CASE OF EBEDİN ABİ v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
EBEDİN ABİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 10839/09)
KARAR
STRAZBURG
13 Mart 2018
KESİNLEŞME TARİHİ:
13/06/2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ebedin Abi / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı H. Bakırcı’nın katılımıyla, Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Şubat 2018 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ebedin Abi’nin ("başvuran") 24 Aralık 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (10839/09 no.lu) başvuru bulunmaktadır.
-
Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat S. Coşkun tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyet, 7 Temmuz 2014 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuran, 1970 doğumludur ve Kırıkkale’de tutukludur.
-
Başvuran, tip 2 diyabet[1] ve koroner arter[2] hastasıdır. Başvurana geçmişte anjiyoplasti operasyonu uygulanmıştır.
-
Gaziantep Üniversitesi Hastanesi tarafından hazırlanan 29 Haziran 2004 tarihli sağlık raporuna göre, başvuranın sağlık durumu, ilgilinin diyabet ve koroner arter rahatsızlıkları için uygun bir diyet yapmasını ve sigara dumanından uzak ve temiz havalı bir ortamda yaşamasını gerektirmekteydi.
-
Başvuran, 30 Nisan 2008 tarihinde, terör eylemleri işlediği gerekçesiyle Erzurum H tipi cezaevine hapsedilmiş ve burada 6 Mart 2009 tarihine kadar kalmıştır.
-
Başvuran, 17 Temmuz 2008 tarihinde, Erzurum Atatürk Üniversitesi Hastanesi’nin ("Erzurum Hastanesi") kardiyoloji bölümüne sevk edilmiş ve burada kan testleri ve ekokardiyografi yapılmıştır.
-
Erzurum Hastanesi Sağlık Kurulu, 24 Temmuz 2008 tarihli bir raporla, başvuranın kalp rahatsızlığı nedeniyle, aşırı kolesterole karşı kümes hayvanı eti ve sebze yönünden zengin ve sığır eti ile doymuş yağ oranı düşük özel bir beslenme diyeti uygulaması gerektiğini belirtmiştir. Bu raporda ayrıca, başvuranın yerleştirildiği cezaevinin günlük menülerde çeşitli seçenekler sunması durumunda, ilgilinin bu türden bir seçenek sunan başka bir kuruma nakledilmesinin gerekmeyeceğini belirtilmiştir. Buna karşın, söz konusu cezaevinin standart tek bir menü sunması durumunda, Erzurum Hastanesi Sağılık Kurulu’nun, standart menünün kolesterol oranı hakkında bir diyetisyen görüşü aldıktan sonra, başvuranın başka bir cezaevine nakledilmesinin gerekip gerekmediği konusunda karar vermek için tekrar toplanacağı hususu eklenmiştir.
-
Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, cezaevinde verilen öğünlerin kendisine reçete edilen beslenme diyetine uygun olmadığını ileri sürerek, cezaevi idaresinden, Adalet Bakanlığı’na ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’na besin numuneleri gönderilmesini ve bunların incelenmesini talep etmiştir.
-
Cezaevi disiplin kurulu, 24 Ekim 2008 tarihinde, besin numunelerinin gönderilecek yerlere ulaşmadan önce çok hızlı bozulabileceği gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir. Söz konusu kurul, ilgilinin, cezaevinde verilen yemeklere ilişkin sorunlarını bildirmek amacıyla, şikâyetini mektup yoluyla yukarıda belirtilen kurumların dikkatine sunmasının mümkün olduğunu belirtmiştir.
-
Başvuran, bu karara karşı itirazda bulunmuştur. Erzurum infaz hâkimi ("infaz hâkimi"), 7 Kasım 2008 tarihinde, söz konusu itirazı reddetmiştir. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi ("ağır ceza mahkemesi"), 5 Aralık 2008 tarihinde, infaz hâkiminin red kararını onaylamıştır.
-
Bu arada başvuran, 24 Kasım 2008 tarihinde, göğüs ağrıları sebebiyle Erzurum Hastanesi’nin acil servisine götürülmüştür. Başvurana bu hastanede 5 Aralık 2008 tarihinde, eforlu elektrokardiyografi uygulanmıştır.
-
Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, doktor tarafından tıbbi tedavisinin ayrılmaz bir parçası olarak reçete edilen diyete uygun yemek verilmesi için kendisi tarafından sunulan birçok talebe rağmen cezaevinin verdiği red kararına itiraz etmek ve ilaçlarını temin etmede karşılaştığı zorluklardan şikâyetçi olmak amacıyla infaz hâkimine başvurmuştur. Başvuran özellikle şu hususları belirtmiştir:
" (...) sağlık durumum [iyi değil]; cezaevi idaresi, diyetime uygun öğünler verildiğini belirtti ancak bu gerçek değil; bu durumun güvenlik kamerası kayıtlarından tespit edilmesi mümkündür, menü listesini Bakanlığın incelemesine sunmak için istememe rağmen bana verilmemiştir. "
- İnfaz hâkimi, 2 Ocak 2009 tarihinde, başvuranın talebini olumlu karşılamıştır. Bu hâkim, kararında cezaevi idaresinin Erzurum Savcılığı dikkatine yazdığı bir belgeye atıfta bulunmuştur, bu belgede şu hususlar belirtilmiştir:
" (...) Tıbbi olarak reçete edilen diyetler, kurumu[muzu]n mutfağında hazırlanamıyor, ilgili için sadece diğer [tutuklular] için hazırlananlarla aynı öğünleri, tuzsuz ve baharatsız olarak hazırlayabiliriz. Bazen patates, haşlanmış yumurta ve domates de veriliyor. "
-
İnfaz hâkimi, cezaevi idaresinin bu belgede yazılı olarak sunulan öğünlerin yağ içerip içermediğini belirtmediğini, dolayısıyla bu öğünlerin kolesterol oranlarının değerlendirilemeyeceğini açıklamıştır. İnfaz hâkimi, hazırlanan öğünlerin bu şekilde tıbbi reçetelere uygun olup olmadığını anlamanın mümkün olmadığı kanaatine vararak, standart menünün bir diyetisyen tarafından incelenmesine ve bu menünün başvuranın diyetime uygun olmadığının tespit edilmesi durumunda, başvurana uygun bir menü verilmesine karar vermiştir.
-
Erzurum Cumhuriyet savcısı ("savcı"), 5 Ocak 2009 tarihinde, 2 Ocak 2009 tarihli karara itiraz etmiştir. İnfaz hâkimi, 8 Ocak 2009 tarihinde bu itirazı reddetmiştir.
-
Savcı, aynı gün, 8 Ocak 2009 tarihli red kararına bu defa Ağır Ceza Mahkemesi önünde yeniden itiraz etmiştir. Savcı şu hususları açıklamıştır: öğünler cezaevinin mutfağında hazırlanmaktadır, günlük yemek bedeli tutarının tutuklu başına 3 Türk lirası olması (TRY – yani yaklaşık olarak söz konusu dönemde 1,40 avro), her gün bir yemekten fazla çeşit hazırlanmasına imkân vermemektedir ve bu sebeple, tutuklulara çeşitli menüler sunulması imkânı bulunmamaktadır, aynı cezaevinde tutuklu bulunan toplam otuz sekiz kişi için tıbbi olarak reçete edilen beslenme diyeti menüleri hazırlanamamaktadır ve sadece standart menünün tuzsuz, yağsız ve baharatsız olarak sağlanması mümkündür. Savcıya göre, ancak günlük yemek bedeli tutarının artırılması durumunda, kurum, bu konuda hakkında sunduğu hizmeti iyileştirebilecektir.
-
Ağır ceza mahkemesi, 9 Ocak 2009 tarihinde, savcının gerekçesini kabul etmiş ve infaz hâkiminin vermiş olduğu 2 ve 8 Ocak 2009 tarihli kararların iptal edilmesine karar vermiştir.
-
Diğer taraftan, cezaevinde 24 Şubat – 3 Mart 2009 haftasında verilen standart menü listelerine göre, Erzurum Cezaevinde tutuklulara verilen öğünler, sığır eti, patates kızartması ve nişastalı besinlerden oluşmaktadır, bu hafta içerisinde sadece bir defa kümes hayvanı eti sunulmuş ve söz konusu menüler taze sebze miktarı yönünden zayıftır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
- Adalet Bakanlığı tarafından kabul edilen tutuklu ve hükümlüler ile ceza infaz kurumları personelinin iaşe yönetmeliğinin söz konusu dönemde yürürlükte olan somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir (26 Ekim 2005 tarihli ve 25978 sayılı Resmi Gazete):
"Günlük iaşe miktarı
Madde 5
Günlük iaşe miktarı, Sağlık Bakanlığı ile birlikte belirlenen günlük kalori ihtiyacı ve bütçe imkânları da değerlendirilerek saptanan tutardır.
Hastaların iaşe edilmesi
Madde 9
Hasta hükümlü ve tutukluya, [ceza infaz] kurumu hekimlerinin belirleyeceği besinler verilir. "
- Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen ceza infaz kurumlarının yönetimi ile ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında tüzük (6 Nisan 2006 sayılı ve 26131 sayılı Resmi Gazete) aşağıdaki gibidir:
" İKİNCİ BÖLÜM
Personel, Görev, Yetki ve Sorumlulukları
Sağlık servisi
Madde 25-7
Diyetisyenin görevleri: Kurumlarda kalan hükümlüler ile iaşe edilen personelin yeterli kalori esasına göre sağlıklı beslenmesini sağlayıcı düzenlemeler ile günlük, haftalık ve aylık iaşe plânlamalarını yapar, rahatsızlığı bulunanlar için, uygun yemeklerin hazırlanması ve bu konularla ilgili diğer işlerin yerine getirilmesini sağlar."
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuran, kendisine tıbbi olarak reçete edilen diyete uygun bir besin sunulmaması talebinin reddedilmesinin sağlıklı yaşama hakkını ihlal ettiğini ve kendisine göre dolayısıyla Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Diğer taraftan başvuran, davanın koşullarında tutukluluk halinin devamının, Sözleşme’nin 5. maddesine ihlal oluşturduğunu ileri sürmektedir.
-
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
-
Davaya konu olayların hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili mercii olan Mahkeme, davanın olaylarla ilgili başvuranların veya hükümetlerin yaptığı değerlendirmelerin kendisini bağlamadığı gerekçesiyle, başvuran tarafından ileri sürülen şikâyetlerin Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır (Lopes de Sousa Fernandes/Portekiz [BD], No. 56080/13, § 145, AİHM 2017).
Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
" Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. "
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Hükümet, başvuranın sağlık durumunun doktorlar tarafından reçete edilen diyeti yapmamasına bağlı olarak kötüleştiğinin kanıtlanmadığını ve ilgilinin tutukluluk koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulanması için öngörülen ağırlık eşiğini aşmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
-
Mahkeme, Hükümet tarafından öne sürülen ve somut olayda Sözleşme’nin 3. maddesinin kabul edilebilirliğine ilişkin itirazın, kabul edilebilirlik aşamasında çözülemeyecek olaylar ve hukuki sorunlar ortaya çıkardığı kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme’nin incelemesini davanın esasıyla birleştirmesi gerekmektedir. Mahkeme diğer taraftan, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanakta yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
-
Başvuran, kendisine tıbbi olarak reçete edilene uygun besin verilmesine ilişkin talebinin makamlar tarafından reddedilmesinden ve sağlık durumunun kötüleşmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu durumun Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ettiği kanaatindedir.
-
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet, diğer tutuklular gibi başvuranın da, meyve ve sebzelerin de bulunduğu çeşitli yiyecek seçeneklerinin sunulduğu kantinden besin tedarik etme imkânı olduğunu ve doktorlar tarafından reçete edilen yiyeceklerin verilmesi için dışarıdan bir tedarikçiye de başvurabileceğini açıklamaktadır.
-
Mahkeme, konu hakkında oluşturduğu içtihatlarından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır.
Mahkeme, birçok defa belirttiği gibi, Sözleşme’nin 3. maddesinin, Sözleşme’nin Avrupa Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini koruyan en önemli maddelerinden biri olarak değerlendirilmesi gerekmektedir (Pretty/Birleşik Krallık, No. 2346/02, § 49, AİHM 2002‑III). 3. madde, Sözleşme’nin diğer hükümlerine aykırı olarak, istisnalar veya koşullar öngörülmeksizin mutlak ifadelerle yazılmıştır ve Sözleşme’nin 15. maddesine göre, bu hüküm hiçbir şekilde askıya alınmaz (diğerleri arasında bk. Chahal/Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, § 79, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑V).
-
Kötü bir muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesinin alanına girmesi için, belirli bir ağırlık eşiğini aşmış olması gerekmektedir. Bu asgari ağırlık eşiği, davanın özüyle ilgili olarak değerlendirilir ve davanın verilerinin tamamına ve özellikle muamelenin niteliğine ve bağlamına, süresine, fiziki veya zihinsel etkilerine ve bazen mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumuna dayanır (diğerleri arasında bk. Mikadzé/Rusya, No. 52697/99, § 108, 7 Haziran 2007 ve Dybeku/Arnavutluk, No. 41153/06, § 36, 18 Aralık 2007). Bir cezanın "insanlık dışı" veya "aşağılayıcı" olarak değerlendirilebilmesi için, çekilen acının, her hâlükârda meşru bir muamele ya da cezanın veriliş şeklinin kaçınılmaz olarak içereceği acının ötesinde olması gerekmektedir.
-
Özellikle özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerle ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesi, Devlete, her mahkûmun insan onuruna saygı duyulmasına uygun koşullarda tutulmasını, tedbirin icra yöntemlerinin ilgilinin, tutukluluğa bağlı kaçınılmaz acı eşiğini aşan yoğunlukta bir sıkıntıya veya sınava maruz bırakılmamasını ve hapis cezasının uygulama gerekleri bakımından, idare tarafından gerekli tıbbi bakım da dâhil olmak üzere, mahkûmun sağlık ve esenliğinin uygun şekilde güvence altına alınmasını sağlama pozitif yükümlülüğü getirir (Kudła/Polonya [BD], No. 30210/96, § 94, AİHM 2000‑XI, Mouisel/Fransa, No. 67263/01, § 40, AİHM 2002‑IX ve Tekin Yıldız/Türkiye, No. 22913/04, § 71, 10 Kasım 2005). Yine uygun tıbbi bakımın sağlanmaması ve daha genel olarak hasta bir kişinin uygun olmayan koşullarda tutulması ilke olarak 3. maddeye aykırı bir muamele teşkil edebilir (örneğin bk. İlhan/Türkiye [BD], No. 22277/93, § 87, AİHM 2000‑VII, Price/Birleşik Krallık, No. 33394/96, § 30, AİHM 2001‑VII ve Naoumenko/Ukrayna, No. 42023/98, § 112, 10 Şubat 2004). Bununla birlikte Devlet, lojistik ve finansal sorunlara rağmen, tutuklulara, cezaevi sistemini insan onuruna saygı çerçevesinde organize etmek zorundadır (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Benediktov/Rusya, No. 106/02, § 37, 10 Mayıs 2007 ve Soukhovoï/Rusya, No. 63955/00, § 31, 27 Mart 2008).
-
Ayrıca hasta bir kişinin tutukluluk koşulları, sağlığın korunmasını olağan ve makul hapsedilme koşulları bakımından güvence altına almalıdır. Sözleşme’nin 3. maddesi, Devletlere, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin fiziki bütünlüğünü koruma yükümlülüğü getirmektedir. Mahkeme özellikle, ulusal makamların bir tutuklulunun sağlığını ve esenliği güvence altına alma yükümlülüğünün, diğerleri arasında ilgili kişinin uygun şekilde beslenmesi zorunluluğunu da içerdiği kanaatindedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], No. 48787/99, § 451, AİHM 2004‑VII ve Moisejevs/Letonya, No. 64846/01, § 78, 15 Haziran 2006).
-
Mahkeme, somut olayda başvuranın sağlık durumunun, farklı hastalıklar için tedavi edilmesini gerektirdiği hususuna taraflarca itiraz edilmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme’nin yukarıda belirtilen ilkeler bakımından, başvuranın, Erzurum Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu kaldığı süre boyunca yeterli ve uygun şekilde tıbbi bakımdan yararlanıp yararlanmadığını ve makamların başvurana tıbbi reçetelere uygun besin verilmesini reddetmesinin Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olup olmadığını incelemesi gerekmektedir.
-
Mahkeme, öncelikle başvurunun gerektiği zaman çeşitli sağlık kuruluşlarına sevk edilmiş olmasından memnuniyet duyduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 8 ve 13. paragraflar).
-
Mahkeme, ardından başvuranın tip 2 diyabet ve koroner arter hastası olduğunu, bu durumun konuyla ilgili iki sağlık raporundan anlaşıldığını tespit etmektedir (yukarıdaki 6 ve 9. paragraflar). Bu raporlara göre, ilgilinin diyabet hastalığı için, düşük kalorili, sığır eti ve doymuş yağ oranı az olan bir beslenme diyeti yapması gerekmektedir.
-
Oysa, Mahkeme, kendisine sunulan unsurları inceledikten sonra, başvurana söz konusu cezaevinde genel olarak sığır eti ve nişastalı besinler sunulduğunu (yukarıdaki 22. paragraf), başvuranın bu sebeple cezaevi idaresine şikâyette bulunduğu ve cezaevi idaresinin başvuranın tıbbi olarak reçete edilen diyetin gereklerine uygun besin verilmesine ilişkin talebini reddettiğini (yukarıdaki 10 ve 11. paragraflar) tespit etmektedir.
-
Mahkeme ayrıca, ilgilinin, cezaevi idaresinin infaz hâkimi önünde kendisiyle ilgili tutumundan şikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. Bu hâkim, cezaevi idaresinin, başvuranla birlikte diğer otuz yedi hasta tutukluya sağlık durumu iyi olan tutuklularla aynı yemeğin verildiğini, sadece hasta olanların yemeğinin tuzsuz ve baharatsız sunulduğunu tespit etmiştir. İnfaz hâkimi, tuzsuz ve baharatsız sunulan bu öğünlerin başvurana tıbbi olarak reçete edilen diyete uygun olup olmadığının tespit edilmediği ve cezaevi idaresinin söz konusu yemeklerin yağlı olup olmadığını belirtmediği kanaatine vararak, başvuranın talebini olumlu karşılamıştır (yukarıdaki 16 ve 17. paragraflar).
-
Mahkeme ardından, savcının, ağır ceza mahkemesi önünde, cezaevi idaresinin finansal yetersizlikler sebebiyle özel bir menü hazırlama ve sağlama imkânı bulunmadığı, günlük yemek bedeli tutarının tutuklu başına 3 Türk lirası olduğu gerekçesiyle, infaz hâkiminin kararına itiraz ettiğini gözlemlemektedir. Savcı, itirazı kapsamında, ancak günlük yemek bedeli tutarının artırılması durumunda, tıbbi olarak reçete edilen diyetlere uygun menülerin hazırlanabileceğini belirtmiştir. Ağır ceza mahkemesi, başvurana cezaevinde yağsız, tuzsuz ve baharatsız yemek sunulmasının mümkün olduğunu teyit ederek, savcıyı haklı bulmuştur.
-
Mahkeme, bu noktada tutuklular için ödenen miktarların uygunluğu konusundaki gerekliliklere ilişkin içtihatlarını hatırlatmaktadır ki, bu içtihatlara göre, yetkili makamların, gerektiği takdirde cezaevi içinde yapısal bir uygulamayla tutukluların günlük uygun ve yeterli şekilde beslenmesini sağlaması gerekmektedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Chkhartishvili/Yunanistan, No. 22910/10, § 61, 2 Mayıs 2013 ve De los Santos ve de la Cruz/Yunanistan, No. 2134/12 ve 2161/12, § 44, 26 Haziran 2014).
-
Mahkeme, somut olayda başvuranın tutulduğu cezaevinin ilgili dönemde bir yemekhane bölümüne sahip olduğunu ve yemeklerin bu bağlamda görevlendirilen personel tarafından burada hazırlandığını tespit etmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, tutuklular için ödenen günlük iaşe miktarı dikkate alındığında, söz konusu cezaevinin, bu konuda reçete edilen diyetlere rağmen, hasta tutuklulara özel diyetlerin gereklerine uygun öğünler verecek durumda olmadığını tespit etmektedir.
-
Mahkeme bu bağlamda ulusal mevzuata göre, hasta tutukluların cezaevi doktorları tarafından belirtilen gıda ürünlerini alma hakkı olduğunu kaydetmektedir. Hasta tutuklular için öngörülen günlük iaşe bedeli, kendilerine verilen tıbbi reçetelere dayanmaktadır (yukarıdaki 21. paragraf).
-
Mahkeme, bu koşullarda, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan kanunun hasta tutuklular için ayrı bir bütçe öngörmesi sebebiyle, başvurana tıbbi olarak reçete edilenlere uygun yemek verilmesinin reddedilmiş olmasının, hiçbir şekilde ekonomik gerekçelerle haklı gösterilemeyeceği kanaatindedir.
-
Diğer taraftan Mahkeme, ne savcının ne de ağır ceza mahkemesinin cezaevi idaresinin, hasta tutukluların beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için günlük iaşe bedelinin kanuna uygun olarak artırılması amacıyla, yetkili makamlardan talepte bulunmadığını kaydetmektedir.
-
Her hâlükârda ulusal mahkemelerin, başvurana verilen gıda ürünlerinin başvurana reçete edilen diyete uygun olup olmadığını araştırmayı reddetmiş olması sebebiyle, Mahkeme, söz konusu cezaevinin uygulamasının ilgilinin sağlık durumuna uygun olduğu kanaatine nasıl varılabildiğini anlamamaktadır.
-
Bu tespit, dosyaya eklenen belgelere göre, üstelik başvuranın bu uygulamaya tabi tutulan tek kişi olmadığı kanaatine varılmasını gerektirmektedir. Nitekim söz konusu belgelerden, tutukluların taşıdıkları hastalıkların çeşitliliğine rağmen, uygulamanın ayrım yapılmaksızın devam ettirildiği anlaşılmaktadır. Hâlbuki Mahkeme nazarında, bu türden bir uygulama, ilgili kişilerin sağlığının korunması açısından söz konusu cezaevinin tebirsizliği olarak değerlendirilir (yukarıdaki 18. paragraf).
-
Diğer taraftan Mahkeme, Hükümetin, başvuranın beslenme diyetine uygun yemekleri, dışarıdan bir tedarikçiden ısmarlayarak vaya cezaevinin kantininden sipariş ederek alabileceği görüşünü paylaşamayacaktır. Bu varsayıma göre, ilgilinin tüketim ücretini kendisinin karşılaması gerekmektedir. Hâlbuki başvuranın sağlık durumunun, ilgiliye, sağlıklı mahkûmlara verilen öğünlerden daha ağır bir ekonomik yük getirmesini gerektirmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, masraflı bir çözümün, Devletin cezaevi sisteminin, lojistik ve finansal sorunlara rağmen insan onuruna saygı çerçevesinde düzenlenmesini sağlama yükümlülüğüne uygun olmadığı kanaatindedir (voir, gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), daha önce anılan Soukhovoï, § 31 ve daha önce anılan Benediktov, § 37).
-
Ayrıca Mahkeme, öncelikle, yukarıda belirtilen sebeplerle, ulusal makamların yukarıda belirtilen şekilde davranarak, başvuranın sağlık durumunun korunması için gerekli tedbirleri almadığını tespit etmektedir.
-
Mahkeme, ikinci olarak ve başvuranın sağlık durumunun kendisine reçete edilen beslenme diyetini yapamaması sonucunda kötüleşmesiyle ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamele iddialarının, uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, A Serisi No. 269, Erdagöz/Türkiye, 22 Ekim 1997, § 40, Derleme 1997‑VI, Martinez Sala ve diğerleri/İspanya, No. 58438/00, § 121, 2 Kasım 2004 ve Hüsniye Tekin/Türkiye, No. 50971/99, § 43, 25 Ekim 2005). Mahkeme, iddia edilen olayların tespiti için "her türlü makul şüphenin ötesinde" bir delilin sunulması kriterini kabul etmektedir, ancak Mahkeme böyle bir delile yeterince güçlü, açık ve tutarlı çıkarsamalardan veya aynı biçimde çürütülememiş karinelerden de varılabileceğini eklemektedir (İralanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161 in fine, A Serisi No. 25 ve Labita/İtalya [BD], No. 26772/95, §§ 121 ve 152, AİHM 2000‑IV).
-
Mahkeme, tutuklu bir kişinin, ileri sürdüğü tıbbi delilleri elde etmesinin etkin olarak zor olabileceğini (Ayan/Türkiye, No. 24397/03, § 55, 12 Ekim 2010) ve makamların kendilerine sunulan şikâyetlere etkin olarak cevap vermemeleri sebebiyle, bir başvuran için davasına dayanak oluşturmak için karşılaşabileceği zorlukları da kabul etmektedir (idem, § 56).
-
Mahkeme bu bağlamda, başvuranın sağlık durumunun kötüleştiğine dair delil sunulmadığını, ağır ceza mahkemesinin kararının açıklanmasının ardından, başvuranın, hastalığının ağırlaştığına dair herhangi bir şikâyette bulunmadığını ve tıbbi olarak reçete edilen diyetin takip edilmemiş olmasının, başvuranın tutukluluğuna bağlı olarak çekeceği kaçınılmaz acının ötesine geçen bir acıya sebep olmadığını ileri süren Hükümetin tutumunu dikkate almaktadır.
-
Mahkeme, somut olayda, başvuranın, kendisine sunulan yemeğin diyetine uygun olmadığına ilişkin şikâyetlerini ve beslenmesine bağlı olarak sağlık durumunun kötüleştiğini makamlara bildirmek için ilgili dönemde mevcut tüm başvuru yollarını kullandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın bu sorunları, iç hukukta son tahlilde verilen kararın ardından kendi önüne getirdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, bunun öncesinde başvuranın şikâyetlerini hangi vesileyle ya da hangi makam önünde ileri sürebileceğini anlayamamaktadır. Mahkeme, ulusal makamların, başvuranın beslenme şeklinin sağlık durumunun gereklerine uygun hale getirilmesi için sunmuş olduğu birçok talep karşısında tepkisiz kaldıklarını tespit etmektedir (yukarıdaki 10-12 ve 14. paragraflar).
-
Mahkeme, tutuklu bir kişi için her an ve kendi seçtiği bir hastanede tıbbi olarak bakımının yapılmasının imkânsızlığı bakımından, söz konusu cezaevinin sunduğu standart menünün bir uzman tarafından incelenmesinin ve başvurana sunulmasının, aynı vesileyle, başvuranın şikâyetleriyle ilgili olarak özel bir tıbbi muayeneden geçirilmesinin ulusal makamların yükümlülüğü olduğu kanaatindedir.
-
Nitekim daha önce de altı çizildiği gibi, ilgilinin göğsündeki ağrılar sebebiyle 24 Kasım 2008 tarihinde Erzurum Hastanesi acil servisine sevk edilmesi sonucunda, makamlar, başvurana verilen yemeklerin uygun olup olmadığını veya başvurana reçete edilen diyete uymamış olmasının sağlık durumu üzerinde tehlikeli etkileri olup olmadığını öğrenmeye çalışmamışlardır (yukarıdaki 13. paragraf).
-
Mahkeme ayrıca, Hükümetin, başvuranın sağlık durumu hakkında cezaevi idaresi tarafından izlenen uygulamanın sonuçlarına ilişkin olarak, herhangi bir özel açıklamada bulunmadığını ve ulusal makamların bu konu üzerine eğilmediklerini de gözlemlemektedir.
-
Dolayısıyla Mahkeme, ulusal makamların, kendi eksiklikleri sebebiyle, başvuranın sağlığının ve esenliğinin korunması için gerekli tedbirleri almadığı ve bu nedenle, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ederek, başvurana, insan onuruna uygun ve saygı gösteren tutukluluk koşulları sağlayamadıkları kanısındadır.
-
Bu unsurlar, Mahkeme’nin Hükümet tarafından ileri sürülen itirazın (yukarıdaki 27. paragraf) reddedilmesi gerektiği ve bu hükmün ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince,
" Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Tazminat
-
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar bağlamında 110.000 avro talep etmektedir.
-
Hükümet, bu miktarın çok aşırı olduğunu ve davanın koşullarında dayanaksız olduğu kanaatindedir.
-
Mahkeme, başvuranın sadece ihlal tespitiyle yeterince tazmin edilemeyecek bir manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak başvurana bu bağlamda 5.000 avro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Giderler
-
Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yapmış olduğu masraf ve giderleri için 1.150 avro talep etmektedir.
-
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.
-
Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme, somut olayda kendisine sunulan belgeleri dikkate alarak, ulusal mahkeme önünde görülen yargılama için başvuranın talep ettiği miktarın tamamının verilmesine karar vermektedir.
C. Gecikme Faizi
- Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
MAHKEME, BU GEREKÇELERLE, OY BİRLİĞİYLE,
-
Hükümetin Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin itirazının esasla birleştirilmesine ve reddedilmesine,
-
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
3. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
- a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek üzere, aşağıda belirtilen miktarları ödemesine:
i. Manevi zarar için, her türlü vergiden hariç olmak üzere 5.000 avro (beş bin avro),
ii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenebilecek her türlü vergiden hariç olmak üzere 1.150 avro (bin beş yüz elli avro).
b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına,
- Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 13 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Tip 2 diyabet, kronik bir hiperglisemi ile nitelendirilen bir hastalıktır, bu kandaki glükoz (şeker) oranının aşırı yüksek olması anlamına gelmektedir.
[2] Koroner arter hastalığı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.