CASE OF VUJOVIĆ AND LIPA D.O.O. v. MONTENEGRO (No. 2) - [Turkish Translation] summary by Okan Taşdelen
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
© Çeviren, Okan TAŞDELEN, AİHM Eski B Hukukçusu, AYM ve AİHM’e Başvuru Danışmanı, UDEMY Eğitmeni, @O_TSDLN, Aralık 2025. [Daha önce Patreon’da “https://www.patreon.com/posts/145707344” yayımlanmıştır] Bu çeviriyi yayımlama izni, HUDOC’a konulması için verilmiştir. Çevirmene atıfta bulunmak kaydıyla alıntılanabilir.
© Translated by Okan TAŞDELEN, Former B Lawyer of the ECHR, Adviser on Applications to the CC and the ECHR, UDEMY Instructor, @O_TSDLN, December 2025. [Already published on Patreon “https://www.patreon.com/posts/145707344”] Permission to re-publish this translation has been granted for the purpose of its inclusion in HUDOC. It may be reproduced with a reference to the translator.
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
VUJOVIĆ VE LIPA D.O.O./KARADAĞ (No. 2)[1]
(Başvuru No. 43050/22)
27 Kasım 2025
GİRİŞ
Başvuru, başvurucu şirket hakkındaki iflas yargılamasının Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca adilliğini ve uzunluğunu ve Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca başvurucuların mülkiyetlerinden barışçıl istifade haklarına hukuka aykırı müdahale iddiasını ilgilendirmektedir (par. 1).
OLAYLAR
Başvurucular, 1956 yılında doğmuş ve Cetinje’de yaşayan Karadağ vatandaşı Milorad Vujović ile 2002 yılında kurulmuş ve Karadağ’da bulunan Lipa D.O.O adlı limited şirkettir. Bay Vujović, başvurucu şirketin kurucusu, tek sahibi ve yetkili müdürüdür (par. 2).
Podgorica Ticaret Mahkemesi, Aralık 2013 tarihinde teminatlı bir alacaklının (X) talebi üzerine başvurucu şirket hakkında iflas davası açmıştır (par. 5). Başvurucu şirket, Ocak 2014 tarihinde teminatlı alacaklının bu talepte bulunmak için yasal ehliyeti olmadığını ileri sürerek bu karara itiraz etmiştir (par. 6).
Podgorica İstinaf Mahkemesi, Mart 2014 tarihinde başvurucu şirketin itirazını reddetmiş ve bunun sonucunda başvurucu şirket aleyhindeki iflas işlemleri devam etmiştir (par. 7). Anayasa Mahkemesi, Temmuz 2014 tarihinde başvurucuların anayasal itirazı reddetmiştir (par. 8).
Başvurucular, İstinaf Mahkemesinin temyiz başvurusunu esastan incelemeyi reddettiğini ileri sürerek Avrupa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Avrupa Mahkemesinin, mahkemeye erişim imkânının bulunmaması nedeniyle 6. maddenin ihlal edildiğine hükmeden kararının (bkz. Vujović ve Lipa D.O.O./Karadağ, No. 18912/15, §§ 41-44, 20 Şubat 2018) ardından; başvurucu, X’in statüsüne ilişkin yargılamanın yeniden açılmasını talep etmiştir (par. 9).
İstinaf Mahkemesi, Kasım 2018 tarihinde yargılamayı yeniden açmış ve Ticaret Mahkemesinin Aralık 2013 tarihli kararını onamıştır. Mahkeme, ilgili vakitte yürürlükte olan İflas Kanunu’nun 56/1 maddesinin iflas işlemlerinin alacaklı, borçlu veya tasfiye memurunun talebiyle başlatılabileceğini öngördüğüne ve teminatlı alacaklıların böyle bir talepte bulunma hakkını dışarda bırakmadığına hükmetmiştir (par. 10).
Başvurucular, özellikle teminatlı alacaklıların iflas işlemlerinin açılmasını talep edemeyeceğini ileri sürerek İstinaf Mahkemesinin ilgili mevzuatı ilişkin yorumuna yönelik anayasal itirazda bulunmuştur. Ayrıca, iflas yargılamasının makul olmayan uzunluğuna da işaret etmişlerdir (par. 11).
