CASE OF BAVČAR v. SLOVENIA - [Turkish Translation] summary by Okan Taşdelen

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

© Çeviren, Okan TAŞDELEN, AİHM Eski B Hukukçusu, Bireysel Başvuru Danışmanı, @O_TSDLN, Ekim 2023. [Daha önce Patreon sayfamda “https://www.patreon.com/posts/89802172” yayımlanmıştır] Bu çeviriyi yayımlama izni, HUDOC’a konulması için verilmiştir. Çevirmene atıfta bulunmak kaydıyla alıntılanabilir.

© Translated by Okan TAŞDELEN, Former B Lawyer of the ECtHR, Individual Application Advisor, @O_TSDLN, October 2023. [Already published on my Patreon page “https://www.patreon.com/posts/89802172”] Permission to re-publish this translation has been granted for the purpose of its inclusion in HUDOC. It may be reproduced with a reference to the translator.

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

BAVČAR/SLOVENYA[1]

(Başvuru No. 17053/20, 07/09/2023)

M. 6/2 • Masumiyet karinesi • İlk derecede kara para aklamadan mahkûm edilmiş ve sonrasında istinafa gitmiş olan önemli bir siyasi ve ekonomik kişilik hakkında Adalet Bakanı ve Başbakan tarafından yapılan beyanlar • İlk derece mahkûmiyeti ile Bakanın beyanı ve Üst Mahkeme tarafından sonrasındaki karara bağlama arasındaki kısa zamansal yakınlık • Üst Mahkemenin karar almasına halel getirebilecek ve kesin şekilde böyle olduğu kanıtlanmadan önce kamuyu başvurucunun suçluluğuna inanmaya teşvik edebilecek beyanların müşterek etkisi • Ulusal mahkemelerin, itiraz konusu beyanları karar almanın hukukiliği prizması yoluyla incelemesiM. 7 • Geçmişe dönüklük • Ulusal mahkemelerin ulusal hukuku yorumlaması ve uygulamasının bahse konu suçun özüyle tutarlı ve öngörülebilir olması

GİRİŞ

  1. Dava, Slovenya Adalet Bakanının basın açıklaması dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6/1 maddesi altındaki bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkını ve Sözleşme’nin 6/2 maddesi altındaki masumiyet karinesini ilgilendirmektedir. Zamanlaması itibariyle bu beyan, iddia edildiği şekliyle başvurucunun mahkûmiyetini onaması için Lübliyana Yüksek Mahkemesine bir talimat ve tehdit olarak anlaşılmıştır.

  2. Başvuru ayrıca, Sözleşme’nin 7. maddesi altındaki kanunsuz ceza olmaz hakkını ilgilendirmektedir. Ulusal mahkemelerin – dolaylı kastın başvurucunun kara para aklamadan sorumluluğunu gerektirdiği – yorumu, iddia edildiği şekliyle hukukilik ilkesini ihlal etmiştir.

OLAYLAR

  1. Başvurucu, Slovenya’nın bağımsızlık sürecinde önemli bir rol oynamış eski bir politikacıdır. Siyaset alanında önemli bir figür olarak kalmış ve Avrupa İşleri Bakanlığı görevinde bulunmuştur.

  2. 2002 yılında ise özel sektöre geçiş yapmıştır.

  3. Lübliyana Yerel Mahkemesi, 19 Temmuz 2013 tarihinde, başvurucuyu ekonomik bir faaliyet yerine getirirken bir konumu veya hakkı kötüye kullanmaya tahrik ve kara para aklama suçlarından suçlu bulmuştur. Başvurucu, diğerlerinin yanı sıra yedi yıl hapis cezasıyla cezalandırılmıştır.

  4. Lübliyana Üst Mahkemesi, 30 Mayıs 2014 tarihinde, başvurucunun hapis cezasını ve yasadışı edinilen varlıkların iadesi hükmünü onamıştır.

  5. Başvurucu, 12 Eylül 2014 tarihinde Yüksek Mahkemeye hukukiliğin korunması (zahteva za varstvo zakonitosti) başvurusunda bulunmuştur.

  6. Hapis cezasını çekmeye davet edilen başvurucu, 19 Eylül 2014 tarihinde, ağır bir hastalık nedeniyle infazın durdurulmasını talep etmiştir. Mahkemeler, başvurucunun sağlık gerekçesiyle yaptığı talepleri reddetmiştir. Başvurucu, bu retlere yönelik anayasal şikâyette bulunmuştur.

  7. Başvurucunun sağlık durumu daha da kötüleşmiş ve bypass ameliyatı olmuştur. Üst Mahkeme, 12 Şubat 2015 tarihinde, başvurucunun cezasının infazını 30 Nisan 2015 tarihine kadar durdurmuştur. Anayasa Mahkemesi, 13 Şubat 2015 tarihinde, hukuki menfaatinin kalmadığı gerekçesiyle anayasal şikâyetini reddetmiştir.

  8. Başvurucu, 29 Nisan 2015 tarihinde, ameliyat sonrası komplikasyonlar dolayısıyla infaz ertelemenin uzatılmasını talep etmiştir. Lübliyana Yerel Mahkemesi başkanı, 11 Haziran 2015 tarihine kadar uzatma vermiştir. Başvurucu, 10 Haziran 2015 tarihinde, tekrar uzatılma talebinde bulunmuştur.

  9. Yüksek Mahkeme, 18 Haziran 2015 tarihinde, başvurucu yönünden kararı bozmuş ve davayı Lübliyana Yerel Mahkemesine göndermiştir.

  10. Aynı günlü ayrı bir kararla da başvurucunun hapis cezasının infazını ertelemiştir. Mahkûmiyet hükmünün bozulması nedeniyle, 11 Eylül 2015 tarihinde, hapis cezasını infazına ilişkin işlemler sonlandırılmıştır.

  11. Yeniden yargılama yapan Lübliyana Yerel Mahkemesi, 05 Eylül 2016 tarihinde, bir konumun veya hakların kötüye kullanımına tahrik suçundan başvurucuyu beraat ettirmiş fakat kara para aklama suçundan mahkûm etmiştir.

  12. Yerel Mahkeme, başvurucunun dolaylı kasıtla hareket ettiğini tespit etmiştir.

  13. Başvurucu, beş yıl hapis cezasıyla cezalandırılmış, taşınmaz malları müsadere edilmiş ve yasadışı şekilde edinilen miktarın kalanına karşılık gelen 18.478.267,02 avroyu (EUR) ödemesine hükmedilmiştir.

  14. Bir internet sitesi, 27 Eylül 2016 tarihinde, başvurucunun bir gün önce basketbol oynarken çekilen görüntüsünü “Igor Bavčar’ın turp gibi sağlıklı (zdrav kot dren) göründüğünü ve basketbol oynadığını ortaya çıkaran video” başlığıyla yayımlamıştır.

  15. Slovenya’daki diğer basılı ve elektronik medya da görüntüyü yaygın biçimde haberleştirmiştir.

  16. O zamanki Adalet Bakanı Mr Goran Klemenčič, 27 Eylül 2016 tarihinde, basının ilgisi itibariyle bir televizyon kanalına, iddia edildiği şekliyle sorunlu tıbbi mütalaalar ve hapis cezalarının infazının ertelenmesine izin veren bir sisteme karşı çıkan bir röportaj vermiştir.

  17. Ropörtaja, “Klemenčič: Eğer Bavčar davası zamanaşımına uğrarsa, birçok insan [bundan dolayı] yanıt vermek zorunda olacak” başlığı konulmuştur.

  18. Bakanın sözlerinden kısa süre sonra, Lübliyana Yerel Mahkemesi Başkanı, bir internet sitesinde haberleştirilen bir basın toplantısıyla açıkça karşılık vermiştir. Gazetecinin belirttiğine göre mahkeme başkanı, “Bakan, kelle istiyorsa; benimkini tepsiye koyuyorum” ve “Bakan, daha ziyade kendi bahçe işlerine bağlı kalmalı ve yargının bağımsızlığına karışmamalıdır” demiştir.

  19. O haber sitesinde aynı gün yayımlanan bir makale, mahkeme başkanının meslektaşlarının çoğunun açıklamayı bir yaptırım beyanı ve sorumluluğun tespiti olarak anladığını söylediğini yansıtmıştır.

  20. Son olarak, 14 Kasım 2016 tarihindeki bir parlamento görüşmesinde sorulan bir soru üzerine, o zamanki Başbakan Dr Miro Cerar, muhtemelen bir hapis cezasını çekiyor olması gerekenlerin, basketbol oynamayacakları yönünde bir ifade kullanmıştır.

  21. Başvurucu, 21 Kasım 2016 tarihinde, Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca kara para aklama suçunun dolaylı kasıtla işlenemeyeceğini belirterek istinaf yoluna gitmiştir.

  22. Başvurucu, 30 Kasım 2016 tarihinde, Bakanın sözlerinin Üst Mahkeme hakimleri üzerinde yersiz bir baskı uyguladığını ve bağımsız ve tarafsız mahkeme hakkını (Anayasa m. 23) ihlal ettiğine dair ek beyan sunmuştur. Başbakanın ifadesine de yer vermiş ve Anayasa’nın 27. maddesindeki masumiyet karinesine atıfta bulunmuştur.

  23. Üst Mahkeme, 12 Eylül 2017 tarihinde, başvurucunun istinaf talebini reddetmiştir.

  24. Üst düzey politikacıların beyanlarıyla alakalı olarak ise bunların istinaf yargılamasının sonucunu etkileyeceği iddiası kabul edilmemiştir. Böyle olsa dahi ifadelerin ehemmiyetsiz ve bunları yapan kişinin konumunu ilerletmeye matuf olduğu belirtilmiştir. Üst Mahkeme, böyle ifadelerinin istinaf yargılamasının sonucunu etkileyemeyeceğine hükmetmiştir.

  25. İstinaf talebinin reddiyle birlikte ilk derece mahkemesi kararı, 23 Mayıs 2017 tarihinde kesinleşmiştir.

  26. Başvurucu, 27 Haziran 2017 tarihinde, hukukiliğin korunması başvurusunda bulunmuştur.

  27. Başvurucu, Üst Mahkemenin tarafsızlık şartını karşılamadığını ileri sürmüştür.

  28. Dolaylı kasıtla işlenen kara para aklama suçuna ilişkin içtihattaki gelişme hakkında ise onun davasında Ceza Kanunu hükümlerinin mahkemelerce aşırı yorumlandığını belirtmiştir.

  29. Başvurucu, 18 Eylül 2017 tarihinde, cezasının infazına başlamıştır.

  30. Yüksek Mahkeme, 05 Şubat 2019 tarihinde, başvurucunun hukukiliğin korunması başvurusu reddetmiştir.

  31. Yüksek Mahkeme, Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin yoruma açık olduğuna ve suçların hem doğrudan hem de dolaylı kasıtla işlenmesine izin verdiğine hükmetmiştir. Böyle bir yorumun, mahkemenin keyfi bir karar değil fakat hukuki bir hükmün yargısal yorumu olduğu belirtilmiştir.

  32. Tarafsızlık hususunda Yüksek Mahkeme, yargılamanın objektif tarafsızlık kriterini karşıladığına hükmetmiştir.

  33. Başvurucu, 07 Haziran 2019 tarihinde, iki anayasal şikâyet yapmıştır. Kara para aklama suçunun cezalandırılmasını genişleten içtihat değişikliğine dair gelişmeleri tahmin edemeyeceğini ileri sürmüştür. Maddenin mantıki ve lafzi yorumu dikkate alındığında; bu suçun, yalnızca doğrudan kasıtla işlenebileceğini değerlendirmiştir.

  34. Başvurucu ayrıca, onun talebine aykırı bir karar verirlerse yargısal makamlarından alınacaklarını söylemek suretiyle Bakanın Üst Mahkeme hâkimlerini tehdit ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, o zamanki Başbakan’ın beyanına da işaret etmiştir.

  35. Anayasa Mahkemesi, 12 Aralık 2019 tarihli kararıyla, başvurucunun anayasal şikâyetlerini reddetmiştir. Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin, para aklama suçunun doğrudan veya dolaylı kasıtla işlenebileceği yorumuna izin verdiğini teyit etmiştir.

  36. Bakanın ifadeleri yönünden Üst Mahkemenin ve Yüksek Mahkemenin gerekçesine atıfta bulunmuş ve her ikisinin de bu ifadelerle aralarına mesafe koyduklarına vurgu yapmıştır.

HUKUK

I. SÖZLEŞME’NİN 6/1 ve 2 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

  1. Başvurucu, Bakanın devam eden ceza yargılaması sırasında yaptığı ve Üst Mahkeme hâkimleri üzerinde kabul edilemez bir baskı oluşturan beyanıyla, Sözleşme’nin 6/1 ve 2 maddesi altındaki bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ve mahkûmiyet karinesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.

1. Sözleşme’nin 6/2 Maddesi

Mahkemenin Değerlendirmesi

(i) Genel İlkeler

  1. Mahkeme, ciddi bir görevi suiistimal suçlaması getirildiğinde, bu bilginin yayılmasının demokratik bir toplumda kaçınılmaz olduğunu değerlendirmektedir (bkz. Arrigo ve Vella/Malta (k.k.), No. 6569/04, 10 Mayıs 2005). Ancak bu durum, basınla olan mülakatlarında kamu görevlileri tarafından seçilen her bir ifadenin kullanımını da haklı kılamaz (bkz. Butkevičius/Litvanya, No. 48297/99, § 50, AİHM 2002‑II (alıntılar)). Mahkeme, bu Sözleşme hükmünün uygulanması bakımından önemli olan şeyin, yapılan yorumların lafzi hali değil; gerçek anlamı olduğunu yinelemektedir (bkz. Lavents/Letonya, No. 58442/00, § 126, 28 Kasım 2002; Gutsanovi/Bulgaristan, No. 34529/10, § 191, AİHM 2013 (alıntılar); Konstas/Yunanistan, No. 53466/07, § 33, 24 Mayıs 2011).

  2. Bir kişinin belli bir suçtan yargılanmasının ve suçlu bulunmasının öncesinde kamu görevlileri tarafından konuşmalarındaki kelimelerin seçimi önemlidir. Bununla birlikte bir kamu görevlisinin beyanının masumiyet karinesini ihlal edip etmediği, itiraz konusu ifadenin yapıldığı hususi şartlar bağlamında belirlenmelidir (bkz. Adolf/Avusturya, 26 Mart 1982, §§ 36-41, A. Serisi No. 49; Daktaras/Litvanya, No. 42095/98, § 41, AİHM 2000‑X). Açıklanan görüşler her hâlükârda, kamu görevlileri tarafından toplumun o kişinin suçluluğuna inanmaya teşvik edecek ve görevli yargısal makam tarafından olguların değerlendirilmesine halel getirecek sözler derecesine gelemez (bkz. Butkevičius/Litvanya, yukarıda anılan, § 53; Garycki/Polonya, No. 14348/02, § 70, 06 Şubat 2007).

(ii) İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması

  1. Mahkeme, başvurucunun Slovenya Cumhuriyetinin önemli siyasi ve ekonomik kişiliklerinden biri olduğunun ve faaliyetlerinin genel halkın büyük ilgisini çektiğinin herkesçe bilinen bir husus olduğunu kaydetmektedir. Bir konum ve hakkın kötüye kullanımına ve para aklamaya yönelik ceza kovuşturmasında, kayda değer miktarda parayı kapsayan suçlamalarla karşılaşmıştır.

  2. Mahkemenin görüşüne göre, sağlık gerekçesiyle hapis cezasının infazının durdurulmasını talep ettikten sonra başvurucuyu basketbol oynarken gösteren ve yaygın şekilde haberleştirilmiş olan görüntünün en üst dereceli devlet görevlilerini bir karşılık vermeye davet etmesi anlaşılabilirdir. Ancak halkı bilgilendirme görevi, muhtemel bütün kelime seçimlerini haklı kılamaz ve şüphelilerin masum varsayılma hakkına saygı gösterecek şekilde yürütülmelidir (bkz. Peša/Hırvatistan, No. 40523/08, § 142, 08 Nisan 2010).

  3. Mahkeme ayrıca, üst dereceli devlet görevlileri tarafından söylenen sözlerin genel itibariyle daha fazla bir ağırlık taşıdığını kabul etmiştir (bkz., farklı bir bağlamda olmakla birlikte, Mesić/Hırvatistan, No. 19362/18, § 104, 05 Mayıs 2022). Bu nedenle devlet başkanı (bkz. Peša/Hırvatistan, yukarıda anılan, §§ 148-151), başbakan (bkz. Gutsanovi/Bulgaristan, yukarıda anılan, §§ 194-198), adalet bakanı (bkz. Konstas/Yunanistan, yukarıda anılan, §§ 43 ve 45) ve meclis başkanı (bkz. Butkevičius/Litvanya, yukarıda anılan, § 53) gibi üst dereceli çeşitli devlet görevlileri tarafından yapılan peşin hüküm beyanlarından dolayı Sözleşme’nin 6/2 maddesi ihlallerine hükmedilmiştir.

  4. Mevcut davada, bakanın televizyondaki itiraz konusu beyanı, hususiyle “eğer bu dava zamanaşımına uğrarsa, ... başların yuvarlanması için mümkün olan her şeyi yapacağım” sözü, Lübliyana Yerel Mahkemesi Başkanının ve Başbakanın mukabelesini harekete geçirmiştir. Hususiyle söz konusu beyanlar, devletin yürütme erkinin en üst dereceli iki temsilcisi tarafından yapıldığından; Mahkeme, üst düzey devlet görevlilerince söylenen diğer beyanları da ayrıca incelemenin önemli olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, bu üst düzey devlet görevlilerinin vazifeleri gereği masumiyet karinesi ilkesine saygı göstermek zorunda oldukları görüşündedir (bkz. Konstas/Yunanistan, yukarıda anılan, § 38; ayrıca bkz. Masumiyet Karinesinin Bazı Yönlerinin Güçlendirilmesi Hakkında 2016/343 No.lu AB Direktifi’nin 17. maddesi).

  5. Mahkeme bu bakımdan, üst düzey bir devlet görevlisi tarafından kullanılan kaba ve tedbirsiz dilin, başvurucunun suçluluğuna yönelik kamunun görüşünü etkilemesinin ve ulusal mahkemelerin başvurucuyu nihai olarak mahkûm etmesinin tam zamanı olduğu hissi uyandırmasının muhtemel bulunduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme bilhassa, ilgili vakitte Bakanın işgal ettiği hususi siyasi konuma dikkat çekmektedir. Adalet Bakanı olarak, mahkemelerin organizasyonundan ve düzgün işleyişinden sorumlu siyasi yetkiyi en üst düzeyde bünyesinde barındırmaktaydı. Bu itibarla, Üst Mahkeme önünde derdest yargılamanın sonucunu etkilemeyi istediği hissi uyandırabilecek herhangi bir şey söylememek için hususiyle dikkatli olması gerekmekteydi (bkz. Konstas/Yunanistan, yukarıda anılan, §§ 42 ve 43).

  6. Mahkeme, Adalet Bakamının şikâyet konusu ifadesinin 27 Eylül 2016 tarihinde, ilk derece mahkemesinin başvurucuyu suçlu bulmasından kısa süre sonra yapıldığını özellikle hatırında tutmaktadır. İlk derecedeki mahkûmiyete rağmen; masumiyet karinesi ilkesinin, hala geçerli olduğu açıktır (bkz. Konstas/Yunanistan, yukarıda anılan, §§ 36 ve 38).

  7. Sonrasında başvurucu, ilk derece kararını çeşitli gerekçelerle istinaf etmiştir. Mahkemeye göre eğer Üst Mahkeme başvurucunun istinaf talebini kabul etse ve yeniden yargılama için davayı geri gönderseydi, ceza kovuşturmasının zamanaşımına uğrayacağı ve sonuç itibariyle kapatılacağı neredeyse kesindi.

  8. Üst Mahkeme, 12 Nisan 2017 tarihinde, başvurucunun istinafını reddeden ve mahkûmiyeti onayan kararını, Haziran 2017 tarihinde dolacak olan zamanaşımı süresi sonuna yaklaştığında vermiştir.

  9. Hâkim meslektaşlarının görüşünü açıklayan Lübliyana Yerel Mahkemesi Başkanı, Bakanın ifadelerini bir yaptırım ilanı ve hâkimlerin sorumluluğunun belirlenmesi olarak algılamıştır. Bu itibarla Bakanın beyanın etkisi hakkında ciddi bir şüphe ortada bulunmaktadır ve Mahkeme, onun tarafından kullanılan sözlerin, Üst Mahkemenin karar almasına halel getirebilecek nitelikte olduğunu değerlendirmektedir.

  10. Mahkeme ayrıca, bu davanın şartlarında, Başbakanın ifadesinin başvurucunun suçluluğunun teyidine işaret ettiği şeklinde yorumlanabileceğini düşünmektedir (bkz., gerekli uyarlamalarla, Peša/Hırvatistan, yukarıda anılan, § 143; Butkevičius/Litvanya, yukarıda anılan, § 51).

  11. Mahkeme bu itibarla, hususiyle ulusal hâkimler tarafından muhtemelen algılanan tehdidi ve zamanlamasını dikkate alarak Bakanın ve esasen başvurucunun masumiyeti hususunda bir şüphe açıklaması yapan Başbakanın tedbirsiz beyanının, Üst Mahkemenin karar almasına halel getirebilecek nitelikte olduğunu değerlendirmektedir. Söz konusu görevlilerin üst konumlarda bulunuyor olması itibariyle; onların, yürüyen ceza yargılamasına ilişkin kelimeleri seçerken hususi bir ihtiyat sergilemeleri gerekmekteydi. Mahkeme, onların beyanlarının halkın, yasaya uygun olarak kesin şekilde suçlu olduğunun kanıtlanmasından önce başvurucunun suçlu olduğuna inanmasına teşvik edebileceğini tespit etmektedir (bkz. Peša/Hırvatistan, yukarıda anılan, § 150).

  12. Mahkeme, bütün yargı kademelerindeki ulusal mahkemelerin, üst düzey politikacıların beyanlarının devam eden ceza kovuşturmasına etkisine dair başvurucunun şikâyetlerini ele aldığını kabul etmektedir.

  13. Ancak Mahkemenin görüşüne göre Sloven mahkemelerinin bu konuya yaklaşımı, Peša’dakine benzer bir kavramsal kusuru sergilemektedir. Ayrıca, bir başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesi altındaki farklı adil yargılanma güvencelerinin ihlali iddialarını ulusal mahkemelere gereği gibi ve kapsamlı şekilde inceletebilmesi gerekmektedir ve masumiyet karinesi, her şeyden önce usulü bir güvencedir ve adil yargılanma hakkının unsurlarından birini oluşturmaktadır (bkz. Konstas/Yunanistan, yukarıda anılan, § 29; örnek kabilinde ayrıca bkz. Savvaidou/Yunanistan [Komite], No. 58715/15, § 11, 31 Ocak 2023).

  14. Mahkeme dolayısıyla, başvurucunun masum varsayılma hakkına saygı gösterilmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6/2 maddesinin ihlali söz konusudur.

2. Sözleşme’nin 6/1 Maddesi

  1. Sözleşme’nin 6/2 maddesi altındaki bulguları dikkate alan Mahkeme, başvurucunun bağımsız ve tarafsız mahkeme hakkının ihlalinin olup olmadığını ayrıca incelmeye gerek görmemektedir.

II. SÖZLEŞME’NİN 7. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

  1. Başvurucu, dolaylı kastı temelinde para aklamadan mahkûmiyetinin Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

(i) Genel İlkeler

  1. Yargının hukuk oluşturması yoluyla ceza hukukunun kademeli gelişimi, hukuk geleneğinin iyi yerleşmiş ve gerekli bir parçasıdır. Ortaya çıkan gelişmenin suçun özüyle tutarlı ve makul biçimde öngörülebilir olması kaydıyla; Sözleşme’nin 7. maddesi, cezai sorumluluk kurallarının aşama aşama netleştirilmesini yasakladığı şeklinde yorumlanamaz (bkz. S.W./Birleşik Krallık, 22 Kasım 1995, § 36, A. Serisi No. 335‑B; Streletz, Kessler ve Krenz/Germany [BD], No. 34044/96 ve diğer 2 başvuru, § 50, AİHM 2001‑II; Vasiliauskas/Litvanya [BD], No. 35343/05, § 155, AİHM 2015). Erişilebilir ve makul şekilde öngörülebilir bir yargısal yorumun yokluğu ise sanığın 7. madde haklarının ihlal edildiği tespitine yol açabilir (bkz., bir suçun kurucu unsurlarıyla ilişkili olarak, Pessino/Fransa, No. 40403/02, §§ 35‑36, 10 Ekim 2006; Dragotoniu ve Militaru‑Pidhorni/Romanya, No. 77193/01 ve 77196/01, §§ 43‑44, 24 Mayıs 2007; cezalara ilişkin olarak, Alimuçaj/Arnavutluk, No. 20134/05, §§ 154‑162, 07 Şubat 2012). Durum böyle değilse, bu hükmün hedefi ve amacı – yani hiç kimsenin keyfi kovuşturmaya, mahkûmiyete ve cezaya tabi tutulamayacağı – boşa çıkarılacaktır (bkz. Del Río Prada/İspanya [BD], No. 42750/09, § 93, ECHR 2013).

  2. Mahkeme, önceden mevcut içtihadın tersine çevrilmesine ilişkin davaların aksine olarak, suçun kapsamının bu suçun özüyle tutarlı şekilde yorumlanmasının kural olarak öngörülebilir değerlendirilmesi gerektiğine karar vermektedir (bkz. Jorgic/Germany, No. 74613/01, § 109, AİHM 2007‑III).

  3. Ulusal mahkemelerin yasa metnini geniş yorumlamasının Sözleşme’nin 7. maddesi bakımında makul şekilde öngörülebilir olup olmadığını incelerken Mahkeme, söz konusu yorumun sezilebilir bir içtihat çizgisinin ortaya çıkan gelişimi olup olmadığını ya da onun daha geniş şartlarda uygulanmasının yine de suçun özüyle tutarlı olup olmadığını dikkate almaktadır (bkz. Parmak ve Bakır/Türkiye, No. 22429/07 ve 25195/07, § 65, 03 Aralık 2019). Ulusal mahkemeler, bir suçun unsurlarını onu öngörülebilir ve suçun özüyle tutarlı yapacak ifadelerle açıklığa kavuşturmak için hususi bir özen sergilemelidir (anılan karar., § 77).

  4. Son olarak, öngörülebilirlik kavramının kapsamı, kayda değer derecede ilgili hukuki belgenin içeriğine, kapsamak üzere tasarlandığı alana ve hitap ettiklerinin sayısına ve konumuna bağlıdır. Belirli bir davranışın cezai sorumluluğu gerektirip gerektirmeyeceğini değerlendirirken, profesyonel politikacılardan veya üst düzey görev sahiplerinden hususi bir ihtiyat talep edilebilir (bkz. Vasiliauskas/Litvanya [BD], yukarıda anılan, § 157).

(ii) İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması

  1. Başvurucunun cezai suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan yasa uyarınca suçlu bulunduğu taraflar arasında tartışmasızdır. Bununla birlikte, işlenmesi ile başvurucu hakkındaki kararın verilmesi arasında söz konusu suçun arkasındaki kastın (mens rea) sınıflandırılmasına ilişkin ulusal içtihadın gelişimi söz konusuydu.

  2. Mahkeme, bütün düzeylerdeki ulusal mahkemelerin gelişimi dikkatlice incelediğini ve hem para aklama suçları hem de diğer suçlar açısından mevcut davayla ilgisiz bir içtihat dizisine dayandığını kaydetmektedir. Böyle yaparken, Anayasa’nın ilk fıkrasında temel ceza hukukunda hukukilik ilkesini ve ikinci fıkrasında geriye yürümezlik ilkesini öngören 28. maddesine işaret etmişlerdir.

  3. Üst Mahkeme ve Anayasa Mahkemesi hususiyle, Mahkemenin içtihatlarına dayanarak başvurucunun iddialarına bütünüyle yanıt vermişler ve böyle bir yorumun uluslararası ve AB belgeleriyle, karşılaştırmalı hukukla ve ulusal para aklama yasalarıyla uyumlu olduğuna hükmetmişlerdir.

  4. Mahkeme, olguların değerlendirilmesi ve hukuki nitelendirilmesi bakımından kendisini ulusal mahkemelerin yerine koymanın (bkz. Rohlena/Çek Cumhuriyeti [BD], No. 59552/08, § 51, AİHM 2015) ya da başvurucunun bireysel cezai sorumluluğu hakkında hüküm vermenin kendisinin görevi olmadığını gözlemlemektedir (bkz. Kononov/Letonya [BD], No. 36376/04, § 187, AİHM 2010).

  5. Mahkeme bu itibarla, başvurucunun davasındaki şikâyet konusu ilgili yorumun sezilebilir bir içtihat dizisinin suçun esasıyla tutarlı şekilde ortaya çıkan bir gelişimi olduğuna ikna olmuştur (karşılaştırma için bkz. S.W./Birleşik Krallık, yukarıda anılan, § 43; C.R./Birleşik Krallık, 22 Kasım 1995, § 41, A. Serisi No. 335‑C; aksi yönde bkz. Soros/Fransa, No. 50425/06, §§ 54-62, 06 Ekim 2011).

  6. Mahkeme, kastın sınıflandırılmasının Ceza Kanunu’nun genel bir ilkesi olduğunu ayrıca kaydetmektedir. İlave olarak, ulusal mevzuatın yorumlanması problemleri çözmenin esasen ulusal makamlara, bilhassa mahkemelere düştüğünü ve böylelikle kendisinin görevinin böyle bir yorumun etkilerinin Sözleşme’yle bağdaşıp bağdaşmadığını belirlemekle sınırlı olduğunu yinelemektedir (bkz. Waite ve Kennedy/Almanya [BD], No. 26083/94, § 54, AİHM 1999‑I; Kononov/Letonya, yukarıda anılan, § 197; Ruban/Ukrayna, No. 8927/11, § 43, 12 Temmuz 2016).

  7. Özetle Mahkeme, ulusal hukukun ulusal mahkemelerce yorumlanmasının ve uygulanmasının Sözleşme’yle bağdaşmayan sonuçlar üretmediğini değerlendirmektedir (bkz. Kononov/Letonya, yukarıda anılan, § 198; Plechkov/Romanya, No. 1660/03, § 67, 16 Eylül 2014).

  8. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlali söz konusu değildir.

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1. Mahkeme, mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğini ve konuyla ilgili içtihatlarını (bkz. Pasquini/San Marino (no. 2), No. 23349/17, § 69, 20 Ekim 2020) dikkate alarak manevi zararlara ilişkin olarak başvurucuya 10.000 avro (EUR) vermektedir.

  2. Başvurucu ayrıca, hem ana ceza yargılamasında ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 24.543,96 EUR’un yanı sıra cezasının infazının durdurulması yargılamaları için 5.000 EUR’luk ilave bir miktar talep etmiştir.

  3. Mahkeme tali yargılamalarla alakalı 5.000 EUR’luk masraf ve gider talebini reddetmektedir. Davanın, belli miktardaki olgusal ve belgesel delilin incelenmesini kapsadığını ve makul derecede araştırma ve hazırlığı gerektirdiğini ayrıca kaydetmektedir. Mahkemenin talep edilen ücretlerin gerçekten ödendiğinden şüphe etmemekle birlikte, 6.000 EUR’luk miktarı vermenin makul olduğunu değerlendirmektedir (karşılaştırma için bkz. Kurić ve Diğerleri/Slovenya [BD], No. 26828/06, § 427, AİHM 2012 (alıntılar)).


[1] Resmi dildeki (İngilizce) karar için bkz. “https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-226432” Ç.N.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim