CASE OF MEHMET ÇİFTÇİ AND SUAT İNCEDERE v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MEHMET ÇİFTÇİ / TÜRKİYE
VE SUAT İNCEDERE / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 21266/19 ve 21774/19)
KARAR
STRAZBURG
18 Ocak 2022
Kesinleşme Tarihi
18 Nisan 2022
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Mehmet Çiftçi ve Suat İncedere / Türkiye davasında,
Başkan
Carlo Ranzoni,
Hâkimler
Aleš Pejchal,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Marko Bošnjak,
Saadet Yüksel
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşları Mehmet Çiftçi ve Suat İncedere’nin (“başvuranlar”) 4 Nisan 2019 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuruları (no. 21266/19 ve 21774/19),
Başvuranların ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvuruların geri kalan kısmını kabul edilemez olarak açıklama kararlarını,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
7 Aralık 2021 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
- Başvurular, ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvuranların, marş söyleme ve şiir okuma nedeniyle, ceza infaz kurumu idaresince, bir ay süre ile haberleşme araçlarından yoksun bırakma cezasına çarptırılmaları ile ilgilidir.
OLAY VE OLGULAR
-
Başvuranlar sırasıyla 1952 ve 1971 doğumludurlar. İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmektedirler.
-
Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuranlar, olayların meydana geldiği dönemde, Edirne Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmaktaydılar.
-
Başvuranlar ve diğer yirmi altı tutuklu,19 Aralık 2016 tarihinde 20.00-21.00 saatleri arasında, 2000 yılının Aralık ayında yetkililer tarafından ceza infaz kurumlarında yürütülen “Hayata Dönüş” operasyonları sırasında yaşamlarını kaybeden tutukluları anmak amacıyla şiirler okuyup marşlar söylemişlerdir (bu operasyonla ilgili ayrıntılar için, bk. Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye, no. 29675/02, §§ 6-17, 10 Aralık 2013).
-
Ceza İnfaz Kurumu İdaresi 4 Ocak 2017 tarihinde, başvuranlar ile yukarıda bahsedilen gösteriye katılan diğer şahısların, bu olay sırasında gerçekleştirmiş oldukları eylemin 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 42. maddesinin 2. fıkrasının e) bendinde öngörülen “gereksiz olarak marş söylemek ve slogan atmak” disiplin suçunu teşkil ettiği kanaatiyle, bir ay süre ile haberleşme araçlarından yoksun bırakma cezasına çarptırılmalarına karar vermiştir.
-
Edirne İnfaz Hâkimliği (“İnfaz Hâkimliği”) 16 Ekim 2017 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan itiraz üzerine, ilgililerin ihtilaf konusu eyleminin atılı suçu oluşturmadığı gerekçesiyle, ceza infaz kurumu idaresinin ceza kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Bu bağlamda, başvuranlar ile bir diğer tutuklu grubun, “Hayata Dönüş” operasyonunun yıl dönümü olması sebebiyle, herhangi bir suç unsuru içermeyen sloganlar attıklarını, şiirler okuyup şarkılar söylediklerini ve bu eylemin, söz konusu operasyonlar sırasında yapıldığı iddia edilen hukuksuzlukları protesto etmek ve operasyon sırasında hayatını kaybeden ya da yaralanan arkadaşlarını ve yakınlarını anmak isteyen ilgililer tarafından ifade özgürlüklerinin kullanılması kapsamında olduğunu kaydetmiştir.
-
Edirne Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) 23 Kasım 2017 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan itiraz üzerine, Ceza İnfaz Kurumu İdaresinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, İnfaz Hâkimliğinin kararını iptal etmiştir.
-
Anayasa Mahkemesi 1 ve 19 Kasım 2018 tarihlerinde, başvuranların, Ceza İnfaz Kurumu İdaresi tarafından çarptırıldıkları ceza nedeniyle ilgililerin ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiği iddiası ile ilgili bireysel başvurularını açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur. Somut olayda, Anayasa’da öngörülen hak ve özgürlüklere yönelik müdahalenin olmadığı veya söz konusu müdahalenin ihlal teşkil etmediği değerlendirmesinde bulunmuştur.
İLGİLİ ULUSAL HUKUKİ ÇERÇEVE
- 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 13 Aralık 2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Haberleşme (...) araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama” başlıklı 42. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“(1) Haberleşme (...) araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasıdır.
(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır:
(...)
e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak.
(...)”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
-
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
-
Mahkeme, başvuruların konularının benzerliğini dikkate alarak, bunların tek bir karar altında birlikte incelenmesini uygun görmektedir.
-
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuranlar, marş söylemek ve şiir okumak nedeniyle çarptırıldıkları disiplin cezasının ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedirler.
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
-
Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
-
Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Hükümet, kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin kabul edilemez olduklarına karar vermeden önce başvuranların bireysel başvurularını gereğince incelediğini ve ikincillik ilkesini dikkate alarak, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
-
Başvuranlar, bu iddiaya karşı çıkmaktadırlar.
-
Mahkeme, bu itirazda sunulan iddialar kapsamında, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilirliğine değil, esasına dair bir inceleme gerektiren sorunların ileri sürüldüğü kanısındadır (Mart ve diğerleri/Türkiye, no. 57031/10, § 20, 19 Mart 2019, Önal/Türkiye (no 2), no. 44982/07, § 22, 2 Temmuz 2019 ve Gürbüz ve Bayar/Türkiye, no. 8860/13, § 26, 23 Temmuz 2019).
-
Mahkeme ayrıca, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesi kapsamında başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
-
Esas Hakkında
-
Başvuranlar, ceza infaz kurumlarında yürütülen bir güvenlik operasyonu sırasında hayatını kaybeden veya yaralanan arkadaşlarını anmak amacıyla marşlar ve şarkılar söyleyip şiirler okudukları için cezalandırıldıklarını ve nazarlarında, bunun, ifade özgürlüğünün bir uygulamasını oluşturan insani ve barışçıl bir eylem olduğunu ileri sürmektedirler.
-
Hükümet, davanın koşullarında başvuranların çarptırıldığı bir ay boyunca haberleşme araçlarından yoksun bırakma cezasının, ilgililerin ifade özgürlüğü haklarına müdahale olarak değerlendirilmemesi gerektiği kanaatindedir. Hükümet, Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, bu müdahalenin 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 2. fıkrasının e) bendiyle öngörüldüğünü ve ceza infaz kurumlarında düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve başkalarının haklarının korunması meşru amaçlarını izlediğini ifade etmektedir. Hükümet, başvuranlar tarafından diğer tutuklularla birlikte 19 Aralık 2016 tarihinde düzenlenen toplu gösterinin idare tarafından, ceza infaz kurumunun güvenlik ve düzenine yönelik bir tehdit olarak değerlendirildiğini açıkladıktan sonra, ilgili kişilerin çarptırıldığı cezanın, demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.
-
Mahkeme, ceza infaz kurumlarında yürütülen bir operasyon sırasında hayatını kaybeden ve yaralanan tutukluları anmak için şiirler okuyup marşlar söyledikleri için başvuranların disiplin cezasına çarptırılmasının, ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu kanaatindedir. Söz konusu müdahalenin yasal bir dayanağı olduğunu -5275 Sayılı Kanun’un 42. maddesinin 2. fıkrasının e) bendi- kaydetmektedir (yukarıda 10. paragraf). Ayrıca bu müdahalenin, özellikle düzenin korunması meşru amacını izlediğini de kabul edebilir.
-
Mahkeme, müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], no. 56925/08, 29 Mart 2016) ve Kula/Türkiye (no. 20233/06, §§ 45, 46, 48 ve 49, 19 Haziran 2018) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
-
Mahkeme, somut olayda, yetkili makamlarca izlenen meşru amaçlar dikkate alındığında, başvuranların çarptırıldığı cezanın gerekli olup olmadığını ulusal makamlarca verilen kararlardan hareketle tespit etmenin imkânsız olduğunu saptamaktadır. Nitekim ceza infaz kurumu idaresi, başvuranları ihtilaf konusu cezaya çarptırırken, yalnızca başvuranlara atılı eylemin 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 2. fıkrasının e) bendinde öngörülen suçu oluşturduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda 6. paragraf). Ağır Ceza Mahkemesi ise ceza infaz kurumu idaresinin ceza kararını kaldıran infaz hâkimliğinin kararını iptal eden kararında, ceza infaz kurumu idaresinin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmekle yetinmiştir (yukarıda 8. paragraf). Anayasa Mahkemesi ise, somut olayda genel olarak, Anayasa’da öngörülen hak ve özgürlüklere yönelik müdahalenin olmadığı veya söz konusu müdahalenin ihlal teşkil etmediği değerlendirmesinde bulunmuştur (yukarıda 9. paragraf). Dolayısıyla bu kararlardan, ulusal makamların, ilgili şahısların ifade özgürlüğü hakkı ile izlenen meşru amaçlar arasında adil ve kendi içtihatlarıyla belirlenen kriterlere uygun bir denge kurdukları sonucuna varılmamaktadır.
-
Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, başvuranların çarptırıldıkları cezanın ölçülü niteliğine rağmen, Hükümetin, ihtilaf konusu tedbiri haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olduğunu ve söz konusu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlamadığı kanaatine varmaktadır.
-
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
-
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
-
Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
-
Tazminat
-
Maruz kaldıklarını düşündükleri manevi zarar bağlamında, başvuran Mehmet Çiftçi 1.500 avro (EUR); başvuran Suat İncedere 10.000 EUR talep etmektedir.
-
Hükümet, iddia edilen ihlal ile manevi tazminat bağlamında sunulan talepler arasında nedensellik bağı bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, söz konusu taleplerin desteklenmediği, aşırı olduğu ve Mahkemenin içtihatlarında ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun olmadığı kanaatindedir.
-
Başvuranların çarptırıldıkları cezanın ölçülü niteliği ve tespit edilen ihlalin özelliği göz önünde bulundurulduğunda ve ilgili şahıslar tarafından sunulan ve ihtilaf konusu ceza nedeniyle maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın değerlendirilmesini veya gerekçelendirilmesini mümkün kılacak herhangi bir veri ya da argüman bulunmaması nedeniyle, Mahkeme, mevcut koşullarda, bir ihlal tespitinin, iddia edilen manevi zarar için tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği değerlendirmesinde bulunmaktadır.
-
Masraf ve Giderler
-
İkinci başvuran, İstanbul Barosunun ücret tarifesine dayanarak, meblağ belirtmeden ve bu bağlamda herhangi bir belge ibraz etmeden avukatlık ücreti talep etmektedir.
-
Hükümet, bu başvuranın, avukatlık masrafları için talebini destekleyecek herhangi bir belge sunmadığını ifade etmektedir.
-
Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvurana yalnızca, masraf ve giderlerinin gerçekliğini, gerekliliğini ve miktarlarının makul niteliğini ispatlaması durumunda, bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde bulundurarak, başvuran tarafından bu bağlamda herhangi bir kanıtlayıcı belge sunulmaması nedeniyle bu talebi reddetmektedir.
-
Gecikme Faizi
-
Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
Başvuruların birleştirilmesine;
-
Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;
-
Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
-
İhlal tespitinin, başvuranların maruz kaldıkları manevi zarar için tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
-
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 18 Ocak 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Carlo Ranzoni
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.