ve iddia edildiğinin aksine söz konusu insanların ifadelerini yönlendirmeden, her zaman mesleğinin sınırları içerisinde hareket ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, yasa dışı örgütün kendisi ile ilgili raporunda yer alan kardeşlerinin yaşları gibi bazı bilgilerin doğru olmadığını ve bunun başlı başına söz konusu bilgileri kendisinin vermediğini ispatladığını ileri sürmüştür. Başvuran, sorgulama esnasında avukat yardımından faydalanmamıştır.

  4. Aynı gün, başvuran, bu kez aynı yasa dışı örgütün üyeliği ile suçlanan iş arkadaşıyla beraber Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hâkimi önünde ifade vermiştir. Başvuran Cumhuriyet savcısı önündeki ifadelerini yenilemiş ve yasa dışı örgütün bazı üyelerine avukatlık yardımı sağlamış olmasının bazı insanlar tarafından söz konusu örgüte desteğin bir göstergesi olarak algılanmış olabileceğini eklemiştir. Nöbetçi hâkim, Cumhuriyet savcısının başvuranın tutuklanmasına yönelik talebini reddetmiş ve başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.

  5. Ertesi gün, 19 Nisan 2000 tarihinde Cumhuriyet savcısı başvuranın tahliyesine itiraz etmiştir. Bunun akabinde, başvuran Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen yakalama kararına dayanılarak yakalanmıştır.

  6. Başvuran 20 Nisan 2000 tarihinde kendisin tutuklanmasına karar veren nöbetçi hâkimin önüne çıkarılmıştır.

  7. Aynı gün, Cumhuriyet savcısı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne başvuranı yasa dışı örgüt üyeliğiyle suçlayan bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet savcısı iddianamesini hazırlarken söz konusu dört tanığın polise vermiş oldukları ifadelere ve bilgisayar diskinden elde edilen başvurana ilişkin bilgilere dayanmıştır.

  8. Belirtilmeyen bir tarihte başvuranın avukatları yargılamayı yürüten mahkemeye dilekçe sunmuştur. Başvuranın avukatları savcılık tarafından dayanak gösterilen tanıkların daha sonra ifadelerini reddetmeleri sebebiyle başvuran aleyhinde hiçbir delil bulunmadığını öne sürmüşlerdir. Başvuranın avukatları ayrıca, bilgisayar diskinden elde edilen başvurana ait bilgilerin güvenilir olmadığını ileri sürmüşlerdir.

  9. Başvuranın avukatları 30 Mayıs 2000 tarihindeki duruşmada diskin yeniden şifrelendiğini ve bilginin kendilerinin gıyabında diskten çıkarıldığını ileri sürerek bir kez daha bilgisayar diskinden elde edilen başvurana ait bilgilerin kullanımına itiraz etmişlerdir. Aynı duruşma esnasında, mahkeme polise verdikleri ifadede başvurandan bahseden tanıkların kendileri aleyhindeki yargılamaların ilerleyen safhalarında söz konusu ifadeleri reddettiklerini kaydetmiştir. Mahkeme başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.

  10. M.S.B. adında bir şahsın verdiği ifade sonrasında, 3 Eylül 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısı başvuranı bir kez daha yasa dışı örgüt üyeliği ile suçlayan bir iddianame daha hazırlamıştır. Daha sonra hazırlanan iddianamede yer alan iddialar Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde devam etmekte olan davaya eklenmiştir.

  11. Başvuranın hazır bulunmadığı, 4 Aralık 2001 tarihli duruşmada, M.S.B.’nin polise verdiği ifadeleri okunmuştur. Mahkeme 30 Nisan 2002 tarihte M.S.B.’nin daha sonra söz konusu ifadeleri reddettiğini kaydetmiştir.

  12. Belirtilmemiş bir tarihte, Cumhuriyet savcısı yazılı görüşlerini mahkemeye sunmuştur. Cumhuriyet Savcısı başvuranın suçunun çeşitli delillerle yani kendisi hakkında hazırlanan ve ayrıntılı kişisel bilgi içeren raporun ve aynı zamanda birtakım başka Hizbullah üyeleri hakkındaki bilgi raporları ve bu kişilerin polise verdikleri ifadelerle kanıtlanmış olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Cumhuriyet savcısı hem polis hem de Cumhuriyet savcısı nezdinde başvuranın yasa dışı örgüte üye aldığını, yeni üyelere dersler verdiğini ve bazı hücrelerin sorumlusu olduğunu öne süren N.S. İsimli bir şahsın ifadelerine atıfta bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı ayrıca, başvuranın adından Ş.A. İsimli bir şahsı da içeren birtakım örgüt üyelerine dair bilgi raporlarında bahsedildiğini kaydetmiştir.

  13. Başvuranın avukatı 18 Kasım 2003 tarihinde soruşturmanın genişletilmesi ve başvuranın Hizbullah üyeliğini onaylayan tanıkların çapraz sorgulanması için başvuruda bulunmuştur. Başvuranın, avukatı özellikle başvuran aleyhinde ifade veren N.S. ve Ş.A.nın isimlerinden bahsetmiştir. Başvuranın avukatı ayrıca bu iki tanığın ifadelerinin güvenilirliğini tartışmaya açmıştır. Bu bağlamda, başvuranın avukatı, Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasında iddia edildiği şekilde N.S.nin daha sonraki bir aşamada başvuran aleyhinde polise verdiği ifadelerini tekrar etmediğini öne sürmüştür. Avukat ayrıca, Ş.A.nın başvurandan, başvuranın askerlik hizmetine başlayana kadar vermiş olduğu derslerden aldığını ve söz konusu iddiaların güvenilir olmadığının ispatlanması için yargılamayı yürüten mahkemeden başvuranın askerde hizmet verdiği bilgiler hakkında bilgi toplamasını istemiştir.

  14. Mahkeme, 27 Ocak 2004 tarihinde tanıkların çapraz sorgulamaya çekilmesi hususunda herhangi bir şey belirtmeden soruşturmanın genişletilmesi başvurusunu reddetmiştir.

  15. Başvuran, 23 Mart 2004 tarihinde 4959 Sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’ndan faydalanmak için başvuruda bulunmuştur.

  16. Yargılamalar esnasında, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.

  17. Ağır Ceza Mahkemesinde, 21 Şubat 2006 tarihli duruşmada Ş.A.nın başvuranın yasa dışı örgüt içinde akıl hocası olarak görev aldığını ve kendisi dâhil olmak üzere diğer üyelere dersler verdiğini ve bu durumun başvuran askerlik görevine başladığında son bulduğunu ileri sürdüğü polis ifadesi okunmuştur. Yargılamayı yürüten mahkeme, Ş.A.nın Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hâkim nezdinde kendisini ilgilendirdiği kısmı kadarıyla daha önceki ifadelerini tekrar ettiğini ancak kendisinin polis tarafından yapılan sorgulamasından sonra başvurandan bahsetmediğini bildirmiştir. Yine de mahkeme N.S. ve Ş.A.nın ifadelerini dava dosyasına eklemiştir. Başvuranın avukatları başvuran aleyhindeki ifadeleri kabul etmediklerini ileri sürmüşlerdir.

  18. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 18 Nisan 2006 tarihinde başvuranı atılı suçlardan suçlu bulmuş ve kendisini 6 yıl, 3 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme bilgisayar diskinden elde edilen bazı bilgilere yani, başvurana dair kişisel bilgi raporu, diğer üyeler hakkındaki raporlar ve aynı zamanda N.S. ve Ş.A.nın ifadelerine dayanmıştır. Mahkeme ayrıca başvuranın yasa dışı örgütün yapısı ile ilgili herhangi bir bilgiyi ortaya çıkarmadığına karar vererek başvuranın 4959 sayılı Kanun’dan yararlanmak üzere yaptığı başvuruyu reddetmiştir.

  19. Başvuran kararı temyiz etmiştir. Başvuran yargılamayı yürüten mahkemenin kendisinin taleplerine rağmen N.S. ve Ş.A.nın ifadelerini almadığını ve kendisinin söz konusu kişilere soru sorma imkânından yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.

  20. Yargıtay, 19 Kasım 2007 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, hakkındaki ceza yargılamalarının aşırı uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, hazırlık soruşturması evresinde avukat yardımından yararlanmadığı, yargılama esnasında kendisi aleyhindeki tanıkları çapraz sorguya çekemediği ve kendisi aleyhindeki suç isnat eden diğer delillere özellikle de bilgisayar diskine erişiminin bulunmadığı gerekçesiyle yargılamanın adil olmadığını ileri sürmüştür. Başvuranın dayandığı Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) makul bir süre içinde adil olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

  1. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

(c) kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, re’sen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

(d) iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek...”

A. Kabul edilebilirlik hakkında

  1. Ceza yargılamasının uzunluğu

  2. Mahkeme, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünü müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye (no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında verdiği kararda, başvuranların iç hukuk yollarını, başka bir deyişle yeni oluşturulmuş olan bu hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler bakımından, ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına vardığını belirtmiştir

  3. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasında verdiği kararda, Hükümete hali hazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları yine de normal usul kapsamında inceleyebileceğini vurguladığına dikkat çekmektedir. Buna ek olarak, Mahkeme somut davada Hükümetin yeni iç hukuk yoluyla ilgili herhangi bir itirazda bulunmadığını gözlemlemiştir.

  4. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, mevcut başvurunun incelenmesine devam etme kararı vermiştir. Ancak, bu sonuca varılırken, tebliğ edilen diğer başvurularla ilgili olarak Hükümet tarafından sonradan öne sürülebilecek herhangi bir istisnai durum göz önünde bulundurulmamıştır (bk. Hasan Yazıcı / Türkiye, no. 40877/07, §§ 71-73, 15 Nisan 2014, ve Gürbüz ve Özçelik / Türkiye, no. 11/05, §§ 19-21, 2 Şubat 2016).

  5. 6 aylık süre sınırı

  6. Hükümet, başvurunun, Yargıtay 19 Kasım 2007 tarihli nihai kararını verdikten sonra 6 aydan daha uzun bir sürede yani, 23 Aralık 2008 tarihinde yapıldığını öne sürerek 6 aylık süre sınırı ile ilgili itirazda bulunmuştur.

  7. Mahkeme, başvuru tarihinde, başvurunun takdim tarihi olarak kişinin başvuruda bulunma niyetinde olduğunu gösteren ve bazı şikâyetlerinden esas itibariyle bahsettiği ilk mektubu değerlendirdiğini kaydetmektedir (bk. Chalkley / Birleşik Krallık (k.k), no. 63831/00, 26 Eylül 2002). Mahkeme, başvuranın somut davada böyle bir mektubu 13 Mayıs 2008 tarihinde göndermiş olduğunu ve bunun da başvurunun takdim edildiği tarih olarak kaydedildiğini gözlemlemektedir. Başvuran 23 Aralık 2008 tarihinde Mahkemeye tamamlanmış başvuru formunu ibraz etmiştir. Mahkeme, ilk mektup ile tamamlanmış başvuru formunun teslimi arasında önemli bir aralık bulunmadığı durumlarda, başvurunun takdim edildiği tarih hususunda bir inceleme yapmayı gerekli görmemektedir (aksi için, başvurunun ilk tebliğ ve tamamlanmış başvuru formunun arasında 20 aylık bir zaman dilimi bulunması sonucunda başvurunun kabul edilemez bulunduğu Gaillard / Fransa (k.k) no. 47337/99, 11 Temmuz 2000, kararı). Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin itirazını reddetmektedir.

  8. Sonuç

  9. Mahkeme bu başlık altındaki şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin herhangi başka bir gerekçenin de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla söz konusu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.

B. Esas hakkında

  1. Ceza yargılamasının uzunluğu

  2. Başvuran yargılama süresinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen “makul süre” şartıyla bağdaşmadığından şikâyetçi olmuştur.

  3. Hükümet, yerel makamlara atfedilebilecek herhangi bir hareketsizlik dönemi olmadığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, davanın karmaşıklığı, yasa dışı örgütün vahşiliği nedeniyle delilin tespit edilmesinde karşılaşılan zorluklar ve başvuran aleyhindeki iddianın ciddiyeti göz önünde bulundurulduğunda yargılamanın uzunluğunun makul olmadığı sonucuna varılamayacağını ileri sürmüştür.

  4. Mahkeme, yargılamaların uzunluğunun makullüğünün, davanın koşullarının ışığında ve Mahkemenin içtihatlarında belirlenen davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili makamların tutumu ve uyuşmazlıkta başvuran için neyin söz konusu olduğu ölçütlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk, diğerleri arasında, Pélissier ve Sassi [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II; Idalov / Rusya[BD], no. 5826/03, § 186, 22 Mayıs 2012; Vayiç / Türkiye, no. 18078/02, § 43, AİHM 2006‑VIII (alıntılar); ve Gurban / Türkiye, no. 4947/04, § 39, 15 Aralık 2015).

  5. Mahkeme, somut davada göz önünde bulundurulması gereken sürenin başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından sorgulandığı 18 Nisan 2000 tarihinde başlayıp Yargıtay’ın nihai kararını verdiği 19 Kasım 2007 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, yargılamalar iki aşamalı yargıda yedi yıl altı ay sürmüştür.

  6. Mahkeme ayrıca, ceza mahkemesi nezdindeki davanın özellikle karmaşık olmadığını kaydetmektedir. Ancak, yargılamayı yürüten mahkemenin başvurana atfedilebilecek herhangi bir gecikme olmaksızın başvuranın davası hakkındaki kararını vermesi altı yıl almıştır. Bu süreç esnasında, yargılamayı yürüten mahkeme temelde yasa dışı örgütün diğer üyeleri aleyhinde dava dosyalarından ve bilgisayar diskinden elde edilen delili incelemiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin yargılamaların delilin belirlenmesinde karşılaşılan zorluklar sebebiyle geciktiği yönündeki savına ağırlık verememektedir.

  7. Mahkeme, daha önce mevcut davaya benzer konulara sahip davalarda, genellikle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk. Ümmühan Kaplan, yukarıda anılan, §§ 46-48).

  8. Mahkeme, kendisine ibraz edilen tüm belgeleri incelediğinde, Hükümet’in, Mahkeme’nin mevcut koşullarda farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek herhangi bir bilgi veya ikna edici bir delil ileri sürmediği görüşündedir. Mahkeme, bu konudaki içtihadını göz önüne alarak, somut davada yargılamanın aşırı uzun sürdüğüne ve “makul süre” koşulunun sağlanmadığına karar vermiştir (Daneshpayeh/Türkiye, no. 21086/04, § 28, 16 Temmuz 2009; ve Gürbüz ve Özçelik, yukarıda anılan, § 24)

  9. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlâl edilmiştir.

  10. Başvuranın aleyhindeki tanıkları çapraz sorguya çekememesi

  11. Başvuran Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddeleri uyarınca aleyhindeki tanıkları bizzat sorguya çekemediğini ileri sürmüştür.

  12. Hükümet, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından delil olarak kabul edilen diğer kişilerin ifadelerinin, bu ifadelerin doğrudan başvuranla bağlantılı olarak değil söz konusu kişiler aleyhinde yürütülen soruşturma kapsamında verilmesi bakımından Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesinin anlamı dâhilinde tanık ifadesi olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, Hükümet böyle bir delilin yalnızca dolaylı delil olarak değerlendirilebileceğini öne sürmüştür. Hükümet ayrıca, yerel mahkemenin kararını başvuranın yasa dışı örgüt Hizbullah’ın talimatları doğrultusunda görev yapan bir avukat olduğuna işaret eden bir deliller bütününe dayanarak kararını vermiştir. Son olarak, Hükümet, Mahkemenin Vidal / Belçika kararına atıfta bulunarak, Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesinin Sözleşme sisteminde söz konusu kelimeye verilen “özerk” anlam içerisinde tanığı çağırmanın uygun olup olmadığını ulusal mahkemelere bıraktığını ifade etmiştir (Vidal / Belçika, 22 Nisan 1992, § 33, Seri A no. 235‑B).

(a) Genel ilkeler

  1. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (d) bendinde yer alan güvencelerin söz konusu maddenin 1. paragrafında ortaya konan adil yargılanma hakkının özel yanları olduğunu hatırlatmaktadır ve dolayısıyla başvuranın şikâyetini her iki paragraf uyarınca değerlendirecektir (bk. Schatschaschwili / Almanya [BD], no. 9154/10, § 100, AİHM 2015).

