CASE OF DİNÇER v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

DİNÇER / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 17843/11)

KARAR

STRAZBURG

16 Ocak 2018

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Dinçer / Türkiye davasında,

Başkan

Robert Spano,

Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") Daire olarak toplanarak, 12 Aralık 2017 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (17843/11 No.lu) davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan Süleyman Dinçer’in ("başvuran"), 20 Şubat 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.

  2. Başvuran, Ankara Barosu’na bağlı olan Avukat C. Dumrul tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Özellikle başvuran, bir gösteriye katılması nedeniyle kendisine verilen para cezasından ve Sözleşme’nin 11. maddesiyle güvence altına alınan toplantı özgürlüğü hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.

  4. Başvuru, 5 Eylül 2014 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.

OLAY

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran, 1960 doğumludur ve Sinop’ta ikâmet etmektedir.

  2. Sinop Valiliği, 6 Ağustos 2004 tarihinde, barışın, güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla, şehrinde kamuya açık basın açıklamalarının düzenlenmesine ilişkin bir karar almıştır. Sinop Valiliği, vatandaşların günlük hayatının normal seyrini bozmaksızın ve kamusal barışı tehlikeye atmaksızın demokratik ve güvenli bir çevrede kamuoyuna açık basın açıklamalarının yapılmasına imkân sağlayan "serbest alanların" oluşturulduğunu belirtmiştir. Valilik, İl İdaresi hakkında 5442 Sayılı Kanun’un 9. maddesinin ç) bendi, 11. maddesinin c) bendi, 66. maddesine, 2911 Sayılı Kanun’un 6 ve 22. maddelerine ve Eski Ceza Kanunu’nun 526. maddesine dayanarak, kamu idareleri, kurumları, askeri ve adli kuruluşların önünde kamuoyuna açık basın açıklamalarının yapılmasını yasaklamış ancak sivil toplum örgütlerinin kendi binaları önünde açıklama yapmalarına izin vermiştir. Sonuç olarak, kamusal alan ile ilgili olarak, Valilik kamuoyuna açık basın açıklamalarına izin verilen ve şehrin merkezinde bulunan iki bölge belirlemiştir. Bu iki bölge, Uğur Mumcu Meydanı ve Şehitlik Anıtı’dır.

  3. Devlet memuru ve aktif sendikacı olan başvuran, 15 Haziran 2010 tarihinde, Devlet Memurları Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin bir yasa tasarısını protesto etmek için iktidarda olan AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) binası önünde Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu tarafından düzenlenen kamuoyuna açık basın açıklamasına yirmi kişiyle birlikte katılmıştır. 12.30-12.45 saatleri arasında gerçekleşen kamuoyuna açık basın açıklaması okunduktan sonra, göstericiler sessizce dağılmışlardır.

  4. Başvurana, 26 Haziran 2010 tarihinde, 6 Ağustos 2004 tarihli Vallik kararına aykırı davranması nedeniyle, Kabahatler hakkında 5326 Sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca, 143. Türk lirası (TRY) para cezasının kendisine verilmesine karar verilmiştir.

  5. Sinop Sulh Ceza Mahkemesi, 15 Mayıs 2011 tarihinde, bu kararın kanuna uygun olduğunu değerlendirerek, para cezasına ilişkin karar hakkında başvuran tarafından yapılan itiraz talebinin reddedilmesine karar vermiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI

  1. Toplantı ve Gösteri yürüyüşleri hakkında 2911 Sayılı Kanun’un ilgili hükümleri ("2911 Saylı Kanun" ve Kabahatler hakkında 5326 Sayılı Kanun ("5326 Sayılı Kanun"), (Akarsubası/Türkiye No. 70396/11, §§ 18 ve 24, 21 Temmuz 2015)) kararında yer almaktadır .

5326 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girdemen önce, karara aykırı olan davranışlar Eski Ceza Kanunu’nun 526. maddesi tarafından düzenlenmiştir.

  1. İçişleri Bakanlığı, 11 Haziran 2004 tarihinde, kamuoyuna açık basın açıklamalarına ilişkin bir genelgeyi kabul etmiştir.

Genelgede, bazı koşullar altında düzenenlen kamuoyuna açık basın açıklamalarının, ifade ve toplantı özgürlüğü haklarının kullanılması çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda bu hakların 2911 Sayılı Kanun’a bağlı olmadığı, emniyet güçlerinin kişilerin ve mülklerin güvenliğini ve olaylar sırasında kamu güvenliğini sağlaması gerektiği belirtilmektedir. Yukarıda belirtilen koşullarla ilgili olarak, Bakanlık kamuoyuna açık basın açıklamalarının bir saati aşmayacak şekilde gün içerisinde gerçekleşmesi gerektiği, basın açıklaması yapılırken araç trafiğinin engellenmesinin, çevreye zarar verilmesinin, günlük yaşamın olağan seyrinin bozulmasının ve şiddete başvurulmasının yasaklandığı ifade etmiştir. Katılanların sayısıyla ilgili olarak, Bakanlık tüzel kişiler için idari ve denetim organların toplam üye ve vekil sayısının beş katı ve dernekler için dernekler hakkında kanun tarafından öngörüldüğü şekliyle idari ve denetim organlarının üye ve vekil sayının beş katı olarak sınırlı olduğunu dile getirmiştir (yani seksen kişi).

  1. Bakanlık, gerektiği takdirde, sorumlu oldukları bölgelerde daha önce düzenlenen basın açıklamalarını inceledikten ve güvenlik zorunluluklarını değerlendirdikten sonra, valiliklerin kendileri tarafından hassas olarak tespit edilen kuruluşlar ve kamu kurumları çevresinde güvenlik sınırının belirlenmesi için yetkili olduklarını (Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, bazı yönetim binaları ve siyasi partiler) ve bu durumun kamuoyuna açık basın açıklamasına katılan kişilerin sayısına göre olduğunu eklemiştir. Bu bağlamda Bakanlık, ifade ve toplantı özgürlüğü hakkının kullanılmasına bağlı gösterilerin değerlendirilmesinde esnek davranılması gerektiği ve valiliklerin ile emniyet güçlerinin sivil toplumu ve büyümesini teşvik etmek amacıyla, yetkilerini kullanmaları gerektiğini belirtmiştir.

III. AVRUPA KONSEYİ BELGELERİ VE İLGİLİ ULUSLARARASI DİĞER BELGELER

  1. Somut olayda, 1 Temmuz 2014 tarihinde Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) Avrupa Konseyi tarafından yayımlanan "toplantı özgürlüğü” hakkında Venedik Komisyonu görüşlerinin derlemesi" başlıklı belgenin ilgili kısımları, aşağıdaki şekildedir:

4.2. Toplantı yapma özgürlüğüne zaman, mekan ve yöntem açısından uygulanan kısıtlamalar
Mekan, toplantı yapma özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. Toplantıyı düzenleyenlerin, toplantının amacına en uygun hizmet edecek mekânı seçme ayrıcalığı, toplantı yapma özgürlüğünün özünü oluşturan parçalardan birini teşkil eder. Kamusal alanlarda düzenlenen toplantılar, o alanın rutin kullanımına izin vermek zorunda olmamalıdır, zira kamusal alanların bir toplantı için kullanılmasının herhangi başka bir kullanım ile aynı meşruiyete sahip olduğu uzun bir süre önce kabul edilmiştir. Dahası, bir toplantının amacı sıklıkla belli bir konumla bağlantılıdır ve toplantı yapma özgürlüğü, toplantıyı hedef objesinin "görüp duyabileceği" mesafede gerçekleştirme hakkını da kapsamaktadır. ...

... Venedik Komisyonu, hangi mekânın toplantıya en uygun olacağını seçmenin toplantının düzenleyecilerine ait bir ayrıcalık olduğunun, zira anlamlı bir etki yaratabilmek için gösterilerin genellikle ilgi çekebilmek adına belli yerlerde yapılmaları gerektiğinin (Almancada buna "Apellwirkung" denmektedir) altını çizmektedir. Etkinliğin mekânını seçmede toplantı düzenleyicilerinin özgürlüğüne saygı bir norm olmalıdır. Barışçıl toplantı hakkının uygulanmasını kolaylaştırmak ve muhafaza etmek Devletin görevidir...

4.3 Toplantı mekânlarının Devlet yetkilileri tarafından belirlenmesi

... Yukarıda belirtiltiği üzere, tüm kamusal alanlar toplantı düzenlenmesi için açık ve mevcut olmalıdır ve bu nedenle, toplantı düzenlemek için alanların resmi bir şekilde belirlenmesi, toplantıların düzenlenmesine uygun alanları sadece belirlenmemiş olmaları nedeniyle hariç tuttuğundan, kaçınılmaz olarak toplantı düzenlemek için kullanılabilecek mekânların sayısını kısıtlamaktadır. Toplantının düzenleneceği mekâna uygulanabilecek tek meşru kısıtlama, yalnızca tehlikeli alanlar ve kamuya kapalı tesislere ilişkindir."

  1. 4 Haziran 2010 tarihinde kabul edilen ve Venedik Komisyonu ile istişarede bulunan Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (AGİT) için toplantı özgürlüğü hakkında danışma topluluğu tarafından düzenlenen barışçıl toplantı özgürlüğüne ilişkin kılavuzun somut olayda ilgili kısımları şu şekildedir (CDL‑AD (2010)020):

" Toplanmadan önce zorunlu kılınan kısıtlamalar ("daha önceki kısıtlamalar")

  1. (...) Bu kısıtlamalar, "saat, yer ve koşul" veya genel yasaklara ilişkin kısıtlama şeklinde olabilmektedir. Bununla birlikte, belirli saatlerde veya bölgelerde toplanmayı yasaklayan genel kapsama ilişkin yasal hükümler, belirli bir toplantı için kısıtlamalara kıyasla daha ayrıntılı bir gerekçelendirme gerektirmektedir. Her özel durumun koşullarını dikkate almanın mümkün olmadığı değerlendirilererek, yasada bu tür genel hükümlerin eklenmesi (ve uygulanması) zorunlu sosyal ihtiyacın varlığının kanıtlanabilmesi haricinde orantısız olarak anlaşılabilmektedir. Strazburg Hâkimlerinin karar verdiği gibi "makamlar nezdinde kullanılan ifadeler veya bazı bakış açılarından şok edici ve kabul edilemez ve dahası söz konusu gerekliliklerin yasalara aykırı olarak anlaşılan demokratik ilkelerin reddedilmesi ya da şiddete teşvik durumları dışında, toplantı ve ifade özgürlüğünü bertaraf etmeyi hedef alan önleyici nitelikteki radikal tedbirler demokrasiye zarar vermekte dahası sıklıkla tehlikeye atmaktadır."

HUKUKÎ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, kendisine verilen para cezasının, Sözleşme’nin 9, 10 ve 11. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

  2. Olay ve olguların hukukî nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, bu şikâyetin yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır (Akarsubaşı/Türkiye, No. 70396/11, § 28, 21 Temmuz 2015). Söz konusu madde şu şekildedir:

"1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkı- na sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir."

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında

  1. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında, ciddi bir zararın bulunmadığına ilişkin bir itiraz tespit etmektedir. Hükümet, verilen para cezasının 143 TRY olduğunu ve bu tutarın başvuran için ciddi bir zarar teşkil etmediğini belirtmektedir. Hükümet, para cezasının uygulandığına ilişkin ilgilin sabıka kaydında hiçbir bilginin bulunmadığını eklemektedir. Hükümet, Kılıç ve diğerleri/Türkiye (No.33162/10, 3 Aralık 2013) ve Görgün/Türkiye (No.42978/06, 16 Eylül 2014) atıfta bulunarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde öngörülen iki koruma şartlarının, somut olayda yerine getirildiğini değerlendirmektedir.

  2. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde öngörülen kabul edilebilirlik kriterinin, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alanın hakların hukuki korunmasının, Avrupa düzeyinde sağlanması olan özel görevine yoğunlaşmasına imkân tanınması amacıyla önemsiz nitelikteki başvuruların ivedi bir şekilde uygulanmasına teşvik edilmesi için oluşturulduğunu hatırlatmaktadır (Stefanescu/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11774/04, § 35, 12 Nisan 2011 ve Liga Portuguesa de Futebol Professional/Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 49639/09, § 35, 3 Nisan 2012). “Hâkim ehemmiyetsiz meselelerle uğraşmaz” (“deminimis non curat praetor”) ilkesine göre, salt hukuki açıdan bir hak ihlali ne denli gerçek olursa olsun, yeni kabul edilebilirlik koşulunun, uluslararası bir mahkeme tarafından incelemeyi haklı göstermek amacıyla asgari ağırlık eşiğine ulaşması gerektiği yönündeki görüşe atıfta bulunmaktadır (Korolev/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 25551/05, 1 Temmuz 2010). Hak ihlalinin böyle bir eşiğe ulaşıp ulaşmadığını incelemek amacıyla özellikle, ihlal edildiği iddia edilen hakkın niteliği, iddia edilen hak ihlalinin ağırlığı ve/veya ihlalin başvuranın kişisel durumu üzerindeki muhtemel sonuçları gibi unsurları göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Mahkeme, bu tespitlerinin değerlendirilmesi çerçevesinde, özellikle ulusal yargılamanın konusunu veya sonucunu inceleyecektir (Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 75, 28 Ekim 2014).

  3. Somut olayda, Mahkeme, başvurana verilen para cezasının ilk bakışta (a priori) son derece yüksek olmadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, bu mali boyutun ötesinde, başvuranın aktif bir sendikacı olduğunun altının çizilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, iddia edilen ihlalin, ihtilaf konusu para cezasının diğer sendikal faaliyetlere ceza verilmesi korkusundan katılmaktan vazgeçme ihtimalinin yüksek nedeniyle, gösteri yapma özgürlüğü hakkını kullanması üzerinde önemli bir etkisi olması muhtemeldir.

  4. Yukarıda belirtilenler ışığında ifade özgürlüğü gibi barışçıl toplantı özgürlüğünün son derece önemli olması nedeniyle, demokratik toplumun temellerinden birini teşkil etmektedir (bk., diğer kararlar arasında Lashmankin ve diğerleri/Rusya, No. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 142, 7 Şubat 2017), Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın "ciddi bir zarara" maruz kalıp-kalmadığını tespit edemez (Berladir ve diğerleri/Rusya, No. 34202/06, § 34, 10 Temmuz 2012). Dolayısıyla, mevcut şikâyet Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi uyarınca, kabul edilemez olarak karar verilemez. Ayrıca Mahkeme, bu noktada Hükümetin itirazını reddetmektedir.

  5. Öte yandan Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) beni anlamında, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

B. Esas Hakkında

  1. Tarafların İddiaları
  1. Başvuran, Valilik kararının barışçıl toplantı özgürlüğünün keyfi bir şekilde sınırlandırdığını iddia etmektedir. Başvuran, 15 Haziran 2010 tarihli gösterinin tamamen barışçıl olduğunu belirtmektedir. Başvuran, iktidarda olan parti AK Parti binasının önünde basın açıklaması yapılmasının, Hükümetin eylemlerine itiraz etmek için gösterinin amacı olarak görüldüğünü ifade etmektedir. Başvuran, farklı bir bölgede bu basın açıklamasının yapılmasının, gösterinin anlamsız hale geleceği kanaatine varmaktadır. Başvura, AK Parti binasının önünde her türlü gösteriyi bertaraf eden söz konusu kısıtlamanın, barışçıl toplantı özgürlüğünün özünü ihlal edebileceğinden şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran toplantı özgürlüğü hakkının, gösterinin amacına ulaşması için en uygun bölgenin seçilmesi hakkını kapsadığını belirtmektedir. Başvuran, makamların müdahele edilmeksizin kamuoyuna basın açıklaması yapılmasına izin vermiş olsada, yirmi kişiden oluşan göstericilerin para cezasına mahkûm edildiklerini dile getirmektedir. Başvuran, bu durumun kendisini aynı bölgede diğer gösterilere katılmaktan vazgeçirdiğini eklemektedir.

  2. Ardından, başvuran aktif bir sendikacı olduğunu ve Sözleşme ile güvence altına alınan bir hakkın kullanılması durumunda kendisine para cezası verilmesinden endişe duyduğunu belirtmektedir. Başvuran, barışçıl bir toplantıya katılması nedeniyle, ceza verilmesinin aktif sendikacılar üzerinde bir baskı oluşturduğunu ve bu sendikacıların olası bir şekilde ceza verilmesiyle, kendilerini tehdit altında hissettiklerini ifade etmektedir.

  3. Ayrıca başvuran, söz konusu gösteri gibi on beş dakika boyunca yirmi kişiyi toplayan barışçıl bir toplantının güvenlik için bir tehlike teşkil etmediğini ve vatandaşların günlük hayatlarını rahatsız etmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla, başvuran ihtilaf konusu cezanın demokratik bir toplumda gerekli olmadığı ve zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı kanaatine varmaktadır.

  4. Öncelikle Hükümet, bu konuda Mahkeme İçtihadına atıfta bulunarak karşılık vermektedir. Hükümet, bu içtihada göre, bölgeyle ilgili olarak Yüksek Sözleşmeci Tarafların, toplantı düzenlenmesi için daha önce bildirime veya bir izne ya da kısıtlamalara tabi tutulmalarının Sözleşme’nin 1. maddesinin ruhuna aykırı olmadığını belirtmektedir. Hükümet, Mahkeme’nin Skiba/Polonya ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10659/03, 7 Temmuz 2009) davasında benzer bir konuyu incelediğini ifade etmektedir. Hükümet, Mahkeme’nin İçtihadına göre, daha önce bildirim olmaksızın yapılan toplantı veya yürüyüşün düzenlenmesi ve polisin söz konusu gösteriyi dağıtmaması ve göstericilerin kendilerini ifade etme imkânı bulması halinde, ardından yasal gerekliliklere riayet edilmediğinden verilen para cezasının, Sözleşme’ye aykırı olmadığını eklemektedir.

  5. Ardından, Hükümet somut olayda göstericilerin dağıtılması için polisin müdahalesinin olmadığını ve başvuranın Valilik kararına aykırı davaranması nedeniyle kendisine para cezası verildiğini belirtmektedir.

  6. Hükümet, mevcut başvuru çerçevesinde uygulanan mevzuatın, Bakanlık genelgesinin ve Valilik kararının gereken hassasiyet, açıklık ve öngörülebilirlik ihtiyacını karşıladığını, erişebilir ve anlaşılabilir olduğunu dile getirmektedir. Hükümet, verilen para cezasının kamuoyu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için meşru amaçlar izlediğini savunmaktadır. Hükümet, bu nedenle basın açıklamasını izin verilen bölgelerı dışında tutarak, başvuranın da aralarında bulunduğu göstericilerin gösteriye katılmayan ve kamuya ait yolları kullanmak isteyen kişilerin günlük hayatın etkilenmesine neden olduğu kanaatine varmaktadır. Hükümet, başvurana verilen cezanın "zorunlu sosyal ihtiyacı" karşıladığını eklemektedir.

  7. Yine Hükümet, izin verilmeyen bir bölgede gösterinin düzenlenmesine rağmen, başvuranın bir engelle karşılaşmadığını veya bu olay sırasında yetkililerin müdahalesiyle karşılaşmadığını belirtmektedir. Hükümet, sonradan gelen (a posteriori) göstericilerin görüşlerini özgürce ifade etmeleri için para cezasının engellemediğini ancak göstericilerin bu gösteriyi yapabileceklerini ve para cezasının bu tür bir amacının olmadığını eklemektedir. Bu bağlamda, Hükümet müdahalenin amacının kamu düzeninin yeniden sağlanmasını belirtmektedir.

  8. Hükümet, verilen para cezasının tutarına atıfta bulunarak, izlenen amaç ile dayatılan para cezası arasında orantılılık ilişkisi olduğunu savunmaktadır.

  9. Ardından Hükümet, ulusal makamların basın açıklaması sırasında sunulan görüşlerden rahatsızlık duymadıklarını ve başvuran hakkında engelleyici bir etkisi olması muhtemel bir davranış benimsemediklerini ifade etmektedir. Hükümet, yetkililerin gösterilerin barışçıl yollarla yürütülmesinin ve bütün vatandaşların güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması yükümlülüğü ile uygun bir tutum sergilediklerini değerlendirmektedir.

  10. Hükümet, kamuoyuna açık gösterilerin düzenlenmesi konusunda ön idari usullere başvurulmasının, çatışan menfaatler arasında bir dengenin kurulması için üye Devletlerde sıradan bir uygulama olduğunu ifade etmektedir. Hükümet, Éva Molnár/Macaristan (No. 10346/05, § 43, 7 Ekim 2008) davasına atıfta bulunmaktadır. Hükümet, başvuran verilen para cezasının, ilgiliyi toplantı özgürlüğünü kullanmasını engelleyecek nitelikte bir ceza olmadığını eklemekte ve para cezası tutarının ilgiliye Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında, "ciddi bir zarara" neden olmadığını yinelemektedir. Hükümet, bu para cezasının verilmesine rağmen, başvuranın birçok gösteriye katıldığını ve yetkililerin müdahele etmeksizin toplantı özgürlüğü hakkını kullandığını belirtmektedir. Dolayısıyla, Hükümet para cezasının başvuranın üzerinde caydırıcı etkisinin olmadığını ve izlenen amaçı ile kullanılan yöntemin arasında bir orantılılık bulunmadığını değerlendirmektedir.

  11. Hükümet, yeniden Éva Molnár (ibidem) davasına atıfta bulunarak, yetkililerin başvuranın toplantı özgürlüğü hakkı ile ilgili olarak, gereken hoşgörüyü gösterdiklerini savunmaktadır. Hükümet, başvurana para cezasının verilmesinin, her halükârda ilgilinin toplantı özgürlüğünü kısıtlayabilecek bir uygulama olmadığı sonucuna varmıştır. Bu bağlamda Hükümet Skiba (yukarıda belirtilen karara) atıfta bulunmaktadır.

  1. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
  1. Mahkeme, başvurana idari bir makam tarafından kabul edilen düzenleyici kararlara riayet edilmemesinin cezalandırılması konusunda 5326 Sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca ihtilaf konusu para cezasının verildiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme aslında 6 Ağustos 2004 tarihli Valilik kararının söz konusu müdahalenin yasal dayanağını teşkil ettiği kanaatine varmakta zira, başvuran bu karara aykırı davranması nedeniyle cezalandırılmıştır.

  2. Mahkeme, bu karar arasında Valiliğin özellikle 2911 Sayılı Kanun’un 6. maddesine dayanarak, Sinop ilinde kamuoyuna açık basın açıklamalarının yapılmasını düzenlediğini tespit etmektedir. Kamu binalarıyla ilgili olarak genel bir yasağı açıkça belirttikten sonra, Valilik kamusal alanda kamuoyuna açık basın açıklamalarının yapılmasına izin verilen iki bölge belirlenmiştir.

  3. Mahkeme, Valiliğin kamuoyuna açık basın açıklamalarını iki bölge olarak sınırlandığını kaydetmektedir. Dolayısıyla kendisi tarafından izinsiz bölgelerde ihtilaf konusu gösteri gibi, yapılan basın açıklamalarının karara aykırı olarak değerlendirilmektedir ve başvuran gibi gösteriye katılan kişilere bir ceza verilme olasılığına yol açabilmektedir.

  4. Mahkeme, olayın gerçekleşmesinden önce, düzenleyici makam tarafından dayatılan ve genelleştirilmiş toplantı özgürlüğünün kısıtlanmasının söz konusu olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda bu tür bir kısıtlamasının, belirli bir gösteriyi hedef alan kısıtlamalar için gerekenlere nazaran daha ayrıntılı bir gerekçelendirme gerektirdiği kanaatine varmaktadır. Zira Mahkeme, her belirli durumun koşullarını dikkate almamaktadır. Genelleştirilmiş bu tür kısıtlamaların uygulanması, zorunlu sosyal ihtiyacın varlığı kanıtlanmadıkça orantısız olarak anlaşılabilmektedir. Üstelik, bütün kamusal alanlar ilk olarak kamuoyuna açık toplantıların düzenlenmesi için açık ve kullanilabilir olması gerekmektedir. Bazı alanların belirlenmesi, uygun alanların bu tür olaylar için yalnızca devlet yetkilileri tarafından belirlenmemesi nedeniyle, bu alanları kullanma imkânını bertaraf ederek bir gösteri için kullanılabilecek kamusal alanların sayısını kaçınılmaz bir şekilde sınırlandırmaktadır (bk., bu bağlamda, toplantı özgürlüğü hakkında Venedik Komisyonu’nun görüşlerinin derlemesi ve Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın kılavuzu ve barışçıl toplantı özgürlüğü hakkında Venedik Komisyonu’nun görüşlerinin derlemesi, yukarıda 13.-14. paragraflar).

  5. Mahkeme, Hükümetin kamu düzenine ihlal teşkil edecek nitelikte geçmişte yaşanan olayların varlığını iddia etmediğini ve bu tür bir kısıtlamayı haklı gösterecek güvenlik değerlendirmesi hakkında aydınlatıcı bilgiler sunmadığını da kaydetmektedir. Ayrıca Hükümet, iki bölgede kamuoyuna açık basın açıklamasının yapılmasını kısıtlayan genel tedbirin, hedeflenen meşru amaca ulaşmak için en pratik yöntem olduğu ve her durumun incelenmesine imkân sağlayan ve yalnızca düzeni bozma tehlikesi oluşturabilecek kamuoyuna basın açıklamalarını hedef alan mevzuatın neden gerekli olduğu konusunda bir açıklamada bulunmamıştır (bk., mutatis mutandis, yukarıda belirtilen Lashmankin ve diğerleri § 436).

  6. Öte yandan Mahkeme, söz konusu kısıtlamanın uygun adli bir inceleme konusu olmadığını tespit etmektedir. İtiraz başvurusu çerçevesinde, sonradan (a posteriori) gerçekleşen adli denetimin kapsamı, çok sınırlı kalmıştır. Söz konusu denetim, 5326 Sayılı Kanun’un 32. maddesi bağlamında, para cezasının görünür yasallığının incelenmesinden ibaret olmuştur. Mahkeme, idari para cezası verilmesine ilişkin karara karşı itirazda bulunmak için Sulh Ceza Mahkemelerine başvurulması hakkında, bu mahkemelerin müdahalenin gerekliliğinin ve orantılılığının incelenmesinin yasal yükümlülüğünün bulunduğu konusunda şüphe etmektedir. Ayrıca Mahkeme, başvuranın toplantı özgürlüğünü kullanma hakkının, ilgili tarafından edilen itirazın incelenmesi sırasında dikkate alındığından tatmin olmamıştır (bk., bu anlamda, Novikova ve diğerleri/Rusya, No. 25501/07 ve diğer 4 başvuru, §§ 187‑188, 26 Nisan 2016).

  7. Ayrıca, Mahkeme belirli bölgelerde, 6 Ağustos 2004 tarihli Valilik kararında belirtildiği şekliyle, basın açıklamasının yapılacağı çevrede kamuoyuna açık basın açıklamasının yapılması konusunda daha fazla özgürlük öneren Bakanlık genelgesi ile istenilen açıkça hoşgörü ruhuna aykırı bir yönde ilerlediğini kaydetmektedir. Şayet bu genelge, valiliklere bazı binaların çevresinde yasaklanan bir bölgeyi sınırlandırma imkânı konusunda takdir yetkisi verse ve yalnızca bu tür bir sınırlamanın güvenlik nedenleriyle gerekli olduğu ortaya çıksa bile (yukarıda 11. paragraf), genelge belirli yerlerde açıklamalara sınırlama getirilmesini öngörmemektedir.

  8. Davanın koşullarını inceleyen Mahkeme, ihtilaf konusu gösterinin yirmi kişinin katılımıyla ve en fazla yirmi dakika süren kamuoyuna basın açıklamasının okunması şeklinde yürütüldüğünü gözlemlemektedir. Tamamen barışçıl bir gösteri söz konusudur. Göstericiler, gösterinin hiçbir sırasında kamu düzeni için herhangi bir tehdit oluşturmamışlardır. Kısacası göstericilerin kamuya ait yolu işgal ederek trafiği engelledikleri tespit edilmemiştir. Ayrıca AK Parti binasına giren veya çıkan halka veya kişilere karşı düşmanca hareketlerde bulunulmamıştır.

  9. İhtilaf konusu kısıtlamanın, kamuoyuna açık basın açıklamalarının özgürce düzenlenebileceğiyle ve dolayısıyla daha önce bildirmenin yasal gerekliliğe uygunluğunun gerektirmediğiyle ilgili olduğu doğru ise, Mahkeme bununla birlikte bu tek koşulun Mahkeme’nin ulaştığı tespiti yeniden söz konusu edemeyeceği kanaatine varmaktadır. Mahkeme, bu bağlamda Hükümetin ihtilaf konusu gösterinin, somut olayda daha önce bildirim usulüne riayet edilmesi halinde, söz konusu bölgede gerçeklebileceği konusunda hiçbir açıklamada bulunmadığını kaydetmektedir.

  10. Ayrıca Mahkeme, ihtilaf konusu para cezasının başvuranı protesto gösterilerine katılmaktan ve sendikal hayatta aktif katılımı sürdürmekten vazgeçirir nitelikte olduğu ve bu sendikaları ve halkı gösterilere katılmalarını ve daha genel bir şekilde açık siyasi bir tartışmaya katılmalarını engelleyerek bu diğer sendikalar ve genel halk için güçlü bir yüksek caydırıcı potansiyeli olabileceği kanaatine varmaktadır.

  11. Sonuç olarak, Mahkeme Hükümetin izin verilmeyen bir alanda kamuoyuna açık basın açıklamasına katılması nedeniyle, başvurana para cezası verilmesinin, kendisi tarafından belirtilen meşru amaçlarla orantılı olduğunu ikna edici bir şekilde göstermediğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla, ihtilaf konusu para cezasının verilmesinin, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında, gerekli olduğu şeklinde değerlendirilemez. 44. Dolayısıyla, Mahkeme Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,

"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."

A. Tazminat

  1. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi tazminat olarak 5.000 avro (EUR) talep etmektedir. Ayrıca başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi tazminat olarak kendisi tarafından ödenen para cezası turarının geri ödenmesini talep etmektedir.

  2. Hükümet, başvuranın taleplerini kabul etmemektedir.

  3. İddia edilen tazminat ile ilgili olarak, Mahkeme başvurana söz konusu para cezasının mevcut tutarına tekabül eden 60 EUR tutarının ödenmesine karar vermiştir (Özbent ve diğerleri/Türkiye, No. 56395/08 ve 58241/08, § 60, 9 Haziran 2015).

  4. Manevi tazminat olarak başvuranın talepleriyle ilgili olarak, Mahkeme ihlal tespitinin, kendi başına ilgili tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli bir adil tazmin teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.

B. Masraf ve Giderler

  1. Ayrıca, başvuran Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderlerin geri ödenmesini talep etmektedir. Başvuran, 2.890 Türk lirası (TRY) tutarında ve çeviri masraflarına tekabül eden 300 TRY tutarında bir makbuz sunmuştur.

  2. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.

  3. Mahkeme’nin İçtihadına göre, bir başvuranın Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir.

Somut olayda, sahip olduğu belgeleri ve İçtihadını dikkate alarak Mahkeme, kendi önündeki yargılama için 800 avro tutarının makul olduğu kanaatine varmış ve başvurana ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğuna karar vermiştir

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

  2. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;

  3. İhlal tespitinin, kendi başına başvurann tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli bir adil tazmin teşkil ettiğine;

a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davalı devletin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvurana aşağıdaki tutarların ödenmesine;

i. ödenmesi gereken her türlü gergi tutarı hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak 60 EUR (altmış avro),

ii. ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 800 EUR (sekiz yüz avro),

b) Söz konusu tutara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

  1. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 16 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley Naismith Robert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim