CASE OF AKARSUBAŞI AND ALÇİÇEK v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AKARSUBAŞI VE ALÇİÇEK / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 19620/12)
KARAR
STRAZBURG
23 Ocak 2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Akarsubaşı ve Alçiçek / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Aralık 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumda yapılan müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşları Mehmet Akarsubaşı ve Yalçın Alçiçek’in (‘‘başvuranlar’’), 26 Mart 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 19620/12) bulunmaktadır.
-
Başvuranlar, Mahkeme önünde Adana Barosuna bağlı Avukat S. Aracı Bek ve Avukat T. Bek tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuranlar, Mahkeme huzurunda, bir lisenin duvarına afiş astıkları için kendilerine para cezası verilmesinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşme’nin 11. maddesiyle güvence altına alınan toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
-
Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyet, 11 Eylül 2015 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak, başvurunun geri kalan kısmının, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuranlar, 1967 doğumludurlar.
-
Başvuranlar, devlet memurlarıdır ve Eğitim-Sen (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) Sendikası’nın bölge şubesinin üyeleridir. Eğitim-Sen’in bağlı olduğu Kesk Konfederasyonu, Hükümet politikalarını protesto etmek amacıyla, üyelerine, 21 Aralık 2011 tarihinde genel grev yapılması için çağrıda bulunmuştur.
-
Bu genel grev günü kapsamında, başvuranlar, 21 Aralık 2011 tarihinde, Adana’da yer alan bir meslek lisesi önünde düzenlenen toplantıya katılmışlardır. Başvuranlar, bu vesileyle, okul binasının dış cephesine, yaklaşık olarak bir metreye iki metre boyutlarında, Kesk ve Eğitim-Sen logolarını taşıyan ve üzerinde "Bu iş yerinde grev vardır" yazılı bir afiş asmışlardır. Bu afiş, yapışkan bantlar yardımıyla sabitlenmiş ve gösteri boyunca duvarda kalmıştır.
-
5326 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 1. fıkrasına dayanılarak, söz konusu afişi asmakla suçlanan Akarsubaşı ve Alçiçek’e, 21 Aralık 2011 tarihinde, sırasıyla 500 Türk lirası (yaklaşık olarak 200 avro) ve 154 Türk lirası (yaklaşık olarak 60 avro) para cezası verilmiştir. Akarsubaşı, mükerrer cezası bulunması sebebiyle, daha yüksek bir para cezasına çarptırılmıştır.
-
Başvuranların her biri, Adana Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunmuştur. Başvuranlar, üzerinde "Bu iş yerinde grev vardır" yazılı bir afiş asmanın, izne tabi bir eylem olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüşler ve bu bağlamda 5326 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 1. fıkrasının bir grev kapsamında uygulanmasına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, ifade özgürlüğü, barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
-
Sulh ceza mahkemesi, 20 Şubat 2012 tarihinde, söz konusu para cezalarının 5326 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 1. fıkrasına uygun olduğu gerekçesiyle, başvuranlar tarafından yapılan itirazları iki ayrı kararla reddetmiştir. Hâkim, para cezalarının, gösteri sebebiyle değil, afiş asılması sebebiyle verildiği kanaatine varmıştır.
-
Bu kararlar, başvuranlara, 6 ve 7 Mart 2012 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
-
Başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, para cezalarına ilişkin miktarları ödemişlerdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
- 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
‘‘ Afiş asma
(1) Meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kâğıt ve benzeri afiş ve ilân asan kişiye, yüz Türk lirasından üç bin Türk lirasına kadar idarî para cezası verilir. Aynı içerikteki afiş ve ilânlar, tek fiil sayılır.
(2) Birinci fıkra hükmü, yetkili makamlardan alınan açık ve yazılı izne dayalı olarak asılan afiş ve ilânlar açısından uygulanmaz. (...)
(...)
(5) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır. ‘‘
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuranlar, kendilerine verilen para cezalarının, kendi nazarlarında, Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörülen ifade özgürlüğü ve Sözleşme’nin 11. maddesiyle öngörülen barışçıl olarak toplanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
-
Mahkeme, davanın olay ve olgularının hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili mercii olarak, bu şikâyetin Sözleşme’nin sadece 11. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir (Akarsubaşı/Türkiye, No. 70396/11, § 28, 21 Temmuz 2015), bu madde aşağıdaki gibidir:
‘‘ 1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
- Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir. ’’
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında başvuranların önemli bir zarar görmediğine ilişkin bir itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, verilen para cezalarının miktarlarının, sırasıyla 154 Türk lirası ve 500 Türk lirası olduğunu ve bu miktarların başvuranlar için önemli bir zarar teşkil etmediğini belirtmektedir. Hükümet, bu para cezalarının, hiçbir şekilde, ilgililerin adli sicillerine işlenmediğini eklemektedir. Hükümet, Kılıç ve diğerleri/Türkiye (No. 33162/10, 3 Aralık 2013) ve Görgün/Türkiye (No. 42978/06, 16 Eylül 2014) kararlarına atıfta bulunarak, somut olayda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde belirtilen koruma klozlarına da riayet edildiği kanaatine varmaktadır.
-
Başvuranlar, Hükümetin bu itirazına cevap vermemişlerdir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde öngörülen kabul edilebilirlik kriterinin, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların Avrupa düzeyinde hukuken korunmasını sağlamak olan başlıca görevi üzerinde yoğunlaşmasına imkan vermek amacıyla, önemsiz nitelikli başvuruların hızlı bir şekilde incelenmesi için tasarlandığını hatırlatmaktadır (Stefanescu/Romanya (k.k.), No. 11774/04, § 35, 12 Nisan 2011 ve Liga Portuguesa de Futebol Professional/Portekiz (k.k.), No. 49639/09, § 35, 3 Nisan 2012). De minimis non curat praetor (Hakim önemsiz işlerle ilgilenmez) ilkesinden yola çıkan yeni kabul edilebilirlik kriteri, bir hak ihlalinin, katı bir hukuki bakış açısına göre gerçekliği ne olursa olsun, uluslararası bir incelemeye tabi tutulmasının haklı gösterilmesi için asgari bir ağırlık eşiğini aşmış olması gerektiği fikrine atıfta bulunmaktadır (Korolev/Rusya (k.k.), No. 25551/05, 1 Temmuz 2010). Bir hak ihlalinin, bu türden bir eşiği aşıp aşmadığının tespit edilmesi amacıyla özellikle şu unsurların dikkate alınması gerekmektedir: ihlal edildiği iddia edilen hakkın niteliği, bir hakkın kullanımına yapıldığı iddia edilen müdahalenin etkisinin ağırlığı ve/veya ihlalin başvuranın kişisel durumu üzerindeki olası sonuçları. Mahkeme, bu sonuçları değerlendirirken, özellikle ulusal yargılamanın ele aldığı meseleyi veya bu yargılamanın sonucunu inceleyecektir (Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 75, 28 Ekim 2014).
-
Mahkeme öncelikle, Alçiçek’e verilen para cezasının, çok yüksek bir meblağ olmadığını, ancak Akarsubaşı’na verilen para cezası için durumun aynı olmadığını kaydetmektedir. Akarsubaşı’na verilen para cezasının ilgilinin ekonomik durumu üzerinde önemli bir etkisi olduğu kolayca kabul edilebilir. Diğer taraftan, ihtilaf konusu cezanın ekonomik yönünün de ötesinde, başvuranların sendikacı olduklarının ve ihtilaf konusu para cezalarının, başvuranların, cezalandırılma korkusuyla sendikal faaliyetler kapsamında başka gösterilere katılma cesaretlerini kırması sebebiyle, bu bağlamda iddia edilen ihlalin, gösteri özgürlüğü hakkının başvuranlar tarafından kullanımını oldukça etkileyebileceğinin altını çizmek gerekmektedir.
-
Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında ve ifade özgürlüğü gibi demokratik bir toplumun temellerinden birini teşkil eden barışçıl olarak toplanma özgürlüğünün büyük önemini dikkate alarak (diğer kararlar arasında bk. Lashmankin ve diğerleri/Rusya, No. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 142, 7 Şubat 2017), başvuranların ‘‘önemli bir zarara’’ maruz kalmadıkları sonucuna varamamaktadır (Berladir ve diğerleri/Rusya, No. 34202/06, § 34, 10 Temmuz 2012). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendine dayanılarak, mevcut şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermek mümkün değildir. Mahkeme ayrıca, bu konu ile ilgili olarak Hükümetin ileri sürdüğü itirazı reddetmektedir.
-
Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer taraftan herhangi bir kabul edilemezlik kriteriyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
-
Başvuranlar, barışçıl olarak toplanma haklarının ihlal edildiği iddialarını yinelemektedirler. Başvuranlar, ihtilaf konusu afişi sendikaları tarafından verilen karara uygun olarak ve bu sendikanın üyeleri sıfatıyla astıklarını belirtmektedirler.
-
Hükümet ihtilaf konusu müdahalenin kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı kanaatindedir. Hükümet, söz konusu afişin, bir eğitim kurumunun duvarına asılmış olması sebebiyle, kamu düzeni kavramının en katı şekilde yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin ayrıca başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması meşru amacını da taşıdığını çünkü başvuranların bu afişi astıkları sırada yaklaşık olarak 2000 öğrencinin derste olduğunu eklemektedir. Ayrıca Hükümet, başvuranların hiçbirinin söz konusu lisede çalışmadığını belirtmektedir.
-
Hükümet ardından, başvuranların bir gösteriye katılmaları sebebiyle değil, bir kamu binasının duvarına izinsiz olarak afiş asmaları sebebiyle cezalandırıldıklarını açıklamaktadır. Hükümet, genel greve katılan herkesin cezalandırılmadığını, sadece başvuranların da aralarında bulunduğu, ihtilaf konusu afişi asan kişilerin cezalandırıldığını belirtmektedir. Hükümet, toplantı özgürlüğü hakkının, başkasının haklarını ihlal eden fiillerin cezalandırılmasını, bu türden fiillerin toplantı özgürlüğü hakkının kullanımının başlıca yönlerini teşkil etmediği sürece engellemediği kanaatindedir.
-
Diğer taraftan, Hükümet, ihtilaf konusu para cezalarının, nitelikleri (hapis cezasına çevrilemeyen ve adli sicile kaydedilmeyen idari para cezası) ve miktarları bakımından, orantılı olduğu ve başvuranların sendikal faaliyetleri üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı kanaatindedir. Hükümet, Mouvement raëlien suisse/İsviçre ([BD], No. 16354/06, AİHM 2012 (özetler)) davasına atıfta bulunarak, kamusal alanlarda afiş asılmasına ilişkin düzenlemelerin kabulü konusunda devletlerin takdir yetkisine sahip olduklarını belirtmektedir. Ayrıca Hükümet, başvuranlara verilen cezaların, izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanısındadır.
-
Somut olayda, söz konusu para cezalarının, başvuranlara, bir eğitim kurumunun duvarına izinsiz olarak grevi belirten bir afiş astıkları gerekçesiyle, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verildiği hususuna taraflar arasında itiraz edilmemiştir. Bu afişle, o sırada grevin hala devam etmekte olduğu belirtilmiştir.
-
Bu sebeple Mahkeme, başvuranlara para cezası verilmesine sebep olan davranışın, yani bir eğitim kurumunun dış cephesine afiş asılmasının, ilke olarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesi temelinde iç hukukta bir ceza konusu olmaması gerektiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak vardığı sonucu dikkate alarak (aşağıdaki §§ 29-36 paragraflar), bu konuyu daha fazla incelemenin gereksiz olduğuna hükmetmektedir.
-
Hükümet, müdahalenin kamu düzeninin ve başkalarının haklarının korunmasını amaçladığını belirtmiştir. Başvuranlar, ihtilaf konusu tedbirin bu meşru amaçların gerçekleştirilmesi için alındığı hususuna itiraz etmemektedirler. Ayrıca Mahkeme, söz konusu müdahalenin daha önce belirtilen meşru amaçları izlediğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, somut olayda incelenmesi gereken başlıca konu, ihtilaf konusu cezaların demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır.
-
Mahkeme, başvuranların, 21 Aralık 2011 tarihinde, üyesi oldukları sendikal konfederasyonun çağrısı üzerine, Hükümet politikalarını protesto etmek amacıyla ulusal düzeyde gerçekleştirilen genel greve katıldıklarını kaydetmektedir. Başvuranlar, bu amaçla, diğer göstericilerle birlikte Adana’da yer alan bir meslek lisesi önünde toplanmışlar ve bu binanın dış cephesine, yapışkan bantlarla, üzerinde "Bu iş yerinde grev vardır" yazan bir afiş asmışlardır. Gösteri tamamen barışçıl olarak sürdürülmüştür. İdari makamların veya polisin kamu düzenini korumak için müdahale etmesini gerektirecek taşkınlıklar, hatta trafik konusunda bile herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Başvuranların bu alanı geçici olarak işgal ettikleri sırada, bu kurumun işleyişini herhangi bir şekilde aksattıkları da görülmemektedir.
-
Mahkeme ardından, söz konusu ulusal eylem günüyle ilgili olarak, önceden ulusal düzeyde yayımlanan bir deklarasyonla duyurulduğunu ve bunun yasaklanmadığını tespit etmektedir. Başvuranlar, bu eyleme katılarak barışçıl olarak toplanma özgürlüğü haklarını kullanmışlardır (Ezelin/Fransa, 26 Nisan 1991, § 41, A Serisi No. 202). Başvuranlar ayrıca, üyesi oldukları sendika konfederasyonu tarafından düzenlenen bu eylem gününe katılmış olmaları sebebiyle suçlanmamışlardır (aksi yönde bir karar için bk. Karaçay/Türkiye, No. 6615/03, 27 Mart 2007).
-
Mahkeme, Hükümetin, başvuranların bu şekilde gösteriye katılmaları sebebiyle değil, gösteri sırasında sergiledikleri belirli bir davranış, yani bir lisenin dış cephesine afiş asmaları sebebiyle cezalandırıldıklarına dair iddiasını kaydetmektedir. Mahkeme bununla birlikte, somut olayın koşullarında, ilgililere isnat edilen davranışın, barışçıl olarak toplanma özgürlüğü hakkının ilgililer tarafından kullanımından ayrı olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadır.
-
Mahkeme, özerk rolüne ve uygulama alanının özgüllüğüne rağmen, Sözleşme’nin 11. maddesinin, 10. madde ışığında da dikkate alınması gerektiğini hatırlatmaktadır. Düşüncelerin ve düşünceleri ifade etme özgürlüğünün korunması, Sözleşme’nin 11. maddesinde öngörülen toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün amaçlarından birini teşkil etmektedir (Stankov ve Organisation macédonienne unie Ilinden/Bulgaristan, No. 29221/95 ve 29225/95, § 85, AİHM 2001‑IX). Orantılılık, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında sıralanan zorunlulukların, sokakta veya başka bir kamusal alanda toplanan kişilerin düşüncelerini sözle, hareketle veya hatta sessizlikle özgürce ifade etmesi gerekleri ile dengelenmesini gerektirmektedir (daha önce anılan Ezelin, § 52 ve Fáber/Macaristan, No. 40721/08, § 41, 24 Temmuz 2012). Dolayısıyla, düşüncelerin ve düşünceleri ifade etme özgürlüğünün korunması, kamuya açık bir gösteriye katılan kişilerin düşüncelerini sözle, hareketle veya hatta sessizlikle özgürce ifade etmesini de kapsar.
-
Mahkeme, somut olayın koşullarına yönelerek, ihtilaf konusu afişin açılmasının da münhasıran gösteri kapsamına girdiğini tespit etmektedir. Başvuranların, kamuoyunun dikkatini genel greve çekmek ve bugüne katılımlarıyla ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla, binanın dış cephesini, gösteri süresince bu afiş için geçici olarak kullanmış olmaları dolayısıyla, bu afişin sergilenmesi, zamanla sınırlandırılmıştır (yukarıdaki 7. paragraf). Mahkeme, başvuranların görsel bir kirliliğe sebebiyet veren şiddet içeren bir afiş asmadıklarını ve binanın dış cephesine veya başka herhangi bir kamu malına zarar vermediklerini (afişin yapışkan bantlar yardımıyla yerleştirildiğini) gözlemlemektedir. İhtilaf konusu afişin içeriğinde, meşru olmayan veya halkı incitebilecek ya da şiddete teşvik edebilecek hiçbir şey bulunmamaktadır. Mahkeme ayrıca, söz konusu afişin asılmasının barışçıl olarak toplanma özgürlüğünün kullanımına bağlı bir unsur olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bu hakkın normal olarak kullanım şekline dâhil olduğu kanaatindedir (aksi yönde bir karar için bk. Barraco/Fransa, No. 31684/05, §§ 46-47, 5 Mart 2009).
-
Mahkeme ayrıca, sulh ceza mahkemesinin başvuranlar tarafından yapılan itirazları, para cezalarının, Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesine uygun olarak verildiği gerekçesiyle, reddettiğini gözlemlemektedir. Hâkim tarafından bu vesileyle yapılan denetimin, çok kısıtlı olduğunun tespit edilmesi zorunludur; söz konusu denetim, ilgililere isnat edilen fiillerin gerçekliğini doğrulamakla sınırlı kalmıştır. İtirazları inceleyen hâkimin, bir yandan barışçıl olarak toplanma hakkının başvuranlarca kullanılması ve diğer taraftan kamu düzeninin sağlanması ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi mevcut farklı menfaatleri dengelemeye çalıştığını gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır. Müdahaleyi haklı gösteren ‘‘ilgili ve yeterli’’ hiçbir gerekçe ileri sürülmemiştir. Üstelik yetkili hâkim, para cezalarının, başvuranların gösteriye katılmaları sebebiyle değil afiş asmaları sebebiyle verildiği kanaatine varmıştır.
-
Son olarak Mahkeme, başvuranların bu gösteriye katıldığını ve sendikaları tarafından verilen karara uygun olarak, bu sendikanın üyesi sıfatıyla, ihtilaf konusu afişi astıklarını kaydetmektedir. Hâlbuki Mahkeme, ihtilaf konusu para cezalarının, sendika üyelerini ve bu türden bir greve ya da sendikaların üyelerinin menfaatlerini savunmak için düzenlenen eylemlere meşru olarak katılmak isteyen herkesi, bunları yapmaktan caydıracak nitelikte olduğu kanaatindedir (bu anlamda bk. Urcan ve diğerleri/Türkiye, No. 23018/04 ve diğer 10 başvuru, § 34, 17 Temmuz 2008).
-
Mahkeme, Hükümetin, afişin asıldığı yerin bir eğitim kurumu olduğuna dair iddiasıyla ilgili olarak, burada kayda değer bir hususun söz konusu olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme bununla birlikte, başvuranların eğitimci olduklarını ve ihtilaf konusu gösterinin, Hükümetin eğitim konusundaki politikalarını protesto etmeyi amaçladığını gözlemlemektedir. Üstelik, afiş, kısa bir zaman aralığında, binanın dış cephesine asılmıştır ve afişin, bu binada eğitimi herhangi bir şekilde engellediğine dair bir görünüm yoktur. Mahkeme bu noktada, ihtilaf konusu para cezalarının, barışçıl olarak toplanma özgürlüğü hakkının başvuranlarca kullanımına bağlı olduğunu ve bu hakkın kullanımı üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğunu yinelemektedir.
-
Mahkeme, yukarıda belirtilenleri ve barışçıl olarak toplanma özgürlüğünün demokratik bir toplumda önde gelen konumunu dikkate alarak (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], No. 37553/05, § 142, AİHM 2015), başvuranlara verilen para cezalarının ‘‘demokratik bir toplumda gerekli’’ olmadığı sonucuna varmaktadır.
-
Dolayısıyla, Mahkeme Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince,
‘‘Şayet Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.’’
A. Tazminat
-
Başvuranların her biri, maddi tazminat olarak 1.000 avro ve manevi tazminat olarak 5.000 avro talep etmektedirler.
-
Hükümet, başvuranların taleplerine itiraz etmektedir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlali ile iddia edilen maddi zarar arasında belirgin bir illiyet bağı bulunduğunu düşünmektedir. Mahkeme, zararın miktarının, başvuranların ödemek zorunda kaldığı para cezasının miktarına eşdeğer olduğu kanaatindedir (Özbent ve diğerleri/Türkiye, No. 56395/08 ve 58241/08, § 60, 9 Haziran 2015). Dolayısıyla Mahkeme, bu bağlamda Akarsubaşı’na 200 avro ve Alçiçek’e 60 avro, yani ilgililer tarafından ödenen para cezalarının miktarlarının ödenmesine karar vermektedir.
-
Mahkeme, başvuranların manevi zarara ilişkin talepleriyle ilgili olarak, ihlal tespitinin, ilgililerin maruz kaldıkları manevi zarar için tek başına adil bir tazmin sağladığı kanaatindedir.
B. Masraf ve Giderler
-
Başvuranlar ayrıca, herhangi kanıtlayıcı bir belge sunmaksızın Mahkeme önünde yapmış oldukları masraf ve giderler için 5.223 avro talep etmektedirler.
-
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
-
Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuranın, ancak Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlayabilmesi durumunda, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir. Başvuranların taleplerini haklı gösterecek belge sunmamış olmaları sebebiyle, Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
- Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,
-
Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine,
-
İhlal tespitinin, başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için tek başına adil bir tazmin sağladığına,
-
a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, davalı Devletin başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Başvuran Mehmet Akarsubaşı’na, maddi zararı için her türlü vergiden hariç olarak 200 avro (EUR) (iki yüz avro),
ii. Başvuran Yalçın Alçiçek’e, maddi zararı için her türlü vergiden hariç olarak 60 avro (EUR) (altmış avro).
b) Söz konusu miktarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
- Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 23 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.