  2. Mahkeme temelde Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca ceza yargılamasının genel anlamda adilliğini değerlendirecektir. Bu değerlendirmeyi yaparken, Mahkeme yargılamayı delilin toplanma biçimi dâhil olmak üzere, yalnızca savunma haklarına değil aynı zamanda da kamunun ve suçun gereğince kovuşturulmasını isteyen mağdurların yararını göz önünde bulundurarak bir bütün olarak ele alacaktır.

  3. Mahkeme Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesinin, bir sanığın hakkında karar vermeden önce, çekişmeli yargılama ilkesine uygun olarak, aleyhindeki bütün delil unsurlarının, kamuya açık bir duruşmada ve sanığın önünde tartışılması gerektiği ilkesine büyük bir önem vermektedir (aynı kararda, § 103).

  4. İddia makamı tanığın yargılamaya katılmadığı ve o kişinin daha önce verdiği ifadenin delil olarak kullanıldığı davalarda uygulanacak ilkeler Büyük Dairenin Al-Khawaja ve Tahery / the Birleşik Krallık ([BD], no.26766/05 ve 22228/06, AİHM 2011) davasında verdiği 15 Aralık 2011 tarihli kararda özetlenmiş ve etraflıca ele alınmıştır. Söz konusu kararda geliştirilen ilkelere göre, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddelerinin, duruşma esnasında hazır bulunmayan ve sorgulanmayan bir tanığın verdiği ifadenin delil olarak kullanıldığı yargılama ile uyumluluğunun üş aşamada incelenmesi gereklidir(aynı kararda, § 152).

Mahkeme;

(i) tanığın duruşmaya katılmamasının ve sonuç olarak hazır bulunmayan tanığın sınanmamış ifadesinin delil olarak kabul edilmesinin geçerli bir sebebinin olup olmadığını (aynı kararda, §§ 119-25)

(ii) hazır bulunmayan tanığın ifadesinin davalı tarafın mahkûmiyeti hususunda yegâne ve belirleyici dayanak olup olmadığı (aynı kararda, §§ 119 ve 126-47); ve

(iii) davalı tarafın sınanmamış ifade nedeniyle maruz kaldığı dezavantajı telafi etmek için ve yargılamanın bir bütün olarak ele alındığında adil olduğundan emin olmak için gerekli güçlü usule ilişkin güvenceleri de içeren yeterli dengeleyici unsurların bulunup bulunmadığını incelemelidir (aynı kararda, § 147).

  1. Schatschaschwili (yukarıda anılan) kararında, Mahkeme, Sözleşme ile sınanmamış ve suç isnat eden bir tanık ifadesinin kabul edildiği bir yargılamanın uyumluluğunu inceleme konusunda yukarıda bahsedilen Al- Khawaja testinin üç aşaması arasındaki ilişkiyi açıklığa kavuşturmuştur. Mahkeme, tanığın hazır bulunmamasının geçerli bir sebebi olmadığı durumlarda dahi, tanığın ifadesinin sanığının mahkûmiyetini destekleyen yegâne ve belirleyici delil olup olmadığı ve bu şekildeki bir delilin adil ve usule uygun bir şekilde değerlendirilmesini temin etmek adına yeterli dengeleyici unsurların bulunup bulunmadığı hususlarında değerlendirme yapmasının talep edildiği sonucuna varmıştır (aynı kararda, §§ 113 ve 116).

(b) Genel ilkelerin somut davaya uygulanması

(İ) Tanığın duruşmaya katılmamasının geçerli bir sebebinin bulunup bulunmaması hakkında

  1. İlk olarak Mahkeme, başvuranın mahkûmiyetinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadelerine dayanılan N.S. Ve Ş.A.’nın ifadelerini kendi aleyhindeki ceza yargılamaları esnasında verdiklerini kaydeder. Söz konusu yargılamaların başvuran aleyhindeki yargılama ile aynı zamanda yürütülüp yürütülmediğinin ve hazır bulunmayan tanıkların ilgili makamların özel bilgisi ve denetimi dâhilinde olup olmadığının açık olmamasına rağmen, Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin söz konusu tanıkları çağırmaya teşebbüs dahi etmediğini ve bu kişilerin nerede bulunduğu hususunda hiçbir çaba sarf etmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme bu nedenle, tanıkların yargılama esnasındaki duruşmalarda hazır bulunmayışının ve kendilerinin yargılama öncesi ifadelerinin okunmasının hiçbir geçerli sebebi bulunmadığı sonucuna varır.

(ii) Hazır bulunmayan tanıkların ifadeleri yegâne ve belirleyici delil teşkil edip etmediği hakkında

  1. Hazır bulunmayan tanıkların ifadelerinin başvuranın mahkûmiyetinde yegâne ve belirleyici olup olmadığı hususunda Mahkemenin söz konusu ifadelerin yargılamayı yürüten mahkemenin kararını dayandırdığı tek delil öğesini teşkil etmediği konusunda şüphesi yoktur. Bu nedenle, Mahkemenin söz konusu tanıklar tarafından verilen ifadenin başvuranın mahkûmiyetinde “belirleyici” olup olmadığı konusunda araştırma yapması gerekmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme ne yargılamayı yürüten mahkemenin ne de Yargıtay’ın hazır bulunmayan tanıkların ifadelerinin ispat gücü hususunda bir inceleme yapmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkemenin halihazırdaki suç isnat eden ilave kanıtın gücünü göz önünde tutarak, N.S. ve Ş.A. tarafından verilen ifadenin ispat gücü hususunda kendi incelemesini yürütmesi gerekmektedir (bk. Schatschaschwili, yukarıda anılan, § 143; Poletan ve Azirovik / Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti no. 26711/07 ve 2 diğer, § 88, 12 Mayıs 2016; ve Daştan / Türkiye, no. 37272/08, § 25, 10 Ekim 2017).

  2. Mahkeme, başvuran aleyhindeki, duruşmada hazır bulunmayan tanıkların ifadelerinin yanı sıra, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin Hizbullah’a ait bir evde bulunan bilgisayar diskinden elde edilen bazı bilgilere dayandığını kaydetmektedir. Söz konusu bilgiler, başvurana ait kişisel bilgi raporu ve başvuranın adının üye olarak geçtiği, söz konusu yasa dışı örgütün bazı üyelerine ait raporlardan meydana gelmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, yargılamalar esnasında, başvuranın avukatlarının bilgisayar diskinin içeriğinin güvenirliğine söz konusu bilgilerin diskten elde edilmesi işleminden kendilerinin hariç tutulduğunu ileri sürerek itiraz ettiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuran kendisi hakkındaki kişisel bilgilerin önemli yanlışlar içerdiğini ve bu durumunda söz konusu bilgilerin kendisi tarafından verilmediğini kanıtladığını ifade etmiştir. Ancak, yargılamayı yürüten mahkeme, itilaf konusu kanıtı daha fazla incelememiş, başvuranın iddialarına karşılık vermemiş ve başvurana bilgisayar diskinin bir örneğini temin etmemiştir. Yukarıdakilerin ışığında, Mahkeme başvurana suç isnat eden diğer yegâne delilin sınanmadığını ve dolayısıyla söz konusu delilin başvuranın suçlu olduğunu destekleyecek güçte olmadığını değerlendirmektedir.

  3. Söz konusu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme N.S. ve Ş.A.nın ifadelerinin başvuranın mahkûmiyetinde belirleyici olduğunu kanaatine varmaktadır.

(iii) Savunan tarafın maruz kaldığı engelleri telafi edecek yeterli dengeleyici etkenlerin bulunup bulunmadığı hakkında

  1. Son olarak, Mahkeme davalı tarafın maruz kaldığı engelleri telafi edecek güçlü usule ilişkin güvenceleri içeren yeterli dengeleyici unsurların bulunup bulunmadığı hususunu inceleyecektir. Bu bağlamda geçerli olacak pek çok unsurun arasında, aşağıdakiler belirtilmelidir: yargılamayı yürüten mahkemenin sınanmamış delile yaklaşımı; başka suç isnad eden delilin mevcudiyeti ve gücü ve yargılama esnasında tanıkları doğrudan çapraz sorguya çekme imkânının bulunmayışını telafi edecek usuli tedbirler (bk.Schatschaschwili, yukarıda anılan, § 145) Bu bakımdan, Mahkeme öncelikle, ne başvuranın ne de kendisinin avukatlarının yargılamanın herhangi bir aşamasında hazır bulunmayan tanıkları sorgulama imkano bulamamışlardır.

  2. Mahkeme ayrıca, yerel mahkemenin, kararında N.S. Ve Ş.A.’nın vermiş oldukları ifadelere belirli bir temkinle yaklaştığını veya kendilerinin tanıklık etmemelerinin ve N.S. ve Ş.A.nın söz konusu kişi tarafından sorguya çekilmemelerinin onların ifadelerine daha az ağırlık vermesine yol açtığını gösteren herhangi bir ibare bulunmadığını kaydetmektedir (bk. Paić / Hırvatistan, no. 47082/12, § 43, 29 Mart 2016, ve Daştan, yukarıda anılan, § 31). Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranın diğer tanıkların polise verdikleri ifadelerini daha sonra reddettikleri (bk. yukarıda §§ 13 ve 15) hususundaki iddialarını dikkate alsa da, söz konusu mahkeme aynı durumun başvuranın bu husustaki iddialarına rağmen N.S. İçin de geçerli olup olmadığını değerlendirmemiştir. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasından sonra davayı devralan Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Ş.A.nın başvuran aleyhindeki iddialarını polis tarafından yapılan sorgusundan sonra tekrarlamadığını kaydetse de, yine de söz konusu şahsın polise vermiş olduğu ifadeleri delil olarak kabul etmiştir (bk. yukarıda § 21). Bunu yaparken, yargılamayı yürüten mahkeme Ş.A. tarafından verilen ifadenin doğruluğunu değerlendirmek adına, başvuranın kendisinin askerlik hizmetini yaptığı tarihle ilgili ilave bilgi toplanması konusundaki talebini dikkate almak gibi hiçbir adım atmamıştır.

  3. Mahkeme, adil bir yargılanmanın gerekliliklerinden birinin, hâkimin tanığının hal ve hareketleri ve güvenilirliği üzerinde yapacağı gözlemler sanık açısından bazı sonuçlar doğurabileceği için, davanın sonucuna en sonunda karar verecek olan bir hâkim huzurunda tanıklarla yüzleşebilmesi imkânı olduğunu tekrar etmektedir (bk. Hanu / Romanya, no. 10890/04, § 40, 4 Haziran 2013 ve Asatryan / Ermenistan, no. 3571/09, § 61, 27 Nisan 2017). Bir tanığın güvenilirliği üzerinde yapılacak değerlendirme genelde yalnızca kendisinin kayıtlı sözcükleri üzerinden yapılacak bir okumayla gerçekleştirilemeyecek karmaşık bir vazifedir. Bu bağlamda, Mahkeme, N.S. ve Ş.A.nın polise vermiş oldukları ifadelerinin video kaydına alınmadığını ve dolayısıyla ne yerel mahkemenin ne de başvuranın söz konusu şahısların hal ve hareketlerini gözlemleme fırsatı bulamadıklarını kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan, Daştan, § 33).

  4. Mahkeme, herhangi bir usule ilişkin güvencenin bulunmayışını ve başvurana suç isnat eden geri kalan delilin de sınanmamış olduğunu göz önünde bulundurarak, başvuranın N.S. ve Ş.A.yı yargılamanın herhangi bir aşamasında sorgulama ve sorgulatma imkanının bulunmayışının yargılamayı bir bütün olarak adaletsiz kıldığı kanaatindedir (bk. Gökbulut / Türkiye, no. 7459/04, § 70, 29 Mart 2016).

  5. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6§§ 1 ve 3 (d) maddeleri ihlal edilmiştir.

  6. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  7. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 ve 3 (c) maddelerine dayanarak, Cumhuriyet savcısına ve nöbetçi hâkime ifadelerini verirken avukat yardımından yararlandırılmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, davasındaki diğer bir önemli delilin yani bilgisayar diskinde yer alan bilgilerin, yargılama esnasında kendisinin herhangi bir şekilde diskin içeriğine erişimi olmaksızın yalnızca okunduğunu ve bu delilin mahkeme tarafından kullanılmasının silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

  8. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3(d) maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmasını (bk. yukarıda § 55) göz önünde bulunduran Mahkeme, bu şikayetler ile ilgili olarak ayrıca bir karar vermesinin gereksiz olduğunu değerlendirmektedir (bk. Sadak ve Diğerleri / Türkiye (no. 1), no. 29900/96 ve 3 diğer § 69, AİHM 2001 VIII ve Abdulgafur Batmaz / Türkiye, no. 44023/09, § 54, 24 Mayıs 2016).

II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ

  1. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca kendisinin bazı yasa dışı örgüt üyelerini hukuki olarak temsil etmesi nedeniyle tutuklanmasının kanuna aykırı olduğundan şikâyetçi olmuştur.

  2. Mahkeme, başvuranın, başvurusunu yapmadan önce 6 aydan daha uzun bir süre önce, 30 Mayıs 2000 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, bu şikâyet 6 aylık süre sınırının dışında olması sebebiyle kabul edilemezdir.

  3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca,4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’ndan faydalanamadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi uyarınca kendisinin basın mensuplarının önünden geçirildiğini iddia ederek masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

  4. Başvuran Sözleşme’nin 8.maddesi ve Sözleşme ‘ye Ek 1. No.lu Protokol uyarınca ofisinin kanuna aykırı bir şekilde arandığından şikâyetçi olmuştur.

  5. Son olarak, başvuran yukarıda bahsi geçen maddelerle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 13 ve 14. maddelerine dayanmıştır.

  6. Mahkeme tarafından, gönderilen belgelerin incelenmesi sonucunda, bu hükümlerden herhangi birinin ihlal edildiği tespit edilememiştir. Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlâlin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

A. Tazminat

  1. Başvuran, 15.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  2. Hükümet talep edilen miktarların temelsiz ve aşırı olduğunu değerlendirerek söz konusu taleplere itiraz etmiştir.

  3. Mahkeme, Sözleşme kapsamındaki ihlaller sebebiyle başvuranın acı ve sıkıntıya maruz kaldığını ve bu durumun tazmini için ihlal tespit edilmesinin tek başına yeterli olmayacağını değerlendirmektedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesine karar vermiştir.

  4. Mahkeme ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin, Mahkemenin Sözleşme’nin ihlal edildiğini tespit etmesi halinde iç hukukta yeniden dava açılmasına imkân sağladığını kaydetmektedir (bk. Balta ve Demir / Türkiye, no. 48628/12, § 70, 23 Haziran 2015 Salı).

B. Masraf ve giderler

  1. Başvuran avukatlık ücretleri karşılığında 10.050 sterlin ve Mahkeme önünde gerçekleşen diğer masraf ve giderler karşılığında 440 sterlin talep etmiştir. Taleplerini desteklemek adına, Birleşik Krallık’taki temsilcisinin Mahkemeye sunulan başvuru üzerinde altmış yedi saat yasal çalışma yürüttüğünü gösteren detaylı bir zaman çizelgesi sunmuştur. Diğer giderler ise herhangi bir belgeyle desteklenmemiştir.

  2. Başvuran ayrıca yerel mahkemeler önünde Türkiye’deki temsilcileri tarafından gerçekleştirilen masraf ve giderler karşılığında 2.558 avro talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda Diyarbakır Baro’sunun ücret tarifesini tebliğ etmiştir.

  3. Hükümet, başvuranın iddia edilen masraf ve giderlerin gerçekten meydana geldiğini kanıtlayan herhangi bir fatura ve makbuz sunmadığını ileri sürerek söz konusu taleplere karşı çıkmıştır.

  4. Mahkeme içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraflar için 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.

C. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

  1. Başvuranın, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) ve (d) maddesi kapsamında ibraz ettiği şikâyetlerinin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;

  2. Ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;

  3. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesinin ihlal edildiğine;

  4. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;

(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere,

(i) Manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;

(ii) Masraf ve giderlere karşılık olarak, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;

  1. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 10 Temmuz 2018 Salı tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim