CASE OF AKGÜN v. TURKEY - [Turkish Translation] by Rumeysa Budak, Muhammed Canpolat and Burak Nevfel Conkuş
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
İKİNCİ BÖLÜM
AKGÜN v. TÜRKİYE
(Başvuru no. 19699/18)
KARAR
5 § 1 (c) maddesi • Kullanımı bir terör örgütüne münhasır olmayan şifreli
bir mesajlaşma sisteminin aktif olarak kullanılmasına ilişkin ve bu örgüte
mensubiyete dair makul şüpheyi haklı çıkarmak için yetersiz iddialar
5 § 3 maddesi • şüphelenmek için makul sebeplerin yokluğu, tutukluluk
kararının gerekçesiz olması
5 § 4 maddesi • Tutukluluğun yasallığının incelenmesi • Tutukluluğa
itiraz için hayati önem arz eden, suçlamanın münhasır unsurunun
içeriğinin yeterince bilinmemesi (mesajlaşma uygulamasının
kullanıcılarının listesi)
STRAZBURG
20 Temmuz 2021
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde
kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
AKGÜN v. TÜRKİYE
Akgün v. Türkiye davasında,
Jon Fridrik Kjølbro, Başkan
Hakimler
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Carlo Ranzoni,
Saadet Yüksel
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla bölüm olarak
toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvuru (no.19699/18) Türkiye
cumhuriyeti vatandaşı, Bay Tekin Akgün ("başvurucu") tarafından, İnsan
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin
("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca Mahkeme huzurunda, 16 Nisan 2018
tarihinde açılan davada,
Başvurucunun bir suç işlediğine dair şüpheye yer veren makul sebeplerin
bulunmadığına, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ve Sulh Ceza
Hakimliklerinin bağımsızlık ve tarafsızlıklarına ilişkin şikâyetleri Türk
Hükümeti’nin ("Hükümet") dikkatine sunup, geri kalan şikâyetleri kabul
edilemez ilan ederek,
Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurmuş,
15 Temmuz 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakere sonrasında,
Aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Mevcut dava, başvurucunun Türk makamları tarafından “FETÖ/
PDY” (“Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak
adlandırılan bir örgüte üye olduğundan şüphelenildiği gerekçesiyle
tutuklanmasına ilişkindir.
1
AKGÜN v. TÜRKİYE
TEMEL OLGULAR
I. MEVCUT OLAYIN ŞARTLARI
2. Başvurucu 1979 doğumludur. Ankara'da avukatlık yapan Av. A.
Kaplan tarafından temsil edilmektedir. Hükümet, temsilcileri Hacı Ali
Açıkgül ve Çağla Pınar Tansu Seçkin tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın başlangıcı
3. 15-16 Temmuz 2016 gecesi, " Yurtta Sulh Konseyi " olarak anılan
Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup bir grup, Millet Meclisi'ni, demokratik
yollarla seçilmiş hükümet ve Cumhurbaşkanını, devirmek için askeri darbe
girişiminde bulunmuştur.
4.
Darbe girişimi esnasında darbeciler, savaş uçakları ve
helikopterlerden faydalanmak suretiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi, Polis özel harekat başkanlığı ile istihbarat
birimlerinin binaları da dahil olmak üzere birçok stratejik devlet binasını
bombalamış, Cumhurbaşkanının bulunduğu otele saldırmış, Genelkurmay
Başkanı'nı rehin almış, başta TÜRKSAT şirketi (Ankara’daki Türk
telekomünikasyon uyduları operatörü) olmak üzere birçok kuruma ve
televizyon istasyonlarına saldırmış ve işgal etmişler, Boğaziçi köprülerini ve
İstanbul havalimanını bloke edip göstericilere ateş açmışlardır. Şiddetin
damgasını vurduğu bu gecede 251 kişi ölmüş ve 2.194 kişi yaralanmıştır.
5. Askeri darbe girişiminin ertesi gününde, ulusal merciler, FETÖ/
PDY'nin lideri olarak değerlendirilen Pensilvanya’da (Amerika Birleşik
Devletleri) mukim bir Türk vatandaşı olan Fetullah Gülen'in yapılanmasını
suçlamışlardır.
6.
16 Temmuz 2016'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı
Anayasal düzene karşı işlenen suçlar soruşturma bürosu, ceza soruşturması
başlatmıştır. Bu soruşturma çerçevesinde hareket ederek, bölge ve şehir
savcılıkları darbe girişimi sırasında ve sonrasında, olaya karıştığından
şüphelenilen ve darbe ile doğrudan ilgisi olmayan ancak FETÖ/PDY örgütü
ile bağlantılı olduğu iddia edilen kişiler hakkında ceza soruşturmaları
başlatmıştır.
7. Hükümet, 20 Temmuz 2016'da 21 Temmuz 2016'dan başlamak üzere
üç aylık olağanüstü hal ilan etmiş, bu olağanüstü hal daha sonra Bakanlar
Kurulu tarafından üçer aylık dönemlerle uzatılmıştır.
8.
21 Temmuz 2016'da Türk makamları, Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne Sözleşme'nin 15. Maddesi uyarınca Sözleşme’nin askıya
2
AKGÜN v. TÜRKİYE
alınması bildirimini iletmiştir (bu bildirimin içeriği için aşağıdaki 106.
paragrafa bakınız).
9. 18 Temmuz 2018’de olağanüstü hal kaldırılmıştır.
B. Başvurucunun kişisel durumu
Başvurucunun tutuklanması
10. 17 Ekim 2016 tarihinde, eski bir polis memuru olan başvurucunun,
FETÖ/PDY üyesi olması şüphesiyle Ankara Cumhuriyet Savcısı tarafından
ifadesi alınmıştır. İki avukatının eşliğinde, 19 Ağustos 2016'da açığa
alındığını ve bu örgütle sözde bağlantısı nedeniyle 1 Eylül'de görevden
ihraç edildiğini ifade etmiştir. Kendisinin polislik kariyeri hakkında bilgi
vererek, merkez istihbarat birimlerinin yanı sıra çeşitli bölgesel istihbarat
birimlerinde de görevde bulunduğunu belirtmiştir. Darbe girişimi sırasında
askeri darbecilerin tutuklanmasında yer aldığını ve 17-25 Aralık 20131
operasyonlarıyla FETÖ/PDY'nin amacının devleti kontrol altına almak
olduğunu anladığını belirterek, bu örgütle herhangi bir bağının olduğunu
reddetmiştir.
11. Duruşma tutanağının ilgili kısımları şöyledir:
“(…)Kendisinin silahlı bir terör örgütüne üye olmakla suçlandığı ve örgüt üyeleri
tarafından kullanılan ByLock uygulamasının kullanıcısı olduğuna dair bir tespit
olduğu hatırlatıldı”.
(…) “ByLock kullanması hususunda kendisine soruldu : Kesinlikle kullanmadım”.
(…) “Akabinde 29635 ID numaralı (...) telefon numarasının ByLock'un kırmızı
listesinde olduğuna dair savcılığımızın raporu kendisine okundu : Söz konusu numara
bana ait. Kesinlikle bu uygulamayı kullanmadım. Adımın nasıl kullanıcı olarak kayıtlı
olduğunu bilmiyorum. (…) 2015 Ocak ayında, idaremizin bize verdiği Iphone 4S
telefonu kullanıyordum. İhraç edilmemin ardından telefonu iade ettim. (...)”
12. Başvurucuyu dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı, ilgilinin FETÖ/
PDY'nin iletişim sistemi olan ByLock'u kullandığını tespit ettiği
1
17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde yolsuzlukla ilgili soruşturmalar kapsamında büyük bir
tutuklama dalgası AKP'nin (2002'den beri iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi) yakın
çevrelerini etkiledi. Bu kapsamda, üç bakanın oğulları, bir devlet bankası müdürü, üst
düzey yetkililer ve kamu yetkilileriyle yakın işbirliği içinde çalışan işadamları da dahil
olmak üzere siyasi iktidarın en yakın çevrelerinden sayılan önemli isimler gözaltına
alınmıştır. Hükümet, bu girişimin sorumluluğunu Fetullahçı yapılanmaya bağlı polis ve
hakimlere atfederek, soruşturmayı bir komplo ve yürütmeye karşı bir "yargısal darbe
girişimi" olarak nitelendirmiştir. Bu olay, Fetullahçı yapılanmanın AKP ile ilk açık
çatışmalarından biridir. Bu olaydan itibaren hükûmet, Fetullah Gülen'in örgütünü ilk olarak
"paralel devlet yapılanması" ve daha sonra terör örgütü olarak adlandırmıştır.
3
AKGÜN v. TÜRKİYE
gerekçesiyle, başvurucuyu tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne
sevk etmiştir.
13. Aynı gün başvurucu, yine iki avukatının eşliğinde, Ankara 9. Sulh
Ceza Hakimliği huzuruna çıkarılmıştır. Duruşma tutanağının ilgili kısımları
şöyledir:
“(...) Ankara Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan tutuklama talebi okundu"
(...) "Şüpheli: Haklarımı öğrendim, avukatlarımla savunmamı yapacağım"
(...) "Şüpheli savunmasında: Polise bu konuyla ilgili ayrıntılı ifade verdim. İfademin
okunmasını rica ediyorum.
Zanlının polis tarafından alınan ifadesi okundu: Okunan ifade benimdir, doğrudur,
savunmam olarak ifademi olduğu gibi yineliyorum.
Devam etti: Ben herhangi bir suç işlemedim. Telefon, [polis] istihbarat dairesinin
bize verdiği telefon. Ocak 2015'te iPhone'dan başka telefon kullanmadım. Toplanan
veriler Ocak ayına ait. Ben suçsuzum, salıverilmemi talep ediyorum” dedi.
(....) "Dosyada bulunan bilgi, belge ve tutanak ve sağlık raporları tek tek okundu ve
kendisinden soruldu : Aleyhime olanları reddediyorum."
14. Başvurucunun ByLock kullandığına dair rapor, bilgisayarlı bir
sistemden alındığı anlaşılan, aşağıdaki bilgileri içeren tek bir sayfa
biçimindedir: ByLock kullanıcı numarası (ID29635), bu kullanıcı
numarasıyla ilişkili cep telefonu numarası (başvurucunun ifadesinde
kendisine ait olduğunu kabul ettiği), başvurucunun TC kimlik numarası,
başvurucunun kimliği ve uyruğu, gerçek bir kişi olduğu bilgisi ve son
olarak, renk kutusunda, başka herhangi bir belirti olmaksızın "kırmızı"
ifadesi geçmektedir. Belgeye tarih atılmamıştır. Hükümet'e göre, belge
savcılık tarafından Ankara'daki 9. Sulh Ceza Hakimliği'ne iletilmiştir, bu
belgeye başvurucu tarafından itiraz edilmemiştir.
15. Başvurucunun avukatları, müvekkillerinin sabit bir ikametgahı
olduğuna, kaçma veya delilleri karartma riskinin bulunmadığına ve kendi
isteğiyle teslim olduğuna dikkatleri çekmiştir. Ayrıca, başvurucunun
tutuksuz yargılanmasını ve gerekirse bir adli kontrol tedbiri uygulanmasını
talep etmişlerdir.
16. Sulh ceza hakimi şu şekilde hükmetmiştir :
"Dosya incelendi.
Şüphelinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli
şüphelerin varlığını gösteren somut delillerin mevcudiyeti, kaçma ve delilleri karartma
riskinin bulunduğu göz önüne alındığında, adli kontrol kararının yetersiz olacağına;
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi ve Sözleşme'nin 5. ve ilgili maddelerince
öngörülen tutukluluk rejimi kapsamında, CMK’nın 101. maddesi uyarınca şüphelinin,
yöneltilen suçla orantılı bir şekilde, tutuklanmasına karar verildi(...)”.
4
AKGÜN v. TÜRKİYE
17. 25 Ekim 2016'da Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği, başvurucunun
tutukluluk kararına itirazını, bu kararda herhangi bir hata tespit edilmediği
gerekçesiyle reddetmiştir.
18. 15 Kasım 2016 tarihinde, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği, CMK 108.
maddesi uyarınca savcılık tarafından yapılan tutukluluğun incelenmesi ve
devamı talebi hususunda karar vermiştir. İlgilinin söz konusu suçu
işlediğine dair güçlü şüphelerin mevcudiyetini koruduğu gerekçesiyle
tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Ayrıca, iddia edilen suçun
niteliğini ve olağanüstü halin uygulanmasına yol açan darbe girişimine
ilişkin açık ve yakın bir tehlikenin hâlâ mevcut olduğu gerçeğini de dikkate
almıştır. İlaveten mahkeme, kaçma riski şüphesini doğuran somut unsurların
bulunduğunu (FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen kişilerin bir
kısmının kaçması), karşı karşıya kalınan cezanın ağırlığını ve iddia edilen
suçun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 100 § 3 maddesinde
listelenen "katalog" suçlar arasında yer alması durumlarını göz önünde
bulundurmuştur.
2. Başvurucunun Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurusu
19. 5 Aralık 2016'da başvurucu bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesi, başvurucuya 21 Aralık 2017 tarihinde tebliğ
edilen 15 Aralık 2017 tarihli kararında bu itirazın kabul edilemez olduğuna
hükmetmiştir.
21.
Anayasa Mahkemesi, iddianameye göre (bakınız aşağıda 26.
paragraf), başvurucunun ByLock mesajlaşma uygulamasını kullandığını
kaydetmiştir. Bahse konu uygulamanın özellikleri dikkate alındığında,
bunun kullanılmasının soruşturma makamları tarafından FETÖ/PDY ile bir
bağlantının varlığının kanıtı olarak değerlendirilmesinin kabul edilebileceği
kanaatine varmıştır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi 20 Haziran 2017'de
verdiği Aydın Yavuz ve diğerleri kararına atıfta bulunmuştur (bakınız
aşağıda 83-85. paragraflar). Neticede, söz konusu mesajlaşma
uygulamasının özellikleri dikkate alındığında, soruşturma makamlarının
veya (kendilerinden) tutuklamaya karar vermesi istenen mahkemelerin, bu
mesajlaşma uygulamasının kullanılmasını, somut olayın şartlarını göz
önünde bulundurarak, FETÖ/PDY'ye üye olma suçunun işlendiğine dair
"güçlü bir gösterge" olarak değerlendirdiklerinde, temelsiz ve keyfi gerekçe
gösterdikleri sonucuna varılamayacağına karar vermiştir. Ayrıca,
başvurucunun tutukluluğuna ilişkin kararlarda yer alan gerekçeler ile
tutukluluk kararına karşı yapılan itirazın reddedilmesi kararında yer alan
gerekçeleri dikkate alındığında ve özgürlükten yoksun bırakma usulüne
hesaba katıldığında, tutuklama gerekçelerinin bulunmadığı ve söz konusu
5
AKGÜN v. TÜRKİYE
tedbirin orantısız olduğunun söylenemeyeceği kanaatine varmıştır. Bu
açıklamalar ışığında, tutukluluğun usule aykırılığı hususundaki şikâyetin
açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.
22. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına
ilişkin şikayetle ilgili olarak duruşma tutanaklarını, tutuklamaya ilişkin
kararları, tutukluluğa itirazla ilgili soruşturmaları ve soruşturma
dosyasındaki belge ve bilgileri inceleyerek, başvurucunun, tutukluluğunun
dayandırıldığı unsurlar hakkında bilgilendirildiğini, bunların içeriği
hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu ve tutukluluğuna itiraz etmesi için
kendisine yeterli fırsat verildiğine karar vermiştir. Aynı şekilde bu şikâyeti
de açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.
23. Anayasa Mahkemesi son olarak, başvurucunun ayrıca sulh ceza
hakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından ile bu mahkemelere
yapılan itirazların aynı yargıçlar tarafından incelenmesinin kendisini,
tutukluluğuna karşı etkili hukuk yolundan mahrum bıraktığı hususundaki
şikâyetini değerlendirmiştir. Mahkeme, birçok davada bu türden bir şikâyeti
inceleyip reddettiğini ve başvurucunun durumunu göz önünde
bulundurulduğunda farklı bir sonuca varmak için hiçbir neden olmadığına
hükmetmiştir.
3. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru sonrası gelişmeler
24. 2 Aralık 2016 tarihinde, başvurucunun 1 Eylül 2016’da ihraç
edildiğine ve FETÖ/PDY üyelerinin ifşa olmamak için birbirleri aralarında
kullandığı iletişim uygulamasının, 29635 ID’li ve (...) cep telefonu numaralı
ile "kırmızı" kodlu aktif bir kullanıcısı olduğunun tespit edildiğine dair bir
tutanak düzenlenmiştir.
25. 23 Aralık 2016 ile 26 Mayıs 2017 arasındaki çeşitli tarihlerde,
başvurucu tutukluluğu, Ankara'daki çeşitli Sulh Ceza Hakimlikleri
tarafından incelenmiş ve bu tedbirin devamına karar verilmiştir.
26. 6 Haziran 2017 tarihinde, başvurucu, Ceza Kanunu'nun 314 § 2
maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca
terör örgütüne üye olmakla suçlanmıştır.
27. Başvurucunun davası, yapılan duruşmalar sonucunda ve duruşmalar
arasında başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar veren, Ankara 22.
Ağır Ceza Mahkemesince görülmeye başlanmıştır.
28. 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşen
üçüncü duruşma sonunda, delillerin büyük ölçüde toplanmış olduğu,
dosyada, içlerinde başvurucunun da bulunduğu sanıklar tarafından
karartılabilecek herhangi bir delil bulunmadığı ve dosyada başvurucunun
kaçabileceğine dair herhangi bir bulgu olmadığı gerekçeleriyle
başvurucunun adli kontrol ile serbest bırakılmasına karar vermiştir.
6
AKGÜN v. TÜRKİYE
29. Başvurucunun avukatı ile katıldığı 23 Ocak 2019 tarihli duruşmada,
22. Ağır Ceza Mahkemesi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'ndan
(BTK) gelen cevabının alındığını bildirmiş ve bunu dosyaya eklemiştir.
BTK'nın yazısına göre başvurucu, 13 Ağustos 2014 ile 4 Nisan 2015
tarihleri arasında, kendi cep telefonuyla ByLock sunucusuna 2.547 kez ve 9
Ekim 2014 ile 28 Mayıs 2015 tarihleri arasında ByLock'a tahsis edilen
sunuculara başka bir cep telefonundan 2.346 kez bağlanmıştır.
30. 10 Eylül 2020 tarihi itibariyle dava 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde
hala derdesttir.
II. TARAFLARCA SUNULAN KARAR VE RAPORLAR
A. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından verilen 24 ve 31
Ağustos tarihli kararlar
31. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulu, 24
Ağustos 2016 tarihinde toplanarak, tamamı FETÖ/PDY'ye üye, irtibatlı
veya iltisaklı olduğu değerlendirilen 2.847 hâkimi meslekten ihraç etmiştir.
32. HSYK, 61 sayfalık uzun kararında, yargı mensuplarının ihraçlarını
hangi unsurlar ışığında incelediği sıralamıştır. HSYK, diğer unsurların yanı
sıra şunlara atıfta bulunmuştur:
“örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan
kayıtlar,(…) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ve belgeler,
ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın
niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma
kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu
tutanakları, itirafçıların beyanları ile diğer bilgi ve belgeler”
33. HSYK, elindeki belgelere dayanarak ilk olarak örgütün "hususi
iletişim ağları kullandığını" belirterek FETÖ/PDY hakkında bilgi vermiştir.
HSYK, örgütün kullandığı iletişim araçlarına ayrılan bölümde, örgütün
hücreler halinde, kapalı devre düzenlendiğini açıklamıştır. Örgütün yüz
yüze iletişime her şeyden öncelik verdiğini ve en yaygın iletişim araçlarının
cep telefonları olduğunu söylemiştir. Bu telefonların aboneliklerinin, gerçek
kullanıcısına erişimi zorlaştırmak maksadıyla faklı isimler veya örgütün
kontrolündeki tüzel kişiler adına yapıldığını belirtmiştir. Örgüt üyelerinin de
düzenli olarak cep telefonlarını değiştirdiklerini ve bu şekilde yasadışı
faaliyetlerini örtbas etmeye çalıştıklarının anlaşıldığını eklemiştir. Örgütün
üst düzey yetkililerinin yurt dışında kayıtlı telefon hatlarını veya kiralık
abonelikleri kullandığını söylemiştir. Son olarak, Skype, Tango, ByLock,
Line, Kakaotalk, WhatsApp gibi uygulamaların, mesajların şifreleme
7
AKGÜN v. TÜRKİYE
yoluyla korunmasına izin verdikleri için ayrıcalıklı iletişim araçları
olduğunu belirterek bitirmiştir.
34. HSYK'nın kararının ikinci bölümünde, FETÖ/PDY'nin yargı
kurumlarında yürüttüğü faaliyetlere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer almakta ve
örgütün, yargıçların mesleğe kabulü, yükseltilmesi ve terfi edilmesi ile örgüt
üyesi olduğu varsayılan hakimler tarafından yürütülen disiplin işlemleri ve
cezai işlemler sırasında yapıldığı iddia edilen usulsüzlüklere dikkat
çekilmiştir. HSYK, bu bölümde, 2014 yılı Ekim ayında gerçekleşen HSYK
üye seçimi bağlamında örgütün icra ettiği faaliyetleri nakledip bu kapsamda
“FETÖ/PDY” nin örgüt içi iletişimi ByLock olarak bilinen şifreli iletişim
programı ile gerçekleştirildiğini” belirtmiştir.
35. Devamında, özellikle çeşitli soruşturma ve prosedürlerin ayrıntılı bir
incelemesine geçmeden önce HSYK, kararında örgütün yargı kurumları
bünyesinde yürüttüğü faaliyetleri vurgulamak adına, örnek olarak, itirafçı
veya gizli tanık hakimler tarafından verilen ifadelerin pasajlarını aktarmıştır.
Söz konusu pasajlar örgüte isnad edilen çeşitli faaliyetlere ilişkindir.
36. HSYK'nın 543 yargı mensubunu görevden aldığı 31 Ağustos 2016
tarihli kararı da aynı tespitleri içermektedir.
B. Meclis Araştırma Komisyonu raporu (Mayıs 2017)
37. Bahse konu komisyon, 15 Temmuz 2016 darbe girişimini ve FETÖ/
PDY'nin faaliyetlerini tüm yönleriyle incelemek ve gerekli tedbirleri almak
üzere oluşturulmuştur. Raporunun ilk bölümünde FETÖ/PDY'nin doğuşu,
gelişimi ve yapısı, ikinci bölümü 15 Temmuz 2016 darbe girişimi (olayların
kronolojik sırası) ve son olarak üçüncü bölümü ise FETÖ/PDY benzeri
örgütlerin demokrasi ve anayasal düzene yönelik saldırılarının önlenmesi ve
gereken tedbirlerin alınmasındaki gözlemlenen eksiklikler ele alınmıştır.
38. Raporda ByLock'un bir iletişim aracı olarak, münhasıran FETÖ/
PDY üyeleri tarafından kullanıldığı belirtilmiştir. Rapora göre, ByLock'un,
Milli İstihbarat Teşkilatı ("MİT") tarafından deşifre edildiğinin
öğrenilmesinin ardından örgüt üyeleri, Ocak 2016 itibarıyla Eagle
mesajlaşma uygulamasını kullanmaya başlamışlardır. Raporda aynı
zamanda MİT'in ByLock mesajlaşma uygulamasının şifresini Mayıs
2016'da çözdüğü, ancak bu arada Ocak 2016'da FETÖ/PDY'nin zaten Eagle
mesajlaşma uygulamasına geçtiği de eklenmiştir. Rapora göre bu zaman
aralığı, darbe girişimine ilişkin bilgi eksikliğinin olası açıklamalarından biri
olabilir.
8
AKGÜN v. TÜRKİYE
C. Milli Güvenlik Kurulu kararları
39. Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Nisan 2014 tarihli toplantısının
ardından yapılan basın açıklamasının A maddesi şu şekildedir:
“Toplantı sırasında,
A. Ülkemizin güvenliği, halkımızın huzuru ve kamu düzenini ilgilendiren hususlar
ayrıntılı olarak görüşülmüştür. Bu kapsamda, milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu
düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel
yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği
vurgulanmıştır.”
40. Milli Güvenlik Kurulu'nun 26 Mayıs 2016 tarihli toplantısının
ardından yapılan basın açıklamasının 1. maddesi şu şekildedir:
“Toplantı sırasında,
1. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla
yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, millî
güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı
alınan tedbirler görüşülmüştür.”
D. Bylock hakkında uzman raporları
1. MİT tarafından hazırlanan “Bylock Uygulaması Teknik Raporu”
(tarih atılmamış)
41. MİT, araştırmaları sonucunda ByLock sunucularındaki veri
tabanlarına ulaşmıştır. ByLock uygulamasından elde edilen dijital verilerin
analizinden aşağıdaki ByLock Uygulaması Teknik Raporunu (88 sayfa)
hazırlamıştır. Raporda aşağıdaki bulgular ve sonuçlar sunulmuştur.
42. Rapora göre uygulama, gönderilen her mesajın farklı ve güçlü bir
şifreleme anahtarı ile şifrelenmesine izin verecek şekilde tasarlanmıştır.
43. Raporda, uygulamanın geliştiricisinin önceki çalışmalarıyla ilgili
herhangi bir profesyonel referansı olmadığı ve uygulamanın herhangi bir
ticari tanıtıma konu olmadığı, uygulamanın kullanıcılarının sayısını
artırmayı veya ticari bir değer kazandırmayı amaçlamadığı eklenmektedir.
Rapora göre, uygulamanın işleyişine ilişkin olarak (sunucu ve IP adresi
kiralama gibi) işlemler için ödemenin anonim olarak yapılmış olması, bu
şirketin kurumsal ve ticari olmadığını doğrular gerçeklerdir.
44. Rapor, uygulamanın - kaynak kodunun belirli unsurlarının Türkçe
ifadeler içerdiği, kullanıcı adlarının, grup adlarının ve şifresi çözülen
şifrelerin çoğunun ve şifresi çözülen içeriğin neredeyse tamamının Türkçe
olması, Türkiye'den uygulamaya erişen kullanıcılar, kimliklerini ve
9
AKGÜN v. TÜRKİYE
iletişimlerini gizlemek için VPN2 üzerinden uygulamaya erişmek zorunda
bırakılmaları, "Google"da ByLock üzerine yapılan sorguların/araştırmaların
neredeyse tamamının Türkiye'deki kullanıcılar tarafından yapılması ve
erişimin engellenmesinden sonra "Google"da "ByLock" aramalarının hızla
artması, ByLock ile ilgili internet paylaşımlarının, FETÖ/PDY lehine
paylaşımlar yapan anonim hesaplardan gerçekleştirilmesi, iki yüz binden
fazla kullanıcısı olan bu mesajlaşma uygulamasının darbe girişimi
öncesinde ne Türkiye'de ne de yurt dışında kamuoyu tarafından bilinmemesi
- bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda, ByLock'un küresel bir
uygulama görünümünde FETÖ/PDY üyeleri için mesajlaşma işlevi
gördüğüne işaret etmektedir.
45. Raporda, uygulamayı kullanabilmek için uygulamanın bir akıllı
telefona indirilmesinden sonra bir kullanıcı adı/kullanıcı kodu ve
kriptografik şifre oluşturmanın gerekli olduğu ve bu bilgilerin şifreli bir
şekilde uygulama sunucusuna iletilmesi gerektiği kaydedilmiştir.
Geliştiricinin bu sistemle kullanıcının bilgi ve iletişiminin güvenliğini
korumayı amaçladığı not edilmiştir. Raporda, ByLock kullanıcı hesabı
oluşturulurken herhangi bir kişisel bilgi istenmediğini, evrensel benzeri
ticari uygulamalar için var olanın aksine, herhangi bir kullanıcı hesabı
doğrulama sisteminin (SMS, e-posta vb. ile kimlik doğrulama)
sağlanmadığını ve böylelikle anonimliği sağlayıp kullanıcılarının
tanımlamasını zorlaştırmayı amaçladığı eklenmiştir.
46. Raporda ayrıca geliştiricinin, bir yetkili tarafından imzalanmış bir
SSL sertifikası yerine kendi oluşturduğu bir SSL3 sertifikası kullandığı
belirtilmiştir. Rapor, global ve ticari mesajlaşma uygulamalarının, kullanıcı
bilgilerinin ve iletişimlerinin güvenliğinin sorumluluğunu bir ücret
karşılığında yetkili bir makama bırakmak için genellikle "Yetkili İmzalı SSL
Sertifikası" kullandığını kaydetmiştir. Rapor, ByLock uygulamasında ise,
geliştiricinin yetkililerin, kullanıcı bilgilerini almasını istemediğinden
"yetkili imzalı SSL sertifikası" kullanmamayı tercih ettiğini not etmiştir.
47. Raporda, sisteme kaydolmanın diğer kayıtlı kullanıcılarla iletişim
kurmak için yeterli olmadığı ve tarafların ancak yüz yüze görüşme sırasında
veya bir aracı (örneğin, bir haberci veya önceden kayıtlı bir ByLock
kullanıcısı) vasıtasıyla elde edilen diğer tarafın kullanıcı adlarını / kodlarını
ekledikten sonra iletişime geçebilecekleri belirtilmiştir. Rapor, ek olarak,
2
Sanal Özel Ağ, uzak bilgisayarlar arasında doğrudan bağlantı oluşturmaya izin veren bir
sistem
3
Bazen dijital sertifikalar olarak da adlandırılan Güvenli Yuva Katmanı (SSL) sertifikaları,
çok güçlü şifreleme kullanarak bilgisayar ve sunucu arasındaki bağlantının güvenliğini
sağlamaya yardımcı olur.
10
AKGÜN v. TÜRKİYE
mesajlaşmanın ancak iki kullanıcı birbirini kontakt olarak ekledikten sonra
başlatılabileceğini ve bu nedenle uygulamanın, örgütün "hücre" tipi yapısına
uygun iletişime izin verecek şekilde tasarlandığının düşünülmesi gerektiğini
ifade etmiştir.
48. Rapor, uygulamanın, sesli arama yapmak, yazılı mesaj ve e-posta
göndermek veya almak, uygulama üzerinden dosya aktarmak için başka bir
iletişim aracına ihtiyaç duymaksızın kullanıcıların örgütle ilgili
haberleşmelerine olanak sağladığını ortaya koymuştur.
49. Raporda, mesajlaşmaların içeriğinin manuel müdahale olmaksızın
düzenli aralıklarla cihazdan otomatik olarak silinmesinin, ByLock
sisteminin, haberleşmenin güvenliği açısından silinmesi gereken verileri,
kullanıcı silmeyi unutsa bile gerekli önlemleri alacak şekilde tasarlandığını
gösterdiğini belirtmiştir. Rapora göre, böylelikle, cihaza olası bir soruşturma
kapsamında el konulmuş olsa dahi, uygulamada kullanıcı listesine ve
uygulama üzerinden geçmiş mesajlara erişim engellenmektedir. Rapor,
sunucuya ve haberleşmeye ilişkin verilerin uygulamanın veritabanında
şifrelenmiş biçimde saklanmasının, kullanıcıların kimliğinin tespitini
engellemek ve iletişimi güvenli hale getirmek için ek bir önlem olduğunu
öngörmektedir.
50. Rapor, ByLock kullanıcılarının kendilerinin de kimliklerini gizlemek
için önlemler aldıklarını kaydetmiştir (uzun şifreler kullanmak,
uygulamanın Android Store veya App Store yerine manuel olarak
indirilmesi, mesajlarda ve kişi listelerinde örgütteki kod adlarının
kullanılması).
51. Raporda daha sonra, deşifre edilen içeriklerin neredeyse tamamının
örgütün bağlantıları ile FETÖ/PDY’nin üyelerine ve faaliyetlerine ilişkin
olduğu ve üyelerin uygulamada örgüte özel jargonu kullandığını
belirtilmiştir.
52. Rapor, son olarak, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından
ifadeleri alınan bazı şüphelilerin, FETÖ/PDY üyelerinin 2014 yılının
başından beri ByLock'u bir iletişim aracı olarak kullandığını belirttiklerini
ifade etmiştir.
53.
Rapor, yukarıdakilerden hareketle, küresel bir uygulama
görünümündeki ByLock'un terör örgütü FETÖ / PDY üyelerinin
münhasıran kullanımına yönelik olduğu sonucuna varmaktadır.
2. 2 Nisan 2020 tarihli “Örgüt içi ByLock haberleşme uygulaması
analiz raporu”
54. Bu rapor, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Emniyet
Müdürlüğü birimleri tarafından hazırlanmıştır. Rapor ByLock'un yalnızca
11
AKGÜN v. TÜRKİYE
örgüt üyelerinin kullanımına yönelik olarak, kullanıcılarının kimliklerinin
saptanmasini önleyecek önlemlerle tasarlanmış, dışarıdan birinin
erişemeyeceği ve 'ticari bir amaci olmayan bir iletişim uygulaması olduğu
sonucuna varmaktadır.
55. Emniyet müdürlüğü, 22 Mayıs 2020 tarihinde hazırlanan ek
raporunda, Cumhuriyet savcısı tarafından sorulan belirli soruları
yanıtlamıştır. Raporda ByLock ile ilgili dijital verilerin korunmasına ilişkin,
MİT tarafından sağlanan ham verilerin kopyalarının adli emanette
saklandığı belirtilmiştir. İnternet akışlarına (CGNAT) ilişkin verilerle ilgili
olarak, bu verilerin uluslararası kayda tabi olması nedeniyle
değiştirilemeyeceğini açıklamıştır. Ayrıca rapor, bu noktada herhangi bir
bulgu bulunmadığı üzere, hiç kimsenin, yalnızca ByLock'u indirmesi
nedeniyle ile ceza soruşturmasına maruz kalmadığını da belirtmiştir.
56. Rapor buna ek olarak, ByLock'tan gelen ham verilerin bir
veritabanında ayrı tablolar olarak dosyalandığını açıklamıştır. Rapor bir
kullanıcı kimliğiyle ilgili tüm verilerin arayüz üzerinden sistematik olarak
elde edildiğini ve soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ekli ByLock
Sonuçları ve Değerlendirme Raporuna dahil edildiğini söylemektedir. Ham
verilerin işlenmeden kullanıcı kimliği bazında kategorileştirilmesinin
mümkün görülmediğini ifade etmektedir. (Ayrıştırılmamış) ham verilerin
bütünü, ByLock ile bağlantılı diğer şüpheliler hakkında bilgi içerdiğinden,
rapor, bir şüpheliye veya avukatına ham verilerin bütününün verilmesinin
mümkün olmadığını belirtmektedir.
3. 10 Temmuz 2020 tarihli “Bylock uygulaması hakkında uzman
görüşü”
57. İstanbul merkezli Adeo Bilişim Danışmanlık Hizmetleri, Türkiye
Adalet Bakanlığı tarafından ByLock mesajlaşma uygulaması üzerine teknik
uzmanlık sağlamak üzere görevlendirilmiştir. Bu uzman raporu, iki siber
güvenlik uzmanı tarafından kaleme alınmıştır ve sonuçları aşağıda ifade
edildiği gibidir :
« ... 16. Sonuç ve değerlendirme
ByLock uygulamasına ilişkin yapılan teknik analizler, MİT Raporunda yer alan
bilgiler (...), ByLock Analiz Raporunda yer alan bilgiler ve açık kaynak istihbarattan
elde edilen veriler ışığında elde edilen sonuçlar , aşağıda sunulmuştur.
97. Uygulama mağazalarında yapılan analizler sonucunda ByLock uygulamasının
Google Play'de ilk kez 11 Nisan 2014 tarihinde görüldüğü kaydedildi. Bylock
uygulamasının v.1.0.8 sürümü 20 Mayıs 2014 tarihinde ortaya çıkmış ve indirme
sayısı 5.000'i aşmış, 11 gün sonra (1 Haziran 2014) bu rakamın 10.000'e ulaşmıştır.
İndirme sayısının yaklaşık iki buçuk ay sonra (24 Ağustos 2014) 50.000’i aştığı tespit
edilmiştir. Son istatistiğin 19 Ocak 2015 tarihli oldugu ve o tarihteki indirme sayısının
100.000'den fazla olduğu kaydedilmiştir. ByLock'un hem Apple IOS platformları için
12
AKGÜN v. TÜRKİYE
hem de Google Android platformları için sürümlerinin bulunduğu kaydedilmiştir.
Analizler ayrıca belirli bir süre boyunca ByLock'un hem Apple uygulama
mağazasında hem de Google Play uygulama mağazasında ücretsiz olarak
indirilebileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca, ByLock'un Apple ve Google Play
mağazalarının yanı sıra diğer web sitelerinden de edinilebileceğini ve Android sürümü
için APK paketinin farklı dosya aktarım yöntemleriyle kullanıcılar arasında
aktarılabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. (USB bellek, özel dosya paylaşım
siteleri, e-posta gibi vasıtalarla).
98.ByLock uygulaması, Türkiye uygulama mağazası sıralamasında tüm
kategorilerdeki uygulamaları kapsayan tüm uygulamalar (genel) listesinde 370. sıraya,
kendisinin de ait olduğu sosyal ağlar ( social networking) kategori listesinde ise 30.
sıraya yükselmeyi başarmıştır. Neredeyse tüm ByLock kullanıcıları Türkiye’den
olmuştur. Uygulama mağazalarında bulunduğu dönemde, uygulama normal
kullanıcılar tarafından görülmesini sağlayacak bir sıralamaya ulaşamamış, bu nedenle
uygulamayı indirmek isteyen bir telefon kullanıcısı tarafından uygulama mağazasının
ilk sayfalarında görünmeyen bir uygulamayı indirmek için, uygulamanın adını girerek
arama yapması gerekmiştir ve sadece uygulamayı bilen kişiler bunu yapabilmektedir.
Buna ek olarak, ByLock'un ortalama bir kullanıcı için diğer mesajlaşma
uygulamalarından daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu ve açık kaynaklarda
uygulamanın kullanma kılavuzunun bulunamadığı tespit edilmiştir. Bu durum,
uygulamanın belirli bir kapalı grup tarafından kullanıldığı izlenimini vermiştir.
99. ByLock uygulamasının Apple uygulama mağazasından indirilebildiği süre
boyunca Appanie sitesine bırakılan toplam 109 yorumdan bir tanesi Amerika'dan, bir
tanesi Almanya'dan ve geri kalan 103 yorumun Türkiye'deki kullanıcılardan geldiği
belirtilmektedir. Bu durum kullanıcıların çoğunluğunun Türkiye'den olduğunu
göstermiştir.
100. ByLock uygulamasının uygulama mağazasında nasıl yayıldığına dair açıklama
ve ekran görüntüsü sensortower.com sitesi vasıtasıyla görüntülenebilir vaziyette
olmuştur. Ayrıca aynı site, uygulamanın kullanıcılarının ülkelere göre dağılımını da
göstermektedir. Bu dağılım incelendiğinde, uygulama mağazası üzerinden indirilen
ByLock uygulamasının kullanıcılarının neredeyse tamamının Türkiye'den olduğu
tespit edilmiştir. Aynı şekilde ByLock Analiz Raporu ve MİT Raporu'nda da
ByLock'un şifresi çözülen içerikleri incelendikten sonra tüm içeriklerin Türkçe olduğu
ve kullanıcıların neredeyse tamamının Türkiye'de olduğu gözlemlenmiştir.
101. (...) Ayrıca, ByLock Analiz Raporu'ndaki şüphelilerin ifadelerinden
uygulamanın ağırlıklı olarak Bluetooth üzerinden paylaşıldığı, dağıtıldığı ve
telefonlara yüklendiği anlaşılmaktadır. Aynı ifadelerde yer alan bilgiler ışığında,
ByLock'un diğer uygulamaların ikonlarını taklit ederek görüntüsünü (ikonununun)
değiştirdiği ve Bluetooth aracılığıyla dağıtıldığı da gözlemlenmiştir. Yine zanlıların
ifadelerinden ByLock uygulamasının sadece uygulama mağazalarından indirilmediği,
Bluetooth üzerinden de yaygın olarak iletildiği ve kullanıldığı kaydedilmiştir.
102.İstatistiksel analizler sırasında uygulamanın kaynak kodları arasında Türkçe
ifadelere rastlanmıştır. Bu ifadeler kaynak kodda bulunup uygulama arayüzünde
kullanılabilecek dil seçeneklerine ilişkin değillerdir. Bu, ByLock uygulamasının
geliştiricisinin veya geliştiricilerinin Türkçe bildiğini(bildiklerini) göstermektedir.
103. MİT raporunun 52. sayfasındaki “ByLock uygulamasına ilişkin istatistiki
veriler” başlıklı tablodaki verilere bakıldığında, ByLock kullanıcı sayısını belirlemek
için, uygulama kayıtlı kullanıcılara ait 215 092 Kullanıcı ID’si (kullanıcı kimliği)
bulunduğu görülmektedir. Bu sayı, uygulamanın kullanıcı sayısını değil,
uygulamadaki kayıtlı sayısını temsil etmektedir. (...) Aynı şekilde bir kişi sadece
ByLock uygulamasını indirmiş ve kurmuş ancak kullanmamışsa, o kişinin cihazı
ByLock sunucusuna bağlanmaz. Bu bilgiler ışığında ByLock kullanıcı sayısının MİT
13
AKGÜN v. TÜRKİYE
raporunda belirtilen sayıya yakın olduğu değerlendirilmiştir. ByLock sunucusundan
alınan veri tabanı dosyası incelendiğinde, kullanıcıların bu sunucuda oluşturdukları
hesaplara ilişkin bilgiler, bu hesapların detayları, gruplar, mesajlaşmalar, erişim logları
gibi Bylock’u kullanmış olan kişilerin tespitinde kullanılabilecek olan birçok veri elde
edilmiştir. Bu bağlamda, ByLock kullanıcılarına ilişkin Kullanıcı ID’si değeri,
mesajın içeriği ve bu veri tabanından elde edilen ByLock sunucusuna erişim logları
ile operatörlerden alınan CGNAT kayıtları eşleştirilerek kullanıcı ID’sinin gerçek
kullanıcılarının tespit edilmesi mümkündür.
104. ByLock uygulamasının gelişmiş şifreleme yöntemleri kullandığı ve anonimliği
önceleyen bir mesajlaşma uygulaması olduğu bulgusuna erişilmiştir. Tüm mesajların,
sunucuda şifreli bir şekilde saklanması, kullanıcıların iletişim kurmak istedikleri
kişinin kullanıcı adını bilmeleri ve her iki tarafın da diğerinin kullanıcı adını belirli bir
süre içinde bu adrese eklemesinin gerekmesi, iletişim kurmadan önce kullanıcı
adlarını ekleme işleminin belirli bir süre içinde gerçekleşmesi zorunluluğu ve
telefondaki kişi listesini uygulamaca kullanamama gibi hususlar incelendiğinde bu
uygulamanın farklı bir tarzda ve yaygın olarak kullanılan mesajlaşma
uygulamalarından farklı amaçlar için tasarlanmış bir uygulama olduğu telakki
edilmiştir. Modern ve yaygın olarak kullanılan mesajlaşma uygulamalarının hiçbiri
kimlik bilgisi olmadan kullanıma izin vermemektedir. Burada bahsedilen kimlik
(identity), ilgili uygulamayı kullanması gereken kişiye ait kimliğin (cep telefonu
numarası, e-posta vb.) doğrulanması işlemi ile elde edilebilecek bir kimlik anlamına
gelmektedir. Ayrıca tüm modern uygulamalar, kullanıcılarının kimliklerinin gizliliğini
sağlamak için bir imkân sağlamaktadır. Bu nedenle modern mesajlaşma
uygulamalarında kural, bu tür uygulamaların kimliksiz kullanımına izin vermek değil,
tarafların rızasına dayalı olarak elde edilen kimlik bilgileri sayesinde ve mesajlaşma
uygulamasını kullananların kimliğinin gizliliğini sağlayarak güvenli iletişimin
sağlanmasıdır. Bu unsurdan hareketle ByLock'un genel kabul görmüş ilkelerin aksine
kimliksiz kullanıma izin verdiği düşünülmektedir. Bu unsur, ByLock'un belirli bir
amaç için geliştirildiğini, uygulamanın asıl amacının genel halk için modern bir anlık
mesajlaşma uygulaması olmak değil, dijital ayak izi bırakmadan iletişimi sağlayan,
deşifre edilmeyi önleyen ve herhangi bir kontrolden ve yargı makamlarından
kaçınmaya izin veren bir uygulama olduğunu gösterir.
105. ByLock uygulamasının Türkiye'de ne zaman haberlerde yer aldığını
doğrulamak için söz konusu kelimenin [ByLock] Google arama motorundaki arama
geçmişi analiz edilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye'de 17 Aralık 2013 ile 17 Şubat 2016
tarihleri arasında gerçekleştirilen arama sonuçları, Google'da "ByLock" kelimesinin
aranma tarih ve sıklıklarına ilişkin istatistiksel veriler edinmek amacıyla Google
Trends'ten elde edilmiştir. Edinilen bilgiler ışığında ByLock kelimesine ilişkin Google
aramalarının Türkiye'den ilk kez 20 ve 26 Nisan 2014 tarihlerinde yapıldığı, en
yüksek arama sıklığının ise 7 ve 13 Eylül 2014 tarihlerinde gerçekleştiği
belirlenmiştir. Bu tarihlerden sonra Türkiye'de 17 Şubat 2016 tarihine kadar neredeyse
hiç Google araması yapılmadığı gözlemlenmiştir.
106. ByLock sunucusuna erişimi zorlaştırmak için çeşitli telefon uygulamalarında
gizli bağlantıların kurulduğu tespit edildi. Yapılan analizler sonucunda "Namaz
Vakitleri TR" ve "Kıble" adlı iki uygulamanın da ByLock sunucusuyla bağlantı
kurduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan analizlere göre ByLock'un kullanım akış
karakteristiğinin diğer uygulamaların yönlendirme akış özelliğinden farklı olduğu
gözlemlenmiştir. CGNAT kayıtları üzerinde yapılacak analizler ile yönlendirme
sonucunda hangi kullanıcının istemeden ByLock sunucusuna akış oluşturduğunu
belirlemek mümkündür.
107. Ayrıca, ByLock sunucusunun verilerinin elimizde bulunmamasından, Türkiye
IP’lerinin yurtdışından VPN ile bağlanmak zorunda bırakmak için Bylock’un
geliştiricisi/leri tarafından, sunucuya erişen kişilerin teşhis edilmesini zorlaştırmak
14
AKGÜN v. TÜRKİYE
amacıyla bloke edilmesi tezi doğrulanamamıştır. Ancak bu bulguyu güçlendiren MİT
Raporu'nun 42. sayfasında yer alan "3.6.2.11" log "tablosu" başlıklı belgeden,
sunucuya bağlanan kullanıcıların IP adreslerinin tamamına yakınının Türkiye
dışındaki IP adresleri olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu IP adreslerinin çok
büyük bir kısmının VPN servis sağlayıcıların kullandığı IP adresleri havuzunda
bulunan adresler arasında olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, uygulamayla ilgili
uygulama mağazalarından yapılan kullanıcı yorumları incelendiğinde, uygulamanın
kullanımı için belirli bir tarihten itibaren VPN'in zorunlu hale getirildiği tespit
edilmiştir. Kullanıcı VPN üzerinden bağlansa dahi, VPN sunucusu ile bağlantısının
kesilmesi durumunda sunucuya gerçek IP adresi ile bağlanmaya çalışacak ve bu
durumda ByLock sunucusuna bağlanma isteği ilgili İnternet servis sağlayıcısına veya
cep telefonu operatörlerinin sistemine kaydedilecektir. Bu nedenle, ByLock'un
kullanıcılarını VPN kullanmaya zorladığı tarihten sonra dahi, ByLock sunucularına
yapılan bağlantıların kayıtları, ilgili internet servis sağlayıcılarının veya mobil
operatörlerin sistemlerinde tanımlanabilmekte ve bu kayıtlar ByLock kullanıcılarının
kimlik tespiti için kullanılabilmektedir.
108. ByLock uygulamasının geliştiricisi olduğu söylenen "David Keynes" hakkında
internette bir araştırma yapılmış ancak bu şahısla ilgili herhangi bir bilgiye
ulaşılamamıştır. Bu, "David Keynes"in gerçek bir kişiden ziyade bir takma ad
olduğunu gösterir. Hiçbir geliştirici veya ticari kaygısı olan hiçbir uygulama geliştirici
ekip, App store’larda bir takma ad altında varlık göstermez. Bu durum alışılagelmiş
uygulamaya aykırıdır, ByLock'un ticari amaçla geliştirilmediğini göstermektedir.
(...)
110. Kullanıcı ekleme, mesaj gönderme vb. açıdan, bilinen e-posta programlarından
çok farklı isleyen ByLock üzerine kullanıcıların Google'da neredeyse hiç arama
yapmamış olması, ByLock uygulamasının belirli bir grup tarafından kullanıldığına ve
o grubun uygulamanın nasıl çalıştığına dair ayrıntılı bilgiye sahip olduğuna delalet
etmektedir. Ayrıca açık kaynaklarda ByLock'un kullanımına ilişkin ayrıntılı hiçbir
bilgi bulunamamakla beraber uygulama geliştiriciler arasında yaygın bir uygulama
olan "Sıkça Sorulan Sorular" başlıklı bir belge veya sayfa dahi bulunamamıştır, ne
herhangi bir kullanım kılavuzu ne de Türkiye'de en çok kullanıcı etkileşimi olan ve en
çok ziyaret edilen sitelerde (ekşi sözlük (https://eksisozluk.com), uludağ sözlük
(https://www.uludagsozluk. com) vb.) 15 Temmuz 2016 tarihinden önce herhangi bir
içeriğe ulaşılmıştır. Bu durum ByLock'un belirli bir kapalı grup içerisinde yayıldığını
ve o grup tarafından kullanıldığını göstermektedir. "
4. 21 Ağustos 2020 tarihli IntraForensics’in “Teknik raporu”
58. IntaForensics şirketi, Türkiye Adalet Bakanlığı tarafından ByLock
mesajlaşma uygulaması hakkında uzmanlık ve teknik rapor sağlamak üzere
görevlendirilmiştir. Rapor, IntaForensics şirketinde çalışan bir uzman
tarafından hazırlanmıştır. Bu raporda aşağıdaki alanlar incelenmiş ve
çalışılmıştır: 1. ByLock'un genel özellikleri; 2. ByLock'u indiren kişilerin
menşe ülke analizi, uygulama mağazalarından gelen kullanıcı yorumları ve
uygulamanın geliştiricisi olarak gösterilen kişi hakkında bilgiler; 3. Arama
motoru ve cep telefonu App Store kayıtlarının analizi ve incelenmesi; 4.
ByLock uygulaması ve geliştiricisi hakkında açık kaynaklardaki yorumların
ve teknik analizlerin incelenmesi; 5. ByLock'un nasıl indirileceği ve
kurulacağı hakkında temel bilgiler; 6. ByLock'ta kaydolma, arkadaş ekleme
ve mesajlaşma işlemlerinin analizi; 7. ByLock kullanılmadığında arka
15
AKGÜN v. TÜRKİYE
planda çalışmaya devam ediyor mu? Kullanıcı, diğer mesajlaşma
uygulamalarında olduğu gibi uygulamayı açmadan gelen mesajlar ve
mesajlar için bildirimleri görebilir mi? ; 8. Uygulamayı VPN olmadan
kullanmak mümkün müdür? VPN kullanılacaksa bu işlemin amacı nedir? ;
9. ByLock logosu değiştirilebilir mi? Farklı görünen logonun ByLock'a ait
olduğunu uzman görüşü olmadan anlamak mümkün müdür? Bu işlem bir
kullanıcı tarafından gerçekleştirilebilir mi?; 10. ByLock'un farklı
sürümlerinin kurulumunun analizi ve statik analizlerin performansı; 11.
ByLock ve benzeri mesajlaşma uygulamaları arasındaki farklar.
59. IntaForensics, ByLock uygulamasının analizini iki kısımda
gerçekleştirmiştir: açık kaynak ve teknik. Açık kaynak analizinden,
Türkiye'de bunun en popüler uygulama olduğu ve uygulama geliştiricisinin
büyük olasılıkla bir takma ad olan "David Keynes" adını kullandığı
sonucuna varmıştır. Şirkete göre, uygulamanın teknik analizi, ByLock ve
diğer benzer mesajlaşma uygulamaları arasında işlevsellik, kullanım ve
destek açısından birkaç önemli farkı gözler önüne sermektedir.
60. Raporun sonuçları aşağıdaki gibidir:
"5. Sonuçlar
Yapılan analize dayanarak, aşağıdaki sonuçlar çıkarılabilir:
1. ByLock uygulaması dünya çapındaki uygulama mağazalarında yayınlanırken,
uygulamaya yönelik ilgi her yönüyle Türkiye ile sınırlıydı.
2. Türkçenin kaynak kodunda mevcut bulunması bu görüşü pekiştirmektedir.
3.Uygulama mağazalarında, ByLock uygulamasının kendisinden ve diğer açık
kaynaklardan toplanan bilgiler, ByLock'un geliştiricisinin "David Keynes" olduğunu
göstermektedir. Yapılan analize göre, "David Keynes"in bir takma ad olduğu ve
uygulamanın geliştiricisinin gerçek kimliği olmadığı çok muhtemeldir.
4. ByLock uygulaması güvenli bir mesajlaşma platformu olarak tanıtılmıştır, ancak
güvenliğine öncelik veren diğer uygulamalarla karşılaştırıldığında, dikkate değer
farklılıklar gözlemlenmiştir:
a. Telefon numarası veya e-posta adresi bilgisi verme hususunda hiçbir zorunluluk
yoktur.
b. Hicbir sekilde telefon rehberine erişme veya diğer kullanıcıları arama mümkün
değildir, iletişim bilgileri (kullanıcı adı ve diğer bilgiler) başka yollarla paylaşılmak
zorundadır.
c. Uygulama aktif olarak kullanımda olmadığı sürece uygulama için bildirim
gelmemektedir.
5. Uygulamalar işlevsellikleri arasındaki fark göz önünde bulundurulduğunda
ByLock için güvenlik kadar anonimliğin de uygulamanın birincil amacı olduğu
görülmektedir.
6. Uygulamanın tanıtımının yapılmaması, sitede SSS (sıkça sorulan sorular) sayfası
veya kullanım kılavuzu gibi destek hizmetlerinin sunulmaması ve uygulamanın en
16
AKGÜN v. TÜRKİYE
çok kullanıldığı bölgedeki (Türkiye) kullanıcılar için VPN kullanımının gerekli
olması, uygulamanın ve geliştiricinin ticari bir kaygı gütmediği, yani aktif olarak
kullanıcı sayısını artırmayı veya uygulamayı karlı hale getirmeyi amaçlamadıklarını
gösterir.
7. Bu nedenle, ByLock uygulamasının diğer anlık mesajlaşma uygulamalarından
farklı olarak ticari bir başarı amaçlamadığı sonucuna erişilmiştir. İşlevi
kullanıcılarının teşhisini kısıtladığından, açıkça sınırlı bir kullanıcı grubuna hizmet
etmek üzere tasarlandığı anlaşılmaktadır. "
III. İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE YEREL UYGULAMA
A. Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele
Kanunu
61. Terör örgütü üyeliği suçunu cezalandıran Ceza Kanunu'nun 314 §§ 1
ve 2. maddesi şöyledir:
«1. Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla,
silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
2. Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası
verilir. »
62. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesi terör eylemini şu
şekilde tanımlamaktadır:
«
Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit
yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî,
sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,
Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri
yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak
amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden
eylemlerdir.(...) »
63. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ("CMK") tutuklama nedenlerine
ilişkin 100. maddesi şu şekildedir:
« 1. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama
nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.
İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması
halinde, tutuklama kararı verilemez.
2. Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni varsayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran
somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
17
AKGÜN v. TÜRKİYE
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma
(...) »
CMK'nın 100 § 3 maddesinde listelenen belirli suçlar için (“katalog"
suçlar olarak adlandırılan), tutuklama nedenlerinin varlığına ilişkin yasal bir
karine vardır.
CMK'nın 101. maddesi, soruşturma aşamasında savcının talebi üzerine
sulh ceza hakimliği tarafından ve yargılama aşamasında yetkili mahkeme
tarafından re’sen veya savcının talebi üzerine tutuklama kararı verilmesini
öngörmektedir. Tutukluluk kararı verilmesine ve tutuklamanın devamına
ilişkin kararlar, başka bir sulh ceza hakimi veya başka bir mahkeme önünde
temyiz edilebilir. Buna ilişkin kararlar hukuken ve fiilen
gerekçelendirilmelidir.
64.
Tutukluluğun incelenmesine ilişkin CMK'nın 108. maddesi
aşağıdaki şekildedir:
« 1. Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç
otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği
hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100
üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek
suretiyle karar verilir.
2. Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde
şüpheli tarafından da istenebilir.
3. Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının
gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar
arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen karar verir. »
65. CMK'nın 141 § 1 maddesinin ilgili bölümleri şu şekildedir:
« a. Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya
tutukluluğunun devamına karar verilen,
(...)
d. Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna
çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen (...) »
B. İlgili yargısal içtihat
1. Yargıtay içtihatı
66. 24 Nisan 2017 (E.2015/3 K.2017/3) tarihli bir öncü kararda, Yargıtay
16. Ceza Dairesi ("16. Ceza Dairesi"), ilk derece mahkemesi olarak iki
hakime ilişkin FETÖ/PDY üyeliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından
iki mahkumiyet kararı vermiştir. Bu karara varmak için, diğer şeylerin yanı
18
AKGÜN v. TÜRKİYE
sıra, ilgili kişilerin ByLock mesajlaşma uygulamasını kullanmasına
dayanmış ve şunları ifade etmiştir.
67. 16. Ceza Dairesi, 2937 sayılı MİT Kanunu’nun 4 (i) maddesine göre
bu teşkilatın terörle mücadele çerçevesinde istihbarat, bilgi ve verileri
toplamak, depolamak ve analiz etmek ve bunları ilgili makamlara
iletmekten oluşan bir işlev ve idari sorumluluğa sahip olduğunu
hatırlatmıştır. MİT'in bu sıfatla ByLock sunucularının verilerini ve IP
(İnternet Protokolü) adreslerini aldığını ve daha sonra hazırladığı dijital
delilleri ve teknik analiz raporunu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve
Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ilettiğini açıklamıştır. Bu unsurların Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilmesinden sonra, Cumhuriyet savcısı
tarafından birtakım soruşturma işlemleri yürütüldüğünü kaydetmiştir: bunun
üzerine 9 Aralık 2016'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara 4.Sulh
Ceza Hakimliği’ne CMK'nın 134. maddesi uyarınca, MİT tarafından
gönderilen hard disk ve hafıza anahtarı üzerinde analizler yapmak, iki
nüshasını çıkarmak ve transkripsiyonunu yapmak için yetkilendirme talebi
göndermiştir; aynı şekilde, 16 Aralık 2016'da Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden kararlaştırılan soruşturma
işlemlerinin yürütülmesini istemiş, bunun üzerine Emniyet Genel
Müdürlüğü'nün Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi
("KOM") 18 Şubat 2017'de ByLock ile ilgili raporunu hazırlayan kendi
bünyesinde uzmanlardan oluşan bir ekip oluşturmuştur.
68. 18 Şubat 2017 tarihli bilirkişi raporu ve MİT de dahil olmak üzere
çeşitli kurumlardan ilgili teknik alanlara ilişkin talep edilen bilgi notları
ışığında 16. Ceza Dairesi, ByLock'un özelliklerini şöyle açıklamıştır:
uygulama anlık mesaj ve e-posta göndermek, haber grupları oluşturmak,
sesli arama yapmak ve dosya paylaşmak için şifreli bir mesajlaşma
uygulamasıdır; uygulamanın 215.092 kullanıcısı ve 31.886 mesaj grubu
vardır ve 17 milyondan fazla mesaj ve 3 milyondan fazla e-posta alışverişi
yapılmıştır.
69. Daha sonra i) uygulamanın mahiyetini, (ii) uygulamanın ticari
amaçlı olup olmadığının belirlenmesinde uygun gördüğü unsurları, iii)
kullanıcı profili, şifresi çözülen mesajların içeriği ve bu uygulamaya erişim
yollarını, iv) sistemin kullanımına ilişkin kural ve prosedürleri, v) ve üçüncü
şahısların sisteme girme ve kullanma olasılığını açıklamıştır.
70. 16. Ceza Dairesi, ByLock uygulamasının her gönderi için farklı bir
şifreleme anahtarı ile güçlü bir şifrelemeye sahip olduğunu ve asimetrik
şifreleme algoritmaları (açık ve özel anahtar) kullandığını kaydetmiştir.
Yargıtay’a göre, ByLock, yalnızca örgüt üyeleri tarafından kullanılmak
üzere özel olarak tasarlanmış ve özel bir şifreleme yöntemi kullanılarak,
teşhir riski olmadan birbirleriyle iletişim kurmalarına izin vermiştir.
19
AKGÜN v. TÜRKİYE
71. 16. Ceza Dairesi, ByLock uygulamasının, 2014 yılının başından
itibaren Google Play veya Apple Store'dan herkes tarafından ücretsiz olarak
ve daha sonra bir taşınabilir bellekten veya bir üye tarafından sağlanan bir
hafıza kartından veya o üye ile Bluetooth bağlantısı sağlanarak
indirilebileceğini kaydetmiştir.
72. 16. Ceza Dairesi, bir kullanıcı hesabı oluştururken yalnızca kullanıcı
adı ve şifre gerektiğini kaydetmiştir. Ayrıca ByLock'u kullanmanın özel bir
konfigürasyon gerektirdiğini ve uygulamayı indirip tek başına bir hesap
oluşturmanın yeni kullanıcının diğer kayıtlı kullanıcılarla iletişim kurmasına
izin vermediğini de kaydetmiştir: iletişim kurmak için, başka bir
kullanıcıyla iletişim kurmak isteyen kullanıcının kimliğini bu kullanıcıya
iletmesi ve bu kullanıcının da diğer kullanıcıya aynı şekilde bilgilerini
iletmesi gereklidir.
73. 16. Ceza Dairesi, ByLock üzerinden iletişimin, diğer mesajlaşma
uygulamalarından farklı olarak, ancak kullanıcının muhatabına ilişkin
bilgileri bilmesi ve muhatabının da kullanıcının bilgilerini bilmesi
durumunda gerçekleşebileceğinin altını çizerek, hücre benzeri yapılanması
olan terör örgütünün amaçlarına uygun bir şekilde iletişimin kurulmasını
sağladığının altını çizmiştir. Ayrıca, muhatabın cep telefonu numarası veya
adı ve soyadı aracılığıyla, kişinin irtibatlı kişiler arasına eklenmesine izin
verilmediğini, kullanıcı kimliğinin iletilmesinin elzem olduğunu; klasik
uygulamalarla mümkün olan telefon rehberi listesinin mesajlaşma sistemi
ile senkronizasyonunun ByLock'ta olmadığını; ve bu nedenle, bu uygulama
herkes tarafından kullanılamayacağını ifade etmiştir.
74. 16. Ceza Dairesi ayrıca, kullanıcıların neredeyse tamamının FETÖ/
PDY ile ilgili soruşturma veya kovuşturmaya konu olan kişiler olduğunu ve
paylaşımların tamamına yakınının bu örgüte özgü jargonu içerdiğini,
örgütün temas ve faaliyetleriyle ilgili olduğunu kaydetmiştir (toplantı
yerlerinin değiştirilmesi, polis operasyonlarına ilişkin uyarılar, örgüt
mensuplarının saklanabilecekleri yerlerin sağlanması, örgüt mensuplarının
yurt dışına sızması organizasyonu, bağış toplama organizasyonu, görevden
uzaklaştırılan veya ihraç edilen üyeler yararına bağış yapılması, Fetullah
Gülen'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması ve övülmesi, örgüt üyelerini
motive eden metinlerin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen bir ülke
olarak tanıtmayı amaçlayan ve katılım talep eden internet bağlantılarının
ve bu sitelerdeki anketlerin VPN aracılığıyla (Sanal Özel Ağ, uzak
bilgisayarlar arasında doğrudan bağlantı oluşturmamı sağlayan sistem)
paylaşılması, FETÖ/PDY aleyhine yürütülen soruşturma ve kovuşturma
çerçevesinde şüpheli veya sanıkların serbest bırakılması amacıyla FETÖ/
PDY ile bağlantılı olarak yargılanan kişilerin yargılandığı davalarda görevli
hakimlere örgüt liderlerinin verdiği talimat ve bu kişilere avukat bulunması
20
AKGÜN v. TÜRKİYE
polis operasyonları tarafından hedef alınan veya maskesi düşürülen örgüt
üyeleri hakkında bilgi paylaşımı, polis operasyonları tarafından hedef
alınması muhtemel yerlerden kaçınma talimatları, FETÖ/PDY'ye muhalif
görüş bildiren veya buna karşı mücadele eden memurların listelenmesi,
araştırmaya konu olabilecek yerlerde önemli dijital verilerin temizlenmesine
yönelik talimatlar; üyelere dikkatli olmaları, kod adları kullanmaları ve
örgütsel faaliyetlerini ByLock dışında herhangi bir ortamda konuşmamaları
yönünde tavsiyeler; ByLock'un şifresinin çözülmesinden sonra,
kullanımının durdurulması ve iletişimin diğer alternatif mesajlaşma
servislerine aktarılması talepleri ve bu amaçla kimlik ve erişim kodlarının
paylaşılması, örgüt üyesi bireylerin savunmasında kullanılabilecek yasal
metinlerin hazırlanması).
75. 16. Ceza Dairesi, ByLock mesajlaşmalarındaki paylaşımların belirli
bir süre sonra manuel müdahaleye gerek kalmadan otomatik olarak
silindiğini, böylece yazışmaların geçmişine dair hiçbir iz tutulmadığını ve
bu mesajlaşmanın, bir soruşturma veya ceza yargılaması bağlamında bir
cihaza el konulması durumunda, yazışmaların geçmiş verilerine erişimi
engellemek için tasarlandığını da kaydetmiştir.
76. 16. Ceza Dairesi, ByLock'un 46.166.160.137 IP adresli sunucuyu
kullandığını; sunucu yöneticisinin, kullanıcıları tanımlamayı zorlaştırmak
için sekiz IP adresi daha eklediğini; sunucunun Litvanya'da yerleşik "Baltic
Servers" şirketinden kiralandığını ve kiranın anonim bir ödeme yöntemi
(Paysera) üzerinden ödendiğini ortaya çıkarmıştır.
77. 16. Ceza Dairesi, paylaşımların içeriğinin örgütün gizliliğe verdiği
önemi açıkça gösterdiğini ve üyelerinin yurt dışından bir bağlantı gibi
görünmek ve onları tanımlamayı imkansız kılmak için IP adreslerini
maskelemek için VPN kullandıklarından, mesajlaşma uygulamasının
yazılımının bunu doğruladığını ifade etmiştir.
78. 16. Ceza Dairesi, mesajlaşma sisteminin kaynak kodlarının Türkçe
kelimeler kullandığını ve kullanıcı adlarının, grup adlarının ve kodların yanı
sıra hemen hemen tüm paylaşımların içeriğinin de bu dilde olduğunu; mesaj
gruplarının isimleri ve kullanıcı profilleri için FETÖ/PDY jargonunda belirli
terimlerin kullanıldığını; internetteki ByLock ile ilgili araştırmaların
neredeyse tamamının Türkiye'de yapıldığını ve bu uygulamaya ilişkin
internet ortamında yer alan bilgilerin, örgüt lehine yayınlar yapan anonim
hesaplardan yayımlandığını gözlemlemiştir.
79. Son olarak 16. Ceza Dairesi, darbe girişimi sonrası tutuklananların
ifadelerine göre ByLock'un 2014 yılından bu yana FETÖ/PDY üyeleri
tarafından bir iletişim aracı olarak kullanıldığını kaydetmiştir.
80. Bu unsurlar ışığında 16. Ceza Dairesi, aslında ByLock'un, evrensel
mesajlaşma kisvesi altında, sadece silahlı terör örgütü FETÖ/PDY
21
AKGÜN v. TÜRKİYE
mensuplarının kullanımına yönelik bir mesajlaşma sistemi olduğu kanaatine
varmıştır.
81. 16. Ceza Dairesi, iki sanığın ByLock'a sırasıyla 459 ve 405 kez giriş
yaptığını tespit ettikten sonra şu sonuca varmıştır:
«
ByLock haberleşme sisteminde, bağlantı tarihini, bağlantının kurulduğu IP
adresini, belirli bir zaman dilimindeki bağlantı sayısını, iletişimin gerçekleştirildiği
kişileri ve iletişimin içeriğini belirlemek mümkündür. Bağlantı tarihi, bağlantı IP
adresinin bulunması ve belirli bir zaman dilimindeki bağlantı sayısının kurulması,
kişinin özel bir iletişim sisteminin parçası olduğunun tespiti için yeterlidir. İletişimin
yapıldığı kişiler ve bu iletişimlerin içeriğinin tespiti, kişinin yapı (terör örgütü)
içindeki yerinin belirlenmesinde faydalı olabilecek bilgilerdir. Başka bir deyişle,
kişinin örgüt hiyerarşisindeki (örgüt lideri/örgüt üyesi) sıralamasını belirlemeye
olanak sağlayan bilgilerdir.
ByLock iletişim sisteminin silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensupları tarafından
kullanılmak üzere oluşturulduğu ve sadece bu suç örgütü mensupları tarafından
kullanılan bir ağ olduğu somut delillerle sabit olmak kaydıyla, bu ağın üyesi olan
sanıkların ağdaki başka bir kişiyle iletişim kurmuş olması gerekli değildir.
ByLock iletişim sisteminin, yukarıda açıklanan somut delillerle de gösterildiği
üzere, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına yönelik tasarlanmış
ve sadece bu suç örgütünün belirli üyeleri tarafından kullanılan bir ağ olması, örgütün
talimatları üzerine bu ağa üye olur olmaz ve gizliliği koruyarak iletişim kurmak için
kullanımı şüphesiz tam bir kanaat uyandırmaya izin veren teknik verilerle kaydedilir,
böyle bir gözlem kişinin örgütle bağlantısının kanıtını getirir.
Bu itibarla sanığın, ağın özelliğini bilerek (...) sisteme kod ile erişildiği bir dönemde,
çok kez sistemi kullandığı tespit edilmiştir. »
82. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 26 Eylül 2017 tarihli bir kararla 16.
Ceza Dairesi’nin kararını onamıştır.
2. Anayasa Mahkemesi Kararları
a) Aydın Yavuz ve diğerleri kararı (Başvuru no. 2016/22169, 20 Haziran 2017)
83. Aydın Yavuz ve diğerleri kararında Anayasa Mahkemesi Genel
Kurulu oybirliğiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,
başvurucuların kendilerine isnat edilen suçu işlediklerinden, yani anayasal
düzeni yıkmaya çalıştıklarından şüphelenmek için makul gerekçelerin olup
olmadığını incelemiştir. ByLock uygulamasının özellikleri dikkate
alındığında, bir kişi tarafından uygulamanın kullanılmasının soruşturma
makamları tarafından o kişi ile FETÖ/PDY arasında bir bağlantının
varlığının bir göstergesi olarak değerlendirilebileceğine karar vermiştir. Bu
delilin derecesinin söz konusu kişi tarafından bu uygulamanın fiili
kullanımı, kullanım şekli ve sıklığı, irtibatların FETÖ/PDY içindeki yeri ve
önemi ve bu uygulama üzerinden atılan mesajların içeriği gibi faktörlere
bağlı olarak her durumda değişebileceğini değerlendirmiştir. Ayrıca Anayasa
Mahkemesi’ne göre bu mesajlaşma sisteminin özellikleri göz önüne
22
AKGÜN v. TÜRKİYE
alındığında (yukarıda 68-81. paragraflar), soruşturma makamlarının veya
tutuklamaya karar veren mahkemelerin, bu uygulamanın kullanılmasının
darbe girişimi ve FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak yürütülen soruşturmalar
kapsamında suçun işlendiğine dair "güçlü delil" olarak
değerlendirilebileceğini kabul ettiklerinde, asılsız ve keyfi gerekçe
gösterdikleri sonucuna varılamaz.
84. Bu son noktaya ilişkin, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay'ın 24 Nisan
2017 tarihli kararı ile Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19 Ocak 2017
tarihli kararında yer alan ilgili ifadeyi esas alarak ByLock'un özelliklerini
tanımlamıştır. Bu özellikleri şöyle özetlemiştir:
- Uygulama 215.000'den fazla kişi tarafından online iletişim için
kullanılmış, binlerce mesaj grubu oluşturulmuş ve milyonlarca mesaj ve e-
posta alışverişi yapılmıştır;
- Uygulama, gönderilen her mesaj için farklı bir şifreleme anahtarı ile
şifrelemeye izin verecek şekilde tasarlanmış güçlü bir şifreleme sistemine
sahiptir;
- Uygulamanın faaliyetiyle ilgili ödemeler (bir sunucunun ve bir IP
adresinin kiralanması gibi) anonim olarak gerçekleştirilmiştir; uygulamanın
geliştiricisinin önceki faaliyetleriyle ilgili herhangi bir profesyonel referansı
yoktur ve uygulamanın ticari tanıtımı yapılmamıştır; bu nedenle,
uygulamanın kullanıcı sayısını artırmak veya kendisine ticari değer
kazandırmak amacı yoktur; sonuç olarak, bu uygulama kurumsal veya ticari
nitelikte değildir;
- Uygulamanın kaynak kodu, Türkçe dilinde belirli ifadeler içermektedir;
ayrıca, bu uygulama aracılığıyla gönderilen/alınan mesajların şifresi
çözülmüş içeriklerinin neredeyse tamamı ile kullanıcı adlarının, grup
adlarının ve şifrelerin çoğu bu dildedir;
- Türkiye'den uygulamaya erişen kullanıcılar, kimliklerini ve iletişimlerini
gizlemek için VPN üzerinden uygulamaya erişmek mecburiyetinde
kalmışlardır;
- ByLock ile ilgili hemen hemen tüm internet aramaları Türkiye'den
yapılmış ve uygulamaya Türkiye IP adreslerinden erişimin engellenmesiyle
birlikte aramalarda gözle görülür bir artış gözlemlenmiştir;
- FETÖ/PDY lehine yayınlar yapan anonim hesaplar ByLock'a ilişkin
bilgileri internette yaymışlardır;
- çok sayıda kullanıcı tarafından kullanılsa da, ByLock, darbe girişimi
öncesinde Türkiye'de ve yurtdışında kamuoyuna mal olmamıştır;
23
AKGÜN v. TÜRKİYE
- Uygulamayı bir akıllı telefona indirdikten sonra, bu uygulamayı
kullanmak için bir kullanıcı adı/kodu ve güçlü bir kriptografik şifre
oluşturmak gerekmektedir; daha sonra, tüm bu bilgilerin, uygulamanın
sunucusuna şifreli bir şekilde iletilmesi gerekmektedir; bu uygulama, bu
nedenle, kullanıcının bilgi ve iletişim güvenliğinin maksimum düzeyde
korunmasını amaçlamıştır;
- Kullanıcıların kimliğinin tespit edilmesini zorlaştırmak için, ByLock
kullanıcı hesabı oluşturulurken herhangi bir kişisel bilgi talep edilmemiş ve
global ve benzeri ticari uygulamalar için var olanlardan farklı olarak
doğrulama sistemi kullanıcı hesabı (SMS, e-posta vb. ile doğrulama)
öngörülmemiştir;
- Sadece bir hesap oluşturmak, sistemde kayıtlı diğer kullanıcılarla
iletişime izin vermemiş; taraflar ancak yüz yüze görüşme sırasında elde
edilen veya bir aracı (örneğin, bir ulak veya halihazırda kayıtlı bir ByLock
kullanıcısı) aracılığıyla iletilen diğer tarafın kullanıcı adlarını/kodlarını
ekledikten sonra birbirleriyle iletişime geçebilmiş; mesajlaşma ancak her iki
kullanıcı da birbirini kişi olarak ekledikten sonra başlatılabilmiş; uygulama,
örgütün "hücre" tipi yapısına uyarlanmış iletişime izin verecek şekilde
tasarlanmıştır;
- Uygulama üzerinden sesli arama, yazılı mesaj ve e-posta gönderip alma,
dosya aktarımları yapılabilmiş, bu sayede kullanıcıların kurumla bağlantılı
iletişimlerini başka bir iletişim aracına ihtiyaç duymadan
gerçekleştirebilmeleri sağlanmıştır; ByLock aracılığıyla tüm iletişimlerin
alışverişi, uygulama yöneticisinin sistemdeki mesaj gruplarını ve içeriğini
izlemesine ve kontrol etmesine de izin vermiştir;
- ByLock üzerinden gönderilen/alınan mesajlar belirli bir süre geçtikten
sonra kullanımda olan cihazdan manuel müdahaleye gerek kalmadan
otomatik olarak silinmiş; ByLock sistemi, iletişim güvenliği için kullanıcı
silinmesi gereken verileri silmeyi unutsa bile, gerekli önlemler alınacak
şekilde tasarlanmıştır; bu nedenle, cihaz bir soruşturma kapsamında ele
geçirilse bile, uygulamanın kullanıcı listesine ve uygulama üzerinden
geçmiş mesajlara erişim engellenmiştir;
- Sunucu ve iletişim verileri, kullanıcı kimliğini önlemek ve iletişimi
güvence altına almak için ek bir önlem olan uygulama veritabanında şifreli
olarak saklanmıştır;
24
AKGÜN v. TÜRKİYE
- ByLock kullanıcıları da kimliklerini gizlemek için bazı önlemler
almışlar; bunun için mesajlarında ve kişi listelerinde örgüt içindekikod
adlarını, uzun şifreler kullanmışlar;
- Uygulama 2014 yılının başında herkes tarafından indirilebilirken, daha
sonra kullanımı ancak kullanıcıların cihazlarına manuel olarak indirildikten
sonra kullanılması mümkün hale gelmiştir;
- Bu uygulama aracılığıyla gönderilen/alınan mesajların şifresi çözülmüş
içeriklerinin neredeyse tümü, örgütün bağlantıları ve FETÖ/PDY üyelerinin
faaliyetleri ile ilgilidir;
- Mesajlaşma gruplarının isimleri, organizasyon tarafından sıklıkla
kullanılan organizasyonun spesifik jargonu ve "hücre" tipi yapısı ile
tutarlıdır;
- 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ifadesi alınan bazı
şüpheliler, ByLock'un 2014 yılı başından itibaren FETÖ/PDY üyeleri
tarafından bir iletişim aracı olarak kullanıldığını belirtmiştir.
85. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların tutukluluk halleri sırasında ileri
sürülen tutuklama gerekçeleri ve bu tedbirin orantılılığı konusunu ele alarak
incelemesine devam etmiştir. İlk olarak, örgütlü suçlarla ilgili
soruşturmalara benzer şekilde, yetkililerin terör suçlarıyla ilgili
soruşturmaları yürütürken karşılaştıkları zorlukların altını çizmiş ve
Sözleşmeci Devletlerin polis makamlarının örgütlü suçla yeterli tedbirlerle
mücadelede özgürlük ve güvenlik hakkının aşırı güçlük çekmesine neden
olacak şekilde yorumlanmaması gerektiğini değerlendirmiştir. Davanın
genel bağlamı ile ilgili olarak, darbe girişimi sırasında yaşanan ciddi
olayların uyandırdığı bir korku hissinin, darbe girişiminin faili olarak
nitelendirilen FETÖ/PDY'nin yapısının karmaşıklığının, bu örgütün
yarattığı tehdidin, darbe girişimiyle bağlantılı olarak ülke genelinde çok
sayıda suçun işlenmiş olmasının ve çoğunluğu üst düzey görevlerde bulunan
FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğundan şüphelenilen on binlerce memurun
derhal soruşturulması ihtiyacının varlığına dikkat çekmiştir. Anayasa
Mahkemesi’ne göre, bu unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde,
FETÖ/PDY ile ilgili soruşturmaları güvenle yürütmek ve iyi koşullarda delil
toplamak için tutuklama dışındaki tedbirler yetersiz kalabilecektir. Anayasa
Mahkemesi ayrıca FETÖ/PDY üyelerinin darbe girişimi sırasında veya
sonrasında yaşanan kaostan istifade ederek kaçma ve delilleri karartma
riskinin normal zamanlarda işlenen suçlara göre çok daha yüksek olduğuna
karar vermiştir. FETÖ/PDY'nin 150'den fazla ülkede faaliyet gösterdiği
25
AKGÜN v. TÜRKİYE
hemen hemen tüm kamu kurumlarına entegre olduğunu ve bu sayede
üyelerinin yurtdışına kaçmalarını ve orada kalmalarını büyük ölçüde
kolaylaştırabileceğini ifade etmiştir. Kararında, bu bağlamda önemli sayıda
şüphelinin yurtdışına kaçışına atıfta bulunmuştur. Son olarak, genel
bağlamın açıkça otomatik tutuklamayı haklı çıkaramayacağının altını çizmiş
ve FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak yargılananların yaklaşık üçte biri için
yetkililerin tutukluluk tedbirine başvurduğunu gösteren Adalet Bakanlığı
tarafından sağlanan verileri doğrulamaya özen göstermiştir.
b) M.T. (başvuru no. 2018/10424) ve Ferhat Kara kararı (başvuru no.
2018/15231), her ikisi de 4 Haziran 2020'de karar verilmiştir
86. 4 Haziran 2020 tarihinde toplanan Anayasa Mahkemesi Genel
Kurulu, oybirliğiyle kabul edilemezlik kararı ve emsal karar vermiştir.
87. M.T. kararına ilişkin dava, esas olarak ByLock şifreli mesajlaşma
kullandığı için FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen davacının
tutukluluğuna ilişkindir. Anayasa Mahkemesi, iddia edilen suçu işlediğinden
şüphelenmek için makul nedenlerin bulunmadığı gerekçesiyle başvurucu
tarafından yapılan şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu tespit
etmiştir.
Öncelikle FETÖ'nün faaliyetlerini ve özelliklerini kısaca anlatmıştır.
Fetullah Gülen'in kurduğu bir yapı olduğunu ve son yıllara kadar farklı
isimlerle anılan dini bir hareket olarak değerlendirildiğini açıklamıştır.
88.
Anayasa Mahkemesi, söz konusu yapının özellikle kamu
kurumlarında kendi ağını ördüğünü ve aynı zamanda başta eğitim ve dini
olmak üzere sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde
bulunduğunu gözlemlemiştir. Bu faaliyetler çerçevesinde yapının dershane
(sınav hazırlık merkezleri), özel eğitim kurumlarının yanı sıra dernekler,
vakıflar, birlikler, ticaret odaları, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler,
televizyon ve radyo kanalları, internet siteleri ve hastaneleri kontrol ettiğini
ve işlettiğini ve böylece sivil toplumda önemli bir aktör haline geldiğini
sözlerine eklemiştir.
89. Anayasa Mahkemesi, çalışma şekli ve faaliyetleri toplumda tartışma
konusu olan bu yapıyla ilgili olarak 2013 yılından sonra çok sayıda
soruşturma ve kovuşturma yapıldığını belirtmiştir. Bu çerçevede, bu yapının
üyelerinin, bu yapının izlediği hedefler doğrultusunda hareket ederek
delillerin yok edilmesi, kamu kurumlarının ve üst düzey yetkililerin
telefonlarının dinlenmesi, devlet istihbarat faaliyetlerinin ifşa edilmesi ve
kamu hizmeti giriş sınavı sorularını üyelerine dağıtmak gibi eylemlere
giriştiklerini kaydetmiştir. Yüzlerce kişinin bu şekilde yakalandığını ve
tutuklandığını; daha sonra, diğer şeylerin yanı sıra, silahlı terör örgütü
26
AKGÜN v. TÜRKİYE
kuruculuğu, yönetimi veya üyeliği, hükümeti devirmeye teşebbüs etmek ve
hükümetin işleyişini bozmak suçlarından kovuşturma açıldığını
kaydetmiştir. Söz konusu soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin
yürütülmesi sırasında, yetkililer bu yapıyı "Fetullahçı Terör Örgütü" ve/veya
"Paralel Devlet Yapısı" olarak nitelendirmiştir.
90. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, kamuoyunda geniş tartışmalara
yol açan çok sayıda soruşturmanın aslında kamu kurumlarını ve özellikle
silahlı kuvvetleri, bu yapının üyesi olmayan ajanları ve örgütün sivil
toplumdaki çıkarlarına aykırı hareket ettiğinden şüphelenilenleri etkisiz hale
getirme amacını taşıdığının iddia edildiğini belirtmiştir. Söz konusu
usulsüzlükleri işaret ettiğini ve ihlal kararı verdiğini hatırlatmıştır.
91. Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY üyesi olduğu iddia edilen polis ve
hakimler tarafından, siyasiler, yakınları ve kamuoyunca tanınan iş adamları
hakkında yolsuzluk iddiasıyla soruşturma yürütüldüğünü kaydetmiştir.
Kamuoyu tarafından bilinen bu operasyonlar (örneğin 17 ve 25 Aralık 2013
tarihli soruşturmalar), yargı makamlarının yanı sıra kamu yetkilileri
tarafından FETÖ/PDY'nin hükümeti devirmeyi amaçlayan örgütsel bir
soruşturma faaliyeti olarak değerlendirilmiştir.
92. Anayasa Mahkemesi ayrıca 1 ve 19 Ocak 2014 tarihlerinde MİT'e ait
tırların FETÖ/PDY üyesi olduğu iddia edilen kolluk kuvvetleri tarafından
bu yapıyla bağlantılı olduğu tahmin edilen Cumhuriyet savcılarının verdiği
talimat doğrultusunda durdurulup ve arandığını ifade etmiştir. Kamu
makamlarının yanı sıra soruşturma ve yargı makamlarının, istihbari araçlara
müdahale ve aramayı, hükümet üyelerini yargı önüne çıkarmak amacıyla
devletin terör örgütlerine yardım götürdüğü fikrini kamuoyuna yerleştirmeyi
amaçlayan örgütsel bir faaliyet olarak gördüklerini de sözlerine eklemiştir.
93. Anayasa Mahkemesi, 6 Haziran 2016'da Ankara Başsavcılığının
Fetullah Gülen ve yetmiş iki örgüt liderini silahlı terör örgütü kurmak ve
hükümeti devirmeye teşebbüs etmekle suçladığını belirtmiştir. Söz konusu
yapının ulusal güvenliğe yönelik oluşturduğu bu tehdidin Milli Güvenlik
Kurulu ("MGK") tarafından kaydedildiğini de sözlerine eklemiştir.
94. Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz 2016'da Türkiye'nin askeri darbe
girişimiyle karşı karşıya kaldığını ve bunun 19 Temmuz 2018'e kadar
sürecek olağanüstü hal ilanına yol açtığını söylemiştir.
95. Anayasa Mahkemesi, yargısal makamların verdikleri birçok kararda
FETÖ/PDY'yi devleti, toplumu ve vatandaşları ideolojisine uygun olarak
yeniden şekillendirmek ve ülkeyi oligarşik bir grup üzerinden yönetmek
amacıyla devletin anayasal kurumlarını kontrol altına almayı amaçlayan
mevcut kurumsal sisteme paralel olarak yapılanmış bir terör örgütü olarak
değerlendirdiklerini not etmiştir. Yargı makamlarının bu kararlarda FETÖ/
PDY'nin gizlilik, hücre benzeri yapılanma, tüm kamu kurumlarına sızma,
27
AKGÜN v. TÜRKİYE
kendini kutsallaştırma gibi birçok özelliğini kaydettiğini, itaat ve özveri ile
hareket ettiğini ve bu organizasyonun diğerlerinden çok daha zor ve
karmaşık bir yapıya sahip olduğunu sözlerine eklemiştir.
96. Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY'nin gizliliği korumak için aldığı
güvenlik önlemlerinin altını çizerek, bu kapsamda FETÖ/PDY'nin kurucusu
ve lideri Fetullah Gülen'in örgüt üyelerine şu talimatı verdiğini belirtmiştir:
“Hizmet namaz ise, ihtiyat abdestidir. Tedbirsiz hizmet, abdestsiz namaz
gibidir”. Kod adların kullanılmasının da örgütün gizliliği sağlamak için
kullandığı yöntemlerden biri olduğunu kaydetmiştir. Soruşturma ve
kovuşturma makamlarının vardığı sonuçlara göre FETÖ/PDY'nin iletişimde
kullandığı başlıca yöntemin yüz yüze iletişim, bunun mümkün olmadığı
durumlarda ise şifreli programlar aracılığıyla iletişim olduğu tespit
edilmiştir. "Telefonla iletişim kuran herkes hizmete ihanet eder" talimatı
nedeniyle üyelerin örgütsel konularda telefonla iletişim kurmasının
yasaklandığını da sözlerine eklemiştir. Bu nedenle kurumsal iletişimde
kullanılmak üzere güçlü şifreli programlar geliştirildiğini belirtmiştir.
97. Anayasa Mahkemesi, söz konusu mesajlaşmanın, başvurucu üzerine
atılı şüpheler için belirleyici bir temel oluşturup oluşturamayacağına ilişkin
analizinde, ilk olarak ByLock ile ilgili verilerin elde edilme sürecini
Yargıtay 16. Ceza Dairesi gibi incelemiştir (bakınız yukarıda 67. paragraf).
98. Anayasa Mahkemesi daha sonra ByLock'u inceleyen yargı
mercilerinin sadece sisteme kayıt ve örgütsel iletişim amaçlı kullanımını
dikkate aldıklarını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, yargısal makamların
bulgularına göre, yalın indirme eylemi sebebiyle hiç kimsenin
soruşturulmadığını tespit etmiştir.
99. Ardından, ByLock mesajlaşmasının (Aydın Yavuz ve diğerleri
kararında (bakınız yukarıda 83. paragraf) ve Yargıtay'ın (yukarıda 68-81.
paragraflar) yaptığına benzer olarak, indirme yöntemleri, kullanımı ve
özellikleri hakkında ayrıntılı bir açıklama yapmış ve diğerleri arasında
aşağıdaki özelliklere dikkat çekmiştir:
i. ByLock'un ticari olmayan yapısı; kanıtlar, ByLock'un ticari amaçlar
için tasarlanmadığını, bunun yerine sıkı bir anonimlik sağlarken az sayıda
kullanıcıyı hedef aldığını göstermiştir; uygulamanın geliştiricisi hakkında
hiçbir bilgi bilinmemektedir; kurulum kılavuzu yoktur ve indirme işlemi,
uygulama mağazalarından ziyade, birebir görüşmelerde harici bellekler
veya Bluetooth üzerinden yapılmıştır.
ii. Kullanıcıların anonimliğini ve iletişim içeriğini korumak için gelişmiş
yöntemler: son derece kapalı ve şifreli bir devrede mesaj alışverişi;
kullanıcının gerçek kimliği hakkında bilgi talebinde bulunulamaması; güçlü
28
AKGÜN v. TÜRKİYE
bir şifreleme yöntemiyle çevrimiçi iletişimi sağlamak için her mesajın farklı
bir şifreleme anahtarı kullanılarak şifrelenmesi; yurtdışında (Litvanya'da)
kurulu sunucu için birkaç IP adresinin kiralanması; mesajların düzenli
şekilde otomatik olarak silinmesi; ayrıca sunucu ve iletişimle ilgili verilerin
şifreli kaydı; ve Türkiye'den kullanıcıların VPN üzerinden erişme
zorunluluğu.
iii. ByLock'un coğrafi olarak sınırlı kullanımı: Küresel bir uygulama
değildir, kullanıcıların büyük çoğunluğu Türkiye'de ikamet etmektedir;
kaynak kodları Türkçe'deki bazı ifadeleri içermektedir; kullanıcı adlarının,
grup adlarının ve şifrelerin çoğu ile şifresi çözülen mesajların neredeyse
tamamı Türkçedir.
iv. ByLock'un 2014 yılı başından bu yana münhasıran FETÖ/PDY üyeleri
tarafından iletişim aracı olarak kullanıldığına ilişkin söz konusu örgüte
mensup olmakla suçlananların ifadeleri (Anayasa Mahkemesi'nin Ferhat
Kara kararında yaptığı ayrıntılı açıklamalara yapılan atıf mevcuttur).
v. Şifresi çözülen mesajların içeriği: Şifresi çözülen mesajların tamamına
yakını günlük yaşamla ilgili konuları değil, örgütsel iletişimler ve FETÖ/
PDY'nin faaliyetlerine ilişkindir.
100. Bu unsurlar göz önüne alındığında, Anayasa Mahkemesi, evrensel
bir mesajlaşma sistemi kisvesi altında, ByLock'un aslında sadece FETÖ/
PDY mensuplarının kullanımına yönelik bir mesajlaşma sistemi olduğu
yönünde yargı organlarının vardığı sonuçların somut olgulara, maddi ve
teknik verilere dayandığı kanaatindedir. ByLock kullanımının örgütsel bir
faaliyet olarak adlandırılmasının temelsiz veya keyfi bir yaklaşım olarak
kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır.
101. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, Aydın Yavuz ve diğerleri kararında
vardığı sonuçtan ayrılmak için hiçbir neden bulunmadığı kanaatindedir
(bakınız yukarıda 83.paragraf). Bu sonuç ışığında, başvurucunun
tutukluluğunu destekleyen diğer delilleri dikkate almanın gerekli olmadığı
kanaatine varmıştır.
102. Bir kişinin ByLock şifreli mesajlaşma kullandığı için hüküm
giymesine ilişkin Ferhat Kara kararına ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi,
başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetini
reddetmiştir. Başvurucu, ByLock ile ilgili verilerin hukuka aykırı olarak
toplandığını ve bu unsura dayanarak mahkumiyetinin adil yargılanma
hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, kararında
öncelikle FETÖ/PDY ve ByLock uygulamasının özelliklerini ortaya
29
AKGÜN v. TÜRKİYE
koymuştur. Özellikle ilk yüz ByLock kullanıcısının profilleri hakkında bilgi
vermiştir.
- Kullanıcı ID:3, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu'ndan
(TÜBİTAK) bir mühendistir, FETÖ / PDY üyeliği için yargılanmıştır.
- ID:2, ID:3 ve ID:5 için kullanıcı adı olarak Türkçe dede kelimesinin
kullanılması, kullanıcının aynı kullanıcı olduğunu ve Türk olduğunu
göstermiştir.
- ID:4 ve ID:6'nın şifresi samanyolu’dur (örgüt terminolojisinde özel
anlamı olan bir kelime), bu da onların Türk olduklarını göstermektedir.
- Uygulamanın ilk 100 kullanıcısının 53'ü bu aşamada tespit edilmiş olup,
bu 53 kullanıcıdan 15'i polis istihbarat birimlerinde görev yapan ve yasadışı
dinleme ile ilgili davalardan yargılanan eski polislerdir.
- Mesajların şifresinin çözülmesi, kullanıcı ID:49'un Fetullah Gülen'in
özel sekreteri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kullanıcılar ID:63 ve ID:100 ise
polis teşkilatının içine sızmış olanlardan sorumlu olmak suçlamasıyla
yargılanmışlardır.
103. Anayasa Mahkemesi, ilk yüz kimlikle ilgili verilerin analizinin,
ByLock'un en başından beri örgüt üyeleri tarafından geliştirildiğini ve
kullanıldığını gösterdiğini tespit etmiştir. Ayrıca kararında belirli mesajların
içeriğini de bildirmiştir.
104.
Anayasa Mahkemesi ayrıca, söz konusu örgütün gizli
yapılanmasına üye oldukları gerekçesiyle soruşturma ve/veya kovuşturmaya
konu olan 8.723 eski güvenlik kuvvetleri mensubundan 5.922'sinin ByLock
kullanıcısı olduğunun tespit edildiğini kaydetmiştir.
105. Özellikle Anayasa Mahkemesi, söz konusu örgüte üye olmakla
suçlanan veya hüküm giyen kişilerin, örgüt içindeki faaliyetleri kapsamında
ByLock üzerinden paylaştıkları mesajlardan uzun pasajlar aktarmış ve
kararında, bu uygulamanın örgütsel yapısını gösteren tanık veya
şüphelilerden alınan çok sayıda ifadeyi nakletmiştir.
IV. TÜRKİYE TARAFINDAN YAPILAN SÖZLEŞMENİN ASKIYA
ALINMASI BİLDİRİMİ
106. 21 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye'nin Avrupa Konseyi Daimi
Temsilcisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne aşağıdaki askıya alma
(derogasyon) bildirimini iletmiştir (çevirisi Türk makamları tarafından
sağlanmıştır):
« Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin aşağıdaki bildirimini iletiyorum.
30
AKGÜN v. TÜRKİYE
15 Temmuz 2016'da Türkiye Cumhuriyeti'nde demokratik yollarla seçilmiş hükümeti
ve anayasal düzeni yıkmak için geniş çaplı bir darbe girişimi düzenlendi. Bu alçak
girişim, Türk devleti ve birlik ve beraberlik içinde hareket eden halklar tarafından
engellenmiştir. Darbe girişimi ve sonuçları ile diğer terör eylemleri, güvenlik ve kamu
düzenine yönelik ciddi tehditler oluşturmuş ve insan hakları ve temel özgürlüklerin
korunmasına ilişkin Sözleşme'nin 15. maddesi anlamında ulusun yaşamına yönelik bir
tehdit oluşturmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti, ulusal mevzuata ve uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak
yasaların öngördüğü gerekli önlemleri almaktadır.
Bu kapsamda, 20 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Anayasa
(madde 120) ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca üç aylık bir süre için
olağanüstü hal ilan etmiştir (madde 3/1 b). (...)
Karar Resmi Gazete'de yayımlanarak 21 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır. Böylece olağanüstü hal bu tarihten itibaren
yürürlüğe girmiştir. Bu süreçte, alınan önlemler, Sözleşme'nin 15. Maddesi uyarınca
kabul edilebilir olan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin
Sözleşme'den kaynaklanan yükümlülüklerden sapmayı içerebilir.
Bu nedenle, bu mektubun Sözleşme'nin 15. maddesinin amaçları doğrultusunda bilgi
oluşturduğunu vurgulamak isterim. Sayın Genel Sekreter, Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti bu amaçla alınan tedbirler konusunda sizi tam olarak bilgilendirecektir.
Hükümet, önlemlerin uygulanması sona erdiğinde sizi bilgilendirecektir.
(...)»
107. Sözleşme’nin askıya alınması bildirimi, olağanüstü halin sona
ermesinden sonra 8 Ağustos 2018'de geri çekilmiştir.
2.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. TÜRKİYE'NİN SÖZLEŞMEYİ ASKIYA ALMASINA İLİŞKİN ÖN
SORUN
108. Hükümet, Sözleşme'nin 15. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi
Genel Sekreteri'ne 21 Temmuz 2016 tarihinde tebliğ edilen Sözleşme’nin
askıya alınması bildirimini göz önünde bulundurarak başvurucunun
şikayetlerini incelemenin uygun olacağını belirtmiştir. Bu bağlamda,
Türkiye’nin, 15. madde uyarınca Sözleşme’yi askıya alma hakkını
kullanmış olmakla birlikte, Sözleşme'nin hükümlerini ihlal etmediğini
değerlendirmektedir. Bu itibarla, askeri darbe girişiminin yarattığı riskler
nedeniyle ulusun varlığını tehdit eden bir olağanüstü hal oluştuğunu ve bu
tehlikeye karşı ulusal makamlar tarafından alınan tedbirleri durumun
kesinlikle gerektirdiğini ileri sürmektedir.
109. Hükümet, söz konusu zamanda tutukluluğa alternatif tedbirlerin
açıkça yetersiz olması nedeniyle, tutuklama koruma tedbirinin
31
AKGÜN v. TÜRKİYE
kullanılmasının kaçınılmaz olduğunu özellikle ileri sürmektedir. Öyle ki,
Hükümet’e göre, FETÖ/PDY mensubu olduğundan veya FETÖ/PDY'ye
yardım ve destek sağladığından şüphelenilen birçok kişinin ülkeden çıkış
yasakları olmasına rağmen kaçmıştır. Bu nedenle, Hükümet’in nazarında,
darbe girişiminden sonra Türkiye'deki durum göz önüne alındığında, bu
kişilerin tutukluluğu uygun ve orantılı olan tek seçimdir.
110. Başvurucu, Sözleşme'nin 15. maddesinin Sözleşme kapsamındaki
yükümlülükleri askıya almanın, mevcut olayda yerine getirilmemiş bir koşul
olan yalnızca "durumun gerektirdiği ölçüde" izin verdiğini ifade ederek
cevap vermiştir.
111. Mahkeme, mevcut başvurunun konusu olan başvurucunun
tutukluluğunun, olağanüstü hal döneminde gerçekleştiğini
gözlemlemektedir.
112. Mahkeme, Mehmet Hasan Altan v. Türkiye davasında (Başvuru no.
13237/17, § 93, 20 Mart 2018), Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda
benimsediği mülahazalar ve elindeki tüm unsurlar ışığında, askeri darbe
girişiminin, Sözleşme anlamında "ulusun varlığını tehdit eden bir genel
tehlikenin"in mevcudiyetini ortaya çıkarmış olduğuna karar verdiğini
hatırlatmaktadır. Bu durumda alınan tedbirlerin, durumun gerektirdiği
ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklere uygun olarak
alınıp alınmadığına ilişkin olarak, başvurucunun şikayetlerinin -aşağıda
yapacağı gibi - esasına ilişkin bir incelemenin gerekli olduğu kanaatindedir.
II. HÜKÜMET TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İTİRAZLAR
113. Hükümet, Mahkeme'yi, CMK'nın 141. maddesinde öngörülen
tazminat yoluna başvurunun kullanılmaması nedeniyle, Sözleşme'nin 5.
maddesi kapsamındaki şikayetleri reddetmeye davet etmiştir.
114. Mahkeme, Sözleşme'nin 35. maddesinin yalnızca etkili ve mevcut
hukuk yollarının tüketilmesini gerektirdiğini, yani başvurucuya şikayetlerini
tazmin edebilecek ve makul bir başarı beklentisi sunabilecek erişilebilir
yasal yolların tüketilmesini gerektirdiğini yinelemektedir (diğerlerinin yanı
sıra bakınız, Sejdovic v. İtalya [BD], Başvuru no. 56581/00, § 46, CEDH
2006 II).
115. Mevcut davada Mahkeme, başvurucunun Sözleşme'nin 5. maddesi
kapsamındaki şikâyetlerini anayasa şikâyeti bağlamında sunduğuna dikkat
çekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu şikayetlerin esasını incelemiş ve 15
Aralık 2017 tarihli kararında açıkça esastan yoksun oldukları gerekçesiyle
kabul edilemez bulmuştur (bakınız yukarıda 20-23. paragraflar).
32
AKGÜN v. TÜRKİYE
116. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin Türk yargı sistemindeki yeri ve
yetkisini göz önünde bulundurarak ve bu şikayetler hakkında yüksek
mahkemenin vardığı sonucu dikkate alarak CMK'nın 141. maddesine
dayanan bir tazminat talebinin başarı şansının olmadığı ve hala olmayacağı
kanaatindedir (bu doğrultuda bakınız, Pressos Compania Naviera SA ve
diğerleri v. Belçika, 20 Kasım 1995, § 27, A serisi no. 332 ve Carson ve
diğerleri v. Birleşik Krallık [BD], no.42184/05, § 58, CEDH 2010 ve yakın
zamanda Baş v. Türkiye, Başvuru no.66448/17, § 121, 3 Mart 2020). Sonuç
olarak Mahkeme, başvurucunun tazminat için bu hukuk yolunu kullanmakla
yükümlü olmadığı kanaatindedir.
117. Bu nedenle, Hükümet'in bu noktada sunduğu itirazı reddetmektedir.
III. SÖZLEŞME'NİN 5 §§ 1 VE 3 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
118. Başvurucu, iddia edilen suçun işlendiğine, yani yasadışı bir örgüte
üye olduğuna, dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren delillerin
yokluğunda tutuklandığından şikayet etmektedir. Tutuklama kararının
gereği gibi gerekçelendirilmediğinisavunmakta ve eleştirmektedir.
Başvurucuya göre bu karar, kuvvetli şüphenin varlığına dair somut bir delil
veya hakim tarafından kabul edilen tutuklama nedenlerinin varlığını teyit
eden herhangi bir olgusal veri içermemektedir. Başvurucu, Sözleşme’nin 5.
maddesine dayanmaktadır.
119.
Mahkeme, bu şikayetlerin, mevcut davada ilgili bölümleri
aşağıdaki şekilde ifade edilen Sözleşme'nin 5 §§ 1 ve 3 maddesi
kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir:
«
1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve
yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inan- dırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç
işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini
doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere
yakalanması ve tutulması;
(...)
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan
herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu
görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da
yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada
hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir. »
120. Hükümet, başvurucunun iddiasına itiraz etmiştir.
33
AKGÜN v. TÜRKİYE
A. Başvurucunun bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul
nedenlerin bulunmadığı iddiası
1. Tarafların iddiaları
a) Başvurucu
121. Başvurucu, darbe girişiminin tümüyle aydınlatılmadığını ileri
sürmekte ve AKP ("Adalet ve Kalkınma Partisi", iktidar partisi) hükümetini
TBMM Meclis Araştırma Komisyonu'nun bu olayın ayrıntılarını
aydınlatmasını engellemekle suçlamaktadır. Başvurucuya göre AKP, bir
yandan FETÖ/PDY ile geçmişteki işbirliğini öne çıkarılmasından diğer
yandan bu "kontrollü" girişimin bir tiyatro olduğunun ortaya
çıkarılmasından korkmaktadır. Hükümetin, muhalefet partilerinin FETÖ/
PDY'nin siyasiler arasındaki bağlantılarını araştırma girişimlerini
reddettiğini iddia etmiştir.
122. Başvurucu, daha sonra 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde siyasi
iktidara yakın kişilere, üst düzey yetkililere ve işadamlarına yönelik
gerçekleştirilen yolsuzlukla mücadele operasyonlarının, yetkililer tarafından
Hükümet’e karşı bir eylem olarak görüldüğünü ve bundan dolayı FETÖ/
PDY’nin suçlandığını açıklamıştır. Yargı makamları tarafından, bu olayın
kendisinin şikayetçi olduğu bu yürütülen ceza yargılamaları bağlamında
belirleyici bir olgu olarak kabul edildiğini ifade etmektedir. Bu tarihlerden
itibaren FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olarak kabul edildiğinden, ancak
kendisine göre bu yapının herhangi bir silahlı faaliyette bulunmadığından ve
bu yapıya hiçbir güç veya şiddet kullanımının isnat edilemeyeceğinden
şikayet etmektedir.
123. Başvurucu, terör suçunun belirleyici unsuru olan cebir ve şiddet
kullanımının ilk kez 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sırasında ortaya
çıktığına işaret etmektedir. Bu tarihten önce mahkeme kararıyla FETÖ/
PDY'ye atfedilebilecek, cebir ve şiddet içeren herhangi bir eylemin
kaydedilmediğini söylemektedir. Bu nedenle darbe girişiminden önce
Gülenci hareketle bağlantılı kişiler aleyhinde ceza takibatı yapılması ve
özgürlüklerinden yoksun bırakılması, kendisine göre Sözleşme'ye aykırı
olacaktır. Başvurucu bu hususta Milli Güvenlik Konseyi’nin 30 Ekim
2014-26 Mayıs 2016 tarihleri arasında aldığı kararlarda FETÖ/PDY'nin
adının veya silahlı terör örgütü ifadesinin geçmediğini belirtmektedir
(bakınız yukarıda 39-40. paragraflar).
124. Başvurucu ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (2008/9-82 K.
2008/181) 24 Haziran 2008 tarihli kararında 3713 sayılı Terörle Mücadele
Kanununun 1. maddesi anlamında terör eylemi ve terör örgütü
bulunmadığını açıklamaktadır [Bu karar, Fetullah Gülen aleyhine açılan ve
34
AKGÜN v. TÜRKİYE
3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinde yapılan ve terör suçunun oluşturulması
için cebir ve şiddet kullanılmasını öngören değişikliğin ardından, önce
infazın ertelenmesi, sonra beraat ile sonuçlanan ceza davasıyla ilgilidir].
125. Başvurucu, daha sonra, iddia edilen suçun işlenmesine ilişkin güçlü
şüphelerin varlığının yeterince kanıtlanmadığını ileri sürmektedir.
Başvurucuya göre, tutuklanmasının temel nedeni darbe girişimidir.
Başvurucu, tutukluluğunun yalnızca iddia edilen ByLock kullanımına
dayandığını gözlemleyerek, objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek hiçbir
olgu veya bilginin bulunmadığından şikayet etmektedir.
126. Başvurucu, ByLock kullanıcısı olduğu suçlamasını reddetmektedir.
Tutuklanmasının ByLock mesajlaşmasını kullandığı iddiasına dayandığını
ve adının MİT tarafından hazırlanıp gönderilen ByLock kullanıcı listesinde
bulunduğunu kaydederek bu iddiaya etkili bir şekilde itiraz edebilmesi için,
MİT tarafından hazırlanan ve ByLock sunucusundan elde edilen tüm
verileri içeren bir sabit diskin ve hafıza çubuğunun bir kopyasının kendisine
verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bunun, çekişmeli yargılama ve
silahların eşitliği ilkelerinin bir gereği olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,
ne kendisinin ne de başka bir şüpheli veya sanığın şimdiye kadar bu nihai
karara etki eden delilin bir kopyasını aldığından şikayet etmektedir.
127. Başvurucu, cep telefonundan ByLock sunucusuna bağlanmakla
suçlandığını kaydetmektedir. Söz konusu bağlantıları belirleyen yetkili
makamın BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) olduğunu ifade
etmektedir. BTK'nın bir çalışanı hakkında verilerin tahrif edilmesi ve
güvenilir olmamaları sebebiyle suç duyurusunda bulunduğunu
belirtmektedir. Başvurucunun bu iddiayı desteklemek için sunduğu belge,
BTK'nın eski çalışanlarından biri hakkında telefon operatörleri tarafından
iletilen 10 Aralık 2014 tarihinden önceki verilerin ve kayıtların imha
edilmesi ve değiştirilmesi nedeniyle cezai işlem başlatılması talebine
ilişkindir. Bu belgeden, söz konusu görevli hakkında FETÖ/PDY ile
bağlantılı olduğu iddiasıyla ceza soruşturması başlatıldığı anlaşılmaktadır.
128. Başvurucu ayrıca, ByLock kullanmakla suçlandığı sırada Gülenci
hareketin bir terör örgütü olarak tanınmadığına da dikkat çekmektedir.
Dolayısıyla tutukluluğu, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal etmiş
olacaktır.
129. Başvurucu, ByLock'u kullanma suçlamasını reddederken, bu tür bir
kullanımın vicdan hürriyeti ve ifade özgürlüğü kapsamına gireceğinin
açıklığa kavuşturulmasının faydalı olacağı kanaatindedir. Aynı zamanda
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri'nin bir beyanına da atıfta
bulunmaktadır.
35
AKGÜN v. TÜRKİYE
b) Hükümet
130. Hükümet, söz konusu tutuklamaya yol açan şüphelerin,
başvurucunun itiraz etmediği ByLock kullanımına dayandığını açıklamıştır.
ByLock'un FETÖ/PDY üyeleri arasında bir iletişim aracı olarak hizmet
ettiğini iddia etmektedir. Bu nedenle Hükümet’e göre, başvurucunun bu
uygulamayı kullandığı tespit edildikten sonra FETÖ/PDY üyeliğine ilişkin
kuvvetli bir şüphe oluşmuştur. Hükümet, bu şikayetin, başvurucunun yaptığı
ve reddedilen bireysel başvurusu bağlamında Anayasa Mahkemesi
tarafından incelendiğini eklemiştir. Sözleşme'nin 15. maddesine atıfta
bulunarak, darbe girişiminden sonra devam eden durum göz önüne
alındığında, kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmuş olması, örgütün
gizliliğe dayanması ve ülke genelinde soruşturmaların devam etmesi
nedeniyle başvurucunun tutukluluğunun haklı olduğunu ileri sürmektedir.
131. Hükümet, başvurucunun tutuklanmasına karar veren Ankara 9.Sulh
Ceza Hakimliği’nin başvurucunun durumunu dikkatle incelediğini ve
kararını usulüne uygun olarak gerekçelendirdiğini ileri sürmüştür.
132. Daha sonra çeşitli bilirkişi raporlarına ve Yargıtay ve Anayasa
Mahkemesi kararlarına dayanılarak (bakınız yukarıda 41-60. paragraflar)
Hükümet, Mahkeme'nin dikkatini ByLock'un FETÖ/PDY tarafından örgüt
içinde gizli iletişimin sağlanması amacıyla geliştirildiğini ve küresel bir
uygulama adı altında münhasıran FETÖ/PDY üyeleri tarafından
kullanıldığını gösteren ByLock'un özelliklerine ilişkin bir açıklamaya
çekmek ve bu uygulamanın diğer mesajlaşma uygulamalarına göre
farklılıklarını belirtmek istemiştir.
133. Hükümet’e göre, ByLock'un belirli bir amaç ve hedeflenen bir
grubun ihtiyaçları için tasarlandığını gösteren unsurlarından bazıları
şunlardır: uygulamanın cep telefonunda yer alan kişiler listesi ile senkronize
edilmemesi; uygulamanın kendi içinde veya uygulamanın indirildiği cep
telefonunun kişiler listesinden diğer ByLock kullanıcılarını aranamaması;
bir arkadaş eklemeden önce kullanıcı adını/şifreyi bilme zorunluluğu - bu
nedenle kullanıcılar önceden yüz yüze iletişim kurmalı veya görüşmelidir -;
arkadaş ekle sayfasında "takma ad" adlı bir bölümün varlığı; ve son olarak,
kullanıcılar tarafından kullanılan takma adların ağırlıklı olarak örgüt
üyelerinin kod adları olduğu hususu.
134.
Hükümet ayrıca aşağıdaki kanıtların ByLock'un evrensel bir
mesajlaşma sistemi olmayı amaçlamadığı ve kapalı bir grup tarafından
kullanılmak üzere tasarlandığı sonucunu desteklediğini düşünmektedir:
kullanım kılavuzu,yorumlar veya sıkça sorulan sorularla ilgili bir sayfanın
olmaması; resmi bir makam tarafından verilen bir sertifika yerine tercih
edilen kendinden imzalı bir sertifika; uygulama önceden haber
36
AKGÜN v. TÜRKİYE
verilmeksizin aniden çalışmayı bıraktığında internet üzerinde kullanıcılar
tarafından paylaşılan şikayet veya yorumların olmaması; uygulamanın
kullanımını zorlaştıran özellikleri; tanımlanan kullanıcıların çoğununu Türk
olması veya Türkiye'den gelmesi; kaynak kodlarında Türkçe ifadelerin
bulunması; ve son olarak uygulamanın darbe girişiminden önce kamuoyu
tarafından bilinmemesi. Hükümet ayrıca ByLock'un ilk 100 kullanıcısına
ilişkin bulguları da vurgulamaktadır.
135. ByLock'un örgütsel mahiyetine gelince, Hükümet, bilirkişi
raporlarının ve başta yüksek mahkemeler olmak üzere yargısal makamlarca
verilen çok sayıda kararın, uygulamanın FETÖ/PDY örgütü tarafından
kullanılmak üzere geliştirildiğine işaret ettiğini hatırlatmaktadır. Bu
bağlamda darbe girişiminden sonra ifadesi alınan şüpheli veya sanıkların
ByLock'un niteliğini teyit ettiğini ifade etmektedir. Şifresi çözülen
mesajlaşmaların yalnızca örgüt içindeki dahili iletişim ve faaliyetleriyle
ilgili olduğunu da eklemektedir.
136. Hükümet daha sonra ByLock ile kullanıcı sayısını artırmayı ve
kullanıcı dostu işlevler sunmayı amaçlayan diğer anlık mesajlaşma
uygulamaları arasındaki önemli farkları sıralamaktadır. Hükümet’e göre
ByLock uygulaması ticari amaçlı değildir. İfade edildiğine göre
geliştiricisinin, anonimliğe dayalı olarak kapalı bir grup içinde sınırlı
kullanım istediği bildirilmiştir. Hükümet bu nedenle geliştirici hakkında
mevcut bilgi eksikliğinin ve anonimliği koruyan işlemler yoluyla yapılan
sunucu kiralama ödemelerinin altını çizmektedir. ByLock'un yaygın olarak
kullanılan mesajlaşma uygulamalarının aksine kolay ve hızlı işlevsellik
sunan bir uygulama olmadığını iddia etmeye devam etmektedir. Aksine,
ByLock sisteme entegrasyon ve diğer kullanıcılarla iletişim sürecini
karmaşıklaştırmıştır. ByLock, kişilerin senkronizasyonuna veya kişiler
arasında ByLock kullanıcılarının tanımlanmasına izin vermemiştir. Ayrıca,
kayıt sırasında kullanıcıdan bir cep telefonu numarası veya e-posta
istenmemiştir. Bu sayede kullanıcı doğrulama kodu veya link göndererek bir
hesaba bağlanmamış ve böylece sisteme isimsiz bir kayıt işlemi yapılmıştır.
Kullanıcı kimliğini önlemek için parolayı kurtarmanın veya kullanıcıyı
doğrulamanın hiçbir yolu bulunmamaktadır. Ek olarak, ByLock'un, üçüncü
şahısların uygulamayı bulmasını veya gelen mesajları kullanıcının isteği
dışında okumasını önlemek için yalnızca uygulama açıkken (aktif olarak
kullanıldığında) mesaj ve bildirimleri alacak şekilde tasarlandığı
bildirilmektedir. Ayırt edici unsurlar arasında Hükümet, ByLock'un
kullanıcılarını VPN üzerinden bağlantı kurmaya zorladığını, uygulama
mağazalarında indirilmesini yasakladığını ve unutulan bir şifrenin
kurtarılmasına izin vermediğini de belirtmektedir. Bunlar, kullanıcıların
37
AKGÜN v. TÜRKİYE
kimliklerinin ifşa edilmesini engelleyebilecek başka yollar olarak
değerlendirilmektedir.
137. Hükümet, ByLock'un niteliğine ilişkin olarak, özellikle Anayasa
Mahkemesi ve Yargıtay olmak üzere yargısal makamların vardığı sonuçları
teyit etmiştir: ByLock, küresel bir uygulama görüntüsü altında, aslında
FETÖ/PDY üyeleri tarafından özel olarak tasarlanmış ve kullanılmıştır,
böylece FETÖ/PDY soruşturmalarıyla bağlantılı olarak verilen tutuklama
kararlarında suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin olduğu sonucuna
varılmasına imkan verecektir.
138. ByLock kullanımının delil niteliğindeki değerini ve tutuklama
amacıyla kuvvetli bir şüphe yaratılmasına izin verip vermediği sorusunu
değerlendirme hususunda, yerel mahkemelerin Mahkeme'den daha iyi
konumda olduklarını hatırlatarak Hükümet, yerel mahkemelerin bulgularını
ve sonuçlarını dikkate almamanın ikincillik ilkesine aykırı olacağı
kanaatindedir.
139. Daha spesifik olarak şüphelerin dayandırıldığı delillerin neler
olduğu sorusuna ilişkin Hükümet, Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliği'nin,
başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediğine dair güçlü
şüphelerin varlığını, başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğu tespitine
dayandırdığını belirtmiştir. Sulh ceza hakimliğine sevk yazısında,
Cumhuriyet savcısının ByLock kullanımını vurgulayarak başvurucunun
tutuklanmasını talep ettiğini; hakimin, ise ByLock kullanım raporu da dahil
olmak üzere soruşturma dosyasındaki belgelere dayanarak başvurucunun
FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenmek için makul sebepler olduğuna
karar verdiğini gözlemlemektedir. Başvurucunun ByLock kullandığı
tespitine dayanarak tutuklanmasına itiraz etmediğini belirtmiştir.
140. MİT'in ByLock'a ilişkin delil elde etmesi konusunda Hükümet,
demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla
organize suç ve terör örgütleri gibi son derece karmaşık yapılarla etkin bir
şekilde mücadele edebilmek için istihbarat servislerine başvurmanın
gerekliliğini ve meşruiyetini savunmaktadır. Mahkeme’nin içtihatlarında,
doğası gereği adi suçtan farklı olan terör suçunun özel bir kategoriye
girdiğini kabul ettiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme’nin terör suçları
alanındaki makul şüphelerin değerlendirilmesine ilişkin içtihadını ortaya
koyduktan sonra (Sher ve diğerleri v. Birleşik Krallık, Başvuru no. 5201/11,
CEDH 2015 (extraits), Murray v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, A serisi
no.300 A ve Klass ve diğerleri v. Almanya, 6 Eylül 1978, A serisi no. 28),
Mahkeme'nin, terörle mücadelede gizli bilgilerin kullanılmasının gerekli
olduğunu ve organize terörün vatandaşların yaşamları ve bir bütün olarak
demokratik toplum için bir tehdit oluşturduğunu kabul ettiğini
belirtmektedir.
38
AKGÜN v. TÜRKİYE
141. Hükümet ayrıca, Europol ve Eurojust tarafından ortaklaşa yürütülen
ve suç şebekeleri tarafından yaygın olarak kullanılan şifreli bir telefon ağı
olan EncroChat'i ortadan kaldırmayı amaçlayan bir soruşturmanın
bulgularına da atıfta bulunmaktadır.
142. Hükümet ayrıca, devletin vatandaşlarını terör tehdidi karşısında
koruma konusundaki pozitif yükümlülüğü göz önüne alındığında (Tagayeva
ve diğerleri v. Rusya, Başvuru no. 26562/07 ve diğer 6 karar, 13 Nisan 2017
ve Dujardin v. Fransa, Başvuru no. 16734/90, 2 Eylül 1991 tarihli
Komisyon kararı), devlet istihbarat teşkilatlarının silahlı terör örgütü FETÖ/
PDY'nin ulusal güvenliğe yönelik oluşturduğu tehdidi yakın bir tehlike
olarak gördüğünü ve ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli tedbirleri aldığını
hatırlatmak istemektedir. Yetkili makamların, terörle başa çıkmak için
gerekli önleyici tedbirleri almadan önce bir terör saldırısının
gerçekleşmesini beklemelerinin gerekmediğini hatırlatmaktadır (A. ve
diğerleri v. Birleşik Krallık [BD], Başvuru no. 3455/05, § 177, CEDH
2009). Nitekim Hükümet’e göre, 15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ/
PDY'nin ulusal güvenliğe yönelik oluşturduğu tehdidin ne kadar büyük
olduğuna ve daha önceden alınan tedbirlere rağmen milletin varlığını ve
bütünlüğünü yok etme tehdidinde bulunan ciddi bir tehlikeye nasıl yol
açtığına ışık tutmaktadır.
143. Hükümet açısından i) darbe girişimi sonrasında olağanüstü hal ilan
edilmiş olması, ii) kamu makamlarının terör suçlarına ilişkin soruşturmaları
yürütürken karşılaştıkları büyük güçlükler, iii) FETÖ/PDY'nin yapısının
karmaşıklığı, iv) arz ettiği tehlike, v) soruşturmanın açıldığı ve yürütüldüğü
dönemin kendine has özellikleri, vi) başvurucunun adaletten kaçma riski, vi)
ve başvurucunun istihbarat dairesinde eski bir polis memuru olarak statüsü
dikkate alındığında 9. Ankara Sulh Ceza Hakimliği'nin kararı adil ve
meşrudur ve başvurucunun herhangi bir delil olmaksızın keyfi olarak
tutuklandığı söylenemez. Başka bir deyişle, tutukluluğun dayandırıldığı
delil ve bilgiler objektif bir gözlemciyi tatmin edecek niteliktedir.
144. Hükümet, darbe girişiminden önce ByLock uygulamasının
varlığının kamuoyu tarafından bilinmediğini açıklamaktadır. Bununla
birlikte, 15 Temmuz 2016 (bu girişimin tarihi) ile 17 Ekim 2016
(başvurucunun tutuklandığı tarih) arasında, FETÖ/PDY üyelerinin
ByLock'u kullandıklarının adli ve idari soruşturmalarda ortaya çıktığını,
soruşturmaya konu olan birçok kişinin bu uygulamanın gerçek mahiyetini
itiraf ettiğini ve birçok şüpheli bu uygulamayı kullanmaktan dolayı zaten
tutuklanmış olduğunu ifade etmektedir. Sonuç olarak Hükümet, çeşitli
olguların, başvurucunun tutuklanmasına karar veren Ankara 9. Sulh Ceza
Hakimliği'nin ByLock'un mahiyeti ve işlevleri hakkında yeterli bilgiye
sahip olduğunu gösterdiğini değerlendirmektedir.
39
AKGÜN v. TÜRKİYE
145. İlk olarak Hükümet, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 24 ve 31
Ağustos 2016 tarihli yargı mensuplarını meslekten ihraç eden kararlarında
(bakınız yukarıda 31-36. paragraflar), ByLock'un örgütün dahili iletişimi
için kullanılan şifreli bir uygulama olduğunu belirttiğini kaydetmiştir. Bu
kararların başvurucunun tutuklanmasından önce verildiğini ve umumi
olduğunu vurgulamak istemektedir. Başvurucunun tutuklanmasına karar
veren sulh ceza hakiminin, ByLock uygulamasının örgüt içi şifreli iletişimin
sağlanması amacıyla FETÖ/PDY üyeleri tarafından münhasıran
kullanıldığına dair bilgisi olduğu sonucuna varmıştır.
146. Hükümet ayrıca, başvurucunun tutuklanmasından önce ülke
genelinde FETÖ/PDY hakkında soruşturma başlatıldığına dikkat çekmiştir.
Şüphelilerin ifadelerinde, örgüt liderlerinin ByLock şifreli mesajlaşmanın
kurulmasını ve örgütün dahili iletişimi için kullanılmasını talep ettiğini itiraf
ettiği ve/veya ifade ettiği bildirilmiştir. Bu bağlamda Hükümet,
başvurucunun tutuklanmasına karar veren 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin
içinde bulunduğu Ankara Adliyesi'nde de çok sayıda şüphelinin ifadesinin
alındığını ve bu ifadelerin ByLock'un niteliğini ortaya çıkardığını
vurgulamaktadır. Hükümet Ankara Adliyesi'ndeki soruşturmalarla ilgili
olarak alınan çok sayıda ifadeyi ibraz etmiştir.
147. Hükümet ayrıca birçok şüphelinin yine başvurucunun tutukluluk
tarihinden önce ByLock uygulamasını kullandıkları için FETÖ/PDY üyesi
oldukları gerekçesiyle tutuklandığını açıklamıştır. Başka bir deyişle,
tutuklamaya karar vermeye yetkili sulh ceza hakimlikleri, ByLock
mesajlaşma sistemi kullanıcısı olmanın FETÖ/PDY'ye üye olma suçunun
işlenmesine ilişkin kuvvetli şüphe oluşturduğunu dikkate almışlardır. Bu
bağlamda Hükümet, Ankara Adliyesi’nde çeşitli sulh ceza hakimlikleri
tarafından verilen çeşitli tutuklama emirlerini ibraz etmiştir. Bu nedenle,
Hükümet, bir sulh ceza hakiminin, bir şüphelinin ByLock uygulamasını
kullandığı hakkında bilgisi varsa FETÖ/PDY üyeliğine ilişkin kuvvetli
şüphe olduğu sonucuna varılabildiği kanaatindedir
148. Son olarak Hükümet, aynı dönemde (15 Temmuz 2016 - 17 Ekim
2016), ByLock'un niteliğine ilişkin bilgilerin medya tarafından geniş çapta
yayıldığını not etmektedir. Bildirildiği üzere toplumda ByLock
uygulamasının sadece söz konusu örgütün üyeleri tarafından kullanıldığına
dair yaygın bir kanaat söz konusudur. Hükümet, örgüt üyelerinin
açıklamalarının ve tutuklama kararlarının basına da yansıdığını eklemiştir.
Hükümet, medyada yayılan bilgilere ilişkin örnekler sunmaktadır. Böylece
ByLock'un mahiyeti, darbe girişiminden hemen sonra kamuoyuca bilinir
hale gelmiştir.
149. Ayrıca yargısal makamlarca alınan ifadeler, tutuklama kararları,
gerekçeli ve kamuya açık kararlar ile basına yansıyan bilgiler ışığında,
40
AKGÜN v. TÜRKİYE
Hükümet, başvurucunun tutuklandığı tarihte, Ankara 9. Sulh Ceza
Hakimliği de dahil olmak üzere tüm yargısal makamların ByLock
uygulamasının i) FETÖ/PDY tarafından üyelerinin kullanımı için
geliştirilmiş olduğunun, ii) diğer evrensel mesajlaşma uygulamalarından
önemli farklılıkları olduğunun, iii) örgüte bağlı olmayan bir kişi tarafından
kullanılamayacağının, (iv) ve çok sayıda şüpheli ve tanığın ByLock'un
örgütsel amaçlarla kullanıldığını ifade ettiğinin farkında olduğunu
değerlendirmektedir. Başka bir deyişle, Hükümet, başvurucunun
tutuklandığı tarihte, ByLock mesajlaşma uygulamasının niteliğinin,
başvurucunun tutuklanmasına karar veren sulh ceza hakimliği de dahil
olmak üzere, kamu ve yargısal otoriteler tarafından yeterince bilindiğini
savunmaktadır.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
150. Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında şikayetin açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabul edilemezlik gerekçesine
rastlamadığını tespit eden Mahkeme, şikayeti kabul edilebilir ilan
etmektedir.
a) Konuya ilişkin ilkeler
151. Mahkeme, mevcut davada olduğu gibi, 5 § 1 (c) maddesi
kapsamındaki bir özgürlükten yoksun bırakmanın, ilgili kişinin bir suç
işlediğinden şüphelenmek için makul nedenler varsa yasal olduğunu
yinelemektedir (Jėčius v. Litvanya, Başvuru no. 34578/ 97, § 50, CEDH
2000 IX). Tutuklamanın dayandırılması gereken şüphelerin "makullüğü",
Sözleşme'nin 5 § 1 (c) maddesinin sağladığı teminatın temel bir unsurudur
(yukarıda anılan Baş, § 170).
152. Makul şüphelerin varlığı, objektif bir gözlemciyi, söz konusu
kişinin kendisine isnat edilen suçu işlemiş olabileceğine ikna edebilecek
olguların veya bilgilerin varlığını varsaymaktadır. Ancak neyin makul
olarak değerlendirilebileceği koşulların tümüne bağlıdır (Fox, Campbell ve
Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A serisi no.182, O'Hara
v. Birleşik Krallık, Başvuru no. 37555 / 97, § 34, CEDH 2001X).
153. Ayrıca, 5 § 1 maddesinin c) bendinin, polisin yakalama sırasında
suçlamada bulunmak için yeterli kanıt topladığını koşul olarak
gerektirmediğini de gözlemlenmektedir. Şüpheye yol açan olguların, ceza
soruşturması sürecinin bir sonraki aşamasında meydana gelen bir
mahkumiyeti haklı çıkarmak veya suçlamada bulunmak için gerekli
olanlarla aynı düzeyde olmak zorunda değildir (Brogan ve diğerleri v.
Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 53, A serisi no.145-B ve Murray v.
Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A serisi no.300-A; bakınız, son olarak,
41
AKGÜN v. TÜRKİYE
Selahattin Demirtaş v. Türkiye (no.2) [BD], Başvuru no. 14305/17, § 315,
22 Aralık 2020).
154. Mahkeme’den bir bireyin tutuklandığı sırada, objektif bir
gözlemciyi ikna etmek için yeterli nesnel unsurların bulunup bulunmadığını
doğrulaması istendiğinde, Mahkeme bunu, o tarihte mevcut olan ve
tutuklamaya karar vermeye yetkili yargıcın değerlendirmesine sunulan
olgular ve bilgiler ışığında yapmalıdır (bakınız, kıyasen, Baş, yukarıda
anılan, § 184). İkincisi, makul şüphelerin varlığını, yalnızca tutukluluk
tarihinde mevcut olan ve dosyaya girmiş veya en azından kendisine sunulan
olgular veya bilgiler temelinde değerlendirebilmektedir.
155. Ulusal yargıcın makul şüphelerin varlığına kanaat getirebilmesi için,
ilgili bağlamda söz konusu eylemi veya ihmali vurgulayarak ve tespit edilen
olgular ile iddia edilen suç arasındaki bağlantıyı açıklayarak kendisine
sunulan unsurların bireyin işlediğinden şüphelenilen eylem veya ihmali
spesifik şekilde belirtmesi gerekir.
156. Dahası, şüphelerin makul olması için, nesnel doğrulanabilir olgular
veya bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir (Kavala v. Türkiye,
Başvuru no. 28749/18, §§ 136-137, 10 Aralık 2019). Belirli bir açıklama,
bilgi veya somut bir şikayet olmaması durumunda, belgelerde ve kararlarda
yer alan belirtilmemiş "dosyadaki belgelere" muğlak ve genel atıflar,
başvurucunun yakalanması ve tutuklanmasına neden olduğu iddia edilen
şüphelerin "inandırıcılığını" haklı çıkarmak için yeterli kabul edilemez
(bakınız, kıyasen, Ilgar Mammadov v. Azerbaycan, Başvuru no. 15172/13, §
97, 22 Mayıs 2014).
157. Benzer şekilde, olgusal yönüne ek olarak, 5 § 1 (c) maddesi
anlamında “şüphelenmek için makul nedenlerin” varlığı, atıfta bulunulan
eylemlerin, makul şekilde,
ilgili mevzuatın suç davranışına ilişkin
bölümlerinden birinin kapsamında olduklarının kabul edilebilmesini
gerektirmektedir. Dolayısıyla, bir tutukluya isnad edilen fiiller veya olgular,
gerçekleştikleri tarihte suç teşkil etmemişse, makul bir şüphe olmadığı
barizdir (bakınız Selahattin Demirtaş (no.2), yukarıda anılan, § 317 ve
yukarıda anılan Kavala, § 128).
158. Mahkeme, Fox, Campbell ve Hartley davasında (yukarıda anılan, §
32), terörle ilgili suçların soruşturması ve kovuşturulmasının doğasında
bulunan zorlukların, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılan şüphelerin
“makullüğünü” her zaman geleneksel suçlarla aynı kriterlere göre
değerlendirmeyi imkansız hale getirdiğine karar vermiştir. Ancak,
Mahkeme'nin gözünde terör suçuyla mücadele ihtiyacı, “inandırıcılık”
kavramının Sözleşme'nin 5 § 1 c) maddesinde güvence altına alınan
güvencenin özünü baltalayacak ölçüde genişletilmesini haklı kılamaz (a.g.,
§ 32). Sonuç olarak, bu bağlamda bile, Mahkeme'nin görevi, mevcut
42
AKGÜN v. TÜRKİYE
davada, başvurucunun tutukluluğu sırasında ilgili kişinin, savcılık tarafından
isnat edilen suçları işlemiş olabileceği konusunda objektif bir gözlemciyi
ikna etmek için yeterli unsurların bulunup bulunmadığını tespit etmektir.
Bunun için, söz konusu tedbire karar veren yargısal makamların
incelemesine sunulan ve ilgili zamanda mevcut olan olgular ve bilgiler
ışığında bu tedbirin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir
(Selahattin Demirtaş (no. 2), yukarıda anılan, § 317). Dahası, Mahkeme
makul şüphelerin varlığını, yalnızca tutukluluk tarihinde mevcut olan ve
dosyaya girmiş veya en azından dikkatlerine sunulan olgular veya bilgiler
temelinde değerlendirebileceğini yinelemektedir.
b) Söz konusu ilkelerin davaya uygulanması
159.
Mahkeme, FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen
başvurucunun 17 Ekim 2016'da tutuklandığını ve ardından 6 Haziran
2017'de iddianamenin kabul edildiğini gözlemlemiştir. Cumhuriyet savcısı,
Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesine dayanarak silahlı terör örgütüne üye
olmaktan mahkûmiyetini talep etmiştir. Tarafların verdiği bilgiye göre,
davası halen Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde derdesttir.
160. Mahkeme, kendisine isnat edilen suçu işlemiş olabileceğine objektif
bir gözlemciyi ikna edebilecek hiçbir kanıt bulunmadığını ileri süren
başvurucunun tutumunu dikkate almaktadır. Başvurucu özellikle, ByLock'u
kullanmış olduğu iddiasının tutukluluğunu haklı çıkaramayacağını ileri
sürmektedir.
161. Bu şikayet hakkında karar vermesi istendiğinde Mahkeme,
yukarıdaki 154-158. paragraflarda belirtilen ilkeleri dikkate alarak,
başvurucunun tutukluluğu sırasında konu olan şüphelerin “makul” olduğunu
gösteren nesnel bilgilerin bulunup bulunmadığını belirlemek için ilgili tüm
koşulları dikkate almalıdır.
162. Sonuç olarak, bu durumda Mahkeme'nin görevi, başvurucunun
tutukluluğu sırasında, savcılık tarafından kendisine isnat edilen suçu işlemiş
olabileceğine tarafsız bir gözlemciyi ikna etmek için yeterli kanıt olup
olmadığını doğrulamaktır.
163. Bunu yapmak için Mahkeme üç aşamalı bir analiz
gerçekleştirecektir. İlk olarak, başvurucunun ByLock'u kullandığı
iddiasının, kendisine atfedilen şüphenin tek dayanağı olup olmadığını
belirleyecektir. Ardından, ByLock kullanımının bir kişinin soruşturma
makamları ve Türk mahkemeleri tarafından darbe girişimini önceden
tasarlayan silahlı terör örgütü olarak kabul edilen bir yapı olan FETÖ/PDY
örgütüne üye olduğundan şüphelenmek için makul bir sebep oluşturup
oluşturmayacağını inceleyecektir. Bu adımın bir parçası olarak,
43
AKGÜN v. TÜRKİYE
başvurucunun tutuklanmasına karar veren Ankara 9. Sulh Ceza
Hakimliği'nin o sırada ByLock mesajlarının niteliği hakkında yeterli bilgiye
sahip olup olmadığı incelenecektir. Bu nedenle, yukarıda 154. paragrafta
belirtilen ilkelere uygun bir şekilde, incelemesinin başlangıç noktası olarak
ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen tutuklama kararını alarak,
başvurucunun tutuklanmasını haklı kılabilecek makul şüphelerin bulunup
bulunmadığını incelemesi gerekecektir. Son olarak, başvurucunun ByLock
kullandığından makul şekilde şüphelenmek için yeterli kanıt olup
olmadığını doğrulayacaktır.
i. Başvurucunun tutukluluğu sırasında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden
şüphelenilen deliller
164. Mahkeme, başvurucunun tutuklanması kararının, başvurucunun
silahlı terör örgütüne, yani FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediğine dair
kuvvetli şüphe bulunduğunu gösteren somut deliller olduğunu belirttiği
ancak herhangi bir unsura değinmediğini kaydetmiştir. Ancak, sulh ceza
hakimi tarafından duruşması sırasında başvurucuya sorulan soruların,
kendisinin ByLock uygulamasını kullanmakla suçlandığını açıkça ima
ettiğini not etmektedir (bakınız yukarıda 13. paragraf). Mahkeme aynı
zamanda, sulh ceza hakimi önüne çıkarılmadan hemen önce Cumhuriyet
savcısı tarafından yapılan sorgusu sırasında, başvurucuya ByLock'u
kullandığı iddiasıyla ilgili özel sorular sorulduğunu kaydetmektedir.
165. Mahkeme ayrıca, Hükümet’in başvurucunun tutuklanmasına yol
açan şüphelerin, yalnızca ByLock kullanımına ilişkin bulguya dayandığını
ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Başvurucu, diğer yandan, bu tezi
doğrulamaktadır: başvurucuya göre, tutukluluğunun ardındaki şüphe,
yalnızca ByLock'u kullandığı iddiasına dayanmaktadır.
166. Bu nedenle Mahkeme, başvurucunun ByLock mesajlaşma sistemini
kullanımına ilişkin tespitin, tutuklandığı esnada, Sözleşme'nin 5 § 1 (c)
maddesi anlamında FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediğinden
şüphelenme sebebini oluşturan tek kanıt olduğunu kabul etmeye hazırdır.
ii. Tutukluluk sırasında, ulusal yargıç ByLock mesajlaşma uygulamasının doğası hakkında
yeterli bilgiye sahip miydi?
167. Mahkeme, en başından beri, başvurucuya isnat edilen menfur
faaliyetlerin organize suç teşkil ettiğinin akılda tutulması gerektiğini
kaydetmiştir. Genel olarak ve mevcut davada müteakip incelemesine halel
getirmeksizin Mahkeme, bir bireyin, bir suç örgütü tarafından özel olarak
tasarlanmış ve münhasıran bu örgütün iç iletişimi amacıyla kullanılan şifreli
bir mesajlaşmayı kullandığını doğrulayan elektronik kanıt kullanımının,
44
AKGÜN v. TÜRKİYE
örgütlü suçla mücadele için çok önemli bir araç teşkil edebileceğini
değerlendirmektedir (bakınız, kıyasen, Labita v. İtalya [BD], Başvuru no.
26772/95, § 159, ECHR 2000IV, İlyas Yaygın v. Türkiye (k.k), Başvuru no.
12254/20, § 42, 16 Şubat 2021). Bu nedenle, bu tür kanıtlar, bu kişinin
böyle bir örgüte mensup olduğunu güçlü bir şekilde gösterebildiği ölçüde,
bir kişinin tutuklanmasını başlangıçta yasal olarak destekleyebilir. Bununla
birlikte, bir şüpheyi haklı çıkarmak için bu tür unsurların münhasır bir temel
olarak kullanılması, belirli sayıda hassas problemler doğurabilir, çünkü
doğası gereği bu tür kanıtların toplanması için uygulanan prosedür ve
teknolojiler karmaşıktır ve bu nedenle ulusal yargıçların kanıtların
g e r ç e k l i ğ i n i , d o ğ r u l u ğ u n u v e b ü t ü n l ü ğ ü n ü b e l i r l e m e
kabiliyetleriniazaltabilir. Böyle bir hususun şüpheli üzerindeki şüphenin
yegane veya münhasır dayanağını oluşturması halinde ulusal mahkemenin,
iç hukuka göre olası delil değerini dikkatlice değerlendirmeden önce bu
husus hakkında yeterli bilgiye sahip olması gerekir.
168.Davanın olgularına dönülürse Mahkeme, başvurucuya isnat edilen
tek olgunun, yetkililerin beyanlarına göre, ByLock'u kullanmış olması
olduğunu kaydetmiştir. Yukarıda vurgulandığı gibi (paragraf 154), bir
kişinin tutuklandığı sırada, objektif bir gözlemciyi ikna etmek için yeterli
unsurların bulunup bulunmadığını doğrulaması istendiğinde bunu, ilgili
zamanda mevcut olan ve tutuklamaya karar vermeye yetkili hakime sunulan
olgular ve bilgiler ışığında yapmalıdır. Bunun için ByLock uygulaması
üzerinde taraflarca ortaya konulan bilgilerin uygunluğunun incelenmesi
gerekmektedir.
169. Mahkeme, ByLock kullanıcısı olduğu suçlamasını kesin bir şekilde
reddeden başvurucunun, Mahkeme’nin ek beyan talebine rağmen, bu
mesajlaşma uygulamasının niteliği hakkında hiçbir bilgi vermediğini
kaydetmiştir. Öte yandan Hükümet, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun çeşitli
kararlarını, bilirkişi raporlarını, yüksek mahkemelerce verilen kararları ve
FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalar
kapsamında dinlenen zanlıların ifadelerini kendilerine iletmiştir (bakınız
yukarıda 31-36, 41-60, 66-105 ve 147-148. paragraflar). Ancak Mahkeme
yalnızca başvurucunun tutukluluğu öncesindeki unsurları dikkate
alabilmektedir. Burada hatırlanmalıdır ki, bir kişinin tutuklandığı sırada,
objektif bir gözlemciyi iddia edilen suçu işlemiş olabileceğine ikna
edebilecek yeterli nesnel unsurların mevcut olup olmadığının doğrulanması
istendiğinde Mahkeme ilgili zamanda, yani tutuklanma tarihinde mevcut
olan ve söz konusu tedbiri emreden yargısal makamların incelemesine
sunulan olgu ve bilgileri dikkate almalıdır (Baş, yukarıda anılan § 184;
ayrıca bakınız yukarıda 154 ve 158. paragraflar). Dolayısıyla, başvurucunun
tutuklandığı tarihteki şüphelerin “makullüğünü” tespit etmek için Mahkeme,
45
AKGÜN v. TÜRKİYE
bu tarihten sonra elde edilen delilleri incelemeyecektir (bakınız, aynı
şekilde, yukarıda anılan Alparslan Altan, § 139 ve Baş, yukarıda anılan, §
186).
170. Mahkeme ayrıca Hükümet'in yukarıda belirtilen (bakınız yukarıda
146-147. paragraflar) FETÖ/PDY ile ilgili olarak ülke çapında yürütülen
soruşturmalarda dinlenen ve bir kısmı Ankara Adliyesi’nde yer alan
zanlıların ifadelerine dayandırıldığı argümanını da not almaktadır. Hükümet
bu durumdan, ByLock mesajlaşma uygulamasının niteliğinin başvurucuyu
tutuklamaya karar verdiğinde 9. Ankara Sulh Ceza Hakimliği tarafından da
yeterince bilindiği sonucunu çıkarmıştır. Ancak, Mahkeme'nin görüşüne
göre, bu unsurlar dikkate alınamaz: bunlar aslında dava dosyasının dışında
kalan ve resmi olarak hakimin dikkatine sunulmuş olarak kabul
edilemeyecek unsurlardır (bakınız, kıyasen, Muhammed ve Muhammed v.
Romanya [BD], Başvuru no. 80982/12, § 172, 15 Ekim 2020).
171. Ayrıca, mevcut dava bağlamında Hükümet tarafından sunulan
ByLock'un özelliklerine ilişkin mahkeme kararları veya diğer bilgilere
ilişkin olarak, Mahkeme, bunların çoğunun başvurucunun tutuklanmasından
sonra verildiğini veya oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Kuşkusuz bu, tam
anlamıyla iddia edilen suçla ilgili yeni bir olgu olmamakla beraber, bunlar
tek bir kanıt parçasının, yani ByLock şifreli mesajlaşma uygulamasının
özellikleri hakkında bilgi sağlayan yargı kararları ve bilirkişi raporlarıdır.
Özellikle yüksek mahkemelerin kararları, bu mesajlaşma sisteminin sadece
ticari olmayan yapısı ve coğrafi olarak sınırlı kullanımı gibi özellikleri
hakkında çok fazla bilgi sağlamakla kalmayıp aynı zamanda, söz konusu
örgüte ait olmakla suçlanan bu mesajlaşma sistemini kullanan kişilerin
ifadelerinin içeriği ile şifresi çözülen mesajların içeriği hakkında (yukarıda
83-105. paragraflar) bilgi sağlamaktadır. Ancak, başvurucunun
tutuklanmasından sonra sunulan veya elde edilen bu karar veya raporlar, 17
Ekim 2016 tarihinde sulh ceza hakimi söz konusu tutuklamaya karar
verdiğinde açıkça mevcut değildir. Tarihsiz rapora ilişkin olarak (bakınız
yukarıda 41. paragraf), dosyada bu belgenin aynı hakimin
değerlendirmesine sunulduğuna dair hiçbir şey yoktur. Bu bağlamda,
yukarıda belirtildiği gibi (bakınız yukarıda 169.paragraf) Mahkeme,
yalnızca tutukluluk sırasında mevcut olan ve söz konusu tutukluluğu
emreden hakimin incelemesine sunulan bilgileri dikkate alabilmektedir.
172. Ancak Mahkeme, HSYK'nın 24 ve 31 Ağustos 2016 tarihlerinde
FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğundan şüphelenilen yargı mensuplarının
görevden alınmasına ilişkin kararlarına belirli bir ağırlık verilmesini uygun
görmektedir (bakınız yukarıda 31-36. paragraflar). Nitekim HSYK'nın
kararlarında bu örgütün yargı kurumlarında yürüttüğü faaliyetleri
aktardığını, kendisine atfedilen usulsüzlüklere dikkat çektiğini ve
46
AKGÜN v. TÜRKİYE
ByLock'un mahiyetinde bir tespitte bulunduğunu gözlemlemektedir: bu
uygulamanın örgüt üyeleri tarafından dahili iletişimleri için kullanılan şifreli
bir iletişim sistemi olduğunu söylemektedir. HSYK bu bulguyu, yetkililer
tarafından kendisine sağlanan bilgilerden, yani örgüt üyeleri tarafından
kullanılan şifreli programlar aracılığıyla yapılan iletişimlerin içeriğinden,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca sağlanan bilgi ve belgelerden ve bu
üyeler hakkında açılan ceza soruşturmaları çerçevesinde görülen hakim ve
savcıların duruşma tutanaklarından çıkarmıştır.
173. Bu iki HSYK kararının belirli bir ilgisi olsa da, her iki kararın da
Hükümet’in iddia ettiği gibi söz konusu örgüt içinde gizli iletişimi sağlamak
için ByLock şifreli mesajlaşmanın münhasıran FETÖ/PDY üyeleri
tarafından kullanıldığını göstermediği açıktır. Mahkeme burada, ilke olarak,
yalnızca şifreli bir iletişim aracını indirmenin veya kullanmanın veya
iletilen mesajların özel mahiyetini korumak için farklı bir koruma yoluna
başvurma durumunun kendi başına, yasa dışı veya suç teşkil eden bir
faaliyet olduğuna dair objektif bir gözlemciyi ikna etmek için bir unsur
oluşturamayacağını vurgulamak istemektedir. Aslında, şifreli bir iletişim
aracının kullanımı, ancak kullanıcısının bir suç örgütüne üye olduğundan
şüphelenmek için makul bir nedenin olduğuna ikna edebilecek nitelikteki,
örneğin iletilen mesajların içeriği veya değiş tokuş edildikleri bağlam gibi,
kullanımıyla ilgili diğer unsurlar tarafından desteklendiğinde objektif bir
gözlemciyi, kullanıcısının bir suç örgütüne üye olduğundan şüphelenmek
için makul bir nedenin olduğuna ikna edebilecek kanıtlar hakkında
konuşmak mümkündür. Ayrıca, bu tür bir kullanım hakkında ulusal hakime
sunulan bilgiler, hakimin söz konusu mesajlaşmanın aslında yalnızca bir suç
örgütü üyelerinin kullanımına yönelik olduğu sonucuna varmasına izin
verecek şekilde yeterince spesifik olmalıdır. Ancak, söz konusu davada bu
unsurlar eksiktir.
174. HSYK'nın kararları ışığında Mahkeme, Ankara 9. Sulh Ceza
Hakimliği’nin 17 Ekim 2016'da başvurucunun tutuklu yargılanmasına karar
verdiğinde, ByLock'un niteliğine ilişkin olarak, uygulamanın münhasıran
FETÖ/PDY örgütü mensupları arasında dahili iletişim amacıyla
kullanıldığına karar vermek için yeterli bilgiye sahip olmadığını
değerlendirmektedir. Aynı şekilde, tutukluluk emri ve diğer ilgili kararlarda,
başvurucu ait şüpheyi haklı çıkarabilecek başka hiçbir olgu veya bilgi
ortaya konulmamıştır (bakınız yukarıda 16. ve 17. paragraflar).
175.
Bu bağlamda, Mahkeme, mevcut davada verilen tutuklama
emrinden sulh ceza hakiminin, CMK'nın 100. maddesinin hangi
hükümlerinin bu madde anlamında "kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren
somut deliller" içerdiğini belirtmeksizin ilgili maddeden alıntı yapmakla
yetindiğinin ortaya çıktığını gözlemlemektedir. Mahkeme'ye göre, bu
47
AKGÜN v. TÜRKİYE
hükmün ifadelerine ve hatta dosyadaki belgelere yapılan muğlak ve genel
atıflar, bir yandan dosyanın unsurlarının bireyselleştirilmiş ve somut bir
değerlendirmesinin, diğer yandan da başvurucu üzerindeki şüpheleri haklı
çıkarabilecek bilgilerin veya diğer tür unsurların veya doğrulanabilir
gerçeklerin yokluğunda, başvurucunun tutukluluğunun temelini oluşturduğu
varsayılan şüphelerin “makullüğünü” haklı çıkarmak için yeterli görülemez
(bakınız, benzer bir yaklaşım için Ilgar Mammadov, yukarıda anılan, § 97,
Alparslan Altan, yukarıda anılan § 142 ve Baş, yukarıda anılan § 190).
176. Ayrıca, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin tutukluluk emri üzerine
yaptığı denetim, başvurucunun tutukluluk kararına karşı yaptığı itirazı, bu
kararda herhangi bir yanlışlık bulunmadığı gerekçesiyle reddettiği ölçüde
(bakınız yukarıda 17. paragraf) yukarıda belirtilen noksanlığı
giderilememiştir. Aynı durum, başvurucunun tutukluluğu sırasında
üzerindeki şüpheyi haklı çıkarmak için 6 Haziran 2017'de sunulan
iddianameye atıfta bulunarak -yani başvurucunun gözaltına alınmasından
çok sonra yapılmış bir eyleme- başvurucunun bireysel başvurusunu
reddeden Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme için de
geçerlidir (bakınız yukarıda 21. paragraf).
iii. Başvurucunun ByLock kullandığından makul şekilde şüphelenmek için yeterli kanıt var
mıydı?
177. Yukarıda ulaştığı sonuca göre (bakınız 174 ve 176. paragraflar),
Mahkeme ilke olarak ikinci soruya cevap aramanın gereksiz olacağı
kanaatindedir. Ancak, mevcut davadaki önemi göz önüne alındığında,
Mahkeme böyle bir analiz yapmaya karar vermektedir.
178. Mahkeme, dosyadan da anlaşılacağı üzere, başvurucunun FETÖ/
PDY'ye üye olma suçunu işlediğinden şüphelenilmesine neden olan yegane
unsurun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan başvurucunun, bu
iletişim aracının aktif bir kullanıcısı olduğunu gösteren ByLock kırmızı
listesinde yer aldığının tespiti olduğunu hatırlatmaktadır. Ancak bu,
yetkililerin neye dayanarak ve özellikle hangi verilerden böyle bir sonuca
vardığı konusunda herhangi bir belirti veya açıklama içermeyen soyut bir
sonuçtur. Dolayısıyla bu belge, dayandığı temel verileri içermemektedir ve
bu verilerin nasıl derlendiğine dair bilgi sağlamamaktadır. Haliyle, ulusal
mahkemeler, yazarı bilinmeyen bu basit, tarihsiz, tek sayfalık belgeye
dayanmışlardır (bakınız yukarıda 14. paragraf).
179. Mahkeme burada yukarıda belirtildiği gibi (155 ve 156.
paragraflar), makul şüpheler hakkında karar vermesi istenen hâkime sunulan
unsurların belirli olması gerektiğini ve bu hususların, söz konusu eylemi
veya ihmali vurgulamanın yanı sıra tespit edilen olgular ile iddia edilen ihlal
48
AKGÜN v. TÜRKİYE
arasındaki bağlantıyı açıklayarak, bireyin işlediğinden şüphelenilen eylemi
veya ihmali açıkça ortaya koymaları gerektiğini tekrar etmektedir. Ayrıca,
şüphenin makullüğünü haklı çıkarmak için incelemeye sunulan unsurların
belirli beyanlara, bilgilere veya şikayetlere dayanması gerekmektedir.
180. Ancak Mahkeme, başvurucunun ByLock'u kullandığına ilişkin
belgenin, bu haliyle, başvurucunun bu iddia edilen faaliyetinin tarihlerini,
sıklığını belirtmediği veya bununla ilgili diğer detayları içermediğini
dikkate almaktadır. Ayrıca, ne bu belge ne de tutuklama emri, başvurucunun
bu iddia edilen faaliyetinin terör örgütü üyeliğine nasıl işaret edeceğini
açıklamaktadır.
181. Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda belirtilen diğer unsurların veya
bilgilerin yokluğunda (173 ve 179. paragraflar), sadece başvurucunun
ByLock kullanıcısı olduğunu belirten söz konusu belgenin, tek başına
objektif bir gözlemciyi başvurucunun gerçekten de ByLock'u kendisine
isnat edilen suçu teşkil edebilecek bir şekilde kullanmış olduğu konusunda
ikna edebilecek makul şüphelerin varlığını gösteremeyeceği kanaatindedir.
iv. Sonuç
182. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, Hükümet'in başvurucunun
tutuklu yargılandığı tarihte, 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin elinde bulunan
delillerin, Sözleşme'nin 5. maddesinin gerektirdiği "makul şüphe" ölçütünü
karşılayamadığı ve bu nedenle, objektif bir gözlemciyi, başvurucunun
tutuklandığı iddia edilen suçu işleyebilmiş olacağı hususunda ikna
edebileceğini kanıtlayamadığı sonucuna varmıştır.
183. Olağanüstü hal süresince tutukluluğun dayandırılması gereken
şüphelerin “makullüğü” kavramına ilişkin olarak Mahkeme, başlangıçta,
mevcut şikayetin, dar anlamda, olağanüstü hal sırasında alınan istisna bir
önlemi içermediğini gözlemlemektedir. 9. Sulh Ceza Hakimliği, olağanüstü
hal sırasında değiştirilmemiş bir hüküm olan CMK'nın 100. maddesi
uyarınca, başvurucunun terör örgütü üyeliğinden tutuklu yargılanmasına
karar vermiştir. Dolayısıyla, ilgili kişinin tutuklanmasına, olağanüstü hal
ilanından önce yürürlükte olan ve ayrıca halen geçerli olan mevzuata
dayanılarak karar verilmiştir (bakınız, diğerleri arasında, Baş, yukarıda
anılan, § 197).
184. Elbette, 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin ardından
Türkiye'nin karşılaştığı zorluklar, Mahkeme'nin mevcut davada
Sözleşme'nin 5. maddesini yorumlarken ve uygularken kesinlikle dikkate
alması gereken bağlamsal bir unsurdur. Ancak bu durum, yetkililerin
Sözleşme'nin 5.maddesi uyarınca şüphenin inandırıcılığına ilişkin 5 § 1 (c)
maddesinin asgari koşullarını yerine getiren yeterli olgusal temel olmaksızın
49
AKGÜN v. TÜRKİYE
olağanüstü hal süresince bir kişinin tutuklanmasına sınırsız karar verme
yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Gerçekten de, bir tutuklama
tedbirinin dayandırılması gereken şüphelerin “makullüğü”, Sözleşme'nin 5 §
1 (c) maddesinin sunduğu korumanın temel bir unsurunu oluşturmaktadır
(Alparslan Altan, yukarıda anılan, §§ 147-149, Baş, yukarıda anılan, §§
199-200). Bu koşullarda, itiraz edilen tedbir, durumun kesinlikle
gerektirdiği bir tedbir olarak kabul edilemez. Aksi bir sonuca varmak,
özgürlükten yoksun bırakmayı içeren önlemleri haklı çıkaran şüphelerin
inandırıcılığına ilişkin 5 § 1 (c) maddesinin asgari koşullarını geçersiz
kılacaktır ve Sözleşme'nin 5. maddesinde izlenen amaca aykırı olacaktır.
185. Bu nedenle Mahkeme, başvurucunun, tutuklandığı esnada, bir suç
işlediğinden şüphelenmek için makul nedenlerin bulunmaması nedeniyle
Sözleşme'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
B. Tutukluluğu haklı kılacak ilgili gerekçelerin bulunmadığı iddiası
1. Tarafların argümanları
186. Başvurucu, tutukluluğunun herhangi bir uygun gerekçeye
dayanmadığını ileri sürmektedir. Başvurucuya göre, tutuklanmasına
dayanak teşkil eden tek delil ByLock'u kullanması olduğundan ve sunucuya
ilişkin veriler yetkililerin elinde olduğundan, bunları ne değiştirebilme ne de
imha edebilme ihtimali söz konusudur. Tutuklama kararında kaçma riskinin
varlığının değerlendirilmediğini de beyanlarına eklemiştir. Askeri
darbecileri yakaladığını ve savcılığa teslim olduğunu ifade etmiştir.
Başvurucuya göre, bunun CMK'nın 100 § 3 maddesi anlamında bir katalog
suç olduğu gerçeğinden, kaçma riskinin olduğu sonucuna varılmamalıdır.
187. Hükümet, tutuklama kararının ilgili ve yeterli gerekçelere, yani (söz
konusu cezanın ağırlığı ve FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen
birçok kişinin yurt dışına kaçmış olması nedeniyle) kaçma riskine ve
adaletin işleyişini engelleme riskine (tüm şüpheliler henüz tespit edilmemiş
ve deliller toplanmamıştır ve bir polis memuru olan başvurucu, tüm devlet
kurumlarına sızmış olan örgütün etkisini kullanarak soruşturmanın ve
yargılamanın ilerlemesini engellemenin yolunu daha kolay bulabilirdi)
dayandığını ileri sürmüştür.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
188. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında
açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabul edilemezlik
50
AKGÜN v. TÜRKİYE
gerekçesine rastlamadığını tespit ederek, şikayeti kabul edilebilir ilan
etmektedir.
189. Mahkeme, sulh ceza hakiminin özgürlükten yoksun bırakmayı
temellendirmek için yeterli ve yerinde gerekçeler ortaya koyma
yükümlülüğünün -tutuklanan kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için
makul sebeplerin mevcudiyetini devam ettirmesine ek olarak- tutuklama
kararından itibaren, yani yakalamanın hemen ardından uygulanacağını
vurgulamaktadır (yukarıda anılan Buzadji, § 102). Sözleşme’nin 5 § 3
maddesine ilişkin içtihadından kaynaklanan özellikle Buzadji (yukarıda
anılan, §§ 87-91) ve Merabishvili v. Gürcistan ([BD], Başvuru no.72508/13,
§§ 222-225, 28 Kasım 2017)’daki genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
190. Mevcut davada, Mahkeme, halihazırda başvurucunun tutuklanması
haklı çıkaracak nitelikte hiçbir özel olgu veya bilginin ulusal mahkemeler
tarafından sunulmadığını(bakınız yukarıda 182. paragraf) ve bu nedenle,
kendisinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul bir neden
bulunmadığını tespit etmiştir
191. Mahkeme, tutuklanan kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için
makul nedenlerin varlığının, tutuklamanın hukuka uygunluğunun olmazsa
olmaz (sine qua non) koşulu olduğunu yinelemektedir (bakınız, kıyasen,
Selahattin Demirtaş, yukarıda anılan, § 355). Bu tür gerekçelerin
yokluğunda Mahkeme, tutukluluk kararının gerekçesiz olduğu iddiasıyla
ilgili olarak Sözleşme'nin 5 § 3 maddesinin de ihlal edildiği kanaatindedir.
Ayrıca, yukarıda açıklanan gerekliliklere uyulmamasının Türkiye tarafından
Sözleşme’nin askıya alınması bildirimi ile gerekçelendirilebileceği de tespit
edilmemiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
192. Başvurucu, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından şikayet
etmektedir. Sözleşme'nin aşağıdaki şekilde ifade edilen 5 § 4 maddesine
dayanmaktadır:
« 4. Yakalama veya tutuklama yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,
tutuklama işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi
ve, eğer tutuklama yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye
başvurma hakkına sahiptir. »
193. Hükümet, davada, ne bir savcı ne de bir yargıç tarafından herhangi
bir kısıtlama kararının alındığına dikkat çekmiştir. Her halükarda, savcı
tarafından yapılan sorguda başvurucuya yöneltilen suçlamaların (FETÖ/
PDY üyeliği) sorgulanmış ve şüphenin gerekçesi (ByLock kullanımına
ilişkin tespit) hakkında bilgi verilmiş olduğunu göstermektedir. Hükümet,
başvurucunun da iddia edilen suçlarla ilgili olarak sulh ceza hakimi
51
AKGÜN v. TÜRKİYE
huzurunda dinlendiğini ve duruşma sonunda hakimin kendisine soruşturma
dosyasında yer alan belge ve bilgileri okuduğunu söylediğini eklemektedir.
Son olarak Hükümet, Anayasa Mahkemesi'nin başvurucu tarafından yapılan
bireysel başvuru incelemesi sırasında ulaştığı tespite atıfta bulunarak,
başvurucunun ilgili belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu
ve kendisine tutukluluk gerekçelerine itiraz etme fırsatı verildiği sonucuna
varmıştır.
194. Başvurucu, kısıtlama kararının haklı olmadığını ileri sürmektedir.
Kendisine herhangi bir bilgi veya belge verilmediğini iddia etmektedir.
195. Mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun veya
Sözleşme'nin 35. maddesinde atıfta bulunulan başka bir gerekçeyle kabul
edilemez olmadığına karar vererek, şikayeti kabul edilebilir ilan etmektedir.
196. Mahkeme, öncelikle, bir kısıtlama kararının varlığının taraflar
arasında bir ihtilaf konusu olduğunu kaydetmektedir. Başvurucu, haksız
olduğunu düşündüğü dosyaya erişimin kısıtlanmasından şikayet ederken,
Hükümet, böyle bir kısıtlama kararının bulunmadığını ileri sürmektedir.
197. Ancak Mahkeme, bu şikayet üzerine karar vermeye çağrılan
Anayasa Mahkemesi'nin soruşturma dosyasına erişimi kısıtlayan bir kararın
bulunmadığını tespit etmediğini, şikayetin esasını sanki gerçekten bir
kısıtlama kararı varmış gibi incelediğini ve açıkça dayanaktan yoksun
bularak reddettiğini (bakınız yukarıda 22. paragraf) kaydetmiştir. Yüksek
mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varırken
başvurucunun, tutukluluğunun altında yatan unsurlar hakkında
bilgilendirildiğini, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu
ve tutukluluğuna itiraz etmesi için kendisine yeterli fırsat verildiğini
kaydetmiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin kısıtlama kararının
bulunmadığını fark etmeyerek yukarıdaki şekilde incelemeye geçtiği
şartlarda, Mahkeme böyle bir sınırlama kararının varlığını kabul edebileceği
kanaatindedir.
198. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin, gözaltına alınan veya
tutuklanan herhangi bir kişiye, 5 § 1 maddesi anlamında özgürlüğünden
yoksun bırakılmasının "usule" ve "kanuna" uygunluğu için gerekli olan usul
ve esasa ilişkin gerekliliklere ilişkin bir başvuru hakkı tanıdığını
hatırlatmaktadır. 5 § 4 maddesi kapsamındaki usule her zaman, 6. maddenin
hukuk ve ceza yargılamaları için öngördüğü ile eşleşmese de - bu iki hüküm
farklı amaçlar gütmektedir- yine de bu usul yasal bir nitelikte olmalı ve söz
konusu özgürlükten yoksun bırakmanın doğasına uygun garantiler
sunmalıdır (Atilla Taş v. Türkiye, Başvuru no. 72/17, § 149, burada atıfta
bulunulan referanslar, 19 Ocak 2021).
199. Özellikle, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğa karşı
yapılan itiraza bakan mahkeme huzurunda yürütülen usul, çekişmeli olmalı
52
AKGÜN v. TÜRKİYE
ve taraflar, yani savcı ve tutuklanan kişi arasında “silahların eşitliğini”
güvence altına almalıdır. Avukatın, müvekkilinin tutukluluğunun yasallığına
etkili bir şekilde itiraz etmek için elzem olan dosyanın unsurlarına erişimi
reddedilirse, silahların eşitliği güvence altına alınmamış olur (aynı yerde, §
150).
200.
Mahkeme, Türkiye aleyhine bir dizi davada, CMK'nın 153.
maddesi uyarınca soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle
Sözleşme'nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini
gözlemlemektedir (bakınız, diğerlerinin yanı sıra, Nedim Şener v. Türkiye,
Başvuru no. 38270/11, §§ 8386, 8 Temmuz 2014 ve Şık v. Türkiye, Başvuru
no. 53413/11, §§ 72-75, 8 Temmuz 2014). Öte yandan, başvurucuların
dosyadaki belgelere erişimini engelleyen bir kısıtlama olmasına rağmen,
diğer bazı davalarda bu hükmün ihlaline rastlanmamıştır (bakınız, özellikle,
Ceviz v. Türkiye, Başvuru no. 8140/08, §§ 41-44, 17 Temmuz 2012, Gamze
Uludağ v. Türkiye, Başvuru no.21292/07, §§ 41-43, 10 Aralık 2013,
Karaosmanoğlu ve Özden v. Türkiye, Başvuru no.4807/08, §§ 73-75, 17
Haziran 2014, Hebat Aslan ve Firas Aslan v. Türkiye, Başvuru no.15048/09,
§§ 65-67, 28 Ekim 2014, Ayboğa ve diğerleri v. Türkiye, Başvuru
no.35302/08, §§ 16-18, 21 Haziran 2016, Mehmet Hasan Altan, yukarıda
anılan, §§ 147-150 ve bakınız, son olarak, Atilla Taş, yukarıda anılan §
154). Bu son davalarda Mahkeme, olayların somut bir değerlendirmesine
dayanarak bu sonuca varmıştır. Başvurucuların, özgürlüklerinden mahrum
bırakılmalarının yasallığına itiraz etmek için gerekli olan deliller hakkında
yeterli bilgiye sahip oldukları kanaatine varmıştır.
201. Mahkeme, mevcut davanın, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin ihlal
edilmediğini tespit ettiği yukarıda belirtilen davalardan farklı olduğunu
tespit etmektedir.
202.
Mevcut davada Mahkeme, başvurucunun tutukluluğuna esas
oluşturan şüphelerin, yalnızca Cumhuriyet savcılığının, başvurucunun
ByLock kullanıcılarının kırmızı listesinde yer aldığı tespitine dayandığını
gözlemlemektedir. Bu mesajlaşma sistemini kullandığını reddeden
başvurucunun, bu bilgileri ancak polis ve savcı tarafından gözaltındayken
yapılan ayrıntılı sorgulamalar yoluyla öğrendiğini kaydetmektedir. Nitekim
dosyadaki delillere göre, tutukluluğu sırasında, başvurucunun suçlanan
örgüte üyeliğini ortaya koyması gereken bu tek unsura ilişkin hiçbir bilgi
veya belge kendisine verilmemiştir. Ayrıca, tutukluluğun bu ilk aşamasında
dosya, iddianamenin sunulduğu 6 Haziran 2017 tarihine kadar başvurucu
için erişilebilir olmamıştır.
203.Oysa, tutuklu yargılanma söz konusu olduğunda, özgürlüğünden
yoksun bırakılan şüpheliye kendisine yöneltilen suçlamaların altında yatan
unsurlara itiraz etmesi için etkili bir yol sunulmalıdır çünkü suç işlediğine
53
AKGÜN v. TÜRKİYE
dair makul şüphenin varlığı, tutuklamanın ve tutukluluğunun devamının
hukuka uygunluğu için olmazsa olmaz (sine qua non) bir şarttır (bakınız,
kıyasen, A. ve diğerleri v. Birleşik Krallık [BD], Başvuru no.3455/05, § 204,
CEDH 2009). Yukarıda belirtildiği gibi (paragraf 198), başvurucunun veya
avukatının bu davada olduğu gibi soruşturma dosyasındaki belgelere
erişiminin reddedilmesi halinde tutuklamanın yasallığına etkili bir şekilde
itiraz etmek için esas olan silahların eşitliği ilkesi teminat altına alınamaz.
204. Mahkeme, bu nedenle, ihtilaf konusu tedbire karşı yapılan itirazı
incelemesi istenen 1. Ankara Sulh Ceza Hakimliği önünde söz konusu
tutuklamaya itiraz edilmesi için asli öneme sahip olan (bakınız yukarıda 17.
paragraf), ne başvurucunun ne de avukatının suçlamanın bu münhasır
unsurunun içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu kanaatindedir.
205. Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin olarak Mahkeme, soruşturma
dosyasına erişimi kısıtlayan bir karar olmadığını söyleyemekle yetinen
Hükümet'in, yukarıda belirtilen gerekliliklerin yerine getirilmemesinin
Türkiye'nin Sözleşme’yi askıya alması ile nasıl haklı gösterilebileceğini
açıklamadığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla, bu kısıtlamanın olağanüstü
duruma uygun bir müdahale olarak değerlendirilemeyeceği ve böyle bir
yorumun Sözleşme'nin 5. maddesinde sağlanan güvenceleri geçersiz
kılacağı kanaatindedir (Baş, § 160).
206. Bu doğrultuda, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.
V. SÖZLEŞMENİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
207.
Son olarak, Sözleşme'nin 5. maddesi uyarınca başvurucu,
tutuklama kararının, kendi görüşüne göre, bağımsız ve tarafsız kabul
edilemeyecek bir yargıç tarafından verildiğini ileri sürmektedir.
208. Mahkeme, sulh ceza hakimlikleri huzurunda sunulan anayasal ve
yasal güvenceleri göz önünde bulundurarak ve önüne getirilen davada
bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları hakkında şüphe oluşturabilecek tutarlı bir
argümantasyonun yokluğunu da dikkate alarak (Baş, yukarıda anılan, § 278)
benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve açık dayanaktan yoksun olması
nedeniyle kabul edilemez bulduğunu hatırlatmaktadır.
209. Mahkeme, mevcut davada bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek
herhangi bir unsur veya argüman tespit etmemiştir. Buna göre, Sözleşme'nin
35 §§ 3 (a) ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu
gerekçesiyle bu şikayeti kabul edilemez ilan etmektedir.
54
AKGÜN v. TÜRKİYE
VI. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
210. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca:
« Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili
Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan
kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin
verilmesine hükmeder. »
A. Zarar
211. Başvurucu, işten çıkarılmasından kaynaklanan kazanç kaybına
tekabül eden bir milyon Euro maddi tazminat talep etmektedir. Tercüme ve
posta masrafları için talep ettiği meblağları bu meblağa dahil etmektedir.
Ayrıca manevi tazminat olarak 200.000 Euro talep etmektedir.
212. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
213. Mahkeme, başvurucunun maddi tazminat talebini destekleyecek
herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle bu talebi
reddetmektedir. Öte yandan, Sözleşme'nin 5 §§ 1 ve 4'üncü maddesinin
ihlaline ilişkin olarak, Mahkeme, başvurucunun manevi zarara uğradığı ve
mevcut kararda ihlal tespitinin telafi için yeterli olmadığı kanaatindedir.
Mahkeme, Sözleşme'nin 41. maddesinin gerektirdiği şekilde hakkaniyet
temelinde karar vererek, başvurucuya manevi tazminat olarak 12.000 Euro
ve bu tutar üzerinden vergi olarak ödenmesi gereken bir miktar ödenmesine
karar vermektedir.
Mahkeme, tercüme ve posta masraflarına ilişkin talebin masraf ve
giderlerle birlikte değerlendirileceğini işaret etmiştir.
B. Masraf ve giderler
214. Başvurucu 12.400 Türk lirası yargılama gideri talep etmektedir.
Yazılı belge olarak, çeviri masraflarının makbuzunu sunmaktadır.
215. Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.
216. Mahkeme’nin içtihadı uyarınca, bir başvuru sahibi masraf ve
harcamalarının geri ödenmesini ancak bunların gerçekliği, gerekliliği ve
oranlarının makul olup olmadığı belirlendiği ölçüde alabilmektedir.
Mevcut davada, elindeki belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran
Mahkeme, başvurucuya tüm masrafların toplamı olarak 1.000 Euro
ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
55
AKGÜN v. TÜRKİYE
C. Gecikme faizi
217. Mahkeme, gecikme faizi oranını, Avrupa Merkez Bankası'nın
marjinal borç verme kredisi faiz oranının üç puan artırılmış olan oranı
üzerinden hesaplamanın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, başvurucunun bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul
nedenlerin bulunmadığına ilişkin şikayetleri (Sözleşme'nin 5 § 1 (c)
maddesi), tutuklamayı haklı kılacak ilgili gerekçelerin bulunmadığı
iddiasını (Sözleşme'nin 5 §§ 1 ve 3 maddesi) ve soruşturma dosyasına
erişimin kısıtlanmasına ilişkin şikayeti (Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi)
kabul edilebilir, ve başvurunun geri kalanını kabul edilemez ilan
etmiştir;
2. Bire karşı altı oyla, tutuklandığı esnada, başvurucunun bir suç
işlediğinden şüphelenmek için makul nedenlerin bulunmaması
nedeniyle, Sözleşme'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Bire karşı altı oyla, Sözleşme'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Bire karşı altı oyla Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
5. Bire karşı altı oyla;
a) Sözleşmeci Devletin, Sözleşme'nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın
kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, başvurucuya, Türk
Lirası'na çevrilmek üzere aşağıdaki meblağları ödemesine :
i. manevi tazminat için 12.000 Euro (on iki bin Euro), ve de vergi
olarak ödenmesi gereken miktar,
ii. Masraflar ve giderler için 1.000 Euro (bin Euro), ve de vergi
olarak ödenmesi gereken miktar ;
b) söz konusu sürenin sona ermesinden ödemeye kadar geçen sürede bu
tutarların, Avrupa Merkez Bankası'nın bu dönemde geçerli olan
marjinal borç verme kredisinin üç puan artırılmış yüzdelik oranına
göre faize tabi tutulacağına;
Hükmetmiştir.
6. Oybirliğiyle adil tazmin miktarının geri kalanını reddetmiştir.
56
AKGÜN v. TÜRKİYE
Karar Fransızca olarak yazılmış ve daha sonra Mahkeme İç Tüzüğü’nün
77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 20 Temmuz 2021'de yazılı olarak
tebliğ edilmiştir.
{s
ignatStanley Naismith
Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdürü
Başkan
Bu karara, Sözleşme'nin 45 § 2 maddeleri ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 74
§ 2 maddeleri uyarınca Yargıç Yüksel'in muhalefet şerhi eklidir.
J.F.K.
S.H.N.
57
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
YARGIÇ YÜKSEL’İN KARŞI OYU
1. Mevcut davada, Sözleşme’nin 5. maddesinin ilk fıkrasının c bendi ile
3. ve 4. fıkralarının ihlal edildiği yönündeki çoğunluk görüşüne
katılmadığımı saygıyla arz ederim.
a) Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası
2.
Başvurucu, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası kapsamında,
tutuklanmasını gerekli kılacak şekilde bir suç işlediğinden şüphelenilmesi
için makul gerekçeler olduğunu gösterecek nitelikte hiçbir delil olmadığını
ileri sürmüştür. Bu şikâyetin incelenmesi anlamında, özünde Mahkeme’nin,
başvurucunun kendisine yöneltilen ve tutukluluğuna dayanak oluşturan suçu
işlediği hususunda, tutuklama kararının objektif bir gözlemciyi ikna etmeye
yeterli bulgular ile gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğini belirlemesi
gerekmektedir. Çoğunluğun bu meseleye ilişkin yaklaşımı hakkındaki
görüşümü belirtmeden önce, bana göre, mevcut davanın şartlarında bu
şikayetin incelenmesinde mihmandar olarak kabul edilmesi gereken ilgili
prensip ve olguları hatırlatmak isterim.
3. Her şeyden önce, bu davadaki başvurucunun ulusal polis teşkilatının
istihbarat biriminde çalışmış eski bir polis memuru olduğunu hatırlatırım.
Başvurucu 19 Ağustos 2016’da, olağanüstü hal ilanına sebebiyet veren 15
Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden yaklaşık bir ay sonra, açığa
alınmıştır. Yakın zamanda verdiği kararlarda Mahkeme, bu olayın Sözleşme
madde 5’in uygulanmasında ve yorumlanmasında tamamiyle dikkate
alınması gereken bağlamsal bir husus teşkil etiğinin daima altını çizmiştir
(Alparslan Altan v. Türkiye, Başvuru no. 12778/17, § 75, 16 Nisan 2019 ve
Baş v. Türkiye, Başvuru no. 66448/17, § 199, 3 Mart 2020). Esasen
Mahkeme Alparslan Altan (yukarıda anılan, § 135) kararında şu şekilde
görüş belirtmiştir: “Hükümet, – Türk mahkemelerince 15 Temmuz 2016
darbe teşebbüsünü planladığı değerlendirilen – söz konusu örgütün
alışılmamış niteliğinin üzerinde durmuş ve meşruiyet kılıfı altında etkili
devlet kurumlarına ve yargı sistemine yaygın biçimde sızdıklarını öne
sürmüştür (…). İddia edilen bu minvaldeki koşullar, tutuklamayı haklı kılan
şüphenin “makullüğünün” geleneksel suçları ele alırken uygulananlarla aynı
ölçütlere göre değerlendirilemeyeceği anlamına gelebilir (bakınız, benzeri
bir değerlendirme için, yukarıda anılan Fox, Campbell ve Hartley, § 32).”
Dolayısıyla, olayda ileri sürülen şikâyeti incelerken, istihbarat birimlerinde
uzmanlaşmış eski bir polis olan başvurucunun hayli özel ve olağandışı
şartlarda gözaltına alındığı hususunun dikkate alınması uygun olacaktır.
58
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
4. İkinci olarak, 17 Ekim 2016 tarihinde, başvurucu bir suç örgütüne üye
olduğu varsayımıyla sorgulanmıştır. Dava dosyasında bulunan delillere
göre, başvurucuya ilişkin şüphelerin, Cumhuriyet Savcılığınca iletilen ve
başvurucunun ByLock mesajlaşma uygulamasına kayıtlı bir kullanıcı
olduğunu gösteren bir belgeye dayandığı anlaşılmaktadır. Bu dokümanda
yer alan ve göründüğü kadarıyla ByLock sunucusundan alınmış olan bilgiler
başvurucunun telefonundan ilgili sunucuya önemli sayıda bağlantı
kurulduğunu ayrıca göstermektedir4 (kararın 14. paragrafı). Başvurucunun
duruşma tutanaklarına bakıldığında, bu kriptolu mesajlaşma sistemini
kullandığını katî surette inkâr ettiği görülmektedir (kararın 11. paragrafı).
5.
Başvurucunun tutuklandığı zaman, ulusal yargıç, başvurucunun
ByLock mesajlaşma uygulamasını kullandığını ve dolayısıyla Cumhuriyet
savcısına göre bir suç örgütünün dahili iletişiminde kullanılan bir iletişim
ağının parçası olduğunu gösteren birtakım elektronik delillere sahipti
(kararın 12. paragrafı). Başvurucunun bir suç örgütüne dahil olduğuna
yönelik şüpheye yol açacak makul sebeplerin varlığına ilişkin bir kanıyı
temellendirmek için bu bilginin yeterli olarak değerlendirilip
değerlendirilemeyeceği sorusunun incelenmesinde, Mahkeme’ye taşınan
şikayetin sadece tutuklandığı esnada, 17 Ekim 2016, başvurucu aleyhinde
olan şüphelerin makullüğüne ilişkin olduğu hususunun göz önünde
bulundurulması münasip olacaktır. Sonuç olarak, Mahkeme söz konusu
bilgi ve dokümanların başvurucunun tutukluluğunun devamını haklı
çıkarmaya yeterli olup olmadıklarını araştırma durumunda değildir (Labita
v. İtalya [BD] ile karşılaştırın, Başvuru no. 26772/95, § 158-159, CEDH
2000IV ).
6. Bu noktada, 5. maddenin 1. fıkrasının c bendinin gözaltı anında polis
tarafından sonradan suç isnadı için gereken tüm delillerin toplanmış olması
şartını aramadığı yönündeki Mahkeme içtihadının altının çizilmesinin
önemli olduğu kanaatindeyim. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c
bendi kapsamındaki bir gözaltı dâhilinde yapılan sorgunun amacı, gözaltına
dayanak yapılan somut şüphelerin doğrulanması veya bertaraf edilmesi
suretiyle ceza soruşturmasının tamamlanmasıdır. Ayrıca, şüpheye sebebiyet
veren bilgi ve bulgular, ceza soruşturmasının ileri safhalarında söz konusu
olan cezalandırma veya iddianamenin yazılmasını dahi haklı çıkarmak için
gerekli olanlar ile aynı seviyede olması gerekmemektedir (Brogan ve
diğerleri v. Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 53, A serisi no 145B 145B, ve
Murray v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A serisi no 300A).
4
Dava dosyasında bulunan bilgilere göre, “kırmızı” kodu uygulamanın yoğun kullanımını
belirtmektedir (kararın 24. paragrafı).
59
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
7. Bu bağlamda, Murray (yukarıda anılan) kararında başvurucunun
gözaltına alınması sonrasında mahkemeye sevk edilmediğini ve hakkında
bir suç isnadında bulunulmadığını, aksine, bir saati biraz aşkın süren bir
sorgu sonrasında serbest bırakıldığını not ediyorum. Mahkeme de “Ancak,
bu durumun başvurucunun yakalanması ve gözaltında tutulmasını 5.
maddenin 1. fıkrasının c bendine aykırı olduğu anlamına gelmeyeceği (…),
çünkü böylesine bir amacın varlığı hedefin gerçekleştirilmesinden bağımsız
düşünülmesi gerekmektedir” (aynı yerde). Ötesinde, 1985’te Kuzey
İrlanda’da işlenen bir cinayet sonrasında 4 güvenilir muhbir tarafından
başvurucunun Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun bir üyesi olduğu ve
cinayete karıştığı yönünde polise bilgi verilen, O’Hara v. Birleşik Krallık
(Başvuru no. 37555/97, CEDH 2001-X) davasına atıf yapıyorum.
Başvurucu sadece bu bilgiler dayanak yapılarak gözaltına alınmış ve
ardından herhangi bir suçlama yöneltilmeden serbest bırakılmıştı. Mahkeme
bu davada, başvurucuya yönelik şüphelerin aranan makullük seviyesine
ulaştığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal
edilmediğine hükmetmişti çünkü şüpheler başvurucunun terör niteliği
taşıyan bir suça iştirakine ilişkin net bilgilere dayanmaktaydı ve bu tedbir,
mercilerin başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakılmasına yol açan
şüphelerin gerçekliğini kontrol etmek içindi (aynı yerde, § 44).
8. Atıf yapılan bu iki dava gözaltı anında aranan makul şüphe seviyesini
anlamak için elzemdir. Mahkemenin içtihadına göre tutukluluğu haklı
kılacak makullük seviyesinin gözaltı anında aranandan daha yüksek
olmadığını hatırlatmak uygun olacaktır. Diğer bir ifadeyle, bir kişiden
şüphenilmesi için sebeplerin gözaltı anında makul olması gerekmektedir ve
tutuklu bulunan bir şüpheli için aynısı evleviyetle geçerlidir. Bir kişinin suç
işlediğine yönelik şüpheye ilişkin makul sebepler, söz konusu kişinin
yakalanma ve tutuklanma anlarında mevcut olmalıdır (Kavala v. Türkiye,
Başvuru no. 28749/18, § 88, 10 Aralık 2019). Dolayısıyla, Murray ve
O’Hara (yukarıda anılan) davalarında açıklanan ilkeler tutukluluk için de
uygulanabilir. Haliyle, yerel makamlar (“itirafçılar”ın beyanları gibi, Labita
davasında olduğu gibi, yukarıda anılan, § 159) doğrulanabilir bilgiler elde
ettiği takdirde, her ne kadar sonrasında tutukluluğun devamını
gerekçelendirmek için yetersiz olabilseler de bu bilgiler doğrudan
şüphelinin tutuklanması için geçerli bir zemin oluşturabilir.
9. Olayda Mahkeme önüne getirilen şikâyetin muteber bir şekilde
incelemesi amacıyla dikkate alınması gereken temel bulgu ve ilkelerin
sunulmasının ardından, şimdi mevcut davada çoğunluk tarafından yürütülen
inceleme üzerine değerlendirme yapıyorum. Bir suç işlediğine ilişkin makul
şüpheler ile başvurucunun tutukluluğunun gerekçelendirilmesi hususunda,
60
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
çoğunluk üç aşamalı bir incelemeyi tercih etmiştir. Çoğunluk ilk olarak
iddia edilen ByLock programı kullanımının başvurucuya yönelik şüpheler
için tek kaynak olup olmadığını araştırmıştır. Devamında, çoğunluk ByLock
kullanımının bir bireyin FETÖ/PDY örgütüne üye olmasından
şüphelenilmesi için makul bir sebep olarak düşünülüp düşünülemeyeceğini
tartışmıştır. Bu aşama dahilinde çoğunluk özellikle başvurucu için
tutuklama kararı veren hakimin o esnada ByLock uygulamasının niteliği
hakkında yeterli bilgiye sahip olup olmadığı sorusu üzerine eğilmiştir. Son
olarak, çoğunluk başvurucunun ByLock kullandığından makul surette
şüphelenmek için yeterli delil olup olmadığını teyit etmeye çalışmıştır.
10.
Çoğunluk tarafından benimsenen bu üç aşamalı incelemenin
geçerliliğine ilişkin tereddütlerimi belirtmek isterim. İlk olarak, bu
incelemenin Mahkeme tarafından, bir başvurucuya ilişkin şüphe için makul
sebeplerin varlığının araştırılmasının, yerleşik olarak benimsenmiş içtihata
aykırı olduğu kanaatindeyim, bu yaklaşım içtihatta şu şekildedir: “Makul
nedenler ifadesi, objektif bir gözlemciyi ilgili bireyin suç işlediğine ikna
etmeye elverişli bilgi ve olayların varlığı anlamına gelir. Neyin “makul”
olacağı şartların bütününe bağlıdır.”(Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik
Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A serisi no. 182 ; ayrıca bakınız Ilgar
Mammadov v. Azerbaycan, Başvuru no. 15172/13, § 88, 22 Mayıs 2014,
Rasul Jafarov v. Azerbaycan, Başvuru no. 69981/14, §§ 117-118, 17 Mart
2016 ve Kavala, yukarıda anılan, § 127)5. Kanaatimce, çoğunluk tarafından
benimsenen bu yorum, başvurucuya ilişkin şüphelerin incelenmesinde tüm
ilgili delil ve koşulların incelenmesi yükümlülüğünü göz ardı etmektedir.
11.
İkinci olarak, emsali görülmemiş olması ve örgütlü suçlarla
mücadele anlamında özellikle isabetsiz şekilde olmasının yanında
başvurucunun tutuklandığı istisnai koşullar göz ardı edilerek - başvurucu
ulusun varlığını tehdit eden darbe girişiminin hemen ardından tutuklanmıştır
- çoğunluk tarafından tutuklama anında başvurucudan şüphelenmek için
makul sebeplerin varlığını değerlendirirken son derece yüksek bir eşik
uygulanmıştır.
5
Bu bağlamda Mahkeme, örneğin Amerika Birleşik Devletleri Anayasa Mahkemesi
tarafından ortaya konan Aguilar-Spinelli testi gibi çok aşamalı bir analiz veya benzer katı
bir test uygulamamaktadır. Aslında, "Aguilar-Spinelli testi" olarak bilinen bu katı "iki
aşamalı" test, arama ve el koyma kararı verilmeden önce gizli tanıklar tarafından verilen
bilgilerin ispat değerinin incelenmesi için uygulanmıştır (başka bir deyişle, şüpheleri
desteklemek için) ; görünen o ki bu test sonrasında Illinois v. Gates (462 U.S. 213 (1983))
davasında yerini, “muhtemel gerekçelerin" varlığını belirlemek için geleneksel olarak iki
aşamalı test yerine kullanılan, vakadaki “koşulların tamamı”nın incelenmesi analizine
bırakmıştır.
61
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
12. Üçüncü olarak, kararın 167. paragrafında oldukça genel hatlarla
elektronik delillerin örgütlü suçlarla mücadelede çok önemli bir vasıta
olabileceği kabul edilmiş olmasına karşın, çoğunluk tarafından bu tip
delillerin ispat gücüne ilişkin kabul edilen dayatmacı ve örgütlü suçlara
ilişkin soruşturmaların ihtiyaçları ile gerçeklerinden kopuk olan bu
yaklaşım, uygulamada tutuklama aşamasında elektronik delillerin
kullanılmasını tamamiyle saf dışı bırakılması etkisini oluşturacak sonuçlar
doğurmaktadır. Daha endişe verici olanı ise, başta soruşturmanın ilk
aşamalarında olmak üzere elektronik delillerin ceza soruşturmalarında
giderek artan kullanımı göz önünde bulundurulduğunda, bu tip delillerin
hususiyetleri ile karmaşıklıklarının yanında değerlendirme ve
doğrulanmalarına yönelik mevcut zorluklara ilişkin yapıcı bir tartışmaya
girişilmeden bu değerlendirmeye gidilmesidir (bu konuda, aşağıda 15. ve
16. paragraflara bakınız).
13. Şimdi, çoğunluk tarafından benimsenen yorumun eksik yanlarını
daha somut şekilde açıklayarak, bu analizin her bir aşamasını ayrıca
inceleyeceğim.
i. Analizin ilk aşaması
14.
Yukarıda da belirttiğim gibi, Mahkeme’nin genel yaklaşımı
nezdinde, tutuklanan bir bireye ilişkin şüphelerin makullüğünün
incelenmesi, tutuklanma anında mercilerin elinde olan ilgili tüm bilgi ve
bulguların dikkate alınması suretiyle yapılmalıdır. Ancak, olayda çoğunluk
tarafından benimsenen yaklaşım yalnızca dosyaya iddia makamınca sunulan
bulguların ispat değeri üzerinden temellendirilmiş bir muhakeme
önermektedir. Başvurucunun ByLock programını kullandığı kanısını
oluşturan bu deliller, şüphelerin makullüğünü değerlendirmede kuşkusuz
önemli ve aslidir fakat Mahkeme analizini, yerel mercilerce ilgilinin
telefonunun bir ByLock kullanıcı numarası ile eşleştirilmesi hususu gibi
objektif bir gözlemciyi başvurucunun söz konusu suçu işlemiş olabileceğine
ikna etmeye elverişli diğer tüm unsurlarla ilgili bilgilerin hariç tutulması
suretiyle, sadece bu deliller üzerinde temellendirmemelidir. Bu hususta,
dosyadan anlaşıldığı üzere, sonradan da teyit edilen bu bilgiyi başvurucu ne
yerel mahkemeler ne de Mahkeme nezdinde reddetmiştir (kararın 29. ve
126. paragrafları).
ii. Analizin ikinci aşaması
15. Analizin ikinci aşamasına ilişkin olarak, doğrudan, "(…) bir bireyin,
bir suç örgütü tarafından özel olarak tasarlanmış ve münhasıran bu örgütün
iç iletişimi amacıyla kullanılan şifreli bir mesajlaşmayı kullandığını
62
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
doğrulayan elektronik kanıt kullanımının, örgütlü suçla mücadele için çok
önemli bir araç teşkil edebileceğini (…). Bu nedenle, bu tür kanıtlar, bu
kişinin böyle bir örgüte ait olduğunu güçlü bir şekilde gösterebildiği ölçüde,
bir kişinin tutuklanmasını başlangıçta yasal olarak destekleyebilir. (…)"
şeklindeki kararın 167. paragrafını işaret ediyorum. Her ne kadar bu
minvaldeki delil unsurlarının toplanmasına, verilerin işlenmesine ve
sonrasında yargı mercilerince kullanımına uygulanacak kural ve prosedürler
devletlerin çoğunda farklılık gösterse de, özellikle son senelerde söz konusu
delile benzeyen elektronik delillerin birçok Avrupa ülkesinde kullanıldığını
not ederim6. Aynı şekilde, bu minvaldeki delil unsurlarının ispat değerine
ilişkin hiçbir görüş birliği bulunmamaktadır. Yine de, elektronik delillerin
organize suça karşı mücadelede önemli bir araç olduğu şüphe
oluşturmamaktadır7.
16. Kararın 167.paragrafında çoğunluk tarafından da kabul edildiği
üzere, elektronik delillerin toplanmasına uygulanan teknolojiler ve
prosedürler karmaşıktır. Bu delillerin de aynı nitelikte olmasından ötürü,
bunlardan elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi zaman alabilir ve
doğruluğu ile ispat değerini teyit etmekten sorumlu bir uzmanın
incelemesini gerektirebilir8. Buna karşın, özellikle tutuklama esnasında, tek
başına bu hususun, salt elektronik delillerin kişinin bir suç işlediğinden
şüphelenmek için makul sebep teşkil edemeyeceği sonucuna sevk
6
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin hukuk ve idari işlemlerde elektronik kanıtlara
ilişkin yönergesi, https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?
ObjectId=0900001680902dc9
7
Yakın zamanlı iki örneğe bakınız: 2 Temmuz tarihli, Europol/Eurojust ortak basın
açıklaması, “Dismantling of an encrypted network sends shockwaves through organised
crime groups across Europe” başlıklı, https://www.europol.europa.eu/newsroom/news/
dismantling-of-encrypted-network-sends-shockwaves-through-organised-crime-groups-
across-europe, “EncroChat : What is it and why did criminals use it?”, https://cyfor.co.uk/
encrochat-what-is-it-and-why-did-criminals-use-it/, 10 Mart 2021 tarihli Eurojust basın
açıklaması, “ New major interventions to block encrypted communications of criminal
networks” başlıklı, https://www.eurojust.europa.eu/new-major-interventions-block-
encrypted-communications-criminal-networks. Ayrıca bakınız Report on Data Protection
in Gathering and Using Electronic Evidence, http://www.evidenceproject.eu/the-activities/
deliverables.html,ve Konsey Kararı için tavsiye kararı, ceza hukuku alanında yargısal
işbirliği için Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında elektronik delillerin
sınır ötesi erişime açılması hususunda bir anlaşma amacıyla görüşmelere başlanılması
yetkisi veren, (Brüksel, 5.2.2019 COM(2019) 70 Final), https://eur-lex.europa.eu/legal-
content/FR/TXT/?uri=CELEX%3A52019PC0070
8
Elektronik Delil Rehberi: Polisler, savcılar ve hakimler için temel rehber, https://au.int/
sites/default/files/newsevents/workingdocuments/34122-wd-annex_4_-
_electronic_evidence_guide_2.0_final-complete.pdf
63
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
etmemelidir. Başka bir deyişle, elektronik delillerin doğruluk, güvenilirlik
ve bütünlüklerinin teyidi anlamında birtakım prosedürler ortaya konmasının
gerekebilmesi, bu delillerin toplanmaları devamındaki ilk aşamalarda ispat
değerinden noksan oldukları anlamına gelmemektedir.
17. Bu bağlamda, kıyasen, bunların karar mercii tarafından mahkûmiyet
için kullanılmaları her ne kadar sonradan madde 6.maddedeki güvencelere
aykırı olarak değerlendirilse de, Sözleşme’nin ceza davasının ilk aşaması
esnasında aynı nitelikteki kaynaklara dayanılmasını yasaklamadığını ortaya
koyan gizli tanıklara ve etkin pişmanlıktan yararlananlara ilişkin
Mahkeme’nin yerleşik içtihadını işaret etmek isterim (bakınız, diğerlerinin
yanı sıra, Kostovski v. Hollanda, 20 Kasım 1989, § 44, A Dizisi no. 166 ;
gizli tanık meselesine ilişkin örnekler için, ayrıca bakınız, diğerlerinin yanı
sıra, Ellis et Simms v. Birleşik Krallık ve Martin v. Birleşik Krallık (k.k),
Başvuru no. 46099/06 ve 46699/06, 10 Nisan 2012 ve Pesukic v. İsviçre,
Başvuru no. 25088/07, §§ 43-53, 6 Aralık 2012). Bu içtihattan anlaşıldığı
üzere bir delilin daha düşük bir ispat değeri olması, soruşturmanın ilk
aşamasında bu delile dayanan şüpheleri temelsiz hala getirmemektedir.
18. Dolayısıyla, başvurucu tarafından öne sürülen şikayetin sadece,
tutuklama anında suç işlediğine yönelik şüpheye ilişkin makul sebeplerin
iddia edilen yokluğuna ilişkin olduğunun, yargılamayı beklerken devam
eden tutukluluğu hakkında veya aleyhinde yürütülen ceza kovuşturmasında
eşitlik meselesine ilişkin olmadığının akılda tutulması elzemdir (bu
anlamda, bakınız Labita, yukarıda anılan, § 159). Ötesinde, adil
yargılamanın gereklilikleri diğer maddeler kapsamındaki usuli soruların
incelenmesinde bir ilham kaynağı olabilse de, Sözleşme’nin 5.
maddesininde olduğu gibi, güvencelerin yeterliliği sorusu muhakkak aynı
şekilde değerlendirilmek zorunda değildir (karşılaştırma için Stanev v.
Bulgaristan [BD], Başvuru no. 36760/06, § 232, CEDH 2012 ; ayrıca
bakınız İlyas Yaygın v. Türkiye (k.k), Başvuru no. 12254/20, § 41, 16 Şubat
2021).
19.Çoğunluğun başvurucu tarafından ileri sürülen şikâyetin hususi
bağlam ile kapsamını gözden kaçırdığı, 5. maddenin 1. fıkrasının c bendi
anlamında elektronik delillerin ispat değeri için, Mahkeme’nin bu alandaki
yerleşik içtihadını gözardı ederek, hiç olmadığı kadar yüksek bir eşik
öngördüğü ve bu yapılan muhakemenin ikinci kısmı beni
kaygılandırmaktadır.
20. Konuya ilişkin olarak, başvurucunun tutuklanması sırasında sulh
ceza hâkiminin elinde bulunan elektronik delillerin yeterliliğinin
değerlendirilmesi anlamında, çoğunluğun 24 ile 31 Ağustos 2016
64
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
tarihlerinde verilen ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğundan şüphelenilen
yargı mensuplarının meslekten çıkarılmalarına ilişkin HSYK kararlarının
(kararın 31-36 ila 172-174 sayılı paragrafları) yerindeliğini dikkatten
kaçırdığının görülmekte olduğunu da not ederim. Söz konusu kararlarda
HSYK, bilhassa örgüt üyelerinin dâhili iletişimleri için kullandıkları şifreli
bir haberleşme sistemi olduğu sonucuna vararak, ByLock uygulamasının
niteliği hakkında net bir değerlendirmede bulunmuştur. HSYK bu sonuca,
yerel makamlarca kendisine iletilen somut ve doğrulanabilir bilgilerden
ulaşmıştır; örgüt üyelerince kullanılan şifreli program vasıtasıyla yapılan
konuşmaların içerikleri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
toplanan bilgiler ile belgeler ve 15 Temmuz olayları sonrasında bu üyelere
açılan ceza soruşturmaları kapsamında sorgulanan hâkim ve savcılara ilişkin
tutanaklar gibi (kararın 172. paragrafı). Çoğunluğun dikkat çektiği gibi,
HSYK kararlarının hiçbirinde “münhasıran” zarfını kullanmamaktadır. Yine
de buradan, davanın bu aşamasında, bu uygulamanın münhasıran FETÖ/
PDY örgütü üyelerince dahili haberleşmede kullanıldığından şüphe duymak
için makul sebeplerin varlığı hususunda bir ön kararın gerekçelendirilmesi
için 9. Sulh Ceza Hakimliğinin ByLock uygulamasının niteliğine ilişkin
yeterli bilgiye sahip olmadığı sonucu çıkarılabilir mi? Aşağıda açıklanan
sebeplerden ötürü, benim bu soruya cevabım “hayır” olacaktır
21. Bu bağlamda, HSYK’nın kararlarında söz konusu örgütçe kullanılan
haberleşme yöntemleri hakkında esaslı bilgiler sağladığını not edilebilir.
HSYK doğrudan, şifreleme ile konuşmaların korunmasına izin veren farklı
mesajlaşma uygulamalarının örgüt tarafından tercih edildiğini belirtmiştir
(kararın 33.paragrafı). Buna karşın, diğer mesajlaşma uygulamalarının
kullanıcıları değil sadece ByLock uygulamasının kullanıcıları, FETÖ/PDY
örgütüne mensubiyetlerinden şüphelenilmesi gerekçesiyle tutuklanmıştır.
Bu husus, bir şifreli mesajlaşma uygulamasının kullanılmasının tek başına
bir gözaltı veya tutukluluk gerekçesi olarak değerlendirilmediğini
göstermektedir.
22. Ardından HSYK, “örgütte dahili haberleşmenin ByLock adı ile
bilinen bir şifreli haberleşme programı ile yapıldığını” vurgulamıştır
(kararın 34.paragrafı). Kuşkusuz, başvurucunun tutuklanmasını emreden
sulh ceza hakimi, HSYK’nın mevzubahis kararları ile bağlı değildir, ancak
bunlar hala anayasal bir organ tarafından yetkisi dahilinde verilen ve iddia
edilen ByLock kullanımının objektif bir gözlemciyi başvurucunun FETÖ/
PDY terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğine dair ikna edebilecek bir
delil teşkil edip etmediği sorusunun değerlendirilmesi amacına yakından
alakalı ve önemli bilgiler içeren resmi kararlardır.
65
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
23. Ayrıca, HSYK’nın ByLock uygulamasının niteliğine ilişkin
değerlendirmelerinin, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından ulaşılan
sonuçlarla uyuştuğunun altının çizilmesini önemli buluyorum (kararın 80,
83 ve 100’üncü paragrafları). Başvurucunun tutuklanmasının ardından
uygulamaya konan ilave araştırma ve soruşturma vasıtalarıyla, yüksek yargı
makamları kararlarında, ticari olmayan niteliği ve coğrafi olarak
sınırlandırılmış kullanımı gibi sadece bu mesajlaşma uygulamasının hususi
özellikleri değil aynı zamanda diğer kullanıcıların beyanları ve
çözümlenmiş mesajların içerikleri hakkında ciddi bir bilgi birikimi
sağlamışlardır (kararın 171’inci paragrafı). Bu mahkemeler bilhassa,
evrensel bir haberleşme uygulaması kisvesi altında, ByLock’un sadece söz
konusu suç örgütü üyelerinin kullanımına yönelik olduğunu not etmişlerdir
(kararın 80 ve 100’üncü paragrafları). Bu kararların başvurucunun
tutuklandığı esnada henüz verilmemiş olduklarının bilincindeyim. Fakat bu
kararların sonraki bir aşamada eklenen deliller gibi düşünülemeyeceğine ve
aksine HSYK’nın değerlendirmelerinin geçerliliğiyle yakinen alakalı olan
bir husus teşkil ettiklerine dikkat çekmek istiyorum. Haliyle, ikincillik ilkesi
gözetilerek, Mahkeme önlerindeki delilleri değerlendirmek için daha iyi bir
konumda olan yüksek yargı tarafından sonradan yapılan tespitleri tümüyle
göz ardı etmemelidir (Selahattin Demirtaş v. Türkiye (No. 2) [BD], Başvuru
no. 14305/17, § 311, 22 Aralık 2020).
24. Burada, 2016 Ocak ayında ByLock’un hususi özelliklerine ilişkin
bilgilerin hala tam olarak mevcut olmamasının, başvurucunun tutuklanması
esnasında kendisine ilişkin şüpheleri temelsiz hale getirmediğini belirtmek
istiyorum (bu konuda içtihada ilişkin daha fazla bilgi için yukarıda 17. ve
18. paragraflara bakınız). Doğası gereğince elektronik delillerin
toplanmasına ve değerlendirilmesine ilişkin usul ve uygulanan teknolojilerin
karışıklığı dikkate alındığında, ulusal makamlardan bir şüphelinin
yakalanması veya tutuklanması üzerine bunlarla ilgili tüm bilgileri ve
ayrıntıları derlemiş olmasını zorunlu kılmak, yetkililere katlanılmaz bir yük
getirecek ve organize suçla mücadeleyi imkansız hale getirecektir.
Kuşkusuz, toplanan verilerin ek analizi, yerel mahkemelerin ByLock
uygulaması hakkında daha derinlemesine tespitler yapmalarına olanak
sağlamıştır. Ancak, bu bulgular tamamen yeni değildir; aksine, HSYK'nın
ByLock'un FETÖ/PDY üyeleri tarafından dahili
iletişim amacıyla
kullanılan bir uygulama olduğunu belirten kararlarında yaptığı ilk analizleri
tamamlayıcı niteliktedir.
25. HSYK'nın ilgili kararlarının başvurucu tutuklanmadan önce verildiği
ve kamuoyuna açıklandığı dikkate alındığında, başvurucunun tutukluluğuna
hükmeden Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliğinin, HSYK’nın ilgili kararlarının
66
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
kapsamını bildiği ve dolayısıyla ByLock mesajlaşma uygulamasının FETÖ/
PDY örgütü tarafından dahili iletişim amacıyla kullanıldığı sonucuna
varabilmek için bu uygulamanın mahiyeti hakkında yeterli bilgiye sahip
olduğu sonucuna yanılmadan varılabilir.
26. Çoğunluğun başvurucunun tutuklanmasına karar veren hakimin o
sırada ByLock mesajlaşma uygulamasının mahiyeti hakkında yeterli bilgiye
sahip olmadığı sonucuna vardığı zaman bu tartışmaya kapalı gerçekleri göz
ardı ettiğini saygıyla arz ederim.
iii. Analizin üçüncü aşaması
27.
Analizin üçüncü adımında çoğunluk, başvurucunun ByLock
uygulamasını kullandığından makul şekilde şüphelenmek için yeterli kanıt
olup olmadığını belirlemeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu
uygulamanın başvurucu tarafından kullanımı bulgusunun, ByLock kullanıcı
numarası, bu numaraya bağlı cep telefonu numarası (başvurucunun
kendisine ait olduğunu ikrar ettiği), başvurucunun TC kimlik numarası ve
son olarak mesajlaşma sisteminin kullanım yoğunluğunu gösteren renk
kodu gibi belirli bilgileri içeren bir belgeye dayandığını belirtiyorum
(kararın 14. paragrafı). Ayrıca Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre ulusal
makamların, bir bireyin ilgili suçu işlediğine yönelik şüpheye ilişkin makul
sebeplerin varlığına ilişkin sorunun incelenmesinde dikkate alınabilecek
bilgi ve olaylara ilişkin geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını (bakınız,
diğerlerinin yanı sıra, O’Hara, yukarıda anılan, § 40, başvurucunun
tanıklardan elde edilen bilgiler üzerine gözaltına alındığı; Fox, Campbell ve
Hartley, yukarıda anılan, §§ 32-34, ve Murray, yukarıda anılan, § 52, gizli
kaynaklardan gelen bilgiler üzerine yapılan gözaltılara ilişkin olarak; ve
daha yakın zamanda, Alpergin ve diğerleri v. Türkiye, Başvuru no.
62018/12, § 49, 27 Ekim 2020, istihbari raporlarının dikkate alınmasına
ilişkin olarak) ve vardıkları sonuçlarda keyfilik veya bariz mantık hatası
bulunmaması halinde ilgilinin tutuklama kararının dayandırıldığı bilgi ve
olayların güvenilirliğinin değerlendirilmesinin öncelikle bu makamlara
düştüğünü belirtirim. Bu çerçevede, tutuklanmasına karar verildiği esnada
ulusal hakimlerin, başvurucunun bu uygulamayı yöneltilen suçu
oluşturabilecek şekilde kullanmış olduğundan şüphelenmek için yeterince
makul sebeplere sahip oldukları söylenebilir.
iv. Sonuç
28. Yukarıda detaylıca tartışıldığı üzere şüphe aşamasında aranan maddi
ispat seviyesi, organize suç suçlarının kovuşturulmasına ilişkin özel
gereklilikler ve başvurucunun gözaltına alındığı zaman kamuoyunda hâkim
67
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
olan güvenlik durumu göz önüne alındığında, başvurucunun tutuklandığı
esnada objektif bir gözlemciyi başvurucunun söz konusu suç örgütüne
üyelik suçunu işlemiş olabileceğine ikna etmek için yeterli olay veya
bilginin mevcut olduğu kanaatindeyim. Mahkeme’nin içtihadıyla
oluşturulmuş geleneksel kapsamlı yaklaşımın saf dışı bırakılması kararı ile
Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c bendi anlamında aranan delil
seviyesine ilişkin olarak yapılan değerlendirme hatasının, başvurucunun
tutuklanması anlamında sulh ceza hakiminin elinde başvurucununun
ByLock kullanmış olmasından şüphelenmek için yeterli bilgi ve bulguya
sahip olup olmadığı sorusu hakkında yanlış bir sonuca varılmasına
sebebiyet verdiklerini saygıyla arz ederim.
b) Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası
29. Yukarıda açıklanan sebeplerle, çoğunluğun Sözleşme’nin 5.
maddesinin 3. fıkrası kapsamındaki şikâyetlerin haklılığına ilişkin kararı
aleyhinde oy kullandım.
30. Sulh ceza hakimi, başvurucunun tutuklanmasına ilişkin kararını iki
şey üzerinde temellendirmiştir: bir yandan başvurucunun delilleri karartması
riski ve diğer yandan ise firar etmesi riski (kararın 16.paragrafı). Bu riskler
Mahkeme’nin ilgili içtihadında geçerli olarak görülen sebeplerdendir
(Buzadji v. Moldova Cumhuriyeti [BD], Başvuru no. 23755/07, § 88, 5
Temmuz 2016; Tiron v. Romanya, Başvuru no. 17689/03, § 37, 7 Nisan
2009 ve Piruzyan v. Ermenistan, Başvuru no. 33376/07, § 94, 26 Haziran
2012). Bu itibarla, darbe girişimi sonrasında alınan bir tedbire ilişkin
davanın koşulları ve söz konusu suçun örgütlü niteliği dikkate alındığında,
kaçma riskinin geçerli bir sebep olduğunu düşünüyorum. Özellikle
başvurucunun uzun süredir polis teşkilatında ve hususiyetle çeşitli istihbarat
servislerinde görev yapmış olması gerçeği ile koşullar da göz önünde
bulundurulduğunda, delilleri karartma riski geçerli sebeplerden biridir.
31. Mahkeme, örgütlü suçlara ilişkin davaların, vakaların tespit edilmesi
ve örgütün her bir üyesinin sorumluluk düzeyine karar verilmesi
gerektiğinde, soruşturma makamlarına ve akabinde hakime kaçınılmaz
olarak daha fazla zorluk yüklediğini hatırlatmaktadır (bakınız, kıyasen,
Pastukhov ve Yelagin v. Rusya, Başvuru no. 55299/07, § 44, 19 Aralık 2013
ve orada atıf yapılmış olan davalar). Bu tarz davalarda, sanıkların kendi
aralarındaki ve dış dünyayla bağlantılarının ara vermeksizin gözetlenmesi
ve sınırlandırılması, sanıkların kaçmasını, delilleri karartmasını ve hatta
tanıkları tehdit etmelerini engellemek için elzem hale gelebilmektedir
(Lisovskij v. Litvanya, Başvuru no. 36249/14, § 67, 2 Mayıs 2017, Bak v.
Polonya, Başvuru no. 7870/04, § 56, 16 Ocak 2007, Štvrtecký v. Slovakya,
68
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
Başvuru no. 55844/12, § 61, 5 Haziran 2018 ve Podeschi v. San Marino,
Başvuru no. 66357/14, § 149, 13 Nisan 2017). Benzer gerekçeler
tutukluluğun sonraki aşamaları esnasında pekâlâ yetersiz kalabilir; fakat ben
başvurucunun devam eden tutukluluğuna ilişkin değil de sadece
tutukluluğun ilk aşamasına ilişkin olduğundan, mevcut olayda bu
gerekçelerin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası anlamında geçerli ve
yeterli oldukları kanaatindeyim.
c) Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası
32. Buradan sonra açıklanan gerekçelerden ötürü, Sözleşme’nin 5.
maddesinin 4. fıkrası kapsamındaki şikayetlerin geçerliliğine ilişkin olarak
çoğunluk tarafından varılan sonuçların aleyhine oy kullandım.
33. Mevcut davanın, Daire tarafından 5. maddenin 4. fıkrasının ihlal
edilmediğine karar verilen Atilla Taş davasına (Başvuru no. 72/17, 19 Ocak
- benzer olduğunu gözlemlemekteyim. Kesinleşen bu kararında Daire
şunları belirtmiştir: “(…) başvurucu avukatları eşliğinde, bu delillere ilişkin
olarak kendisine sorular yönelten ve sorgunun içeriğini tutanaklara geçiren
yetkili merciler tarafından, önce soruşturma mercileri ve ardından sulh
hâkimi, ayrıntılı olarak sorgulanmıştır. Bu nedenle, başvurucu delillere
sınırsız erişim hakkından faydalandırılmamış olsa bile, içerikleri hakkında
tutukluluğunun yasallığına etkili bir şekilde itiraz edilmesi için büyük önem
taşıyan yeterli bilgiye sahiptir” (aynı yerde, § 153). Kanaatimce, bu
çıkarımlar başvurucunun aleyhinde kullanılan delillerin içeriği, yani
ByLock uygulamasının iddia edilen kullanımına ilişkin materyal hakkında
yeterli bilgiye sahip olduğunun kabul edilebileceği mevcut davada da
geçerlidir. Ayrıca, Mahkeme'ye sunulan bilgilerden, başvurucunun
tutukluluğunun sonraki aşamalarında, özellikle iddianamenin kabulüne
kadar dosyaya başka delillerin eklenip eklenmediğini belirlemek güçtür.
34. Bu nedenle, bu hükmün ihlali tespitine karşı oy kullanmama rağmen,
mevcut dava bu kapsamda olmasa dahi, soruşturma dosyasına erişimin
otomatik olarak kısıtlanması konusundaki şüphelerimi ifade etme
zorunluluğu hissediyorum. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin kararında
mevcut dava için otomatik bir kısıtlamanın varlığını kabul ettiği
düşüncesine sevk eden hiçbir şey olmadığını gözlemliyorum.
35. Ayrıca 5. maddenin 4. fıkrası kapsamındaki çekişmeli yargılama
hakkının mutlak bir hak olmadığını da hatırlatmak isterim. İçtihada göre, 5.
maddenin 4. fıkrasının kapsamına giren bir prosedürün yargısal nitelikte
olması ve bireye şikâyet edilen özgürlükten yoksun bırakmanın niteliğine
uygun güvenceler sunması gerekirken, diğer taraftan da 5. maddenin 4.
fıkrasından kaynaklanan usuli eşitlik, davanın bağlamından, olgularından ve
69
AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY
koşullarından bağımsız olarak tek tip ve değişmez kriterlerin uygulanmasını
dayatmamaktadır. Bu nedenle, yargılama çekişmeli olmalı ve taraflar
arasında her zaman silahların eşitliğini garanti etmelidir. Bununla birlikte,
Mahkeme, 6.maddenin kapsamında bir suç isnadına ilişkin derece
mahkemelerinin kararlarında bile, suçun araştırılmasına ilişkin bazı istihbari
yöntemlerin gizli tutulması veya bir başkasının temel haklarının korunması
gerekliliklerine benzer şekilde, çekişmeli yargılama hakkının ulusal
güvenlik gibi önemli bir kamu çıkarını korumak için kesinlikle elzem
olduğu ölçüde sınırlandırılabileceğine karar vermiştir (A. ve diğerleri v.
Birleşik Krallık [BD], Başvuru no. 3455/05, §§ 203-205, CEDH 2009).
36. Yukarıda belirtilenler ışığında, tarafların ortaya koydukları beyanları
ve davanın koşulları göz önüne alındığında, mevcut davada Mahkeme'nin
Atilla Taş davasında vardığı sonuçtan ayrılmak için bir neden göremiyorum
(yukarıda anılan, §§ 153-154).
70
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.