CASE OF AKGÜN v. TURKEY - [Turkish Translation] by Rumeysa Budak, Muhammed Canpolat and Burak Nevfel Conkuş

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

İKİNCİ BÖLÜM  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

(Başvuru no. 19699/18)  

KARAR  

5 § 1 (c) maddesi • Kullanımı bir terör örgütüne münhasır olmayan şifreli  

bir mesajlaşma sisteminin aktif olarak kullanılmasına ilişkin ve bu örgüte  

mensubiyete dair makul şüpheyi haklı çıkarmak için yetersiz iddialar  

5 § 3 maddesi • şüphelenmek için makul sebeplerin yokluğu, tutukluluk  

kararının gerekçesiz olması  

5 § 4 maddesi • Tutukluluğun yasallığının incelenmesi • Tutukluluğa  

itiraz için hayati önem arz eden, suçlamanın münhasır unsurunun  

içeriğinin yeterince bilinmemesi (mesajlaşma uygulamasının  

kullanıcılarının listesi)  

STRAZBURG  

20 Temmuz 2021  

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde  

kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

Akgün v. Türkiye davasında,  

Jon Fridrik Kjølbro, Başkan  

Hakimler  

Marko Bošnjak,  

Valeriu Griţco,  

Egidijus Kūris,  

Branko Lubarda,  

Carlo Ranzoni,  

Saadet Yüksel  

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla bölüm olarak  

toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,  

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvuru (no.19699/18) Türkiye  

cumhuriyeti vatandaşı, Bay Tekin Akgün ("başvurucu") tarafından, İnsan  

Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin  

("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca Mahkeme huzurunda, 16 Nisan 2018  

tarihinde açılan davada,  

Başvurucunun bir suç işlediğine dair şüpheye yer veren makul sebeplerin  

bulunmadığına, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ve Sulh Ceza  

Hakimliklerinin bağımsızlık ve tarafsızlıklarına ilişkin şikâyetleri Türk  

Hükümeti’nin ("Hükümet") dikkatine sunup, geri kalan şikâyetleri kabul  

edilemez ilan ederek,  

Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurmuş,  

15 Temmuz 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakere sonrasında,  

Aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:  

GİRİŞ  

1. Mevcut dava, başvurucunun Türk makamları tarafından “FETÖ/  

PDY” (“Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak  

adlandırılan bir örgüte üye olduğundan şüphelenildiği gerekçesiyle  

tutuklanmasına ilişkindir.  

1

AKGÜN v. TÜRKİYE  

TEMEL OLGULAR  

I. MEVCUT OLAYIN ŞARTLARI  

2. Başvurucu 1979 doğumludur. Ankara'da avukatlık yapan Av. A.  

Kaplan tarafından temsil edilmektedir. Hükümet, temsilcileri Hacı Ali  

Açıkgül ve Çağla Pınar Tansu Seçkin tarafından temsil edilmektedir.  

A. Davanın başlangıcı  

3. 15-16 Temmuz 2016 gecesi, " Yurtta Sulh Konseyi " olarak anılan  

Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup bir grup, Millet Meclisi'ni, demokratik  

yollarla seçilmiş hükümet ve Cumhurbaşkanını, devirmek için askeri darbe  

girişiminde bulunmuştur.  

4.  

Darbe girişimi esnasında darbeciler, savaş uçakları ve  

helikopterlerden faydalanmak suretiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi,  

Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi, Polis özel harekat başkanlığı ile istihbarat  

birimlerinin binaları da dahil olmak üzere birçok stratejik devlet binasını  

bombalamış, Cumhurbaşkanının bulunduğu otele saldırmış, Genelkurmay  

Başkanı'nı rehin almış, başta TÜRKSAT şirketi (Ankara’daki Türk  

telekomünikasyon uyduları operatörü) olmak üzere birçok kuruma ve  

televizyon istasyonlarına saldırmış ve işgal etmişler, Boğaziçi köprülerini ve  

İstanbul havalimanını bloke edip göstericilere ateş açmışlardır. Şiddetin  

damgasını vurduğu bu gecede 251 kişi ölmüş ve 2.194 kişi yaralanmıştır.  

5. Askeri darbe girişiminin ertesi gününde, ulusal merciler, FETÖ/  

PDY'nin lideri olarak değerlendirilen Pensilvanya’da (Amerika Birleşik  

Devletleri) mukim bir Türk vatandaşı olan Fetullah Gülen'in yapılanmasını  

suçlamışlardır.  

6.  

16 Temmuz 2016'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı  

Anayasal düzene karşı işlenen suçlar soruşturma bürosu, ceza soruşturması  

başlatmıştır. Bu soruşturma çerçevesinde hareket ederek, bölge ve şehir  

savcılıkları darbe girişimi sırasında ve sonrasında, olaya karıştığından  

şüphelenilen ve darbe ile doğrudan ilgisi olmayan ancak FETÖ/PDY örgütü  

ile bağlantılı olduğu iddia edilen kişiler hakkında ceza soruşturmaları  

başlatmıştır.  

7. Hükümet, 20 Temmuz 2016'da 21 Temmuz 2016'dan başlamak üzere  

üç aylık olağanüstü hal ilan etmiş, bu olağanüstü hal daha sonra Bakanlar  

Kurulu tarafından üçer aylık dönemlerle uzatılmıştır.  

8.  

21 Temmuz 2016'da Türk makamları, Avrupa Konseyi Genel  

Sekreteri'ne Sözleşme'nin 15. Maddesi uyarınca Sözleşme’nin askıya  

2

AKGÜN v. TÜRKİYE  

alınması bildirimini iletmiştir (bu bildirimin içeriği için aşağıdaki 106.  

paragrafa bakınız).  

9. 18 Temmuz 2018’de olağanüstü hal kaldırılmıştır.  

B. Başvurucunun kişisel durumu  

  1.  

Başvurucunun tutuklanması  

10. 17 Ekim 2016 tarihinde, eski bir polis memuru olan başvurucunun,  

FETÖ/PDY üyesi olması şüphesiyle Ankara Cumhuriyet Savcısı tarafından  

ifadesi alınmıştır. İki avukatının eşliğinde, 19 Ağustos 2016'da açığa  

alındığını ve bu örgütle sözde bağlantısı nedeniyle 1 Eylül'de görevden  

ihraç edildiğini ifade etmiştir. Kendisinin polislik kariyeri hakkında bilgi  

vererek, merkez istihbarat birimlerinin yanı sıra çeşitli bölgesel istihbarat  

birimlerinde de görevde bulunduğunu belirtmiştir. Darbe girişimi sırasında  

askeri darbecilerin tutuklanmasında yer aldığını ve 17-25 Aralık 20131  

operasyonlarıyla FETÖ/PDY'nin amacının devleti kontrol altına almak  

olduğunu anladığını belirterek, bu örgütle herhangi bir bağının olduğunu  

reddetmiştir.  

11. Duruşma tutanağının ilgili kısımları şöyledir:  

“(…)Kendisinin silahlı bir terör örgütüne üye olmakla suçlandığı ve örgüt üyeleri  

tarafından kullanılan ByLock uygulamasının kullanıcısı olduğuna dair bir tespit  

olduğu hatırlatıldı”.  

(…) “ByLock kullanması hususunda kendisine soruldu : Kesinlikle kullanmadım”.  

(…) “Akabinde 29635 ID numaralı (...) telefon numarasının ByLock'un kırmızı  

listesinde olduğuna dair savcılığımızın raporu kendisine okundu : Söz konusu numara  

bana ait. Kesinlikle bu uygulamayı kullanmadım. Adımın nasıl kullanıcı olarak kayıtlı  

olduğunu bilmiyorum. (…) 2015 Ocak ayında, idaremizin bize verdiği Iphone 4S  

telefonu kullanıyordum. İhraç edilmemin ardından telefonu iade ettim. (...)”  

12. Başvurucuyu dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı, ilgilinin FETÖ/  

PDY'nin iletişim sistemi olan ByLock'u kullandığını tespit ettiği  

1

17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde yolsuzlukla ilgili soruşturmalar kapsamında büyük bir  

tutuklama dalgası AKP'nin (2002'den beri iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi) yakın  

çevrelerini etkiledi. Bu kapsamda, üç bakanın oğulları, bir devlet bankası müdürü, üst  

düzey yetkililer ve kamu yetkilileriyle yakın işbirliği içinde çalışan işadamları da dahil  

olmak üzere siyasi iktidarın en yakın çevrelerinden sayılan önemli isimler gözaltına  

alınmıştır. Hükümet, bu girişimin sorumluluğunu Fetullahçı yapılanmaya bağlı polis ve  

hakimlere atfederek, soruşturmayı bir komplo ve yürütmeye karşı bir "yargısal darbe  

girişimi" olarak nitelendirmiştir. Bu olay, Fetullahçı yapılanmanın AKP ile ilk açık  

çatışmalarından biridir. Bu olaydan itibaren hükûmet, Fetullah Gülen'in örgütünü ilk olarak  

"paralel devlet yapılanması" ve daha sonra terör örgütü olarak adlandırmıştır.  

3

   

AKGÜN v. TÜRKİYE  

gerekçesiyle, başvurucuyu tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne  

sevk etmiştir.  

13. Aynı gün başvurucu, yine iki avukatının eşliğinde, Ankara 9. Sulh  

Ceza Hakimliği huzuruna çıkarılmıştır. Duruşma tutanağının ilgili kısımları  

şöyledir:  

“(...) Ankara Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan tutuklama talebi okundu"  

(...) "Şüpheli: Haklarımı öğrendim, avukatlarımla savunmamı yapacağım"  

(...) "Şüpheli savunmasında: Polise bu konuyla ilgili ayrıntılı ifade verdim. İfademin  

okunmasını rica ediyorum.  

Zanlının polis tarafından alınan ifadesi okundu: Okunan ifade benimdir, doğrudur,  

savunmam olarak ifademi olduğu gibi yineliyorum.  

Devam etti: Ben herhangi bir suç işlemedim. Telefon, [polis] istihbarat dairesinin  

bize verdiği telefon. Ocak 2015'te iPhone'dan başka telefon kullanmadım. Toplanan  

veriler Ocak ayına ait. Ben suçsuzum, salıverilmemi talep ediyorum” dedi.  

(....) "Dosyada bulunan bilgi, belge ve tutanak ve sağlık raporları tek tek okundu ve  

kendisinden soruldu : Aleyhime olanları reddediyorum."  

14. Başvurucunun ByLock kullandığına dair rapor, bilgisayarlı bir  

sistemden alındığı anlaşılan, aşağıdaki bilgileri içeren tek bir sayfa  

biçimindedir: ByLock kullanıcı numarası (ID29635), bu kullanıcı  

numarasıyla ilişkili cep telefonu numarası (başvurucunun ifadesinde  

kendisine ait olduğunu kabul ettiği), başvurucunun TC kimlik numarası,  

başvurucunun kimliği ve uyruğu, gerçek bir kişi olduğu bilgisi ve son  

olarak, renk kutusunda, başka herhangi bir belirti olmaksızın "kırmızı"  

ifadesi geçmektedir. Belgeye tarih atılmamıştır. Hükümet'e göre, belge  

savcılık tarafından Ankara'daki 9. Sulh Ceza Hakimliği'ne iletilmiştir, bu  

belgeye başvurucu tarafından itiraz edilmemiştir.  

15. Başvurucunun avukatları, müvekkillerinin sabit bir ikametgahı  

olduğuna, kaçma veya delilleri karartma riskinin bulunmadığına ve kendi  

isteğiyle teslim olduğuna dikkatleri çekmiştir. Ayrıca, başvurucunun  

tutuksuz yargılanmasını ve gerekirse bir adli kontrol tedbiri uygulanmasını  

talep etmişlerdir.  

16. Sulh ceza hakimi şu şekilde hükmetmiştir :  

"Dosya incelendi.  

Şüphelinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli  

şüphelerin varlığını gösteren somut delillerin mevcudiyeti, kaçma ve delilleri karartma  

riskinin bulunduğu göz önüne alındığında, adli kontrol kararının yetersiz olacağına;  

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi ve Sözleşme'nin 5. ve ilgili maddelerince  

öngörülen tutukluluk rejimi kapsamında, CMK’nın 101. maddesi uyarınca şüphelinin,  

yöneltilen suçla orantılı bir şekilde, tutuklanmasına karar verildi(...)”.  

4

AKGÜN v. TÜRKİYE  

17. 25 Ekim 2016'da Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği, başvurucunun  

tutukluluk kararına itirazını, bu kararda herhangi bir hata tespit edilmediği  

gerekçesiyle reddetmiştir.  

18. 15 Kasım 2016 tarihinde, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği, CMK 108.  

maddesi uyarınca savcılık tarafından yapılan tutukluluğun incelenmesi ve  

devamı talebi hususunda karar vermiştir. İlgilinin söz konusu suçu  

işlediğine dair güçlü şüphelerin mevcudiyetini koruduğu gerekçesiyle  

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Ayrıca, iddia edilen suçun  

niteliğini ve olağanüstü halin uygulanmasına yol açan darbe girişimine  

ilişkin açık ve yakın bir tehlikenin hâlâ mevcut olduğu gerçeğini de dikkate  

almıştır. İlaveten mahkeme, kaçma riski şüphesini doğuran somut unsurların  

bulunduğunu (FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen kişilerin bir  

kısmının kaçması), karşı karşıya kalınan cezanın ağırlığını ve iddia edilen  

suçun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 100 § 3 maddesinde  

listelenen "katalog" suçlar arasında yer alması durumlarını göz önünde  

bulundurmuştur.  

2. Başvurucunun Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurusu  

19. 5 Aralık 2016'da başvurucu bireysel başvuruda bulunmuştur.  

20. Anayasa Mahkemesi, başvurucuya 21 Aralık 2017 tarihinde tebliğ  

edilen 15 Aralık 2017 tarihli kararında bu itirazın kabul edilemez olduğuna  

hükmetmiştir.  

21.  

Anayasa Mahkemesi, iddianameye göre (bakınız aşağıda 26.  

paragraf), başvurucunun ByLock mesajlaşma uygulamasını kullandığını  

kaydetmiştir. Bahse konu uygulamanın özellikleri dikkate alındığında,  

bunun kullanılmasının soruşturma makamları tarafından FETÖ/PDY ile bir  

bağlantının varlığının kanıtı olarak değerlendirilmesinin kabul edilebileceği  

kanaatine varmıştır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi 20 Haziran 2017'de  

verdiği Aydın Yavuz ve diğerleri kararına atıfta bulunmuştur (bakınız  

aşağıda 83-85. paragraflar). Neticede, söz konusu mesajlaşma  

uygulamasının özellikleri dikkate alındığında, soruşturma makamlarının  

veya (kendilerinden) tutuklamaya karar vermesi istenen mahkemelerin, bu  

mesajlaşma uygulamasının kullanılmasını, somut olayın şartlarını göz  

önünde bulundurarak, FETÖ/PDY'ye üye olma suçunun işlendiğine dair  

"güçlü bir gösterge" olarak değerlendirdiklerinde, temelsiz ve keyfi gerekçe  

gösterdikleri sonucuna varılamayacağına karar vermiştir. Ayrıca,  

başvurucunun tutukluluğuna ilişkin kararlarda yer alan gerekçeler ile  

tutukluluk kararına karşı yapılan itirazın reddedilmesi kararında yer alan  

gerekçeleri dikkate alındığında ve özgürlükten yoksun bırakma usulüne  

hesaba katıldığında, tutuklama gerekçelerinin bulunmadığı ve söz konusu  

5

AKGÜN v. TÜRKİYE  

tedbirin orantısız olduğunun söylenemeyeceği kanaatine varmıştır. Bu  

açıklamalar ışığında, tutukluluğun usule aykırılığı hususundaki şikâyetin  

açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.  

22. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına  

ilişkin şikayetle ilgili olarak duruşma tutanaklarını, tutuklamaya ilişkin  

kararları, tutukluluğa itirazla ilgili soruşturmaları ve soruşturma  

dosyasındaki belge ve bilgileri inceleyerek, başvurucunun, tutukluluğunun  

dayandırıldığı unsurlar hakkında bilgilendirildiğini, bunların içeriği  

hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu ve tutukluluğuna itiraz etmesi için  

kendisine yeterli fırsat verildiğine karar vermiştir. Aynı şekilde bu şikâyeti  

de açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.  

23. Anayasa Mahkemesi son olarak, başvurucunun ayrıca sulh ceza  

hakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından ile bu mahkemelere  

yapılan itirazların aynı yargıçlar tarafından incelenmesinin kendisini,  

tutukluluğuna karşı etkili hukuk yolundan mahrum bıraktığı hususundaki  

şikâyetini değerlendirmiştir. Mahkeme, birçok davada bu türden bir şikâyeti  

inceleyip reddettiğini ve başvurucunun durumunu göz önünde  

bulundurulduğunda farklı bir sonuca varmak için hiçbir neden olmadığına  

hükmetmiştir.  

3. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru sonrası gelişmeler  

24. 2 Aralık 2016 tarihinde, başvurucunun 1 Eylül 2016’da ihraç  

edildiğine ve FETÖ/PDY üyelerinin ifşa olmamak için birbirleri aralarında  

kullandığı iletişim uygulamasının, 29635 ID’li ve (...) cep telefonu numaralı  

ile "kırmızı" kodlu aktif bir kullanıcısı olduğunun tespit edildiğine dair bir  

tutanak düzenlenmiştir.  

25. 23 Aralık 2016 ile 26 Mayıs 2017 arasındaki çeşitli tarihlerde,  

başvurucu tutukluluğu, Ankara'daki çeşitli Sulh Ceza Hakimlikleri  

tarafından incelenmiş ve bu tedbirin devamına karar verilmiştir.  

26. 6 Haziran 2017 tarihinde, başvurucu, Ceza Kanunu'nun 314 § 2  

maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca  

terör örgütüne üye olmakla suçlanmıştır.  

27. Başvurucunun davası, yapılan duruşmalar sonucunda ve duruşmalar  

arasında başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar veren, Ankara 22.  

Ağır Ceza Mahkemesince görülmeye başlanmıştır.  

28. 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşen  

üçüncü duruşma sonunda, delillerin büyük ölçüde toplanmış olduğu,  

dosyada, içlerinde başvurucunun da bulunduğu sanıklar tarafından  

karartılabilecek herhangi bir delil bulunmadığı ve dosyada başvurucunun  

kaçabileceğine dair herhangi bir bulgu olmadığı gerekçeleriyle  

başvurucunun adli kontrol ile serbest bırakılmasına karar vermiştir.  

6

AKGÜN v. TÜRKİYE  

29. Başvurucunun avukatı ile katıldığı 23 Ocak 2019 tarihli duruşmada,  

22. Ağır Ceza Mahkemesi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'ndan  

(BTK) gelen cevabının alındığını bildirmiş ve bunu dosyaya eklemiştir.  

BTK'nın yazısına göre başvurucu, 13 Ağustos 2014 ile 4 Nisan 2015  

tarihleri arasında, kendi cep telefonuyla ByLock sunucusuna 2.547 kez ve 9  

Ekim 2014 ile 28 Mayıs 2015 tarihleri arasında ByLock'a tahsis edilen  

sunuculara başka bir cep telefonundan 2.346 kez bağlanmıştır.  

30. 10 Eylül 2020 tarihi itibariyle dava 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde  

hala derdesttir.  

II. TARAFLARCA SUNULAN KARAR VE RAPORLAR  

A. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından verilen 24 ve 31  

Ağustos tarihli kararlar  

31. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulu, 24  

Ağustos 2016 tarihinde toplanarak, tamamı FETÖ/PDY'ye üye, irtibatlı  

veya iltisaklı olduğu değerlendirilen 2.847 hâkimi meslekten ihraç etmiştir.  

32. HSYK, 61 sayfalık uzun kararında, yargı mensuplarının ihraçlarını  

hangi unsurlar ışığında incelediği sıralamıştır. HSYK, diğer unsurların yanı  

sıra şunlara atıfta bulunmuştur:  

“örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan  

kayıtlar,(…) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ve belgeler,  

ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın  

niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma  

kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu  

tutanakları, itirafçıların beyanları ile diğer bilgi ve belgeler”  

33. HSYK, elindeki belgelere dayanarak ilk olarak örgütün "hususi  

iletişim ağları kullandığını" belirterek FETÖ/PDY hakkında bilgi vermiştir.  

HSYK, örgütün kullandığı iletişim araçlarına ayrılan bölümde, örgütün  

hücreler halinde, kapalı devre düzenlendiğini açıklamıştır. Örgütün yüz  

yüze iletişime her şeyden öncelik verdiğini ve en yaygın iletişim araçlarının  

cep telefonları olduğunu söylemiştir. Bu telefonların aboneliklerinin, gerçek  

kullanıcısına erişimi zorlaştırmak maksadıyla faklı isimler veya örgütün  

kontrolündeki tüzel kişiler adına yapıldığını belirtmiştir. Örgüt üyelerinin de  

düzenli olarak cep telefonlarını değiştirdiklerini ve bu şekilde yasadışı  

faaliyetlerini örtbas etmeye çalıştıklarının anlaşıldığını eklemiştir. Örgütün  

üst düzey yetkililerinin yurt dışında kayıtlı telefon hatlarını veya kiralık  

abonelikleri kullandığını söylemiştir. Son olarak, Skype, Tango, ByLock,  

Line, Kakaotalk, WhatsApp gibi uygulamaların, mesajların şifreleme  

7

AKGÜN v. TÜRKİYE  

yoluyla korunmasına izin verdikleri için ayrıcalıklı iletişim araçları  

olduğunu belirterek bitirmiştir.  

34. HSYK'nın kararının ikinci bölümünde, FETÖ/PDY'nin yargı  

kurumlarında yürüttüğü faaliyetlere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer almakta ve  

örgütün, yargıçların mesleğe kabulü, yükseltilmesi ve terfi edilmesi ile örgüt  

üyesi olduğu varsayılan hakimler tarafından yürütülen disiplin işlemleri ve  

cezai işlemler sırasında yapıldığı iddia edilen usulsüzlüklere dikkat  

çekilmiştir. HSYK, bu bölümde, 2014 yılı Ekim ayında gerçekleşen HSYK  

üye seçimi bağlamında örgütün icra ettiği faaliyetleri nakledip bu kapsamda  

“FETÖ/PDY” nin örgüt içi iletişimi ByLock olarak bilinen şifreli iletişim  

programı ile gerçekleştirildiğini” belirtmiştir.  

35. Devamında, özellikle çeşitli soruşturma ve prosedürlerin ayrıntılı bir  

incelemesine geçmeden önce HSYK, kararında örgütün yargı kurumları  

bünyesinde yürüttüğü faaliyetleri vurgulamak adına, örnek olarak, itirafçı  

veya gizli tanık hakimler tarafından verilen ifadelerin pasajlarını aktarmıştır.  

Söz konusu pasajlar örgüte isnad edilen çeşitli faaliyetlere ilişkindir.  

36. HSYK'nın 543 yargı mensubunu görevden aldığı 31 Ağustos 2016  

tarihli kararı da aynı tespitleri içermektedir.  

B. Meclis Araştırma Komisyonu raporu (Mayıs 2017)  

37. Bahse konu komisyon, 15 Temmuz 2016 darbe girişimini ve FETÖ/  

PDY'nin faaliyetlerini tüm yönleriyle incelemek ve gerekli tedbirleri almak  

üzere oluşturulmuştur. Raporunun ilk bölümünde FETÖ/PDY'nin doğuşu,  

gelişimi ve yapısı, ikinci bölümü 15 Temmuz 2016 darbe girişimi (olayların  

kronolojik sırası) ve son olarak üçüncü bölümü ise FETÖ/PDY benzeri  

örgütlerin demokrasi ve anayasal düzene yönelik saldırılarının önlenmesi ve  

gereken tedbirlerin alınmasındaki gözlemlenen eksiklikler ele alınmıştır.  

38. Raporda ByLock'un bir iletişim aracı olarak, münhasıran FETÖ/  

PDY üyeleri tarafından kullanıldığı belirtilmiştir. Rapora göre, ByLock'un,  

Milli İstihbarat Teşkilatı ("MİT") tarafından deşifre edildiğinin  

öğrenilmesinin ardından örgüt üyeleri, Ocak 2016 itibarıyla Eagle  

mesajlaşma uygulamasını kullanmaya başlamışlardır. Raporda aynı  

zamanda MİT'in ByLock mesajlaşma uygulamasının şifresini Mayıs  

2016'da çözdüğü, ancak bu arada Ocak 2016'da FETÖ/PDY'nin zaten Eagle  

mesajlaşma uygulamasına geçtiği de eklenmiştir. Rapora göre bu zaman  

aralığı, darbe girişimine ilişkin bilgi eksikliğinin olası açıklamalarından biri  

olabilir.  

8

AKGÜN v. TÜRKİYE  

C. Milli Güvenlik Kurulu kararları  

39. Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Nisan 2014 tarihli toplantısının  

ardından yapılan basın açıklamasının A maddesi şu şekildedir:  

“Toplantı sırasında,  

A. Ülkemizin güvenliği, halkımızın huzuru ve kamu düzenini ilgilendiren hususlar  

ayrıntılı olarak görüşülmüştür. Bu kapsamda, milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu  

düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel  

yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği  

vurgulanmıştır.”  

40. Milli Güvenlik Kurulu'nun 26 Mayıs 2016 tarihli toplantısının  

ardından yapılan basın açıklamasının 1. maddesi şu şekildedir:  

“Toplantı sırasında,  

1. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla  

yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, millî  

güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı  

alınan tedbirler görüşülmüştür.”  

D. Bylock hakkında uzman raporları  

1. MİT tarafından hazırlanan “Bylock Uygulaması Teknik Raporu”  

(tarih atılmamış)  

41. MİT, araştırmaları sonucunda ByLock sunucularındaki veri  

tabanlarına ulaşmıştır. ByLock uygulamasından elde edilen dijital verilerin  

analizinden aşağıdaki ByLock Uygulaması Teknik Raporunu (88 sayfa)  

hazırlamıştır. Raporda aşağıdaki bulgular ve sonuçlar sunulmuştur.  

42. Rapora göre uygulama, gönderilen her mesajın farklı ve güçlü bir  

şifreleme anahtarı ile şifrelenmesine izin verecek şekilde tasarlanmıştır.  

43. Raporda, uygulamanın geliştiricisinin önceki çalışmalarıyla ilgili  

herhangi bir profesyonel referansı olmadığı ve uygulamanın herhangi bir  

ticari tanıtıma konu olmadığı, uygulamanın kullanıcılarının sayısını  

artırmayı veya ticari bir değer kazandırmayı amaçlamadığı eklenmektedir.  

Rapora göre, uygulamanın işleyişine ilişkin olarak (sunucu ve IP adresi  

kiralama gibi) işlemler için ödemenin anonim olarak yapılmış olması, bu  

şirketin kurumsal ve ticari olmadığını doğrular gerçeklerdir.  

44. Rapor, uygulamanın - kaynak kodunun belirli unsurlarının Türkçe  

ifadeler içerdiği, kullanıcı adlarının, grup adlarının ve şifresi çözülen  

şifrelerin çoğunun ve şifresi çözülen içeriğin neredeyse tamamının Türkçe  

olması, Türkiye'den uygulamaya erişen kullanıcılar, kimliklerini ve  

9

AKGÜN v. TÜRKİYE  

iletişimlerini gizlemek için VPN2 üzerinden uygulamaya erişmek zorunda  

bırakılmaları, "Google"da ByLock üzerine yapılan sorguların/araştırmaların  

neredeyse tamamının Türkiye'deki kullanıcılar tarafından yapılması ve  

erişimin engellenmesinden sonra "Google"da "ByLock" aramalarının hızla  

artması, ByLock ile ilgili internet paylaşımlarının, FETÖ/PDY lehine  

paylaşımlar yapan anonim hesaplardan gerçekleştirilmesi, iki yüz binden  

fazla kullanıcısı olan bu mesajlaşma uygulamasının darbe girişimi  

öncesinde ne Türkiye'de ne de yurt dışında kamuoyu tarafından bilinmemesi  

- bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda, ByLock'un küresel bir  

uygulama görünümünde FETÖ/PDY üyeleri için mesajlaşma işlevi  

gördüğüne işaret etmektedir.  

45. Raporda, uygulamayı kullanabilmek için uygulamanın bir akıllı  

telefona indirilmesinden sonra bir kullanıcı adı/kullanıcı kodu ve  

kriptografik şifre oluşturmanın gerekli olduğu ve bu bilgilerin şifreli bir  

şekilde uygulama sunucusuna iletilmesi gerektiği kaydedilmiştir.  

Geliştiricinin bu sistemle kullanıcının bilgi ve iletişiminin güvenliğini  

korumayı amaçladığı not edilmiştir. Raporda, ByLock kullanıcı hesabı  

oluşturulurken herhangi bir kişisel bilgi istenmediğini, evrensel benzeri  

ticari uygulamalar için var olanın aksine, herhangi bir kullanıcı hesabı  

doğrulama sisteminin (SMS, e-posta vb. ile kimlik doğrulama)  

sağlanmadığını ve böylelikle anonimliği sağlayıp kullanıcılarının  

tanımlamasını zorlaştırmayı amaçladığı eklenmiştir.  

46. Raporda ayrıca geliştiricinin, bir yetkili tarafından imzalanmış bir  

SSL sertifikası yerine kendi oluşturduğu bir SSL3 sertifikası kullandığı  

belirtilmiştir. Rapor, global ve ticari mesajlaşma uygulamalarının, kullanıcı  

bilgilerinin ve iletişimlerinin güvenliğinin sorumluluğunu bir ücret  

karşılığında yetkili bir makama bırakmak için genellikle "Yetkili İmzalı SSL  

Sertifikası" kullandığını kaydetmiştir. Rapor, ByLock uygulamasında ise,  

geliştiricinin yetkililerin, kullanıcı bilgilerini almasını istemediğinden  

"yetkili imzalı SSL sertifikası" kullanmamayı tercih ettiğini not etmiştir.  

47. Raporda, sisteme kaydolmanın diğer kayıtlı kullanıcılarla iletişim  

kurmak için yeterli olmadığı ve tarafların ancak yüz yüze görüşme sırasında  

veya bir aracı (örneğin, bir haberci veya önceden kayıtlı bir ByLock  

kullanıcısı) vasıtasıyla elde edilen diğer tarafın kullanıcı adlarını / kodlarını  

ekledikten sonra iletişime geçebilecekleri belirtilmiştir. Rapor, ek olarak,  

2

Sanal Özel Ağ, uzak bilgisayarlar arasında doğrudan bağlantı oluşturmaya izin veren bir  

sistem  

3

Bazen dijital sertifikalar olarak da adlandırılan Güvenli Yuva Katmanı (SSL) sertifikaları,  

çok güçlü şifreleme kullanarak bilgisayar ve sunucu arasındaki bağlantının güvenliğini  

sağlamaya yardımcı olur.  

10  

       

AKGÜN v. TÜRKİYE  

mesajlaşmanın ancak iki kullanıcı birbirini kontakt olarak ekledikten sonra  

başlatılabileceğini ve bu nedenle uygulamanın, örgütün "hücre" tipi yapısına  

uygun iletişime izin verecek şekilde tasarlandığının düşünülmesi gerektiğini  

ifade etmiştir.  

48. Rapor, uygulamanın, sesli arama yapmak, yazılı mesaj ve e-posta  

göndermek veya almak, uygulama üzerinden dosya aktarmak için başka bir  

iletişim aracına ihtiyaç duymaksızın kullanıcıların örgütle ilgili  

haberleşmelerine olanak sağladığını ortaya koymuştur.  

49. Raporda, mesajlaşmaların içeriğinin manuel müdahale olmaksızın  

düzenli aralıklarla cihazdan otomatik olarak silinmesinin, ByLock  

sisteminin, haberleşmenin güvenliği açısından silinmesi gereken verileri,  

kullanıcı silmeyi unutsa bile gerekli önlemleri alacak şekilde tasarlandığını  

gösterdiğini belirtmiştir. Rapora göre, böylelikle, cihaza olası bir soruşturma  

kapsamında el konulmuş olsa dahi, uygulamada kullanıcı listesine ve  

uygulama üzerinden geçmiş mesajlara erişim engellenmektedir. Rapor,  

sunucuya ve haberleşmeye ilişkin verilerin uygulamanın veritabanında  

şifrelenmiş biçimde saklanmasının, kullanıcıların kimliğinin tespitini  

engellemek ve iletişimi güvenli hale getirmek için ek bir önlem olduğunu  

öngörmektedir.  

50. Rapor, ByLock kullanıcılarının kendilerinin de kimliklerini gizlemek  

için önlemler aldıklarını kaydetmiştir (uzun şifreler kullanmak,  

uygulamanın Android Store veya App Store yerine manuel olarak  

indirilmesi, mesajlarda ve kişi listelerinde örgütteki kod adlarının  

kullanılması).  

51. Raporda daha sonra, deşifre edilen içeriklerin neredeyse tamamının  

örgütün bağlantıları ile FETÖ/PDY’nin üyelerine ve faaliyetlerine ilişkin  

olduğu ve üyelerin uygulamada örgüte özel jargonu kullandığını  

belirtilmiştir.  

52. Rapor, son olarak, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından  

ifadeleri alınan bazı şüphelilerin, FETÖ/PDY üyelerinin 2014 yılının  

başından beri ByLock'u bir iletişim aracı olarak kullandığını belirttiklerini  

ifade etmiştir.  

53.  

Rapor, yukarıdakilerden hareketle, küresel bir uygulama  

görünümündeki ByLock'un terör örgütü FETÖ / PDY üyelerinin  

münhasıran kullanımına yönelik olduğu sonucuna varmaktadır.  

2. 2 Nisan 2020 tarihli “Örgüt içi ByLock haberleşme uygulaması  

analiz raporu”  

54. Bu rapor, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Emniyet  

Müdürlüğü birimleri tarafından hazırlanmıştır. Rapor ByLock'un yalnızca  

11  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

örgüt üyelerinin kullanımına yönelik olarak, kullanıcılarının kimliklerinin  

saptanmasini önleyecek önlemlerle tasarlanmış, dışarıdan birinin  

erişemeyeceği ve 'ticari bir amaci olmayan bir iletişim uygulaması olduğu  

sonucuna varmaktadır.  

55. Emniyet müdürlüğü, 22 Mayıs 2020 tarihinde hazırlanan ek  

raporunda, Cumhuriyet savcısı tarafından sorulan belirli soruları  

yanıtlamıştır. Raporda ByLock ile ilgili dijital verilerin korunmasına ilişkin,  

MİT tarafından sağlanan ham verilerin kopyalarının adli emanette  

saklandığı belirtilmiştir. İnternet akışlarına (CGNAT) ilişkin verilerle ilgili  

olarak, bu verilerin uluslararası kayda tabi olması nedeniyle  

değiştirilemeyeceğini açıklamıştır. Ayrıca rapor, bu noktada herhangi bir  

bulgu bulunmadığı üzere, hiç kimsenin, yalnızca ByLock'u indirmesi  

nedeniyle ile ceza soruşturmasına maruz kalmadığını da belirtmiştir.  

56. Rapor buna ek olarak, ByLock'tan gelen ham verilerin bir  

veritabanında ayrı tablolar olarak dosyalandığını açıklamıştır. Rapor bir  

kullanıcı kimliğiyle ilgili tüm verilerin arayüz üzerinden sistematik olarak  

elde edildiğini ve soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ekli ByLock  

Sonuçları ve Değerlendirme Raporuna dahil edildiğini söylemektedir. Ham  

verilerin işlenmeden kullanıcı kimliği bazında kategorileştirilmesinin  

mümkün görülmediğini ifade etmektedir. (Ayrıştırılmamış) ham verilerin  

bütünü, ByLock ile bağlantılı diğer şüpheliler hakkında bilgi içerdiğinden,  

rapor, bir şüpheliye veya avukatına ham verilerin bütününün verilmesinin  

mümkün olmadığını belirtmektedir.  

3. 10 Temmuz 2020 tarihli “Bylock uygulaması hakkında uzman  

görüşü”  

57. İstanbul merkezli Adeo Bilişim Danışmanlık Hizmetleri, Türkiye  

Adalet Bakanlığı tarafından ByLock mesajlaşma uygulaması üzerine teknik  

uzmanlık sağlamak üzere görevlendirilmiştir. Bu uzman raporu, iki siber  

güvenlik uzmanı tarafından kaleme alınmıştır ve sonuçları aşağıda ifade  

edildiği gibidir :  

« ... 16. Sonuç ve değerlendirme  

ByLock uygulamasına ilişkin yapılan teknik analizler, MİT Raporunda yer alan  

bilgiler (...), ByLock Analiz Raporunda yer alan bilgiler ve açık kaynak istihbarattan  

elde edilen veriler ışığında elde edilen sonuçlar , aşağıda sunulmuştur.  

97. Uygulama mağazalarında yapılan analizler sonucunda ByLock uygulamasının  

Google Play'de ilk kez 11 Nisan 2014 tarihinde görüldüğü kaydedildi. Bylock  

uygulamasının v.1.0.8 sürümü 20 Mayıs 2014 tarihinde ortaya çıkmış ve indirme  

sayısı 5.000'i aşmış, 11 gün sonra (1 Haziran 2014) bu rakamın 10.000'e ulaşmıştır.  

İndirme sayısının yaklaşık iki buçuk ay sonra (24 Ağustos 2014) 50.000’i aştığı tespit  

edilmiştir. Son istatistiğin 19 Ocak 2015 tarihli oldugu ve o tarihteki indirme sayısının  

100.000'den fazla olduğu kaydedilmiştir. ByLock'un hem Apple IOS platformları için  

12  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

hem de Google Android platformları için sürümlerinin bulunduğu kaydedilmiştir.  

Analizler ayrıca belirli bir süre boyunca ByLock'un hem Apple uygulama  

mağazasında hem de Google Play uygulama mağazasında ücretsiz olarak  

indirilebileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca, ByLock'un Apple ve Google Play  

mağazalarının yanı sıra diğer web sitelerinden de edinilebileceğini ve Android sürümü  

için APK paketinin farklı dosya aktarım yöntemleriyle kullanıcılar arasında  

aktarılabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. (USB bellek, özel dosya paylaşım  

siteleri, e-posta gibi vasıtalarla).  

98.ByLock uygulaması, Türkiye uygulama mağazası sıralamasında tüm  

kategorilerdeki uygulamaları kapsayan tüm uygulamalar (genel) listesinde 370. sıraya,  

kendisinin de ait olduğu sosyal ağlar ( social networking) kategori listesinde ise 30.  

sıraya yükselmeyi başarmıştır. Neredeyse tüm ByLock kullanıcıları Türkiye’den  

olmuştur. Uygulama mağazalarında bulunduğu dönemde, uygulama normal  

kullanıcılar tarafından görülmesini sağlayacak bir sıralamaya ulaşamamış, bu nedenle  

uygulamayı indirmek isteyen bir telefon kullanıcısı tarafından uygulama mağazasının  

ilk sayfalarında görünmeyen bir uygulamayı indirmek için, uygulamanın adını girerek  

arama yapması gerekmiştir ve sadece uygulamayı bilen kişiler bunu yapabilmektedir.  

Buna ek olarak, ByLock'un ortalama bir kullanıcı için diğer mesajlaşma  

uygulamalarından daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu ve açık kaynaklarda  

uygulamanın kullanma kılavuzunun bulunamadığı tespit edilmiştir. Bu durum,  

uygulamanın belirli bir kapalı grup tarafından kullanıldığı izlenimini vermiştir.  

99. ByLock uygulamasının Apple uygulama mağazasından indirilebildiği süre  

boyunca Appanie sitesine bırakılan toplam 109 yorumdan bir tanesi Amerika'dan, bir  

tanesi Almanya'dan ve geri kalan 103 yorumun Türkiye'deki kullanıcılardan geldiği  

belirtilmektedir. Bu durum kullanıcıların çoğunluğunun Türkiye'den olduğunu  

göstermiştir.  

100. ByLock uygulamasının uygulama mağazasında nasıl yayıldığına dair açıklama  

ve ekran görüntüsü sensortower.com sitesi vasıtasıyla görüntülenebilir vaziyette  

olmuştur. Ayrıca aynı site, uygulamanın kullanıcılarının ülkelere göre dağılımını da  

göstermektedir. Bu dağılım incelendiğinde, uygulama mağazası üzerinden indirilen  

ByLock uygulamasının kullanıcılarının neredeyse tamamının Türkiye'den olduğu  

tespit edilmiştir. Aynı şekilde ByLock Analiz Raporu ve MİT Raporu'nda da  

ByLock'un şifresi çözülen içerikleri incelendikten sonra tüm içeriklerin Türkçe olduğu  

ve kullanıcıların neredeyse tamamının Türkiye'de olduğu gözlemlenmiştir.  

101. (...) Ayrıca, ByLock Analiz Raporu'ndaki şüphelilerin ifadelerinden  

uygulamanın ağırlıklı olarak Bluetooth üzerinden paylaşıldığı, dağıtıldığı ve  

telefonlara yüklendiği anlaşılmaktadır. Aynı ifadelerde yer alan bilgiler ışığında,  

ByLock'un diğer uygulamaların ikonlarını taklit ederek görüntüsünü (ikonununun)  

değiştirdiği ve Bluetooth aracılığıyla dağıtıldığı da gözlemlenmiştir. Yine zanlıların  

ifadelerinden ByLock uygulamasının sadece uygulama mağazalarından indirilmediği,  

Bluetooth üzerinden de yaygın olarak iletildiği ve kullanıldığı kaydedilmiştir.  

102.İstatistiksel analizler sırasında uygulamanın kaynak kodları arasında Türkçe  

ifadelere rastlanmıştır. Bu ifadeler kaynak kodda bulunup uygulama arayüzünde  

kullanılabilecek dil seçeneklerine ilişkin değillerdir. Bu, ByLock uygulamasının  

geliştiricisinin veya geliştiricilerinin Türkçe bildiğini(bildiklerini) göstermektedir.  

103. MİT raporunun 52. sayfasındaki “ByLock uygulamasına ilişkin istatistiki  

veriler” başlıklı tablodaki verilere bakıldığında, ByLock kullanıcı sayısını belirlemek  

için, uygulama kayıtlı kullanıcılara ait 215 092 Kullanıcı ID’si (kullanıcı kimliği)  

bulunduğu görülmektedir. Bu sayı, uygulamanın kullanıcı sayısını değil,  

uygulamadaki kayıtlı sayısını temsil etmektedir. (...) Aynı şekilde bir kişi sadece  

ByLock uygulamasını indirmiş ve kurmuş ancak kullanmamışsa, o kişinin cihazı  

ByLock sunucusuna bağlanmaz. Bu bilgiler ışığında ByLock kullanıcı sayısının MİT  

13  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

raporunda belirtilen sayıya yakın olduğu değerlendirilmiştir. ByLock sunucusundan  

alınan veri tabanı dosyası incelendiğinde, kullanıcıların bu sunucuda oluşturdukları  

hesaplara ilişkin bilgiler, bu hesapların detayları, gruplar, mesajlaşmalar, erişim logları  

gibi Bylock’u kullanmış olan kişilerin tespitinde kullanılabilecek olan birçok veri elde  

edilmiştir. Bu bağlamda, ByLock kullanıcılarına ilişkin Kullanıcı ID’si değeri,  

mesajın içeriği ve bu veri tabanından elde edilen ByLock sunucusuna erişim logları  

ile operatörlerden alınan CGNAT kayıtları eşleştirilerek kullanıcı ID’sinin gerçek  

kullanıcılarının tespit edilmesi mümkündür.  

104. ByLock uygulamasının gelişmiş şifreleme yöntemleri kullandığı ve anonimliği  

önceleyen bir mesajlaşma uygulaması olduğu bulgusuna erişilmiştir. Tüm mesajların,  

sunucuda şifreli bir şekilde saklanması, kullanıcıların iletişim kurmak istedikleri  

kişinin kullanıcı adını bilmeleri ve her iki tarafın da diğerinin kullanıcı adını belirli bir  

süre içinde bu adrese eklemesinin gerekmesi, iletişim kurmadan önce kullanıcı  

adlarını ekleme işleminin belirli bir süre içinde gerçekleşmesi zorunluluğu ve  

telefondaki kişi listesini uygulamaca kullanamama gibi hususlar incelendiğinde bu  

uygulamanın farklı bir tarzda ve yaygın olarak kullanılan mesajlaşma  

uygulamalarından farklı amaçlar için tasarlanmış bir uygulama olduğu telakki  

edilmiştir. Modern ve yaygın olarak kullanılan mesajlaşma uygulamalarının hiçbiri  

kimlik bilgisi olmadan kullanıma izin vermemektedir. Burada bahsedilen kimlik  

(identity), ilgili uygulamayı kullanması gereken kişiye ait kimliğin (cep telefonu  

numarası, e-posta vb.) doğrulanması işlemi ile elde edilebilecek bir kimlik anlamına  

gelmektedir. Ayrıca tüm modern uygulamalar, kullanıcılarının kimliklerinin gizliliğini  

sağlamak için bir imkân sağlamaktadır. Bu nedenle modern mesajlaşma  

uygulamalarında kural, bu tür uygulamaların kimliksiz kullanımına izin vermek değil,  

tarafların rızasına dayalı olarak elde edilen kimlik bilgileri sayesinde ve mesajlaşma  

uygulamasını kullananların kimliğinin gizliliğini sağlayarak güvenli iletişimin  

sağlanmasıdır. Bu unsurdan hareketle ByLock'un genel kabul görmüş ilkelerin aksine  

kimliksiz kullanıma izin verdiği düşünülmektedir. Bu unsur, ByLock'un belirli bir  

amaç için geliştirildiğini, uygulamanın asıl amacının genel halk için modern bir anlık  

mesajlaşma uygulaması olmak değil, dijital ayak izi bırakmadan iletişimi sağlayan,  

deşifre edilmeyi önleyen ve herhangi bir kontrolden ve yargı makamlarından  

kaçınmaya izin veren bir uygulama olduğunu gösterir.  

105. ByLock uygulamasının Türkiye'de ne zaman haberlerde yer aldığını  

doğrulamak için söz konusu kelimenin [ByLock] Google arama motorundaki arama  

geçmişi analiz edilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye'de 17 Aralık 2013 ile 17 Şubat 2016  

tarihleri arasında gerçekleştirilen arama sonuçları, Google'da "ByLock" kelimesinin  

aranma tarih ve sıklıklarına ilişkin istatistiksel veriler edinmek amacıyla Google  

Trends'ten elde edilmiştir. Edinilen bilgiler ışığında ByLock kelimesine ilişkin Google  

aramalarının Türkiye'den ilk kez 20 ve 26 Nisan 2014 tarihlerinde yapıldığı, en  

yüksek arama sıklığının ise 7 ve 13 Eylül 2014 tarihlerinde gerçekleştiği  

belirlenmiştir. Bu tarihlerden sonra Türkiye'de 17 Şubat 2016 tarihine kadar neredeyse  

hiç Google araması yapılmadığı gözlemlenmiştir.  

106. ByLock sunucusuna erişimi zorlaştırmak için çeşitli telefon uygulamalarında  

gizli bağlantıların kurulduğu tespit edildi. Yapılan analizler sonucunda "Namaz  

Vakitleri TR" ve "Kıble" adlı iki uygulamanın da ByLock sunucusuyla bağlantı  

kurduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan analizlere göre ByLock'un kullanım akış  

karakteristiğinin diğer uygulamaların yönlendirme akış özelliğinden farklı olduğu  

gözlemlenmiştir. CGNAT kayıtları üzerinde yapılacak analizler ile yönlendirme  

sonucunda hangi kullanıcının istemeden ByLock sunucusuna akış oluşturduğunu  

belirlemek mümkündür.  

107. Ayrıca, ByLock sunucusunun verilerinin elimizde bulunmamasından, Türkiye  

IP’lerinin yurtdışından VPN ile bağlanmak zorunda bırakmak için Bylock’un  

geliştiricisi/leri tarafından, sunucuya erişen kişilerin teşhis edilmesini zorlaştırmak  

14  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

amacıyla bloke edilmesi tezi doğrulanamamıştır. Ancak bu bulguyu güçlendiren MİT  

Raporu'nun 42. sayfasında yer alan "3.6.2.11" log "tablosu" başlıklı belgeden,  

sunucuya bağlanan kullanıcıların IP adreslerinin tamamına yakınının Türkiye  

dışındaki IP adresleri olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu IP adreslerinin çok  

büyük bir kısmının VPN servis sağlayıcıların kullandığı IP adresleri havuzunda  

bulunan adresler arasında olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, uygulamayla ilgili  

uygulama mağazalarından yapılan kullanıcı yorumları incelendiğinde, uygulamanın  

kullanımı için belirli bir tarihten itibaren VPN'in zorunlu hale getirildiği tespit  

edilmiştir. Kullanıcı VPN üzerinden bağlansa dahi, VPN sunucusu ile bağlantısının  

kesilmesi durumunda sunucuya gerçek IP adresi ile bağlanmaya çalışacak ve bu  

durumda ByLock sunucusuna bağlanma isteği ilgili İnternet servis sağlayıcısına veya  

cep telefonu operatörlerinin sistemine kaydedilecektir. Bu nedenle, ByLock'un  

kullanıcılarını VPN kullanmaya zorladığı tarihten sonra dahi, ByLock sunucularına  

yapılan bağlantıların kayıtları, ilgili internet servis sağlayıcılarının veya mobil  

operatörlerin sistemlerinde tanımlanabilmekte ve bu kayıtlar ByLock kullanıcılarının  

kimlik tespiti için kullanılabilmektedir.  

108. ByLock uygulamasının geliştiricisi olduğu söylenen "David Keynes" hakkında  

internette bir araştırma yapılmış ancak bu şahısla ilgili herhangi bir bilgiye  

ulaşılamamıştır. Bu, "David Keynes"in gerçek bir kişiden ziyade bir takma ad  

olduğunu gösterir. Hiçbir geliştirici veya ticari kaygısı olan hiçbir uygulama geliştirici  

ekip, App store’larda bir takma ad altında varlık göstermez. Bu durum alışılagelmiş  

uygulamaya aykırıdır, ByLock'un ticari amaçla geliştirilmediğini göstermektedir.  

(...)  

110. Kullanıcı ekleme, mesaj gönderme vb. açıdan, bilinen e-posta programlarından  

çok farklı isleyen ByLock üzerine kullanıcıların Google'da neredeyse hiç arama  

yapmamış olması, ByLock uygulamasının belirli bir grup tarafından kullanıldığına ve  

o grubun uygulamanın nasıl çalıştığına dair ayrıntılı bilgiye sahip olduğuna delalet  

etmektedir. Ayrıca açık kaynaklarda ByLock'un kullanımına ilişkin ayrıntılı hiçbir  

bilgi bulunamamakla beraber uygulama geliştiriciler arasında yaygın bir uygulama  

olan "Sıkça Sorulan Sorular" başlıklı bir belge veya sayfa dahi bulunamamıştır, ne  

herhangi bir kullanım kılavuzu ne de Türkiye'de en çok kullanıcı etkileşimi olan ve en  

çok ziyaret edilen sitelerde (ekşi sözlük (https://eksisozluk.com), uludağ sözlük  

(https://www.uludagsozluk. com) vb.) 15 Temmuz 2016 tarihinden önce herhangi bir  

içeriğe ulaşılmıştır. Bu durum ByLock'un belirli bir kapalı grup içerisinde yayıldığını  

ve o grup tarafından kullanıldığını göstermektedir. "  

4. 21 Ağustos 2020 tarihli IntraForensics’in “Teknik raporu”  

58. IntaForensics şirketi, Türkiye Adalet Bakanlığı tarafından ByLock  

mesajlaşma uygulaması hakkında uzmanlık ve teknik rapor sağlamak üzere  

görevlendirilmiştir. Rapor, IntaForensics şirketinde çalışan bir uzman  

tarafından hazırlanmıştır. Bu raporda aşağıdaki alanlar incelenmiş ve  

çalışılmıştır: 1. ByLock'un genel özellikleri; 2. ByLock'u indiren kişilerin  

menşe ülke analizi, uygulama mağazalarından gelen kullanıcı yorumları ve  

uygulamanın geliştiricisi olarak gösterilen kişi hakkında bilgiler; 3. Arama  

motoru ve cep telefonu App Store kayıtlarının analizi ve incelenmesi; 4.  

ByLock uygulaması ve geliştiricisi hakkında açık kaynaklardaki yorumların  

ve teknik analizlerin incelenmesi; 5. ByLock'un nasıl indirileceği ve  

kurulacağı hakkında temel bilgiler; 6. ByLock'ta kaydolma, arkadaş ekleme  

ve mesajlaşma işlemlerinin analizi; 7. ByLock kullanılmadığında arka  

15  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

planda çalışmaya devam ediyor mu? Kullanıcı, diğer mesajlaşma  

uygulamalarında olduğu gibi uygulamayı açmadan gelen mesajlar ve  

mesajlar için bildirimleri görebilir mi? ; 8. Uygulamayı VPN olmadan  

kullanmak mümkün müdür? VPN kullanılacaksa bu işlemin amacı nedir? ;  

9. ByLock logosu değiştirilebilir mi? Farklı görünen logonun ByLock'a ait  

olduğunu uzman görüşü olmadan anlamak mümkün müdür? Bu işlem bir  

kullanıcı tarafından gerçekleştirilebilir mi?; 10. ByLock'un farklı  

sürümlerinin kurulumunun analizi ve statik analizlerin performansı; 11.  

ByLock ve benzeri mesajlaşma uygulamaları arasındaki farklar.  

59. IntaForensics, ByLock uygulamasının analizini iki kısımda  

gerçekleştirmiştir: açık kaynak ve teknik. Açık kaynak analizinden,  

Türkiye'de bunun en popüler uygulama olduğu ve uygulama geliştiricisinin  

büyük olasılıkla bir takma ad olan "David Keynes" adını kullandığı  

sonucuna varmıştır. Şirkete göre, uygulamanın teknik analizi, ByLock ve  

diğer benzer mesajlaşma uygulamaları arasında işlevsellik, kullanım ve  

destek açısından birkaç önemli farkı gözler önüne sermektedir.  

60. Raporun sonuçları aşağıdaki gibidir:  

"5. Sonuçlar  

Yapılan analize dayanarak, aşağıdaki sonuçlar çıkarılabilir:  

1. ByLock uygulaması dünya çapındaki uygulama mağazalarında yayınlanırken,  

uygulamaya yönelik ilgi her yönüyle Türkiye ile sınırlıydı.  

2. Türkçenin kaynak kodunda mevcut bulunması bu görüşü pekiştirmektedir.  

3.Uygulama mağazalarında, ByLock uygulamasının kendisinden ve diğer açık  

kaynaklardan toplanan bilgiler, ByLock'un geliştiricisinin "David Keynes" olduğunu  

göstermektedir. Yapılan analize göre, "David Keynes"in bir takma ad olduğu ve  

uygulamanın geliştiricisinin gerçek kimliği olmadığı çok muhtemeldir.  

4. ByLock uygulaması güvenli bir mesajlaşma platformu olarak tanıtılmıştır, ancak  

güvenliğine öncelik veren diğer uygulamalarla karşılaştırıldığında, dikkate değer  

farklılıklar gözlemlenmiştir:  

a. Telefon numarası veya e-posta adresi bilgisi verme hususunda hiçbir zorunluluk  

yoktur.  

b. Hicbir sekilde telefon rehberine erişme veya diğer kullanıcıları arama mümkün  

değildir, iletişim bilgileri (kullanıcı adı ve diğer bilgiler) başka yollarla paylaşılmak  

zorundadır.  

c. Uygulama aktif olarak kullanımda olmadığı sürece uygulama için bildirim  

gelmemektedir.  

5. Uygulamalar işlevsellikleri arasındaki fark göz önünde bulundurulduğunda  

ByLock için güvenlik kadar anonimliğin de uygulamanın birincil amacı olduğu  

görülmektedir.  

6. Uygulamanın tanıtımının yapılmaması, sitede SSS (sıkça sorulan sorular) sayfası  

veya kullanım kılavuzu gibi destek hizmetlerinin sunulmaması ve uygulamanın en  

16  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

çok kullanıldığı bölgedeki (Türkiye) kullanıcılar için VPN kullanımının gerekli  

olması, uygulamanın ve geliştiricinin ticari bir kaygı gütmediği, yani aktif olarak  

kullanıcı sayısını artırmayı veya uygulamayı karlı hale getirmeyi amaçlamadıklarını  

gösterir.  

7. Bu nedenle, ByLock uygulamasının diğer anlık mesajlaşma uygulamalarından  

farklı olarak ticari bir başarı amaçlamadığı sonucuna erişilmiştir. İşlevi  

kullanıcılarının teşhisini kısıtladığından, açıkça sınırlı bir kullanıcı grubuna hizmet  

etmek üzere tasarlandığı anlaşılmaktadır. "  

III. İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE YEREL UYGULAMA  

A. Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele  

Kanunu  

61. Terör örgütü üyeliği suçunu cezalandıran Ceza Kanunu'nun 314 §§ 1  

ve 2. maddesi şöyledir:  

«1. Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla,  

silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile  

cezalandırılır.  

2. Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası  

verilir. »  

62. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesi terör eylemini şu  

şekilde tanımlamaktadır:  

«

Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit  

yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî,  

sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez  

bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,  

Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri  

yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak  

amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden  

eylemlerdir.(...) »  

63. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ("CMK") tutuklama nedenlerine  

ilişkin 100. maddesi şu şekildedir:  

« 1. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama  

nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.  

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması  

halinde, tutuklama kararı verilemez.  

2. Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni varsayılabilir:  

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran  

somut olgular varsa.  

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;  

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,  

17  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma  

(...) »  

CMK'nın 100 § 3 maddesinde listelenen belirli suçlar için (“katalog"  

suçlar olarak adlandırılan), tutuklama nedenlerinin varlığına ilişkin yasal bir  

karine vardır.  

CMK'nın 101. maddesi, soruşturma aşamasında savcının talebi üzerine  

sulh ceza hakimliği tarafından ve yargılama aşamasında yetkili mahkeme  

tarafından re’sen veya savcının talebi üzerine tutuklama kararı verilmesini  

öngörmektedir. Tutukluluk kararı verilmesine ve tutuklamanın devamına  

ilişkin kararlar, başka bir sulh ceza hakimi veya başka bir mahkeme önünde  

temyiz edilebilir. Buna ilişkin kararlar hukuken ve fiilen  

gerekçelendirilmelidir.  

64.  

Tutukluluğun incelenmesine ilişkin CMK'nın 108. maddesi  

aşağıdaki şekildedir:  

« 1. Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç  

otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği  

hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100  

üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek  

suretiyle karar verilir.  

2. Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde  

şüpheli tarafından da istenebilir.  

3. Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının  

gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar  

arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen karar verir. »  

65. CMK'nın 141 § 1 maddesinin ilgili bölümleri şu şekildedir:  

« a. Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya  

tutukluluğunun devamına karar verilen,  

(...)  

d. Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna  

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen (...) »  

B. İlgili yargısal içtihat  

1. Yargıtay içtihatı  

66. 24 Nisan 2017 (E.2015/3 K.2017/3) tarihli bir öncü kararda, Yargıtay  

16. Ceza Dairesi ("16. Ceza Dairesi"), ilk derece mahkemesi olarak iki  

hakime ilişkin FETÖ/PDY üyeliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından  

iki mahkumiyet kararı vermiştir. Bu karara varmak için, diğer şeylerin yanı  

18  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

sıra, ilgili kişilerin ByLock mesajlaşma uygulamasını kullanmasına  

dayanmış ve şunları ifade etmiştir.  

67. 16. Ceza Dairesi, 2937 sayılı MİT Kanunu’nun 4 (i) maddesine göre  

bu teşkilatın terörle mücadele çerçevesinde istihbarat, bilgi ve verileri  

toplamak, depolamak ve analiz etmek ve bunları ilgili makamlara  

iletmekten oluşan bir işlev ve idari sorumluluğa sahip olduğunu  

hatırlatmıştır. MİT'in bu sıfatla ByLock sunucularının verilerini ve IP  

(İnternet Protokolü) adreslerini aldığını ve daha sonra hazırladığı dijital  

delilleri ve teknik analiz raporunu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve  

Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ilettiğini açıklamıştır. Bu unsurların Ankara  

Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilmesinden sonra, Cumhuriyet savcısı  

tarafından birtakım soruşturma işlemleri yürütüldüğünü kaydetmiştir: bunun  

üzerine 9 Aralık 2016'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara 4.Sulh  

Ceza Hakimliği’ne CMK'nın 134. maddesi uyarınca, MİT tarafından  

gönderilen hard disk ve hafıza anahtarı üzerinde analizler yapmak, iki  

nüshasını çıkarmak ve transkripsiyonunu yapmak için yetkilendirme talebi  

göndermiştir; aynı şekilde, 16 Aralık 2016'da Ankara Cumhuriyet  

Başsavcılığı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden kararlaştırılan soruşturma  

işlemlerinin yürütülmesini istemiş, bunun üzerine Emniyet Genel  

Müdürlüğü'nün Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi  

("KOM") 18 Şubat 2017'de ByLock ile ilgili raporunu hazırlayan kendi  

bünyesinde uzmanlardan oluşan bir ekip oluşturmuştur.  

68. 18 Şubat 2017 tarihli bilirkişi raporu ve MİT de dahil olmak üzere  

çeşitli kurumlardan ilgili teknik alanlara ilişkin talep edilen bilgi notları  

ışığında 16. Ceza Dairesi, ByLock'un özelliklerini şöyle açıklamıştır:  

uygulama anlık mesaj ve e-posta göndermek, haber grupları oluşturmak,  

sesli arama yapmak ve dosya paylaşmak için şifreli bir mesajlaşma  

uygulamasıdır; uygulamanın 215.092 kullanıcısı ve 31.886 mesaj grubu  

vardır ve 17 milyondan fazla mesaj ve 3 milyondan fazla e-posta alışverişi  

yapılmıştır.  

69. Daha sonra i) uygulamanın mahiyetini, (ii) uygulamanın ticari  

amaçlı olup olmadığının belirlenmesinde uygun gördüğü unsurları, iii)  

kullanıcı profili, şifresi çözülen mesajların içeriği ve bu uygulamaya erişim  

yollarını, iv) sistemin kullanımına ilişkin kural ve prosedürleri, v) ve üçüncü  

şahısların sisteme girme ve kullanma olasılığını açıklamıştır.  

70. 16. Ceza Dairesi, ByLock uygulamasının her gönderi için farklı bir  

şifreleme anahtarı ile güçlü bir şifrelemeye sahip olduğunu ve asimetrik  

şifreleme algoritmaları (açık ve özel anahtar) kullandığını kaydetmiştir.  

Yargıtay’a göre, ByLock, yalnızca örgüt üyeleri tarafından kullanılmak  

üzere özel olarak tasarlanmış ve özel bir şifreleme yöntemi kullanılarak,  

teşhir riski olmadan birbirleriyle iletişim kurmalarına izin vermiştir.  

19  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

71. 16. Ceza Dairesi, ByLock uygulamasının, 2014 yılının başından  

itibaren Google Play veya Apple Store'dan herkes tarafından ücretsiz olarak  

ve daha sonra bir taşınabilir bellekten veya bir üye tarafından sağlanan bir  

hafıza kartından veya o üye ile Bluetooth bağlantısı sağlanarak  

indirilebileceğini kaydetmiştir.  

72. 16. Ceza Dairesi, bir kullanıcı hesabı oluştururken yalnızca kullanıcı  

adı ve şifre gerektiğini kaydetmiştir. Ayrıca ByLock'u kullanmanın özel bir  

konfigürasyon gerektirdiğini ve uygulamayı indirip tek başına bir hesap  

oluşturmanın yeni kullanıcının diğer kayıtlı kullanıcılarla iletişim kurmasına  

izin vermediğini de kaydetmiştir: iletişim kurmak için, başka bir  

kullanıcıyla iletişim kurmak isteyen kullanıcının kimliğini bu kullanıcıya  

iletmesi ve bu kullanıcının da diğer kullanıcıya aynı şekilde bilgilerini  

iletmesi gereklidir.  

73. 16. Ceza Dairesi, ByLock üzerinden iletişimin, diğer mesajlaşma  

uygulamalarından farklı olarak, ancak kullanıcının muhatabına ilişkin  

bilgileri bilmesi ve muhatabının da kullanıcının bilgilerini bilmesi  

durumunda gerçekleşebileceğinin altını çizerek, hücre benzeri yapılanması  

olan terör örgütünün amaçlarına uygun bir şekilde iletişimin kurulmasını  

sağladığının altını çizmiştir. Ayrıca, muhatabın cep telefonu numarası veya  

adı ve soyadı aracılığıyla, kişinin irtibatlı kişiler arasına eklenmesine izin  

verilmediğini, kullanıcı kimliğinin iletilmesinin elzem olduğunu; klasik  

uygulamalarla mümkün olan telefon rehberi listesinin mesajlaşma sistemi  

ile senkronizasyonunun ByLock'ta olmadığını; ve bu nedenle, bu uygulama  

herkes tarafından kullanılamayacağını ifade etmiştir.  

74. 16. Ceza Dairesi ayrıca, kullanıcıların neredeyse tamamının FETÖ/  

PDY ile ilgili soruşturma veya kovuşturmaya konu olan kişiler olduğunu ve  

paylaşımların tamamına yakınının bu örgüte özgü jargonu içerdiğini,  

örgütün temas ve faaliyetleriyle ilgili olduğunu kaydetmiştir (toplantı  

yerlerinin değiştirilmesi, polis operasyonlarına ilişkin uyarılar, örgüt  

mensuplarının saklanabilecekleri yerlerin sağlanması, örgüt mensuplarının  

yurt dışına sızması organizasyonu, bağış toplama organizasyonu, görevden  

uzaklaştırılan veya ihraç edilen üyeler yararına bağış yapılması, Fetullah  

Gülen'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması ve övülmesi, örgüt üyelerini  

motive eden metinlerin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen bir ülke  

olarak tanıtmayı amaçlayan ve katılım talep eden internet bağlantılarının  

ve bu sitelerdeki anketlerin VPN aracılığıyla (Sanal Özel Ağ, uzak  

bilgisayarlar arasında doğrudan bağlantı oluşturmamı sağlayan sistem)  

paylaşılması, FETÖ/PDY aleyhine yürütülen soruşturma ve kovuşturma  

çerçevesinde şüpheli veya sanıkların serbest bırakılması amacıyla FETÖ/  

PDY ile bağlantılı olarak yargılanan kişilerin yargılandığı davalarda görevli  

hakimlere örgüt liderlerinin verdiği talimat ve bu kişilere avukat bulunması  

20  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

polis operasyonları tarafından hedef alınan veya maskesi düşürülen örgüt  

üyeleri hakkında bilgi paylaşımı, polis operasyonları tarafından hedef  

alınması muhtemel yerlerden kaçınma talimatları, FETÖ/PDY'ye muhalif  

görüş bildiren veya buna karşı mücadele eden memurların listelenmesi,  

araştırmaya konu olabilecek yerlerde önemli dijital verilerin temizlenmesine  

yönelik talimatlar; üyelere dikkatli olmaları, kod adları kullanmaları ve  

örgütsel faaliyetlerini ByLock dışında herhangi bir ortamda konuşmamaları  

yönünde tavsiyeler; ByLock'un şifresinin çözülmesinden sonra,  

kullanımının durdurulması ve iletişimin diğer alternatif mesajlaşma  

servislerine aktarılması talepleri ve bu amaçla kimlik ve erişim kodlarının  

paylaşılması, örgüt üyesi bireylerin savunmasında kullanılabilecek yasal  

metinlerin hazırlanması).  

75. 16. Ceza Dairesi, ByLock mesajlaşmalarındaki paylaşımların belirli  

bir süre sonra manuel müdahaleye gerek kalmadan otomatik olarak  

silindiğini, böylece yazışmaların geçmişine dair hiçbir iz tutulmadığını ve  

bu mesajlaşmanın, bir soruşturma veya ceza yargılaması bağlamında bir  

cihaza el konulması durumunda, yazışmaların geçmiş verilerine erişimi  

engellemek için tasarlandığını da kaydetmiştir.  

76. 16. Ceza Dairesi, ByLock'un 46.166.160.137 IP adresli sunucuyu  

kullandığını; sunucu yöneticisinin, kullanıcıları tanımlamayı zorlaştırmak  

için sekiz IP adresi daha eklediğini; sunucunun Litvanya'da yerleşik "Baltic  

Servers" şirketinden kiralandığını ve kiranın anonim bir ödeme yöntemi  

(Paysera) üzerinden ödendiğini ortaya çıkarmıştır.  

77. 16. Ceza Dairesi, paylaşımların içeriğinin örgütün gizliliğe verdiği  

önemi açıkça gösterdiğini ve üyelerinin yurt dışından bir bağlantı gibi  

görünmek ve onları tanımlamayı imkansız kılmak için IP adreslerini  

maskelemek için VPN kullandıklarından, mesajlaşma uygulamasının  

yazılımının bunu doğruladığını ifade etmiştir.  

78. 16. Ceza Dairesi, mesajlaşma sisteminin kaynak kodlarının Türkçe  

kelimeler kullandığını ve kullanıcı adlarının, grup adlarının ve kodların yanı  

sıra hemen hemen tüm paylaşımların içeriğinin de bu dilde olduğunu; mesaj  

gruplarının isimleri ve kullanıcı profilleri için FETÖ/PDY jargonunda belirli  

terimlerin kullanıldığını; internetteki ByLock ile ilgili araştırmaların  

neredeyse tamamının Türkiye'de yapıldığını ve bu uygulamaya ilişkin  

internet ortamında yer alan bilgilerin, örgüt lehine yayınlar yapan anonim  

hesaplardan yayımlandığını gözlemlemiştir.  

79. Son olarak 16. Ceza Dairesi, darbe girişimi sonrası tutuklananların  

ifadelerine göre ByLock'un 2014 yılından bu yana FETÖ/PDY üyeleri  

tarafından bir iletişim aracı olarak kullanıldığını kaydetmiştir.  

80. Bu unsurlar ışığında 16. Ceza Dairesi, aslında ByLock'un, evrensel  

mesajlaşma kisvesi altında, sadece silahlı terör örgütü FETÖ/PDY  

21  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

mensuplarının kullanımına yönelik bir mesajlaşma sistemi olduğu kanaatine  

varmıştır.  

81. 16. Ceza Dairesi, iki sanığın ByLock'a sırasıyla 459 ve 405 kez giriş  

yaptığını tespit ettikten sonra şu sonuca varmıştır:  

«

ByLock haberleşme sisteminde, bağlantı tarihini, bağlantının kurulduğu IP  

adresini, belirli bir zaman dilimindeki bağlantı sayısını, iletişimin gerçekleştirildiği  

kişileri ve iletişimin içeriğini belirlemek mümkündür. Bağlantı tarihi, bağlantı IP  

adresinin bulunması ve belirli bir zaman dilimindeki bağlantı sayısının kurulması,  

kişinin özel bir iletişim sisteminin parçası olduğunun tespiti için yeterlidir. İletişimin  

yapıldığı kişiler ve bu iletişimlerin içeriğinin tespiti, kişinin yapı (terör örgütü)  

içindeki yerinin belirlenmesinde faydalı olabilecek bilgilerdir. Başka bir deyişle,  

kişinin örgüt hiyerarşisindeki (örgüt lideri/örgüt üyesi) sıralamasını belirlemeye  

olanak sağlayan bilgilerdir.  

ByLock iletişim sisteminin silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensupları tarafından  

kullanılmak üzere oluşturulduğu ve sadece bu suç örgütü mensupları tarafından  

kullanılan bir ağ olduğu somut delillerle sabit olmak kaydıyla, bu ağın üyesi olan  

sanıkların ağdaki başka bir kişiyle iletişim kurmuş olması gerekli değildir.  

ByLock iletişim sisteminin, yukarıda açıklanan somut delillerle de gösterildiği  

üzere, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına yönelik tasarlanmış  

ve sadece bu suç örgütünün belirli üyeleri tarafından kullanılan bir ağ olması, örgütün  

talimatları üzerine bu ağa üye olur olmaz ve gizliliği koruyarak iletişim kurmak için  

kullanımı şüphesiz tam bir kanaat uyandırmaya izin veren teknik verilerle kaydedilir,  

böyle bir gözlem kişinin örgütle bağlantısının kanıtını getirir.  

Bu itibarla sanığın, ağın özelliğini bilerek (...) sisteme kod ile erişildiği bir dönemde,  

çok kez sistemi kullandığı tespit edilmiştir. »  

82. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 26 Eylül 2017 tarihli bir kararla 16.  

Ceza Dairesi’nin kararını onamıştır.  

2. Anayasa Mahkemesi Kararları  

a) Aydın Yavuz ve diğerleri kararı (Başvuru no. 2016/22169, 20 Haziran 2017)  

83. Aydın Yavuz ve diğerleri kararında Anayasa Mahkemesi Genel  

Kurulu oybirliğiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,  

başvurucuların kendilerine isnat edilen suçu işlediklerinden, yani anayasal  

düzeni yıkmaya çalıştıklarından şüphelenmek için makul gerekçelerin olup  

olmadığını incelemiştir. ByLock uygulamasının özellikleri dikkate  

alındığında, bir kişi tarafından uygulamanın kullanılmasının soruşturma  

makamları tarafından o kişi ile FETÖ/PDY arasında bir bağlantının  

varlığının bir göstergesi olarak değerlendirilebileceğine karar vermiştir. Bu  

delilin derecesinin söz konusu kişi tarafından bu uygulamanın fiili  

kullanımı, kullanım şekli ve sıklığı, irtibatların FETÖ/PDY içindeki yeri ve  

önemi ve bu uygulama üzerinden atılan mesajların içeriği gibi faktörlere  

bağlı olarak her durumda değişebileceğini değerlendirmiştir. Ayrıca Anayasa  

Mahkemesi’ne göre bu mesajlaşma sisteminin özellikleri göz önüne  

22  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

alındığında (yukarıda 68-81. paragraflar), soruşturma makamlarının veya  

tutuklamaya karar veren mahkemelerin, bu uygulamanın kullanılmasının  

darbe girişimi ve FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak yürütülen soruşturmalar  

kapsamında suçun işlendiğine dair "güçlü delil" olarak  

değerlendirilebileceğini kabul ettiklerinde, asılsız ve keyfi gerekçe  

gösterdikleri sonucuna varılamaz.  

84. Bu son noktaya ilişkin, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay'ın 24 Nisan  

2017 tarihli kararı ile Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19 Ocak 2017  

tarihli kararında yer alan ilgili ifadeyi esas alarak ByLock'un özelliklerini  

tanımlamıştır. Bu özellikleri şöyle özetlemiştir:  

- Uygulama 215.000'den fazla kişi tarafından online iletişim için  

kullanılmış, binlerce mesaj grubu oluşturulmuş ve milyonlarca mesaj ve e-  

posta alışverişi yapılmıştır;  

- Uygulama, gönderilen her mesaj için farklı bir şifreleme anahtarı ile  

şifrelemeye izin verecek şekilde tasarlanmış güçlü bir şifreleme sistemine  

sahiptir;  

- Uygulamanın faaliyetiyle ilgili ödemeler (bir sunucunun ve bir IP  

adresinin kiralanması gibi) anonim olarak gerçekleştirilmiştir; uygulamanın  

geliştiricisinin önceki faaliyetleriyle ilgili herhangi bir profesyonel referansı  

yoktur ve uygulamanın ticari tanıtımı yapılmamıştır; bu nedenle,  

uygulamanın kullanıcı sayısını artırmak veya kendisine ticari değer  

kazandırmak amacı yoktur; sonuç olarak, bu uygulama kurumsal veya ticari  

nitelikte değildir;  

- Uygulamanın kaynak kodu, Türkçe dilinde belirli ifadeler içermektedir;  

ayrıca, bu uygulama aracılığıyla gönderilen/alınan mesajların şifresi  

çözülmüş içeriklerinin neredeyse tamamı ile kullanıcı adlarının, grup  

adlarının ve şifrelerin çoğu bu dildedir;  

- Türkiye'den uygulamaya erişen kullanıcılar, kimliklerini ve iletişimlerini  

gizlemek için VPN üzerinden uygulamaya erişmek mecburiyetinde  

kalmışlardır;  

- ByLock ile ilgili hemen hemen tüm internet aramaları Türkiye'den  

yapılmış ve uygulamaya Türkiye IP adreslerinden erişimin engellenmesiyle  

birlikte aramalarda gözle görülür bir artış gözlemlenmiştir;  

- FETÖ/PDY lehine yayınlar yapan anonim hesaplar ByLock'a ilişkin  

bilgileri internette yaymışlardır;  

- çok sayıda kullanıcı tarafından kullanılsa da, ByLock, darbe girişimi  

öncesinde Türkiye'de ve yurtdışında kamuoyuna mal olmamıştır;  

23  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

- Uygulamayı bir akıllı telefona indirdikten sonra, bu uygulamayı  

kullanmak için bir kullanıcı adı/kodu ve güçlü bir kriptografik şifre  

oluşturmak gerekmektedir; daha sonra, tüm bu bilgilerin, uygulamanın  

sunucusuna şifreli bir şekilde iletilmesi gerekmektedir; bu uygulama, bu  

nedenle, kullanıcının bilgi ve iletişim güvenliğinin maksimum düzeyde  

korunmasını amaçlamıştır;  

- Kullanıcıların kimliğinin tespit edilmesini zorlaştırmak için, ByLock  

kullanıcı hesabı oluşturulurken herhangi bir kişisel bilgi talep edilmemiş ve  

global ve benzeri ticari uygulamalar için var olanlardan farklı olarak  

doğrulama sistemi kullanıcı hesabı (SMS, e-posta vb. ile doğrulama)  

öngörülmemiştir;  

- Sadece bir hesap oluşturmak, sistemde kayıtlı diğer kullanıcılarla  

iletişime izin vermemiş; taraflar ancak yüz yüze görüşme sırasında elde  

edilen veya bir aracı (örneğin, bir ulak veya halihazırda kayıtlı bir ByLock  

kullanıcısı) aracılığıyla iletilen diğer tarafın kullanıcı adlarını/kodlarını  

ekledikten sonra birbirleriyle iletişime geçebilmiş; mesajlaşma ancak her iki  

kullanıcı da birbirini kişi olarak ekledikten sonra başlatılabilmiş; uygulama,  

örgütün "hücre" tipi yapısına uyarlanmış iletişime izin verecek şekilde  

tasarlanmıştır;  

- Uygulama üzerinden sesli arama, yazılı mesaj ve e-posta gönderip alma,  

dosya aktarımları yapılabilmiş, bu sayede kullanıcıların kurumla bağlantılı  

iletişimlerini başka bir iletişim aracına ihtiyaç duymadan  

gerçekleştirebilmeleri sağlanmıştır; ByLock aracılığıyla tüm iletişimlerin  

alışverişi, uygulama yöneticisinin sistemdeki mesaj gruplarını ve içeriğini  

izlemesine ve kontrol etmesine de izin vermiştir;  

- ByLock üzerinden gönderilen/alınan mesajlar belirli bir süre geçtikten  

sonra kullanımda olan cihazdan manuel müdahaleye gerek kalmadan  

otomatik olarak silinmiş; ByLock sistemi, iletişim güvenliği için kullanıcı  

silinmesi gereken verileri silmeyi unutsa bile, gerekli önlemler alınacak  

şekilde tasarlanmıştır; bu nedenle, cihaz bir soruşturma kapsamında ele  

geçirilse bile, uygulamanın kullanıcı listesine ve uygulama üzerinden  

geçmiş mesajlara erişim engellenmiştir;  

- Sunucu ve iletişim verileri, kullanıcı kimliğini önlemek ve iletişimi  

güvence altına almak için ek bir önlem olan uygulama veritabanında şifreli  

olarak saklanmıştır;  

24  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

- ByLock kullanıcıları da kimliklerini gizlemek için bazı önlemler  

almışlar; bunun için mesajlarında ve kişi listelerinde örgüt içindekikod  

adlarını, uzun şifreler kullanmışlar;  

- Uygulama 2014 yılının başında herkes tarafından indirilebilirken, daha  

sonra kullanımı ancak kullanıcıların cihazlarına manuel olarak indirildikten  

sonra kullanılması mümkün hale gelmiştir;  

- Bu uygulama aracılığıyla gönderilen/alınan mesajların şifresi çözülmüş  

içeriklerinin neredeyse tümü, örgütün bağlantıları ve FETÖ/PDY üyelerinin  

faaliyetleri ile ilgilidir;  

- Mesajlaşma gruplarının isimleri, organizasyon tarafından sıklıkla  

kullanılan organizasyonun spesifik jargonu ve "hücre" tipi yapısı ile  

tutarlıdır;  

- 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ifadesi alınan bazı  

şüpheliler, ByLock'un 2014 yılı başından itibaren FETÖ/PDY üyeleri  

tarafından bir iletişim aracı olarak kullanıldığını belirtmiştir.  

85. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların tutukluluk halleri sırasında ileri  

sürülen tutuklama gerekçeleri ve bu tedbirin orantılılığı konusunu ele alarak  

incelemesine devam etmiştir. İlk olarak, örgütlü suçlarla ilgili  

soruşturmalara benzer şekilde, yetkililerin terör suçlarıyla ilgili  

soruşturmaları yürütürken karşılaştıkları zorlukların altını çizmiş ve  

Sözleşmeci Devletlerin polis makamlarının örgütlü suçla yeterli tedbirlerle  

mücadelede özgürlük ve güvenlik hakkının aşırı güçlük çekmesine neden  

olacak şekilde yorumlanmaması gerektiğini değerlendirmiştir. Davanın  

genel bağlamı ile ilgili olarak, darbe girişimi sırasında yaşanan ciddi  

olayların uyandırdığı bir korku hissinin, darbe girişiminin faili olarak  

nitelendirilen FETÖ/PDY'nin yapısının karmaşıklığının, bu örgütün  

yarattığı tehdidin, darbe girişimiyle bağlantılı olarak ülke genelinde çok  

sayıda suçun işlenmiş olmasının ve çoğunluğu üst düzey görevlerde bulunan  

FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğundan şüphelenilen on binlerce memurun  

derhal soruşturulması ihtiyacının varlığına dikkat çekmiştir. Anayasa  

Mahkemesi’ne göre, bu unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde,  

FETÖ/PDY ile ilgili soruşturmaları güvenle yürütmek ve iyi koşullarda delil  

toplamak için tutuklama dışındaki tedbirler yetersiz kalabilecektir. Anayasa  

Mahkemesi ayrıca FETÖ/PDY üyelerinin darbe girişimi sırasında veya  

sonrasında yaşanan kaostan istifade ederek kaçma ve delilleri karartma  

riskinin normal zamanlarda işlenen suçlara göre çok daha yüksek olduğuna  

karar vermiştir. FETÖ/PDY'nin 150'den fazla ülkede faaliyet gösterdiği  

25  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

hemen hemen tüm kamu kurumlarına entegre olduğunu ve bu sayede  

üyelerinin yurtdışına kaçmalarını ve orada kalmalarını büyük ölçüde  

kolaylaştırabileceğini ifade etmiştir. Kararında, bu bağlamda önemli sayıda  

şüphelinin yurtdışına kaçışına atıfta bulunmuştur. Son olarak, genel  

bağlamın açıkça otomatik tutuklamayı haklı çıkaramayacağının altını çizmiş  

ve FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak yargılananların yaklaşık üçte biri için  

yetkililerin tutukluluk tedbirine başvurduğunu gösteren Adalet Bakanlığı  

tarafından sağlanan verileri doğrulamaya özen göstermiştir.  

b) M.T. (başvuru no. 2018/10424) ve Ferhat Kara kararı (başvuru no.  

2018/15231), her ikisi de 4 Haziran 2020'de karar verilmiştir  

86. 4 Haziran 2020 tarihinde toplanan Anayasa Mahkemesi Genel  

Kurulu, oybirliğiyle kabul edilemezlik kararı ve emsal karar vermiştir.  

87. M.T. kararına ilişkin dava, esas olarak ByLock şifreli mesajlaşma  

kullandığı için FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen davacının  

tutukluluğuna ilişkindir. Anayasa Mahkemesi, iddia edilen suçu işlediğinden  

şüphelenmek için makul nedenlerin bulunmadığı gerekçesiyle başvurucu  

tarafından yapılan şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu tespit  

etmiştir.  

Öncelikle FETÖ'nün faaliyetlerini ve özelliklerini kısaca anlatmıştır.  

Fetullah Gülen'in kurduğu bir yapı olduğunu ve son yıllara kadar farklı  

isimlerle anılan dini bir hareket olarak değerlendirildiğini açıklamıştır.  

88.  

Anayasa Mahkemesi, söz konusu yapının özellikle kamu  

kurumlarında kendi ağını ördüğünü ve aynı zamanda başta eğitim ve dini  

olmak üzere sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde  

bulunduğunu gözlemlemiştir. Bu faaliyetler çerçevesinde yapının dershane  

(sınav hazırlık merkezleri), özel eğitim kurumlarının yanı sıra dernekler,  

vakıflar, birlikler, ticaret odaları, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler,  

televizyon ve radyo kanalları, internet siteleri ve hastaneleri kontrol ettiğini  

ve işlettiğini ve böylece sivil toplumda önemli bir aktör haline geldiğini  

sözlerine eklemiştir.  

89. Anayasa Mahkemesi, çalışma şekli ve faaliyetleri toplumda tartışma  

konusu olan bu yapıyla ilgili olarak 2013 yılından sonra çok sayıda  

soruşturma ve kovuşturma yapıldığını belirtmiştir. Bu çerçevede, bu yapının  

üyelerinin, bu yapının izlediği hedefler doğrultusunda hareket ederek  

delillerin yok edilmesi, kamu kurumlarının ve üst düzey yetkililerin  

telefonlarının dinlenmesi, devlet istihbarat faaliyetlerinin ifşa edilmesi ve  

kamu hizmeti giriş sınavı sorularını üyelerine dağıtmak gibi eylemlere  

giriştiklerini kaydetmiştir. Yüzlerce kişinin bu şekilde yakalandığını ve  

tutuklandığını; daha sonra, diğer şeylerin yanı sıra, silahlı terör örgütü  

26  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

kuruculuğu, yönetimi veya üyeliği, hükümeti devirmeye teşebbüs etmek ve  

hükümetin işleyişini bozmak suçlarından kovuşturma açıldığını  

kaydetmiştir. Söz konusu soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin  

yürütülmesi sırasında, yetkililer bu yapıyı "Fetullahçı Terör Örgütü" ve/veya  

"Paralel Devlet Yapısı" olarak nitelendirmiştir.  

90. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, kamuoyunda geniş tartışmalara  

yol açan çok sayıda soruşturmanın aslında kamu kurumlarını ve özellikle  

silahlı kuvvetleri, bu yapının üyesi olmayan ajanları ve örgütün sivil  

toplumdaki çıkarlarına aykırı hareket ettiğinden şüphelenilenleri etkisiz hale  

getirme amacını taşıdığının iddia edildiğini belirtmiştir. Söz konusu  

usulsüzlükleri işaret ettiğini ve ihlal kararı verdiğini hatırlatmıştır.  

91. Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY üyesi olduğu iddia edilen polis ve  

hakimler tarafından, siyasiler, yakınları ve kamuoyunca tanınan iş adamları  

hakkında yolsuzluk iddiasıyla soruşturma yürütüldüğünü kaydetmiştir.  

Kamuoyu tarafından bilinen bu operasyonlar (örneğin 17 ve 25 Aralık 2013  

tarihli soruşturmalar), yargı makamlarının yanı sıra kamu yetkilileri  

tarafından FETÖ/PDY'nin hükümeti devirmeyi amaçlayan örgütsel bir  

soruşturma faaliyeti olarak değerlendirilmiştir.  

92. Anayasa Mahkemesi ayrıca 1 ve 19 Ocak 2014 tarihlerinde MİT'e ait  

tırların FETÖ/PDY üyesi olduğu iddia edilen kolluk kuvvetleri tarafından  

bu yapıyla bağlantılı olduğu tahmin edilen Cumhuriyet savcılarının verdiği  

talimat doğrultusunda durdurulup ve arandığını ifade etmiştir. Kamu  

makamlarının yanı sıra soruşturma ve yargı makamlarının, istihbari araçlara  

müdahale ve aramayı, hükümet üyelerini yargı önüne çıkarmak amacıyla  

devletin terör örgütlerine yardım götürdüğü fikrini kamuoyuna yerleştirmeyi  

amaçlayan örgütsel bir faaliyet olarak gördüklerini de sözlerine eklemiştir.  

93. Anayasa Mahkemesi, 6 Haziran 2016'da Ankara Başsavcılığının  

Fetullah Gülen ve yetmiş iki örgüt liderini silahlı terör örgütü kurmak ve  

hükümeti devirmeye teşebbüs etmekle suçladığını belirtmiştir. Söz konusu  

yapının ulusal güvenliğe yönelik oluşturduğu bu tehdidin Milli Güvenlik  

Kurulu ("MGK") tarafından kaydedildiğini de sözlerine eklemiştir.  

94. Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz 2016'da Türkiye'nin askeri darbe  

girişimiyle karşı karşıya kaldığını ve bunun 19 Temmuz 2018'e kadar  

sürecek olağanüstü hal ilanına yol açtığını söylemiştir.  

95. Anayasa Mahkemesi, yargısal makamların verdikleri birçok kararda  

FETÖ/PDY'yi devleti, toplumu ve vatandaşları ideolojisine uygun olarak  

yeniden şekillendirmek ve ülkeyi oligarşik bir grup üzerinden yönetmek  

amacıyla devletin anayasal kurumlarını kontrol altına almayı amaçlayan  

mevcut kurumsal sisteme paralel olarak yapılanmış bir terör örgütü olarak  

değerlendirdiklerini not etmiştir. Yargı makamlarının bu kararlarda FETÖ/  

PDY'nin gizlilik, hücre benzeri yapılanma, tüm kamu kurumlarına sızma,  

27  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

kendini kutsallaştırma gibi birçok özelliğini kaydettiğini, itaat ve özveri ile  

hareket ettiğini ve bu organizasyonun diğerlerinden çok daha zor ve  

karmaşık bir yapıya sahip olduğunu sözlerine eklemiştir.  

96. Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY'nin gizliliği korumak için aldığı  

güvenlik önlemlerinin altını çizerek, bu kapsamda FETÖ/PDY'nin kurucusu  

ve lideri Fetullah Gülen'in örgüt üyelerine şu talimatı verdiğini belirtmiştir:  

“Hizmet namaz ise, ihtiyat abdestidir. Tedbirsiz hizmet, abdestsiz namaz  

gibidir”. Kod adların kullanılmasının da örgütün gizliliği sağlamak için  

kullandığı yöntemlerden biri olduğunu kaydetmiştir. Soruşturma ve  

kovuşturma makamlarının vardığı sonuçlara göre FETÖ/PDY'nin iletişimde  

kullandığı başlıca yöntemin yüz yüze iletişim, bunun mümkün olmadığı  

durumlarda ise şifreli programlar aracılığıyla iletişim olduğu tespit  

edilmiştir. "Telefonla iletişim kuran herkes hizmete ihanet eder" talimatı  

nedeniyle üyelerin örgütsel konularda telefonla iletişim kurmasının  

yasaklandığını da sözlerine eklemiştir. Bu nedenle kurumsal iletişimde  

kullanılmak üzere güçlü şifreli programlar geliştirildiğini belirtmiştir.  

97. Anayasa Mahkemesi, söz konusu mesajlaşmanın, başvurucu üzerine  

atılı şüpheler için belirleyici bir temel oluşturup oluşturamayacağına ilişkin  

analizinde, ilk olarak ByLock ile ilgili verilerin elde edilme sürecini  

Yargıtay 16. Ceza Dairesi gibi incelemiştir (bakınız yukarıda 67. paragraf).  

98. Anayasa Mahkemesi daha sonra ByLock'u inceleyen yargı  

mercilerinin sadece sisteme kayıt ve örgütsel iletişim amaçlı kullanımını  

dikkate aldıklarını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, yargısal makamların  

bulgularına göre, yalın indirme eylemi sebebiyle hiç kimsenin  

soruşturulmadığını tespit etmiştir.  

99. Ardından, ByLock mesajlaşmasının (Aydın Yavuz ve diğerleri  

kararında (bakınız yukarıda 83. paragraf) ve Yargıtay'ın (yukarıda 68-81.  

paragraflar) yaptığına benzer olarak, indirme yöntemleri, kullanımı ve  

özellikleri hakkında ayrıntılı bir açıklama yapmış ve diğerleri arasında  

aşağıdaki özelliklere dikkat çekmiştir:  

i. ByLock'un ticari olmayan yapısı; kanıtlar, ByLock'un ticari amaçlar  

için tasarlanmadığını, bunun yerine sıkı bir anonimlik sağlarken az sayıda  

kullanıcıyı hedef aldığını göstermiştir; uygulamanın geliştiricisi hakkında  

hiçbir bilgi bilinmemektedir; kurulum kılavuzu yoktur ve indirme işlemi,  

uygulama mağazalarından ziyade, birebir görüşmelerde harici bellekler  

veya Bluetooth üzerinden yapılmıştır.  

ii. Kullanıcıların anonimliğini ve iletişim içeriğini korumak için gelişmiş  

yöntemler: son derece kapalı ve şifreli bir devrede mesaj alışverişi;  

kullanıcının gerçek kimliği hakkında bilgi talebinde bulunulamaması; güçlü  

28  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

bir şifreleme yöntemiyle çevrimiçi iletişimi sağlamak için her mesajın farklı  

bir şifreleme anahtarı kullanılarak şifrelenmesi; yurtdışında (Litvanya'da)  

kurulu sunucu için birkaç IP adresinin kiralanması; mesajların düzenli  

şekilde otomatik olarak silinmesi; ayrıca sunucu ve iletişimle ilgili verilerin  

şifreli kaydı; ve Türkiye'den kullanıcıların VPN üzerinden erişme  

zorunluluğu.  

iii. ByLock'un coğrafi olarak sınırlı kullanımı: Küresel bir uygulama  

değildir, kullanıcıların büyük çoğunluğu Türkiye'de ikamet etmektedir;  

kaynak kodları Türkçe'deki bazı ifadeleri içermektedir; kullanıcı adlarının,  

grup adlarının ve şifrelerin çoğu ile şifresi çözülen mesajların neredeyse  

tamamı Türkçedir.  

iv. ByLock'un 2014 yılı başından bu yana münhasıran FETÖ/PDY üyeleri  

tarafından iletişim aracı olarak kullanıldığına ilişkin söz konusu örgüte  

mensup olmakla suçlananların ifadeleri (Anayasa Mahkemesi'nin Ferhat  

Kara kararında yaptığı ayrıntılı açıklamalara yapılan atıf mevcuttur).  

v. Şifresi çözülen mesajların içeriği: Şifresi çözülen mesajların tamamına  

yakını günlük yaşamla ilgili konuları değil, örgütsel iletişimler ve FETÖ/  

PDY'nin faaliyetlerine ilişkindir.  

100. Bu unsurlar göz önüne alındığında, Anayasa Mahkemesi, evrensel  

bir mesajlaşma sistemi kisvesi altında, ByLock'un aslında sadece FETÖ/  

PDY mensuplarının kullanımına yönelik bir mesajlaşma sistemi olduğu  

yönünde yargı organlarının vardığı sonuçların somut olgulara, maddi ve  

teknik verilere dayandığı kanaatindedir. ByLock kullanımının örgütsel bir  

faaliyet olarak adlandırılmasının temelsiz veya keyfi bir yaklaşım olarak  

kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır.  

101. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, Aydın Yavuz ve diğerleri kararında  

vardığı sonuçtan ayrılmak için hiçbir neden bulunmadığı kanaatindedir  

(bakınız yukarıda 83.paragraf). Bu sonuç ışığında, başvurucunun  

tutukluluğunu destekleyen diğer delilleri dikkate almanın gerekli olmadığı  

kanaatine varmıştır.  

102. Bir kişinin ByLock şifreli mesajlaşma kullandığı için hüküm  

giymesine ilişkin Ferhat Kara kararına ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi,  

başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetini  

reddetmiştir. Başvurucu, ByLock ile ilgili verilerin hukuka aykırı olarak  

toplandığını ve bu unsura dayanarak mahkumiyetinin adil yargılanma  

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, kararında  

öncelikle FETÖ/PDY ve ByLock uygulamasının özelliklerini ortaya  

29  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

koymuştur. Özellikle ilk yüz ByLock kullanıcısının profilleri hakkında bilgi  

vermiştir.  

- Kullanıcı ID:3, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu'ndan  

(TÜBİTAK) bir mühendistir, FETÖ / PDY üyeliği için yargılanmıştır.  

- ID:2, ID:3 ve ID:5 için kullanıcı adı olarak Türkçe dede kelimesinin  

kullanılması, kullanıcının aynı kullanıcı olduğunu ve Türk olduğunu  

göstermiştir.  

- ID:4 ve ID:6'nın şifresi samanyolu’dur (örgüt terminolojisinde özel  

anlamı olan bir kelime), bu da onların Türk olduklarını göstermektedir.  

- Uygulamanın ilk 100 kullanıcısının 53'ü bu aşamada tespit edilmiş olup,  

bu 53 kullanıcıdan 15'i polis istihbarat birimlerinde görev yapan ve yasadışı  

dinleme ile ilgili davalardan yargılanan eski polislerdir.  

- Mesajların şifresinin çözülmesi, kullanıcı ID:49'un Fetullah Gülen'in  

özel sekreteri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kullanıcılar ID:63 ve ID:100 ise  

polis teşkilatının içine sızmış olanlardan sorumlu olmak suçlamasıyla  

yargılanmışlardır.  

103. Anayasa Mahkemesi, ilk yüz kimlikle ilgili verilerin analizinin,  

ByLock'un en başından beri örgüt üyeleri tarafından geliştirildiğini ve  

kullanıldığını gösterdiğini tespit etmiştir. Ayrıca kararında belirli mesajların  

içeriğini de bildirmiştir.  

104.  

Anayasa Mahkemesi ayrıca, söz konusu örgütün gizli  

yapılanmasına üye oldukları gerekçesiyle soruşturma ve/veya kovuşturmaya  

konu olan 8.723 eski güvenlik kuvvetleri mensubundan 5.922'sinin ByLock  

kullanıcısı olduğunun tespit edildiğini kaydetmiştir.  

105. Özellikle Anayasa Mahkemesi, söz konusu örgüte üye olmakla  

suçlanan veya hüküm giyen kişilerin, örgüt içindeki faaliyetleri kapsamında  

ByLock üzerinden paylaştıkları mesajlardan uzun pasajlar aktarmış ve  

kararında, bu uygulamanın örgütsel yapısını gösteren tanık veya  

şüphelilerden alınan çok sayıda ifadeyi nakletmiştir.  

IV. TÜRKİYE TARAFINDAN YAPILAN SÖZLEŞMENİN ASKIYA  

ALINMASI BİLDİRİMİ  

106. 21 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye'nin Avrupa Konseyi Daimi  

Temsilcisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne aşağıdaki askıya alma  

(derogasyon) bildirimini iletmiştir (çevirisi Türk makamları tarafından  

sağlanmıştır):  

« Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin aşağıdaki bildirimini iletiyorum.  

30  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

15 Temmuz 2016'da Türkiye Cumhuriyeti'nde demokratik yollarla seçilmiş hükümeti  

ve anayasal düzeni yıkmak için geniş çaplı bir darbe girişimi düzenlendi. Bu alçak  

girişim, Türk devleti ve birlik ve beraberlik içinde hareket eden halklar tarafından  

engellenmiştir. Darbe girişimi ve sonuçları ile diğer terör eylemleri, güvenlik ve kamu  

düzenine yönelik ciddi tehditler oluşturmuş ve insan hakları ve temel özgürlüklerin  

korunmasına ilişkin Sözleşme'nin 15. maddesi anlamında ulusun yaşamına yönelik bir  

tehdit oluşturmuştur.  

Türkiye Cumhuriyeti, ulusal mevzuata ve uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak  

yasaların öngördüğü gerekli önlemleri almaktadır.  

Bu kapsamda, 20 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Anayasa  

(madde 120) ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca üç aylık bir süre için  

olağanüstü hal ilan etmiştir (madde 3/1 b). (...)  

Karar Resmi Gazete'de yayımlanarak 21 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Büyük  

Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır. Böylece olağanüstü hal bu tarihten itibaren  

yürürlüğe girmiştir. Bu süreçte, alınan önlemler, Sözleşme'nin 15. Maddesi uyarınca  

kabul edilebilir olan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin  

Sözleşme'den kaynaklanan yükümlülüklerden sapmayı içerebilir.  

Bu nedenle, bu mektubun Sözleşme'nin 15. maddesinin amaçları doğrultusunda bilgi  

oluşturduğunu vurgulamak isterim. Sayın Genel Sekreter, Türkiye Cumhuriyeti  

Hükümeti bu amaçla alınan tedbirler konusunda sizi tam olarak bilgilendirecektir.  

Hükümet, önlemlerin uygulanması sona erdiğinde sizi bilgilendirecektir.  

(...)»  

107. Sözleşme’nin askıya alınması bildirimi, olağanüstü halin sona  

ermesinden sonra 8 Ağustos 2018'de geri çekilmiştir.  

2.  

HUKUKİ DEĞERLENDİRME  

I. TÜRKİYE'NİN SÖZLEŞMEYİ ASKIYA ALMASINA İLİŞKİN ÖN  

SORUN  

108. Hükümet, Sözleşme'nin 15. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi  

Genel Sekreteri'ne 21 Temmuz 2016 tarihinde tebliğ edilen Sözleşme’nin  

askıya alınması bildirimini göz önünde bulundurarak başvurucunun  

şikayetlerini incelemenin uygun olacağını belirtmiştir. Bu bağlamda,  

Türkiye’nin, 15. madde uyarınca Sözleşme’yi askıya alma hakkını  

kullanmış olmakla birlikte, Sözleşme'nin hükümlerini ihlal etmediğini  

değerlendirmektedir. Bu itibarla, askeri darbe girişiminin yarattığı riskler  

nedeniyle ulusun varlığını tehdit eden bir olağanüstü hal oluştuğunu ve bu  

tehlikeye karşı ulusal makamlar tarafından alınan tedbirleri durumun  

kesinlikle gerektirdiğini ileri sürmektedir.  

109. Hükümet, söz konusu zamanda tutukluluğa alternatif tedbirlerin  

açıkça yetersiz olması nedeniyle, tutuklama koruma tedbirinin  

31  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

kullanılmasının kaçınılmaz olduğunu özellikle ileri sürmektedir. Öyle ki,  

Hükümet’e göre, FETÖ/PDY mensubu olduğundan veya FETÖ/PDY'ye  

yardım ve destek sağladığından şüphelenilen birçok kişinin ülkeden çıkış  

yasakları olmasına rağmen kaçmıştır. Bu nedenle, Hükümet’in nazarında,  

darbe girişiminden sonra Türkiye'deki durum göz önüne alındığında, bu  

kişilerin tutukluluğu uygun ve orantılı olan tek seçimdir.  

110. Başvurucu, Sözleşme'nin 15. maddesinin Sözleşme kapsamındaki  

yükümlülükleri askıya almanın, mevcut olayda yerine getirilmemiş bir koşul  

olan yalnızca "durumun gerektirdiği ölçüde" izin verdiğini ifade ederek  

cevap vermiştir.  

111. Mahkeme, mevcut başvurunun konusu olan başvurucunun  

tutukluluğunun, olağanüstü hal döneminde gerçekleştiğini  

gözlemlemektedir.  

112. Mahkeme, Mehmet Hasan Altan v. Türkiye davasında (Başvuru no.  

13237/17, § 93, 20 Mart 2018), Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda  

benimsediği mülahazalar ve elindeki tüm unsurlar ışığında, askeri darbe  

girişiminin, Sözleşme anlamında "ulusun varlığını tehdit eden bir genel  

tehlikenin"in mevcudiyetini ortaya çıkarmış olduğuna karar verdiğini  

hatırlatmaktadır. Bu durumda alınan tedbirlerin, durumun gerektirdiği  

ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklere uygun olarak  

alınıp alınmadığına ilişkin olarak, başvurucunun şikayetlerinin -aşağıda  

yapacağı gibi - esasına ilişkin bir incelemenin gerekli olduğu kanaatindedir.  

II. HÜKÜMET TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İTİRAZLAR  

113. Hükümet, Mahkeme'yi, CMK'nın 141. maddesinde öngörülen  

tazminat yoluna başvurunun kullanılmaması nedeniyle, Sözleşme'nin 5.  

maddesi kapsamındaki şikayetleri reddetmeye davet etmiştir.  

114. Mahkeme, Sözleşme'nin 35. maddesinin yalnızca etkili ve mevcut  

hukuk yollarının tüketilmesini gerektirdiğini, yani başvurucuya şikayetlerini  

tazmin edebilecek ve makul bir başarı beklentisi sunabilecek erişilebilir  

yasal yolların tüketilmesini gerektirdiğini yinelemektedir (diğerlerinin yanı  

sıra bakınız, Sejdovic v. İtalya [BD], Başvuru no. 56581/00, § 46, CEDH  

2006 II).  

115. Mevcut davada Mahkeme, başvurucunun Sözleşme'nin 5. maddesi  

kapsamındaki şikâyetlerini anayasa şikâyeti bağlamında sunduğuna dikkat  

çekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu şikayetlerin esasını incelemiş ve 15  

Aralık 2017 tarihli kararında açıkça esastan yoksun oldukları gerekçesiyle  

kabul edilemez bulmuştur (bakınız yukarıda 20-23. paragraflar).  

32  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

116. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin Türk yargı sistemindeki yeri ve  

yetkisini göz önünde bulundurarak ve bu şikayetler hakkında yüksek  

mahkemenin vardığı sonucu dikkate alarak CMK'nın 141. maddesine  

dayanan bir tazminat talebinin başarı şansının olmadığı ve hala olmayacağı  

kanaatindedir (bu doğrultuda bakınız, Pressos Compania Naviera SA ve  

diğerleri v. Belçika, 20 Kasım 1995, § 27, A serisi no. 332 ve Carson ve  

diğerleri v. Birleşik Krallık [BD], no.42184/05, § 58, CEDH 2010 ve yakın  

zamanda Baş v. Türkiye, Başvuru no.66448/17, § 121, 3 Mart 2020). Sonuç  

olarak Mahkeme, başvurucunun tazminat için bu hukuk yolunu kullanmakla  

yükümlü olmadığı kanaatindedir.  

117. Bu nedenle, Hükümet'in bu noktada sunduğu itirazı reddetmektedir.  

III. SÖZLEŞME'NİN 5 §§ 1 VE 3 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  

İDDİASI  

118. Başvurucu, iddia edilen suçun işlendiğine, yani yasadışı bir örgüte  

üye olduğuna, dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren delillerin  

yokluğunda tutuklandığından şikayet etmektedir. Tutuklama kararının  

gereği gibi gerekçelendirilmediğinisavunmakta ve eleştirmektedir.  

Başvurucuya göre bu karar, kuvvetli şüphenin varlığına dair somut bir delil  

veya hakim tarafından kabul edilen tutuklama nedenlerinin varlığını teyit  

eden herhangi bir olgusal veri içermemektedir. Başvurucu, Sözleşme’nin 5.  

maddesine dayanmaktadır.  

119.  

Mahkeme, bu şikayetlerin, mevcut davada ilgili bölümleri  

aşağıdaki şekilde ifade edilen Sözleşme'nin 5 §§ 1 ve 3 maddesi  

kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir:  

«

1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve  

yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:  

(...)  

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inan- dırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç  

işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini  

doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere  

yakalanması ve tutulması;  

(...)  

3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan  

herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu  

görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da  

yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada  

hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir. »  

120. Hükümet, başvurucunun iddiasına itiraz etmiştir.  

33  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

A. Başvurucunun bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul  

nedenlerin bulunmadığı iddiası  

1. Tarafların iddiaları  

a) Başvurucu  

121. Başvurucu, darbe girişiminin tümüyle aydınlatılmadığını ileri  

sürmekte ve AKP ("Adalet ve Kalkınma Partisi", iktidar partisi) hükümetini  

TBMM Meclis Araştırma Komisyonu'nun bu olayın ayrıntılarını  

aydınlatmasını engellemekle suçlamaktadır. Başvurucuya göre AKP, bir  

yandan FETÖ/PDY ile geçmişteki işbirliğini öne çıkarılmasından diğer  

yandan bu "kontrollü" girişimin bir tiyatro olduğunun ortaya  

çıkarılmasından korkmaktadır. Hükümetin, muhalefet partilerinin FETÖ/  

PDY'nin siyasiler arasındaki bağlantılarını araştırma girişimlerini  

reddettiğini iddia etmiştir.  

122. Başvurucu, daha sonra 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde siyasi  

iktidara yakın kişilere, üst düzey yetkililere ve işadamlarına yönelik  

gerçekleştirilen yolsuzlukla mücadele operasyonlarının, yetkililer tarafından  

Hükümet’e karşı bir eylem olarak görüldüğünü ve bundan dolayı FETÖ/  

PDY’nin suçlandığını açıklamıştır. Yargı makamları tarafından, bu olayın  

kendisinin şikayetçi olduğu bu yürütülen ceza yargılamaları bağlamında  

belirleyici bir olgu olarak kabul edildiğini ifade etmektedir. Bu tarihlerden  

itibaren FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olarak kabul edildiğinden, ancak  

kendisine göre bu yapının herhangi bir silahlı faaliyette bulunmadığından ve  

bu yapıya hiçbir güç veya şiddet kullanımının isnat edilemeyeceğinden  

şikayet etmektedir.  

123. Başvurucu, terör suçunun belirleyici unsuru olan cebir ve şiddet  

kullanımının ilk kez 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sırasında ortaya  

çıktığına işaret etmektedir. Bu tarihten önce mahkeme kararıyla FETÖ/  

PDY'ye atfedilebilecek, cebir ve şiddet içeren herhangi bir eylemin  

kaydedilmediğini söylemektedir. Bu nedenle darbe girişiminden önce  

Gülenci hareketle bağlantılı kişiler aleyhinde ceza takibatı yapılması ve  

özgürlüklerinden yoksun bırakılması, kendisine göre Sözleşme'ye aykırı  

olacaktır. Başvurucu bu hususta Milli Güvenlik Konseyi’nin 30 Ekim  

2014-26 Mayıs 2016 tarihleri arasında aldığı kararlarda FETÖ/PDY'nin  

adının veya silahlı terör örgütü ifadesinin geçmediğini belirtmektedir  

(bakınız yukarıda 39-40. paragraflar).  

124. Başvurucu ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (2008/9-82 K.  

2008/181) 24 Haziran 2008 tarihli kararında 3713 sayılı Terörle Mücadele  

Kanununun 1. maddesi anlamında terör eylemi ve terör örgütü  

bulunmadığını açıklamaktadır [Bu karar, Fetullah Gülen aleyhine açılan ve  

34  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinde yapılan ve terör suçunun oluşturulması  

için cebir ve şiddet kullanılmasını öngören değişikliğin ardından, önce  

infazın ertelenmesi, sonra beraat ile sonuçlanan ceza davasıyla ilgilidir].  

125. Başvurucu, daha sonra, iddia edilen suçun işlenmesine ilişkin güçlü  

şüphelerin varlığının yeterince kanıtlanmadığını ileri sürmektedir.  

Başvurucuya göre, tutuklanmasının temel nedeni darbe girişimidir.  

Başvurucu, tutukluluğunun yalnızca iddia edilen ByLock kullanımına  

dayandığını gözlemleyerek, objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek hiçbir  

olgu veya bilginin bulunmadığından şikayet etmektedir.  

126. Başvurucu, ByLock kullanıcısı olduğu suçlamasını reddetmektedir.  

Tutuklanmasının ByLock mesajlaşmasını kullandığı iddiasına dayandığını  

ve adının MİT tarafından hazırlanıp gönderilen ByLock kullanıcı listesinde  

bulunduğunu kaydederek bu iddiaya etkili bir şekilde itiraz edebilmesi için,  

MİT tarafından hazırlanan ve ByLock sunucusundan elde edilen tüm  

verileri içeren bir sabit diskin ve hafıza çubuğunun bir kopyasının kendisine  

verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bunun, çekişmeli yargılama ve  

silahların eşitliği ilkelerinin bir gereği olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,  

ne kendisinin ne de başka bir şüpheli veya sanığın şimdiye kadar bu nihai  

karara etki eden delilin bir kopyasını aldığından şikayet etmektedir.  

127. Başvurucu, cep telefonundan ByLock sunucusuna bağlanmakla  

suçlandığını kaydetmektedir. Söz konusu bağlantıları belirleyen yetkili  

makamın BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) olduğunu ifade  

etmektedir. BTK'nın bir çalışanı hakkında verilerin tahrif edilmesi ve  

güvenilir olmamaları sebebiyle suç duyurusunda bulunduğunu  

belirtmektedir. Başvurucunun bu iddiayı desteklemek için sunduğu belge,  

BTK'nın eski çalışanlarından biri hakkında telefon operatörleri tarafından  

iletilen 10 Aralık 2014 tarihinden önceki verilerin ve kayıtların imha  

edilmesi ve değiştirilmesi nedeniyle cezai işlem başlatılması talebine  

ilişkindir. Bu belgeden, söz konusu görevli hakkında FETÖ/PDY ile  

bağlantılı olduğu iddiasıyla ceza soruşturması başlatıldığı anlaşılmaktadır.  

128. Başvurucu ayrıca, ByLock kullanmakla suçlandığı sırada Gülenci  

hareketin bir terör örgütü olarak tanınmadığına da dikkat çekmektedir.  

Dolayısıyla tutukluluğu, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal etmiş  

olacaktır.  

129. Başvurucu, ByLock'u kullanma suçlamasını reddederken, bu tür bir  

kullanımın vicdan hürriyeti ve ifade özgürlüğü kapsamına gireceğinin  

açıklığa kavuşturulmasının faydalı olacağı kanaatindedir. Aynı zamanda  

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri'nin bir beyanına da atıfta  

bulunmaktadır.  

35  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

b) Hükümet  

130. Hükümet, söz konusu tutuklamaya yol açan şüphelerin,  

başvurucunun itiraz etmediği ByLock kullanımına dayandığını açıklamıştır.  

ByLock'un FETÖ/PDY üyeleri arasında bir iletişim aracı olarak hizmet  

ettiğini iddia etmektedir. Bu nedenle Hükümet’e göre, başvurucunun bu  

uygulamayı kullandığı tespit edildikten sonra FETÖ/PDY üyeliğine ilişkin  

kuvvetli bir şüphe oluşmuştur. Hükümet, bu şikayetin, başvurucunun yaptığı  

ve reddedilen bireysel başvurusu bağlamında Anayasa Mahkemesi  

tarafından incelendiğini eklemiştir. Sözleşme'nin 15. maddesine atıfta  

bulunarak, darbe girişiminden sonra devam eden durum göz önüne  

alındığında, kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmuş olması, örgütün  

gizliliğe dayanması ve ülke genelinde soruşturmaların devam etmesi  

nedeniyle başvurucunun tutukluluğunun haklı olduğunu ileri sürmektedir.  

131. Hükümet, başvurucunun tutuklanmasına karar veren Ankara 9.Sulh  

Ceza Hakimliği’nin başvurucunun durumunu dikkatle incelediğini ve  

kararını usulüne uygun olarak gerekçelendirdiğini ileri sürmüştür.  

132. Daha sonra çeşitli bilirkişi raporlarına ve Yargıtay ve Anayasa  

Mahkemesi kararlarına dayanılarak (bakınız yukarıda 41-60. paragraflar)  

Hükümet, Mahkeme'nin dikkatini ByLock'un FETÖ/PDY tarafından örgüt  

içinde gizli iletişimin sağlanması amacıyla geliştirildiğini ve küresel bir  

uygulama adı altında münhasıran FETÖ/PDY üyeleri tarafından  

kullanıldığını gösteren ByLock'un özelliklerine ilişkin bir açıklamaya  

çekmek ve bu uygulamanın diğer mesajlaşma uygulamalarına göre  

farklılıklarını belirtmek istemiştir.  

133. Hükümet’e göre, ByLock'un belirli bir amaç ve hedeflenen bir  

grubun ihtiyaçları için tasarlandığını gösteren unsurlarından bazıları  

şunlardır: uygulamanın cep telefonunda yer alan kişiler listesi ile senkronize  

edilmemesi; uygulamanın kendi içinde veya uygulamanın indirildiği cep  

telefonunun kişiler listesinden diğer ByLock kullanıcılarını aranamaması;  

bir arkadaş eklemeden önce kullanıcı adını/şifreyi bilme zorunluluğu - bu  

nedenle kullanıcılar önceden yüz yüze iletişim kurmalı veya görüşmelidir -;  

arkadaş ekle sayfasında "takma ad" adlı bir bölümün varlığı; ve son olarak,  

kullanıcılar tarafından kullanılan takma adların ağırlıklı olarak örgüt  

üyelerinin kod adları olduğu hususu.  

134.  

Hükümet ayrıca aşağıdaki kanıtların ByLock'un evrensel bir  

mesajlaşma sistemi olmayı amaçlamadığı ve kapalı bir grup tarafından  

kullanılmak üzere tasarlandığı sonucunu desteklediğini düşünmektedir:  

kullanım kılavuzu,yorumlar veya sıkça sorulan sorularla ilgili bir sayfanın  

olmaması; resmi bir makam tarafından verilen bir sertifika yerine tercih  

edilen kendinden imzalı bir sertifika; uygulama önceden haber  

36  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

verilmeksizin aniden çalışmayı bıraktığında internet üzerinde kullanıcılar  

tarafından paylaşılan şikayet veya yorumların olmaması; uygulamanın  

kullanımını zorlaştıran özellikleri; tanımlanan kullanıcıların çoğununu Türk  

olması veya Türkiye'den gelmesi; kaynak kodlarında Türkçe ifadelerin  

bulunması; ve son olarak uygulamanın darbe girişiminden önce kamuoyu  

tarafından bilinmemesi. Hükümet ayrıca ByLock'un ilk 100 kullanıcısına  

ilişkin bulguları da vurgulamaktadır.  

135. ByLock'un örgütsel mahiyetine gelince, Hükümet, bilirkişi  

raporlarının ve başta yüksek mahkemeler olmak üzere yargısal makamlarca  

verilen çok sayıda kararın, uygulamanın FETÖ/PDY örgütü tarafından  

kullanılmak üzere geliştirildiğine işaret ettiğini hatırlatmaktadır. Bu  

bağlamda darbe girişiminden sonra ifadesi alınan şüpheli veya sanıkların  

ByLock'un niteliğini teyit ettiğini ifade etmektedir. Şifresi çözülen  

mesajlaşmaların yalnızca örgüt içindeki dahili iletişim ve faaliyetleriyle  

ilgili olduğunu da eklemektedir.  

136. Hükümet daha sonra ByLock ile kullanıcı sayısını artırmayı ve  

kullanıcı dostu işlevler sunmayı amaçlayan diğer anlık mesajlaşma  

uygulamaları arasındaki önemli farkları sıralamaktadır. Hükümet’e göre  

ByLock uygulaması ticari amaçlı değildir. İfade edildiğine göre  

geliştiricisinin, anonimliğe dayalı olarak kapalı bir grup içinde sınırlı  

kullanım istediği bildirilmiştir. Hükümet bu nedenle geliştirici hakkında  

mevcut bilgi eksikliğinin ve anonimliği koruyan işlemler yoluyla yapılan  

sunucu kiralama ödemelerinin altını çizmektedir. ByLock'un yaygın olarak  

kullanılan mesajlaşma uygulamalarının aksine kolay ve hızlı işlevsellik  

sunan bir uygulama olmadığını iddia etmeye devam etmektedir. Aksine,  

ByLock sisteme entegrasyon ve diğer kullanıcılarla iletişim sürecini  

karmaşıklaştırmıştır. ByLock, kişilerin senkronizasyonuna veya kişiler  

arasında ByLock kullanıcılarının tanımlanmasına izin vermemiştir. Ayrıca,  

kayıt sırasında kullanıcıdan bir cep telefonu numarası veya e-posta  

istenmemiştir. Bu sayede kullanıcı doğrulama kodu veya link göndererek bir  

hesaba bağlanmamış ve böylece sisteme isimsiz bir kayıt işlemi yapılmıştır.  

Kullanıcı kimliğini önlemek için parolayı kurtarmanın veya kullanıcıyı  

doğrulamanın hiçbir yolu bulunmamaktadır. Ek olarak, ByLock'un, üçüncü  

şahısların uygulamayı bulmasını veya gelen mesajları kullanıcının isteği  

dışında okumasını önlemek için yalnızca uygulama açıkken (aktif olarak  

kullanıldığında) mesaj ve bildirimleri alacak şekilde tasarlandığı  

bildirilmektedir. Ayırt edici unsurlar arasında Hükümet, ByLock'un  

kullanıcılarını VPN üzerinden bağlantı kurmaya zorladığını, uygulama  

mağazalarında indirilmesini yasakladığını ve unutulan bir şifrenin  

kurtarılmasına izin vermediğini de belirtmektedir. Bunlar, kullanıcıların  

37  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

kimliklerinin ifşa edilmesini engelleyebilecek başka yollar olarak  

değerlendirilmektedir.  

137. Hükümet, ByLock'un niteliğine ilişkin olarak, özellikle Anayasa  

Mahkemesi ve Yargıtay olmak üzere yargısal makamların vardığı sonuçları  

teyit etmiştir: ByLock, küresel bir uygulama görüntüsü altında, aslında  

FETÖ/PDY üyeleri tarafından özel olarak tasarlanmış ve kullanılmıştır,  

böylece FETÖ/PDY soruşturmalarıyla bağlantılı olarak verilen tutuklama  

kararlarında suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin olduğu sonucuna  

varılmasına imkan verecektir.  

138. ByLock kullanımının delil niteliğindeki değerini ve tutuklama  

amacıyla kuvvetli bir şüphe yaratılmasına izin verip vermediği sorusunu  

değerlendirme hususunda, yerel mahkemelerin Mahkeme'den daha iyi  

konumda olduklarını hatırlatarak Hükümet, yerel mahkemelerin bulgularını  

ve sonuçlarını dikkate almamanın ikincillik ilkesine aykırı olacağı  

kanaatindedir.  

139. Daha spesifik olarak şüphelerin dayandırıldığı delillerin neler  

olduğu sorusuna ilişkin Hükümet, Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliği'nin,  

başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediğine dair güçlü  

şüphelerin varlığını, başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğu tespitine  

dayandırdığını belirtmiştir. Sulh ceza hakimliğine sevk yazısında,  

Cumhuriyet savcısının ByLock kullanımını vurgulayarak başvurucunun  

tutuklanmasını talep ettiğini; hakimin, ise ByLock kullanım raporu da dahil  

olmak üzere soruşturma dosyasındaki belgelere dayanarak başvurucunun  

FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenmek için makul sebepler olduğuna  

karar verdiğini gözlemlemektedir. Başvurucunun ByLock kullandığı  

tespitine dayanarak tutuklanmasına itiraz etmediğini belirtmiştir.  

140. MİT'in ByLock'a ilişkin delil elde etmesi konusunda Hükümet,  

demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla  

organize suç ve terör örgütleri gibi son derece karmaşık yapılarla etkin bir  

şekilde mücadele edebilmek için istihbarat servislerine başvurmanın  

gerekliliğini ve meşruiyetini savunmaktadır. Mahkeme’nin içtihatlarında,  

doğası gereği adi suçtan farklı olan terör suçunun özel bir kategoriye  

girdiğini kabul ettiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme’nin terör suçları  

alanındaki makul şüphelerin değerlendirilmesine ilişkin içtihadını ortaya  

koyduktan sonra (Sher ve diğerleri v. Birleşik Krallık, Başvuru no. 5201/11,  

CEDH 2015 (extraits), Murray v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, A serisi  

no.300 A ve Klass ve diğerleri v. Almanya, 6 Eylül 1978, A serisi no. 28),  

Mahkeme'nin, terörle mücadelede gizli bilgilerin kullanılmasının gerekli  

olduğunu ve organize terörün vatandaşların yaşamları ve bir bütün olarak  

demokratik toplum için bir tehdit oluşturduğunu kabul ettiğini  

belirtmektedir.  

38  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

141. Hükümet ayrıca, Europol ve Eurojust tarafından ortaklaşa yürütülen  

ve suç şebekeleri tarafından yaygın olarak kullanılan şifreli bir telefon ağı  

olan EncroChat'i ortadan kaldırmayı amaçlayan bir soruşturmanın  

bulgularına da atıfta bulunmaktadır.  

142. Hükümet ayrıca, devletin vatandaşlarını terör tehdidi karşısında  

koruma konusundaki pozitif yükümlülüğü göz önüne alındığında (Tagayeva  

ve diğerleri v. Rusya, Başvuru no. 26562/07 ve diğer 6 karar, 13 Nisan 2017  

ve Dujardin v. Fransa, Başvuru no. 16734/90, 2 Eylül 1991 tarihli  

Komisyon kararı), devlet istihbarat teşkilatlarının silahlı terör örgütü FETÖ/  

PDY'nin ulusal güvenliğe yönelik oluşturduğu tehdidi yakın bir tehlike  

olarak gördüğünü ve ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli tedbirleri aldığını  

hatırlatmak istemektedir. Yetkili makamların, terörle başa çıkmak için  

gerekli önleyici tedbirleri almadan önce bir terör saldırısının  

gerçekleşmesini beklemelerinin gerekmediğini hatırlatmaktadır (A. ve  

diğerleri v. Birleşik Krallık [BD], Başvuru no. 3455/05, § 177, CEDH  

2009). Nitekim Hükümet’e göre, 15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ/  

PDY'nin ulusal güvenliğe yönelik oluşturduğu tehdidin ne kadar büyük  

olduğuna ve daha önceden alınan tedbirlere rağmen milletin varlığını ve  

bütünlüğünü yok etme tehdidinde bulunan ciddi bir tehlikeye nasıl yol  

açtığına ışık tutmaktadır.  

143. Hükümet açısından i) darbe girişimi sonrasında olağanüstü hal ilan  

edilmiş olması, ii) kamu makamlarının terör suçlarına ilişkin soruşturmaları  

yürütürken karşılaştıkları büyük güçlükler, iii) FETÖ/PDY'nin yapısının  

karmaşıklığı, iv) arz ettiği tehlike, v) soruşturmanın açıldığı ve yürütüldüğü  

dönemin kendine has özellikleri, vi) başvurucunun adaletten kaçma riski, vi)  

ve başvurucunun istihbarat dairesinde eski bir polis memuru olarak statüsü  

dikkate alındığında 9. Ankara Sulh Ceza Hakimliği'nin kararı adil ve  

meşrudur ve başvurucunun herhangi bir delil olmaksızın keyfi olarak  

tutuklandığı söylenemez. Başka bir deyişle, tutukluluğun dayandırıldığı  

delil ve bilgiler objektif bir gözlemciyi tatmin edecek niteliktedir.  

144. Hükümet, darbe girişiminden önce ByLock uygulamasının  

varlığının kamuoyu tarafından bilinmediğini açıklamaktadır. Bununla  

birlikte, 15 Temmuz 2016 (bu girişimin tarihi) ile 17 Ekim 2016  

(başvurucunun tutuklandığı tarih) arasında, FETÖ/PDY üyelerinin  

ByLock'u kullandıklarının adli ve idari soruşturmalarda ortaya çıktığını,  

soruşturmaya konu olan birçok kişinin bu uygulamanın gerçek mahiyetini  

itiraf ettiğini ve birçok şüpheli bu uygulamayı kullanmaktan dolayı zaten  

tutuklanmış olduğunu ifade etmektedir. Sonuç olarak Hükümet, çeşitli  

olguların, başvurucunun tutuklanmasına karar veren Ankara 9. Sulh Ceza  

Hakimliği'nin ByLock'un mahiyeti ve işlevleri hakkında yeterli bilgiye  

sahip olduğunu gösterdiğini değerlendirmektedir.  

39  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

145. İlk olarak Hükümet, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 24 ve 31  

Ağustos 2016 tarihli yargı mensuplarını meslekten ihraç eden kararlarında  

(bakınız yukarıda 31-36. paragraflar), ByLock'un örgütün dahili iletişimi  

için kullanılan şifreli bir uygulama olduğunu belirttiğini kaydetmiştir. Bu  

kararların başvurucunun tutuklanmasından önce verildiğini ve umumi  

olduğunu vurgulamak istemektedir. Başvurucunun tutuklanmasına karar  

veren sulh ceza hakiminin, ByLock uygulamasının örgüt içi şifreli iletişimin  

sağlanması amacıyla FETÖ/PDY üyeleri tarafından münhasıran  

kullanıldığına dair bilgisi olduğu sonucuna varmıştır.  

146. Hükümet ayrıca, başvurucunun tutuklanmasından önce ülke  

genelinde FETÖ/PDY hakkında soruşturma başlatıldığına dikkat çekmiştir.  

Şüphelilerin ifadelerinde, örgüt liderlerinin ByLock şifreli mesajlaşmanın  

kurulmasını ve örgütün dahili iletişimi için kullanılmasını talep ettiğini itiraf  

ettiği ve/veya ifade ettiği bildirilmiştir. Bu bağlamda Hükümet,  

başvurucunun tutuklanmasına karar veren 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin  

içinde bulunduğu Ankara Adliyesi'nde de çok sayıda şüphelinin ifadesinin  

alındığını ve bu ifadelerin ByLock'un niteliğini ortaya çıkardığını  

vurgulamaktadır. Hükümet Ankara Adliyesi'ndeki soruşturmalarla ilgili  

olarak alınan çok sayıda ifadeyi ibraz etmiştir.  

147. Hükümet ayrıca birçok şüphelinin yine başvurucunun tutukluluk  

tarihinden önce ByLock uygulamasını kullandıkları için FETÖ/PDY üyesi  

oldukları gerekçesiyle tutuklandığını açıklamıştır. Başka bir deyişle,  

tutuklamaya karar vermeye yetkili sulh ceza hakimlikleri, ByLock  

mesajlaşma sistemi kullanıcısı olmanın FETÖ/PDY'ye üye olma suçunun  

işlenmesine ilişkin kuvvetli şüphe oluşturduğunu dikkate almışlardır. Bu  

bağlamda Hükümet, Ankara Adliyesi’nde çeşitli sulh ceza hakimlikleri  

tarafından verilen çeşitli tutuklama emirlerini ibraz etmiştir. Bu nedenle,  

Hükümet, bir sulh ceza hakiminin, bir şüphelinin ByLock uygulamasını  

kullandığı hakkında bilgisi varsa FETÖ/PDY üyeliğine ilişkin kuvvetli  

şüphe olduğu sonucuna varılabildiği kanaatindedir  

148. Son olarak Hükümet, aynı dönemde (15 Temmuz 2016 - 17 Ekim  

2016), ByLock'un niteliğine ilişkin bilgilerin medya tarafından geniş çapta  

yayıldığını not etmektedir. Bildirildiği üzere toplumda ByLock  

uygulamasının sadece söz konusu örgütün üyeleri tarafından kullanıldığına  

dair yaygın bir kanaat söz konusudur. Hükümet, örgüt üyelerinin  

açıklamalarının ve tutuklama kararlarının basına da yansıdığını eklemiştir.  

Hükümet, medyada yayılan bilgilere ilişkin örnekler sunmaktadır. Böylece  

ByLock'un mahiyeti, darbe girişiminden hemen sonra kamuoyuca bilinir  

hale gelmiştir.  

149. Ayrıca yargısal makamlarca alınan ifadeler, tutuklama kararları,  

gerekçeli ve kamuya açık kararlar ile basına yansıyan bilgiler ışığında,  

40  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

Hükümet, başvurucunun tutuklandığı tarihte, Ankara 9. Sulh Ceza  

Hakimliği de dahil olmak üzere tüm yargısal makamların ByLock  

uygulamasının i) FETÖ/PDY tarafından üyelerinin kullanımı için  

geliştirilmiş olduğunun, ii) diğer evrensel mesajlaşma uygulamalarından  

önemli farklılıkları olduğunun, iii) örgüte bağlı olmayan bir kişi tarafından  

kullanılamayacağının, (iv) ve çok sayıda şüpheli ve tanığın ByLock'un  

örgütsel amaçlarla kullanıldığını ifade ettiğinin farkında olduğunu  

değerlendirmektedir. Başka bir deyişle, Hükümet, başvurucunun  

tutuklandığı tarihte, ByLock mesajlaşma uygulamasının niteliğinin,  

başvurucunun tutuklanmasına karar veren sulh ceza hakimliği de dahil  

olmak üzere, kamu ve yargısal otoriteler tarafından yeterince bilindiğini  

savunmaktadır.  

2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi  

150. Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında şikayetin açıkça  

dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabul edilemezlik gerekçesine  

rastlamadığını tespit eden Mahkeme, şikayeti kabul edilebilir ilan  

etmektedir.  

a) Konuya ilişkin ilkeler  

151. Mahkeme, mevcut davada olduğu gibi, 5 § 1 (c) maddesi  

kapsamındaki bir özgürlükten yoksun bırakmanın, ilgili kişinin bir suç  

işlediğinden şüphelenmek için makul nedenler varsa yasal olduğunu  

yinelemektedir (Jėčius v. Litvanya, Başvuru no. 34578/ 97, § 50, CEDH  

2000 IX). Tutuklamanın dayandırılması gereken şüphelerin "makullüğü",  

Sözleşme'nin 5 § 1 (c) maddesinin sağladığı teminatın temel bir unsurudur  

(yukarıda anılan Baş, § 170).  

152. Makul şüphelerin varlığı, objektif bir gözlemciyi, söz konusu  

kişinin kendisine isnat edilen suçu işlemiş olabileceğine ikna edebilecek  

olguların veya bilgilerin varlığını varsaymaktadır. Ancak neyin makul  

olarak değerlendirilebileceği koşulların tümüne bağlıdır (Fox, Campbell ve  

Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A serisi no.182, O'Hara  

v. Birleşik Krallık, Başvuru no. 37555 / 97, § 34, CEDH 2001X).  

153. Ayrıca, 5 § 1 maddesinin c) bendinin, polisin yakalama sırasında  

suçlamada bulunmak için yeterli kanıt topladığını koşul olarak  

gerektirmediğini de gözlemlenmektedir. Şüpheye yol açan olguların, ceza  

soruşturması sürecinin bir sonraki aşamasında meydana gelen bir  

mahkumiyeti haklı çıkarmak veya suçlamada bulunmak için gerekli  

olanlarla aynı düzeyde olmak zorunda değildir (Brogan ve diğerleri v.  

Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 53, A serisi no.145-B ve Murray v.  

Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A serisi no.300-A; bakınız, son olarak,  

41  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

Selahattin Demirtaş v. Türkiye (no.2) [BD], Başvuru no. 14305/17, § 315,  

22 Aralık 2020).  

154. Mahkeme’den bir bireyin tutuklandığı sırada, objektif bir  

gözlemciyi ikna etmek için yeterli nesnel unsurların bulunup bulunmadığını  

doğrulaması istendiğinde, Mahkeme bunu, o tarihte mevcut olan ve  

tutuklamaya karar vermeye yetkili yargıcın değerlendirmesine sunulan  

olgular ve bilgiler ışığında yapmalıdır (bakınız, kıyasen, Baş, yukarıda  

anılan, § 184). İkincisi, makul şüphelerin varlığını, yalnızca tutukluluk  

tarihinde mevcut olan ve dosyaya girmiş veya en azından kendisine sunulan  

olgular veya bilgiler temelinde değerlendirebilmektedir.  

155. Ulusal yargıcın makul şüphelerin varlığına kanaat getirebilmesi için,  

ilgili bağlamda söz konusu eylemi veya ihmali vurgulayarak ve tespit edilen  

olgular ile iddia edilen suç arasındaki bağlantıyı açıklayarak kendisine  

sunulan unsurların bireyin işlediğinden şüphelenilen eylem veya ihmali  

spesifik şekilde belirtmesi gerekir.  

156. Dahası, şüphelerin makul olması için, nesnel doğrulanabilir olgular  

veya bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir (Kavala v. Türkiye,  

Başvuru no. 28749/18, §§ 136-137, 10 Aralık 2019). Belirli bir açıklama,  

bilgi veya somut bir şikayet olmaması durumunda, belgelerde ve kararlarda  

yer alan belirtilmemiş "dosyadaki belgelere" muğlak ve genel atıflar,  

başvurucunun yakalanması ve tutuklanmasına neden olduğu iddia edilen  

şüphelerin "inandırıcılığını" haklı çıkarmak için yeterli kabul edilemez  

(bakınız, kıyasen, Ilgar Mammadov v. Azerbaycan, Başvuru no. 15172/13, §  

97, 22 Mayıs 2014).  

157. Benzer şekilde, olgusal yönüne ek olarak, 5 § 1 (c) maddesi  

anlamında “şüphelenmek için makul nedenlerin” varlığı, atıfta bulunulan  

eylemlerin, makul şekilde,  

ilgili mevzuatın suç davranışına ilişkin  

bölümlerinden birinin kapsamında olduklarının kabul edilebilmesini  

gerektirmektedir. Dolayısıyla, bir tutukluya isnad edilen fiiller veya olgular,  

gerçekleştikleri tarihte suç teşkil etmemişse, makul bir şüphe olmadığı  

barizdir (bakınız Selahattin Demirtaş (no.2), yukarıda anılan, § 317 ve  

yukarıda anılan Kavala, § 128).  

158. Mahkeme, Fox, Campbell ve Hartley davasında (yukarıda anılan, §  

32), terörle ilgili suçların soruşturması ve kovuşturulmasının doğasında  

bulunan zorlukların, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılan şüphelerin  

“makullüğünü” her zaman geleneksel suçlarla aynı kriterlere göre  

değerlendirmeyi imkansız hale getirdiğine karar vermiştir. Ancak,  

Mahkeme'nin gözünde terör suçuyla mücadele ihtiyacı, “inandırıcılık”  

kavramının Sözleşme'nin 5 § 1 c) maddesinde güvence altına alınan  

güvencenin özünü baltalayacak ölçüde genişletilmesini haklı kılamaz (a.g.,  

§ 32). Sonuç olarak, bu bağlamda bile, Mahkeme'nin görevi, mevcut  

42  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

davada, başvurucunun tutukluluğu sırasında ilgili kişinin, savcılık tarafından  

isnat edilen suçları işlemiş olabileceği konusunda objektif bir gözlemciyi  

ikna etmek için yeterli unsurların bulunup bulunmadığını tespit etmektir.  

Bunun için, söz konusu tedbire karar veren yargısal makamların  

incelemesine sunulan ve ilgili zamanda mevcut olan olgular ve bilgiler  

ışığında bu tedbirin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir  

(Selahattin Demirtaş (no. 2), yukarıda anılan, § 317). Dahası, Mahkeme  

makul şüphelerin varlığını, yalnızca tutukluluk tarihinde mevcut olan ve  

dosyaya girmiş veya en azından dikkatlerine sunulan olgular veya bilgiler  

temelinde değerlendirebileceğini yinelemektedir.  

b) Söz konusu ilkelerin davaya uygulanması  

159.  

Mahkeme, FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen  

başvurucunun 17 Ekim 2016'da tutuklandığını ve ardından 6 Haziran  

2017'de iddianamenin kabul edildiğini gözlemlemiştir. Cumhuriyet savcısı,  

Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesine dayanarak silahlı terör örgütüne üye  

olmaktan mahkûmiyetini talep etmiştir. Tarafların verdiği bilgiye göre,  

davası halen Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde derdesttir.  

160. Mahkeme, kendisine isnat edilen suçu işlemiş olabileceğine objektif  

bir gözlemciyi ikna edebilecek hiçbir kanıt bulunmadığını ileri süren  

başvurucunun tutumunu dikkate almaktadır. Başvurucu özellikle, ByLock'u  

kullanmış olduğu iddiasının tutukluluğunu haklı çıkaramayacağını ileri  

sürmektedir.  

161. Bu şikayet hakkında karar vermesi istendiğinde Mahkeme,  

yukarıdaki 154-158. paragraflarda belirtilen ilkeleri dikkate alarak,  

başvurucunun tutukluluğu sırasında konu olan şüphelerin “makul” olduğunu  

gösteren nesnel bilgilerin bulunup bulunmadığını belirlemek için ilgili tüm  

koşulları dikkate almalıdır.  

162. Sonuç olarak, bu durumda Mahkeme'nin görevi, başvurucunun  

tutukluluğu sırasında, savcılık tarafından kendisine isnat edilen suçu işlemiş  

olabileceğine tarafsız bir gözlemciyi ikna etmek için yeterli kanıt olup  

olmadığını doğrulamaktır.  

163. Bunu yapmak için Mahkeme üç aşamalı bir analiz  

gerçekleştirecektir. İlk olarak, başvurucunun ByLock'u kullandığı  

iddiasının, kendisine atfedilen şüphenin tek dayanağı olup olmadığını  

belirleyecektir. Ardından, ByLock kullanımının bir kişinin soruşturma  

makamları ve Türk mahkemeleri tarafından darbe girişimini önceden  

tasarlayan silahlı terör örgütü olarak kabul edilen bir yapı olan FETÖ/PDY  

örgütüne üye olduğundan şüphelenmek için makul bir sebep oluşturup  

oluşturmayacağını inceleyecektir. Bu adımın bir parçası olarak,  

43  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

başvurucunun tutuklanmasına karar veren Ankara 9. Sulh Ceza  

Hakimliği'nin o sırada ByLock mesajlarının niteliği hakkında yeterli bilgiye  

sahip olup olmadığı incelenecektir. Bu nedenle, yukarıda 154. paragrafta  

belirtilen ilkelere uygun bir şekilde, incelemesinin başlangıç noktası olarak  

ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen tutuklama kararını alarak,  

başvurucunun tutuklanmasını haklı kılabilecek makul şüphelerin bulunup  

bulunmadığını incelemesi gerekecektir. Son olarak, başvurucunun ByLock  

kullandığından makul şekilde şüphelenmek için yeterli kanıt olup  

olmadığını doğrulayacaktır.  

i. Başvurucunun tutukluluğu sırasında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden  

şüphelenilen deliller  

164. Mahkeme, başvurucunun tutuklanması kararının, başvurucunun  

silahlı terör örgütüne, yani FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediğine dair  

kuvvetli şüphe bulunduğunu gösteren somut deliller olduğunu belirttiği  

ancak herhangi bir unsura değinmediğini kaydetmiştir. Ancak, sulh ceza  

hakimi tarafından duruşması sırasında başvurucuya sorulan soruların,  

kendisinin ByLock uygulamasını kullanmakla suçlandığını açıkça ima  

ettiğini not etmektedir (bakınız yukarıda 13. paragraf). Mahkeme aynı  

zamanda, sulh ceza hakimi önüne çıkarılmadan hemen önce Cumhuriyet  

savcısı tarafından yapılan sorgusu sırasında, başvurucuya ByLock'u  

kullandığı iddiasıyla ilgili özel sorular sorulduğunu kaydetmektedir.  

165. Mahkeme ayrıca, Hükümet’in başvurucunun tutuklanmasına yol  

açan şüphelerin, yalnızca ByLock kullanımına ilişkin bulguya dayandığını  

ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Başvurucu, diğer yandan, bu tezi  

doğrulamaktadır: başvurucuya göre, tutukluluğunun ardındaki şüphe,  

yalnızca ByLock'u kullandığı iddiasına dayanmaktadır.  

166. Bu nedenle Mahkeme, başvurucunun ByLock mesajlaşma sistemini  

kullanımına ilişkin tespitin, tutuklandığı esnada, Sözleşme'nin 5 § 1 (c)  

maddesi anlamında FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediğinden  

şüphelenme sebebini oluşturan tek kanıt olduğunu kabul etmeye hazırdır.  

ii. Tutukluluk sırasında, ulusal yargıç ByLock mesajlaşma uygulamasının doğası hakkında  

yeterli bilgiye sahip miydi?  

167. Mahkeme, en başından beri, başvurucuya isnat edilen menfur  

faaliyetlerin organize suç teşkil ettiğinin akılda tutulması gerektiğini  

kaydetmiştir. Genel olarak ve mevcut davada müteakip incelemesine halel  

getirmeksizin Mahkeme, bir bireyin, bir suç örgütü tarafından özel olarak  

tasarlanmış ve münhasıran bu örgütün iç iletişimi amacıyla kullanılan şifreli  

bir mesajlaşmayı kullandığını doğrulayan elektronik kanıt kullanımının,  

44  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

örgütlü suçla mücadele için çok önemli bir araç teşkil edebileceğini  

değerlendirmektedir (bakınız, kıyasen, Labita v. İtalya [BD], Başvuru no.  

26772/95, § 159, ECHR 2000IV, İlyas Yaygın v. Türkiye (k.k), Başvuru no.  

12254/20, § 42, 16 Şubat 2021). Bu nedenle, bu tür kanıtlar, bu kişinin  

böyle bir örgüte mensup olduğunu güçlü bir şekilde gösterebildiği ölçüde,  

bir kişinin tutuklanmasını başlangıçta yasal olarak destekleyebilir. Bununla  

birlikte, bir şüpheyi haklı çıkarmak için bu tür unsurların münhasır bir temel  

olarak kullanılması, belirli sayıda hassas problemler doğurabilir, çünkü  

doğası gereği bu tür kanıtların toplanması için uygulanan prosedür ve  

teknolojiler karmaşıktır ve bu nedenle ulusal yargıçların kanıtların  

g e r ç e k l i ğ i n i , d o ğ r u l u ğ u n u v e b ü t ü n l ü ğ ü n ü b e l i r l e m e  

kabiliyetleriniazaltabilir. Böyle bir hususun şüpheli üzerindeki şüphenin  

yegane veya münhasır dayanağını oluşturması halinde ulusal mahkemenin,  

iç hukuka göre olası delil değerini dikkatlice değerlendirmeden önce bu  

husus hakkında yeterli bilgiye sahip olması gerekir.  

168.Davanın olgularına dönülürse Mahkeme, başvurucuya isnat edilen  

tek olgunun, yetkililerin beyanlarına göre, ByLock'u kullanmış olması  

olduğunu kaydetmiştir. Yukarıda vurgulandığı gibi (paragraf 154), bir  

kişinin tutuklandığı sırada, objektif bir gözlemciyi ikna etmek için yeterli  

unsurların bulunup bulunmadığını doğrulaması istendiğinde bunu, ilgili  

zamanda mevcut olan ve tutuklamaya karar vermeye yetkili hakime sunulan  

olgular ve bilgiler ışığında yapmalıdır. Bunun için ByLock uygulaması  

üzerinde taraflarca ortaya konulan bilgilerin uygunluğunun incelenmesi  

gerekmektedir.  

169. Mahkeme, ByLock kullanıcısı olduğu suçlamasını kesin bir şekilde  

reddeden başvurucunun, Mahkeme’nin ek beyan talebine rağmen, bu  

mesajlaşma uygulamasının niteliği hakkında hiçbir bilgi vermediğini  

kaydetmiştir. Öte yandan Hükümet, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun çeşitli  

kararlarını, bilirkişi raporlarını, yüksek mahkemelerce verilen kararları ve  

FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalar  

kapsamında dinlenen zanlıların ifadelerini kendilerine iletmiştir (bakınız  

yukarıda 31-36, 41-60, 66-105 ve 147-148. paragraflar). Ancak Mahkeme  

yalnızca başvurucunun tutukluluğu öncesindeki unsurları dikkate  

alabilmektedir. Burada hatırlanmalıdır ki, bir kişinin tutuklandığı sırada,  

objektif bir gözlemciyi iddia edilen suçu işlemiş olabileceğine ikna  

edebilecek yeterli nesnel unsurların mevcut olup olmadığının doğrulanması  

istendiğinde Mahkeme ilgili zamanda, yani tutuklanma tarihinde mevcut  

olan ve söz konusu tedbiri emreden yargısal makamların incelemesine  

sunulan olgu ve bilgileri dikkate almalıdır (Baş, yukarıda anılan § 184;  

ayrıca bakınız yukarıda 154 ve 158. paragraflar). Dolayısıyla, başvurucunun  

tutuklandığı tarihteki şüphelerin “makullüğünü” tespit etmek için Mahkeme,  

45  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

bu tarihten sonra elde edilen delilleri incelemeyecektir (bakınız, aynı  

şekilde, yukarıda anılan Alparslan Altan, § 139 ve Baş, yukarıda anılan, §  

186).  

170. Mahkeme ayrıca Hükümet'in yukarıda belirtilen (bakınız yukarıda  

146-147. paragraflar) FETÖ/PDY ile ilgili olarak ülke çapında yürütülen  

soruşturmalarda dinlenen ve bir kısmı Ankara Adliyesi’nde yer alan  

zanlıların ifadelerine dayandırıldığı argümanını da not almaktadır. Hükümet  

bu durumdan, ByLock mesajlaşma uygulamasının niteliğinin başvurucuyu  

tutuklamaya karar verdiğinde 9. Ankara Sulh Ceza Hakimliği tarafından da  

yeterince bilindiği sonucunu çıkarmıştır. Ancak, Mahkeme'nin görüşüne  

göre, bu unsurlar dikkate alınamaz: bunlar aslında dava dosyasının dışında  

kalan ve resmi olarak hakimin dikkatine sunulmuş olarak kabul  

edilemeyecek unsurlardır (bakınız, kıyasen, Muhammed ve Muhammed v.  

Romanya [BD], Başvuru no. 80982/12, § 172, 15 Ekim 2020).  

171. Ayrıca, mevcut dava bağlamında Hükümet tarafından sunulan  

ByLock'un özelliklerine ilişkin mahkeme kararları veya diğer bilgilere  

ilişkin olarak, Mahkeme, bunların çoğunun başvurucunun tutuklanmasından  

sonra verildiğini veya oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Kuşkusuz bu, tam  

anlamıyla iddia edilen suçla ilgili yeni bir olgu olmamakla beraber, bunlar  

tek bir kanıt parçasının, yani ByLock şifreli mesajlaşma uygulamasının  

özellikleri hakkında bilgi sağlayan yargı kararları ve bilirkişi raporlarıdır.  

Özellikle yüksek mahkemelerin kararları, bu mesajlaşma sisteminin sadece  

ticari olmayan yapısı ve coğrafi olarak sınırlı kullanımı gibi özellikleri  

hakkında çok fazla bilgi sağlamakla kalmayıp aynı zamanda, söz konusu  

örgüte ait olmakla suçlanan bu mesajlaşma sistemini kullanan kişilerin  

ifadelerinin içeriği ile şifresi çözülen mesajların içeriği hakkında (yukarıda  

83-105. paragraflar) bilgi sağlamaktadır. Ancak, başvurucunun  

tutuklanmasından sonra sunulan veya elde edilen bu karar veya raporlar, 17  

Ekim 2016 tarihinde sulh ceza hakimi söz konusu tutuklamaya karar  

verdiğinde açıkça mevcut değildir. Tarihsiz rapora ilişkin olarak (bakınız  

yukarıda 41. paragraf), dosyada bu belgenin aynı hakimin  

değerlendirmesine sunulduğuna dair hiçbir şey yoktur. Bu bağlamda,  

yukarıda belirtildiği gibi (bakınız yukarıda 169.paragraf) Mahkeme,  

yalnızca tutukluluk sırasında mevcut olan ve söz konusu tutukluluğu  

emreden hakimin incelemesine sunulan bilgileri dikkate alabilmektedir.  

172. Ancak Mahkeme, HSYK'nın 24 ve 31 Ağustos 2016 tarihlerinde  

FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğundan şüphelenilen yargı mensuplarının  

görevden alınmasına ilişkin kararlarına belirli bir ağırlık verilmesini uygun  

görmektedir (bakınız yukarıda 31-36. paragraflar). Nitekim HSYK'nın  

kararlarında bu örgütün yargı kurumlarında yürüttüğü faaliyetleri  

aktardığını, kendisine atfedilen usulsüzlüklere dikkat çektiğini ve  

46  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

ByLock'un mahiyetinde bir tespitte bulunduğunu gözlemlemektedir: bu  

uygulamanın örgüt üyeleri tarafından dahili iletişimleri için kullanılan şifreli  

bir iletişim sistemi olduğunu söylemektedir. HSYK bu bulguyu, yetkililer  

tarafından kendisine sağlanan bilgilerden, yani örgüt üyeleri tarafından  

kullanılan şifreli programlar aracılığıyla yapılan iletişimlerin içeriğinden,  

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca sağlanan bilgi ve belgelerden ve bu  

üyeler hakkında açılan ceza soruşturmaları çerçevesinde görülen hakim ve  

savcıların duruşma tutanaklarından çıkarmıştır.  

173. Bu iki HSYK kararının belirli bir ilgisi olsa da, her iki kararın da  

Hükümet’in iddia ettiği gibi söz konusu örgüt içinde gizli iletişimi sağlamak  

için ByLock şifreli mesajlaşmanın münhasıran FETÖ/PDY üyeleri  

tarafından kullanıldığını göstermediği açıktır. Mahkeme burada, ilke olarak,  

yalnızca şifreli bir iletişim aracını indirmenin veya kullanmanın veya  

iletilen mesajların özel mahiyetini korumak için farklı bir koruma yoluna  

başvurma durumunun kendi başına, yasa dışı veya suç teşkil eden bir  

faaliyet olduğuna dair objektif bir gözlemciyi ikna etmek için bir unsur  

oluşturamayacağını vurgulamak istemektedir. Aslında, şifreli bir iletişim  

aracının kullanımı, ancak kullanıcısının bir suç örgütüne üye olduğundan  

şüphelenmek için makul bir nedenin olduğuna ikna edebilecek nitelikteki,  

örneğin iletilen mesajların içeriği veya değiş tokuş edildikleri bağlam gibi,  

kullanımıyla ilgili diğer unsurlar tarafından desteklendiğinde objektif bir  

gözlemciyi, kullanıcısının bir suç örgütüne üye olduğundan şüphelenmek  

için makul bir nedenin olduğuna ikna edebilecek kanıtlar hakkında  

konuşmak mümkündür. Ayrıca, bu tür bir kullanım hakkında ulusal hakime  

sunulan bilgiler, hakimin söz konusu mesajlaşmanın aslında yalnızca bir suç  

örgütü üyelerinin kullanımına yönelik olduğu sonucuna varmasına izin  

verecek şekilde yeterince spesifik olmalıdır. Ancak, söz konusu davada bu  

unsurlar eksiktir.  

174. HSYK'nın kararları ışığında Mahkeme, Ankara 9. Sulh Ceza  

Hakimliği’nin 17 Ekim 2016'da başvurucunun tutuklu yargılanmasına karar  

verdiğinde, ByLock'un niteliğine ilişkin olarak, uygulamanın münhasıran  

FETÖ/PDY örgütü mensupları arasında dahili iletişim amacıyla  

kullanıldığına karar vermek için yeterli bilgiye sahip olmadığını  

değerlendirmektedir. Aynı şekilde, tutukluluk emri ve diğer ilgili kararlarda,  

başvurucu ait şüpheyi haklı çıkarabilecek başka hiçbir olgu veya bilgi  

ortaya konulmamıştır (bakınız yukarıda 16. ve 17. paragraflar).  

175.  

Bu bağlamda, Mahkeme, mevcut davada verilen tutuklama  

emrinden sulh ceza hakiminin, CMK'nın 100. maddesinin hangi  

hükümlerinin bu madde anlamında "kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren  

somut deliller" içerdiğini belirtmeksizin ilgili maddeden alıntı yapmakla  

yetindiğinin ortaya çıktığını gözlemlemektedir. Mahkeme'ye göre, bu  

47  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

hükmün ifadelerine ve hatta dosyadaki belgelere yapılan muğlak ve genel  

atıflar, bir yandan dosyanın unsurlarının bireyselleştirilmiş ve somut bir  

değerlendirmesinin, diğer yandan da başvurucu üzerindeki şüpheleri haklı  

çıkarabilecek bilgilerin veya diğer tür unsurların veya doğrulanabilir  

gerçeklerin yokluğunda, başvurucunun tutukluluğunun temelini oluşturduğu  

varsayılan şüphelerin “makullüğünü” haklı çıkarmak için yeterli görülemez  

(bakınız, benzer bir yaklaşım için Ilgar Mammadov, yukarıda anılan, § 97,  

Alparslan Altan, yukarıda anılan § 142 ve Baş, yukarıda anılan § 190).  

176. Ayrıca, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin tutukluluk emri üzerine  

yaptığı denetim, başvurucunun tutukluluk kararına karşı yaptığı itirazı, bu  

kararda herhangi bir yanlışlık bulunmadığı gerekçesiyle reddettiği ölçüde  

(bakınız yukarıda 17. paragraf) yukarıda belirtilen noksanlığı  

giderilememiştir. Aynı durum, başvurucunun tutukluluğu sırasında  

üzerindeki şüpheyi haklı çıkarmak için 6 Haziran 2017'de sunulan  

iddianameye atıfta bulunarak -yani başvurucunun gözaltına alınmasından  

çok sonra yapılmış bir eyleme- başvurucunun bireysel başvurusunu  

reddeden Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme için de  

geçerlidir (bakınız yukarıda 21. paragraf).  

iii. Başvurucunun ByLock kullandığından makul şekilde şüphelenmek için yeterli kanıt var  

mıydı?  

177. Yukarıda ulaştığı sonuca göre (bakınız 174 ve 176. paragraflar),  

Mahkeme ilke olarak ikinci soruya cevap aramanın gereksiz olacağı  

kanaatindedir. Ancak, mevcut davadaki önemi göz önüne alındığında,  

Mahkeme böyle bir analiz yapmaya karar vermektedir.  

178. Mahkeme, dosyadan da anlaşılacağı üzere, başvurucunun FETÖ/  

PDY'ye üye olma suçunu işlediğinden şüphelenilmesine neden olan yegane  

unsurun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan başvurucunun, bu  

iletişim aracının aktif bir kullanıcısı olduğunu gösteren ByLock kırmızı  

listesinde yer aldığının tespiti olduğunu hatırlatmaktadır. Ancak bu,  

yetkililerin neye dayanarak ve özellikle hangi verilerden böyle bir sonuca  

vardığı konusunda herhangi bir belirti veya açıklama içermeyen soyut bir  

sonuçtur. Dolayısıyla bu belge, dayandığı temel verileri içermemektedir ve  

bu verilerin nasıl derlendiğine dair bilgi sağlamamaktadır. Haliyle, ulusal  

mahkemeler, yazarı bilinmeyen bu basit, tarihsiz, tek sayfalık belgeye  

dayanmışlardır (bakınız yukarıda 14. paragraf).  

179. Mahkeme burada yukarıda belirtildiği gibi (155 ve 156.  

paragraflar), makul şüpheler hakkında karar vermesi istenen hâkime sunulan  

unsurların belirli olması gerektiğini ve bu hususların, söz konusu eylemi  

veya ihmali vurgulamanın yanı sıra tespit edilen olgular ile iddia edilen ihlal  

48  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

arasındaki bağlantıyı açıklayarak, bireyin işlediğinden şüphelenilen eylemi  

veya ihmali açıkça ortaya koymaları gerektiğini tekrar etmektedir. Ayrıca,  

şüphenin makullüğünü haklı çıkarmak için incelemeye sunulan unsurların  

belirli beyanlara, bilgilere veya şikayetlere dayanması gerekmektedir.  

180. Ancak Mahkeme, başvurucunun ByLock'u kullandığına ilişkin  

belgenin, bu haliyle, başvurucunun bu iddia edilen faaliyetinin tarihlerini,  

sıklığını belirtmediği veya bununla ilgili diğer detayları içermediğini  

dikkate almaktadır. Ayrıca, ne bu belge ne de tutuklama emri, başvurucunun  

bu iddia edilen faaliyetinin terör örgütü üyeliğine nasıl işaret edeceğini  

açıklamaktadır.  

181. Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda belirtilen diğer unsurların veya  

bilgilerin yokluğunda (173 ve 179. paragraflar), sadece başvurucunun  

ByLock kullanıcısı olduğunu belirten söz konusu belgenin, tek başına  

objektif bir gözlemciyi başvurucunun gerçekten de ByLock'u kendisine  

isnat edilen suçu teşkil edebilecek bir şekilde kullanmış olduğu konusunda  

ikna edebilecek makul şüphelerin varlığını gösteremeyeceği kanaatindedir.  

iv. Sonuç  

182. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, Hükümet'in başvurucunun  

tutuklu yargılandığı tarihte, 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin elinde bulunan  

delillerin, Sözleşme'nin 5. maddesinin gerektirdiği "makul şüphe" ölçütünü  

karşılayamadığı ve bu nedenle, objektif bir gözlemciyi, başvurucunun  

tutuklandığı iddia edilen suçu işleyebilmiş olacağı hususunda ikna  

edebileceğini kanıtlayamadığı sonucuna varmıştır.  

183. Olağanüstü hal süresince tutukluluğun dayandırılması gereken  

şüphelerin “makullüğü” kavramına ilişkin olarak Mahkeme, başlangıçta,  

mevcut şikayetin, dar anlamda, olağanüstü hal sırasında alınan istisna bir  

önlemi içermediğini gözlemlemektedir. 9. Sulh Ceza Hakimliği, olağanüstü  

hal sırasında değiştirilmemiş bir hüküm olan CMK'nın 100. maddesi  

uyarınca, başvurucunun terör örgütü üyeliğinden tutuklu yargılanmasına  

karar vermiştir. Dolayısıyla, ilgili kişinin tutuklanmasına, olağanüstü hal  

ilanından önce yürürlükte olan ve ayrıca halen geçerli olan mevzuata  

dayanılarak karar verilmiştir (bakınız, diğerleri arasında, Baş, yukarıda  

anılan, § 197).  

184. Elbette, 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin ardından  

Türkiye'nin karşılaştığı zorluklar, Mahkeme'nin mevcut davada  

Sözleşme'nin 5. maddesini yorumlarken ve uygularken kesinlikle dikkate  

alması gereken bağlamsal bir unsurdur. Ancak bu durum, yetkililerin  

Sözleşme'nin 5.maddesi uyarınca şüphenin inandırıcılığına ilişkin 5 § 1 (c)  

maddesinin asgari koşullarını yerine getiren yeterli olgusal temel olmaksızın  

49  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

olağanüstü hal süresince bir kişinin tutuklanmasına sınırsız karar verme  

yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Gerçekten de, bir tutuklama  

tedbirinin dayandırılması gereken şüphelerin “makullüğü”, Sözleşme'nin 5 §  

1 (c) maddesinin sunduğu korumanın temel bir unsurunu oluşturmaktadır  

(Alparslan Altan, yukarıda anılan, §§ 147-149, Baş, yukarıda anılan, §§  

199-200). Bu koşullarda, itiraz edilen tedbir, durumun kesinlikle  

gerektirdiği bir tedbir olarak kabul edilemez. Aksi bir sonuca varmak,  

özgürlükten yoksun bırakmayı içeren önlemleri haklı çıkaran şüphelerin  

inandırıcılığına ilişkin 5 § 1 (c) maddesinin asgari koşullarını geçersiz  

kılacaktır ve Sözleşme'nin 5. maddesinde izlenen amaca aykırı olacaktır.  

185. Bu nedenle Mahkeme, başvurucunun, tutuklandığı esnada, bir suç  

işlediğinden şüphelenmek için makul nedenlerin bulunmaması nedeniyle  

Sözleşme'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  

B. Tutukluluğu haklı kılacak ilgili gerekçelerin bulunmadığı iddiası  

1. Tarafların argümanları  

186. Başvurucu, tutukluluğunun herhangi bir uygun gerekçeye  

dayanmadığını ileri sürmektedir. Başvurucuya göre, tutuklanmasına  

dayanak teşkil eden tek delil ByLock'u kullanması olduğundan ve sunucuya  

ilişkin veriler yetkililerin elinde olduğundan, bunları ne değiştirebilme ne de  

imha edebilme ihtimali söz konusudur. Tutuklama kararında kaçma riskinin  

varlığının değerlendirilmediğini de beyanlarına eklemiştir. Askeri  

darbecileri yakaladığını ve savcılığa teslim olduğunu ifade etmiştir.  

Başvurucuya göre, bunun CMK'nın 100 § 3 maddesi anlamında bir katalog  

suç olduğu gerçeğinden, kaçma riskinin olduğu sonucuna varılmamalıdır.  

187. Hükümet, tutuklama kararının ilgili ve yeterli gerekçelere, yani (söz  

konusu cezanın ağırlığı ve FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen  

birçok kişinin yurt dışına kaçmış olması nedeniyle) kaçma riskine ve  

adaletin işleyişini engelleme riskine (tüm şüpheliler henüz tespit edilmemiş  

ve deliller toplanmamıştır ve bir polis memuru olan başvurucu, tüm devlet  

kurumlarına sızmış olan örgütün etkisini kullanarak soruşturmanın ve  

yargılamanın ilerlemesini engellemenin yolunu daha kolay bulabilirdi)  

dayandığını ileri sürmüştür.  

2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi  

188. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında  

açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabul edilemezlik  

50  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

gerekçesine rastlamadığını tespit ederek, şikayeti kabul edilebilir ilan  

etmektedir.  

189. Mahkeme, sulh ceza hakiminin özgürlükten yoksun bırakmayı  

temellendirmek için yeterli ve yerinde gerekçeler ortaya koyma  

yükümlülüğünün -tutuklanan kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için  

makul sebeplerin mevcudiyetini devam ettirmesine ek olarak- tutuklama  

kararından itibaren, yani yakalamanın hemen ardından uygulanacağını  

vurgulamaktadır (yukarıda anılan Buzadji, § 102). Sözleşme’nin 5 § 3  

maddesine ilişkin içtihadından kaynaklanan özellikle Buzadji (yukarıda  

anılan, §§ 87-91) ve Merabishvili v. Gürcistan ([BD], Başvuru no.72508/13,  

§§ 222-225, 28 Kasım 2017)’daki genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.  

190. Mevcut davada, Mahkeme, halihazırda başvurucunun tutuklanması  

haklı çıkaracak nitelikte hiçbir özel olgu veya bilginin ulusal mahkemeler  

tarafından sunulmadığını(bakınız yukarıda 182. paragraf) ve bu nedenle,  

kendisinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul bir neden  

bulunmadığını tespit etmiştir  

191. Mahkeme, tutuklanan kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için  

makul nedenlerin varlığının, tutuklamanın hukuka uygunluğunun olmazsa  

olmaz (sine qua non) koşulu olduğunu yinelemektedir (bakınız, kıyasen,  

Selahattin Demirtaş, yukarıda anılan, § 355). Bu tür gerekçelerin  

yokluğunda Mahkeme, tutukluluk kararının gerekçesiz olduğu iddiasıyla  

ilgili olarak Sözleşme'nin 5 § 3 maddesinin de ihlal edildiği kanaatindedir.  

Ayrıca, yukarıda açıklanan gerekliliklere uyulmamasının Türkiye tarafından  

Sözleşme’nin askıya alınması bildirimi ile gerekçelendirilebileceği de tespit  

edilmemiştir.  

IV. SÖZLEŞMENİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  

192. Başvurucu, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından şikayet  

etmektedir. Sözleşme'nin aşağıdaki şekilde ifade edilen 5 § 4 maddesine  

dayanmaktadır:  

« 4. Yakalama veya tutuklama yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,  

tutuklama işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi  

ve, eğer tutuklama yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye  

başvurma hakkına sahiptir. »  

193. Hükümet, davada, ne bir savcı ne de bir yargıç tarafından herhangi  

bir kısıtlama kararının alındığına dikkat çekmiştir. Her halükarda, savcı  

tarafından yapılan sorguda başvurucuya yöneltilen suçlamaların (FETÖ/  

PDY üyeliği) sorgulanmış ve şüphenin gerekçesi (ByLock kullanımına  

ilişkin tespit) hakkında bilgi verilmiş olduğunu göstermektedir. Hükümet,  

başvurucunun da iddia edilen suçlarla ilgili olarak sulh ceza hakimi  

51  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

huzurunda dinlendiğini ve duruşma sonunda hakimin kendisine soruşturma  

dosyasında yer alan belge ve bilgileri okuduğunu söylediğini eklemektedir.  

Son olarak Hükümet, Anayasa Mahkemesi'nin başvurucu tarafından yapılan  

bireysel başvuru incelemesi sırasında ulaştığı tespite atıfta bulunarak,  

başvurucunun ilgili belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu  

ve kendisine tutukluluk gerekçelerine itiraz etme fırsatı verildiği sonucuna  

varmıştır.  

194. Başvurucu, kısıtlama kararının haklı olmadığını ileri sürmektedir.  

Kendisine herhangi bir bilgi veya belge verilmediğini iddia etmektedir.  

195. Mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun veya  

Sözleşme'nin 35. maddesinde atıfta bulunulan başka bir gerekçeyle kabul  

edilemez olmadığına karar vererek, şikayeti kabul edilebilir ilan etmektedir.  

196. Mahkeme, öncelikle, bir kısıtlama kararının varlığının taraflar  

arasında bir ihtilaf konusu olduğunu kaydetmektedir. Başvurucu, haksız  

olduğunu düşündüğü dosyaya erişimin kısıtlanmasından şikayet ederken,  

Hükümet, böyle bir kısıtlama kararının bulunmadığını ileri sürmektedir.  

197. Ancak Mahkeme, bu şikayet üzerine karar vermeye çağrılan  

Anayasa Mahkemesi'nin soruşturma dosyasına erişimi kısıtlayan bir kararın  

bulunmadığını tespit etmediğini, şikayetin esasını sanki gerçekten bir  

kısıtlama kararı varmış gibi incelediğini ve açıkça dayanaktan yoksun  

bularak reddettiğini (bakınız yukarıda 22. paragraf) kaydetmiştir. Yüksek  

mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varırken  

başvurucunun, tutukluluğunun altında yatan unsurlar hakkında  

bilgilendirildiğini, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu  

ve tutukluluğuna itiraz etmesi için kendisine yeterli fırsat verildiğini  

kaydetmiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin kısıtlama kararının  

bulunmadığını fark etmeyerek yukarıdaki şekilde incelemeye geçtiği  

şartlarda, Mahkeme böyle bir sınırlama kararının varlığını kabul edebileceği  

kanaatindedir.  

198. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin, gözaltına alınan veya  

tutuklanan herhangi bir kişiye, 5 § 1 maddesi anlamında özgürlüğünden  

yoksun bırakılmasının "usule" ve "kanuna" uygunluğu için gerekli olan usul  

ve esasa ilişkin gerekliliklere ilişkin bir başvuru hakkı tanıdığını  

hatırlatmaktadır. 5 § 4 maddesi kapsamındaki usule her zaman, 6. maddenin  

hukuk ve ceza yargılamaları için öngördüğü ile eşleşmese de - bu iki hüküm  

farklı amaçlar gütmektedir- yine de bu usul yasal bir nitelikte olmalı ve söz  

konusu özgürlükten yoksun bırakmanın doğasına uygun garantiler  

sunmalıdır (Atilla Taş v. Türkiye, Başvuru no. 72/17, § 149, burada atıfta  

bulunulan referanslar, 19 Ocak 2021).  

199. Özellikle, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğa karşı  

yapılan itiraza bakan mahkeme huzurunda yürütülen usul, çekişmeli olmalı  

52  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

ve taraflar, yani savcı ve tutuklanan kişi arasında “silahların eşitliğini”  

güvence altına almalıdır. Avukatın, müvekkilinin tutukluluğunun yasallığına  

etkili bir şekilde itiraz etmek için elzem olan dosyanın unsurlarına erişimi  

reddedilirse, silahların eşitliği güvence altına alınmamış olur (aynı yerde, §  

150).  

200.  

Mahkeme, Türkiye aleyhine bir dizi davada, CMK'nın 153.  

maddesi uyarınca soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle  

Sözleşme'nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini  

gözlemlemektedir (bakınız, diğerlerinin yanı sıra, Nedim Şener v. Türkiye,  

Başvuru no. 38270/11, §§ 8386, 8 Temmuz 2014 ve Şık v. Türkiye, Başvuru  

no. 53413/11, §§ 72-75, 8 Temmuz 2014). Öte yandan, başvurucuların  

dosyadaki belgelere erişimini engelleyen bir kısıtlama olmasına rağmen,  

diğer bazı davalarda bu hükmün ihlaline rastlanmamıştır (bakınız, özellikle,  

Ceviz v. Türkiye, Başvuru no. 8140/08, §§ 41-44, 17 Temmuz 2012, Gamze  

Uludağ v. Türkiye, Başvuru no.21292/07, §§ 41-43, 10 Aralık 2013,  

Karaosmanoğlu ve Özden v. Türkiye, Başvuru no.4807/08, §§ 73-75, 17  

Haziran 2014, Hebat Aslan ve Firas Aslan v. Türkiye, Başvuru no.15048/09,  

§§ 65-67, 28 Ekim 2014, Ayboğa ve diğerleri v. Türkiye, Başvuru  

no.35302/08, §§ 16-18, 21 Haziran 2016, Mehmet Hasan Altan, yukarıda  

anılan, §§ 147-150 ve bakınız, son olarak, Atilla Taş, yukarıda anılan §  

154). Bu son davalarda Mahkeme, olayların somut bir değerlendirmesine  

dayanarak bu sonuca varmıştır. Başvurucuların, özgürlüklerinden mahrum  

bırakılmalarının yasallığına itiraz etmek için gerekli olan deliller hakkında  

yeterli bilgiye sahip oldukları kanaatine varmıştır.  

201. Mahkeme, mevcut davanın, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin ihlal  

edilmediğini tespit ettiği yukarıda belirtilen davalardan farklı olduğunu  

tespit etmektedir.  

202.  

Mevcut davada Mahkeme, başvurucunun tutukluluğuna esas  

oluşturan şüphelerin, yalnızca Cumhuriyet savcılığının, başvurucunun  

ByLock kullanıcılarının kırmızı listesinde yer aldığı tespitine dayandığını  

gözlemlemektedir. Bu mesajlaşma sistemini kullandığını reddeden  

başvurucunun, bu bilgileri ancak polis ve savcı tarafından gözaltındayken  

yapılan ayrıntılı sorgulamalar yoluyla öğrendiğini kaydetmektedir. Nitekim  

dosyadaki delillere göre, tutukluluğu sırasında, başvurucunun suçlanan  

örgüte üyeliğini ortaya koyması gereken bu tek unsura ilişkin hiçbir bilgi  

veya belge kendisine verilmemiştir. Ayrıca, tutukluluğun bu ilk aşamasında  

dosya, iddianamenin sunulduğu 6 Haziran 2017 tarihine kadar başvurucu  

için erişilebilir olmamıştır.  

203.Oysa, tutuklu yargılanma söz konusu olduğunda, özgürlüğünden  

yoksun bırakılan şüpheliye kendisine yöneltilen suçlamaların altında yatan  

unsurlara itiraz etmesi için etkili bir yol sunulmalıdır çünkü suç işlediğine  

53  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

dair makul şüphenin varlığı, tutuklamanın ve tutukluluğunun devamının  

hukuka uygunluğu için olmazsa olmaz (sine qua non) bir şarttır (bakınız,  

kıyasen, A. ve diğerleri v. Birleşik Krallık [BD], Başvuru no.3455/05, § 204,  

CEDH 2009). Yukarıda belirtildiği gibi (paragraf 198), başvurucunun veya  

avukatının bu davada olduğu gibi soruşturma dosyasındaki belgelere  

erişiminin reddedilmesi halinde tutuklamanın yasallığına etkili bir şekilde  

itiraz etmek için esas olan silahların eşitliği ilkesi teminat altına alınamaz.  

204. Mahkeme, bu nedenle, ihtilaf konusu tedbire karşı yapılan itirazı  

incelemesi istenen 1. Ankara Sulh Ceza Hakimliği önünde söz konusu  

tutuklamaya itiraz edilmesi için asli öneme sahip olan (bakınız yukarıda 17.  

paragraf), ne başvurucunun ne de avukatının suçlamanın bu münhasır  

unsurunun içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu kanaatindedir.  

205. Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin olarak Mahkeme, soruşturma  

dosyasına erişimi kısıtlayan bir karar olmadığını söyleyemekle yetinen  

Hükümet'in, yukarıda belirtilen gerekliliklerin yerine getirilmemesinin  

Türkiye'nin Sözleşme’yi askıya alması ile nasıl haklı gösterilebileceğini  

açıklamadığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla, bu kısıtlamanın olağanüstü  

duruma uygun bir müdahale olarak değerlendirilemeyeceği ve böyle bir  

yorumun Sözleşme'nin 5. maddesinde sağlanan güvenceleri geçersiz  

kılacağı kanaatindedir (Baş, § 160).  

206. Bu doğrultuda, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.  

V. SÖZLEŞMENİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  

İDDİASI  

207.  

Son olarak, Sözleşme'nin 5. maddesi uyarınca başvurucu,  

tutuklama kararının, kendi görüşüne göre, bağımsız ve tarafsız kabul  

edilemeyecek bir yargıç tarafından verildiğini ileri sürmektedir.  

208. Mahkeme, sulh ceza hakimlikleri huzurunda sunulan anayasal ve  

yasal güvenceleri göz önünde bulundurarak ve önüne getirilen davada  

bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları hakkında şüphe oluşturabilecek tutarlı bir  

argümantasyonun yokluğunu da dikkate alarak (Baş, yukarıda anılan, § 278)  

benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve açık dayanaktan yoksun olması  

nedeniyle kabul edilemez bulduğunu hatırlatmaktadır.  

209. Mahkeme, mevcut davada bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek  

herhangi bir unsur veya argüman tespit etmemiştir. Buna göre, Sözleşme'nin  

35 §§ 3 (a) ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu  

gerekçesiyle bu şikayeti kabul edilemez ilan etmektedir.  

54  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

VI. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  

210. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca:  

« Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  

Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan  

kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin  

verilmesine hükmeder. »  

A. Zarar  

211. Başvurucu, işten çıkarılmasından kaynaklanan kazanç kaybına  

tekabül eden bir milyon Euro maddi tazminat talep etmektedir. Tercüme ve  

posta masrafları için talep ettiği meblağları bu meblağa dahil etmektedir.  

Ayrıca manevi tazminat olarak 200.000 Euro talep etmektedir.  

212. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.  

213. Mahkeme, başvurucunun maddi tazminat talebini destekleyecek  

herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle bu talebi  

reddetmektedir. Öte yandan, Sözleşme'nin 5 §§ 1 ve 4'üncü maddesinin  

ihlaline ilişkin olarak, Mahkeme, başvurucunun manevi zarara uğradığı ve  

mevcut kararda ihlal tespitinin telafi için yeterli olmadığı kanaatindedir.  

Mahkeme, Sözleşme'nin 41. maddesinin gerektirdiği şekilde hakkaniyet  

temelinde karar vererek, başvurucuya manevi tazminat olarak 12.000 Euro  

ve bu tutar üzerinden vergi olarak ödenmesi gereken bir miktar ödenmesine  

karar vermektedir.  

Mahkeme, tercüme ve posta masraflarına ilişkin talebin masraf ve  

giderlerle birlikte değerlendirileceğini işaret etmiştir.  

B. Masraf ve giderler  

214. Başvurucu 12.400 Türk lirası yargılama gideri talep etmektedir.  

Yazılı belge olarak, çeviri masraflarının makbuzunu sunmaktadır.  

215. Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.  

216. Mahkeme’nin içtihadı uyarınca, bir başvuru sahibi masraf ve  

harcamalarının geri ödenmesini ancak bunların gerçekliği, gerekliliği ve  

oranlarının makul olup olmadığı belirlendiği ölçüde alabilmektedir.  

Mevcut davada, elindeki belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran  

Mahkeme, başvurucuya tüm masrafların toplamı olarak 1.000 Euro  

ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  

55  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

C. Gecikme faizi  

217. Mahkeme, gecikme faizi oranını, Avrupa Merkez Bankası'nın  

marjinal borç verme kredisi faiz oranının üç puan artırılmış olan oranı  

üzerinden hesaplamanın uygun olduğu kanaatindedir.  

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,  

1. Oybirliğiyle, başvurucunun bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul  

nedenlerin bulunmadığına ilişkin şikayetleri (Sözleşme'nin 5 § 1 (c)  

maddesi), tutuklamayı haklı kılacak ilgili gerekçelerin bulunmadığı  

iddiasını (Sözleşme'nin 5 §§ 1 ve 3 maddesi) ve soruşturma dosyasına  

erişimin kısıtlanmasına ilişkin şikayeti (Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi)  

kabul edilebilir, ve başvurunun geri kalanını kabul edilemez ilan  

etmiştir;  

2. Bire karşı altı oyla, tutuklandığı esnada, başvurucunun bir suç  

işlediğinden şüphelenmek için makul nedenlerin bulunmaması  

nedeniyle, Sözleşme'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  

3. Bire karşı altı oyla, Sözleşme'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;  

4. Bire karşı altı oyla Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;  

5. Bire karşı altı oyla;  

a) Sözleşmeci Devletin, Sözleşme'nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın  

kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, başvurucuya, Türk  

Lirası'na çevrilmek üzere aşağıdaki meblağları ödemesine :  

i. manevi tazminat için 12.000 Euro (on iki bin Euro), ve de vergi  

olarak ödenmesi gereken miktar,  

ii. Masraflar ve giderler için 1.000 Euro (bin Euro), ve de vergi  

olarak ödenmesi gereken miktar ;  

b) söz konusu sürenin sona ermesinden ödemeye kadar geçen sürede bu  

tutarların, Avrupa Merkez Bankası'nın bu dönemde geçerli olan  

marjinal borç verme kredisinin üç puan artırılmış yüzdelik oranına  

göre faize tabi tutulacağına;  

Hükmetmiştir.  

6. Oybirliğiyle adil tazmin miktarının geri kalanını reddetmiştir.  

56  

AKGÜN v. TÜRKİYE  

Karar Fransızca olarak yazılmış ve daha sonra Mahkeme İç Tüzüğü’nün  

77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 20 Temmuz 2021'de yazılı olarak  

tebliğ edilmiştir.  

{s  

ignatStanley Naismith  

Jon Fridrik Kjølbro  

Yazı İşleri Müdürü  

Başkan  

Bu karara, Sözleşme'nin 45 § 2 maddeleri ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 74  

§ 2 maddeleri uyarınca Yargıç Yüksel'in muhalefet şerhi eklidir.  

J.F.K.  

S.H.N.  

57  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

YARGIÇ YÜKSEL’İN KARŞI OYU  

1. Mevcut davada, Sözleşme’nin 5. maddesinin ilk fıkrasının c bendi ile  

3. ve 4. fıkralarının ihlal edildiği yönündeki çoğunluk görüşüne  

katılmadığımı saygıyla arz ederim.  

a) Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası  

2.  

Başvurucu, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası kapsamında,  

tutuklanmasını gerekli kılacak şekilde bir suç işlediğinden şüphelenilmesi  

için makul gerekçeler olduğunu gösterecek nitelikte hiçbir delil olmadığını  

ileri sürmüştür. Bu şikâyetin incelenmesi anlamında, özünde Mahkeme’nin,  

başvurucunun kendisine yöneltilen ve tutukluluğuna dayanak oluşturan suçu  

işlediği hususunda, tutuklama kararının objektif bir gözlemciyi ikna etmeye  

yeterli bulgular ile gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğini belirlemesi  

gerekmektedir. Çoğunluğun bu meseleye ilişkin yaklaşımı hakkındaki  

görüşümü belirtmeden önce, bana göre, mevcut davanın şartlarında bu  

şikayetin incelenmesinde mihmandar olarak kabul edilmesi gereken ilgili  

prensip ve olguları hatırlatmak isterim.  

3. Her şeyden önce, bu davadaki başvurucunun ulusal polis teşkilatının  

istihbarat biriminde çalışmış eski bir polis memuru olduğunu hatırlatırım.  

Başvurucu 19 Ağustos 2016’da, olağanüstü hal ilanına sebebiyet veren 15  

Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden yaklaşık bir ay sonra, açığa  

alınmıştır. Yakın zamanda verdiği kararlarda Mahkeme, bu olayın Sözleşme  

madde 5’in uygulanmasında ve yorumlanmasında tamamiyle dikkate  

alınması gereken bağlamsal bir husus teşkil etiğinin daima altını çizmiştir  

(Alparslan Altan v. Türkiye, Başvuru no. 12778/17, § 75, 16 Nisan 2019 ve  

Baş v. Türkiye, Başvuru no. 66448/17, § 199, 3 Mart 2020). Esasen  

Mahkeme Alparslan Altan (yukarıda anılan, § 135) kararında şu şekilde  

görüş belirtmiştir: “Hükümet, – Türk mahkemelerince 15 Temmuz 2016  

darbe teşebbüsünü planladığı değerlendirilen – söz konusu örgütün  

alışılmamış niteliğinin üzerinde durmuş ve meşruiyet kılıfı altında etkili  

devlet kurumlarına ve yargı sistemine yaygın biçimde sızdıklarını öne  

sürmüştür (…). İddia edilen bu minvaldeki koşullar, tutuklamayı haklı kılan  

şüphenin “makullüğünün” geleneksel suçları ele alırken uygulananlarla aynı  

ölçütlere göre değerlendirilemeyeceği anlamına gelebilir (bakınız, benzeri  

bir değerlendirme için, yukarıda anılan Fox, Campbell ve Hartley, § 32).”  

Dolayısıyla, olayda ileri sürülen şikâyeti incelerken, istihbarat birimlerinde  

uzmanlaşmış eski bir polis olan başvurucunun hayli özel ve olağandışı  

şartlarda gözaltına alındığı hususunun dikkate alınması uygun olacaktır.  

58  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

4. İkinci olarak, 17 Ekim 2016 tarihinde, başvurucu bir suç örgütüne üye  

olduğu varsayımıyla sorgulanmıştır. Dava dosyasında bulunan delillere  

göre, başvurucuya ilişkin şüphelerin, Cumhuriyet Savcılığınca iletilen ve  

başvurucunun ByLock mesajlaşma uygulamasına kayıtlı bir kullanıcı  

olduğunu gösteren bir belgeye dayandığı anlaşılmaktadır. Bu dokümanda  

yer alan ve göründüğü kadarıyla ByLock sunucusundan alınmış olan bilgiler  

başvurucunun telefonundan ilgili sunucuya önemli sayıda bağlantı  

kurulduğunu ayrıca göstermektedir4 (kararın 14. paragrafı). Başvurucunun  

duruşma tutanaklarına bakıldığında, bu kriptolu mesajlaşma sistemini  

kullandığını katî surette inkâr ettiği görülmektedir (kararın 11. paragrafı).  

5.  

Başvurucunun tutuklandığı zaman, ulusal yargıç, başvurucunun  

ByLock mesajlaşma uygulamasını kullandığını ve dolayısıyla Cumhuriyet  

savcısına göre bir suç örgütünün dahili iletişiminde kullanılan bir iletişim  

ağının parçası olduğunu gösteren birtakım elektronik delillere sahipti  

(kararın 12. paragrafı). Başvurucunun bir suç örgütüne dahil olduğuna  

yönelik şüpheye yol açacak makul sebeplerin varlığına ilişkin bir kanıyı  

temellendirmek için bu bilginin yeterli olarak değerlendirilip  

değerlendirilemeyeceği sorusunun incelenmesinde, Mahkeme’ye taşınan  

şikayetin sadece tutuklandığı esnada, 17 Ekim 2016, başvurucu aleyhinde  

olan şüphelerin makullüğüne ilişkin olduğu hususunun göz önünde  

bulundurulması münasip olacaktır. Sonuç olarak, Mahkeme söz konusu  

bilgi ve dokümanların başvurucunun tutukluluğunun devamını haklı  

çıkarmaya yeterli olup olmadıklarını araştırma durumunda değildir (Labita  

v. İtalya [BD] ile karşılaştırın, Başvuru no. 26772/95, § 158-159, CEDH  

2000IV ).  

6. Bu noktada, 5. maddenin 1. fıkrasının c bendinin gözaltı anında polis  

tarafından sonradan suç isnadı için gereken tüm delillerin toplanmış olması  

şartını aramadığı yönündeki Mahkeme içtihadının altının çizilmesinin  

önemli olduğu kanaatindeyim. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c  

bendi kapsamındaki bir gözaltı dâhilinde yapılan sorgunun amacı, gözaltına  

dayanak yapılan somut şüphelerin doğrulanması veya bertaraf edilmesi  

suretiyle ceza soruşturmasının tamamlanmasıdır. Ayrıca, şüpheye sebebiyet  

veren bilgi ve bulgular, ceza soruşturmasının ileri safhalarında söz konusu  

olan cezalandırma veya iddianamenin yazılmasını dahi haklı çıkarmak için  

gerekli olanlar ile aynı seviyede olması gerekmemektedir (Brogan ve  

diğerleri v. Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 53, A serisi no 145B 145B, ve  

Murray v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A serisi no 300A).  

4

Dava dosyasında bulunan bilgilere göre, “kırmızı” kodu uygulamanın yoğun kullanımını  

belirtmektedir (kararın 24. paragrafı).  

59  

   

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

7. Bu bağlamda, Murray (yukarıda anılan) kararında başvurucunun  

gözaltına alınması sonrasında mahkemeye sevk edilmediğini ve hakkında  

bir suç isnadında bulunulmadığını, aksine, bir saati biraz aşkın süren bir  

sorgu sonrasında serbest bırakıldığını not ediyorum. Mahkeme de “Ancak,  

bu durumun başvurucunun yakalanması ve gözaltında tutulmasını 5.  

maddenin 1. fıkrasının c bendine aykırı olduğu anlamına gelmeyeceği (…),  

çünkü böylesine bir amacın varlığı hedefin gerçekleştirilmesinden bağımsız  

düşünülmesi gerekmektedir” (aynı yerde). Ötesinde, 1985’te Kuzey  

İrlanda’da işlenen bir cinayet sonrasında 4 güvenilir muhbir tarafından  

başvurucunun Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun bir üyesi olduğu ve  

cinayete karıştığı yönünde polise bilgi verilen, O’Hara v. Birleşik Krallık  

(Başvuru no. 37555/97, CEDH 2001-X) davasına atıf yapıyorum.  

Başvurucu sadece bu bilgiler dayanak yapılarak gözaltına alınmış ve  

ardından herhangi bir suçlama yöneltilmeden serbest bırakılmıştı. Mahkeme  

bu davada, başvurucuya yönelik şüphelerin aranan makullük seviyesine  

ulaştığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal  

edilmediğine hükmetmişti çünkü şüpheler başvurucunun terör niteliği  

taşıyan bir suça iştirakine ilişkin net bilgilere dayanmaktaydı ve bu tedbir,  

mercilerin başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakılmasına yol açan  

şüphelerin gerçekliğini kontrol etmek içindi (aynı yerde, § 44).  

8. Atıf yapılan bu iki dava gözaltı anında aranan makul şüphe seviyesini  

anlamak için elzemdir. Mahkemenin içtihadına göre tutukluluğu haklı  

kılacak makullük seviyesinin gözaltı anında aranandan daha yüksek  

olmadığını hatırlatmak uygun olacaktır. Diğer bir ifadeyle, bir kişiden  

şüphenilmesi için sebeplerin gözaltı anında makul olması gerekmektedir ve  

tutuklu bulunan bir şüpheli için aynısı evleviyetle geçerlidir. Bir kişinin suç  

işlediğine yönelik şüpheye ilişkin makul sebepler, söz konusu kişinin  

yakalanma ve tutuklanma anlarında mevcut olmalıdır (Kavala v. Türkiye,  

Başvuru no. 28749/18, § 88, 10 Aralık 2019). Dolayısıyla, Murray ve  

O’Hara (yukarıda anılan) davalarında açıklanan ilkeler tutukluluk için de  

uygulanabilir. Haliyle, yerel makamlar (“itirafçılar”ın beyanları gibi, Labita  

davasında olduğu gibi, yukarıda anılan, § 159) doğrulanabilir bilgiler elde  

ettiği takdirde, her ne kadar sonrasında tutukluluğun devamını  

gerekçelendirmek için yetersiz olabilseler de bu bilgiler doğrudan  

şüphelinin tutuklanması için geçerli bir zemin oluşturabilir.  

9. Olayda Mahkeme önüne getirilen şikâyetin muteber bir şekilde  

incelemesi amacıyla dikkate alınması gereken temel bulgu ve ilkelerin  

sunulmasının ardından, şimdi mevcut davada çoğunluk tarafından yürütülen  

inceleme üzerine değerlendirme yapıyorum. Bir suç işlediğine ilişkin makul  

şüpheler ile başvurucunun tutukluluğunun gerekçelendirilmesi hususunda,  

60  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

çoğunluk üç aşamalı bir incelemeyi tercih etmiştir. Çoğunluk ilk olarak  

iddia edilen ByLock programı kullanımının başvurucuya yönelik şüpheler  

için tek kaynak olup olmadığını araştırmıştır. Devamında, çoğunluk ByLock  

kullanımının bir bireyin FETÖ/PDY örgütüne üye olmasından  

şüphelenilmesi için makul bir sebep olarak düşünülüp düşünülemeyeceğini  

tartışmıştır. Bu aşama dahilinde çoğunluk özellikle başvurucu için  

tutuklama kararı veren hakimin o esnada ByLock uygulamasının niteliği  

hakkında yeterli bilgiye sahip olup olmadığı sorusu üzerine eğilmiştir. Son  

olarak, çoğunluk başvurucunun ByLock kullandığından makul surette  

şüphelenmek için yeterli delil olup olmadığını teyit etmeye çalışmıştır.  

10.  

Çoğunluk tarafından benimsenen bu üç aşamalı incelemenin  

geçerliliğine ilişkin tereddütlerimi belirtmek isterim. İlk olarak, bu  

incelemenin Mahkeme tarafından, bir başvurucuya ilişkin şüphe için makul  

sebeplerin varlığının araştırılmasının, yerleşik olarak benimsenmiş içtihata  

aykırı olduğu kanaatindeyim, bu yaklaşım içtihatta şu şekildedir: “Makul  

nedenler ifadesi, objektif bir gözlemciyi ilgili bireyin suç işlediğine ikna  

etmeye elverişli bilgi ve olayların varlığı anlamına gelir. Neyin “makul”  

olacağı şartların bütününe bağlıdır.”(Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik  

Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A serisi no. 182 ; ayrıca bakınız Ilgar  

Mammadov v. Azerbaycan, Başvuru no. 15172/13, § 88, 22 Mayıs 2014,  

Rasul Jafarov v. Azerbaycan, Başvuru no. 69981/14, §§ 117-118, 17 Mart  

2016 ve Kavala, yukarıda anılan, § 127)5. Kanaatimce, çoğunluk tarafından  

benimsenen bu yorum, başvurucuya ilişkin şüphelerin incelenmesinde tüm  

ilgili delil ve koşulların incelenmesi yükümlülüğünü göz ardı etmektedir.  

11.  

İkinci olarak, emsali görülmemiş olması ve örgütlü suçlarla  

mücadele anlamında özellikle isabetsiz şekilde olmasının yanında  

başvurucunun tutuklandığı istisnai koşullar göz ardı edilerek - başvurucu  

ulusun varlığını tehdit eden darbe girişiminin hemen ardından tutuklanmıştır  

- çoğunluk tarafından tutuklama anında başvurucudan şüphelenmek için  

makul sebeplerin varlığını değerlendirirken son derece yüksek bir eşik  

uygulanmıştır.  

5

Bu bağlamda Mahkeme, örneğin Amerika Birleşik Devletleri Anayasa Mahkemesi  

tarafından ortaya konan Aguilar-Spinelli testi gibi çok aşamalı bir analiz veya benzer katı  

bir test uygulamamaktadır. Aslında, "Aguilar-Spinelli testi" olarak bilinen bu katı "iki  

aşamalı" test, arama ve el koyma kararı verilmeden önce gizli tanıklar tarafından verilen  

bilgilerin ispat değerinin incelenmesi için uygulanmıştır (başka bir deyişle, şüpheleri  

desteklemek için) ; görünen o ki bu test sonrasında Illinois v. Gates (462 U.S. 213 (1983))  

davasında yerini, “muhtemel gerekçelerin" varlığını belirlemek için geleneksel olarak iki  

aşamalı test yerine kullanılan, vakadaki “koşulların tamamı”nın incelenmesi analizine  

bırakmıştır.  

61  

   

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

12. Üçüncü olarak, kararın 167. paragrafında oldukça genel hatlarla  

elektronik delillerin örgütlü suçlarla mücadelede çok önemli bir vasıta  

olabileceği kabul edilmiş olmasına karşın, çoğunluk tarafından bu tip  

delillerin ispat gücüne ilişkin kabul edilen dayatmacı ve örgütlü suçlara  

ilişkin soruşturmaların ihtiyaçları ile gerçeklerinden kopuk olan bu  

yaklaşım, uygulamada tutuklama aşamasında elektronik delillerin  

kullanılmasını tamamiyle saf dışı bırakılması etkisini oluşturacak sonuçlar  

doğurmaktadır. Daha endişe verici olanı ise, başta soruşturmanın ilk  

aşamalarında olmak üzere elektronik delillerin ceza soruşturmalarında  

giderek artan kullanımı göz önünde bulundurulduğunda, bu tip delillerin  

hususiyetleri ile karmaşıklıklarının yanında değerlendirme ve  

doğrulanmalarına yönelik mevcut zorluklara ilişkin yapıcı bir tartışmaya  

girişilmeden bu değerlendirmeye gidilmesidir (bu konuda, aşağıda 15. ve  

16. paragraflara bakınız).  

13. Şimdi, çoğunluk tarafından benimsenen yorumun eksik yanlarını  

daha somut şekilde açıklayarak, bu analizin her bir aşamasını ayrıca  

inceleyeceğim.  

i. Analizin ilk aşaması  

14.  

Yukarıda da belirttiğim gibi, Mahkeme’nin genel yaklaşımı  

nezdinde, tutuklanan bir bireye ilişkin şüphelerin makullüğünün  

incelenmesi, tutuklanma anında mercilerin elinde olan ilgili tüm bilgi ve  

bulguların dikkate alınması suretiyle yapılmalıdır. Ancak, olayda çoğunluk  

tarafından benimsenen yaklaşım yalnızca dosyaya iddia makamınca sunulan  

bulguların ispat değeri üzerinden temellendirilmiş bir muhakeme  

önermektedir. Başvurucunun ByLock programını kullandığı kanısını  

oluşturan bu deliller, şüphelerin makullüğünü değerlendirmede kuşkusuz  

önemli ve aslidir fakat Mahkeme analizini, yerel mercilerce ilgilinin  

telefonunun bir ByLock kullanıcı numarası ile eşleştirilmesi hususu gibi  

objektif bir gözlemciyi başvurucunun söz konusu suçu işlemiş olabileceğine  

ikna etmeye elverişli diğer tüm unsurlarla ilgili bilgilerin hariç tutulması  

suretiyle, sadece bu deliller üzerinde temellendirmemelidir. Bu hususta,  

dosyadan anlaşıldığı üzere, sonradan da teyit edilen bu bilgiyi başvurucu ne  

yerel mahkemeler ne de Mahkeme nezdinde reddetmiştir (kararın 29. ve  

126. paragrafları).  

ii. Analizin ikinci aşaması  

15. Analizin ikinci aşamasına ilişkin olarak, doğrudan, "(…) bir bireyin,  

bir suç örgütü tarafından özel olarak tasarlanmış ve münhasıran bu örgütün  

iç iletişimi amacıyla kullanılan şifreli bir mesajlaşmayı kullandığını  

62  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

doğrulayan elektronik kanıt kullanımının, örgütlü suçla mücadele için çok  

önemli bir araç teşkil edebileceğini (…). Bu nedenle, bu tür kanıtlar, bu  

kişinin böyle bir örgüte ait olduğunu güçlü bir şekilde gösterebildiği ölçüde,  

bir kişinin tutuklanmasını başlangıçta yasal olarak destekleyebilir. (…)"  

şeklindeki kararın 167. paragrafını işaret ediyorum. Her ne kadar bu  

minvaldeki delil unsurlarının toplanmasına, verilerin işlenmesine ve  

sonrasında yargı mercilerince kullanımına uygulanacak kural ve prosedürler  

devletlerin çoğunda farklılık gösterse de, özellikle son senelerde söz konusu  

delile benzeyen elektronik delillerin birçok Avrupa ülkesinde kullanıldığını  

not ederim6. Aynı şekilde, bu minvaldeki delil unsurlarının ispat değerine  

ilişkin hiçbir görüş birliği bulunmamaktadır. Yine de, elektronik delillerin  

organize suça karşı mücadelede önemli bir araç olduğu şüphe  

oluşturmamaktadır7.  

16. Kararın 167.paragrafında çoğunluk tarafından da kabul edildiği  

üzere, elektronik delillerin toplanmasına uygulanan teknolojiler ve  

prosedürler karmaşıktır. Bu delillerin de aynı nitelikte olmasından ötürü,  

bunlardan elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi zaman alabilir ve  

doğruluğu ile ispat değerini teyit etmekten sorumlu bir uzmanın  

incelemesini gerektirebilir8. Buna karşın, özellikle tutuklama esnasında, tek  

başına bu hususun, salt elektronik delillerin kişinin bir suç işlediğinden  

şüphelenmek için makul sebep teşkil edemeyeceği sonucuna sevk  

6

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin hukuk ve idari işlemlerde elektronik kanıtlara  

ilişkin yönergesi, https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?  

ObjectId=0900001680902dc9  

7

Yakın zamanlı iki örneğe bakınız: 2 Temmuz tarihli, Europol/Eurojust ortak basın  

açıklaması, “Dismantling of an encrypted network sends shockwaves through organised  

crime groups across Europe” başlıklı, https://www.europol.europa.eu/newsroom/news/  

dismantling-of-encrypted-network-sends-shockwaves-through-organised-crime-groups-  

across-europe, “EncroChat : What is it and why did criminals use it?”, https://cyfor.co.uk/  

encrochat-what-is-it-and-why-did-criminals-use-it/, 10 Mart 2021 tarihli Eurojust basın  

açıklaması, “ New major interventions to block encrypted communications of criminal  

networks” başlıklı, https://www.eurojust.europa.eu/new-major-interventions-block-  

encrypted-communications-criminal-networks. Ayrıca bakınız Report on Data Protection  

in Gathering and Using Electronic Evidence, http://www.evidenceproject.eu/the-activities/  

deliverables.html,ve Konsey Kararı için tavsiye kararı, ceza hukuku alanında yargısal  

işbirliği için Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında elektronik delillerin  

sınır ötesi erişime açılması hususunda bir anlaşma amacıyla görüşmelere başlanılması  

yetkisi veren, (Brüksel, 5.2.2019 COM(2019) 70 Final), https://eur-lex.europa.eu/legal-  

content/FR/TXT/?uri=CELEX%3A52019PC0070  

8

Elektronik Delil Rehberi: Polisler, savcılar ve hakimler için temel rehber, https://au.int/  

sites/default/files/newsevents/workingdocuments/34122-wd-annex_4_-  

_electronic_evidence_guide_2.0_final-complete.pdf  

63  

           

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

etmemelidir. Başka bir deyişle, elektronik delillerin doğruluk, güvenilirlik  

ve bütünlüklerinin teyidi anlamında birtakım prosedürler ortaya konmasının  

gerekebilmesi, bu delillerin toplanmaları devamındaki ilk aşamalarda ispat  

değerinden noksan oldukları anlamına gelmemektedir.  

17. Bu bağlamda, kıyasen, bunların karar mercii tarafından mahkûmiyet  

için kullanılmaları her ne kadar sonradan madde 6.maddedeki güvencelere  

aykırı olarak değerlendirilse de, Sözleşme’nin ceza davasının ilk aşaması  

esnasında aynı nitelikteki kaynaklara dayanılmasını yasaklamadığını ortaya  

koyan gizli tanıklara ve etkin pişmanlıktan yararlananlara ilişkin  

Mahkeme’nin yerleşik içtihadını işaret etmek isterim (bakınız, diğerlerinin  

yanı sıra, Kostovski v. Hollanda, 20 Kasım 1989, § 44, A Dizisi no. 166 ;  

gizli tanık meselesine ilişkin örnekler için, ayrıca bakınız, diğerlerinin yanı  

sıra, Ellis et Simms v. Birleşik Krallık ve Martin v. Birleşik Krallık (k.k),  

Başvuru no. 46099/06 ve 46699/06, 10 Nisan 2012 ve Pesukic v. İsviçre,  

Başvuru no. 25088/07, §§ 43-53, 6 Aralık 2012). Bu içtihattan anlaşıldığı  

üzere bir delilin daha düşük bir ispat değeri olması, soruşturmanın ilk  

aşamasında bu delile dayanan şüpheleri temelsiz hala getirmemektedir.  

18. Dolayısıyla, başvurucu tarafından öne sürülen şikayetin sadece,  

tutuklama anında suç işlediğine yönelik şüpheye ilişkin makul sebeplerin  

iddia edilen yokluğuna ilişkin olduğunun, yargılamayı beklerken devam  

eden tutukluluğu hakkında veya aleyhinde yürütülen ceza kovuşturmasında  

eşitlik meselesine ilişkin olmadığının akılda tutulması elzemdir (bu  

anlamda, bakınız Labita, yukarıda anılan, § 159). Ötesinde, adil  

yargılamanın gereklilikleri diğer maddeler kapsamındaki usuli soruların  

incelenmesinde bir ilham kaynağı olabilse de, Sözleşme’nin 5.  

maddesininde olduğu gibi, güvencelerin yeterliliği sorusu muhakkak aynı  

şekilde değerlendirilmek zorunda değildir (karşılaştırma için Stanev v.  

Bulgaristan [BD], Başvuru no. 36760/06, § 232, CEDH 2012 ; ayrıca  

bakınız İlyas Yaygın v. Türkiye (k.k), Başvuru no. 12254/20, § 41, 16 Şubat  

2021).  

19.Çoğunluğun başvurucu tarafından ileri sürülen şikâyetin hususi  

bağlam ile kapsamını gözden kaçırdığı, 5. maddenin 1. fıkrasının c bendi  

anlamında elektronik delillerin ispat değeri için, Mahkeme’nin bu alandaki  

yerleşik içtihadını gözardı ederek, hiç olmadığı kadar yüksek bir eşik  

öngördüğü ve bu yapılan muhakemenin ikinci kısmı beni  

kaygılandırmaktadır.  

20. Konuya ilişkin olarak, başvurucunun tutuklanması sırasında sulh  

ceza hâkiminin elinde bulunan elektronik delillerin yeterliliğinin  

değerlendirilmesi anlamında, çoğunluğun 24 ile 31 Ağustos 2016  

64  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

tarihlerinde verilen ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğundan şüphelenilen  

yargı mensuplarının meslekten çıkarılmalarına ilişkin HSYK kararlarının  

(kararın 31-36 ila 172-174 sayılı paragrafları) yerindeliğini dikkatten  

kaçırdığının görülmekte olduğunu da not ederim. Söz konusu kararlarda  

HSYK, bilhassa örgüt üyelerinin dâhili iletişimleri için kullandıkları şifreli  

bir haberleşme sistemi olduğu sonucuna vararak, ByLock uygulamasının  

niteliği hakkında net bir değerlendirmede bulunmuştur. HSYK bu sonuca,  

yerel makamlarca kendisine iletilen somut ve doğrulanabilir bilgilerden  

ulaşmıştır; örgüt üyelerince kullanılan şifreli program vasıtasıyla yapılan  

konuşmaların içerikleri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından  

toplanan bilgiler ile belgeler ve 15 Temmuz olayları sonrasında bu üyelere  

açılan ceza soruşturmaları kapsamında sorgulanan hâkim ve savcılara ilişkin  

tutanaklar gibi (kararın 172. paragrafı). Çoğunluğun dikkat çektiği gibi,  

HSYK kararlarının hiçbirinde “münhasıran” zarfını kullanmamaktadır. Yine  

de buradan, davanın bu aşamasında, bu uygulamanın münhasıran FETÖ/  

PDY örgütü üyelerince dahili haberleşmede kullanıldığından şüphe duymak  

için makul sebeplerin varlığı hususunda bir ön kararın gerekçelendirilmesi  

için 9. Sulh Ceza Hakimliğinin ByLock uygulamasının niteliğine ilişkin  

yeterli bilgiye sahip olmadığı sonucu çıkarılabilir mi? Aşağıda açıklanan  

sebeplerden ötürü, benim bu soruya cevabım “hayır” olacaktır  

21. Bu bağlamda, HSYK’nın kararlarında söz konusu örgütçe kullanılan  

haberleşme yöntemleri hakkında esaslı bilgiler sağladığını not edilebilir.  

HSYK doğrudan, şifreleme ile konuşmaların korunmasına izin veren farklı  

mesajlaşma uygulamalarının örgüt tarafından tercih edildiğini belirtmiştir  

(kararın 33.paragrafı). Buna karşın, diğer mesajlaşma uygulamalarının  

kullanıcıları değil sadece ByLock uygulamasının kullanıcıları, FETÖ/PDY  

örgütüne mensubiyetlerinden şüphelenilmesi gerekçesiyle tutuklanmıştır.  

Bu husus, bir şifreli mesajlaşma uygulamasının kullanılmasının tek başına  

bir gözaltı veya tutukluluk gerekçesi olarak değerlendirilmediğini  

göstermektedir.  

22. Ardından HSYK, “örgütte dahili haberleşmenin ByLock adı ile  

bilinen bir şifreli haberleşme programı ile yapıldığını” vurgulamıştır  

(kararın 34.paragrafı). Kuşkusuz, başvurucunun tutuklanmasını emreden  

sulh ceza hakimi, HSYK’nın mevzubahis kararları ile bağlı değildir, ancak  

bunlar hala anayasal bir organ tarafından yetkisi dahilinde verilen ve iddia  

edilen ByLock kullanımının objektif bir gözlemciyi başvurucunun FETÖ/  

PDY terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğine dair ikna edebilecek bir  

delil teşkil edip etmediği sorusunun değerlendirilmesi amacına yakından  

alakalı ve önemli bilgiler içeren resmi kararlardır.  

65  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

23. Ayrıca, HSYK’nın ByLock uygulamasının niteliğine ilişkin  

değerlendirmelerinin, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından ulaşılan  

sonuçlarla uyuştuğunun altının çizilmesini önemli buluyorum (kararın 80,  

83 ve 100’üncü paragrafları). Başvurucunun tutuklanmasının ardından  

uygulamaya konan ilave araştırma ve soruşturma vasıtalarıyla, yüksek yargı  

makamları kararlarında, ticari olmayan niteliği ve coğrafi olarak  

sınırlandırılmış kullanımı gibi sadece bu mesajlaşma uygulamasının hususi  

özellikleri değil aynı zamanda diğer kullanıcıların beyanları ve  

çözümlenmiş mesajların içerikleri hakkında ciddi bir bilgi birikimi  

sağlamışlardır (kararın 171’inci paragrafı). Bu mahkemeler bilhassa,  

evrensel bir haberleşme uygulaması kisvesi altında, ByLock’un sadece söz  

konusu suç örgütü üyelerinin kullanımına yönelik olduğunu not etmişlerdir  

(kararın 80 ve 100’üncü paragrafları). Bu kararların başvurucunun  

tutuklandığı esnada henüz verilmemiş olduklarının bilincindeyim. Fakat bu  

kararların sonraki bir aşamada eklenen deliller gibi düşünülemeyeceğine ve  

aksine HSYK’nın değerlendirmelerinin geçerliliğiyle yakinen alakalı olan  

bir husus teşkil ettiklerine dikkat çekmek istiyorum. Haliyle, ikincillik ilkesi  

gözetilerek, Mahkeme önlerindeki delilleri değerlendirmek için daha iyi bir  

konumda olan yüksek yargı tarafından sonradan yapılan tespitleri tümüyle  

göz ardı etmemelidir (Selahattin Demirtaş v. Türkiye (No. 2) [BD], Başvuru  

no. 14305/17, § 311, 22 Aralık 2020).  

24. Burada, 2016 Ocak ayında ByLock’un hususi özelliklerine ilişkin  

bilgilerin hala tam olarak mevcut olmamasının, başvurucunun tutuklanması  

esnasında kendisine ilişkin şüpheleri temelsiz hale getirmediğini belirtmek  

istiyorum (bu konuda içtihada ilişkin daha fazla bilgi için yukarıda 17. ve  

18. paragraflara bakınız). Doğası gereğince elektronik delillerin  

toplanmasına ve değerlendirilmesine ilişkin usul ve uygulanan teknolojilerin  

karışıklığı dikkate alındığında, ulusal makamlardan bir şüphelinin  

yakalanması veya tutuklanması üzerine bunlarla ilgili tüm bilgileri ve  

ayrıntıları derlemiş olmasını zorunlu kılmak, yetkililere katlanılmaz bir yük  

getirecek ve organize suçla mücadeleyi imkansız hale getirecektir.  

Kuşkusuz, toplanan verilerin ek analizi, yerel mahkemelerin ByLock  

uygulaması hakkında daha derinlemesine tespitler yapmalarına olanak  

sağlamıştır. Ancak, bu bulgular tamamen yeni değildir; aksine, HSYK'nın  

ByLock'un FETÖ/PDY üyeleri tarafından dahili  

iletişim amacıyla  

kullanılan bir uygulama olduğunu belirten kararlarında yaptığı ilk analizleri  

tamamlayıcı niteliktedir.  

25. HSYK'nın ilgili kararlarının başvurucu tutuklanmadan önce verildiği  

ve kamuoyuna açıklandığı dikkate alındığında, başvurucunun tutukluluğuna  

hükmeden Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliğinin, HSYK’nın ilgili kararlarının  

66  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

kapsamını bildiği ve dolayısıyla ByLock mesajlaşma uygulamasının FETÖ/  

PDY örgütü tarafından dahili iletişim amacıyla kullanıldığı sonucuna  

varabilmek için bu uygulamanın mahiyeti hakkında yeterli bilgiye sahip  

olduğu sonucuna yanılmadan varılabilir.  

26. Çoğunluğun başvurucunun tutuklanmasına karar veren hakimin o  

sırada ByLock mesajlaşma uygulamasının mahiyeti hakkında yeterli bilgiye  

sahip olmadığı sonucuna vardığı zaman bu tartışmaya kapalı gerçekleri göz  

ardı ettiğini saygıyla arz ederim.  

iii. Analizin üçüncü aşaması  

27.  

Analizin üçüncü adımında çoğunluk, başvurucunun ByLock  

uygulamasını kullandığından makul şekilde şüphelenmek için yeterli kanıt  

olup olmadığını belirlemeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu  

uygulamanın başvurucu tarafından kullanımı bulgusunun, ByLock kullanıcı  

numarası, bu numaraya bağlı cep telefonu numarası (başvurucunun  

kendisine ait olduğunu ikrar ettiği), başvurucunun TC kimlik numarası ve  

son olarak mesajlaşma sisteminin kullanım yoğunluğunu gösteren renk  

kodu gibi belirli bilgileri içeren bir belgeye dayandığını belirtiyorum  

(kararın 14. paragrafı). Ayrıca Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre ulusal  

makamların, bir bireyin ilgili suçu işlediğine yönelik şüpheye ilişkin makul  

sebeplerin varlığına ilişkin sorunun incelenmesinde dikkate alınabilecek  

bilgi ve olaylara ilişkin geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını (bakınız,  

diğerlerinin yanı sıra, O’Hara, yukarıda anılan, § 40, başvurucunun  

tanıklardan elde edilen bilgiler üzerine gözaltına alındığı; Fox, Campbell ve  

Hartley, yukarıda anılan, §§ 32-34, ve Murray, yukarıda anılan, § 52, gizli  

kaynaklardan gelen bilgiler üzerine yapılan gözaltılara ilişkin olarak; ve  

daha yakın zamanda, Alpergin ve diğerleri v. Türkiye, Başvuru no.  

62018/12, § 49, 27 Ekim 2020, istihbari raporlarının dikkate alınmasına  

ilişkin olarak) ve vardıkları sonuçlarda keyfilik veya bariz mantık hatası  

bulunmaması halinde ilgilinin tutuklama kararının dayandırıldığı bilgi ve  

olayların güvenilirliğinin değerlendirilmesinin öncelikle bu makamlara  

düştüğünü belirtirim. Bu çerçevede, tutuklanmasına karar verildiği esnada  

ulusal hakimlerin, başvurucunun bu uygulamayı yöneltilen suçu  

oluşturabilecek şekilde kullanmış olduğundan şüphelenmek için yeterince  

makul sebeplere sahip oldukları söylenebilir.  

iv. Sonuç  

28. Yukarıda detaylıca tartışıldığı üzere şüphe aşamasında aranan maddi  

ispat seviyesi, organize suç suçlarının kovuşturulmasına ilişkin özel  

gereklilikler ve başvurucunun gözaltına alındığı zaman kamuoyunda hâkim  

67  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

olan güvenlik durumu göz önüne alındığında, başvurucunun tutuklandığı  

esnada objektif bir gözlemciyi başvurucunun söz konusu suç örgütüne  

üyelik suçunu işlemiş olabileceğine ikna etmek için yeterli olay veya  

bilginin mevcut olduğu kanaatindeyim. Mahkeme’nin içtihadıyla  

oluşturulmuş geleneksel kapsamlı yaklaşımın saf dışı bırakılması kararı ile  

Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c bendi anlamında aranan delil  

seviyesine ilişkin olarak yapılan değerlendirme hatasının, başvurucunun  

tutuklanması anlamında sulh ceza hakiminin elinde başvurucununun  

ByLock kullanmış olmasından şüphelenmek için yeterli bilgi ve bulguya  

sahip olup olmadığı sorusu hakkında yanlış bir sonuca varılmasına  

sebebiyet verdiklerini saygıyla arz ederim.  

b) Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası  

29. Yukarıda açıklanan sebeplerle, çoğunluğun Sözleşme’nin 5.  

maddesinin 3. fıkrası kapsamındaki şikâyetlerin haklılığına ilişkin kararı  

aleyhinde oy kullandım.  

30. Sulh ceza hakimi, başvurucunun tutuklanmasına ilişkin kararını iki  

şey üzerinde temellendirmiştir: bir yandan başvurucunun delilleri karartması  

riski ve diğer yandan ise firar etmesi riski (kararın 16.paragrafı). Bu riskler  

Mahkeme’nin ilgili içtihadında geçerli olarak görülen sebeplerdendir  

(Buzadji v. Moldova Cumhuriyeti [BD], Başvuru no. 23755/07, § 88, 5  

Temmuz 2016; Tiron v. Romanya, Başvuru no. 17689/03, § 37, 7 Nisan  

2009 ve Piruzyan v. Ermenistan, Başvuru no. 33376/07, § 94, 26 Haziran  

2012). Bu itibarla, darbe girişimi sonrasında alınan bir tedbire ilişkin  

davanın koşulları ve söz konusu suçun örgütlü niteliği dikkate alındığında,  

kaçma riskinin geçerli bir sebep olduğunu düşünüyorum. Özellikle  

başvurucunun uzun süredir polis teşkilatında ve hususiyetle çeşitli istihbarat  

servislerinde görev yapmış olması gerçeği ile koşullar da göz önünde  

bulundurulduğunda, delilleri karartma riski geçerli sebeplerden biridir.  

31. Mahkeme, örgütlü suçlara ilişkin davaların, vakaların tespit edilmesi  

ve örgütün her bir üyesinin sorumluluk düzeyine karar verilmesi  

gerektiğinde, soruşturma makamlarına ve akabinde hakime kaçınılmaz  

olarak daha fazla zorluk yüklediğini hatırlatmaktadır (bakınız, kıyasen,  

Pastukhov ve Yelagin v. Rusya, Başvuru no. 55299/07, § 44, 19 Aralık 2013  

ve orada atıf yapılmış olan davalar). Bu tarz davalarda, sanıkların kendi  

aralarındaki ve dış dünyayla bağlantılarının ara vermeksizin gözetlenmesi  

ve sınırlandırılması, sanıkların kaçmasını, delilleri karartmasını ve hatta  

tanıkları tehdit etmelerini engellemek için elzem hale gelebilmektedir  

(Lisovskij v. Litvanya, Başvuru no. 36249/14, § 67, 2 Mayıs 2017, Bak v.  

Polonya, Başvuru no. 7870/04, § 56, 16 Ocak 2007, Štvrtecký v. Slovakya,  

68  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

Başvuru no. 55844/12, § 61, 5 Haziran 2018 ve Podeschi v. San Marino,  

Başvuru no. 66357/14, § 149, 13 Nisan 2017). Benzer gerekçeler  

tutukluluğun sonraki aşamaları esnasında pekâlâ yetersiz kalabilir; fakat ben  

başvurucunun devam eden tutukluluğuna ilişkin değil de sadece  

tutukluluğun ilk aşamasına ilişkin olduğundan, mevcut olayda bu  

gerekçelerin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası anlamında geçerli ve  

yeterli oldukları kanaatindeyim.  

c) Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası  

32. Buradan sonra açıklanan gerekçelerden ötürü, Sözleşme’nin 5.  

maddesinin 4. fıkrası kapsamındaki şikayetlerin geçerliliğine ilişkin olarak  

çoğunluk tarafından varılan sonuçların aleyhine oy kullandım.  

33. Mevcut davanın, Daire tarafından 5. maddenin 4. fıkrasının ihlal  

edilmediğine karar verilen Atilla Taş davasına (Başvuru no. 72/17, 19 Ocak  

  1. benzer olduğunu gözlemlemekteyim. Kesinleşen bu kararında Daire  

şunları belirtmiştir: “(…) başvurucu avukatları eşliğinde, bu delillere ilişkin  

olarak kendisine sorular yönelten ve sorgunun içeriğini tutanaklara geçiren  

yetkili merciler tarafından, önce soruşturma mercileri ve ardından sulh  

hâkimi, ayrıntılı olarak sorgulanmıştır. Bu nedenle, başvurucu delillere  

sınırsız erişim hakkından faydalandırılmamış olsa bile, içerikleri hakkında  

tutukluluğunun yasallığına etkili bir şekilde itiraz edilmesi için büyük önem  

taşıyan yeterli bilgiye sahiptir” (aynı yerde, § 153). Kanaatimce, bu  

çıkarımlar başvurucunun aleyhinde kullanılan delillerin içeriği, yani  

ByLock uygulamasının iddia edilen kullanımına ilişkin materyal hakkında  

yeterli bilgiye sahip olduğunun kabul edilebileceği mevcut davada da  

geçerlidir. Ayrıca, Mahkeme'ye sunulan bilgilerden, başvurucunun  

tutukluluğunun sonraki aşamalarında, özellikle iddianamenin kabulüne  

kadar dosyaya başka delillerin eklenip eklenmediğini belirlemek güçtür.  

34. Bu nedenle, bu hükmün ihlali tespitine karşı oy kullanmama rağmen,  

mevcut dava bu kapsamda olmasa dahi, soruşturma dosyasına erişimin  

otomatik olarak kısıtlanması konusundaki şüphelerimi ifade etme  

zorunluluğu hissediyorum. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin kararında  

mevcut dava için otomatik bir kısıtlamanın varlığını kabul ettiği  

düşüncesine sevk eden hiçbir şey olmadığını gözlemliyorum.  

35. Ayrıca 5. maddenin 4. fıkrası kapsamındaki çekişmeli yargılama  

hakkının mutlak bir hak olmadığını da hatırlatmak isterim. İçtihada göre, 5.  

maddenin 4. fıkrasının kapsamına giren bir prosedürün yargısal nitelikte  

olması ve bireye şikâyet edilen özgürlükten yoksun bırakmanın niteliğine  

uygun güvenceler sunması gerekirken, diğer taraftan da 5. maddenin 4.  

fıkrasından kaynaklanan usuli eşitlik, davanın bağlamından, olgularından ve  

69  

AKGÜN v. TÜRKİYE – KARŞI OY  

koşullarından bağımsız olarak tek tip ve değişmez kriterlerin uygulanmasını  

dayatmamaktadır. Bu nedenle, yargılama çekişmeli olmalı ve taraflar  

arasında her zaman silahların eşitliğini garanti etmelidir. Bununla birlikte,  

Mahkeme, 6.maddenin kapsamında bir suç isnadına ilişkin derece  

mahkemelerinin kararlarında bile, suçun araştırılmasına ilişkin bazı istihbari  

yöntemlerin gizli tutulması veya bir başkasının temel haklarının korunması  

gerekliliklerine benzer şekilde, çekişmeli yargılama hakkının ulusal  

güvenlik gibi önemli bir kamu çıkarını korumak için kesinlikle elzem  

olduğu ölçüde sınırlandırılabileceğine karar vermiştir (A. ve diğerleri v.  

Birleşik Krallık [BD], Başvuru no. 3455/05, §§ 203-205, CEDH 2009).  

36. Yukarıda belirtilenler ışığında, tarafların ortaya koydukları beyanları  

ve davanın koşulları göz önüne alındığında, mevcut davada Mahkeme'nin  

Atilla Taş davasında vardığı sonuçtan ayrılmak için bir neden göremiyorum  

(yukarıda anılan, §§ 153-154).  

70

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim