CASE OF ŞEHMUS EKİNCİ v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ŞEHMUS EKİNCİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 15930/11)
KARAR
STRAZBURG
27 Mart 2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Şehmus Ekinci / Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Mart 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
- Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (15930/11 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Şehmus Ekinci’nin (“başvuran”) 8 Aralık 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
- Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Aydınkaya tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
- Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerine dayanarak, kendi ifadesine göre, muzdarip olduğu psikiyatrik sorunlar nedeniyle zorunlu askerlik hizmetini yapmaya elverişli olmamasına rağmen, bu askerlik hizmetini yapmaya zorlanmasından şikâyet etmiştir. Başvuran ayrıca, tazminat talebini inceleyen Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (“Yüksek Mahkeme”) bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
- Başvuru, 19 Eylül 2013 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
-
DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuran, 1983 doğumludur ve Batman’da ikamet etmektedir.
-
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından 1 Kasım 2001, 8 Ocak 2002 ve 2 Eylül 2004 tarihlerinde düzenlenen tıbbi raporlara göre, başvuran, psikotik bozukluklardan muzdarip idi.
-
Batman Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 23 Kasım 2006 tarihli tıbbi raporda, başvuranın muzdarip olduğu katatonik tip şizofreni nedeniyle engellilik oranı %70 olarak değerlendirilmiştir.
-
Bu koşullarda, başvuranın zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmesi için katılması gereken askerlik yoklaması 2008 yılında yapılmıştır.
-
15 Şubat 2008 tarihinde, başvuran, askeri birliğe katılmadan önce, olağan tıbbi muayene prosedürüne tabi tutulmuştur. Söz konusu prosedür, diğerlerinin yanı sıra, psikolojik bir muayeneyi de kapsamıştır. Başvuran, yetkilileri, psikiyatrik sorunlarından haberdar etmiştir. Diyarbakır Askeri Hastanesinde görevli psikiyatrist, başvuranın gerçekte psikotik bir bozukluktan muzdarip olduğu kanısına varmıştır. Söz konusu psikiyatrist, raporunda, başvuranın “ilaç alınmasının ardından remisyonda tek akut psikotik fazdan” muzdarip olduğunu kaydetmiş ve ilgilinin askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişli olduğuna, ancak bu görevi komando olarak yapamayacağına karar vermiştir. Söz konusu psikiyatrist, başvuranın, askerlik hizmeti sırasında, düzenli şekilde ve koruyucu olarak, isimleri raporda belirtilen ilaçlarını almaya devam etmesi gerektiğini eklemiştir.
-
18 Şubat 2008 tarihli yazıyla, başvuran, askeri idareye başvurarak, yukarıda belirtilen karara itiraz etmiştir. Başvuran, kendi düşüncelerini özellikle şu ifadelerle dile getirmiştir:
“Psikotik bozukluklar nedeniyle on yıldan beri ve bipolar bozukluklar nedeniyle dört yıldan beri takip ediliyorum. Size Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden gelen ve hakkımda düzenlenen tıbbi raporları ekte sunuyorum. Diyarbakır Askeri Hastanesi Doktoru, askerlik hizmetini yapmaya elverişli olduğum kanısına varmıştır. Oysa tıbbi dosyalardan, üç [psikiyatrik] hastalığımın (psikoz (eksen 1 [major klinik bozukluk]), bipolar affektif bozukluk ve katatonik tip şizofreni) bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Diyarbakır Askeri Hastanesinin kararına itiraz ediyorum. Bir başka askeri hastanede muayene edilmek istiyorum.”
- Askeri idare, bu talebe olumlu bir yanıt vermemiştir.
- Başvuran, 21 Şubat 2008 tarihinde, Antalya’da askerlik eğitimine başlamıştır.
- Başvuran, 4 Mart 2008 tarihinde, Isparta Askeri Hastanesine, ardından da Ankara’da Etimesgut Askeri Hastanesine sevk edilmiştir.
- 14 Mart 2008 tarihinde, Etimesgut Askeri Hastanesi tarafından bir tıbbi rapor düzenlenmiştir. Doktorlar, başvurana psikotik bozukluk teşhisi koymuşlar ve iki ay süreyle ilgilinin askerlik görevinin askıya alınmasına karar vermişlerdir. Doktorlar aynı zamanda, ilgiliye ilaç tedavisini reçete etmişlerdir.
- İki ayın sonunda, başvuran kışlasına geri dönmüştür.
- Başvuran, 5 Haziran 2008 tarihinde, yeniden Isparta Askeri Hastanesine sevk edilmiştir. Doktorlar, psikotik bozukluk nedeniyle, başvuranın askerlik görevinin bu defa üç ay süreyle yeniden askıya alınmasına karar vermişlerdir. Doktorlar, başvuranın düzenli şekilde ilaç tedavisi almaya devam etmesini tavsiye etmişlerdir.
- Üç ayın sonunda, başvuran kışlasına geri dönmüştür.
- Dosyada belirtilmeyen bir tarihte, ilgili, kontrol için İzmir Mevki Askeri Hastanesine gitmiştir. 22 Ekim 2008 tarihli raporda, bu hastanenin doktorları, ilgilinin İstanbul’da GATA Askeri Hastanesinin psikiyatri kliniğine sevk edilmesine karar vermişlerdir. Söz konusu sevk işlemi, 25 Ekim 2008 tarihinde gerçekleştirilmiş ve başvuran hastaneye yatırılmıştır. Bu tarihten itibaren, başvuran kışlasına geri dönmemiştir.
- 1 Aralık 2008 tarihinde, GATA Askeri Hastanesi doktorları, bir ay süreyle ilgilinin askerlik görevinin askıya alınmasına karar vermişlerdir.
Raporun somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:
“Hastaneye geldiğinde, hastanın anlaşılır fikirleri bulunmamaktaydı ve sözleri tutarlı değildi. Hastanın kendisiyle iletişim kurmak mümkün olmamıştır.
Hastanın anne babasıyla yapılan görüşme ve tıbbi raporlar, ilgilinin on yıl önce teşhis edilen psikotik bozukluklardan muzdarip olduğunun ve dört yıldan beri bipolar olduğunun anlaşılmasına imkân vermektedir. Askeri birliğe katılmasının ardından, ilgiliye yönelik tedavinin takibi aksatılmıştır. İlgili, anlaşılmaz davranışları ve kışlada sarf ettiği tutarsız sözleri nedeniyle farklı askeri hastanelere sevk edilmiştir.
İlgilinin üstleri tarafından 20 Ekim 2008 tarihinde düzenlenen raporda, ilgilinin mesafeli ve soğuk olduğu ve saldırgan bir tutum sergilediği belirtilmektedir. İlgilinin tuhaf davranışları bulunmaktadır. İlgili, güvensizdir. İlgili, arkadaşlarıyla anlaşamamaktadır. İlgili, kendisine verilen görevleri yerine getirememektedir. İlgili, askeri birlik bünyesinde huzursuzluk yaratmaktadır.
Hastanemizde uygulanan antipsikotik ilaç tedavisinin olumlu etkileri olmuştur. İlgili, davranış ve düşüncelerine daha iyi yön verebilmektedir. İlgili, daha girişkendir ve daha fazla işbirliği yapmaktadır.
İlgili, yeniden muayene edilmiştir. Hasta, ayaktadır. Yaşını göstermektedir. İlgili, yeterince dikkatli değildir. İlgili, kendi etrafında olup bitenlerle yeterince ilgilenmemektedir. İlgili, garip hareketler yapmaktadır. İlgili, [önceki muayeneye göre] daha fazla konuşmaktadır. Sesi az duyulmaktadır. İlgili, girişken değildir. İlgiliyle iletişim kurmak zordur. İlgili, az uyuduğunu belirtmektedir. İlgili, az yediğini söylemektedir. İlgili, çabuk rahatsız olmaktadır. İlgili, unutkanlık yaşamaktadır. İlgili, davranışlarına yön verememektedir. Klinik zekâsı yeterlidir. Muhakeme yeteneği yetersizdir. İlgilinin karışık düşünceleri bulunmaktadır.
Teşhis: Psikotik bozukluklar.
Karar: Askerlik görevinin bir ay süreyle askıya alınması.
Tedavi: Düzenli olarak aşağıda [listelenen] ilaçların alınması (...)”
- Başvuran, 20 Aralık 2008 tarihinden 25 Aralık 2008 tarihine kadar Diyarbakır Askeri Hastanesinde yatmıştır. Psikiyatristler tarafından bir tıbbi rapor düzenlenmiştir. Psikiyatristler bilhassa, şu hususları kaydetmişlerdir:
“Hasta, herhangi bir şikâyetinin olmadığını söylemektedir.
Tıbbi muayene, hastanın [psikiyatrik] hastalığının ilerlemeye devam ettiğinin ve kronik hale geldiğinin anlaşılmasına imkân vermektedir.
Teşhis: Kronik psikotik bozukluklar.
Karar: İlaç tedavisinin takibi.
Tedavi: Düzenli olarak aşağıda [listelenen] ilaçların alınması (...) ve önerilen psikiyatrik takip”
-
Başvuranın askeri birliğe katılması sırasında 15 Şubat 2008 tarihinde kendisini muayene eden psikiyatrist de tıbbi görüş sunmuştur. Söz konusu psikiyatrist, ilgilinin bipolar bozukluk geçmişine sahip olduğunu, ancak bu hastalığın, Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin hastalık veya arızalar listesinde ayrıca bir hastalık olarak özellikle belirtilmediğini tespit etmiştir. Psikiyatrist, psikotik bozuklukların söz konusu olduğunu kaydettiğini ifade etmiş, ancak muayene sırasında, ilgilinin hastalığının aktif fazında olmadığını belirtmiştir. Psikiyatrist, başvuranın ilaç alınmasının ardından remisyonda olması nedeniyle askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişli olduğu kanaatine varmıştır. Psikiyatrist, başvuranın hastalığının ilerlemesinin, ilgilinin askerlik hizmetini yapmaya elverişsiz hale gelmesine yol açtığını eklemiştir.
-
8 Nisan 2009 tarihinde, GATA Askeri Hastanesinin doktorları, başvuranın muzdarip olduğu kronik psikotik bozukluklar nedeniyle, ilgilinin 25 Aralık 2008 tarihinden itibaren askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişsiz olduğuna karar vermişlerdir.
-
Başvuran, avukatı aracılığıyla, kendi ifadesine göre, askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişli olmadığı halde bu görevi yapmaya zorlandığı gerekçesiyle tazminat talebiyle Savunma Bakanlığına başvurmuştur.
-
İdare, sessiz kalmış ve bu durum, talebin zımnen reddi anlamına gelmiştir. Böylelikle başvuran, Yüksek Mahkemeye başvurarak, Savunma Bakanlığına karşı tam yargı davası açmıştır.
-
İdare, cevap olarak sunduğu görüşlerinde, başvuranın olağan tıbbi muayene prosedürü sırasında hastalığının aktif fazında olmadığını, ilgilinin ilaç alması sayesinde remisyonda olduğunu, dolayısıyla ilgilinin askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişli olduğunu, ancak bu görevini komanda olarak yapamayacağını, kendisine koruyucu olarak askerlik hizmeti boyunca alınması gereken ilaçların reçete edildiğini ve ilgilinin söz konusu görevin yerine getirildiği süre boyunca takip edildiğini belirterek kendisini savunmuştur. İdare, başvuranın hastalığının askerlik görevini yerine getirdiği sırada kronik hale geldiğini, böylelikle bu durumun ilgiliyi söz konusu görevi yapmaya elverişsiz hale getirdiğini ve dolayısıyla, ilgilinin askerlik görevinden muaf tutulduğunu eklemiştir.
-
Yüksek Mahkeme, başvuranın davasını reddetmiştir. Yüksek Mahkeme, başvuranın askeri birliğe katılmadan önce tabi tutulduğu tıbbi muayenenin, ilgilinin askerlik görevini yerine getirmeye elverişli olduğunun tespit edilmesine imkân verdiği kanısına varmıştır. Yüksek Mahkeme, başvuranın muzdarip olduğu hastalığın tıbbi muayene sırasında kronik olmadığını ve ilgilinin ilaç tedavisi alması sayesinde remisyonda olduğunu ifade etmiştir. Yüksek Mahkeme, hastalığının ilerlemesi dikkate alınarak, başvuranın daha sonra askerlik görevine elverişsiz olduğuna karar verildiğini tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme, itiraz edilen idari işlem hukuka aykırı olmadığında, idareye sorumluluk yüklenemeyeceği sonucuna varmıştır.
-
Beş hâkim arasından biri, muhalefet şerhini sunmuştur. Muhalefet şerhinde, söz konusu hâkim, başvuranın kendisini askerlik görevine elverişsiz hale getiren hastalığının, askeri birliğe katıldığı sırada mevcut olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla, davanın esası hakkında karar vermeden önce tıbbi bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
-
27 Temmuz 2010 tarihinde, Yüksek Mahkeme, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
-
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
-
Olayların meydana geldiği dönemde, TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 5. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Yükümlülerin ilk sağlık muayeneleri, Askerlik Kanunu gereğince son yoklama sırasında askerlik şubelerinde toplanan askerlik meclisindeki iki tabip (birisi sivil olabilir) tarafından aşağıdaki şekilde yapılır:
-
Ruh ve beden durumları ile iç organları dikkatle gözden geçirilir, nabız sayılır, kan basıncı ölçülür, çıplak olarak belirlenen boy ve kilolar tespit edilir. Soluk alma ve vermedeki göğüs genişlikleri ve muayene sonunda bulunan hastalık ve arızalar kaydedilir.
-
Muayeneler sonunda karar verilemeyenlerle gözlem altında bulunmaları gerekenler en yakın askeri hastaneye gönderilir.”
- Öte yandan, aynı Yönetmeliğe göre, bir erde hastalık ya da arızanın tespit edilmesi halinde, askerlik hizmetinin ertelenmesine veya istirahat verilmesine ilişkin tedbirler alınmaktadır.
- Söz konusu hastalık veya arızalar, Yönetmelik ekinde yer alan listede (Hastalık ve Arızalar Listesi) belirtilmektedir. Bu listenin 15 ila 18. maddelerinde, psikozlar da dâhil olmak üzere, farklı psikolojik ve psikiyatrik bozukluk türleri yer almakta ve özellikle, akut psikozlar ile kronik psikozlar arasında bir ayrım yapılmaktadır.
- Erlerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunması için öngörülen mekanizmaya ilişkin olarak, Mahkeme, Abdullah Yılmaz/Türkiye kararına (No. 21899/02, §§ 32-39, 17 Haziran 2008) atıfta bulunmaktadır.
- Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ve bu mahkemenin oluşumuna ilişkin mevzuatla ilgili olarak, Mahkeme, Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, §§ 29-50, 17 Kasım 2015) kararına atıfta bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, birçok tıbbi raporla saptanan psikiyatrik sorunlarına rağmen, yaklaşık bir yıl boyunca zor koşullarda, kendi ifadesine göre, kendisine ağır görevler verilerek askerlik hizmetini yapmaya zorlandığını ve bu durumun sağlık durumunun bozulmasına yol açtığını ileri sürmektedir. Başvuran, bu durumun Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, psikolojik problemleri olduğunu bildiren erlerin ciddiye alınmamalarından, askeri yükümlülüklerinden kaçmaya çalışan vatandaşlar olarak görülmelerinden ve her halükârda, yeterli muayenelere tabi tutulmamalarından şikâyet etmektedir.
- Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet, başvuranın uygun bir psikolojik muayenenin sonunda askerlik hizmetini yapmaya elverişli olduğuna karar verildiğini ve yetkililerin ilgilinin muzdarip olduğu hastalığın ilerlediğini fark eder etmez, ilgiliyi korumak için gereken bütün tedbirleri aldıklarını belirtmektedir. Hükümete göre başvuran, hastaneye yatırılmış, kendisine ilaç tedavisi reçete edilmiş ve başvuranın daha sonra kronik hale gelen hastalığının devam ettiği dikkate alınarak, ilgilinin sonunda askerlik hizmetine elverişsiz olduğuna karar verilmeden önce, askerlik görevinin askıya alınmasına karar verilmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın 25 Ekim 2008 tarihinden itibaren kışlasına bir daha geri dönmediğini ve askeri hastanelerde tedavi edildiğini belirtmektedir. Hükümet, bu koşullarda, başvuranın ruhsal ve fiziksel bütünlüğüne zarar verilmediği ve söz konusu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğu kanısına varmaktadır.
- Sözleşme’nin 8. maddesi hükümleri aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes, özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
- Mahkeme, bir devletin yalnızca vatandaşlarını askere çağırmaya karar vermesi halinde, yasal ve idari çerçevenin, bilhassa bazı faaliyetlerin ve askeri görevlerin niteliği nedeniyle, hayat ve/veya fiziksel bütünlük açısından doğabilecek risk düzeyine ilişkin uygun bir düzenlemeyi kapsayacak şekilde güçlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Lütfi Demirci ve diğerleri/Türkiye, No. 28809/05, § 31, 2 Mart 2010).
- Gerçekte, zorunlu askerlik hizmeti alanında, bu bağlamda askeri tıbbi personelin eylemleri ve ihmalleri bazı koşullarda kendilerine sorumluluk yükleyebilmesi nedeniyle, - birliğin ilgili sağlık makamları tarafından - erlerin korunmasını sağlamaya yönelik düzenleyici tedbirlerin uygulanması gerekmektedir (Álvarez Ramón/İspanya (kk.), No. 51192/99, 3 Temmuz 2001).
- Dolayısıyla Mahkeme, davaya ilişkin koşullarda, devletin zorunlu askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında başvuranı korumak için gereken bütün tedbirleri alıp almadığını belirlemekle görevlidir.
- Mahkeme, askeri mercilerin erin, askerlik görevine alınmak yerine, birliğe ilişkin koşullara dayanmak için tıbbi yönden elverişli olmasını sağlamaları gerektiği kanaatine varmaktadır.
- Bu bağlamda, Mahkeme, elinde bulunan unsurları dikkate alarak, öncelikle, başvuranın askerlik eğitimine başlamadan önce Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 5. maddesiyle genel anlamda düzenlenen olağan tıbbi muayene prosedürüne tabi tutulduğunu (yukarıda 29. paragraf) ve ilgilinin, Diyarbakır Askeri Hastanesinde görevli psikiyatrist tarafından askerlik görevini yerine getirmeye elverişli olarak değerlendirildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 9. paragraf).
- Mahkeme ardından, başvuranın askere alınması sırasında, yetkililere psikiyatrik sorunları olduğunu bildirdiğini tespit etmektedir. Erlerin ruhsal yönden elverişliliğini düzenleyen hükümler bakımından (yukarıda 31. paragraf), Mahkeme, ilgilinin geçmişi hakkında mevcut olan bilgilerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilen ve en azından, ilgilinin askeri hayata uyum sağlama kapasitesinin denetlenmesini ve aynı zamanda, ilgilinin durumunun fiziksel ve ruhsal bütünlüğü açısından bir riske yol açabilecek nitelikte olup olmadığının ve hangi ölçüde bu türden bir risk oluşturabileceğinin incelenmesini haklı göstermek için yeterli olan açıklamaların söz konusu olduğu kanısına varmaktadır.
- Bu konuda, Mahkeme, Diyarbakır Askeri Hastanesinde görevli psikiyatristin, başvuranın tıbbi geçmişinin bulunduğunu, yani akut psikotik bozukluklardan muzdarip olduğunu, ilgilinin ilaç tedavisi sayesinde remisyonda olduğunu ve sağlık durumunun, kendisini yalnızca asker olarak askerlik görevini yapmaktan muaf tutacak nitelikte olmasa da, kendisinin bu görevi komando olarak yapmasını engellediğini belirtmeye özen göstererek, ilgilinin sağlık durumunu dikkate aldığını tespit etmektedir. Mahkeme, söz konusu psikiyatristin aynı zamanda, erin koruyucu olarak tedavisini takip etmeye devam etmesi gerektiğini kaydettiğini gözlemlemektedir.
- Davaya ilişkin koşullarda, Mahkeme, psikolojik sorunları olduğunu bildiren erlerin yeterli muayenelere tabi tutulmadıkları yönündeki başvuranın iddiasına önem atfedemeyecektir (yukarıda 34. paragraf). Ayrıca Mahkeme, yetkililerin, uygulanan tıbbi prosedürler sayesinde, başvuranın hastalığının ilerlediğine dair bilgi edinebildiklerini tespit etmektedir. Bu bağlamda, başvuranın davranış sorunları tespit edilir edilmez doğru ve yeterince hızlı bir şekilde karşılık veren askeri makamlar, iyi niyet göstermemekle suçlanamayacaklardır. İlgilinin hastaneye yatırılması, ilaç tedavisinin ve düzenli tıbbi takibin uygulanması ve ilgilinin askerlik görevinin birçok kez askıya alınması, şüphesiz, askeri makamların gösterdikleri ciddiyeti ortaya koyan unsurlardır.
- Mahkeme, doktorların başvuranın askerlik hizmetini yapmaya devam edemeyeceği kanısına varmaları nedeniyle, ilgilinin bu görevden muaf tutulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, somut olayda, başvuranın bu bağlamdaki iddiasının aksine, mevcut düzenleyici çerçevenin uygulanmasının, ilgilinin birliğe katılmasından önce ve sonra ruhsal yönden elverişliliğinin askeri tıbbi personel tarafından tespiti ve takibi konusunda yetersiz olmadığı kanısına varmaktadır.
- Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında başvuranın fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne zarar verilmemiştir. Bu nedenle, davanın koşulları yukarıda belirtilen hüküm anlamında davalı devletin sorumluluğuna yol açacak nitelikte değildir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, Yüksek Mahkeme hâkimlerinin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmalarından da şikâyet etmektedir.
- Mahkeme, Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, 17 Kasım 2015) ilke kararında benzer bir şikâyeti daha önce incelediğini ve Yüksek Mahkeme bünyesinde yer alan muvazzaf subayların yeterli bağımsızlık güvencelerinden yararlanmadıkları gerekçesiyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını belirtmektedir (yukarıda anılan Tanışma kararı, §§ 76-84, ve Sürer/Türkiye, No. 20184/06, §§ 45-46, 31 Mayıs 2016). Somut olayda, Mahkeme, bu sonuçtan uzaklaşmasına neden olabilecek herhangi bir unsur ya da argümanın bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
- Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermekte ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Hükümetin, davaya ilişkin koşulların Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal edip etmediği hususuna cevap vermeye davet edilmesine rağmen, dosyanın incelemesinden, başvuranın özünde bile, bu türden bir şikâyeti ileri sürmediği anlaşılmaktadır.
- Bu hüküm açısından herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı sonucuna varılmaktadır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
- Başvuran, maddi tazminat olarak 54.994 Türk lirası (TRY), yani yaklaşık 13.750 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, manevi tazminat olarak 200.000 TRY, yani yaklaşık 50.000 avro talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda, yaptığını belirttiği masraf ve giderler bağlamında 22.300 TRY, yani 5.575 avro talep etmektedir. Kanıtlayıcı belge olarak, başvuran, İstanbul Barosunun tavsiye niteliğindeki avukatlık ücret tarifesini sunmakta ve çeviri masraflarına ilişkin bir makbuz ibraz etmektedir.
- Hükümet, bu iddiaları aşırı ve dayanaksız olduğu kanaatine vararak reddetmektedir.
- Mahkeme, Yüksek Mahkemenin oluşumunu dikkate alarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.
Maddi tazminata ilişkin olarak, Mahkeme, ihtilaf konusu davaların Sözleşme’ye riayet ettiği takdirde ne şekilde sonuçlanacağı konusunda bir tahminde bulunamayacağı yönündeki içtihadını tekrarlamaktadır (yukarıda anılan Tanışma kararı, § 88). Dolayısıyla, Mahkeme, maddi tazminat talebini reddetmektedir.
Manevi tazminatla ilgili olarak, ihlalin niteliğini göz önünde bulundurarak, Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir.
Masraf ve giderlerle ilgili olarak, Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını dikkate alarak Mahkeme, başvurana bu bağlamda 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanısına varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
-
Başvurunun Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
-
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
-
a) Davalı devletin, başvurana, işbu kararın Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki meblağları;
-
Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.500 avro (bin beş yüz avro),
-
Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 500 avro (beş yüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
- Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine
Karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 27 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.