CASE OF KULA v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KULA / TÜRKİYE
(Başvuru No. 20233/06)
KARAR
STRAZBURG
19 Haziran 2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kula / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 29 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Onur Bilge Kula’nın (“başvuran”) 24 Nisan 2006 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 20233/06) bulunmaktadır.
-
Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat F. Sarıaslan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“ Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuran bilhassa, ikamet ettiği ilin dışında bir televizyon programına katılması nedeniyle çarptırıldığı disiplin cezasından ötürü ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktaydı.
-
Başvuru 21 Ekim 2009 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuran 1954 doğumlu olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde, Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çeviri Bölümünde (“Fakülte”) Profesör olarak görev yapmaktaydı. Başvuran, Alman dili uzmanı idi.
-
Dosyada belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, 31 Mart 2001 Cumartesi günü bir kamu televizyon kanalında canlı olarak yayımlanacak olan bir televizyon programına katılmak üzere İstanbul’a davet edilmiştir. Programın konusu “Avrupa Birliği’nin Kültürel Yapısı ve Türkiye’deki Geleneksel Yapı – Kimliklerin ve Davranış Biçimlerinin Karşılaştırılması – Muhtemel Sorunlar ve Çözüm Önerileri -” idi.
-
Başvuran 27 Mart 2001 tarihinde, Çeviri Bölüm Başkanına, yukarıda anılan programa davet edildiği konusuyla ilgili olarak bilgi vermiştir.
-
Bölüm Başkanı, aynı gün Fakülte Dekanına bir yazı göndererek, başvuranın bir televizyon programına davet edildiğini bildirmiştir. Yazısında aynı zamanda, başvuranın uzmanlık alanı ile programın konusu arasındaki husus ve başvuranın söz konusu programa şahsen davet edilmesinin, üniversitenin ilkeleriyle uygunluğu hususlarında kuşkuları olduğunu da bildirmiştir.
-
Fakülte Dekanı 30 Mart 2001 tarihinde, başvuranın söz konusu programa katılmasının uygun bulunmadığını Çeviri Bölümü Başkanına bildirmiştir. Dekanın kararı aynı gün, başvurana iletilmiştir.
-
Başvuran buna rağmen 31 Mart 2001 tarihinde İstanbul’da söz konusu programa katılmıştır.
-
Başvuran 2 ve 5 Nisan 2001 tarihlerinde Fakülte Dekanına gönderdiği yazılarla, 31 Mart 2001 tarihli programın konusuyla ilgili olarak geçmiş dönemde yapmış olduğu çalışmalara rağmen bu programa katılmasının neden uygun olarak değerlendirilmediğini sormuştur. Başvuran ayrıca, daveti önceden kabul ettiği halde, yayından kısa bir süre önce programa katılmaktan vazgeçmesinin mesleki güvenilirliği ve saygınlığıyla bağdaşmayacağını belirtmiştir. Başvuran, bu bağlamda akademik özgürlüğüne dayanarak söz konusu konferansa katılma hakkı olduğunu ileri sürmüştür.
-
Fakülte Dekanı, başvurana gönderilen 9 Nisan 2001 tarihli yazıyla, idarenin izni olmaksızın bir konferansa katılma hakkı olmadığını, Çeviri Bölüm Başkanının, başvuranın 31 Mart 2001 tarihli programın konusuyla ilgili bilgisinin yeterliliği hususundaki şüphelerini dile getirdiğini ve konuyla ilgili ret kararının, Bölüm Başkanının bu görüşü dikkate alınarak verildiğini ifade etmiştir.
-
Başvuran 14 Nisan 2001 Cumartesi günü, 11-13 Nisan 2001 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen ve Fakülte Dekanı tarafından katılmasına izin verilen uluslararası bir konferans sonrasında söz konusu programın bir başka bölümüne katılmıştır.
-
Çalıştığı üniversitenin izni olmadan İstanbul’da söz konusu programa iki defa katıldığı gerekçesiyle 27 Nisan 2001 tarihinde başvuran hakkında disiplin soruşturması açılmıştır.