Anayasa Mahkemesi, Kasım 2020 tarihinde, İstinaf Mahkemesinin kararını bozmuş ve davayı yeniden incelenmek üzere geri göndermiştir. Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin ilgili mevzuatı yorumlarken şekilci yaklaştığına hükmetmiştir. X’in teminatlı alacaklı olması ve bu nedenle iflas alacaklısı olmaması ve bu itibarla da iflas işlemlerinin başlatılmasını talep edemeyeceği dikkate alındığında; mahkemelerin tespitleri, anayasal olarak kabul edilebilir değildir. Anayasa Mahkemesi, İstinaf Mahkemesinin keyfi bir şekilde karar verdiğini ve böylece başvurucuların adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini tespit etmiştir (par. 12).
İstinaf Mahkemesi, Ocak 2021 tarihinde başvurucu şirketin itirazını reddetmiş ve Ticaret Mahkemesinin Aralık 2013 tarihli kararını onamıştır. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun 77/2 maddesinin, Anayasa Mahkemesinin gerekçesinden dolayı İstinaf Mahkemesinin farklı bir şekilde karar vermek zorunda olduğu anlamına gelmediğine de hükmetmiştir (par. 13).
Anayasa Mahkemesi, Mayıs 2021 tarihinde esas olarak bir önceki kararındaki gerekçelerle İstinaf Mahkemesinin kararını bozmuştur. Ayrıca İstinaf Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin gerekçesini uymadığını tespit etmiş ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve onları yerine getirme yükümlülüğüne vurgu yapmıştır. Anayasa’nın 151/3 maddesine ve Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun 3, 52/1 ve 76/1 maddelerine işaret etmiştir. Bunun yan ısıra kararının uygulanmasının İstinaf Mahkemesinin yaptığı gibi şeklen yeni bir karar verilmesi anlamına gelmediğine fakat Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun 77/2 maddesince öngörüldüğü üzere uygulanacak olan Anayasa Mahkemesi kararında verilen hukuki gerekçelere uygun davranılması ve karar verilmesi anlamına geldiğini de tespit etmiştir (par. 15).
İstinaf Mahkemesi, Temmuz 2021 tarihinde, önceki gerekçesini yineleyerek başvurucu şirketin itirazını reddetmiş ve Ticaret Mahkemesinin Aralık 2013 tarihli kararını onamıştır (par. 16). Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun 77/2 maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından verilen gerekçe temelinde farklı bir şekilde karar vermek ya da İflas Kanunu’nun buyurucu normlarının aksine davranmak zorunda olduğu anlamına gelmediğine de hükmetmiştir (par. 17).
Anayasa Mahkemesi, Şubat 2022 tarihinde esas olarak önceki gerekçeleri temelinde İstinaf Mahkemesinin kararını bir kez daha bozmuştur. Mahkeme, kimlerin iflas işlemlerinin açılmasını isteyebileceğine ilişkin yasa koyucunun niyetinin açık olduğuna ve İstinaf Mahkemesinin bunu dikkate almadığına ve böylelikle ilgili hükümleri 6. maddeye aykırı şekilde keyfi biçimde yorumladığına da hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, olağan mahkemelerin hukuki anlayışlarıyla bağlı olmadığını tekrar teyit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, kararlarına uyma ve onları uygulama yükümlülüğü bulunduğuna vurgu yapmıştır (par. 19).
İstinaf Mahkemesi, Nisan 2022 tarihinde başvurucu şirketin itirazını reddetmiş ve Ticaret Mahkemesinin Aralık 2013 tarihli kararını onamıştır (par. 20).
Anayasa Mahkemesi, Temmuz 2022 tarihinde başvurucular lehine karar vermiş ve İstinaf Mahkemesinin Nisan 2022 tarihli kararını bozmuştur (par. 21).
İstinaf Mahkemesi, 24 Kasım 2022 tarihinde başvurucular lehine karar vermiş, Ticaret Mahkemesinin kararını bozmuş ve davanın yeniden incelenmesini istemiştir (par. 22).
Ticaret Mahkemesi, 29 Kasım 2022 tarihinde, X’in başvurucu şirket hakkında iflas işlemlerinin başlatılması talebini reddetmiştir. Mahkeme, iflas yargılamaları sırasında başvurucu şirketin mülkiyetinin çoğunun satılmış olduğunu da tespit etmiştir (par. 23).
İstinaf Mahkemesi, Ocak 2023 tarihinde Ticaret Mahkemesinin kararını onamıştır (par. 24).
İflas yargılaması sırasında satılan mülkiyetin toplam değeri 3.317.847,31 avrodur (EUR) (par. 26).
HUKUK
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
Başvurucular, Sözleşme’nin 6. maddesi altında iflas yargılamasının gayriadil ve makul olmayacak derecede uzun olduğundan, hususiyle İstinaf Mahkemesinin yinelenen kararlarının yetersiz gerekçelendirilmiş, keyfi ve de Anayasa Mahkemesinin kararlarına aykırı olduğundan şikâyet etmişlerdir (par. 52).
- Yargılamanın Adilliği
Mahkeme, dördüncü derece mahkemesi olarak hareket etmemelidir ve bu nedenle de ulusal mahkemelerin kararları keyfi veya gayrimakul olarak değerlendirilmedikçe, 6. maddenin 1. fıkrası uyarınca bu kararları sorgulamayacaktır (bkz. López Ribalda ve Diğerleri/İspanya [BD], No. 1874/13 ve 8567/13, § 149, 17 Ekim 2019) (par. 60).
İstinaf Mahkemesinin Kasım 2018 ilâ Nisan 2022 tarihleri arasında verdiği kararların tamamen gerekçesiz olduğu söylenemezse de Anayasa Mahkemesi tarafından dört kez bu gerekçelendirmelerin keyfi ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal eden nitelikte olduğu değerlendirilmiştir (par. 12, 15, 19 ve 21. yukarıda). Anayasa Mahkemesi ayrıca, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu ve uyulması gerektiğini belirten Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun ilgili hükmüne birkaç kez atıfta bulunmuştur (par. 15, 19 ve 21. yukarıda). İstinaf Mahkemesi, ancak Anayasa Mahkemesinin dört kez geri gönderme kararı vermesinden ve bu Mahkeme’ye başvuru yapılmasından sonra Anayasa Mahkemesinin kararını uygulamıştır ki bu da Ticaret Mahkemesinin nihayetinde başvurucu şirket hakkında iflas davası açılması talebini reddetmesine götürmüştür. Bu karar daha sonra İstinaf Mahkemesi tarafından onanmıştır (par. 61).
Mahkeme, mevcut davadaki başvurucuların kayda değer bir maddi zarara uğradıklarını (par. 26 yukarıda; aksi yönde bkz. Gorizdra/Moldova (k.k.), No. 53180/99, 02 Temmuz 2002; Angelova/Rusya, No. 33820/04, §§ 50-51, 13 Aralık 2007; Panchenko/Ukrayna (k.k.), No. 13706/02, 17 Şubat 2009), bu hususta henüz bir tazminat almadıklarını (aksi yönde bkz. Murillo Saldias ve Diğerleri/İspanya (k.k.), No. 76973/01, 28 Kasım 2006) ve bu konudaki yargılamanın halen devam etmekte olduğunu kaydetmektedir. Başvuruculara herhangi bir giderim sağlanmaması nedeniyle Mahkeme, mağdur statülerini kaybetmemiş olduklarını değerlendirmektedir (par. 62).
Hususiyle Anayasa Mahkemesinin kapsamlı ve ikna edici analizi itibarıyla Mahkeme, İstinaf Mahkemesinin kararlarına ilişkin Anayasa Mahkemesinin çıkarımlarından ayrılmak için bir neden görmemektedir (bkz., gerekli uyarlamalarla, Károly Nagy/Macaristan [BD], No. 56665/09, §§ 60 ve 62, 14 Eylül 2017; X ve Diğerleri/Rusya, No. 78042/16 ve 66158/14, § 48, 14 Ocak 2020). Bu itibarla, İstinaf Mahkemesinin yinelenen yetersiz ve keyfi kararlarından dolayı Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlalini tespit etmektedir (par. 63).
- Yargılamanın Uzunluğu
Mevcut yargılama Aralık 2013 tarihinde X’in talebi üzerine iflas davasının açılmasıyla başlamış ve İstinaf Mahkemesinin Ocak 2023 tarihinde nihai kararı vermesiyle sona ermiştir. Başvurucuların, X’in iflas işlemlerinin başlatılmasını talep etme hakkına itiraz etmek amacıyla mahkemeye başvurma hakkını elde etmek için açtıkları önceki dava, bu Mahkeme önünde iki yıl, on ay ve altı gün sürmüştür. Bu süre, iç hukuk makamlarına atfedilebilecek süreye dahil edilmeyecektir (bkz., gerekli uyarlamalarla, Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy/Finland [BD], No. 931/13, § 208, 27 Haziran 2017). Yargılama dolayısıyla altı yıl, iki ay ve yirmi bir gün sürmüş ve bu süre zarfında ulusal mahkemeler, üç yargı kademesinde on beş karar vermiştir (par. 81).
Mahkeme, bir bütün olarak yargılamanın uzunluğunun aşırı olduğunu ve makul süre şartını karşılamadığını değerlendirmektedir (par. 87). Bu itibarla Sözleşme’nin 6/1 maddesinin ihlali söz konusudur (par. 88).
II. 1 NOLU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
Başvurucular, ulusal mahkemelerin kararlarının ve iflas yargılamasının uzunluğunun 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesinde öngörüldüğü üzere mülkiyetlerinden barışçıl istifade haklarına hukuksuz bir müdahale anlamına geldiğinden şikâyet etmiştir (par. 89).
1 Nolu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki pozitif yükümlülükler, bireyler veya şirketler arasındaki davaları kapsayan davalarda dahi (bkz. Sovtransavto Holding/Ukrayna, No. 48553/99, § 96, AİHM 2002‑VII) devletin mülkiyet hakkının korunması için gerekli tedbirleri almasını gerekli kılabilir (bkz. Broniowski/Polonya [BD], No. 31443/96, § 143, AİHM 2004‑V). Bu hususiyle, gerekli usulü güvenceleri sunan ve böylelikle ulusal mahkemelerin özel kişiler arasındaki herhangi bir uyuşmazlığı etkili ve adil biçimde hükme bağlamasını sağlayan yargısal usuller sağlama yükümlülüğü altında oldukları anlamına gelmektedir (yukarıda belirtilen karar; ayrıca bkz., gerekli uyarlamalarla, Keegan/İrlanda, 26 Mayıs 1994, § 49, A Serisi no. 290; Kroon ve Diğerleri/Hollanda, 27 Ekim 1994, § 31, A Serisi no. 297-C) (par. 103).
1 Nolu Protokol’ün 1. maddesi açık bir usulü şart içermemekle birlikte; ilgili ulusal yargılamaların, ilgili bireylere bu hüküm tarafından korunan haklarına müdahale eden tedbirlere etkili biçimde karşı çıkmak için iddialarını yetkili makamlara sunma makul olanağını sağlaması gerekmektedir. Bu şartın karşılanıp karşılanmadığını tespit ederken, uygulanabilir usullere kapsamlı biçimde bakılmalıdır (bkz. Jokela/Finlandiya, No. 28856/95, § 45, AİHM 2002-IV; ayrıca bkz., gerekli uyarlamalarla, AGOSI/Birleşik Krallık, 24 October 1986, § 55, A Serisi no. 108; Hentrich/Fransa, 22 Eylül 1994, § 49, A Serisi no. 296-A) (par. 104).
Mahkeme, yargısal bir forum sağlanmasının devletin 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesi altındaki sorumluluğunu doğrudan gerektirmediğini yinelemektedir. Bununla birlikte, mahkeme kararları ulusal hukuka uygun biçimde verilmemişse ya da 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olarak keyfilikle veya açık gayrimakullükle sakatlanmışsa; devlet, böyle kararların yol açtığı zararlardan sorumlu tutulabilir (bkz. Vulakh ve Diğerleri/Rusya, No. 33468/03, § 44, 10 Ocak 2012). Ancak Mahkemenin ulusal hukukun doğru biçimde yorumlandığını ve uygulandığını saptama yetkisi sınırlıdır ve ulusal mahkemelerin yerini alma onun görevi değildir. Onun rolü daha ziyade bu mahkemelerin kararlarının keyfi veya başka bir şekilde açıkça gayrimakul olmamasını temin etmektedir (bkz. Seksimp Group SRL/Moldova Cumhuriyeti, No. 30085/13, § 54 son cümle, 15 May 2025; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], No. 73049/01, § 83, AİHM 2007‑I) (par. 105).
Anayasa Mahkemesi, Kasım 2020 ilâ Temmuz 2022 tarihleri arasında dört kez İstinaf Mahkemesinin iflas işlemlerinin Ticaret Mahkemesi tarafından açılmasını onaylayan kararlarının yetersiz gerekçelendirildiğini ve keyfi olduğunu (par. 12, 15, 19 ve 21 yukarıda); İstinaf Mahkemesinin tespitlerinin anayasal olarak kabul edilemez olduğunu (par. 12 yukarıda); İstinaf Mahkemesinin ulusal hukuku yorumlamasının çok şekilci olduğunu (par. 12 ve 21 yukarıda) ve ilgili ulusal yasa uyarınca X’in söz konusu iflas işlemlerinin açılmasını talep edemeyeceğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymamakla İstinaf Mahkemesinin Anayasa Mahkemesi Kanunu’yla uyumlu olmadığını da tespit etmiştir (par. 15, 19 ve 21 yukarıda) (par. 107).
Bahse konu yargılamanın, mülkiyetlerine olan müdahaleye etkili biçimde karşı çıkma olanağına başvurucuların gerçekten sahip olduklarını açıklığa kavuşturacak bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılması gerekmekteydi. Bununla birlikte, tam da İstinaf Mahkemesinin bu husustaki yasal gerekliliğe rağmen Anayasa Mahkemesi kararlarını ancak davanın beşinci yeniden incelemesine nihayet yerine getirmesi ve bu arada başvurucu şirketin mülklerinin çoğunun satılmış olması, davanın kendine özel koşullarında başvurucuların bu imkana sahip olmadıklarının açık bir gösterimidir. Mahkeme bu nedenle, 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesi tarafından korunan haklarına müdahaleye etkili biçimde karşı çıkmak amacıyla iddialarını yetkili makamlara sunmak için makul bir olanağın açıkça başvuruculara sağlanmadığını değerlendirmektedir (bkz., gerekli uyarlamalarla, Selimi ve Krasnići/Sırbistan, No. 20641/20 ve 20644/20, §§ 181-182, 03 Haziran 2025) (par. 108).
Adaletin düzgün biçimde idaresinin zaman aldığını söylemeye gerek yoktur. Bununla birlikte Mahkeme halihazırda, iflas işlemlerinin açılmasına itiraz ettikleri yargılamanın makul olmayacak şekilde uzun süre devam ettiğini tespit etmiştir (par. 88 yukarıda). Mahkemeye göre, yargılamanın aşırı uzunluğun başvurucuların mülkiyetlerinden barışçıl istifade hakları üzerinde doğrudan etkisi de olmuştur. Mevcut davanın şartları dikkate alındığında Mahkeme, bu gecikmenin başvurucular üzerine aşırı bireysel bir yük yüklediğini ve böylece başvurucuların mülklerinden barışçıl istifade hakkıyla söz konusu genel yarar arasında tutturulması gereken makul dengeyi bozduğunu değerlendirmektedir (bkz., gerekli uyarlamalarla, Kunić/Hırvatistan, No. 22344/02, § 67, 11 Ocak 2007) (par. 109).
Bu şartlarda Mahkeme, devletin 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesi altındaki başvurucuların haklarını etkili biçimde ileri sürmelerine izin veren uygun bir forum kurma pozitif yükümlülüğünü yerine getirmekte kusur gösterdiği sonucuna varmaktan başka bir şey yapamamaktadır (bkz. Theo National Construct S.R.L./Moldova Cumhuriyeti, No. 72783/11, § 80, 11 Ekim 2022; Seksimp Group SRL/Moldova Cumhuriyeti, yukarıda anılan, § 59). Sözleşme’ye Ek 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır (par. 110).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvurucular, maddi tazminat olarak 1.279.089,73 EUR istemiştir. Manevi zararlarına ilişkin olarak da tazminat talep etmişler, miktarı Mahkemenin takdirine bırakmışlardır (par. 112).
Mahkeme, başvurucuların maddi tazminat taleplerine ilişkin devam eden hukuk yargılamasının ve bunun bu kararda yapılan tespitlerin ışığında incelenmesinin, zarar gören tarafa giderim sağlanmasının en uygun yolu olacağını değerlendirmektedir (bkz., gerekli uyarlamalarla, Vulakh ve Diğerleri/Rusya, yukarıda anılan, § 54). Dolayısıyla başvurucuların maddi zarara ilişkin talebini reddetmektedir (par. 114).
Mahkeme, başvurucuların böyle bir tazminatın verilmesini istedikleri fakat net miktarı Mahkemenin takdirine bıraktıkları davalarda manevi zarara ilişkin tazminatları daha önceden verdiğini gözlemektedir (bkz. Nagmetov/Rusya [BD], No. 35589/08, § 72, 30 Mart 2017; Ābele/Letonya, No. 60429/12 ve 72760/12, §§ 85-86, 05 Ekim 2017) (par. 115).
Mahkeme, hakkaniyet temelinde başvuruculara bu başlık altında ortak olarak 4.680 EUR vermektedir (par. 116).
Mahkeme, masraflara karşılık gelmek üzere 9.200 EUR vermenin makul olacağını değerlendirmektedir (par. 119).
[1] Resmi dildeki karar için bkz. “https://hudoc.echr.coe.int/fre?i=001-246137”
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.