-
Soruşturma Komisyonu 26 Haziran 2001 tarihinde raporunu sunmuştur. Komisyon öncelikle, 2000-2001 akademik yılında başvurana on iki defa ikamet ettiği ilin dışında konferanslara katılması için izin verildiği; ancak 31 Mart 2001 tarihli programla ilgili izin talebinin, Bölüm Başkanının, söz konusu programın konusunun başvuranın uzmanlık alanıyla doğrudan bir ilişkisi olmadığı yönündeki görüşü dikkate alınarak reddedildiği tespitinde bulunmuştur. Komisyon, başvuranın 14 Nisan 2001 tarihli programa katılmasıyla ilgili olarak ise, Fakülte Dekanının, başvurana 11-13 Nisan 2001 tarihlerinde İstanbul’da yapılacak olan bilimsel bir konferansa katılmasına izin verdiğini ve bu iznin 14 Nisan 2001 tarihiyle ilgili olmadığını kaydetmiştir. Komisyon bu bağlamda, bir akademik personelin, denetimsiz ve izinsiz olarak bu tür bir programa katılmaması ve üniversitelerin bilimsel etiği savunmaları gerektiği değerlendirmesinde bulunmuştur. Komisyon, başvuranın, çalıştığı üniversitenin izni olmadan, 31 Mart ve 14 Nisan 2001 tarihlerinde, İstanbul’da bir televizyon programına katılmasının Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin (“Disiplin Yönetmeliği”) 8/g maddesi uyarınca, ikamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz terk etme suçunu oluşturduğu kanaatine varmıştır. Komisyon bu nedenle, yukarıda anılan Yönetmeliğin 4/d maddesi uyarınca, başvuranın aylığında sekizde bir oranında kesinti yapılması önerisinde bulunmuştur.
-
Fakülte Dekanı 2 Temmuz 2001 tarihinde, başvuranı, Disiplin Yönetmeliğinin 8/g maddesinde öngörülen bir suç olan, ikamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz terk etme nedeniyle sekizde bir oranında aylıktan kesme cezasına çarptırmıştır.
-
Başvuran 20 Temmuz 2001 tarihinde, kararın tekrar gözden geçirilmesi için Üniversite Rektör Yardımcısına başvurmuş ve çarptırıldığı cezanın kaldırılmasını talep etmiştir.
-
Üniversite Rektörü 8 Ağustos 2001 tarihinde, aylıktan kesme cezasının kaldırılmasına ve başvurana, Disiplin Yönetmeliğinin 16. maddesi uyarınca daha hafif bir ceza olan kınama cezası verilmesine karar vermiştir.
-
Başvuran 25 Ekim 2001 tarihinde bu karara karşı iptal başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, söz konusu televizyon programına katılmasını haklı göstermek için, Anayasayla öngörüldüğünü ifade ettiği akademik özgürlüğünü ileri sürmüş ve bu programın bir kamu televizyon kanalında yayımlandığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, Disiplin Yönetmeliğinin 8/g maddesinin, amirler tarafından usulsüz şekilde uygulanmaya elverişli olduğunu ve güncel ulaşım ve iletişim araçları karşısında illerin hudutlarının önemlerini kaybettiklerini ileri sürmüştür. Başvuran son olarak, 14 Nisan 2001 tarihli programın, katılmak için izin aldığı 11-13 Nisan 2001 tarihli konferansın bir uzantısı olduğunu ve bu programın konuklarının, konferansın katılımcıları olduğunu belirtmiştir.
-
Adana İdare Mahkemesi (“İdare Mahkemesi”) 29 Mayıs 2002 tarihinde, cezalandırma işleminin yasaya aykırı olmadığı değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın itirazının reddine karar vermiştir. Bu bağlamda, 31 Mart 2001 tarihinde, söz konusu televizyon programına katılma talebi reddedilmiş olmasına rağmen, başvuranın ikamet ettiği ili terk ettiğinin açık olduğunu tespit etmiştir. İdare Mahkemesi ayrıca, başvuranın diğer iddialarının, cezalandırma işleminde hata bulunduğunu düşündürecek nitelikte olmadığı kanaatine varmıştır.
-
Başvuran 8 Ağustos 2002 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran bilhassa, İdare Mahkemesinin incelemesinin yetersizliğinden yakınmıştır.
-
Danıştay 31 Ekim 2005 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş ve İdare Mahkemesinin kararını onamıştır. Danıştay, karar gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu ve söz konusu kararı bozmak için herhangi bir neden bulunmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİNİN TAVSİYE KARARI
A. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Ek 20. Maddesi
- 14 Temmuz 1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “İkamet Mecburiyeti” başlıklı ek 20. maddesi, 13 Şubat 2011 tarihli 6111 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmadan önce aşağıdaki şekildeydi:
“(...)
Devlet memurları, ikamet ettikleri il hudutlarını tatillerde ancak yetkili amirin izniyle terk edebilirler.”
B. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. Maddesi
- 6 Ocak 1982 tarihli 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“(...)
- (...) Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.”
C. Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 4. Maddesi
- 21 Ağustos 1982 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 4. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Disiplin Cezaları
Madde 4. Disiplin cezaları şunlardır:
(...)
b) Kınama: Görevde ve davranışta kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir,
(...)
d) Aylıktan kesme: Brüt aylıkları 1/30 – 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır,
(...)”
- Aynı Yönetmeliğin 8/g maddesi, 29 Ocak 2014 tarihinde yürürlükten kaldırılmadan önce aşağıdaki şekildeydi:
“Aylıktan Kesme
Madde 8. Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
(...)
g) İkamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz terk etmek”
- Yönetmeliğin 16. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ Geçmiş hizmetleri sırasında çalışmaları olumlu olan ve iyi veya çok iyi derecede sicil alan yönetici ve öğretim elemanları ile memurlar (...) için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.”
D. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 1762(2006) Sayılı Tavsiye Kararı: “Akademik Özgürlük ve Üniversite Özerkliği”
- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından kabul edilen, Akademik İfade Özgürlüğünün Korunmasına İlişkin 1762 (2006) sayılı Tavsiye Kararında bilhassa şu hususlar yer almaktadır:
“(...)
- Magna Charta Universitatum’a uygun olarak Kurul akademik özgürlüğe ve üniversite özerkliğine olan hakları yeniden doğrulamaktadır. Akademik özgürlüğü ve üniversite özerkliğinin temel prensipleri şunları kapsamaktadır:
4.1. Araştırma ve eğitimdeki akademik özgürlük doğrunun ve bilginin elde edilmesinde ve dağıtımında sınırsız sorgulamayı garanti etmesinin yanında, açıklama ve eylemde özgürlüğü ve bilginin yayılması için özgürlüğü garanti etmelidir.
4.2. Akılcı yarar politikasına, iyi idarelerine, yeterli yönetimlerine dayanılarak, üniversitelerin kurumsal özerkliği geleneksel ve hala gerekli kültürel ve sosyal görevlerinde bağımsız bir görüntüye sahip olabilmelerini gerektirmektedir.
4.3. Tarih, akademik özgürlük ve üniversite özerkliği ihlal edildiğinde entelektüel bir çöküşün ve bunun sonucu olarak da sosyal ve ekonomik bir geri çekilmenin yaşandığını ispatlamıştır.
(...)
- Bilgi toplumunda yaşanan gelişmeyle birlikte, yeniliklerin tanımlanıp yansıtıldığı toplum ve üniversite arasında yeni bir anlaşma sağlanması gerekmektedir. Bu anlayışla üniversitelerin kamuya ve kendi misyonlarına karşı kültürel ve sosyal sorumlulukları, hesap verebilirlikleri, akademik özgürlüğün kaçınılamaz bir diğer tarafı olarak düşünülmelidir.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuran, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerine dayanarak, ikamet ettiği ilin dışında bir televizyon programına katılması nedeniyle çarptırıldığı kınama cezasının, düşünce ve ifade özgürlükleri ile bilhassa akademik özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin herhangi bir maddesini ileri sürmeden, ihtilaf konusu cezanın, mesleki hayatı kapsamında dış dünya ile ilişkilerinin önemli bir kısmını düğümlediği gerekçesiyle özel hayatına saygı ilkesini ihlal ettiği iddiasında bulunmaktadır.
-
Mahkeme, dile getirilme şekilleri dikkate aldığında, başvuranın şikâyetleriyle ileri sürülen esas sorunun, öğretim görevlisi olarak ifade özgürlüğünü kullanmasına yönelik müdahale ile ilgili olduğu kanaatine varmaktadır. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelemenin uygun olduğu kanısındadır. Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
- İşbu şikâyetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
- Tarafların İddiaları
a) Başvuran
- Başvuran, çarptırıldığı ceza nedeniyle, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir öğesi olduğunu ifade ettiği akademik özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
b) Hükümet
-
Hükümet somut olayda, İdarenin, başvurana on iki defa, ikamet ettiği il dışında düzenlenen konferanslara katılması için gerekli olan izni verdiğini ifade etmektedir. Hükümet, başvuranın 31 Mart 2001 tarihli programla ilgili izin talebinin, ilgilinin uzmanlık alanı ile programın konusu arasında bir bağ olmaması nedeniyle reddedildiğini ileri sürmektedir. Ayrıca, başvuran hakkında, 14 Nisan 2001 tarihinde, söz konusu programa, bu sefer izin talep etmemiş olduğu halde, ikinci kez katılması sonrasında disiplin soruşturması açıldığını eklemektedir.
-
Hükümet, başvuranın çarptırıldığı disiplin cezasının, ilgilinin, İdarenin izni olmadan ikamet ettiği ilden ayrılmasıyla gerekçelendirildiğini iddia etmektedir. Hükümet, bu cezanın, ne başvuranın görüşleriyle ve söz konusu program sırasında dile getirdiği sözlerle ne de ifade özgürlüğüyle herhangi bir ilgisi olmadığını ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın, söz konusu programda dile getirdiği görüşlerini bir makale ya da bülten yoluyla açıklayabileceği kanaatine varmaktadır.
-
Hükümet öte yandan, devlet memurlarının ikamet ettikleri ili terk etmek için amirlerinden izin alma yükümlülüğünün, kamu hizmetinin kesintiye uğramadan yerine getirilmesini sağlama amacı taşıdığını ve bu izin yükümlülüğünün, uygulamada, basit bir şekli koşul olarak kaldığını iddia etmektedir. Hükümet, devlet memurlarının görev ve sorumlulukları olduğunu; başvuranın, devlet memurlarına ilişkin yasal hükümleri kabul ederek kamu görevine girdiğini eklemektedir.
-
Mahkeme’nin Değerlendirmesi
a) Müdahalenin Varlığı
-
Mahkeme somut olayda, başvuranın, amirlerinin izni olmadan ikamet ettiği ilin hudutlarını terk etme nedeniyle kınama disiplin cezası aldığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın, davet edildiği bir televizyon programına katılmak amacıyla ikamet ettiği ilden ayrıldığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın 31 Mart 2001 tarihli programa katılmak amacıyla amirlerinden izin talebinde bulunduğunu ve Fakülte Dekanının, Çeviri Bölüm Başkanının, başvuranın uzmanlık alanının, televizyon programının konusuyla ilgili olmadığı yönündeki görüşünü aldıktan sonra gereken izni vermeyi reddettiğini tespit etmektedir (yukarıda 8, 9 ve 12. paragraflar). Mahkeme, başvuranın 14 Nisan 2001 tarihli programa katılması hususunda ise, ilgilinin, bu programın, 11-13 Nisan 2001 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen bir bilimsel konferansın uzantısı olduğu ve amirlerinin izniyle bu konferansa katıldığını iddia ettiğini saptamaktadır (yukarıda 19. paragraf). Mahkeme aynı zamanda, başvuran hakkında açılan disiplin soruşturmasını yürütmekle görevli Komisyon tarafından düzenlenen raporda, ilgilinin 31 Mart 2001 tarihli televizyon programına katılmasıyla ilgili izin talebinin reddedilmesi hususunda, yukarıda anılan Bölüm Başkanının görüşüne atıf yapıldığını ve ayrıca akademik personelin bu tür programlara katılmalarını denetlemenin gerekliliğinin altını çizdiğini kaydetmektedir (yukarıda 15. paragraf).
-
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, yetkililerin, başvuranı, ikamet ettiği ili amirlerinin izni olmadan terk etme nedeniyle cezalandırmış olmalarına rağmen, söz konusu cezanın hiç şüphesiz, ilgilinin, amirlerinin müsaade etmedikleri bir televizyon programına katılmasından ileri geldiğini gözlemlemektedir. Nitekim üniversite makamlarının kararlarından, çarptırılan cezanın kaynağında esasen, başvuranın 31 Mart 2001 tarihli programa katılma talebine Fakülte Dekanı tarafından verilen ilk ret yanıtının bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvuranın, amirlerine ilettiği söz konusu talep, ikamet ettiği ilden çıkış izni ile ilgili olmayıp, ikamet ettiği ilden başka bir ilde yapılacak olan bu programa katılma izni ile ilgiliydi. Öte yandan, yetkililer, başvuranın izin talebinin ikamet ettiği ilden çıkışla değil söz konusu programa katılmakla ilgili olduğu değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Mahkeme bu bağlamda, başvuran tarafından 31 Mart 2001 tarihli programa katılmak için talep edilen iznin, amirlerinin, programa katılmasının uygun olmadığını düşünmeleri nedeniyle reddedildiğini kaydetmektedir. Mahkeme aynı zamanda, yetkililerin, hakkında açılan disiplin soruşturması sırasında, başvuranın 31 Mart ve 14 Nisan 2001 tarihli programlara katılmasının uygunluğunu göz önünde bulundurmuş göründüklerini tespit etmektedir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin aynı zamanda fikirlerin iletilme usulünü de koruduğunu hatırlatarak (Thoma/Lüksemburg, No. 38432/97, § 45, AİHM 2001-III), mevcut başvurunun esasen, başvuran tarafından, ikamet ettiği il dışında düzenlenen bir televizyon programı sırasında akademisyen olarak ifade özgürlüğü hakkının kullanılması ile ilgili olduğu kanaatine varmaktadır. Mahkeme, bu meselenin açıkçası, ilgilinin ifade ve eylem özgürlüğü, bilgi iletme özgürlüğü ile “araştırma yapma ve bilgi ve gerçeği kısıtlama olmaksızın yayma” özgürlüğünü güvence altına alması gereken akademik özgürlüğünü ele aldığı kanısındadır (Sorguç/Türkiye, No. 17089/03, § 35, 23 Haziran 2009 ve Lombardi Vallauri/İtalya, No. 39128/05, § 43, 20 Ekim 2009; bk. aynı zamanda, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin 1762 (2006) sayılı Tavsiye Kararı (yukarıda 28. paragraf)).
-
Mahkeme dolayısıyla, başvurana, amirlerinin izni olmadan ikamet ettiği il dışında bir televizyon programına katılması nedeniyle verilen kınama cezasının, ne kadar küçük olursa olsun, ifade özgürlüğünün ilgili tarafından kullanılması üzerinde etkileri olabileceği ve hatta bu bağlamda caydırıcı bir sonuç doğurabileceği kanaatine varmaktadır.
-
Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır.
b) Müdahalenin Haklılığı
- Benzer müdahale “kanunla öngörülmediği”, söz konusu maddenin 2. fıkrasında belirtilen meşru amaçlardan biri ya da birkaçını amaçlamadığı ve “demokratik bir toplumda gerekli” olarak değerlendirilemediği sürece Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini teşkil etmektedir.
i) “Kanunla Öngörülme”
- Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin kanunla yani Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin 8/g ve 16. maddeleriyle öngörüldüğü hususunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir (yukarıda 26 ve 27. paragraflar).
ii) Meşru Amaç
- Mahkeme, Hükümetin ihtilaf konusu tedbirle izlenen meşru amacı belirtmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, bir memurun ikamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz terk etmesi ile ilgili bir yönetmelik hükmünün, düzenin korunması meşru amacını izleyebileceğini kaydetmektedir. Bunun yanı sıra, müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak varacağı sonucu göz önünde bulundurarak (aşağıda 52. paragraf), Mahkeme, bu meseleyi incelemenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
iii) “Demokratik Bir Toplumda Gereklilik”
α) Genel İlkeler
-
Mahkeme, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından kaynaklanan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, AİHM 2016) kararında özetlenen ilkelere atıfta bulunmaktadır.
-
Mahkeme bilhassa, görevinin, denetleyici yargı yetkisini kullanırken, yetkili ulusal makamların yerini almak değil; bu makamların takdir yetkileri uyarınca vermiş oldukları kararları Sözleşme’nin 10. maddesi açısından yeniden gözden geçirmek olduğunu hatırlatmaktadır. Bu durum; söz konusu denetimin, davalı Devletin takdir yetkisini makul ve dikkatli bir şekilde ve iyi niyetli olarak kullanıp kullanmadığını belirlemekle sınırlı olduğu anlamına gelmemektedir: Mahkeme’nin yapması gereken, ihtilaf konusu müdahaleyi, “izlenen meşru amaçla orantılı” olup olmadığını ve bu müdahaleyi haklı göstermek amacıyla ulusal makamlarca ileri sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığını tespit etmek amacıyla söz konusu müdahaleyi davanın bütünü ışığında incelemektir. Mahkeme, bu incelemeyi yaparken, ulusal makamların, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ilkelere uygun kuralları uyguladıklarına ve hatta, dava konusu olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesini esas aldıklarına ikna olmalıdır (yukarıda anılan Bédat kararı, § 48).
-
Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün kullanımına yönelik bir müdahalenin orantılılığını değerlendirmenin söz konusu olduğu durumlarda, davanın hakkaniyete uygunluğunun ve başvurana verilen usuli güvencelerin dikkate alınması gereken etkenler olduğunu hatırlatmaktadır (Baka/Macaristan [BD], No. 20261/12, § 161, AİHM 2016 ve burada yapılan atıflar). Mahkeme, etkin bir yargı denetimi bulunmamasının, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalinin tespitini haklı çıkarabileceğini daha önce de belirtmiştir (bk. özellikle, yukarıda anılan Lombardi Vallauri kararı, §§ 45‑56; bk. aynı zamanda, akademik özgürlüğü ile ilgili olarak, Mustafa Erdoğan ve diğerleri/Türkiye, No. 346/04 ve 39779/04, § 40, 27 Mayıs 2014). Nitekim Mahkeme’nin, bu madde bağlamında daha önce de karar verdiği gibi, “(...) tedbirin gerekliliği konusunda gerçekleştirilen (...) hukuki incelemenin niteliği, ilgili takdir yetkisinin uygulanması konusu da dâhil olmak üzere, bu bağlamda özel bir önem taşımaktadır” (Animal Defenders International/Birleşik Krallık [BD], No. 48876/08, § 108, AİHM 2013 (özetler)).
β) Bu İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
-
Mahkeme, somut olayda, yalnızca başvurana ikamet ettiği il dışında bir televizyon programına izinsiz katılması nedeniyle a posteriori (sonradan) verilen disiplin cezasının değil, fakat aynı zamanda, bilhassa bu cezanın temelinde bulunan, 31 Mart 2001 tarihli programa katılma iznini reddetme şeklinde ön bir kısıtlamanın da söz konusu olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, ifade özgürlüğü alanında, Sözleşmeci Devletlerin sahip olduğu takdir yetkisinin, bu özgürlüğün Mahkeme tarafından birçok defa altı çizilen önemi nedeniyle bilhassa sıkı Avrupa denetimiyle paralel gittiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla muhtemel bir kısıtlama gereksiniminin ikna edici bir şekilde ortaya koyulması gerekmektedir (Informationsverein Lentia ve diğerleri/Avusturya, 24 Kasım 1993, § 35, seri A no 276, Radio ABC/Avusturya, 20 Ekim 1997, § 30, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997-VI, yukarıda anılan Lombardi Vallauri kararı, § 45 ve Nur Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş./Türkiye (no 2), No. 42284/05, § 48, 12 Ekim 2010).
-
Mahkeme somut olayda, İdarenin, başvuranın 31 Mart 2001 tarihli programa katılma talebini reddettiğinde, ilgiliye söz konusu yayına katılmasının neden uygunsuz olarak değerlendirildiğini yeteri açıklıkta belirtmediğini ve cezalandırma kararının ileri sürülen yasal hükme basit bir atıf haricinde başkaca herhangi bir gerekçeyle desteklenmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, Fakülte Dekanının, başvuranın 31 Mart 2001 tarihli yayına katılmasına izin verilmesine ilişkin 30 Mart 2001 tarihli ret kararında, bu reddin gerekçelerinin belirtilmediğini (yukarıda 9. paragraf) ve Dekanın, başvurana gönderilen 9 Nisan 2001 tarihli yazısında, yalnızca Çeviri Bölüm Başkanının, başvuranın, programın konusuyla ilgili bilgisinin yetersizliği konusundaki kuşkularından ret kararının dayanağı olarak bahsedildiğini (yukarıda 12. paragraf) kaydetmektedir. Mahkeme aynı zamanda, Dekanın, başvuranın izinsiz olarak ikamet ettiği ilin hudutları terk etmesi nedeniyle disiplin cezasına çarptırıldığı 2 Temmuz 2001 tarihli kararının, yalnızca Disiplin Yönetmeliğinin 8/g maddesine dayandığını ve cezanın gerekçeleriyle ilgili olarak daha fazla bilgi içermediğini kaydetmektedir (yukarıda 16. paragraf). Bu kararlarda, örneğin, başvuranın izinsiz olarak il dışına çıkışının üniversitede kamu hizmetinin devamlılığına engel olduğu veya ilgilinin söz konusu televizyon programına katılmak için görevlerini ihmal ettiği veyahut bu programa katılarak üniversitenin ismine zarar verici tutumlar sergilediği ya da sözler sarf ettiği iddia edilmemiştir. Mahkeme bu bağlamda, demokratik toplumda temel ilkelerden biri olan hukukun üstünlüğünün, Sözleşme’nin maddelerinin tamamına bağlı bir nosyon olduğunu hatırlatmaktadır (Golder/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 34, seri A no 18, Amuur/Fransa, 25 Haziran1996, § 50, Derleme 1996-III ve Iatridis/Yunanistan [BD], No. 31107/96, § 58, AİHM 1999‑II). Hukukun üstünlüğü bilhassa, iç hukukun, Sözleşme ile güvence altına alınan haklara kamu gücünün keyfi müdahalelerine karşı kesin bir koruma sağlamasını gerektirmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Klass ve diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978, § 55, seri A no 28, Malone/Birleşik Krallık, 2 Ağustos 1984, § 67, seri A no 82 ve Karácsony ve diğerleri/Macaristan [BD], No. 42461/13 ve 44357/13, § 156, AİHM 2016 (özetler)).
-
Mahkeme bu bağlamda, somut olayda, başvuranın çarptırıldığı disiplin cezasını haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin davanın koşullarında “ilgili ve yeterli” olarak görünüp görünmediğini tespit etmenin ulusal mahkemelere ait olduğunu saptamaktadır. Mahkeme dolayısıyla, ihtilaf konusu cezanın gerekliliğinin mevcut davada ikna edici şekilde belirlenmiş olup olmadığını değerlendirmek için, bu cezaya karşı ilgili tarafından yapılan iptal başvurusunu incelerken ulusal hâkim tarafından benimsenen gerekçeye bilhassa dikkat etmesi gerektiği kanaatindedir (Güzel Erdagöz/Türkiye, No. 37483/02, § 50, 21 Ekim 2008, Sapan/Türkiye, No. 44102/04, § 37, 8 Haziran 2010, Kaos GL/Türkiye, No. 4982/07, § 57, 22 Kasım 2016 ve Saygılı ve Karataş/Türkiye, No. 6875/05, § 34, 16 Ocak 2018).
-
Somut olayda verilen ulusal mahkeme kararlarını inceleyen Mahkeme, başvurana verilen cezanın, yetkililerce izlenen meşru amaç bakımından gerekli olup olmadığını bu kararlardan hareketle belirlemenin mümkün olmadığını tespit etmektedir. Nitekim, İdare Mahkemesi kararında yalnızca başvuranın izinsiz olarak ikamet ettiği ilin dışına çıkmasına ilişkin durumun tespitine dayalı incelemeyle yetinmektedir ve başvuran tarafından mahkeme önünde açık şekilde ileri sürülen akademik özgürlük bakımından somut olayın koşullarında bu cezanın gerekliliğini incelemeye özen gösterdiğini düşündürecek herhangi bir unsur sunmamaktadır. Ancak, 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 4. fıkrasının kendilerine imkân verdiği üzere, Disiplin Yönetmeliğinin 8/g maddesinin şekli uygunluk incelemesinden ziyade daha kapsamlı bir incelemeyi İdare Mahkemesi ve ilk derece mahkemesinin kararını onayan Danıştay yapmalıydı. (yukarıda 24. paragraf).
-
Somut olayda dolasıyla, ulusal mahkemeler tarafından verilen kararlardan, bu mahkemelerin, bir yandan mevcut davada farklı menfaatlerin dengelenmesinden ibaret olan görevlerini, öte yandan, idare tarafından her türlü kötüye kullanımı engelleme yükümlülüklerini nasıl yerine getirdikleri anlaşılmamaktadır. Aynı eksiklikler, Mahkeme’nin de, ulusal makamların, söz konusu çıkarlar arasında denge kurmayla ilgili içtihadı ile belirlenen normları uygulayıp uygulamadıklarını tespit etme meselesiyle ilgili Avrupa denetimini etkin şekilde yerine getirmesine engel olmaktadır.
-
Bu nedenle, ihtilaf konusu müdahaleyi haklı göstermek için ulusal mahkemeler tarafından ibraz edilen ilgili ve yeterli gerekçeler bulunmamasından ötürü, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, Sözleşme’nin 10. maddesinde yer alan ilkelere uygun kuralları uygulamış ve üstelik bunu, ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayanarak yapmış olarak görülemeyeceği kanaatine varmaktadır (Terentyev/Rusya, No. 25147/09, § 24, 26 Ocak 2017 ve burada yapılan atıflar ve yukarıda anılan Saygılı ve Karataş kararı, § 43; bk. aynı zamanda, Annen/Almanya, No. 3690/10, § 73, 26 Kasım 2015).
-
Bu unsurlar, Mahkeme açısından, somut olayın koşullarında, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmak için yeterlidir.
II. İDDİA EDİLEN DİĞER İHLALLER HAKKINDA
-
Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, çarptırıldığı cezanın, medeni haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
-
Ayrıca, bunun keyfi bir cezalandırma işlemi olduğu kanaatine vararak, söz konusu cezanın Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlalini teşkil ettiğini iddia etmektedir.
-
Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, iç hukuk yollarının etkin olmadığından yakınmaktadır.
-
Başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak, ayrımcılığa maruz kaldığından da şikâyet etmektedir.
-
Mahkeme, başvuranın bu şikâyetleri genel bir şekilde sunmakla yetindiğini ve bunları desteklemek için herhangi bir veri göstermediğini kaydetmektedir.
-
Sözleşme’nin 6 ve 7. maddelerinin somut olaya uygulanabilir oldukları varsayılsa bile, söz konusu şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun olma nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
-
Başvuran, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar bağlamında 4.000 avro talep etmektedir.
-
Hükümet, manevi zarar bağlamında talep edilen meblağın dayanaktan yoksun olduğu kanısındadır. Hükümet ayrıca, başvuranın, maruz kalınan zarar ile iddia edilen ihlal arasında nedensellik bağı göstermediğini ileri sürmektedir.
-
Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu değerlendirmesinde bulunmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
-
Başvuran aynı zamanda, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 2.000 avro; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için ise 1.500 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda herhangi bir belge sunmamaktadır.
-
Hükümet, talebin doğruluğunun kanıtlanmamış olan kısmının reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
-
Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, sahip olduğu belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin talebi, başvuran tarafından bu bağlamda sunulan kanıtlayıcı belge bulunmaması nedeniyle reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
- Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
-
Başvurunun, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
-
Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak, 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
- Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 19 Haziran 2018 tarihinde bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.