CASE OF SAVICKIS AND OTHERS v. LATVIA - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BÜYÜK DAİRE
SAVICKIS VE DİĞERLERİ / LETONYA
(Başvuru no. 49270/11)
KARAR
14. madde (+ 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi) • Ayrımcılık • Letonya vatandaşlarının aksine, vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler için emekli maaşının hesaplamasında diğer eski SSCB devletlerinde gerçekleşen çalışma sürelerinin hariç tutulmasına yönelik çok güçlü nedenler • Letonya’nın Devletin devamlılığı doktrinine dayanan anayasal kimliğinin ve ekonomik sisteminin korunmasına yönelik meşru amaçlarla gerekçelendirilen ihtilaf konusu muamele farklılığı • On yıllarca süren yasa dışı işgal ve ilhaktan ve bağımsızlığın yeniden kazanılmasının ardından yapılan karmaşık siyasi tercihlerden sonraki belirli bağlamın önemi • Geniş takdir yetkisinin aşılmaması • Başvuranların vatandaşlığa geçmesi mümkün iken “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” olarak kalmaya devam etme konusundaki kişisel tercihlerine verilen ağırlık • Davanın, Letonya dışında ve Letonya ile herhangi bir bağ kurulmadan önce tamamlanan çalışma süreleriyle ilgili olması bakımından Andrejeva/Letonya davasından farklı olması • Temel yardımlarda veya mali katkılara dayalı olanlarda kaybın olmaması
STRAZBURG
9 Haziran 2022
İşbu karar kesin olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Savickis ve Diğerleri/Letonya davasında,
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Jon Fridrik Kjølbro,
Síofra O’Leary,
Yonko Grozev,
Ksenija Turković,
Paul Lemmens,
Ganna Yudkivska,
Aleš Pejchal,
Krzysztof Wojtyczek,
Branko Lubarda,
Mārtiņš Mits,
Pauliine Koskelo,
Lətif Hüseynov,
Lado Chanturia,
Erik Wennerström,
Anja Seibert-Fohr,
Mattias Guyomar,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla Büyük Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
2 Mart 2022 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
GİRİŞ
- Somut dava, Letonya vatandaşları ile Letonya’nın “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” (nepilsoņi) arasındaki, emekli maaşlarının hesaplanmasına ilişkin olarak, ikinci olarak bahsedilen grup için 1991 yılından önce Letonya dışında, eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (“SSCB”) diğer bölgelerinde gerçekleşen çalışma sürelerinin ve eşdeğer sürelerin hariç tutulması yoluyla yapılan muamele farklılığı ile ilgilidir. Başvuranlar, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesine dayanmaktadır.
USUL
-
Davanın temelinde, 1938 ile 1948 tarihleri arasında doğan ve Letonya’nın çeşitli illerinde yaşayan bir grup kişi tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, Letonya Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 49270/11) bulunmaktadır.
-
Başvuranlar, Mahkeme önünde, Riga Barosuna kayıtlı Avukat I. Nikuļceva tarafından temsil edilmiştir. Hükümet, kendi görevlisi olan K. Līce tarafından temsil edilmiştir. Daha sonra (Sözleşme’nin 36 § 1 maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44 § 1 (b) maddesi uyarınca) davaya müdahil olma hakkını kullanan Rusya Hükümeti, Rusya Federasyonu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Temsilcisi M. Galperin tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuru için Mahkemenin Beşinci Bölümü görevlendirilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 52 § 1 maddesi). Başvuru, 22 Haziran 2015 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
-
Beşinci Bölüm Dairesi, 1 Aralık 2020 tarihinde, yargı yetkisinden Büyük Daire lehine feragat etmeye karar vermiş ve taraflar bu hususta bir itirazda bulunmamıştır (Sözleşme’nin 30. maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 72. maddesi).
-
Büyük Dairenin oluşumu, Sözleşme’nin 26 §§ 4 ve 5 maddesinin hükümlerine ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 24. maddesine göre belirlenmiştir.
-
Başvuran ve Hükümet, davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin görüşlerini sunmuşlardır (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 59 § 1 maddesi).
-
Beşinci başvuranın (Marzija Vagapova) Rus vatandaşlığına geçmesinin ardından, Rusya Hükümeti, 5 Şubat 2021 tarihinde, üçüncü taraf olarak yazılı ve sözlü yargılamalara katılma hakkını kullanmak istediğini belirtmiştir (Sözleşme’nin 36 § 1 maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44 § 1 maddesi). Daha sonra, davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin yazılı görüşlerini sunmuşlardır.
-
Strazburg’da bulunan İnsan Hakları Binasında, 26 Mayıs 2021 tarihinde bir duruşma gerçekleştirilmiş ve Covid19 pandemisinden kaynaklanan halk sağlığı krizi nedeniyle, bu duruşma video konferans yoluyla yapılmıştır. Duruşmanın video kaydı, ertesi gün Mahkemenin internet sitesi üzerinde yayına açılmıştır.
Aşağıdaki kişiler Mahkeme önüne çıkmıştır:
(a) davalı Hükümet adına
K. LīCE, Görevli,
E.L. VīTOLA
S. KAULINA
B. FELSBERGA Danışmanlar;
(b) başvuranlar adına
I. NİKULCEVA, Avukat,
A. KUZMINS, Danışman;
(c) Rusya Hükümeti adına
M. GALPERIN, Rusya Hükümeti Temsilcisi,
A. DZUTSEVA, Avukat,
S. ANDREYEV,
S. TOROPOV,
O. POLOKHOV, Danışmanlar.
Mahkeme, Līce, Nikuļceva, Kuzmins ve Galperin’in konuşmalarını ve Līce, Nikuļceva ve Kuzmins’in hâkimler tarafından yöneltilen sorulara verdikleri cevapları dinlemiştir.
OLAYLAR
-
Başvuranlar, 1938 ve 1948 doğumlu olup, Letonya’nın çeşitli illerinde ikamet etmektedirler.
-
Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
-
DAVANIN GENEL GEÇMİŞ ARKA PLANI
-
Geçmiş arka plan, yani Baltık Devletlerinin 1940 yılında Sovyetler Birliği’ne dâhil edilmesi, Ždanoka/Letonya [BD] (no. 58278/00, §§ 12-13, AİHS 2006‑IV); Kuolelis ve Diğerleri/Litvanya (no. 74357/01 ve diğer 2 başvuru, § 8, 19 Şubat 2008); Vasiliauskas/Litvanya [BD] (no. 35343/05, §§ 11-12, AİHS 2015); ve Sõro/Estonya (no. 22588/08, § 6, 3 Eylül 2015) davalarında açıklanmıştır.
-
4 Mayıs 1990 tarihinde, aynı yılın 18 Mart günü seçilen yasama meclisi olan “Letonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” (“SSR”, SSCB’nin on beş “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinden” biri) Yüksek Konseyi, Letonya’nın 1940 yılında SSCB’ye dâhil edilmesinin uluslararası hukuka uyarınca yasa dışı olduğunu beyan eden ve 1922 tarihli Anayasanın (Satversme) temel hükümlerinin hala yürürlükte olduğunu kabul eden Letonya Cumhuriyetinin Bağımsızlığının Yeniden Kazanılması Bildirgesini kabul etmiştir. Fiili (de facto) egemenliğin yeniden kazanılmasını amaçlayan bir geçiş dönemi tesis edilmiştir. Letonya ve Rusya arasındaki 1920 tarihli Barış Antlaşması uyarınca SSCB ile müzakerelerin yapılması planlanmıştır. Bu dönemde, Letonya SSC Anayasasının ve diğer geçerli yasal düzenlemelerin çeşitli hükümleri, 1922 tarihli Anayasanın temel hükümlerine aykırı olmadıkları sürece yürürlükte kalmıştır (bk., aşağıda para. 60-61).
-
Yüksek Konsey, 21 Ağustos 1991 tarihinde, derhal yürürlüğe girmek üzere, tam bağımsızlığı ilan eden bir anayasal kanun çıkartmıştır (bk., aşağıda para. 62). 4 Mayıs 1990 tarihli Bağımsızlığın Yeniden Kazanılması Bildirgesi uyarınca tesis edilen geçiş dönemi kaldırılmıştır.
-
Belarus, Rusya Federasyonu ve Ukrayna, 8 Aralık 1991 tarihinde, Sovyetler Birliği’nin varlığının sona erdiğini ve Bağımsız Devletler Topluluğunun (BDT) kurulduğunu beyan eden Minsk Anlaşmasını imzalamışlardır.
-
SSCB’nin eski yönetimleri olan ancak Letonya, Litvanya, Estonya ve Gürcistan’ı içermeyen 11 egemen Devlet, 21 Aralık 1991 tarihinde, BDT’yi kuran Minsk Anlaşmasını onaylayan ve genişleten Alma-Ata Bildirgesini imzalamıştır. Alma-Ata Bildirgesi’nde, “BDT’nin kurulmasıyla, SSCB’nin varlığı sona erdiği” ve BDT’nin ne bir Devlet ne de Devletler üstü bir oluşum olduğu belirtilmiştir. BDT Devlet Başkanları Konseyi kurulmuştur. Konsey, aynı tarihte, şu kararı vermiştir (BM Doc. A/47/60):
“Bağımsız Devletler Topluluğu, Rusya’nın, Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyeliği de dâhil olmak üzere, BM’de SSCB’nin üyeliğini ve diğer uluslararası örgütlere üyeliğini devam ettirmesini desteklemektedir.”
-
DAVANIN KENDİNE ÖZGÜ KOŞULLARI
- Başvuranların emekli maaşlarının ilk hesaplanması
-
Letonya Cumhuriyeti, 1996 yılında, emeklilik maaşlarının hesaplanmasında, Letonya topraklarında 1991 yılından önce gerçekleşen çalışma sürelerinin ve eşdeğer sürelerin dikkate alınacağı bir sosyal güvenlik sistemi oluşturmuştur. Bu sürelerin, eski SSCB’nin diğer bölgelerinde gerçekleştikleri takdirde Letonya vatandaşları için de dikkate alınması gerekiyordu. Bununla birlikte, “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” ile ilgili olarak, eski SSCB’nin diğer bölgelerinde gerçekleşen çalışma süreleri ve eşdeğer süreler, yalnızca sınırlı sayıda durumda dikkate alınabilirdi (bk., aşağıda para. 66-68).
-
Başvuranların tümü Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerinde doğmuştur, eski SSCB vatandaşlarıdır ve Letonya’nın Sovyetler Birliği’ne dâhil edildiği bir zamanda bu ülkede yaşamaya başlamışlardır. Başvuranlardan bazıları Letonya’ya erken yaşta gelmiştir; diğerleri ise Letonya’nın 1990-1991 yıllarında bağımsızlığını yeniden kazanmasından kısa bir süre önce gelmiştir. Bağımsızlığın yeniden kazanılmasının ardından, başvuranlar Letonya vatandaşı olmamakla birlikte kendilerine, Letonya’nın “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” (nepilsoņi) statüsü verilmiştir. Başvuranlar, emekliliklerine kadar Letonya’da çalıştıktan sonra kendilerine emeklilik aylığı verilmiştir. Bununla birlikte, Letonya vatandaşlarının durumunun aksine, Letonya’nın bağımsızlığının yeniden kazanılmasından önce eski SSCB’nin diğer kısımlarında Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma süreleri ve eş değer süreler, başvuranların emeklilik maaşlarının hesaplanmasında dikkate alınmamıştır.
-
Birinci başvuran (Jurijs Savickis)
-
Birinci başvuran 1939 yılında Kalinin Oblastı’nda (Rusya) doğmuştur. Birinci başvuran, Mahkeme önünde, Rusya’da 21 yıl 3 ay 13 gün süren çalışma süresinin başlangıçta emekli aylığının hesaplanmasına dâhil edilmediğinden ve daha sonra bu sürenin dâhil edilmesine rağmen, bunun sadece geriye dönük etkisi olmaksızın geleceğe yönelik (ex nunc) temelde olduğundan şikâyetçi olmuştur.
-
Yazı İşleri Müdürlüğü’nün 30 Ekim 2020 tarihinde aldığı bir mektupla, başvuranların temsilcisi, Mahkemeyi, birinci başvuranın ölümü hakkında bilgilendirmiştir. 16 Şubat 2021 tarihli bir mektupla, başvuranın temsilcisi, Mahkemeyi, birinci başvuran adına başvuruyu devam ettirmek isteyen bir mirasçı veya yakın akrabanın ortaya çıkmadığı konusunda bilgilendirmiştir.
-
İkinci başvuran (Genādijs Nesterovs)
-
İkinci başvuran, 1938 yılında Bakü’de (Azerbaycan) doğmuştur. İkinci başvuran, beyanlarına göre, 1956 yılından 1957 yılına kadar ve 1960 yılından 1968 yılına kadar (yani 9 yıl 1 ay 8 gün) Azerbaycan topraklarında çalışmıştır. İkinci başvuran, 1957 yılından 1960 yılına kadar, zorunlu askerlik hizmetine alınmış ve bu hizmeti Doğu Almanya’da yerine getirmiştir (3 yıl 2 ay 12 gün). İkinci başvuran, 1968 yılında, 30 yaşında, Letonya’da çalışmaya başlamıştır.
-
Devlet Sosyal Sigorta Kurumu (Valsts sociālās apdrošināšanas aģentūra),12 Ocak 1999 tarihinde, ikinci başvurana emeklilik maaşı bağlamıştır. Sigorta süresi 30 yıl 1 ay 14 gün olarak belirlenmiştir. İkinci başvuranın Letonya toprakları dışındaki çalışma ve askeri hizmet yılları, hesaplamaya dâhil edilmemiştir. İkinci başvuranın 3 Aralık 1998 tarihinden itibaren ödenmesi gereken aylık emekli maaşı tutarı, 79,05 Letonya latı (LVL) (yaklaşık 113 avro) olarak belirlenmiştir.
-
İkinci başvuranın emekli maaşı, 11 Şubat 2008 tarihinde, çalışmaya devam etmesi dikkate alınarak yeniden hesaplanmıştır. Sigorta süresi, 39 yıl 1 ay ve 13 gün olarak belirlenmiş ve kendisine 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren ödenmesi gereken 177, 46 LVL (yaklaşık 253 avro) tutarında emeklilik maaşı verilmiştir.
-
Başvuranlar tarafından sağlanan en son bilgilere göre, Aralık 2015 tarihi itibariyle, ikinci başvuran 26,89 avroluk bir ek ödeme ile beraber 359,15 avro emekli maaşı almaktaydı. Azerbaycan’da gerçekleşen çalışma süreleri ve Almanya’da yerine getirilen zorunlu askeri hizmet, hesaplamanın dışında kalmıştır.
-
Üçüncü başvuran (Vladimirs Podoļako)
-
Üçüncü başvuran 1948 yılında Vladivostok’ta (Rusya) doğmuştur ve 1951 yılında, üç yaşında Letonya’ya gelmiştir. Üçüncü başvuran, 1968 yılından itibaren Letonya topraklarında çalışmıştır. Üçüncü başvuran, zorunlu askeri hizmetini Rusya’da yerine getirdiğini belirtmektedir (2 yıl 1 ay).
-
Üçüncü başvuran, 20 Ekim 2009 tarihinde, erken emeklilik maaşı talebinde bulunmuştur. Üçüncü başvuranın başvurusu, 2 Aralık 2009 tarihinde, en az 30 yıllık sigortalılık süresine sahip olma gerekliliğini yerine getirmediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Zorunlu askeri hizmet süresinin dikkate alınmaması nedeniyle, sigortalılık süresi, 28 yıl 5 ay ve 14 gün olarak belirlenmiştir. Üçüncü başvuranın usuli gereklilikleri yerine getirdiğini ortaya koyamadığı gerekçesiyle idare mahkemeleri önündeki itirazı reddedilmiştir.
-
2 Ağustos 2010 tarihinde, üçüncü başvuranın resmi emeklilik yaşına ulaşmasının ardından, kendisine 11 Temmuz 2010 tarihinden itibaren ödenmesi gereken 186,17 LVL (yaklaşık 265 avro) emeklilik maaşı bağlanmıştır. Başvuranın çalışmaya devam etmesi dikkate alındığında, sigortalılık süresi, 29 yıl 3 ay ve 16 gün olarak belirlenmiştir.
-
Üçüncü başvuran tarafından sağlanan en son bilgilere göre, Aralık 2015 tarihi itibariyle, üçüncü başvuran 16,93 avroluk bir ek ödeme ile beraber 283,05 avro emeklilik maaşı almaktaydı. Üçüncü başvuranın Rusya’daki zorunlu askeri hizmet yılları, hesaplamanın dışında kalmıştır.
-
Dördüncü başvuran (Asija Sivicka)
-
Dördüncü başvuran, 1946 yılında Tirmiz’de (Özbekistan) doğmuştur. Devlet Sosyal Sigorta Kurumundan alınan verilere göre, dördüncü başvuran, 1963 yılından 1971 yılına kadar, Özbekistan topraklarında çalışmıştır (toplam 7 yıl 10 ay ve 14 gün çalışma ve 2 ay doğum izni). 1971 yılından 1973 yılına kadar (1 yıl, 11 ay ve 26 gün) dördüncü başvuran doğum iznindeydi, ancak Mahkeme önündeki belgelerde, bu sürenin hangi ülkede geçirildiğini açıkça belirtilmemektedir. 1973 ve 1976 arasındaki dönemde, dördüncü başvuran Almanya’da çalışmıştır (2 yıl 9 ay 16 gün çalışma ve 1 ay 4 gün doğum izni). Dördüncü başvuran, 1976 yılından 1981 yılına kadar Rusya’da çalışmıştır (4 yıl 11 ay ve 25 gün). Dördüncü başvuran, 1981 yılından 1985 yılına kadar Sovyet silahlı kuvvetlerinde gönüllü olarak görev yapmıştır. Dördüncü başvuran, 1985 yılından 1987 yılına kadar (1 yıl 5 ay ve 5 gün) Belarus topraklarında çalışmıştır. Dördüncü başvuran, 1987 yılında, 41 yaşında Letonya’da çalışmaya başlamıştır.
-
Devlet Sosyal Sigorta Kurumu, 28 Mart 2008 tarihinde, dördüncü başvurana emeklilik maaşı bağlamıştır. Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma sürelerinin ve eşdeğer sürelerin hesaplamaya katılmaması nedeniyle sigortalılık süresi 19 yıl 11 ay ve 12 gün olarak belirlenmiştir. Dördüncü başvuranın 27 Şubat 2008 tarihinden itibaren ödenmesi gereken aylık emekli maaşı tutarı 49,50 LVL (yaklaşık 70 avro) olarak belirlenmiştir.
-
Letonya Cumhuriyeti ile Belarus Cumhuriyeti arasında Sosyal Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşması (“Letonya-Belarus Sosyal Güvenlik Anlaşması”), 28 Eylül 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmaya dayanarak, Belarus Cumhuriyeti, dördüncü başvuranın Belarus’taki çalışma süresi ile ilgili olarak kendisine 6,55 avro emekli maaşı bağlamıştır. Bu kararın ne zaman alındığını ortaya koyan herhangi bir belge bulunmamaktadır. Dördüncü başvuran, 4 Ağustos 2011 tarihinde verdiği başvuru formunda, ilgili talebi Ekim 2010 tarihinde sunduğunu, ancak henüz bir yanıt almadığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte, Hükümet, bu kararın daha önce 27 Ekim 2010 tarihinde alındığını iddia etmiştir.
-
Letonya Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında Sosyal Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşması (“Letonya- Rusya Sosyal Güvenlik Anlaşması”), 19 Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 8 Haziran 2011 tarihli bir kararla, Rusya’daki çalışma süresi, Letonya-Rusya Sosyal Güvenlik Anlaşmasına dayanılarak hesaplamaya dâhil edilmiştir. Dolayısıyla, sigortalılık süresi, (dördüncü başvuranın çalışmaya devam etmesi yoluyla gerçekleşen süreler de dâhil olmak üzere) 27 yıl 2 ay ve 7 gün olarak belirlenmiştir. Aylık emekli maaşı, 1 Şubat 2011 tarihinden itibaren ödenmesi gereken, 9,10 LVL (yaklaşık 13 avro) ek ödeme ile beraber 82,05 LVL (yaklaşık 117 avro) olarak belirlenmiştir.
-
Başvuranlar tarafından sağlanan en son bilgilere göre, Aralık 2015 tarihi itibariyle, dördüncü başvuran, Letonya’dan, 12,95 avroluk bir ek ödeme ile beraber 152,06 avro emekli maaşı almaktaydı. Başvuran, Belarus’ta çalışılan süreler için, Belarus’tan 12,50 avro emekli maaşı almaktadır. Özbekistan’da gerçekleşen çalışma süreleri ve eşdeğer süreler, hesaplamanın dışında kalmıştır. Almanya’da gerçekleşen istihdam sürelerinin ve Rusya’daki gönüllü askeri hizmetin de hesaplamanın dışında bırakılmasına karşın, dördüncü başvuran, bu sürelerin Letonya vatandaşlarına yönelik ilgili hesaplamanın dışında da bırakılması nedeniyle bu hususta bir şikâyette bulunmamaktadır.
-
Beşinci başvuran (Marzija Vagapova)
-
Beşinci başvuran, 1942 yılında Sızran’da (Rusya) doğmuştur. Devlet Sosyal Güvenlik Kurumunca sağlanan verilere göre, beşinci başvuran, 1960 yılından 1970 yılına kadar (9 yıl 10 ay ve 14 gün) Rusya topraklarında, 1970 yılından 1971 yılına kadar (7 ay 10 gün) Özbekistan’da, 1972 yılından 1980 yılına kadar (4 yıl 9 ay 15 gün veya başvuranın beyanlarına göre, 5 yıl 3 ay 12 gün) Türkmenistan’da ve 1980 yılından 1986 yılına kadar (6 yıl 1 ay 15 gün) Tacikistan’da çalışmıştır. Beşinci başvuran, 1987 yılında, 44 yaşında, Letonya’da çalışmaya başlamıştır.
-
Devlet Sosyal Sigorta Kurumu, 16 Şubat 2005 tarihinde, beşinci başvurana emekli maaşı bağlamıştır. Letonya toprakları dışındaki hizmet sürelerinin hesaplamaya dâhil edilmemesi nedeniyle sigorta süresi 10 yıl 4 gün olarak belirlenmiştir. Beşinci başvuranın 1 Aralık 2004 tarihinden itibaren ödenmesi gereken aylık emekli maaşı tutarı 38,50 LVL (yaklaşık 55 avro) olarak belirlenmiştir.
-
11 Mart 2011 tarihli bir kararla, Rusya topraklarında gerçekleşen çalışma süreleri, Letonya-Rusya Sosyal Güvenlik Anlaşmasına dayanılarak hesaplamaya dâhil edilmiştir. Sigorta süresi, (beşinci başvuranın emekli olmasının ardından gerçekleşen çalışma süreleri de dâhil olmak üzere) 21 yıl 1 ay ve 18 gün olarak belirlenmiştir. Beşinci başvuranın aylık emekli maaşı tutarı 88,76 LVL (yaklaşık 126 avro) olarak belirlenmiştir. Başvurana, 1 Şubat 2011 tarihinden itibaren ödenmesi gereken 12,60 LVL (yaklaşık 18 avro) tutarında bir artış verilmiştir.
-
Üçüncü başvuran tarafından sağlanan en son bilgilere göre, Aralık 2015 tarihi itibariyle, üçüncü başvuran 17,93 avroluk bir ek ödeme ile beraber 137,08 avro emeklilik maaşı almaktaydı. Özbekistan’da, Türkmenistan’da ve Tacikistan’da gerçekleşen çalışma süreleri hesaplama dışında kalmaya devam etmiştir.
-
Belirtilmeyen bir tarihte (başvurunun Mahkeme önüne getirilmesinden sonra ancak Büyük Daire lehine el çekmeden önce), beşinci başvuran Rus vatandaşlığına geçmiştir.
-
Anayasa Mahkemesinin ilk kararı (2001)
-
Letonya vatandaşlığına dayalı olarak Devlet emekli maaşlarının hesaplanmasında farklılıklar öngören yerel mevzuat, 2001 yılında, yirmi Parlamento üyesi tarafından açılan davada Anayasa Mahkemesi (Satversmes tiesa) tarafından incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, ihtilaf konusu hükmün yani Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçici hükümlerinin 1. fıkrasının, ilgili dönemler için emekli maaşı haklarının dayanışma ilkesine dayalı olması ve primler ve emekli maaşları miktarı arasında doğrudan bağlantı oluşturmaması nedeniyle mülkiyet hakkını ilgilendirmediğini değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, ihtilaf konusu hükmün 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile çelişmediği ve Sözleşme’nin 14. maddesini ihlal etmediği sonucuna varmıştır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, iç hukuk uyarınca yapılan ayrımın, Letonya emekli maaşı sisteminin niteliği ve ilkeleri tarafından nesnel olarak gerekçelendirildiğini ve Anayasa anlamında bir ayrımcılık teşkil etmediğini belirtmiştir. Letonya vatandaşlığına sahip olmayan kişiler bakımından 1991 yılından önce Letonya dışındaki toplam çalışma süreleri sorunu, uluslararası anlaşmalar yoluyla çözülmelidir ve Letonya’nın başka bir Devletin yükümlülüklerini üstlenmesi istenmemelidir (Anayasa Mahkemesinin ana argümanlarının tercümesi için bk., Andrejeva/Letonya [BD], no. 55707/00, § 37, AİHM 2009).
-
Mahkemenin Andrejeva davasındaki kararı
-
Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçici hükümlerinin 1. fıkrasının 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ile Sözleşme’nin 14. maddesine uygunluğu, yukarıda anılan Andrejeva davasında Mahkemeye sunulmuştur. Mahkeme, kararında, öncelikle, Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık ((k.k.) [BD], no. 65731/01 ve 65900/01, AİHM 2005-X) davasında, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin uygulanabilirliği amacıyla primli ve primsiz yardımlar arasındaki ayrımı terk etmiştir. Hükümetin, uluslararası kamu hukuku açısından, Letonya’nın sosyal yardımlarla ilgili olarak eski Sovyetler Birliği’nin hak ve yükümlülüklerini devralmadığı yönündeki argümanının, Letonya Devleti’nin, kendi isteğiyle, toprakları dışındaki çalışma süreleri ile ilgili olarak bireylere emekli maaşı ödemeye karar vermesi ve böylelikle iç hukukunda yeterince açık bir yasal dayanak oluşturması nedeniyle somut davada yanlış anlaşıldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, bu tür yardımlara ilişkin varsayılan hak, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin kapsamına girmiş ve Sözleşme’nin 14. maddesini uygulanabilir kılmıştır (aynı karar, §§ 76-80).
-
Mahkeme, kararında daha sonra ulaşacağı sonuçları göz önünde bulundurarak, yerel mahkemelerin, fiziki olarak Letonya topraklarında bulunulmasına rağmen Letonya dışında tesis edilmiş bir kuruluş için çalışmış olmanın, “Letonya toprakları içerisinde çalışma” teşkil etmediği yönündeki tespitlerinin makul veya aksine açıkça keyfi olup olmadığını belirlemenin gerekli olmadığını değerlendirmiştir (bk., yukarıda anılan Andrejeva, § 85). Mahkeme, daha sonra, muamele farklılığının en az bir meşru amacı, yani ülkenin ekonomik sisteminin korunması amacını güttüğünü kabul etmiş (aynı karar, § 86) ve ardından, ulusal makamların, başvuranların “Letonya dışındaki” çalışma yıllarını dikkate almayı reddetmelerinin, münhasıran, Letonya vatandaşlığına sahip olmadığı değerlendirmesine dayandırıldığını kaydetmiştir. Bu nedenle, Mahkeme, vatandaşlığın, şikayet edilen ayrım için tek kriter olduğu sonucuna varmıştır (aynı karar, § 87).
-
Gaygusuz/Avusturya (16 Eylül 1996, § 42, Hükümler ve Kararlar Derlemesi 1996-IV) ve Koua Poirrez/Fransa (no. 40892/98, § 46, AİHM 2003-X) davalarındaki kararlara dayanarak, Mahkeme, münhasıran vatandaşlık temeline dayalı bir muamele farklılığının Sözleşme ile uyumlu olarak kabul edilebilmesi için çok güçlü nedenlerin ileri sürülmesi gerekeceğini yinelemiştir. Andrejeva davasında bu tür nedenler tespit edilememiştir. İlk olarak, başvuranın, çalıştığı tüm yıllar bakımından kendisine emekli maaşı alma hakkı veren diğer yasal koşulları yerine getirmediği iddia edilmemiştir. Bu nedenle, başvuran, Letonya toprakları dışında çalışma sürelerini içeren aynı veya benzer bir kariyere sahip olan, ancak 1991 yılından sonra Letonya vatandaşı olarak kabul edilen kişilerle nesnel olarak benzer bir durumdaydı. İkinci olarak, Sovyet döneminde emekli maaşları ile ilgili olarak eski SSCB vatandaşları arasında herhangi bir muamele farklılığı olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktadır. Üçüncü olarak, başvuran, herhangi bir Devletin vatandaşı değildir. Başvuran, istikrarlı yasal bağlara sahip olduğu tek Devlet olan Letonya’nın “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” statüsüne sahipti ve bu nedenle, Letonya, nesnel olarak, sosyal güvenlik açısından başvuran için sorumluluk üstlenebilecek tek Devletti (aynı karar,§ 88). Dolayısıyla, Mahkeme, ihtilaf konusu muamele farklılığını Sözleşme’nin 14. maddesinin gereklilikleriyle uyumlu hale getiren “makul bir orantılılık ilişkisi” bulunduğu kanısında olmamıştır (aynı karar, § 89).
-
Ayrıca, Mahkeme, önündeki davada ortaya çıkan sorunlar gibi sorunların etkili çözümünde sosyal güvenlikle ilgili devletler arası ikili anlaşmaların önemini kabul etmekle birlikte, Letonya Devletinin, sosyal güvenlik konusundaki devletler arası anlaşmalara bağlı olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamındaki sorumluluğunu yerine getirmekten muaf tutulamayacağını kaydetmiştir (aynı karar, § 90). Son olarak, Mahkeme, Hükümetin, başvuranın talep edilen emekli maaşının tamamını alabilmesi için Letonya vatandaşlığına kabul edilmesinin yeterli olacağı yönündeki argümanını reddetmiştir. Mağdurun 14. maddede sıralanan faktörlerden birini değiştirerek – örneğin, vatandaşlık alarak – ayrımcılığı önleyebileceği gerekçesiyle taleplerinin reddedilmesi, söz konusu hükmün özünü ortadan kaldıracaktır (aynı karar, § 91). Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak, Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
-
Andrejeva kararının ardından başvuranların talepleri
- İdari inceleme talepleri
-
14 Ağustos 2009 tarihinde, Andrejeva davasında kararın verilmesinin ardından, birinci, ikinci, dördüncü ve beşinci başvuranlar, emekli maaşlarının yeniden hesaplanması, Letonya dışındaki eski SSCB topraklarında gerçekleşen çalışma sürelerinin ve eşdeğer sürelerin dâhil edilmesi ve aynı zamanda, uğranılan maddi zararın tazmini talebiyle Devlet Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurmuşlardır. Bu taleplerin reddedilmesi nedeniyle, başvuranlar, taleplerine ilişkin idari yargılamaların yenilenmesi talebiyle idare mahkemelerine dava açmışlardır.
-
20 Kasım 2009, 27 Kasım 2009 ve 16 Aralık 2009 tarihli nihai kararlarıyla, Bölge İdare Mahkemesi (Administratīvā rajona tiesa) başvuranların taleplerini reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, Mahkemenin kararının yalnızca Andrejeva ile ilgili olarak kabul edildiğini; buna karşılık, somut davadaki başvuranların herhangi biri hakkında Mahkeme tarafından hiçbir benzer karar verilmediğini beyan etmiştir. Ayrıca, Devletin, Strazburg Mahkemesinin kararının nasıl uygulanacağına karar verme konusunda takdir yetkisine sahip olması nedeniyle, yargılamaların yenilenmesi, yasal koşullardaki iddia edilen bir değişikliğe dayandırılamazdı. Özellikle, Bölge İdare Mahkemesi, Devlet Emeklilik Kanunu’nda yapılan taslak değişikliklerin, Parlamento önünde beklediğini ve ilk incelemede kabul edildiğini belirtmiştir. Bu değişikliklerde, Letonya toprakları dışında gerçekleşen sigorta sürelerinin, hem Letonya vatandaşları hem de “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” ile ilgili emekli maaşlarının hesaplanmasından hariç tutulması önerilmiştir. Taslak değişikliklerin açıklayıcı notunda, Andrejeva kararının ya her iki grup açısından bu süreleri hesaplamaya dâhil ederek ya da bunları hesaplamadan tamamen hariç tutarak icra edilebileceği iddia edilmiştir. Bu sürelerin “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” için emekli maaşlarının hesaplanmasına dâhil edilmesinin, dış güçler tarafından işgal veya ilhak edilmesine rağmen Letonya Devletinin devamlılığı doktrinine aykırı görülmesi nedeniyle, tamamen hariç tutma önerilmiştir. Bu koşullar ışığında, Bölge İdare Mahkemesi, ancak mevzuat değişiklikleri yapılmasının ardından yasal koşullarda idari yargılamaların yenilenmesini gerektiren veya haklı kılan bir değişiklikten söz edilebileceğine kanaat getirmiştir .
-
Anayasa Mahkemesinin İncelemesi
(a) Anayasa Mahkemesine Başvuru
-
Mahkemenin Andrejeva kararına dayanarak, birinci, ikinci, dördüncü ve beşinci başvuranlar, 5 Mart 2010 tarihinde, emekli maaşlarının hesaplanmasında vatandaşlar ile “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” arasındaki ihtilaf konusu muamele farklılığını oluşturan Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçici hükümlerinin 1. fıkrasının, (eşitlik ve ayrımcılık yapmama ilkesini güvence altına alan) Anayasanın 91. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesi ile uygunluğunun yeniden değerlendirilmesini talep ederek Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuşlardır.
-
Anayasa Mahkemesi başvurularını kabul etmiş ve 24 Mart 2010 tarihinde yargılamaları başlatmıştır (dava no. 2010-20-0106). Anayasa Mahkemesi, başvuranların, genel olarak mevcut olan hukuk yolları aracılığıyla haklarını savunma imkânlarının olmadığına dair yeterli delil sağladıklarını değerlendirmiştir.
-
Üçüncü başvuran, 22 Mart 2010 tarihinde, benzer bir başvuruda bulunmuş ve özellikle, zorunlu askeri hizmet sürelerinin sigortalılık süresinin hesaplanmasından hariç tutulduğuna ve bunun sonucunda kendisine erken emeklilik aylığı verilmesinin reddedildiğine dikkat çekmiştir. İhtilaf konusu yasal hükmün üçüncü başvuranı kişisel olarak etkilediğine ve üçüncü başvuranın genel hukuk yollarını kullanarak haklarını koruyamadığını kanıtladığına karar veren Anayasa Mahkemesi, 16 Nisan 2010 tarihinde, üçüncü başvuran ile ilgili olarak da yargılamaları başlatmıştır. İki başvuru, 17 Haziran 2010 tarihinde birleştirilmiştir.
(b) Anayasa Mahkemesinin ikinci kararı (2011)
-
Anayasa Mahkemesi, 17 Şubat 2011 tarihinde verilen karar ile ihtilaf konusu yasal hükmün, ayrımcılık yapmama ilkesiyle uyumlu olduğunu tespit etmiştir. Sosyal güvenlik sisteminin oluşturulduğu tarihi bağlamı analiz eden Anayasa Mahkemesi, Letonya’nın bağımsızlığı yeniden sağlandıktan sonra, Devletin, ya bağımsızlığın yeniden sağlanmasından önce emekli olmaları ya da sigortalılık sürelerinin tamamen veya kısmen Sovyet rejimi sırasında gerçekleşmesi nedeniyle Letonya Devlet bütçesine katkıda bulunmayanlar için emekli maaşlarının nasıl hesaplanacağı konusunu çözmek zorunda kaldığını değerlendirmiştir. Letonya vatandaşları ile ilgili olarak, yasa koyucu, hem Letonya’da hem de Letonya dışındaki eski SSCB topraklarında gerçekleşen tüm çalışma sürelerinin ve eşdeğer sürelerin hesaplamaya dâhil edilmesini tercih etmiştir. Buna karşılık, Letonya’nın yabancı vatandaşları, vatansız kişileri ve “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişileri” ile ilgili olarak, (bazı istisnalar ile birlikte) yalnızca Letonya topraklarındaki çalışma süreleri sayılmıştır. Dolayısıyla, Letonya vatandaşlarına ve Letonya’nın “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerine” yönelik muamele açıkça farklıdır ve bu farklılığın gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği tespit edilmelidir.
-
Mahkemenin Andrejeva davasındaki kararına atıfta bulunan Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, ilgili yerel düzenlemenin daha yüksek bir yasal gücün yasal hükümlerine genel olarak uygunluğundan ziyade, sadece bu davanın kendine özgü koşullarını analiz ettiğini kaydetmiştir. Anayasa Mahkemesi, daha sonra, Andrejeva davasındaki olgusal koşullar ile somut davadaki koşullar arasında ayrıma gitmiştir. Özellikle, Andrejeva bir Sovyet kuruluşunun çalışanı olmasına rağmen, çalışması sırasında fiziksel olarak bulunduğu bölge departmanı Letonya’daydı. Buna karşılık, söz konusu davada, başvuranlar, Letonya ile yasal bağ kuramadıkları önemli ölçüde uzun süreler boyunca Letonya toprakları dışında çalışmışlardır.
-
Anayasa Mahkemesinin gerekçesinin ilgili bölümü şu şekildedir.
“9. ... Andrejeva/Letonya davasındaki ve Anayasa Mahkemesi önüne sunulan somut davadaki olgusal koşullar önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Özellikle, N. Andrejeva, 1954 yılından itibaren Letonya’da yaşamış ve SSCB’nin Merkezi Hükümetinin yetkisi altına alınan, yani tüm Birlik düzeyinde olan bir kuruluşun çalışanıydı; bununla birlikte, çalıştığı bölge departmanı, Letonya topraklarında bulunuyordu.
Ancak, [birinci] başvuran için toplam sigortalılık süresi 37,2 yıl olup, bunun 21,3 yılında (yüzde 57) Letonya toprakları dışında çalışılmıştır. [Beşinci başvuran], sigortalılığının toplam süresinin (31,4 yıl) 21,4 yılı (yüzde 68) boyunca Letonya toprakları dışında çalışmıştır. [Dördüncü başvuran] sigortalılık döneminin toplam süresinin (41,7 yıl) 21,8 yılını (yüzde 52) Letonya dışında gerçekleştirirken, [ikinci başvuran] toplam sigortalılık süresinin (42,1 yıl) 12 yılını (yüzde 28) [Letonya dışında gerçekleştirmiştir]. Anayasa Mahkemesi, yukarıda bahsi geçen başvuranların sadece resmi olarak SSCB’nin diğer cumhuriyetlerinin yetkisi altına alınan kuruluşların çalışanları olduklarına, ancak gerçekte N. Andrejeva’nın durumunda olduğu gibi, Letonya topraklarında ikamet ettiklerine ve çalıştıklarına dair hiçbir bilgiye sahip değildir. Sonuç olarak, bu dönemlerde, söz konusu başvuranlar ile Letonya arasında hiçbir hukuki bağ oluşturulamamıştır.”
-
Diğer hususların yanı sıra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına dayanan Anayasa Mahkemesi, Devletlerin, emekli maaşı planları da dâhil olmak üzere sosyal güvenlik planlarını oluştururken sahip oldukları geniş takdir yetkisinin altını çizmiştir. Ayrıca, Jasinskij/Litvanya ((k.k.), no. 38985/97, 9 Eylül 1998); Kuna/Almanya ((k.k.), no. 52449/99, 10 Nisan 2001); Kireev/Moldova ve Rusya ((k.k.), no. 11375/05, 1 Temmuz 2008); Kovačić ve Diğerleri/Slovenya ([BD], no. 44574/98 ve diğer 2 başvuru, § 256, 3 Ekim 2008); ve Si Amer/Fransa (no. 29137/06, 29 Ekim 2009) gibi davalara dayanan Anayasa Mahkemesi, Mahkemenin, Devletin halefiyeti ve yasal yükümlülüklerin devamlılığı hususlarını gerçekten dikkate aldığını kaydetmiştir.
-
Anayasa Mahkemesi, devamla, şunları belirtmiştir (vurgu aslındaki gibidir):
“11.1. ... Letonya Halk Konseyi, 18 Kasım 1918 tarihinde, Letonya Cumhuriyeti’nin bağımsız bir Devlet olduğunu ilan etmiştir. Letonya ve diğer Baltık Devletleri, 1940 yılında SSCB’nin Letonya’yı uluslararası hukuka aykırı bir şekilde işgal etmesiyle fiili (de facto) bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir.
Letonya’nın bağımsızlığı, 1990 yılında, Devletin devamlılığı doktrinine dayalı olarak yeniden sağlanmıştır. Bağımsızlığı hukuka aykırı olarak sona erdirilen bir Devlet, Devletin devamlılığı doktrini temelinde devlet olma durumunu yeniden sağlarsa, kendisini hukuka aykırı olarak tasfiye edilen Devletle aynı Devlet olarak tanıma hakkına sahiptir ...
Letonya’nın uluslararası hukukun bir öznesi olarak devamlılığı, [Letonya SSC (Sosyet Sosyalist Cumhuriyeti) Yüksek Konseyi tarafından 4 Mayıs 1990 tarihinde kabul edilen “Letonya Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığının Yeniden Sağlanmasına İlişkin”] Bildirge’de vurgulanmıştır. Başlangıç kısmında, Letonya Cumhuriyeti’nin Sovyetler Birliği’ne dâhil edilmesinin uluslararası hukuk açısından hükümsüz olduğu ve Letonya Cumhuriyeti’nin uluslararası hukukun bir öznesi olarak hukuken (de jure)hala var olduğu belirtilmektedir. Letonya hukuk sisteminde Letonya Devletinin devamlılığı doktrininin tesis edilmesi, Bildirge’nin Başlangıç kısmının temel işlevi olarak kabul edilebilir ...
11.2. Bir Devletin yasal kimliği, hak ve yükümlülüklerini belirler. Bir Devletin yasal kimliğini belirlerken, bir Devletin veya bir bölümünün başka bir Devlete yasa dışı olarak ilhakının yasal açıdan hiçbir etkisinin olmadığı kaydedilmeli ve kabul edilmelidir. ... Hukuksuzluk Hukuk Kuralı Oluşturmaz (ex injuria ius non oritur) ilkesine göre, Devletler veya kısımları, diğer Devletlere, uluslararası ve ulusal hukuk tarafından belirlenen prosedürlere uygun olarak yalnızca gönüllülük temelinde katılabilir ...
11.3 Devletin devamlılığı doktrini, yalnızca bağımsızlığın fiilen (de facto) sona ermesinden önce üstlenilen yükümlülüklere riayet etmeye devam ettiği ve daha önce hukuka aykırı bir şekilde parçası olduğu Devletin uluslararası yükümlülüklerini üstlenmediği uluslararası hukuk alanında değil, aynı zamanda iç işlerinde de Devletin eylemlerini doğrudan etkiler. Diğer Devletin hukuka aykırı olarak tesis edilmiş kamu makamlarının kamu hukuku alanındaki eylemleri, bağımsızlığını geri kazanmış Devlet için bağlayıcı değildir. ... Letonya’nın Sovyet dönemine dayanan herhangi bir otomatik yükümlülüğü olduğunu iddia etmek veya ima etmek, Letonya’nın uluslararası hukuk anlamında yasa dışı işgal ve ilhak edildiği gerçeğini inkar etmekle aynı anlama gelecek ve ex injuria ius non oritur ilkesine ve uluslararası hukukta tesis edilen tanımama yükümlülüğüne aykırı olacaktır (bk., Andrejeva/Letonya davasında Hâkim Ziemele’nin kısmı muhalif görüşü, para. 22).
Dolayısıyla, Letonya Cumhuriyeti, eski SSCB’nin hak ve yükümlülüklerinin halefi değildir ve Devletin devamlılığı doktrini uyarınca, bağımsızlığını yeniden kazanan Devlet, işgalci Devletin yükümlülüklerinden doğan herhangi bir yükümlülüğü üstlenmek zorunda değildir.”
-
Anayasa Mahkemesi, daha sonra, sosyal haklar alanındaki muamele farklılığının, Devletin vatandaşları için belirli bir sorumluluk üstlenmesi gerektiği fikrine dayandığını kaydetmiştir. Bazı sosyal haklar ancak kısmen sağlanabilir ve ayrımcılık yasağının mutlak olarak uygulanması, ciddi mali sonuçlar doğurabilir. Bir kişinin belirli sosyal haklardan yararlanmaması, tek başına, o kişinin temel haklarını ihlal etmez, zira bir ihlal ancak söz konusu kısıtlamanın yeterli bir gerekçesi olmadığında meydana gelecektir. Mahkemenin Janković/Hırvatistan ((k.k.), no. 43440/98, AİHM 2000-X) davasındaki kararına atıfta bulunan Anayasa Mahkemesi, Devletin, belirli koşulları göz önünde bulundurarak, uygun gördüğü kişilere imtiyaz tanıma konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu kaydetmiştir. Sözleşme, Sözleşmeci Tarafların, belirli kişi gruplarına farklı davranılan tedbirler almalarını, söz konusu müdahale Sözleşme kapsamında haklı gösterilebildiği sürece engellememektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin belirli bir miktarda emekli maaşı alma hakkını güvence altına almadığını, bunun yerine emekli maaşı alma hakkının özünün zarar görüp görmediğinin tespit edilmesini gerektirdiğini göstermektedir (Anayasa Mahkemesi, yukarıda anılan Kjartan Ásmundsson/İzlanda, no. 60669/00, § 39, AİHM 2004‑IX, ve Janković davalarına atıfta bulunmuştur). Benzer şekilde, (L.B./Avusturya (k.k.), no. 39802/98, 18 Nisan 2002) davasına atıfta bulunan) Sözleşme, başka bir ülkede yapılan iş için emekli maaşı alma hakkını güvence altına almamaktadır.
-
Anayasa Mahkemesi, daha sonra devamla şunları belirtmiştir (vurgu aslındaki gibidir):
“12.2. Letonya, bağımsızlığının yeniden sağlanmasından bu yana, 1 Ocak 1991 tarihinde Letonya’da yerleşik olan herkes için geçerli olan bir sosyal güvenlik sistemi geliştirmiştir.
SSCB’nin dağılması ve Letonya Devletinin yeniden kurulması önemli zorluklara yol açmıştır. İşgal sırasında, Devlet bütçesi ve sosyal bütçeler SSCB Devlet Bankası tarafından kontrol edilmiştir. SSCB’nin dağılmasından sonra bu bütçeler paylaşılmamış ve Rusya Federasyonu’nun mülkü olarak kalmıştır. Bu nedenle, Letonya, Letonya’da yaşayan tüm kişiler için asgari bir emekli maaşı sağlamaya karar vermiştir. İhtilaf konusu hüküm uyarınca, Letonya toprakları içinde gerçekleşen çalışma süreleri, hem vatandaşlar hem de [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”] için emekli maaşları hesaplanırken dikkate alınmaktadır. Yasa koyucu, bunun aslında Letonya’nın bağımsızlığını yeniden kazandığında “miras aldığı”, aynı sakinlerle aynı idari topraklar olması nedeniyle söz konusu belirli düzenleyici çerçeveyi seçmiştir. Ayrıca, Letonya topraklarında çalıştıkları 31 Aralık 1991 tarihinden önceki dönemlerde, sakinlerin, Letonya’nın ulusal ekonomisine ve kalkınmasına katkıda bulundukları değerlendirilebilir.
12.3. Yeni emeklilik sistemi tasarlanırken, hâlihazırda verilmiş olan asgari emekli maaşına ek olarak, Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma sürelerinin herkesin sigorta süresine dâhil edilmesine karar verilmiştir. [“Vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”], yabancılar ve vatansız kişiler ile karşılaştırıldığında, Letonya vatandaşlarına, sigorta süresine dâhil edilmek üzere Letonya toprakları dışında gerçekleşen daha geniş çalışma süreleri tanınmıştır. Yasa koyucunun [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”] için sigorta sürelerine saymayı seçtiği dönemler değerlendirilirken, bunların [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin”], daha sonra Letonya ulusal ekonomisinin gelişimine katkıda bulunabilmeleri için eğitim gördükleri veya kalifiyelerini yükselttikleri ve ayrıca, işgalci rejimin muhalifleri olarak değerlendirilmeleri nedeniyle siyasi olarak zulme uğrayan kişilerin gözaltında tutuldukları, yeniden yerleştirildikleri veya sınır dışı edildikleri dönemler oldukları görülebilmektedir. Dolayısıyla, Devlet, emekli maaşı sistemini oluştururken takdir yetkisini kullanmış ve vatandaşlarının Devletle olan özel bağını ve ayrıca, atalarının ulusal ekonominin gelişimine yaptığı katkıyı dikkate almıştır. Letonya toprakları dışında gerçekleştirilen belirli çalışma sürelerinin ["vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”] için sigorta süresine dahil edilmesi, bağımsızlığını yeniden kazanan Devletin iyi niyetinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir (bk., ayrıca, Epstein ve diğerleri/Belçika (k.k.), no. 9717/05, 8 Ocak 2008).
- Haziran 1940 tarihinde Sovyet işgalinin bir sonucu olarak, Letonya sadece bağımsızlığını kaybetmemiş, aynı zamanda toplu sınır dışı edilme, sakinlerinin öldürülmesi ve Rusça konuşan göçmenlerin akını olaylarını yaşamıştır. 25 Mart 1949 tarihinde, Letonya sakinlerinin %2,3’ü sınır dışı edilmiştir; bu, 14 Haziran 1941 tarihinde sınır dışı edilenlerin yaklaşık üç katı kadar kişiye tekabül etmektedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB vatandaşlarının Letonya’ya kitlesel göçü gerçekleşmiştir (...)
Bağımsızlığın yeniden kazanılmasından sonra, yasa koyucu, Letonya vatandaşlığının nasıl oluşturulacağına karar vermek zorunda kalmıştır. Letonya’nın uluslararası hukukun bir öznesi olarak devamlılığı göz önünde bulundurularak, Letonya vatandaşlığı, daha önce 1919 tarihli Vatandaşlık Kanunu’nda belirlendiği şekilde iade edilmiştir. Dolayısıyla, Letonya’nın işgalinden önce vatandaşlık sahibi olan kişilere vatandaşlık vermek yerine, Letonya bu kişilerin haklarını fiilen (de facto) iade etmiştir. Sonuç olarak, Letonya’nın uluslararası hukukun bir öznesi olarak devamlılığı, belirli bir kişi grubuna otomatik olarak vatandaşlık statüsü verilmemesinin yasal dayanağıydı ve bu işgal döneminde başka herhangi bir vatandaşlık almadan Letonya’ya gelmiş olan bu kişilere özel bir yasal statü oluşturulması gerekiyordu. Belirli bir kişi grubuna [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi”] statüsünün verilmesi, karmaşık bir siyasi uzlaşmanın sonucuydu. Ayrıca, Letonya, “Letonya veya başka bir Devletin Vatandaşlığına Sahip Olmayan Eski SSCB Vatandaşlarının Statüsüne Dair Kanun”u yürürlüğe koyarken, vatansız kişilerin sayısını artırmayı yasaklayan uluslararası insan hakları standartlarını da gözetmek zorundaydı (...)
Letonya’nın [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi”] statüsü, uluslararası hukuk belgelerinde tanımlandığı şekliyle, vatansız kişiler veya yabancılar statüsüyle özdeşleştirilemez, zira [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilere” ] tanınan hakların düzeyi, ne vatansız kişilerin ne de yabancıların statüsü ile tam olarak örtüşmektedir. [“Vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”] statüsü, Letonya vatandaşlığının bir çeşidi değildir ve bu şekilde görülemez (...)
Somut dava, günümüzde olduğu gibi, düzenlenmiş bir göçmenlik prosedürü hükümlerine göre ülkeye gelen uzun süreli göçmenler ile ilgili değildir. Letonya’daki [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin”] çoğunluğu, SSCB’nin uyguladığı göç politikası sonucunda Letonya topraklarına yerleşmiştir. Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma süreleri boyunca, bu kişiler Letonya ekonomisine ve kalkınmaya hiçbir katkıda bulunmamışlardır. Bu kişiler için Letonya SSR’si, daha kısa veya daha uzun süre yaşayabilecekleri ve çalışabilecekleri SSCB’nin bir köşesiydi ve böylelikle Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Sovyetleştirme ve Ruslaştırma politikasının bir kısmını uygulamışlardır (bk., Andrejeva/Letonya davasında Hâkim Ziemele’nin kısmi muhalif görüşü, 27. paragraf).
Anayasa Mahkemesi, [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin”] Letonya ile belirli karşılıklı hak ve yükümlülüklerin temeli olan yasal bağları olduğunu kabul etmektedir.
Bununla birlikte, Devletin devamlılığının bağlamı belirleyicidir ve vatandaşlar ve [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”] için emekli maaşlarının hesaplanmasındaki farkı haklı kılan güçlü bir neden görevini görmektedir. Başka bir Devletin saldırısı sonucu işgal edilen bir Devletin, işgalci Devletin göç politikası sonucunda topraklarına seyahat eden kişilere sosyal güvenliği garanti etme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu özellikle, uluslararası hukuk ihlallerini tanımama ve gerekçelendirmeme şeklindeki erga omnes (herkese karşı ileri sürülebilen) yükümlülük dikkate alındığında geçerlidir (bk. Uluslararası Adalet Divanının Belçika/İspanya (Barcelona Traction davası) davasındaki 5 Şubat 1970 tarihli kararı, UAD Raporları 1970, No.3, para.33).
Başvuranlar Letonya Cumhuriyeti vatandaşlığını elde etme imkânını orantılı görmese de, bu seçenek [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilere”] açıktır. Yasa koyucu [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi”] statüsünün, kişilerin Letonya vatandaşlığı elde edebilmeleri veya yasal bağlar kurabilecekleri başka bir Devlet seçebilmeleri için geçici bir düzenleme olarak tasarlandığı görüşünü ifade etmiştir (...) Letonya vatandaşlığına geçilmesinden sonra, Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma süreleri de sigorta süresinin uzunluğuna dâhil edilecektir. Birçok [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi”] bu imkânı, vatandaşlarla ilgili olarak öngörülen hak ve görevleri elde etmenin bir yolu olarak kullanmıştır. Bununla birlikte, birçok [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi”], çeşitli nedenlerle bu imkândan yararlanmak istememiştir.
Sonuç olarak, Letonya vatandaşları ve [“vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”] için emekli maaşları hesaplanırken uygulanan muamele farkının nesnel ve makul gerekçeleri bulunmaktadır.”
-
Ayrıca, Mahkemenin Carson ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 42184/05, § 88, AİHM 2010) ve yukarıda anılan Andrejeva davasındaki içtihadına atıfta bulunan Anayasa Mahkemesi, sosyal güvenlik alanındaki uluslararası anlaşmaların önemini kaydetmiştir. Letonya, başka bir Devletin yükümlülüklerini üstlenmek ve emeklilik maaşı alan kişileri söz konusu Devlette gerçekleştirdikleri çalışma süreleri için sigortalamak zorunda değildir. Letonya, yeni emeklilik planının vergi mükelleflerini, uluslararası anlaşmalarla karara bağlanacak meseleleri çözmek zorunda bırakamaz. Letonya aslında birkaç ülkeyle, devlet emekli maaşlarının hesaplanmasına dâhil edilmek üzere çalışma sürelerinin karşılıklı olarak tanınmasını öngören bu tür anlaşmalar imzalamıştır. Anayasa Mahkemesi, Amerika Birleşik Devletleri (5 Kasım 1992 tarihinden beri yürürlükte), Litvanya (31 Ocak 1995 tarihinden beri yürürlükte), Estonya (29 Ocak 1997 tarihinden itibaren yürürlükte, 1 Eylül 2008 tarihinden beri yürürlükte olan yeni bir anlaşma ile değiştirilmiştir), Ukrayna (11 Haziran 1999 tarihinden beri yürürlükte), Finlandiya (1 Haziran 2000 tarihinden beri yürürlükte), Norveç (18 Kasım 2004 tarihinden beri yürürlükte), Hollanda (1 Haziran 2005 tarihinden beri yürürlükte), Kanada (1 Kasım 2006 tarihinden beri yürürlükte), Belarus (28 Eylül 2010 tarihinden beri yürürlükte) ve Rusya (19 Ocak 2011 tarihinden beri yürürlükte) ile yapılan anlaşmalara atıfta bulunmuştur.
-
Anayasa Mahkemesi devamla şunları belirtmiştir:
“14. ... SSCB’nin dağılmasından sonra oluşturulan Devletlerle yapılan anlaşmalar, bu Devletlerin SSCB tarafından işgal dönemi ile ilgili olarak sosyal hukuk alanındaki hak ve yükümlülükler konusunda benzer bir anlayışa sahip olduklarını göstermektedir. Bütün bu anlaşmalar farklıdır; farklı Devletler arasındaki müzakerelerin sonuçlarını yansıtırlar ve farklı tarihi, ekonomik ve siyasi koşulların sonucu olarak oluşan durumları düzenlerler (bk., Tarkoev ve Diğerleri/Estonya, no. 14480/08 ve 47916/08, § 53, 4 Kasım 2010). Devletler, bu anlaşmaları imzalarken, Letonya’nın bağımsızlığını yeniden kazandıktan sonra emeklilik sistemini kurduğu tarihsel bağlamı dikkate almışlardır.”
-
Anayasa Mahkemesi, daha sonra, dördüncü başvuranla ilgili olarak, Letonya-Belarus Sosyal Güvenlik Anlaşması’nın emekli aylığının hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini ve bununla birlikte, Almanya’da gerçekleşen çalışma süresinin Avrupa Birliği hukukuna dayalı herhangi bir hesaplamaya dâhil edileceğini kaydetmiştir. Ek olarak, birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci başvuranlarla ilgili olarak, 19 Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe giren Letonya-Rusya Sosyal Güvenlik Anlaşması’na dayanılarak, çalışma ve zorunlu askerlik hizmeti sürelerinin hesaplamaya dâhil edilmesi gerekmekteydi.
-
Anayasa Mahkemesi, daha sonra, başvuranların, Tarkoev ve Diğerleri /Estonya (no. 14480/08 ve 47916/08, 4 Kasım 2010) davasındaki başvuranlarla benzer şekilde, verilen emekli maaşı tutarına ilişkin haklarını artırmak istediklerini, ancak bu isteğin gerekçelendirilmediğini gözlemlemiştir. Başvuranlar, emekli maaşından veya diğer herhangi bir sosyal güvenlik ödemesinden mahrum bırakılmamış ve ihtiyaç halinde, diğer sosyal hizmet ve yardımlardan yararlanmaya hak kazanmışlardır. Dolayısıyla, muamele farklılığı haklı ve orantılıdır ve bu nedenle, ihtilaf konusu hüküm,1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesiyle ve ayrıca Anayasa’nın 91. maddesiyle uyumludur.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
-
İÇ HUKUK
- Anayasal Hükümler
-
“Letonya SSC” Yüksek Konseyi, 4 Mayıs 1990 tarihinde, Letonya Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığının Yeniden Kazanılması Bildirgesi’ni (Deklarācija “Par Latvijas Republikas neatkarības atjaunošanu”) kabul etmiştir. Bildirge’nin Başlangıç kısmında, 18 Kasım 1918 tarihinde Letonya Devletinin kurulduğunun ilan edildiği, 1920 yılında Letonya’nın uluslararası olarak tanındığı ve 1921 yılında Milletler Cemiyeti’ne üye olduğu belirtilmiştir. Başlangıç kısmında ayrıca şunlar belirtilmiştir:
“Bu nedenle, uluslararası hukuka göre, Letonya’nın Sovyetler Birliği’ne katılması geçersizdir. Dolayısıyla, Letonya Cumhuriyeti uluslararası hukukun bir öznesi olarak hukuken (de jure) varlığını sürdürmekte ve dünyanın 50’den fazla ülkesi tarafından bu şekilde tanınmaktadır.”
- 4 Mayıs 1990 tarihli Bildirge’nin hüküm kısımları aşağıdaki gibidir:
“Letonya SSC Yüksek Konseyi aşağıdaki hususları kararlaştırmıştır:
(1) uluslararası hukukun ulusal hukuk hükümleri üzerindeki üstünlüğünü kabul ederek, SSCB ile Almanya arasındaki 23 Ağustos1939 tarihli Paktın ve ardından SSCB’nin 17 Haziran 1940 tarihinde askeri saldırısı yoluyla Letonya Cumhuriyeti’nin egemenliğinin tasfiyesinin yasa dışı sayılması;
(2) Letonya Parlamentosunun [Saeima],21 Temmuz 1940 tarihinde kabul edilen ve Letonya’nın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne entegrasyonuna ilişkin Deklarasyonu’nun geçersiz ve hükümsüz olduğunun ilân edilmesi;
(3) Kurucu Meclis [Satversmes sapulce] tarafından 15 Şubat 1922 tarihinde kabul edilen Letonya Cumhuriyeti Anayasasının [Satversme] hukuki etkisinin Letonya topraklarının tamamında eski haline getirilmesi. Letonya Devletinin resmi adının LETONYA CUMHURİYETİ olması ve LETONYA olarak kısaltılması;
(4) Letonya Cumhuriyeti Anayasasının, Anayasanın yeni bir versiyonu kabul edilinceye kadar askıya alınması ve bununla birlikte, Letonya Devletinin anayasal ve hukuki temelini belirleyen ve aynı Anayasanın 77. maddesi uyarınca yalnızca referandumla değiştirilebilen maddelerin istisna olması. Söz konusu maddeler aşağıdaki gibidir:
1. Madde – Letonya bağımsız ve demokratik bir cumhuriyettir.
2. Madde – Letonya Devletinin egemenlik yetkisi, Letonya halkına aittir.
3. Madde – Letonya Devletinin uluslararası anlaşmalarla tesis edilmiş toprakları Vidzeme, Latgale, Kurzeme ve Zemgale’den oluşur.
6. Madde – Parlamento [Saeima] nispi temsile dayalı olarak genel, eşit, doğrudan ve gizli seçimlerle seçilir.
Anayasa’nın 6. maddesi, bağımsız Letonya Cumhuriyeti’nin serbest seçimleri güvence altına alacak devlet ve idari yapılarının yeniden tesis edilmesinden sonra uygulanır;
(5) Letonya Cumhuriyeti Parlamentosunun toplanmasıyla sona erecek olan, Letonya Cumhuriyeti’nin fiili (de facto) egemenliğinin yeniden tesis edilmesi için bir geçiş döneminin getirilmesi. Bu geçiş döneminde, en yüksek yetki Letonya Cumhuriyeti Yüksek Konseyi tarafından kullanılır;
(6) Geçiş döneminde, Letonya Cumhuriyeti Anayasasının 1, 2, 3 ve 6. maddelerine aykırı olmadıkları sürece, bu Bildirge kabul edildiğinde Letonya SSC’si topraklarında yürürlükte olan anayasal ve diğer yasal hükümlerin uygulanmasının kabul edilmesi.
Mevzuat metinlerinin uygulanmasına ilişkin konulardaki ihtilaflar, Letonya Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesine sevk edilir.
Geçiş döneminde, sadece Letonya Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, yeni mevzuat kabul eder veya mevcut mevzuatı değiştirir;
(7) Letonya Cumhuriyeti Anayasasının Letonya’daki mevcut siyasi, ekonomik ve sosyal duruma karşılık gelecek yeni bir versiyonunu hazırlamak için bir komisyon kurulması;
(8) Letonya Cumhuriyeti vatandaşları ve Letonya’da sürekli olarak ikamet eden diğer Devletlerin vatandaşları için, sosyal, ekonomik ve kültürel hakların yanı sıra uluslararası insan hakları belgeleriyle uyumlu evrensel olarak tanınan siyasi özgürlüklerin güvence altına alınması. Bu, Letonya vatandaşlığı almadan Letonya’da yaşamak isteyen SSCB vatandaşları için geçerlidir;
(9) Letonya Cumhuriyeti ile SSCB arasındaki ilişkilerin, Letonya ile Rusya arasında yapılan, 11 Ağustos 1920 tarihli ve halen yürürlükte olan ve Letonya Devletinin bağımsızlığını her zaman için tanıyan Barış Antlaşması’na dayandırılması. SSCB ile müzakereleri yürütmek için bir hükümet komisyonun oluşturulması.”
- Letonya Cumhuriyeti’nin Devlet statüsüne ilişkin 21 Ağustos 1991 tarihli Anayasal Kanun’un (Konstitucionālais likums “Par Latvijas Republikas valstisko statusu”) hüküm kısımları aşağıdaki gibidir:
“Letonya Cumhuriyeti Yüksek Konseyi aşağıdaki hususları kararlaştırmıştır:
(1) Letonya’nın, Letonya Devletinin egemenlik yetkisinin Letonya halkına ait olduğu, Devlet olarak statüsü 15 Şubat 1922 Anayasası ile tanımlanan bağımsız ve demokratik bir cumhuriyet olduğunun beyan edilmesi;
(2) Letonya Cumhuriyeti’nin Devlet egemenliğinin fiili olarak yeniden sağlanması için bir geçiş dönemi tesis eden, Letonya Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığının Yeniden Kazanılmasına İlişkin 4 Mayıs 1990 tarihli Bildirge’nin 5. paragrafının yürürlükten kaldırılması;
(3) işgal ve ilhak sona erene ve Parlamento toplanana kadar, Letonya Cumhuriyeti’ndeki en yüksek Devlet yetkisi, tamamen Letonya Cumhuriyeti Yüksek Konseyi tarafından kullanılır. Sadece Letonya Cumhuriyeti’nin en yüksek yönetim ve idari makamları tarafından çıkarılan kanunlar ve kararnameler kendi topraklarında yürürlükte olur;
(4) Bu Anayasal Kanun, çıkarıldığı tarihte yürürlüğe girer.”
- Letonya Anayasasının (Satversme) ilgili hükümleri şu şekildedir:
Başlangıç (üçüncü fıkra)
(19 Haziran 2014 tarihli Kanun ile eklenmiştir)
“Letonya halkı işgal rejimlerini tanımamış, onlara direnmiş ve Devletin devamlılığı temelinde 4 Mayıs 1990 tarihinde ulusal bağımsızlığını yeniden tesis ederek özgürlüğüne kavuşmuştur. Letonya halkı, özgürlük savaşçılarına saygı göstermekte, dış güçlerin mağdurlarını anmakta ve Komünist ve Nazi totaliter rejimlerini ve işledikleri suçları kınamaktadır.”
91. madde
(15 Ekim 1998 tarihli Kanun ile eklenmiştir)
“Letonya’daki herkes kanun ve mahkemeler önünde eşittir. İnsan hakları hiçbir ayrım gözetilmeksizin kullanılır.”
109. madde
(15 Ekim 1998 tarihli Kanun ile eklenmiştir)
“Herkes, yaşlılık, iş göremezlik, işsizlik ve kanunun öngördüğü diğer hallerde sosyal yardım alma hakkına sahiptir.”
-
Devlet emekli maaşlarının hesaplanmasına ilişkin hükümler
- Sovyet hukuku (1991 yılından önce)
-
1991 yılından önce, Letonya topraklarında yerleşik olan kişiler, SSCB nüfusunun geri kalanıyla aynı sosyal güvenlik planı kapsamındaydı. Özellikle söz konusu dönemdeki emekli maaşı sistemi prim esasına değil, dayanışma esasına dayanıyordu. Emekli maaşlarının tamamı Hazine fonlarından ödeniyordu, Devlet gelirinin bir kısmı emekli maaşları için ayrılmıştı. Daha spesifik olarak, çalışanların kendileri, işverenleri tarafından ödenen sosyal vergiye tabi değildi. Çeşitli işverenler tarafından ödenen sosyal sigorta primleri, sendikalar aracılığıyla, SSCB Devlet Bankası tarafından yönetilen SSCB Hazinesine aktarılmıştır. Bu fonlar daha sonra emekli maaşlarının ödenmesi de dâhil olmak üzere çeşitli amaçlar için SSC’ler arasında yeniden dağıtılmıştır ve emekli maaşının miktarı, daha önce vergi makamlarına ödenen vergi miktarına doğrudan bağlı değildi. Ayrıca, bir kısmı SSCB merkezi vergi makamlarına ve geri kalanı ilgili SSC’nin yerel vergi makamlarına ödenen bir kişisel gelir vergisi mevcuttu. Bununla birlikte, kişisel gelir vergisi gelirleri pratikte hiçbir zaman emekli maaşı ödemeleri için kullanılmamıştır (Sovyet döneminde geçerli olan yasal hükümler hakkında daha kesin ayrıntılar için, bk., yukarıda anılan Andrejeva, §§ 26‑32).
-
1990 ve 1995 tarihli Devlet Emeklilik Kanunları
-
Emekli maaşlarını düzenleyen temel belge, 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren ve 1990 yılında kabul edilen önceki Kanun’u yürürlükten kaldıran 2 Kasım 1995 tarihli Devlet Emeklilik Kanunu’dur (Likums « Par valsts pensijām »). Kanun’un 3(1) maddesi, zorunlu sigorta planına tabi olan kişilerin, Devlet sosyal sigorta emekli maaşını alma hakkına sahip olduğunu öngörmektedir. Kural olarak, her belirli durumda emekli maaşı miktarı, hak sahibi kişinin, işverenin veya her ikisinin Devlet emekli maaşlarına ilişkin sigorta primlerini ödediği veya ödemiş sayıldığı süreye bağlıdır (9(1) ve (2) maddesi). Bu süreye ilişkin deliller, Devlet Sosyal Sigorta Kurumunun elinde bulunan verilerle sağlanır (10. madde).
-
Sovyet rejiminde (1991’den önce) çalışma yıllarının hesaplanmasına ilişkin hususlar, Kanun’un geçici hükümlerine tabidir. 1 Temmuz 2008’den 18 Temmuz 2012’ye kadar yürürlükte olan bu geçici hükümlerinin 1. fıkrası şunları öngörmekteydi:
“Letonya vatandaşları söz konusu olduğunda, 31 Aralık 1990 tarihine kadar Letonya ve eski SSCB topraklarında gerçekleşen çalışma süreleri ve eşdeğer süreler ile bu fıkranın 10. bendinde belirtilen durumda Letonya dışında geçirilen toplam süre, sigortalılık süresine sayılır. Yabancı uyruklular, vatansız kişiler ve Letonya vatandaşı olmayan kişiler söz konusu olduğunda, sigortalılık süresi, Letonya topraklarında gerçekleşen çalışma süreleri ve eşdeğer süreler ile bu fıkranın 4. ve 5. bentlerinde belirtilen durumlarda eski SSCB’de gerçekleşen eşdeğer sürelerden ve bu fıkranın 10. bendinde belirtilen durumda Letonya dışında geçirilen toplam süreden oluşur. İstihdama eşdeğer olarak kabul edilen ve 31 Aralık 1990 tarihine kadar - ancak bu fıkranın 11. bendi durumunda 31 Aralık 1995 tarihine kadar - gerçekleşen aşağıdaki süreler sigortalılık süresine sayılır:
(1) zorunlu aktif askerlik hizmeti ve alternatif hizmet (iş hizmeti);
(2) Letonya’nın menfaatleri doğrultusundaki faaliyetleri sonucunda rütbelerinin indirilmesi veya zorunlu askerlik hizmetini yaptıktan sonra veya bir sivil üniversiteden mezun olduktan sonra faal askeri göreve çağrılmaları durumunda, muvazzaf askerlerin ve subayların, Letonya Cumhuriyeti Ordusunda veya Letonya vatandaşları söz konusu olduğunda SSCB Silahlı Kuvvetlerinde gerçekleştirdikleri hizmet...;
(3) KGB [Devlet Güvenlik Komitesi] hariç olmak üzere, içişleri ile ilgilenen kurumlardaki birim komuta personelinin alt kademe hizmeti ve konumu;
(4) Yükseköğretim kurumlarında ve lise sonrası düzeydeki diğer eğitim kurumlarında, ilgili zamanda beş yıla kadar eğitim gerektiren kalifiyeler söz konusu olduğunda beş yıllık bir sınıra ve ilgili zamanda beş yıldan fazla eğitim gerektiren kalifiyeler söz konusu olduğunda altı yıllık bir sınıra tabi olan eğitim süreleri;
(5) en fazla üç yıla kadar tam zamanlı doktora çalışmaları, lisansüstü eğitim veya devam eden mesleki eğitim süreleri;
(6) bireysel çalışma;
(7) 1. kategori engelli statüsüne sahip engelli bir kişinin, 16 yaşından küçük engelli bir çocuğun ve ayrıca 80 yaşına ulaşmış bir kişinin bakımı için harcanan zaman;
(8) bir annenin 8 yaşından küçük çocuğunu yetiştirmesi için harcadığı zaman;
(9) dini kuruluşlarda ücret karşılığı çalışma;
(10) Sürgündeki (...) siyasi zulüm mağdurları tarafından tutulma yerlerinde geçirilen süre ve bu yerlerden kaçmak için harcanan süre, bu süreler üç ile veya [Sovyet’in] Uzak Kuzey’inde ve eşdeğer olarak kabul edilen bölgelerinde geçirilen süreler söz konusu olduğunda beş ile çarpılır...
(11) Sigortalı bir kişiye kategori I, II veya III engellilik statüsü verildiği ve emeklilik yaşının aşılmadığı bir süre boyunca (iş kazası veya meslek hastalığı nedenleri de dahil olmak üzere) çalışmadığı süre;...
(12) 16 yaşından itibaren bir kolektif çiftlik (kolkhoz) üyesi statüsünde çalışma.”
-
Diğer bir deyişle, Letonya vatandaşları ile ilgili olarak, eski SSCB topraklarında 1991 yılından önce gerçekleşen tüm belirli çalışma süreleri ve eşdeğer süreler, emekli maaşlarının hesaplanmasında dikkate alınmaktadır. Buna karşılık, “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” söz konusu olduğunda, Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma süreleri, sigortalılık sürelerine dâhil edilmez ve eşdeğer sürelerden sadece 4, 5 ve 10. bentlerde belirtilenler dikkate alınır. “Vatandaş olmayan sürekli yerleşik” bir kişi, vatandaşlığa kabul yoluyla Letonya vatandaşlığını alırsa, Letonya dışında gerçekleşen çalışma süreleri ile ilgili olarak emekli maaşını ancak geleceğe yönelik (ex nunc) temelde almaya başlar; emekli maaşı tutarının yeniden hesaplanmasının geriye dönük bir etkisi yoktur.
-
Yukarıda belirtilen geçici hükümlerin 7. fıkrası uyarınca:
“Aşağıdaki hususların, 31 Aralık 1995 tarihinden önce gerçekleşen çalışma sürelerinin delillerini teşkil ettiği değerlendirilir:
(1) çalışma kaydı [darba grāmatiņa];
(2) iş sözleşmesi kaydı [darba līgumu grāmatiņa];
(3) sosyal sigorta primlerinin ödendiğini onaylayan belge;
(4) Çalışma sürelerine ilişkin diğer tüm deliller (sertifikalar, iş sözleşmeleri veya çalışıldığını onaylayan belgeler gibi)."
-
Yukarıda belirtilen hükümlerin uygulanmasını açıklığa kavuşturmak adına, 23 Nisan 2002 tarihinde, Bakanlar Kurulu, sigorta sürelerinin onaylanması, hesaplanması ve izlenmesi prosedürü hakkındaki 165 no.lu Yönetmeliği kabul etmiştir (Apdrošināšanas periodu pierādīšanas, aprēķināšanas un uzskaites kārtība). Bu Yönetmelik’in 21. maddesinde, Letonya topraklarında bulunan kuruluşlar için yürütülen herhangi bir işin “Letonya’da çalışma” olarak kabul edileceği belirtilmektedir.
-
ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMA
- Vatandaşlık
- Uluslararası Adalet Divanının İçtihadı
- Vatandaşlık
-
Nottebohm Davasında (Liechtenstein/Guatemala, 6 Nisan 1955 tarihli karar, UAD Raporları 1955), Uluslararası Adalet Divanı (UAD) aşağıdaki sonuca varmıştır.
“Her egemen devlet gibi, Lihtenştayn da, vatandaşlığının kazanılması ile ilgili kurallara kendi kanunları ile karar verir ve bu kanunlara uygun olarak vatandaşlığa kabul yolu ile vatandaşlığın verilmesi kararını kendi organları alır. Uluslararası hukukun devletin bu alandaki karar verme özgürlüğüne herhangi bir sınır getirip getirmediğinin tespit edilmesine gerek yoktur. Dahası vatandaşlık, en çabuk, en geniş kapsamlı ve birçok insan için tek etkisini vatandaşlığı veren devletin hukuk sisteminde gösterir. Vatandaşlık, her şeyin üstünde, ona haiz olan kişinin, söz konusu Devletin kanunları tarafından vatandaşlarına verilen hak ve yükümlülüklere sahip olmasını belirler. Daha geniş bir kavramda, vatandaşlığın Devletin ülke içi yargı yetkisine dâhil olduğu kastedilmiştir.
...
Devletlerdeki uygulamaya, hakem ve yargı kararlarına ve yazarların görüşlerine göre vatandaşlık, temelinde bir toplumsal bağlılık vakası, karşılıklı hak ve görevlerle ile birlikte gerçek bir varlık, menfaat, ilgi ve duygu dayanışması yatan hukuki bir bağdır. Vatandaşlığın, vatandaşlık sahibi bir bireyin, ister direkt olarak yasayla ister yetkililerin bir eylemi sonucunda vatandaşlık sahibi olsun, vatandaşlığı veren Devletin halkıyla diğer bütün Devletlerin halklarından daha yakın olduğunun hukuki ifadesi olduğu söylenebilir. Bir Devlet tarafından verilen vatandaşlık, bir bireyin ona vatandaşlık veren Devletle arasındaki bağın kanuni ifadeye çevirisini teşkil ediyorsa, diğer Devletlere karşı koruma yetkisi sadece o Devlete aittir. ...
...
Vatandaşlığa kabul hafife alınacak bir konu değildir. Bunu talep etmek ve elde etmek bir insanın hayatında sık başına gelen bir şey değildir. Bir sadakat bağını koparıp başka bir sadakat bağının kurulması anlamına gelir. Bunu elde eden bireyin kaderinde derin değişikliklere sebep olur ve geniş kapsamlı sonuçlar doğurur. Bireyi kişisel olarak ilgilendiren bir durumdur ve sadece sahip olmanın getirdiği sonuçlar açısından değerlendirilmesi, durumun derin anlamını yanlış anlamak olur.
Uluslararası etkisinin değerini ölçebilmek için; vatandaşlığın takdim edildiği şartlar, vatandaşlığın ciddi yapısı, bireye vatandaşlığı veren ülkenin gerçek, etkili ve sadece sözde olmayacak biçimde tercih edilmiş olduğu hiçe sayılamaz.”
-
Avrupa Milliyet Sözleşmesi
-
Vatandaşlığı ilgilendiren Avrupa Konseyi belgelerinden başlıcası, 6 Kasım 1997 tarihinde kabul edilen ve 1 Mart 2000 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Milliyet Sözleşmesi’dir (ETS No. 166). Avrupa Konseyi’nin 20 üye devleti tarafından onaylanmıştır. Letonya bu Sözleşme’yi 30 Mayıs 2001 tarihinde imzalamıştır ancak onaylamamıştır.
-
Bu Sözleşme’nin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 2– Tanımlar
"Bu Sözleşme anlamında:
a. ‘Milliyet’ bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuki bağı ifade eder ve kişinin etnik kökenine işaret etmez ...”
Madde 3 – Devletin yetkisi
“1. Her Devlet kendi hukukunda yurttaşlarının kimler olduğunu belirler.
- Bu hukuk, uygulanan uluslararası sözleşmelere, uluslararası teamül hukukuna ve milliyete dair kabul edilmiş genel hukuk ilkelerine uygunluğu kapsamında diğer Devletlerce kabul edilir.
Madde 4– İlkeler
“Her bir Taraf Devletin milliyete dair kuralları aşağıdaki ilkeleri temel alır.
a. herkesin milliyet sahibi olmaya hakkı vardır;
b. vatansızlıktan kaçınılmalıdır;
c. hiç kimse keyfî olarak milliyet sahibi olmaktan yoksun bırakılamaz;
d. bir Taraf Devlet vatandaşı ile yabancı arasında ne evlilik, ne evliliğin sona ermesi, ne de evlilik sırasında eşlerden birisinin milliyetini değiştirmesi, kendiliğinden diğer eşin milliyetine etki eder.”
- Bu Sözleşme’ye ilişkin Açıklayıcı Rapor, diğer hususların yanı sıra, 2. madde ile ilgili olarak şunları belirtmektedir:
Madde 2– Tanımlar
“22. Milliyet kavramı Nottebohm davası sırasında Uluslararası Adalet Divanınca incelenmiştir. Bu mahkeme milliyeti ‘temelinde bir toplumsal bağlılık vakası, karşılıklı hak ve görevlerle ile birlikte gerçek bir varlık, menfaat, ilgi ve duygu dayanışması yatan hukuki bir bağ’ olarak tanımlamıştır (Nottebohm davası, UAD Raporlar 1955, s. 23).
-
a.’Milliyet’ bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuki bağı ifade eder ve kişinin etnik kökenine işaret etmez ...” Dolayısıyla, bir birey ile bir Devlet arasında, o Devlet tarafından tanınmış belirli bir hukuki ilişkiye atıfta bulunur. Bu açıklayıcı raporun 1. paragrafına ilişkin dipnotta daha önce belirtildiği gibi, Sözleşme’nin etkileri açısından bakıldığında, ‘milliyet’ ve’ vatandaşlık’ terimleri eş anlamlıdır.”
-
Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihadı
-
Kosta Rika Anayasasının Vatandaşlığa Kabul Hükümleri Hakkında Önerilen Değişiklikler’de (OC-4/84 sayılı19 Ocak 1984 tarihli Tavsiye Görüşü), Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlar aşağıdaki gibidir:
“31. Hükümetin sorduğu sorular iki genel hukuki sorunu kapsamaktadır ve Mahkeme bunları ayrı ayrı inceleyecektir. İlk olarak, Sözleşme’nin 20. maddesinde tesis edilen milliyet hakkıyla ilgili bir sorun söz konusudur. İkinci grup sorular, Sözleşme tarafından yasaklanmış olası ayrımcılık ile ilgili sorunlardır.
- Bugün kabul edildiği şekliyle milliyet, bütün insanların sahip olduğu doğal bir haktır. Milliyet siyasi hakların kullanılabilmesinin temel şartı olmanın yanı sıra, bir bireyin hukuki ehliyeti üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Dolayısıyla, milliyetin bahşedilmesi ve düzenlenmesi konularına her Devletin kendisi karar vereceği geleneksel olarak kabul edilmiş olsa bile, günümüzdeki gelişmeler, uluslararası hukukun, Devletlerin bu alanda sahip oldukları geniş yetkilere bazı sınırlar getirdiğini işaret etmektedir. Günümüzde Devletlerin milliyet ile ilgili meseleleri düzenlerkenki tutumları yalnızca kendi yetki alanlarına indirgenemez; Devletlerin bu yetkileri, insan hakları üzerinde tam koruma sağlanması yükümlülükleri ile de sınırlandırılmıştır.
-
Günümüzde, milliyeti bir Devletin tebaasına bahşettiği bir nitelik olarak gören doktrindeki klasik anlayış dereceli olarak, milliyetin Devletin yetki sınırı kadar insan hakları konularını da kapsadığının görüldüğü bir noktaya evrilmiştir. Bu durum, 2 Mayıs 1948 tarihli Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi adındaki bölgesel bir belgede tanınmıştır ... [19. madde metni]. Başka bir belge olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ... aşağıdaki hususları öngörmektedir [15. madde metni].
-
Her insanın milliyet sahibi olmaya hakkı olduğu uluslararası hukukta tanınmıştır. Bu hakkın iki yönü Sözleşme’nin 20. maddesinde yer almıştır. İlk olarak, tesis edilen milliyet hakkı, söz konusu Devletle birey arasında tesis edilen milliyet bağı ile uluslararası ilişkilerde bireye asgari ölçüde yasal koruma sağlar. İkinci olarak da, bahsedilen bu koruma, bireyin keyfi olarak milliyetten yoksun bırakılmasına karşı koyar. Bu koruma olmaksızın birey, milliyete bağlı olan siyasi haklar kadar medeni haklarının pratik amaçlarından da yoksun bırakılabilir.
-
Milliyet; bir kişiyi belirli bir Devlete bağlayan, kişiyi sadakat ve vefa bağları ile saran ve kişinin Devlet tarafından diplomatik koruma elde etmesini sağlayan siyasi ve hukuki bir bağ olarak görülebilir. Değişik şekillerde birçok Devlet, aslen milliyetini taşımayan bireylere, genellikle bazı şartların yerine getirilmesinden sonra yapılan bir niyet beyanı yolu ile milliyeti sonradan kazanma fırsatı sunar. Böyle durumlarda milliyet, artık belirli bir toprak parçasında doğmuş olma veya o milliyete sahip ebeveynlere sahip olma tesadüfüne bağlı olmaz; daha çok belirli bir siyasi toplum, onun kültürü, yaşam stili ve değerleri ile ilişki tesis etme amacını güden gönüllü bir eyleme dayanır.
-
Bir Devletin milliyetini aslen yabancı olan kişilere kazandırma olanağını sunan yine o Devlet olduğundan, milliyetin kazanılması için gerekli şartların ve yöntemlerin öncelikle o Devletin iç hukukuna göre belirlenmesi doğaldır. Bu kurallar üstün normlarla çatışmadığı sürece, vatandaşlığa kabule başvuran kişi ile kendisini tamamen ilişkilendirmek istediği toplumun değer ve çıkarlar sistemi arasında etkin bir bağın bulunmasını sağlamak için getirilecek şartların hangileri olması gerektiğine, en iyi milliyeti verecek olan Devlet hükmedebilir. Bu şartlara uyulup uyulmadığına da yine en iyi bu Devlet karar verebilir. Bu aynı sınırlar içinde, vatandaşlığa kabulün ne derece kolaylaştırılacağını Devletlerin öngördüğü ihtiyaçların belirliyor olması aynı şekilde mantıklıdır. Devletlerin öngördüğü ihtiyaçlar değişken olduğundan, vatandaşlığa kabulün değişen şartlara göre serbestleştirilmesi veya sınırlanması da olağandır. Bu sebeple, belirli bir anda, başvuranların ülke ile milliyet değişikliği gibi ciddi ve geniş kapsamlı bir eylemin yerine getirilmesini gerekçelendirecek, gerçek ve kalıcı bağlar kurmadığı zamanlarda, milliyet değişikliğinin sadece başvuranların karşılaştığı bazı geçici sorunları çözmek amacıyla yapılmadığından emin olmak için yeni şartların getirilmesi şaşırtıcı değildir.”
-
8 Eylül 2005 tarihli, Girls Yean ve Bosico Dominik Cumhuriyeti davasında (C Serisi No. 130) (ilk itirazlar, esas, tazmin ve masraflar), Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesi aşağıdaki kararları vermiştir (dipnotlar dâhil edilmemiştir):
“139. Amerikan Sözleşmesi milliyet hakkının her iki yönünü de tanımaktadır: bir bireye, söz konusu Devlet ile arasında milliyet tarafından inşa edilen bağ sayesinde uluslararası ilişkilerde asgari ölçüde yasal koruma verilmesi perspektifinden bir milliyete sahip olma hakkı ve ikinci olarak, milliyetinden keyfi olarak yoksun bırakılmaya karşı bireye sağlanan koruma, bu olmaksızın bireyin milliyetine bağlıdırlar.
-
Kimin milliyeti kazanma hakkına sahip olduğunun belirlenmesi, Devletin iç yargı yetkisi kapsamında kalmaya devam eder. Ancak, Devletin bu konudaki takdir yetkisi, uluslararası hukukun geçirdiği evrimle, Devletlerin keyfi eylemlerine karşı bireylerin daha iyi korunmasını sağlamak için dereceli olarak sınırlandırılmıştır Dolayısıyla, uluslararası insan hakları hukukunun gelişiminde gelinen aşamada, Devletlerin bu yetkisi, bir yandan Devletlerin bireylere hukuk önünde eşit ve etkin koruma sağlaması yükümlülüğü ile, öte yandan da vatansızlığı engelleme, önleme ve azaltma yükümlülüğü ile sınırlıdır.
-
Mahkeme, hukukun eşit ve etkin koruma sağlaması ve ayrımcılık yapılmaması konusundaki emredici hukuk ilkesinin; milliyet verilmesi üzerine mekanizmalar geliştirilirken, Devletlerin, haklarını kullandıkları sırada toplumun bir kısmı üzerinde ayrımcı veya ayrımcı etkiler doğuracak düzenlemelerden kaçınması gerekliliğini belirlediği kanaatindedir. Ayrıca, Devletler her seviyede, özellikle kamu kuruluşlarında, ayrımcı uygulamalarla mücadele etmelidir ve son olarak, tüm bireyler için etkili bir eşit korunma hakkının sağlanması için müspet önlemler benimsemelidir.
-
Devletler, milliyet verilmesi konusunda uygulanması halinde vatansız insanların sayısını artıracak kanun veya uygulamalar benimsememe yükümlülüğü altındadır. Bu şart, keyfi olarak milliyetten yoksun bırakılması yüzünden Devlet kanunlarına göre bir bireyin milliyet edinmeye hak kazanamaması veya milliyetin aslında etkili olmayacak biçimde verilmesi sebebiyle oluşan milliyet eksikliğinden doğmaktadır. Vatansızlık bir bireyi medeni ve siyasi haklara sahip olma olasılığından yoksun bırakır ve onu aşırı savunmasızlık içinde zor durumda bırakır.”
-
Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarından doğan ve milliyet hakkını ilgilendiren ilkeler, 28 Ağustos 2014 tarihli, Sınır dışı edilmiş Dominikli ve Haitililer Dominik Cumhuriyeti davasındaki karar (ilk itirazlar, esas, tazmin ve masraflar) ( C Serisi No. 282, §§ 253-64)ile teyit edilmiştir.
-
Devletin sorumluluğu
-
Uluslararası Hukuk Komisyonu, 2001 yılında 53. oturumunda, Uluslararası Hukuka Aykırı Eylemlerinden Dolayı Devletlerin Sorumluluğuna İlişkin Maddeleri kabul etmiştir (ILC Maddeleri)(Genel Kurulun Resmi Kayıtları, 56. Oturum, Ek No. 10 ve düzeltme (A/56/10 ve Düzeltme 1)). Bunlar, 12 Aralık 2001 tarihli ilke kararında (A/56/83 (2001)), Genel Kurula sunulmuş ve Genel Kurul, bu maddeleri dikkate alarak Hükümetlerin dikkatine sunmuştur. "Bir Devletin uluslararası hukuka aykırı eyleminin unsurları" başlıklı 2. madde aşağıdakileri öngörmektedir:
“Fiil ya da ihmalden oluşan tasarruf
(a) uluslararası hukuka göre Devlete atfedilebiliyorsa; ve
(b) Devletin uluslararası bir yükümlülüğünün ihlalini teşkil ediyorsa, Devletin uluslararası hukuka aykırı eylemi söz konusudur.”
- Ayrıca, ILC Maddeleri ile birlikte kabul edilen Yorum, 2. madde ile ilgili olarak aşağıdaki açıklamalarda bulunmaktadır (dipnotlar dâhil edilmemiştir):
“(5) Belirli bir davranışın uluslararası hukuka aykırı bir eylem olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle Devlete atfedilebilir olması gerekir. Devlet, gerçek bir örgütlü varlıktır, uluslararası hukuk uyarınca hareket etme konusunda tam yetkiye sahip bir tüzel kişidir. Ancak bunun kabul edilmesi, Devletin kendi başına hareket edemeyeceği temel gerçeğini inkâr etmek anlamına gelmemektedir. “Devletin eylemi”, bir insanın veya grubun bazı eylemlerini veya ihmallerini içermelidir: “Devletler ancak görevlileri ve temsilcileri ile ve onlar vasıtasıyla hareket edebilirler.” Sorun, hangi kişilerin Devlet adına hareket ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, yani Devletin sorumluluğu açısından neyin “Devletin eylemini” teşkil ettiğidir.
(6) Davranışın Devlete atfedilmesi söz konusu olduğunda, kastedilen şey, uluslararası hukukun bir öznesi olarak Devlettir. Birçok hukuk sisteminde, Devlet organları, tek başına kendilerine dava açılabilecek ve sorumlu oldukları belirli hak ve yükümlülüklere sahip oldukları kabul edilen farklı tüzel kişiliklerden (bakanlıklar veya diğer tüzel kişilikler) oluşur. Devlet sorumluluğuna ilişkin uluslararası hukuk açısından durum farklıdır. Devlet, uluslararası hukukta tek bir tüzel kişi olarak tanınmasına uygun bir şekilde bir kuruluş olarak kabul edilir. Burada, diğer açılardan olduğu gibi, bir davranışın Devlete atfedilmesi zorunlu olarak normatif bir işlemdir. Önemli olan, belirli bir olayın, Bölüm II’de belirtilen kurallardan biri veya diğeri uyarınca Devlete atfedilebilen bir davranışla (bir eylem veya ihmal) yeterince bağlantılı olmasıdır.
(7) Devletin uluslararası hukuka aykırı bir eyleminin varlığının ikinci koşulu, Devlete atfedilebilir bir davranışın o Devletin uluslararası bir yükümlülüğünün ihlalini teşkil etmesidir ...
(12) (a) bendinde, "atfetme" terimi, belirli bir eylemi veya ihmali bir Devlete bağlama işlemini belirtmek için kullanılır. Uluslararası uygulamada ve yargı kararlarında “yükleme” terimi de kullanılmaktadır. Ancak “atfetme” terimi, davranışı Devlete bağlayan yasal sürecin bir kurgu olduğu veya söz konusu davranışın “aslında” bir başkasına ait olduğu yönündeki herhangi bir imadan kaçınır.
(13) (b) bendinde, bir uluslararası hukuk kuralı veya normundan ziyade uluslararası bir yükümlülüğün ihlaline atıfta bulunulmaktadır. Burada önemli olan sadece bir kuralın varlığı değil, bunun belirli bir durumda sorumlu Devlete uygulanmasıdır. “Yükümlülük” terimi, uluslararası yargı kararlarında ve uygulamasında ve literatürde tüm olasılıkları kapsayacak şekilde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bir “yükümlülük”e atıfta bulunulması, 3. maddede daha ayrıntılı açıklığa kavuşturulan bir konu olan, uluslararası hukuk kapsamındaki bir yükümlülükle sınırlıdır.”
-
Letonya tarafından imzalanan sosyal güvenlikle ilgili uluslararası anlaşmalar
-
Devlet emekli maaşlarının hesaplanmasında dikkate alınacak çalışma sürelerinin karşılıklı olarak tanınması, Letonya’nın, Litvanya (31 Ocak 1996’dan beri yürürlükte), Estonya (29 Ocak 1997’den beri yürürlükte) Ukrayna (11 Haziran 1999’dan beri yürürlükte), Finlandiya (1 Haziran 2000’den beri yürürlükte) ve Kanada (1 Kasım 2006’dan beri yürürlükte) ile yaptığı sosyal güvenlik işbirliği anlaşmalarında öngörülmüştür. Hollanda ile yapılan benzer bir anlaşma (1 Haziran 2005’ten beri yürürlüktedir), ikamet yerine dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Mahkemenin yukarıda anılan Andrejeva davasındaki kararının verilmesinden bu yana, Letonya, özellikle Belarus (anlaşma 28 Eylül 2010’da yürürlüğe girmiştir) ve Rusya (anlaşma 19 Ocak 2011’de yürürlüğe girmiştir) ile olmak üzere başka ikili anlaşmalar imzalamıştır.
-
Özellikle, Letonya ile Rusya Federasyonu arasındaki sosyal güvenlik işbirliği anlaşmasının 3(1) maddesi, kapsamını açıkça Letonya’nın “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler”i içerecek şekilde genişletmektedir. 10(1) maddesi, emekli aylığının hesaplanmasında, tarafların her birinin, ilgili kişinin her iki ülkedeki toplam çalışma süresini dikkate alması gerektiğini öngörmektedir. 4(2) maddesi, her iki Devletin vatandaşları ile yerleşik kişileri arasındaki eşitlik ilkesinin, Letonya vatandaşlarının 1991 yılından önceki çalışma sürelerinin hesaplanmasına yönelik belirli düzenlemelere uygulanmaması yönünde bir istisna öngörmektedir.
-
Anlaşmanın 25. maddesi, anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra ilgili kişinin emekli maaşına hak kazanması durumunda, emekli maaşları açısından mali yükü iki Devlet arasında paylaştırmaktadır. 1 Ocak 1991 tarihinden önceki çalışmaya ilişkin emekli maaşı, yararlanıcının emekli maaşını talep ettiği sırada ikamet ettiği Devlet tarafından ödenir. Ancak, bu tarihten sonraki dönemle ilgili olarak, her Sözleşmeci Taraf, kendi topraklarındaki çalışma süreleri bakımından sorumluluk almayı almayı taahhüt etmiştir. 26. maddede, anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan bir emekli maaşının, yararlanıcının açık talebi üzerine bu temelde yeniden hesaplanabileceği; ancak, bu tür bir incelemenin ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren gerçekleşebileceği belirtilmektedir.
-
Belarus ile yapılan anlaşma benzer hükümler içermektedir.
-
AVRUPA TOPLULUKLARI VE AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARININ HUKUK VE UYGULAMASI
- Avrupa Birliği Adalet Divanı
-
C-135/08 Janko Rottmann/Freistaat Bayern davasında (2 Mart 2010 tarihli karar), Avrupa Birliği Adalet Divanı aşağıdaki hükümlere varmıştır (referanslar dâhil edilmemiştir):
“45. Bu yüzden Üye Devletler, milliyet alanında yetkilerini kullanırken, Avrupa Birliği hukukuna saygı duymalıdırlar ...
...
- Avrupa Birliği Hukukuna saygı gösterilmesi gerektiği yönündeki hüküm, daha önce Mahkeme tarafından kabul edilmiş olan,..., Üye Devletlerin milliyetin kazanılması veya kaybedilmesi ile ilgili koşulları belirleme gücüne sahip olduğunu belirten uluslararası hukuk ilkesinden ödün vermez. Aksine, Birlik vatandaşları ile ilgili olarak, bu yetkinin kullanımının, ana yargılamalarda söz konusu olduğu şekliyle özellikle vatandaşlığa kabulün geri alınması kararında olduğu gibi, Birliğin yasal düzeni tarafından sağlanmış ve korunmuş hakları etkilediği ölçüde, Avrupa Birliği Hukuku ışığında yürütülen yargı denetimine tabi olduğu ilkesini düzenler.
...
-
Bununla birlikte, böyle bir durumda, ana yargılamalardaki söz konusu geri alma kararının, Avrupa Birliği hukuku ışığında ilgili kişinin durumuna getirdiği sonuçlar bakımından orantılılık ilkesini gözetip gözetmediğini tespit etmek ve ek olarak, gerektiğinde, kararın orantılılığını iç hukuk ışığında incelemek ulusal mahkemenin görevidir.”
-
Avrupa Parlamentosu
-
13 Ocak 1983 tarihinde kabul edilen, Avrupa Parlamentosunun Baltık Devletleri hakkındaki İlke Kararının (1982-1983 EUR.PARL.DOC (no.7.908) 432-33 (9183)) ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Avrupa Parlamentosu,
...
Sovyetler Birliği ile Baltık Devletleri arasında Tartu’da (2 Şubat 1920), Moskova’da (12 Temmuz 1920) ve Riga’da (11 Ağustos 1920) imzalanan ve Sovyetler Birliği’nin üç Baltık Devletinin topraklarının dokunulmazlığını ve sonsuz barışını garanti altına aldığı ikili barış antlaşmalarını göz önünde bulundurarak,
Halkların kendi kaderini tayin etme hakkını ve hakların, tam özgürlükle, kendi iç ve dış siyasi statülerini diledikleri zaman ve biçimde belirleme hakkını güvence altına alan Helsinki Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Nihai Senedi’nin 8. maddesini göz önünde bulundurarak,
Daha önce bağımsız ve tarafsız olan bu Devletlerin Sovyetler Birliği tarafından işgalinin 1940 yılında Molotof-Ribbentrop Paktı uyarınca gerçekleştiğini ve devam etmesini kınayarak,
Üç Baltık Devletinin Sovyetler tarafından ilhak edilmesi, çoğu Avrupa Devleti tarafından hala resmi olarak tanınmadığından ve ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Avustralya ve Vatikan, Baltık devletleri kavramına bağlı kalmaya devam ettiğinden,
...
1979 yılında Birleşmiş Milletler’e hitaben yapılan deklarasyona yönelik ortak bir olumlu yaklaşım oluşturmaya çalışmak üzere siyasi işbirliği içinde Dışişleri Bakanları Konferansı toplantısının yapılması çağrısında bulunur,
Baltık Devletleri sorununu BM’deki Dekolonizasyon Alt Komitesine sunmalarını önerir,
...
Dışişleri Bakanları Konferansının, bu Devletlerin halklarının hükümet biçimlerine ilişkin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak için elinden gelen çabayı göstereceğine dair umudunu ifade eder,
Başkanına, bu ilke kararını siyasi işbirliği içinde toplanan Avrupa Topluluğu Üye Devletlerinin Dışişleri Bakanlarına ve Üye Devletlerin Hükümetlerine iletmesi talimatını verir.”
-
AVRUPA KONSEYİ ORGANLARININ RAPORLARI VE İLKE KARARLARI
- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi
-
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 29 Eylül 1960 tarihinde kabul edilen, “Baltık Devletlerinin Sovyetler Birliği’ne Zorla Dâhil Edilmesinin Yirminci Yıldönümündeki Durum" başlıklı 189 (1960) sayılı İlke Kararı aşağıdaki gibidir:
“1. Meclis,
-
Üç Avrupa Devleti Estonya, Letonya ve Litvanya’nın işgalinin ve Sovyetler Birliği’ne zorla dâhil edilmelerinin yirminci yıldönümünde,
-
Bu yasa dışı ilhakın, halkın isteklerine gerçek bir atıfta bulunulmadan gerçekleştiğini kaydeder;
-
Baltık halklarının acılarına anlayış duyduğunu ifade eder ve onların Avrupalı dostları tarafından unutulmadıklarını garanti eder;
-
Komünist baskının onların heveslerini ve özgürlük ve demokrasiye olan inançlarını kırmakta başarılı olmayacağından emindir;
-
Baltık Devletlerinin bağımsız mevcudiyetinin, özgür dünya uluslarının Hükümetlerinin büyük çoğunluğu tarafından hukuken (de jure) hala kabul edildiğini kaydeder;
-
Üye Hükümetleri; Estonya, Letonya ve Litvanya’nın demokratik uluslararası kurumlarımızda özgür milletler olarak rollerini oynayabilecekleri zamanın beklentisiyle, Baltık mültecilerin doğal kültürlerini, geleneklerini ve dillerini korumalarına yönelik uygun çabalarını desteklemeye çağırır.”
-
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 28 Ocak 1987 tarihinde kabul edilen “Baltık halklarının durumu” başlıklı 872(1987) sayılı İlke Kararının ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“Meclis,
...
-
Üç Baltık Devletinin Sovyetler Birliği’ne dâhil edilmesinin, halkların kendi kaderini tayin etme hakkının açık bir ihlali olduğunu ve olmaya devam ettiği ve bunun hala Avrupa Devletlerinin büyük çoğunluğu ve uluslararası toplumun birçok üyesi tarafından tanınmadığını hatırlatarak;
-
Bu birleşmenin yarattığı uluslararası sorunların ortadan kaldırılmasının, Sovyetler Birliği ve uluslararası toplumun diğer üyeleri tarafından üstlenilen uluslararası yükümlülükler temelinde çözümler gerektirdiğini göz önünde bulundurarak;
...
- Baltık halklarının, bölgelerine zorla göç sonucunda asimile olma baskısı altında kalmalarını ve kendi eğitim ve kültürel ifade olanaklarının olmamasının ulusal kimlik kaybına yol açmasını esefle karşılayarak;
...
-
Sovyetler Birliği Hükümetine, Baltık Devletlerinde kendi kaderini tayin etme hakkına ve insan haklarına saygı duyması çağrısında bulunur;
-
Avrupa Konseyi’ne Üye Devletlerin Hükümetlerini, Viyana’daki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Komisyonu’na (AGİK) ve gerektiğinde, diğer AGİK toplantılarına, katılımcı Devletlerin dikkatini ciddi insan hakları ihlallerine çekmek amacıyla davet eder.”
-
Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI)
-
Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI), 9 Aralık 2011 tarihinde, dördüncü izleme döngüsü sırasında, Letonya hakkında, Andrejeva kararının kabul edilmesinden sonraki duruma ilişkin bir değerlendirmeyi içeren bir rapor kabul etmiştir (vurgu, aslındaki gibidir):
“129. ECRI, ayrıca, [Mahkemenin] Andrejeva/Letonya davasındaki kararına istinaden, Letonya yetkilileri tarafından alınan belirli tedbirlerle ilgili endişesini de ifade etmek ister... ECRI, bu karara istinaden, yetkililerin, Devlet Emeklilik Kanunu’nda hem vatandaşlar hem de "vatandaş olmayanlar" için emekli maaşı haklarını "aynı seviyeye indiren" ve böylece vatandaşlara eskisinden daha az lehte davranan değişiklikler sundukları konusunda bilgilendirilmiştir. Bu değişiklikler hala devam etmektedir. ECRI, değişikliklerin kabul edilmesi halinde etnik ilişkiler üzerinde yaratabilecekleri olumsuz etkiyi bir kez daha vurgulamaktadır.
-
ECRI, Şubat 2011 tarihinde, Anayasa Mahkemesinin, Andrejeva/Letonya davasında söz konusu olan Devlet Emeklilik Kanunu hükmünün Letonya Anayasasına aykırı olmadığını beyan ettiğini kaydeder. İlgili mahkeme, Andrejeva davasının, Andrejeva’nın fiziksel olarak Letonya topraklarında çalışması sebebiyle istisnai olduğu gerekçesiyle (Andrejeva’nın taleplerine benzer olan) başvuranların taleplerini reddetmiştir. ECRI, Anayasa Mahkemesinin kararının, en iyi ihtimalle, [Mahkemenin] kararının çok dar bir yorumunu sağladığını gözlemlemektedir.
-
Ayrıca, eski SSCB Cumhuriyetlerinde geçirilen çalışma süreleri için “vatandaş olmayanların” emekli maaşlarının karşılanması amacıyla Rusya, Ukrayna ve Belarus ile ikili anlaşmaların imzalandığı hususu ECRI’ye bildirilmiştir. ECRI, bu yaklaşımın, yukarıdaki Cumhuriyetlerde çalışmış olanlar ve başka türlü düşük emekli maaşı alacak olanlar için olumlu olmakla birlikte, geri kalan 9 eski SSCB Cumhuriyetinde çalışmış olan ve haklarında ikili anlaşma imzalanmamış olan “vatandaş olmayan kişileri” ele almadığını kaydetmektedir. Bu, [Mahkemenin] Andrejeva kararına göre, ayrımcılık teşkil etmektedir.
-
ECRI, Letonya yetkililerinin, [Mahkemenin] kararını etnik gruplar arası ilişkiler üzerinde olumsuz bir etkisi olmayacak şekilde uygulamalarını ve bu kararın vatandaşların mevcut emekli maaşı haklarını azaltmak için kullanılmasından kaçınılmasını tavsiye eder.”
-
Beşinci izleme döngüsünün ardından, 4 Aralık 2018 tarihinde kabul edilen ECRI’nın Letonya hakkındaki raporu, Letonya’nın “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” statüsüne ilişkin aşağıdaki değerlendirmeyi içermektedir (dipnotlar dâhil edilmemiştir; vurgu aslında olduğu gibidir):
“Vatandaş olmayanlar”
-
CSB’nin (Merkezi İstatistik Bürosu) Ocak 2017 tarihli verilere göre, Letonya’da ikamet eden ve ülke nüfusunun %11,4’ünü oluşturan 222. 847 "vatandaş olmayan kişi" bulunmaktaydı. Bunların çoğunluğu etnik Rus’tur. Bu kişiler, 1 Temmuz 1991 tarihinde Letonya’da ikamet eden ve başka bir ülkenin vatandaşlığına sahip olmayan eski SSCB vatandaşları olan özel bir kategoride yer almaktadır. “Vatandaş olmayanlar” terimi yabancı uyrukluları kapsamaz. Vatandaşlarla aynı haklara sahip olmasalar da, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), “vatandaş olmayanların” Letonya’da kanun gereğince (ex lege) ikamet etme hakkından ve genel olarak, geri göndermeden korunma da dâhil olmak üzere, 1954 tarihli Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin öngördüğü hakların ötesinde bir dizi hak ve yükümlülükten yararlandığına ve bu itibarla, “vatandaş olmayan kişilerin”, hâlihazırda, Sözleşme’nin 1.2(ii) maddesi uyarınca uygulanmadığı kişiler olarak kabul edilebileceğine dikkat çeker.
-
ECRI’nin son raporundan bu yana, “vatandaş olmayanların” sayısı daha da azalmıştır (2011’de o zamanlar nüfusun %14,6’sını oluşturan 326.735 kişi). Bu kısmen demografik faktörlerden ve ölüm oranlarından kaynaklanmaktadır, zira “vatandaş olmayanların” yaklaşık %40’ı 60 yaş veya üzerindedir. Aynı zamanda, vatandaşlığa kabul sayısı da azalmış, ancak günümüzde yılda yaklaşık 1.000’de stabil hale gelmiştir. Yetkililere göre, “vatandaş olmayan” başvuranların %98’i, hepsi ilk denemelerinde olmasa da, gerekli vatandaşlığa kabul sınavlarını geçmektedir. Vatandaşlık ve Göç İşleri Dairesi tarafından “vatandaş olmayanlar” arasında yürütülen 2016 tarihli bir ankete göre, katılımcıların vatandaşlığa kabul için başvurmak istememelerinin kişisel nedenleri değişmiştir. Daha önceki yıllarda Letonca dil şartı ve harçlar engel olarak belirtilmiştir. Bunlar, verilen nedenler arasında artık güçlü bir şekilde yer almamaktadır. Bunun yerine, Rusya Federasyonu’na vizesiz seyahat etmenin avantajları ve o zamanlar daha avantajlı olan Rusya’dan emekli maaşı almaya uygunluk birçok katılımcı tarafından vurgulanmaktadır. Buna ek olarak, birçok “vatandaş olmayan” kişi, Letonya vatandaşlığının kendilerine otomatik olarak verilmesi gerektiğine inandıkları için vatandaşlığa kabul için başvurmayı ilke olarak reddetmektedir. Bu nedenler ve duygular, ayrıca, “vatandaş olmayan” kuruluşların çok sayıda temsilcisi tarafından ECRI’ye teyit edilmiştir.
-
Letonya yetkilileri “vatandaş olmayan” statüsünü vatandaş statüsüyle daha eşit hale getirmek yerine, vatandaşlığa kabulü teşvik ederek ve kolaylaştırarak neticede bu kategoriyi ortadan kaldırmayı amaçladıklarını belirttiklerinin altını çizmişlerdir ...
...
-
Yetkili makamlar tarafından “vatandaş olmayanların” vatandaşlığa kabul edilmesini teşvik etmek için atılan ilave adımlar arasında, yerleşik olanlar arasında “vatandaş olmayanların” yüksek oranda bulunduğu belediyelerde, vatandaşlığa kabul sürecinin ayrıntılarının açıklandığı bilgilendirme günleri yer almaktadır. Yetkililer, Toplum Entegrasyon Fonu aracılığıyla, ECRI’nin son raporunda tavsiye ettiği gibi, vatandaşlığa kabul sınavlarına hazırlanılması kapsamında “vatandaş olmayanlar” için ücretsiz Letonca dil kursları da sağlamaktadır. ECRI yetkilileri bu önlemle ilgili olarak takdir etmekle birlikte, bu dil sınıflarının zaman zaman çok hızlı bir şekilde dolduğu ve bu durumun kayıt olmak isteyen “vatandaş olmayan” tüm kişiler için yetersiz kapasiteye yol açtığı bilgisi de almıştır. Yetkililerin vatandaşlığa kabulü teşvik etme çabaları başarılı olduğu takdirde bu sorun büyüyebilir.
-
ECRI, yetkililerin, vatandaşlığa kabul sınavlarına hazırlık kapsamında Letonca dil kurslarına ücretsiz olarak kaydolmak isteyen “vatandaş olmayanlar” için yeterli yer sağlamalarını tavsiye eder.”
-
Ulusal Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşme’ye (FCNM) ilişkin Danışma Komitesi
-
Ulusal Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşme’ye (FCNM) ilişkin Danışma Komitesinin 18 Haziran 2013 tarihinde kabul edilen Letonya hakkındaki ikinci görüşü, aşağıdaki değerlendirmeyi içermektedir (dipnotlar dâhil edilmemiştir):
“139. Danışma Komitesi, ayrıca, genel olarak Letonyalıların hakları konusunda daha iyi bilgi sahibi olmaları ve mevcut olan sosyal yardımı almakta ısrar etme konusunda ilgili ağlara sahip olmaları nedeniyle, sosyal hizmetlere erişim açısından etnik gruplar arasındaki farklılıklara işaret eden araştırmaları kaydeder. Bu kapsamda, Danışma Komitesi, özellikle ulusal azınlıklar arasında hala önemli dil engelleriyle karşı karşıya olan büyük yaşlı nüfusa atıfta bulunmaktadır. Emekli maaşlarına erişimle ilgili olarak, Danışma Komitesi, [Mahkemenin] 2009 tarihli Andrejeva kararının, vatandaşların ve “vatandaş olmayanların” emekli maaşlarının hesaplanmasına ilişkin kapsamlı bir çözüme yol açmamasından müteessirdir. Danışma Komitesi, Hükümetin, kararın, “vatandaş olmayan kişilerin” Sovyetler Birliği bünyesinde çalışma sürelerini geçirdikleri Rusya Federasyonu ve diğer bazı ülkeler ile ikili anlaşmalar imzalanması yoluyla uygulandığı görüşünü kaydetmekle birlikte, bu anlaşmaların, Sovyetler Birliği’nin tüm eski cumhuriyetlerini kapsamaması ve dolayısıyla bunların “vatandaş olmayan” tüm kişiler ile ilgili durumu ele almaya uygun olmadıkları hususundan endişe duymaya devam etmektedir.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. ÖN AÇIKLAMALAR
- İlk başvuranın ölümü
90. Mahkeme, ilk olarak, birinci başvuran Jurijs Savickis’in, başvuru Mahkeme önünde derdestken öldüğünü ve hiçbir mirasçı veya yakınının başvuruyu onun adına takip etme arzusunu ifade etmediğini kaydeder (bk. yukarıda 20. paragraf). Mahkemenin olağan uygulaması, bir başvuruyu takip etmek istediğini ifade eden herhangi bir mirasçının veya yakının olmaması halinde başvuruları kayıttan düşürmek yönündedir (bk., diğer birçok örnek arasında, Mraović/Hırvatistan (kayıttan düşme) [BD], no. 30373/13, § 24, 9 Nisan 2021). Mahkeme, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 37 § 1 maddesinin son cümlesi uyarınca başvurunun bu bölümünü incelemeye devam etmesini gerektirecek Sözleşme’de ve Protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygıyla ilgili herhangi bir özel koşul bulamamaktadır. Bu nedenle, ilk başvuran bakımından işbu başvurunun kayıttan düşürülmesi uygun olacaktır (bk. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi).
91. Yine de pratik nedenlerle, Savickis mevcut kararda “ilk başvuran” olarak anılmaya devam edecek ve davanın adı değiştirilmeyecektir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996, § 3, Raporlar1996-V; Dalban/Romanya [BD], no. 28114/95, § 1, AİHM 1999-VI; Vasiljević ve Drobnjaković/Sırbistan (k.k.), no. 43987/11 ve 51910/15, § 42, 28 Ocak 2020; ve Ghavalyan/Ermenistan, no. 50423/08, § 60, 22 Ekim 2020). Bu kararın geri kalanında kullanılacak olan "başvuranlar" ibaresi, kalan dört başvurana karşılık gelmektedir.
- Davanın kapsamı
- Tarafların ibrazları
92. Davalı Hükümet, her şeyden önce, davanın kapsamının, başvuranların Bölge İdare Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi önüne dile getirdikleri şikâyetlerle sınırlı olması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu doğrultuda, Hükümet’e göre dava, 1 Ocak 1991 tarihinden önce Letonya sınırları dışında tahakkuk eden ve ilgili emeklilik aylığı hesaplamasına dâhil edilmeyen çalışma süreleriyle ve zorunlu askerlik hizmetinin gerçekleştirildiği yıllarla sınırlandırılmalıdır.
-
Mevcut davanın kapsamına ilişkin olarak, Davalı Hükümet, başvurunun konusunun, başvuranların her birinin sigortalı olması ve emeklilik alması nedeniyle, yaşlılık aylığı alma hakkı veya Letonya’nın 1990‑21 yıllarında bağımsızlığını geri kazanmasından bu yana geçen süre bakımından başvuranlar ve Letonya vatandaşları arasındaki fark olmadığının altını çizmiştir. Hükümete göre uyuşmazlık, daha çok Letonya makamlarının, başvuranların Letonya tarafından ödenen aylıklarına yapılacak ek ödemeleri hesaplarken, Sovyetler Birliği tarafından Letonya’nın yasadışı işgali ve ilhakı sırasında Letonya dışında yürütülen istihdam ve askerlik hizmetlerini uluslararası hukukun ilgili kural ve ilkeleri uyarınca dikkate almak zorunda olup olmadıkları hakkındadır.
-
Başvuranlar, mahkeme önünde dile getirdikleri taleplerinin ulusal makamlar önünde dile getirilenlerle aynı olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca, başvuranlar Mahkeme tarafından Andrejeva/Letonya [BD], (no. 55707/00, AİHM 2009) davasında varılan sonuçların, Letonya’da “vatandaş olmayan sürekli yerleşik” tüm kişiler için geçerli olduğunu kaydetmiştir. Başvuranlar, ayrımcılığa sebep olan aynı farklı uygulamanın, işsizlik ödeneğinin hesaplanmasının yanı sıra malullük aylığı ve dul aylığının hesaplanmasında da tekrarlandığını belirtmişlerdir.
-
Mahkemenin değerlendirmesi
-
Mahkeme, Sözleşmenin 32. maddesinin amaçları doğrultusunda bireysel başvuru hakkının kullanılması kapsamında “kendisine iletilen” bir davanın kapsamının, şu iki unsurdan oluşan başvuranın şikâyeti veya “iddiası” tarafından belirlendiğini yineler: olgusal iddialar ve yasal argümanlar. Hangi hukuk kuralının uygulanacağını bulmak mahkemenin görevidir (jura novit curia) ilkesi uyarınca; Mahkeme, başvuranın Sözleşme ve Protokolleri uyarınca ileri sürdüğü hukuki gerekçelerle sınırlı değildir. Buna karşılık Mahkeme, başvuranlar tarafından iddia edilenin ötesinde veya dışında karar veremez. Bu nedenle, Mahkemenin, şikâyet edilen koşulları Sözleşme’nin bütünü ışığında inceleme veya “olguları farklı bir şekilde değerlendirme” yetkisine sahip olmasına rağmen, yine de başvuranlar tarafından sunulan olaylarla sınırlı olduğunu anlaşıldığından, Mahkeme, şikâyetin kapsamadığı olgulara dayanarak karar veremez (bk. Denis ve Irvine/Belçika [BD], no. 62819/17 ve 63921/17, §§ 99-101, 1 Haziran 2021).
96. Mahkeme, hem başvuranların anayasal şikâyetlerinin hem de Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemenin kapsamının, Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçiş hükümlerinin 1. paragrafında belirtildiği üzere tüm çalışma sürelerini ve eşdeğer süreleri kapsadığını kaydeder. Her ne kadar başvuranlar bakımından yalnızca çalışma süreleri, zorunlu askerlik ve ebeveyn izni süreleri söz konusu olsa da, Anayasa Mahkemesi kararında bu hususlara yönelik bir ayrım yapmamıştır. Ayrıca, erken emeklilik maaşının verilmemesi, üçüncü başvurucunun anayasal şikâyetinin konusu olmuştur ve dolayısıyla bu konu da Mahkeme önündeki inceleme kapsamına girmektedir.
97. Ayrıca, Mahkeme içtihadında tutarlı bir şekilde Sözleşme’nin bir halk davası (actio popularis) kurumu tesis etmediğine ve görevinin normalde ilgili yasayı ve uygulamayı soyut olarak (in abstracto) incelemek değil, ilgili yasa ve uygulamaların başvuranlara uygulanma veya onları etkileme biçiminin Sözleşme’nin bir ihlaline yol açıp açmadığını belirlemek olduğuna karar vermiştir (bk., Roman Zakharov/Rusya [BD], no. 47143/06, § 164, AİHM 2015, daha fazla referans ile birlikte). Her ne kadar somut dava sadece başvuranların emeklilik maaşlarının hesaplanması ve erken emeklilik maaşına hak kazanılması ile ilgili olsa da, Mahkeme söz konusu yasal hükmün, yani Devlet Emeklilik Yasası’nın geçiş hükümlerinin 1. paragrafının, ileride sosyal yardımların atfedilmesi bakımından yapılacak çeşitli hesaplamalarda kullanılmak üzere bir "sigorta süresi" ortaya koyduğunu not eder. Bu nedenle Mahkeme, yerel düzeyde sorunun gerçekten de mevcut davada önüne gelen sorunlardan daha geniş olabileceğini gözlemlemektedir. Elbette, az önce vurgulandığı üzere, Mahkeme mevcut davanın sınırları içinde hareket etmelidir. Ancak, sosyal yardım veya emeklilik sisteminde ayrımcılık iddiasıyla ilgili çoğu şikâyette olduğu gibi, Mahkeme’nin önündeki konu, belirli başvuranların veya mevzuattan etkilenen veya etkilenebilecek diğer kişilerin kendilerine özgü olgu veya koşulları yerine, sistemin 14. madde ile uyumluluğuna ilişkindir. Bu nedenle sistemi bir bütün olarak ele almak uygun olacaktır (bk. British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri/Birleşik Krallık, no. 44818/11, § 63, 15 Eylül 2016, ve J.D. ve A./Birleşik Krallık, no. 32949/17 ve 34614/17, § 100, 24 Ekim 2019).
- Letonya Devlet devamlılığı doktrini
- Tarafların ibrazları
(a) Davalı Hükümet
908. Davalı Hükümet, Anayasa Mahkemesi’nin 17 Şubat 2011 tarihli kararında değinilen Devlet devamlılığı doktrininin son derece önemli olduğu ve mevcut davanın hakkaniyete uygun bir çözümüne ulaştırılması için Mahkeme tarafından dikkate alınması gerektiği görüşünü bildirmiştir. Bu bağlamda, davalı Hükümet, yukarıda 12. ve 14. paragraflar arasında özetlenen tarihi olayları hatırlatmıştır. Hükümet, elli yıl boyunca (1940’tan 1990-91’e kadar), tüm Letonya topraklarının, uluslararası hukukun açıkça ihlali neticesinde, SSCB’nin yasadışı işgali ve etkin fiziksel kontrolü altında kaldığını hatırlatmıştır. Yine de, Devletin devamlılığı doktrini uyarınca, Letonya Cumhuriyeti bu işgal ve ilhak dönemi boyunca hukuken(de jure ) varlığını sürdürmüştür.
99. Aynı nedenle Letonya, eski Sovyetler Birliği’nin uyguladığı hak ve yükümlülüklerinin mirasçısı değildir ve böyle bir durum söz konusu olamaz. Devletin uluslararası hukuka göre sorumluluğuna ilişkin teamül kuralları ışığında, sosyal güvenlik yardımlarının ödenmesiyle ilgili olanlar da dâhil olmak üzere, doğrudan yukarıdaki uluslararası hukuk ihlalinden kaynaklanan herhangi bir yasal yükümlülük, söz konusu yıllar boyunca topraklar ve kişiler üzerinde etkin kontrol ve yargı yetkisine sahip olan işgalci Devlete, yani SSCB’ye ve onun halefi olan Rusya Federasyonuna aittir. Bu bağlamda, davalı Hükümet, Uluslararası Adalet Divanı’nın Namibya davasında verdiği istişari görüşüne (Güney Afrika’nın Güvenlik Konseyi’nin 276 Sayılı İlke Kararına Rağmen Namibya’da (Güney Batı Afrika) Devam Eden Varlığının Devletler Üzerindeki Hukuki Sonuçlarına İlişkin İstişari Görüş (1970), [1971], UAD Raporları 16, s. 56) ve ayrıca Kıbrıs/Türkiye [BD] (no. 25781/94, AİHM 2001‑IV); Catan ve Diğerleri/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD] (no. 43370/04 ve 2 diğer başvuru, AİHM 2012 (alıntılar)) ve Ukrayna/Rusya (re Kırım) [BD] (k.k.) (no. 20958/14 and 38334/18, 16 Aralık 2020) davalarında Mahkeme’nin kendisinin verdiği kararlara atıfta bulunmuştur. Letonya, ihtilaf konusu yıllarda bu tür etkin bir kontrol veya yargı yetkisine sahip olmadığından, bu süreç bakımından sosyal güvenlik alanında bu Devlete herhangi bir yükümlülük yüklenemez. Bunun aksi yönde bir karar vermek, Sözleşmenin açıkça mantıksız bir şekilde yorumlanmasına, yani, adaletsizlikten hukuk meydana gelmez (“ex injuria ius non oritur”) temel ilkesini ihlal ederek, yasadışı bir eylemden doğrudan hukuki bir yarar elde edilmesine yol açacaktır.
(b) Başvuranlar
100. Başvuranlar, Devletin devamlılığı doktrininin mevcut davanın amaçlarıyla ilgili olmadığı görüşündedir. Başvuranlara göre, her ne kadar Letonya Cumhuriyeti aslen, eski Sovyetler Birliği’nin eylemlerinden doğrudan sorumlu olmasa da, Letonya Cumhuriyeti devlet oluşunun elli yıl boyunca fiilen (de facto) kesintiye uğramasını öylece göz ardı edemez. Ayrıca, Letonya’nın hem ulusal düzeyde hem de Sözleşme’yi onaylayarak temel haklar alanında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir. Letonya, SSCB’nin halef Devlet olmasa dahi, Sovyet döneminde o ülkeye yerleşen eski Sovyet vatandaşlarının sorumluluğunu açıkça üstlenmiştir. Bu bağlamda başvuranlar, başvuranlar, Letonya’nın açıkça "Letonya vatandaşlığı almadan Letonya’da yaşamak isteyen SSCB vatandaşlarının ... sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını güvence altına alma" taahhüdünde bulunduğu 4 Mayıs 1990 tarihli Letonya Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığının Yeniden Tesisi Bildirgesi’ne atıfta bulunmuşlardır (bk. yukarıda 61. paragraf). Bu nedenle başvuranlar, Mahkeme’yi, Andrejeva kararında davalı Hükümetin Devlet devamlılığı doktrinine yaptığı atfın "yanlış anlaşıldığına" (aynı eserde., § 78) yönelik tespitini yinelemeye davet etmişlerdir.
- Üçüncü tarafın beyanları
101. Rus Hükümeti, söz konusu dönemde Letonya’nın Sovyetler Birliği’nin tam teşekküllü bir parçası olduğunu belirtmiştir. Rus Hükümeti, “Sovyet işgali”, “Sovyetleştirme” ve “Ruslaştırma” terimlerinin tartışmalı ve hukuk dışı kategoriler olduğunu ve Letonya’nın bağımsızlığını kazanmasından otuz yıl sonra uygulanan ayrımcı hükümleri temellendiremeyeceğini belirtmiştir.
- Mahkemenin değerlendirmesi
102. Mahkeme, yetkisinin Sözleşme’nin 19. maddesinde tanımlandığına ve bu madde uyarınca tek görevinin "Sözleşme ve Protokollerinde Yüksek Sözleşmeci Taraflarca üstlenilen yükümlülüklere uyulmasını sağlamak" olduğuna dikkat çeker. Buna göre, Mahkeme, geçmişte veya günümüzde uluslararası hukuk uyarınca gerçekleşen herhangi bir egemenlik devrinin hukukiliği veya meşruluğu hakkında resmi bir karar verme yetkisine sahip değildir (bk. Ukrayna/Rusya (Kırım hakkında) [BD] (k.k.), no. 20958/14 ve 38334/18, § 339, 16 Aralık 2020). Buna ek olarak, prensip olarak, Sözleşme sisteminin ikincil niteliği göz önüne alındığında, özellikle tarihsel hassasiyete sahip olguları değerlendirmek hususunda, yerel mahkemelerin yerine geçmek Mahkemenin görevi değildir. (bk., diğer birçok karar arasında, Vasiliauskas/ Litvanya [BD] (no. 35343/05, § 160, AİHM 2015).
103. Öte yandan, Mahkeme her zaman Sözleşme hükümlerinin tek başına(bir boşluk içinde) yorumlanıp uygulanamayacağına karar vermiştir. Bir insan hakları belgesi olarak kendine özgü doğasına rağmen Sözleşme, uluslararası hukukunun ilgili norm ve ilkelerine uygun olarak yorumlanması gereken uluslararası bir antlaşmadır. Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme hükümlerini hiçbir zaman Sözleşme’de yer alan hak ve özgürlüklerin yorumlanması için tek referans çerçevesi olarak görmemiştir. Tam tersine, Mahkeme Sözleşmeci Taraflar arasındaki ilişkilerde geçerli olan uluslararası hukukun ilgili kural ve ilkelerini de dikkate almalıdır (bk. diğer birçok karar arasında, Al-Dulimi ve Montana Management Inc./ İsviçre [BD], no. 5809/08, § 134, 21 Haziran 2016, ve Naït-Liman/İsviçre [BD], no. 51357/07, § 174, 15 Mart 2018). Mahkeme ayrıca, her ne kadar Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmedikçe ve ulusal değerlendirme keyfi veya açıkça mantıksız olmadıkça ulusal mahkemeler tarafından yapıldığı iddia edilen olgusal veya kanuni hatalarla ilgilenmek görevi kapsamına girmese de, defalarca bazı iyi bilinen tarihi gerçekleri kabul edebileceği ve muhakemesini bunlara dayandırabileceği hükmüne varmıştır. Bu ilke, iç hukukta genel uluslararası hukuk kurallarına veya uluslararası anlaşmalara atıfta bulunduğu ve yerel mahkemelerin uluslararası hukuk ilkelerini uyguladığı durumlarda da geçerlidir (bk. Vasiliauskas, yukarıda anılan, aynı eserde., daha fazla referans ile birlikte). Ancak Mahkeme, bunu yapmaya, yalnızca yukarıda belirtildiği üzere Sözleşme’nin 19. madde kapsamındaki yetkisini kullanması gerektiği olduğu ölçüde yetkilidir (bk. Ukrayna/Rusya ( Kırım hakkında), yukarıda anılan, § 341).
- Mahkeme, Letonya ile ilgili olarak, Devletin resmi konumunun, Anayasa Mahkemesi’nin 17 Şubat 2011 tarihli kararında ve davalı Hükümet’in somut davadaki yazılı görüşlerinde açıklandığı şekliyle (bk. yukarıda 55. paragraf ve 98-99.paragraflar) aşağıdaki şekilde özetlenebileceğini belirtmektedir: Letonya (ve komşu Baltık Devletleri Litvanya ve Estonya), 1940 yılından itibaren eski Sovyetler Birliği’nin saldırganlığının, yasadışı işgalinin ve ilhakının mağduru olmuştur. Bu nedenle Letonya, SSCB’nin halef devleti değildir: Letonya, 1940’ta bağımsızlığını fiilen (de facto) kaybetse de tüm Soğuk Savaş dönemi boyunca hukuken (de jure) var olmaya devam eden devlet oluşunu sürdürmektedir. Diğer bir deyişle, her ne kadar bağımsızlığı uluslararası hukukun bariz bir şekilde ihlali sonucunda yarım yüzyıl boyunca fiilen (de facto) zorla kesintiye uğratılmış olsa da, Letonya devleti hukuken (de jure) hiç yok olmamıştır.
105. Mahkeme, üç Baltık Devleti aleyhine açılan davalarda verdiği kararların “Olay ve Olgular” bölümünde, tarihsel olayların yukarıda açıklanan versiyonuna bizzat ve defaatle atıfta bulunduğunu kaydeder (bk. Kolk ve Kislyiy/Estonya (k.k.), no. 23052/04 ve 24018/04, AİHM 2006‑I; Penart/Estonya (k.k.), no. 14685/04, 24 Ocak 2006; Ždanoka/Letonya [BD] (no. 58278/00, §§ 12-13, AİHM 2006‑IV); Kuolelis ve Diğerleri/Litvanya (nos. 74357/01 ve 2 diğer başvuru, § 8, 19 Şubat 2008); Vasiliauskas, yukarıda anılan, §§ 11-14; ve Sõro/Estonya (no. 22588/08, § 6, 3 Eylül 2015). Ayrıca, bir davada Mahkeme, Letonya’nın (ve dolayısıyla üç Baltık Devletinin hepsinin) durumunu “yasadışı işgal” olarak tanımlamıştır (bk. Likvidējamā p/s Selga ve Vasiļevska/Letonya (k.k.), no. 17126/02 ve 24991/02, § 5, 1 Ekim 2013). Son olarak, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Litvanya’nın [belirli vadeli iç devlet tahvillerinden kaynaklanan] borçlar bakımından Sovyetler Birliği’nin halefi olarak [görülemeyeceğini] ve Letonya’nın, tahvillerin sahibi olan vatandaşlarının zararlarını tazmin etmek için herhangi bir yasal taahhütte bulunmadığını” açıkça belirtmiştir (bk. Jasinskij/Litvanya davasındaki Komisyon kararı ((k.k.), no. 38985/97, 9 Eylül 1998).
106. Mahkeme, daha önceki kararlarında tutarlı bir şekilde açıklanan ilgili tarihsel olgulara yönelik bu değerlendirmeden ayrılmak için hiçbir neden görmemektedir. Bunun sebebi, ilgili değerlendirmenin özellikle, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından tanımlandığı ve özetlendiği şekliyle Soğuk Savaş sırasında dünyadaki özgür demokratik Devletlerin çoğunluğunun genel pozisyonunu ile uyumlu olmasıdır (bk. yukarıda 84-86.paragraflar). Mahkeme, bu doktrinin ilk bakışta (prima facie) mevcut davanın koşullarıyla ilgili olduğu konusunda davalı Hükümet ile aynı fikirdedir. Bu doğrultuda, doktrin başvurunun esası hakkında karar verilirken usulüne uygun olarak dikkate alınacaktır.
II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİ İLE BİRLİKTE ELE ALINDIĞINDA SÖZLEŞME’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuranlar, “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” statüsünde olmaları sebebiyle, Letonya bölgesi dışında, yani eski SSCB’nin diğer bölgelerinde 1991 öncesinde tahakkuk eden çalışma ve çalışmaya eşdeğer sürelerin, emeklilik aylıklarının miktarının ve erken emeklilik aylığına hak kazanabilmelerinin belirlenmesinde referans olarak kullanılan “sigorta süresi”nin hesaplanmasına dâhil edilmemesinden şikâyetçi olmuşlardır. Buna göre, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesi ihlal edilmesi sonucunda Letonya vatandaşlarından daha az avantajlı bir muameleye tabi tutulmuşlardır. İlgili oldukları ölçüde, bu hükümler aşağıdaki gibidir:
14. Madde
“Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, ...ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet..., doğum ve diğer statüler başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi
“1. Her gerçek veya tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya cezaların ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
108. Davalı Hükümet bu argümana itiraz ederken, üçüncü taraf müdahil olan Rusya Hükümeti argümanı desteklemiştir.
- Kabul edilebilirlik hakkında
- Kişi bakımından bağdaşmazlık
(a)Tarafların ibrazları
-
Davalı Hükümet, Sözleşme’nin 1. maddesi uyarınca Letonya’nın, başvuranların Letonya dışındaki farklı eski SSCB cumhuriyetlerinde ikamet ve çalışma sürelerinden sorumlu tutulamayacağını ileri sürmüştür. Başvuranların iddiaları, Letonya Hükümeti’ne atfedilemeyecek ve açıkça onun yetki alanı dışında kalan konulara ilişkindir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranların itiraz ettiği çalışma sürelerinin - Andrejeva davasındaki koşulların aksine - başvuranların hayatlarının büyük bir bölümünde çalışarak ilgili yabancı ülkelerin ekonomisine ve kalkınmasına yatırım yaptıkları eski SSCB’nin farklı yerlerinde bulunan işletmelerde çalışırken tahakkuk ettiğini vurgulamıştır. Hükümete göre, başvuranlar yalnızca istihdamlarının son yıllarını Letonya’da geçirdikleri için çalıştıkları sürenin tamamı bakımından Letonya’nın sorumlu ve yargı yetkisine sahip olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hükümet, Letonya’ya karşı ileri sürülen iddiaların, Devletlerin emeklilik aylığı haklarına ilişkin “genel kabul görmüş uygulamalarıyla” açıkça çeliştiğini kaydetmiştir.
-
Davalı Hükümet, Andrejeva davasında, kişi bakımından (ratione personae) itirazın reddedildiğini kabul etmektedir. Ancak mevcut davada başvuranlar, hesaplamaya dâhil edilmesini istedikleri dönemlerde fiilen (de facto) Letonya’da ikamet etmemişlerdir. Davalı Hükümet, Mahkeme’nin ilgili davanın koşullarına göre, Letonya’nın başka bir ülkede faaliyet gösteren bir kuruluş tarafından üstlenilen eylemlerle ilgili olarak Sözleşme kapsamında sorumlu tutulamayacağına karar verdiği yukarıda anılan Likvidējamā p/s Selga and Vasiļevska/Letonya (k.k.) davasında benimsediği yaklaşımın aynısını benimsemesi gerektiği kanaatindedir. Sözleşme, Devletlere Sözleşmeyi onaylamadan önce meydana gelen adaletsizlikleri veya zararları düzeltme konusunda özel bir yükümlülük yüklememektedir. Bunun yanı sıra, Letonya makamlarının bir miktar tazminat sağlama yönündeki bir taahhüdü, Letonya’nın uluslararası hukuka göre herhangi bir ödeme yapma yükümlülüğü olduğu şeklinde yorumlanamaz.
-
Başvuranlar, tam olarak aynı iddianın Hükümet tarafından Andrejeva davasında hâlihazırda ileri sürüldüğünü ve Mahkeme tarafından reddedildiğini belirtmiştir. Başvuranlar, ihtilaf konusu süreler boyunca ikamet ettikleri yerin yargı yetkisi konusuyla hiçbir ilgisi olmadığını ileri sürmüşlerdir.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
- Mahkeme, bu iddianın, özünde Andrejeva davasında davalı Hükümet tarafından ileri sürülen ve Mahkeme tarafından aşağıdaki ifadeler kullanılmak suretiyle reddedilen itirazla aynı olduğunu kaydeder (aynı eserde., § 57):
"57. Somut davada, Mahkeme, başvuranın, kendisi hakkında bir Letonya kamu kurumu olan Devlet Sosyal Sigorta Kurumu tarafından uygulanan ve Letonya Parlamentosu tarafından kabul edilen bir Kanundan elde etmeyi amaçladığı maddi menfaatin kendisine düşen kısmını alamamasıyla sonuçlanan tedbirden şikâyetçi olduğunu kaydetmektedir. Başvuranın söz konusu tedbirle ilgili olarak ileri sürdüğü uyuşmazlık, konuyla ilgili bağlayıcı kararlar veren üç farklı derece Letonya mahkemesi tarafından incelenmiştir. Mahkeme’nin görüşüne göre, söz konusu kararların verilmiş olması, kolayca mevcut dava bağlamında başvuranın davalı Devletin "yargı yetkisi" kapsamına dâhil olduğu ve Hükümet’in itirazının reddedilmesi gerektiği sonucuna varmak için yeterlidir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Markovic ve Diğerleri/İtalya [BD], no. 1398/03, §§ 54-56, AİHM 2006‑XIV) ...”
-
Andrejeva davasındaki başvuranın aksine, somut davadaki başvuranların söz konusu dönemlerde Letonya’da fiziksel olarak bulunmadıkları doğrudur. Ancak bu durum, başvuranların Letonya’nın daimi sakinleri olarak Letonya kanunları kapsamında mali çıkar talebinde bulundukları ve aralarında mahkemelerin de bulunduğu Letonya makamları tarafından haklarında alınan kararlara itiraz ettikleri gerçeğini değiştirmeyecektir. Bu şartlar altında Mahkeme, Andrejeva davası ile mevcut dava arasında Sözleşme’nin 1. maddesi anlamında “yargı yetkisi” bakımından herhangi bir farklılık görmemektedir. Yukarıda anılan ve davalı Hükümet tarafından atıf yapılan Likvidējamā p/s Selga ve Vasiļevska davasındaki karara gelinecek olursa, Mahkeme, bu davadaki başvuranların, başka bir ülkedeki yabancı bir bankada mevduat sahibi olduklarına ve Mahkeme’ye yöneltilen kilit hususun, söz konusu varlıkların söz konusu yabancı banka tarafından dondurulmasından davalı Devletin sorumlu tutulup tutulamayacağına ve Devletin bu hususta herhangi bir özel tedbir almak için Sözleşme kapsamında herhangi bir pozitif yükümlülüğü olup olmadığına ilişkin olduğuna dikkat çekmektedir (aynı eserde., §§ 102 ve 113). Bu koşullarda Mahkeme, iki davanın temelde birbirinden farklı olduğunu göz önünde bulundurarak ilgili atfın somut davadaki sorunla alakasını gözlemleyememektedir.
-
Bu nedenle Mahkeme, davalı Hükümetin itirazını reddetmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme bu itirazı desteklemek için ileri sürülen iddiaların, Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamındaki şikâyetin esasıyla yakından bağlantılı olduğu kanaatindedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, söz konusu maddenin ihlal edilip edilmediğini tespit ederken -tıpkı Andrejeva davasında yaptığı gibi- bu iddiaları dikkate alacaktır (aynı eserde., § 57’nin son cümlesi (in fine)).
-
Konu bakımından bağdaşmazlık
(a) Tarafların ibrazları
(ii) Davalı Hükümet
-
Davalı Hükümet, Mahkeme içtihadında tanımlandığı üzere, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasının “malvarlığı” ile ilgili olması gerektiğinden dolayı, başvurunun konu bakımından (ratione materiae) Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, ulusal yasalar böyle bir hak öngörmediği sürece, herhangi bir türde veya miktarda sosyal güvenlik yardımı veya emeklilik ödemesi alma hakkı bulunmamaktadır.
-
Davalı Hükümet, Mahkeme’nin bu iddiayı Andrejeva davasında reddettiğini kabul etmiştir. Ancak Hükümet, iddia olunan mülkiyet hakkının niteliğine ve meşru bir beklentinin olmamasına vurgu yapmıştır İlk olarak, Letonya’nın yasa dışı işgal yıllarının sonuçlarını en azından bir şekilde telafi etmek amacıyla eski Sovyetler Birliği’nin yargı yetkisi altındaki istihdam yılları bakımından mali tazminat sağlamaya yönelik ilave bir taahhüt vermesi, bu taahhüttün başvuranlar bakımından Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren bir mülkiyet hakkı meydana getirdiği şekilde yorumlanamaz. Jeopolitik ve tarihsel bağlam, Mahkeme tarafından göz ardı edilmemelidir. Özellikle genel ekonomik ve sosyal strateji tedbirleri konusunda Devletlere tanınan takdir payı göz önüne alındığında, Mahkemenin sosyal güvenlik alanındaki yetkisi, bir Devleti başka bir Devletin yargı yetkisi kapsamından kaynaklanan maddi menfaatlerden sorumlu kılacak kadar geniş değildir. Başvuranların iddiaları, yalnızca Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçiş hükümlerinin kendilerine Letonya topraklarında çalıştıkları sürelerle ilgili olarak emeklilik maaşı alma hakkı tanıdığı ölçüde, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girmektedir.
-
Ayrıca başvuranlar, Letonya’nın eski SSCB topraklarındaki istihdam süreleri için herhangi bir sorumluluk kabul etmesini bekleyemezlerdi ve aslında da böyle bir beklentileri de bulunmamaktaydı. Gerçekten de Andrejeva, söz konusu zaman dilimlerinde Letonya topraklarında çalışıp ikamet ettiğinden bu istihdam sürelerinin Letonya topraklarında gerçekleştirilmiş sayılacağına gerçekten inanmıştır. Andrejeva, bu sürelerin emekli maaşının hesaplanmasına dâhil edilmemesine idare mahkemesi önünde derhal itiraz etmiştir. Buna karşılık, somut davadaki başvuranlar, yapılan hesaplamaların ve iç hukukun kendileri bakımından yorumlanmasının doğruluğuna itiraz etmemişlerdir. Bu durum, başvuranların, eski SSCB topraklarında çalıştıkları için iç hukukun kendilerine emeklilik hakkı tanımadığının tamamen farkında olduklarını ve Letonya’nın bu dönemlerin sorumluluğunu üstleneceğini beklemediklerini göstermektedir. Bu nedenle, başvuranlar, Letonya iç hukukunun veya uygulamasının, Letonya’nın diğer Devletlerin yargı yetkisi altında yürütülen çalışma faaliyeti için emeklilik maaşı ödeme sorumluluğunu üstleneceğine dair herhangi bir meşru beklenti yarattığını iddia edemez. Aynı şekilde, Mahkeme’nin kararının söz konusu özel davanın münferit koşullarına dayandığı düşünülürse, Mahkeme’nin Andrejeva kararında da böyle bir beklenti yaratılmamıştır.
(ii) Başvuranlar
- Başvuranlar, bu itirazın yukarıda anılan Andrejeva davasında Büyük Daire tarafından hâlihazırda reddedildiğini belirtmişlerdir. Başvuranlar, Devlet Emeklilik Yasası’nın geçiş hükümlerinin 1. paragrafının, eski SSCB topraklarında 1991 yılından önce tahakkuk eden çalışma ve çalışmaya eşdeğer sürelerle ilgili olarak bir emeklilik aylığı hakkı yarattığını, ancak bu hakkı sadece Letonya vatandaşlarına saklı tuttuğunu belirtmişlerdir. Bu hüküm gereğince, başvuranların ilgili dönemler için emekli maaşı almaları sadece Letonya vatandaşı olmadıkları için engellenmiştir. Başvuranlar Letonya vatandaşı olsalardı, eski SSCB topraklarında tahakkuk eden ilgili çalışma süreleri ve çalışmaya eşdeğer süreler, devlet tarafından verilen aylık hakkının ve miktarının belirlenmesinde kullanılan "sigorta süresi"nin hesaplanmasında dikkate alınacaktı. Bu nedenle, başvuranların maddi menfaatleri, 14. maddeyi uygulanabilir kılarak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girmektedir.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
-
Bir başlangıç noktası olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin belirli bir hükmünün veya Protokollerinin uygulanabilirliği sorununun, Mahkeme’nin konu bakımından (ratione materiae) yetkisine ilişkin bir mesele olduğundan, başvuruların ele alınmasına ilişkin genel kurallara uyulmalıdır ve söz konusu hususun esas kısmında incelenmesini gerektirecek özel bir sebep olmadıkça ilgili değerlendirme kabul edilebilirlik aşamasında gerçekleştirilmelidir. Mevcut davada böyle bir özel sebep bulunmamaktadır ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte okunduğunda Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulanabilirliği hususu, kabul edilebilirlik aşamasında karara bağlanacaktır (bk. Popović ve Diğerleri/Sırbistan, no. 26944/13 ve 3 diğer başvuru, § 46, 30 Haziran 2020, ve, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Denisov/Ukrayna [BD], no. 76639/11, § 93, 25 Eylül 2018).
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesinin, Sözleşme’nin ve Protokollerinin diğer maddi hükümlerini tamamlayıcı nitelikte olduğunu yineler. 14. madde, yalnızca Sözleşme kapsamında güvence altına alınan “hak ve özgürlüklerin kullanılması” ile ilgili olarak etkinleştiği için bağımsız bir varlığa sahip değildir. 14. maddenin uygulanması baştan bu hükümlerin ihlalini varsaymasa ve madde bu ölçüde özerk bir niteliğe sahip olsa dahi, söz konusu olgular ilgili hükümlerden birinin veya birkaçının kapsamına girmedikçe uygulanmasında yer olamaz. Dolayısıyla, 14. maddede yer alan ayrımcılık yasağı, Sözleşme ve Protokollerinin her bir Devletin güvence altına almasını gerektirdiği hak ve özgürlüklerin kullanılmasının ötesine geçmektedir. Ayrımcılık yasağı ayrıca, herhangi bir Sözleşme maddesinin genel kapsamına giren ve Devletin gönüllü olarak sağlamaya karar verdiği ilave haklar için de geçerlidir (bk. diğer birçok karar arasında, Andrejeva, yukarıda anılan, § 74; Carson ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 42184/05, § 63, AİHM 2010; Fábián/Macaristan [BD], no. 78117/13, § 112, 5 Eylül 2017; ve Molla Sali/Yunanistan [BD], no. 20452/14, § 123, 19 Aralık 2018).
-
Mahkeme, davalı Hükümet’in itirazının, tıpkı bir önceki itiraz gibi, esasen, yukarıda anılan Andrejeva davasında davalı Hükümet tarafından ileri sürülen itirazla aynı olduğunu ve Mahkeme tarafından aşağıdaki ifadelerle reddedildiğini kaydeder:
“77. Mahkeme ... Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle ilgili davalarda genel olarak uygulanan tüm ilkelerin, sosyal yardımlar söz konusu olduğunda eşit derecede ilgili olduğuna karar vermiştir ... Bu nedenle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi, bu haliyle bir mülk sahibi olma hakkını garanti altına almaz... Benzer şekilde, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi, bu haliyle belirli bir miktarda emekli maaşı alma hakkını da garanti altına almaz... Benzer şekilde, davalı Devlet dışında bir Devlette gerçekleştirilen faaliyetlerle ilgili olarak emekli maaşı alma hakkı da garanti altına alınmaz. 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesi, Sözleşmeci Devletlerin herhangi bir sosyal güvence planı türüne sahip olup olmamaya karar verme veya bu tür bir plan kapsamında sağlamak üzere yardımların türünü veya miktarını seçme özgürlüklerine hiçbir kısıtlama getirmemektedir. Bununla birlikte, bir Sözleşmeci Devletin, yürürlükte, katkıların önceden ödenmesi koşuluna bağlı olsun veya olmasın, bir hak olarak refah yardımının ödenmesini öngören bir mevzuatının bulunması durumunda, söz konusu mevzuat, gereklilikleri yerine getiren kişiler için Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren bir maddi menfaat yarattığı şeklinde değerlendirilmelidir ...
-
Hükümet, uluslararası kamu hukuku açısından Letonya’nın sosyal yardımlarla ilgili olarak eski Sovyetler Birliği’nin hak ve yükümlülüklerini devralmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme, Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık ((k.k.) [BD], no. 65731/01 and 65900/01, AİHM 2005‑X) davasındaki bulgularına dayanarak somut davada bu iddianın yanlış anlaşıldığı kanaatindedir. Hükümetin bu noktada haklı olduğu varsayılsa dahi, bu davadan çıkarılması gereken sonuç bundan etkilenmeyecektir: Bir Devletin, kendiliğinden, ülke dışındaki çalışma süreleri için bireylere emekli maaşı ödemeye karar vermesi ve böylece kendi iç hukukunda yeterince açık bir hukuki dayanak oluşturması durumunda, bu tür yardımları hak ettiğini varsaymak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamına girecektir. Bu bağlamda, Mahkeme, Letonya Devlet Emeklilik Yasası’nın geçiş hükümlerinin birinci paragrafının, herhangi bir katkı payı ödemesi dikkate alınmaksızın eski SSCB topraklarında (paragrafın 1 Ocak 2006 tarihinden önceki halinde “Letonya dışında” ibaresi yer almaktadır) 1991 yılından önceki toplam çalışma sürelerine ilişkin olarak bir emeklilik maaşı alma hakkı doğurduğunu ancak bu hakkı Letonya vatandaşlarına saklı tuttuğunu kaydeder. Bu hüküm uyarınca, söz konusu emekli maaşı başvurana yalnızca Letonya vatandaşı olmadığı için verilmemiştir.
-
Stec ve Diğerleri kararında mahkeme şu sonuçlara ulaşmıştır:
"Tıpkı somut davada olduğu gibi Sözleşme’nin 14. Maddesi kapsamında kalan ayrımcı sebeplerden dolayı menfaatinin tamamından ya da belli bir kısmından mahrum bırakılan başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. Maddesine ilişkin şikayette bulunduğu davalarda incelenmesi gereken şey, başvuranın şikayet ettiği hak kazanma koşulu dışında söz konusu yardımı almak için iç hukukta icra edilebilir bir hakkının olup olmadığıdır ... Her ne kadar 1 No.lu Protokol (1. Madde) herhangi bir sosyal güvenlik ödemesi alma hakkını içermese de, bir Devlet bir sosyal yardım planı oluşturmaya karar verirse, bunu Sözleşme’nin 14. Maddesi ile uyumlu bir şekilde yapmalıdır."
-
Bu nedenle, başvuranın maddi menfaatleri, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin kapsamına ve bu maddenin güvence altına aldığı mal ve mülk dokunulmazlığı hakkı kapsamına girmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulanması için yeterli gerekçe mevcuttur."
-
Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin konu (ratione materiae) bakımından uygulanabilirliği bakımından Andrejeva davası ile somut dava arasında herhangi bir fark görmemektedir. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, 14. maddede yer alan ayrımcılık yasağı, genellikle, bir Sözleşmeci Devletin yürürlükte bir emekli maaşı veya başka bir sosyal yardım hakkı olarak ödenmesini öngören bir mevzuata sahip olduğu durumlarda geçerli olup, bu mevzuatın, gerekliliklerini yerine getiren kişiler bakımından Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren bir mülkiyet menfaati yarattığı kabul edilmelidir. Eğer başvuranın şikâyetçi olduğu iç hukuktaki hak sahibi olma şartı olmasaydı, başvuranın söz konusu yardımı almak için iç hukuka göre uygulanabilir bir hakkı olacak ise başvuranın şikâyeti Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girecektir ve bu, Sözleşme’nin 14. maddesini konu bakımından (ratione materiae) uygulanabilir kılmak için yeterlidir (bk. J.D. ve A./Birleşik Krallık, yukarıda anılan, § 63). Hal böyleyken, Mahkeme’nin, davalı Hükümetin itirazını Andrejeva kararının 77-80. paragraflarında belirtilen aynı nedenlerle reddetmemesi mümkün değildir (ayrıca bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Gaygusuz/Avusturya (16 Eylül 1996, § 40, Raporlar 1996‑IV); Stummer/Avusturya [BD], no. 37452/02, § 88, AİHM 2011; Fábián, yukarıda anılan, § 117; ve Ribać/Slovenia, no. 57101/10, §§ 43-45, 15 Aralık 2017).
-
Davalı Hükümet tarafından öne sürülen Mahkeme’nin Andrejeva davasındaki genel gerekçesinin söz konusu davanın belirli olgusal koşulları tarafından ne derecede şekillendirildiği, bu gerekçenin mevcut davaya uygulanabilir olup olmadığı ve başvuranların, ihtilaf konusu dönemlerde Letonya topraklarında fiziksel olarak bulunmamaları dikkate alındığında, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin amaçları doğrultusunda herhangi bir "meşru beklentiye" sahip olup olmadıkları sorularına ilişkin olarak, Mahkeme bu soruların başvurunun esası ile ilgili olduğu ve Mahkeme tarafından ilgili başlık altında inceleneceğini kaydeder.
-
Altı aylık süre sınırı
(a) Tarafların ibrazları
-
Davalı Hükümet, ikinci, dördüncü ve beşinci başvuranlara başlangıçta emeklilik maaşlarının verildiği kararlara atıfta bulunmuştur. Bu başvuranlar itiraz etmedikleri için ilgili kararlar yürürlüğe girmiştir ve altı aylık süre bakımından “kesinleşmiş kararlar” olarak kabul edilmelidir. Davalı Hükümet ayrıca, başvuranların emeklilik maaşlarının yalnızca Devlet Emeklilik Yasası veya ikili uluslararası anlaşmalar temelinde yeniden hesaplanabileceği gerçeğinin hayli farkında olmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Bu doğrultuda, başvuranların idare mahkemeleri nezdindeki davaların yeniden açılması taleplerinin hukuki dayanağı bulunmamaktadır ve reddedilmeleri kaçınılmazdır.
-
Anayasa Mahkemesi’nin 17 Şubat 2011 tarihli kararının kesin karar sayılması gerektiği iddiasına ilişkin olarak davalı Hükümet, başvuranların emeklilik maaşları verildikten hemen sonra anayasal şikâyette bulunmaları önünde hiçbir engel olmadığını kaydetmiştir. Başvuranlar, on yıla kadar tepkisiz kalmalarını gerekçelendirecek herhangi bir argüman ileri sürmemişlerdir.
-
Davalı Hükümetin görüşüne göre, hem idare mahkemeleri nezdinde yargılamanın yeniden açılması talebi hem de anayasal dava, başvuranların usuli gerekliliklere gecikmeli olarak uyma ve mevcut başvurunun AİHM’ye sunulması amacıyla altı aylık sürenin yeniden işletilmesini sağlama girişimleri olarak kabul edilmelidir.
-
Başvuranlar, kullandıkları hukuk yollarının mevcut tek etkili hukuki yol olduğunu ve iç hukukun gerekliliklerine uygun olarak bunları tükettiklerini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçiş hükümlerinin 1. paragrafının 2001 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından yirmi milletvekili tarafından açılan davada anayasal ilan edildiğini belirtmişlerdir (bk. yukarıda 39. paragraf). Bu bağlamda, bu iddia zaten karara bağlanmıştır ve Anayasa Mahkemesi’nin tespitleri mahkemeler dâhil tüm Devlet makamları bakımından bağlayıcıdır. Ayrıca, daha önce karara bağlanmış bir iddia, Anayasa Mahkemesi Kanunu uyarınca bir kabul edilemezlik sebebidir. Başvuranlar, Andrejeva’nın aksine, iç hukukun kendi özel durumundaki yorumlanışından ziyade içeriğine katılmadıklarını belirtmişlerdir.
128. Ancak Mahkeme yukarıda anılan Andrejeva davasında kararını verdikten sonra, hukuki şartlar değişmiş ve başvuranların idari davalarının yeniden açılmasını talep etmelerine izin vermiştir. Doğrudan Anayasa Mahkemesine başvuran üçüncü başvuran hariç, başvuranlar davanın yeniden açılması talepleri reddedildikten sonra başvuranlar Anayasa Mahkemesi nezdinde dava açmışlardır. Anayasa Mahkemesi, yargılamayı başlatmış ve başvuranların şikâyetinin esasını değerlendiren bir karar vermiştir. Somut başvuru, söz konusu kararın verilme tarihinden itibaren altı ay içinde yapılmıştır.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
- Mahkeme, ilk olarak, davalı Hükümetin itirazının, 22 Mart 2010 tarihinde, yani emeklilik maaşının hesaplanmasından birkaç ay önce doğrudan Anayasa Mahkemesine şikâyette bulunan üçüncü başvuran için geçerli olmadığını kaydeder (bk. yukarıda 27. ve 48. paragraflar). Bu doğrultuda Mahkeme, bu itirazı yalnızca ikinci, dördüncü ve beşinci başvuranlar bakımından olarak inceleyecektir.
(i) Genel İlkeler
-
Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamındaki süre sınırının (mevcut başvuruların yapıldığı tarihte altı ay) amacının Sözleşme kapsamındaki sorunları gündeme getiren davaların makul bir süre görülmesini ve geçmişte verilen kararların sürekli olarak itiraza açık olmamasını sağlamak suretiyle hukuki kesinliği artırmayı amaçlamaktadır. Süre sınırı, Sözleşme organları tarafından yürütülen denetimin zamansal sınırlarını çizer ve hem bireylere hem de Devlet makamlarına, bu denetimin artık mümkün olmadığı süreyi bildirir (bk. Sabri Güneş/Türkiye [BD], no. 27396/06, §§ 39-40, 29 Haziran 2012).
-
İç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin 35 § 1 maddesinde yer alan gereklilikler ve altı aylık süre sınırı, aynı madde altında bir araya getirilmelerinin yanı sıra, birbirleri ile alakalı olduklarını ima edecek şekilde formüle edilmiş tek bir cümlede ifade edilmelerinden dolayı birbiriyle yakından ilişkilidir. Dolayısıyla, kural olarak, altı aylık süre sınırı, iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde nihai karar tarihinden itibaren işlemeye başlamaktadır. Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi, bir başvuranın bir hususa ilişkin davası yerel düzeyde kesin olarak karara bağlanmadan önce şikâyetini Mahkemeye bildirmesini gerektirecek şekilde yorumlanamaz. Aksi takdirde, ikincillik ilkesi ihlal edilmiş olacaktır. Ancak bu hüküm sadece normal ve etkili olan hukuk yollarının dikkate alınmasına olanak sunar; çünkü bir başvuran Sözleşme kapsamında söz konusu şikayete ilişkin etkili bir telafi sunmaya gücü ya da yetkisi olmayan organlara ve kurumlara uygunsuz veya hatalı görülebilecek başvurular yapmak suretiyle Sözleşme tarafından öngörülmüş katı süre sınırını uzatamaz (bk., diğer birçok karar arasında, Lekić/Slovenia [BD], no. 36480/07, § 65, 11 Aralık 2018). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin gerekliliklerini karşılamayan hukuk yollarının izlenmesi, Mahkeme tarafından "kesin karar" tarihinin belirlenmesinde veya altı aylık süre sınırı kuralının işlemesi için başlangıç noktasının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 75, 5 Temmuz 2016).
-
Genel bir kural olarak, yargılamanın yeniden başlatılması için yapılan başvuru etkili bir hukuk yolu değildir (bk. Berdzenishvili/Rusya (k.k.), no. 31697/03, AİHM 2004-II; Tucka/Birleşik Krallık (no. 1) (k.k.), no. 34586/10, 18 Ocak 2011; ve Haász and Szabó/Macaristan, no. 11327/14 ve 11613/14, §§ 36-37, 13 Ekim 2015), ve bu haliyle davanın kendine has koşulları içinde başvuranın kullanabileceği tek hukuk yolu olduğu durumlar haricinde, altı aylık sürenin işleyişini kesintiye uğratmaz (bk. Ahtinen/Finlandiya (k.k.), no. 48907/99, 31 Mayıs 2005, ve Tomaszewscy/Polonya, no. 8933/05, §§ 117-19, 15 Nisan 2014).
-
Yargılamanın yeniden başlatılması talebi reddedilirse, ilgili karar Sözleşme’nin 35 § 1 Maddesi’nin amaçları bakımından "kesin karar" sayılmaz ve altı aylık sürenin başlangıç noktası olarak alınamaz (bk. Sapeyan/ Ermenistan, no. 35738/03, § 23, 13 Ocak 2009). Ancak, eğer yargılama yeniden başlatılırsa veya sonuç olarak kesin bir karar incelemeye alınırsa, ilk yargılama sürecine veya kesin karara dair altı aylık sürenin işlemesi yalnızca bu tür bir incelemeye veya yargılamanın yeniden başlatılmasına zemin teşkil eden ve olağanüstü temyiz organı önünde incelemeye konu olan Sözleşme konuları bakımından kesintiye uğrayacaktır (aynı eserde., § 24). Sonuç olarak, olağanüstü inceleme başvurusu ilk yargılamanın yeniden açılmasına yol açmadığı halde, yerel mahkemelere başvuranın daha sonra Mahkeme önünde dile getirdiği insan hakları meselelerinin özünü ele alma fırsatı verilmişse ve yerel mahkemeler bu meseleleri ele almışsa; altı aylık süre sınırının yeniden başlamış olarak kabul edilmesi gerekir (bk. Schmidt/ Letonya, no. 22493/05, §§ 66-67 and 70-71, 27 Nisan 2017).
-
Letonya Anayasa Mahkemesi ile ilgili olarak (ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin daha önce birçok kez tespit ettiği üzere), Letonya Anayasa Mahkemesinin yetkisi, yasal hükümlerin anayasaya uygunluğunu ve bu hükümlerin kendilerine göre daha üst derecedeki hukuki erkin hükümleriyle uyumluluğunu denetlemekle sınırlıdır. Bu doğrultuda, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin amaçları doğrultusunda, başvuranların bu hukuk yolundan yalnızca bir kanun veya yönetmeliğin bir hükmünün ulusal Anayasa’ya veya Sözleşme’ye aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz etmeleri halinde, diğer bir deyişle, ihlalin hukuk normunun kendisinden kaynaklandığını iddia etmeleri halinde yararlanmaları gerekir. Diğer taraftan, başvuranın, içeriği bakımından anayasaya aykırı olmayan bir hukuki hükmün yanlış uygulandığı veya yorumlandığı iddiasıyla şikâyette bulunduğu durumlarda, bireysel anayasa şikâyeti usulü etkili bir hukuk yolu teşkil etmez (bk. Elberte/Letonya, no. 61243/08, §§ 79-80, 13 Ocak 2015, daha fazla referans ile birlikte). Bu gibi durumlarda, bir anayasal şikâyet altı aylık sürenin işleyişini kesintiye uğratmaz.
(ii) Bu ilkelerin somut davaya uygulanması
- Mahkeme, somut davada, (yukarıda belirtildiği üzere üçüncü başvuran hariç) başvuranların her birinin emekli maaşlarının ilk hesaplamasının 1999 ile 2008 yılları arasında yapıldığını ve başvuranlardan hiçbirinin iç hukukta verilen ilgili kararlara itiraz etmediklerini kaydeder. 18 Şubat 2009 tarihinde Mahkeme, yukarıda bahsedilen Andrejeva davasında kararını vermiştir. 14 Ağustos 2009 tarihinde başvuranlar, emekli maaşlarının Andrejeva kararı ışığında yeniden hesaplanmasını talep etmişlerdir. Bu talepler reddedilmiştir. Başvuranlar, iç hukuka uygun olarak Andrejeva kararı temelinde yargılamalarının yeniden başlatılması talebiyle Bölge İdare Mahkemesi nezdinde dava açmışlardır. Bölge İdare Mahkemesi, 20 Kasım 2009, 27 Kasım 2009 ve 16 Aralık 2009 tarihli kesin kararlarıyla, Andrejeva kararının başvuranların davalarının yeniden açılmasını gerektirmediğini belirterek başvuranların şikâyetlerini reddetmiştir. Başvuranlar 5 Mart 2010 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurarak (2001 yılında düzenlenen) Devlet Emeklilik Yasası’nın geçiş hükümlerinin 1. fıkrasına ilişkin önceki kararını bozmasını ve değiştirmesini ve Büyük Daire tarafından verilen Andrejeva kararı temelinde yeni bir karar vermesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi, 17 Şubat 2011 tarihinde başvuranların iddialarının (her bir davanın koşulları dâhil) esasına ilişkin bir karar vermiştir.
136. Mahkeme’ye göre, başvuranların Bölge İdare Mahkemesi’ndeki idari yargılamanın yeniden başlatılması talepleri ve ardından Anayasa Mahkemesi nezdinde sundukları bireysel şikâyetleri, sonuç itibariyle Mahkeme’nin Andrejeva davasında verdiği kararın ardından emekli maaşlarının yeniden hesaplanmasını amaçlayan tek bir yargılama dizisi olarak görülmelidir. Başvuranların aylıklarının ilk hesaplanmasından sonra uzun bir süre hareketsiz kaldıkları doğrudur. Ancak Mahkeme, başvuranların gerçekçi olarak ve iyi niyetle, emekli maaşlarının yeniden hesaplanması için kendilerine ya anlık olarak, ya da gerektiği takdirde, ihtilaf konusu hukuki hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından resmi olarak geçersiz kılınmasının ardından bir fırsat yarattığını düşündükleri Andrejeva kararının verilmesinden sonra hukuki durumlarında bir değişiklik olduğuna inanabileceklerini kabul etmektedir. Bunun sebebi, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin 17 Şubat 2011 tarihli kararının aksine Andrejeva kararının, Letonya topraklarında veya dışında çalışmak arasındaki ayrıma belirleyici bir rol atfetmeyi açıkça reddetmesidir (aynı eserde., § 85). Mahkeme’ye göre belirleyici husus, Anayasa Mahkemesi’nin gerçekten de başvuranların anayasal şikayetlerinin iç hukuka göre usulen kabul edilebilir olduğunu değerlendirmesi; bu şikayetlerin esasını incelemeyi kabul etmesi ve başvuranların an itibariyle Mahkeme önüne dile getirdikleri aynı insan hakları konularını ele alan titizlikle gerekçelendirilmiş bir karar vermesidir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Schmidt, yukarıda anılan, §§ 68-71).
-
Sonuç olarak, somut davanın kendine özgü koşulları içinde, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin 17 Şubat 2011 tarihli kararının gerçekten de Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin amaçları doğrultusunda "kesin karar" olduğunu ve altı aylık süre sınırının bu kararın verildiği tarihten itibaren işlemesi gerektiğini düşünmektedir. 4 Ağustos 2011 tarihinde Mahkeme’ye iletilen somut başvuru, bu nedenle, ilgili tarihi takip eden altı ay içinde sunulmuştur. Bu nedenle, davalı Hükümet’in itirazının reddedilmesi gerekir.
-
Belirli başvuranlara özgü itirazlar
(a) İkinci başvuran
(i) Tarafların ibrazları
-
Davalı Hükümet, ikinci başvuranın idari mahkemeler önüne dile getirdiği yargılamanın yeniden başlatılması talebinin yalnızca eski SSCB topraklarında tahakkuk eden çalışma sürelerinin sayılmasıyla ilgili olduğunu, buna karşın ilgili başvuruda zorunlu askerlik hizmeti sürelerinden bahsedilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Hükümete göre başvuran, yerel makamlara söz konusu askerlik hizmetinin yerine getirildiği ülkeyi tespit edebilmelerini sağlayacak herhangi bir belge de sunmamıştır. Bu doğrultuda, zorunlu askerlik hizmeti süresinin sayılmamasıyla ilgili olarak, ikinci başvuranın şikâyeti, iç hukuk yollarının tüketilmemesi veya açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
-
Başvuranlar, cevaben zorunlu askerlik hizmeti sürelerine ilişkin itirazlarını dile getirebilecekleri etkili iç hukuk yollarının bulunmadığını belirtmişlerdir. Letonyalı vatandaşlar sadece askerlik yaptıklarını ispatlamak zorunda olduklarından, istihdam kayıtlarını ve askerlik kimliklerini göstererek bu sürelerin sayılmasını sağlayabiliyorlardı. Bu belgeler, kişinin askere alındığı bölgeyi göstermekle beraber, zorunlu askerlik hizmetinin yapıldığı yerin bilgisini içermemekteydi. Bunun aksine, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" askerlik hizmetinin yapıldığı yerin tam konumunu kanıtlamaları gerekmekteydi.‑ Bu nedenle, başvurandan ilgili dil becerilerine sahip olmak zorunda olmadığı ve bu tür verilerin mevcut olduğunun belirsiz olduğu halde ilgili yabancı ülkenin silahlı kuvvetlerinin arşivleriyle iletişime geçerek bir ücret karşılığında bu bilgileri istemesi istenmiştir.
(ii) Mahkemenin değerlendirmesi
- Mahkeme, ilk olarak, davalı Hükümetin, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin amaçları bakımından, başvuranlar tarafından idare mahkemeleri önüne dile getirilen yargılamaların yeniden başlatılması taleplerinin etkisiz olduğunu ifade ettiğini kaydeder (bk. yukarıda 124. paragraf). Hal böyleyken, Hükümetin, başvuranların aynı usuli yolu izleyerek belirli bir olguyu dile getirmeleri gerektiği yönündeki iddiası sürdürülemez görünmektedir. Her halükarda, Mahkeme eğer başvuranın kanunla öngörülen şekillere uymadığı iddiasına rağmen, yetkili makam, başvuranın Mahkeme önüne getirdiği iddianın esasını yine de incelemişse, bir başvuran aleyhinde iç hukuk yollarının tüketilmediğinin iddia edilemeyeceğini yineler (bk. Vladimir Romanov/Rusya, no. 41461/02, § 52, 24 Temmuz 2008, ve Ulemek/ Hırvatistan, no. 21613/16, § 77, 31 Ekim 2019). Somut davada, görünüşe göre Anayasa Mahkemesi, ikinci başvuranın anayasal şikâyetini bütünüyle usulen kabul edilebilir bulmuş ve şikâyeti, ihtilaflı dönemler arasında ayrım yapmaksızın tüm dönemler bakımından incelemiştir (bk. yukarıda 51. paragraf). Bu şartlar altında başvuran iç hukuk yollarını tüketmediği için suçlanamaz ve davalı Hükümet’in itirazı reddedilmelidir.
(b) Üçüncü başvuran
(i) Tarafların ibrazları
-
Davalı Hükümet, üçüncü başvuranın erken emeklilik talebinin kabul edilmemesi nedeniyle açtığı idari davanın usuli gerekçelerle incelenmediğini belirtmiştir. Buna ek olarak, başvuran daha sonra zorunlu askerlik hizmeti yaptığı dönem sayılmadan hesaplanan emekli maaşı kendisine verildiğinde bu karara itiraz etmemiştir. Ayrıca, başvuranın anayasal şikâyeti yalnızca kendisine erken emeklilik maaşı verilmemesine ilişkin olduğundan, bu hususta anayasal bir işlem başlatmamıştır. Buna ek olarak, Anayasa Mahkemesi tarafından da belirtildiği üzere, Letonya-Rusya Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesinin ardından başvuran, emekli maaşının yeniden hesaplanmasını ve Rusya’da gerçekleştirilen zorunlu askerlik hizmeti süresinin hesaplamada sayılmasını talep etme hakkına sahip olmuştur. Ancak, tıpkı diğer başvuranlar gibi, üçüncü başvuran da bunu yapmamış, dolayısıyla iç hukuk yollarını tüketmemiştir.
-
Başvuranlar, zorunlu askerlik hizmetinin yerine getirildiği ülkenin tespit edilmesindeki usuli zorluklara ilişkin iddialarını yinelemişlerdir (bk. yukarıda 139. paragraf). Başvuranlar, ikili anlaşmanın yürürlüğe girmesinin vatandaşlar ile "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler" arasındaki muamele farkını tamamen ortadan kaldırmadığını; bunun yerine bu ayrımı esas hukukunun alanından usul hukukunun alanına taşıdığını ileri sürmüştür. Letonya vatandaşlarından yalnızca sınırlı sayıdaki kolayca elde edilebilen belgeleri sunmaları istenirken, “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin” yabancı ülkelerin silahlı kuvvetlerin arşivlerine başvurmaları gerekli kılınmıştır. Başvuranlar, Rusya’da ilgili bilgilerin elde edilebilmesi için aranması gereken çok sayıda arşiv olduğunu ve ilgili bilgilerin bu arşivlerden bir ücret karşılığında istenebildiğini ileri sürmüşlerdir. Bunun yanı sıra, başvuranlar ilgili ikili anlaşmaların yürürlüğe girmesinden önce, ilgili sürelerin sayılmamasının iç hukuka uygun olduğu ve buna karşı hiçbir iç hukuk yolunun bulunmadığı zamanlarda onarılamaz hasarların oluşturduğunu ifade etmişlerdir.
(ii) Mahkemenin değerlendirmesi
- Mahkeme, üçüncü başvuranın şikâyetinin, hem kendisine erken emeklilik maaşı verilmemesine, hem de bunun ardından zorunlu askerlik süresinin emeklilik maaşının hesaplanmasına dâhil edilmemesine ilişkin olduğuna dikkat çekmektedir. Üçüncü başvuran, anayasa şikâyetini dile getirdiğinde, henüz emeklilik yaşına gelmemiştir (bk. yukarıda 27. ve 48. paragraflar). Bu nedenle, üçüncü başvuranın Anayasa Mahkemesi önündeki şikâyeti doğal olarak sadece kendisine erken emeklilik aylığı verilmemesine ilişkindir. Ancak Mahkeme, bir başvuranın, kanunla belirlenen şartlara uymadığı iddiasına rağmen, yetkili makamın Mahkeme önünde ileri sürülen iddianın esasını incelemiş olması halinde, iç hukuk yollarını tüketmemekle suçlanamayacağı yönündeki yerleşik içtihadını yineleyebilir (bk. yukarıda 133. paragraf). Somut davada, Anayasa Mahkemesi, üçüncü başvuranın idari yargılamaları takip etmemesini, başvuranın "haklarını genel hukuk yolları aracılığıyla koruyamadığını dayanaklandırmış olması" nedeniyle, yargılamanın başlatılması için bir engel olarak değerlendirmemiştir (bk. yukarıda 48. paragraf). Bu nedenle Mahkeme, şikâyetinin bu yönüyle ilgili olarak, üçüncü başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş sayılması gerektiği kanaatindedir.
144. Mahkeme ayrıca, anayasa yargılamaları sırasında üçüncü başvurana zorunlu askerlik süresini kapsamayan bir emeklilik maaşı verildiğini kaydeder. Dava dosyasında Anayasa Mahkemesi’ne bu yönde herhangi bir ek görüş sunulup sunulmadığına dair bir bilgi veya belge bulunmamaktadır. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin üçüncü başvurana erken emeklilik maaşı bağlanması ile diğer başvuranların emeklilik maaşı hesaplamalarına belirli sürelerin dâhil edilmemesi arasında bir ayrım yapmadığı açıktır. Anayasa Mahkemesi, bunun yerine, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler" bakımından, Letonya yasalarında tanımlanan "sigorta süresi"nin hesaplamasına belirli çalışma ve eşdeğer sürelerin dâhil edilmemesini öngören yasal hükmün anayasaya uygunluğunu tahlil etmiştir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin kararı, özü itibariyle üçüncü başvuranın şikâyetinin her iki yönünü de kapsamaktadır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin kararının verilmesinden sonra, ilgili iddia hâlihazırda karara bağlanmış olduğundan, başvuran için bu hukuk yolu artık mevcut değildir.
145. Bu koşullar altında Mahkeme, üçüncü başvuranın, iç hukuk yollarını Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin gerektirdiği şekilde tüketmediği için suçlanamayacağı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme davalı Hükümet’in bu noktadaki itirazını reddeder.
(c ) Dördüncü başvuran
(i) Tarafların ibrazları
146. Davalı Hükümet, dördüncü başvuranın Belarus’ta çalıştığı döneme ilişkin olarak, dördüncü başvurana başvurunun yapılmasından önce Belarus tarafından emeklilik maaşı bağlandığını ileri sürmüştür. Buna ek olarak, somut başvurunun yapılmasından önce, dördüncü başvuranın emekli maaşı, Letonya-Rusya Sosyal Güvenlik Anlaşması temelinde, Rusya topraklarında tahakkuk eden çalışma sürelerini de içerecek şekilde yeniden hesaplanmıştır. Dördüncü başvuran bu bilgiyi Mahkeme’den sakladığı için, kendisi Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullanmıştır. Davalı Hükümet ayrıca bu başvuranın bu dönemlere ilişkin olarak artık mağdur olduğunu iddia edemeyeceği görüşündedir.
147. Davalı Hükümet, Almanya’da gerçekleştiği iddia edilen çalışma süreleri ve doğum izninde geçirilen süreye ilişkin olarak, dördüncü başvuranın bu şikâyetleri ulusal düzeyde dile getirmediğini ve iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
148. Başvuranlar, Hükümet tarafından atıfta bulunulan bilgilerin başvuru formunda yer aldığını belirtmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, dördüncü başvuranın, birinci başvuranla aynı gerekçelerle, hesaplamaya dâhil edilen dönemler bakımından mağdur olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, dördüncü başvuranın talebi Almanya’daki çalışma dönemini kapsamamaktadır, zira emekli olduğu sırada Letonya vatandaşları için de geçerli olduğu üzere, sadece eski SSCB topraklarında geçen çalışma süreleri dikkate alınmıştır. Aynı nedenlerle, gönüllü askerlik hizmeti süresine ilişkin herhangi bir şikâyette bulunulmamıştır. Ebeveynlik izninde geçirilen sürelere ilişkin olarak, başvuranlar, bu sürelerin çalışma sürelerinin bir parçasını teşkil ettiğini ve ayrı bir ihtilaf konusu olmadığını savunmuşlardır.
(ii) Mahkemenin değerlendirmesi
149. Mahkeme, 35 § 3 (a) maddesi uyarınca, bir başvurunun, diğer nedenlerin yanı sıra, bilerek gerçek dışı olgulara dayandırılması halinde, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığı gerekçesi ile reddedileceğini yinelemektedir. Eksik ya da yanıltıcı bilgilerin beyan edilmesi, özellikle söz konusu bilgiler davanın özü ile alakalı ve bu bilgileri sağlayamama gerekçesi olarak yeterli açıklama sunulmuyor ise bireysel başvuru hakkının suistimalini teşkil edebilir. Aynı durum, Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında yeni, önemli gelişmeler meydana gelmişse ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47 § 7 maddesi tarafından açıkça talep edilmesine rağmen, başvuranın bu bilgiyi Mahkeme’ye açıklamadığı ve dolayısıyla böylelikle olayları tam olarak bilerek davaya hükmetmesini engellediği durumlarda geçerlidir. Ancak, bu tür durumlarda, başvuranın Mahkemeyi yanıltma niyeti her zaman yeterli ve kesin bir şekilde tespit edilmelidir (bk. Gross/İsviçre [BD], no. 67810/10, § 28, AİHS 2014 ve buradaki diğer atıflar ile birlikte).
150. Mahkeme, davalı Hükümet’in iddiasının aksine, dördüncü başvuranın emekli maaşının Letonya-Rusya Sosyal Güvenlik Anlaşması temelinde yeniden hesaplanmasına ilişkin bilgilerin gerçekten de ilk başvuru formunda yer aldığını belirtmektedir. Başvuranlar ayrıca başvuru formunda, dördüncü başvuranın Belarus’tan emeklilik maaşı talep ettiğini ancak henüz bir cevap almadıklarını belirtmiş ve davalı Hükümet bu iddianın yanlış olduğunu gösteren hiçbir belge sunmamıştır.
151. Mahkeme ayrıca Hükümet’in dördüncü başvuranın "mağdur" sıfatını kaybettiği yönündeki iddiasını da reddetmektedir. Başvuranın lehine olan bir karar ya da tedbir, ulusal makamlar Sözleşme’nin ihlal edildiğini açıkça ya da özü itibariyle kabul etmedikçe ve ardından bu ihlali telafi etmedikçe, başvuranı Sözleşme’nin 34. maddesinin amaçları bakımından "mağdur" sıfatından mahrum bırakmak için ilke olarak yeterli değildir (bk. yukarıda anılan J.D. ve A./ Birleşik Krallık, § 64, daha fazla referansla birlikte). Mevcut davada bunun yapılmadığı açıktır. Mahkeme, davalı Hükümet’in mağdur sıfatının bulunmadığına ilişkin iddiasının daha ziyade davanın esasına ilişkin olduğunu ve bu başlık altında incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu nedenle "kötüye kullanma" ve "mağdur sıfatının kaybı" iddiaları reddedilmelidir.
152. Ebeveynlik izninin "sigorta süresi" hesaplamasına dâhil edilmesi hususuna gelindiğinde ise, Mahkeme, iddia edilen usuli eksikliklere rağmen, Strazburg Mahkemesi nezdinde ileri sürülen iddiaların esasının daha önce incelenmiş olması halinde, bir başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemekle suçlanamayacağı ilkesini bir kez daha yineler (bk. yukarıda 133. paragraf). Somut davada, ihtilaf konusu dönemin tamamı Anayasa Mahkemesi’nin kararının gerekçesinde ele alınmıştır (bk. yukarıda 51. paragraf); bu nedenle söz konusu itirazın da reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
(d) Beşinci başvuran
(i) Tarafların ibrazları
153. Davalı Hükümet, beşinci başvuranın emekli maaşının, mevcut başvurunun yapılmasından önce Letonya-Rusya Sosyal Güvenlik Anlaşması temelinde yeniden hesaplandığını ve bu durumdan Mahkeme’yi haberdar etmediğini belirtmiştir. Bu nedenle, bu başvuranın bireysel başvuru hakkını kötüye kullanması ve mağdur sıfatını kaybetmesi nedeniyle iddialarının reddedilmesi gerekmektedir.
154. Başvuranlar, yeniden hesaplamaya ilişkin bilgilerin başvuru formunda yer aldığını ve beşinci başvuranın yukarıda belirtilen gerekçelerle hala mağdur sıfatına sahip olarak kabul edilmesi gerektiğini yinelemişlerdir.
(ii) Mahkemenin değerlendirmesi
155. Mahkeme, önündeki dava dosyasına dayanarak, beşinci başvuran bakımından dördüncü başvuranla aynı sonuçlara ulaşmaktadır: emekli maaşının yeniden hesaplanmasına ilişkin bilginin beşinci başvuranın ilk başvuru formunda yer aldığı göz önüne alındığında, "kötüye kullanma" belirtisi yoktur ve mağdur statüsüne ilişkin argüman davanın esasıyla ilgili olarak değerlendirilmelidir (bk. yukarıda 149-151. paragraflar). Sonuç olarak bu itirazların da reddedilmesi gerekmektedir.
5. Başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin sonuç
156. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca, Mahkeme, şikâyetin kabul edilemez olduğuna dair başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvuru kabuledilebilir olarak beyan edilmelidir.
- Esas Hakkında
1. Tarafların ibrazları
(a) Başvuranlar
157. Başvuranlar, şikâyetlerinin yalnızca, Letonya vatandaşlarının emekli maaşlarının hesaplanmasına dâhil edilen sürelerin aynılarının kendi eşdeğer emekli maaşlarının hesaplanmasına dâhil edilmesi talebiyle ilgili olduğunu; dolayısıyla, herhangi bir ek yardım talep etmediklerini beyan etmişlerdir. İhtilaf konusu çalışma ve çalışmaya eşdeğer sürelerin hesaplamaya dâhil edilmemesi, başvuranların toplam sigorta sürelerinin azalmasına yol açmış ve emekli aylıklarının miktarını doğrudan etkilemiştir. Ayrıca, söz konusu hesaplama beş başvurandan dördünün erken emekli olmasını engellemiş ve emekli maaşlarının hesaplanmasında kullanılan ilk sermaye tutarının belirlenmesinde uygun koşullardan yararlanmalarını engellemiştir. Sonuç olarak, birinci, dördüncü ve beşinci başvuranlara asgari emekli maaşı bağlanmıştır.
- Başvuranlar, şayet Letonya vatandaşı olsalardı, eski SSCB topraklarında tahakkuk eden ilgili çalışma süreleri ve çalışmaya eşdeğer sürelerin, devlet tarafından verilen aylık hakkının ve miktarının belirlenmesinde kullanılan "sigorta süresi"nin hesaplanmasında dikkate alınacağını yinelemişlerdir. Bu nedenle, ihtilaf konusu muamele farklılığı yalnızca uyruğa dayanmaktadır.
159. Söz konusu ayrımın meşru amacına ilişkin olarak, başvuranlar, bu farklılığın ülkenin ekonomik sistemini koruma amacını taşıdığını kabul etmişlerdir. Ancak, başvuranlar söz konusu amacın an itibariyle halen tam önemini koruyup korumadığından şüphe duymaktadırlar. Muamele farklılığının orantılılığı ile ilgili olarak, başvuranlar, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" özel statüsünün, Devlet ile birey arasında özel bir hukuki bağ kurması nedeniyle, özünde Letonya vatandaşlığına benzediğine işaret etmişlerdir. Ayrıca, başvuranların istikrarlı bir şekilde hukuki bağlarının bulunduğu ve dolayısıyla, objektif olarak, sosyal güvenlik açısından kendileri için sorumluluk üstlenebilecek tek devlet Letonya’dır. Başvuranların tamamı hayatlarının büyük bir kısmını Letonya’da geçirmişlerdir; üçüncü başvuran üç yaşından beri Letonya’da yaşamaktadır. Buna göre, başvuranlar, koşullara bağlı farklılıklardan bağımsız olarak, mevcut davadaki olayların, yukarıda atıfta bulunulan Andrejeva davasının olaylarından makul bir şekilde ayrıştırılamayacağını düşünmektedir. Başvuranlar özellikle, Andrejeva ile Letonya arasında kendilerinin veya diğer "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" sahip olduğundan daha yakın bir hukuki bağ olduğunu kabul etmemektedir. Her halükarda, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi" statüsü, Mahkeme’nin Andrejeva davasında ihlal bulurken başvurduğu tek unsur olmuştur.
160. Başvuranlar, Andrejeva’nın aksine, hesaplamaya dâhil edilmeyen süreler boyunca Letonya toprakları dışında yaşadıklarını kabul etmişlerdir. Ancak başvuranlar, Andrejeva kararının, ikametin konu ile alakasız olarak değerlendirildiği 85. paragrafına atıfta bulunmuşlardır. Ayrıca, her ne kadar Hükümet Mahkeme önünde iki davayı ikamet temelinde birbirinden ayırmaya çalışmış olsa da, iç hukukta böyle bir ayrım yapılmamıştır. Hatta an itibariyle yerel Letonya işletmeleri için yapılan çalışmalar, "Letonya’da istihdam" olarak kabul görmektedir.
161. Başvuranlar ayrıca, ikili anlaşmalara ilişkin durumlarının Andrejeva davasındaki durumlar ile oldukça benzerlik gösterdiğini belirtmişlerdir. Letonya Cumhuriyeti ile Ukrayna arasındaki Sosyal Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşması, Andrejeva davasının Mahkeme’ye sunulmasından önce yürürlüğe girmiş ve emekli maaşı o andan itibaren hesaplanarak (ex nunc) yeniden hesaplanmıştır; öte yandan, Rusya ile yapılan anlaşma Andrejeva ölümünden önce yürürlüğe girmemiştir. Andrejeva davasında, Hükümetin mağdur statüsüne ilişkin itirazı gecikmeli olarak sunulmuştur, ancak Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin, bir tür Devletlerarası antlaşmaların kendisi için bağlayıcı olmadığı gerekçesiyle Sözleşme kapsamındaki sorumluluğundan muaf tutulamayacağını belirterek ikili antlaşmalara ilişkin görüşünü ifade etmiştir (aynı eserde., § 90).
162. Özellikle, yerel yargılamalar sırasında ve mevcut davanın açılmasından önce (Belarus ve Rusya ile yapılan) iki ikili anlaşma yürürlüğe girmiştir. Bazı başvuranlar bakımından hesaplamalar yeniden yapılmıştır; ancak, anlaşmaların hiçbiri geriye dönük ödemelere izin vermediğinden, ilgili ödemeler yalnızca o andan itibaren hesaplanarak (ex nunc) yapılmıştır. Ayrıca, eski Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinde tahakkuk eden çalışma ve çalışmaya eşdeğer süreler hesaplama dışında kalmıştır. Başvuranlara göre, emeklilik maaşlarının hesaplanmasında belirli sürelerin kısmi olarak dâhil edilmesi, yalnızca Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca adil tazmin kararının hesaplanmasıyla ilgili olabilir.
163. Başvuranlar ayrıca, davalı Hükümet’in ihlal tespitinin sosyal güvenliğe ilişkin ikili anlaşmaları amaçtan yoksun hale getireceği yönündeki iddiasını da reddetmişlerdir. Bu iddia, anlaşmaların amacının sadece "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" durumunu iyileştirmek olması halinde doğru olacaktı. Ancak söz konusu anlaşmaların kapsamları çok daha geniştir. Uygulamada, bu anlaşmalar bazı "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" durumunu belli bir ölçüde iyileştirmiştir. Ancak, söz konusu iyileştirmeler sadece teminat niteliğinde olup ulusal mevzuatın yol açtığı Sözleşme ihlallerini ortadan kaldırmanın etkili bir yolu olarak kabul edilemez.
164. Her ne kadar yukarıda atıfta bulunulan Andrejeva davasında verilen karar sadece Letonya sınırları dışında geçen çalışma sürelerine ilişkin olsa da, başvuranlar aynı ilkelerin eşdeğer süreler için de geçerli olduğunu savunmuşlardır. Bu durum özellikle zorunlu askerlik hizmeti açısından geçerliydi, zira askere alınanlar zorunlu askerlik hizmetinin yapılacağı yeri seçemiyor ve gönderildikleri yere gitmek zorunda kalıyorlardı. Söz konusu dönemde Sovyet ordusunda yerel ya da etnik birimler bulunmamaktaydı. Başvuranlar; üçüncü başvuranın, üç yaşından beri yaşadığı Letonya bölgesinden askere alındığını vurgulamışlardır.
165. Son olarak, başvuranlar, Andrejeva kararının Letonyalı yetkililer tarafından uygulanmasına ilişkin ECRI ve FCNM Danışma Komitesi’nin (bk. yukarıda 87-89. paragraflar) bulgularına da atıfta bulunmuşlardır.
- Özetle, başvuranlar, kendi davaları ile Andrejeva kararındaki başvuranın davası arasında olduğu iddia edilen olgusal farklılıkların, Mahkeme’nin farklı bir sonuca varması için bir neden teşkil etmediklerini savunmaktadır. Buna göre, başvuranlara göre Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak, Sözleşme’nin 14. maddesi ihlal edilmiştir.
(b) Davalı Hükümet
167. Davalı Hükümet, ilk olarak, somut davanın, başvuranlara emekli maaşı veya başka bir sosyal yardımın verilmesinin reddedilmesiyle ilgili olmadığını beyan etmiştir. Başvuranlar da, tıpkı Letonya vatandaşları gibi kanunla öngörülen emeklilik maaşını almakta olup diğer sosyal hizmetlere ve yardımlara başvurma hakkına sahiptirler. Başvuranlar daha ziyade, Letonya’nın bağımsızlığını kazanmasından önce eski SSCB’nin farklı bölgelerinde ikamet ettikleri sırada Letonya toprakları dışında tahakkuk eden çalışma sürelerinin emekli maaşlarının hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, davalı Hükümet, Letonya dışında gerçekleşen istihdam veya askerlik hizmeti nedeniyle ödenen yardımların, yaşlılık aylığının özü yerine, ilave emeklilik ödemeleri için tamamlayıcı olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Hükümet, 1 Ocak 1991 tarihinden sonraki çalışma dönemleri için yaşlılık aylıkları hesaplanırken, bu aylıkların hem vatandaşlar hem de vatandaş olmayan kişiler için aynı şekilde hesaplandığını; ancak aynı yaklaşımın Letonya’nın Sovyetler Birliği tarafından hukuka aykırı olarak işgal edildiği dönemlere uygulanamayacağını yinelemiştir.
168. Davalı Hükümet bir kez daha Devletin devamlılığı doktrinine atıfta bulunmuştur. Bu doktrine göre Letonya’nın zorla Sovyetler Birliği’ne dâhil edilmesi uluslararası hukuka aykırıdır ve bu nedenle hükümsüzdür. Sonuç olarak Letonya devleti tüm Soğuk Savaş dönemi boyunca hukuken de jure var olmaya devam etmiştir. Letonya eski SSCB’nin devamını teşkil eden bir Devlet değildir ve SSCB’nin yükümlülüklerinden hiçbirini üstlenemez (bk. yukarıda 98. ve 99. paragraflar).
169. Davalı Hükümete göre, bağımsızlığını yeniden kazanmasının ardından Letonya’nın uluslararası hukuk uyarınca sadece kendi vatandaşları ve kendi toprakları için sorumluluk üstlenme yükümlülüğü bulunmaktadır. Uluslararası hukuk ihlallerini tanımama veya gerekçelendirmeme şeklindeki herkes için geçerli (erga omnes) yükümlülük ışığında, saldırı sonucu yasadışı olarak işgal edilmiş bir Devlet olarak Letonya, işgalci güç tarafından uygulanan göç politikaları sonucunda topraklarına giren bireyler için sorumluluk üstlenemez. Başka bir deyişle, Letonya’nın uluslararası hukuk kapsamında böyle bir yükümlülüğü olduğunu kabul etmesi, SSCB tarafından işlenen uluslararası hukuk ihlallerini tanıma veya gerekçelendirme yasağına aykırı hareket etmesi anlamına gelecektir. Davalı Hükümet, Letonya yasama organı tarafından alınan ihtilaf konusu kararın, önemli bir mali yükten kaçınarak ülkenin ekonomik sistemini koruma gerekliliği tarafından yönlendirildiğini de kabul etmiştir. Ancak, yukarıda açıklanan Devlet kimliği ve Devletin sürekliliği hususları ekonomik mülahazalardan büyük öneme sahiptir.
170. Davalı Hükümet, bağımsızlığını yeniden kazanmasının ardından Letonya’nın bireysel prim ilkesine dayalı bir emeklilik sistemi oluşturduğunu açıklamıştır. Ancak ilgili dönemde herhangi bir emeklilik fonu bulunmadığından, Letonya gönüllü olarak vatandaşlık durumuna bakılmaksızın tüm Letonya sakinlerine asgari bir emekli maaşı vermeyi garanti altına almaya karar vermiştir. Genel olarak, Letonya’nın 1991’den önce topraklarında ikamet eden herhangi bir kişinin tüm emeklilik haklarının sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği söylenemez. İşgal sırasında tahakkuk eden çalışma süreleri için emekli maaşı ödeme yükümlülüğü, daha ziyade ihtilaflı yıllarda yargı yetkisini ve etkin kontrolü kullanan Devlete düşmektedir. Bununla birlikte Letonya, iki kriter temelinde tam emeklilik avantajları sunmaya karar vermiştir: bunlardan ilki, yararlanıcıların vatandaşlığı iken ikincisi ise, bölgesellik ilkesidir. Bu nedenle, tam emeklilik hakları ilk olarak, eski SSCB’nin neresinde çalıştıklarına ve ikamet ettiklerine bakılmaksızın tüm Letonya vatandaşlarına ve ikinci olarak, Letonya topraklarında çalıştıkları ölçüde tüm diğer kişilere ("vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler", vatansız kişiler ve yabancı uyruklular) verilmiştir. Bu çözüm tamamen makuldür. Bir yandan, Letonya, Devletle olan özel ilişkileri göz önüne alındığında, kendi vatandaşlarıyla ilgili olarak meşru bir şekilde ilave sorumluluklar üstlenebilir. Öte yandan, Sovyet rejimi sırasında Letonya topraklarında çalışmış vatandaş olmayan kişiler, Letonya ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
171. Davalı Hükümet, başvuranların Letonyalı vatandaşlarla benzer ya da karşılaştırılabilir bir durumda olmadıklarını düşünmektedir. Hükümet, Letonya’da "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi" statüsünün oluşturulmasının tarihsel bağlamını açıklamıştır. Sovyet işgali sırasında, genel bir Sovyetleştirme ve Ruslaştırma politikasının bir parçası olarak Letonya topraklarına yönelik yapay ve yoğun bir sivil işgücü ve askeri akını tasarlanmış ve bu durum Sovyetler Birliği’nden Letonya’ya büyük ölçekli bir nüfus transferiyle sonuçlanmıştır. Bu politika, toplumun etnik ve dilsel yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Davalı Hükümet, Uluslararası Adalet Divanı’nın İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Duvar İnşa Edilmesinin Hukuki Sonuçlarına ilişkin tavsiye kararına (7 Temmuz 2004 tarihli tavsiye kararı, UAD Raporları 2004) atıfta bulunarak, bu tür nüfus transferlerinin uluslararası hukuk uyarınca yasak olduğunu vurgulamıştır.
172. 1991’den sonra, Devletin sürekliliği doktrinine göre, Letonya vatandaşlığı en baştan verilmemiş, sadece işgalden önce bu vatandaşlığa sahip olan kişilere ve onların soyundan gelenlere iade edilmiştir. Sonuç olarak, Letonya’da bulunan çok sayıda kişiye otomatik olarak vatandaşlık verilmemiştir. İnsani nedenlerle, bu kişilerin vatansız kalmalarını önlemek amacıyla Letonya, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi" statüsünü oluşturmuştur. Davalı Hükümet, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" statüsünün geçici bir statü olarak tasarlandığını ve bu statüye sahip olanların eninde sonunda Letonya’nın ya da başka bir Devletin vatandaşlığını almalarının beklendiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, davalı Hükümet, Vatandaşlık Yasası’nın kabul edildiği 1994 yılından sonra, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" vatandaşlığa kabul yoluyla Letonya vatandaşlığı almaya hak kazandıklarını açıklamıştır. Vatandaşlığa kabul şartları arasında Letonya dilini, Letonya Anayasası’nın temel ilkelerini, milli marşını ve Letonya’nın tarihi ve kültürüyle ilgili temel gerçekleri bilmek ve Letonya Cumhuriyeti’ne sadakat yemini etmek yer almaktadır. Başvuranlar her ne kadar Letonya vatandaşlığına geçmek için başvuruda bulunma imkânına sahip olsalar da, böyle bir girişimde bulunmamışlar ve bu husustaki kararlarına ilişkin hiçbir açıklama yapmamışlardır. Davalı Hükümet, eğer başvuranlar Letonya vatandaşı olsalardı, emekli maaşlarının Letonya dışında eski SSCB’de çalıştıkları ve zorunlu askerlik yaptıkları süreleri de kapsayacak şekilde yeniden hesaplanacağını belirtmiştir. Ancak, başvuranlar söz konusu fırsattan yararlanmamaya özgür bir şekilde karar vermişler ve beşinci başvuran Rusya Federasyonu vatandaşlığını tercih etmiştir.
-
Davalı Hükümet, Mahkeme’nin, Andrejeva davasında Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle bağlantılı olarak, Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte, yukarıda açıklananlar ışığında, bu bulgunun, ihtilaflı dönemlerin tamamında başvuranın Letonya topraklarında ikamet ettiği ve çalıştığı, Letonya ile yalnızca hukuki ve fiili bağlar kurduğu şeklindeki belirleyici olguya dayandığı şeklinde anlaşılması gerektiğini düşünmektedir. Ancak mevcut davada, ihtilaflı yıllar boyunca başvuranlar Rusya, Ukrayna, Belarus, Türkmenistan, Tacikistan veya Azerbaycan’da çalışmış veya zorunlu askerlik görevlerini yerine getirmiş olup, bu dönemlere ilişkin olarak Letonya ile herhangi bir bağları bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Andrejeva davasındaki başvuran Letonya topraklarında çalışmışken, mevcut davadaki başvuranlar aynı topraklarda çalışmamıştır. Bu kişiler yalnızca eski SSCB’nin başka bir cumhuriyetinin topraklarında fiziksel olarak istihdam edilmekle kalmamış, aynı zamanda ikametgâhları da resmi olarak ilgili yerlere kaydedilmiştir. Ayrıca, Andrejeva davasındaki temel mesele, burada söz konusu olmayan "Letonya’da istihdam" kavramının tanımıdır. Somut davada, başvuranların söz konusu yıllarda Letonya’da yaşamadıkları ve ikamet etmedikleri konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Andrejeva’nın aksine, başvuranların ihtilaflı çalışma süreleri için emekli maaşı alacaklarına dair herhangi bir meşru beklentileri olamaz. Davalı Hükümet, başvuranların Andrejeva davasındaki başvurandan önemli ölçüde farklı bir durumda oldukları sonucuna varmıştır.
-
Davalı Hükümet ayrıca, Mahkeme’nin içtihadına göre, Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulanması bakımından yapılacak testin, şikâyetçi oldukları hak kazanma koşulu olmasaydı, başvuranların söz konusu yardımı alma hakkına sahip olup olmayacaklarına ilişkin olduğunu kabul etmiştir. Ancak, çoğu durumda bu test yeterli olsa da, mevcut davada bu test yukarıda belirtilen özel tarihsel arka plan dikkate alınmadan otomatik olarak uygulanamaz. Aksini iddia etmek, Letonya’nın işgali sırasında ve sonrasında işlenen uluslararası hukuk ihlallerini tamamen göz ardı etmek anlamına gelecektir.
175. Ayrıca, Andrejeva’daki şartların aksine, mevcut başvurunun yapıldığı tarihte Belarus ve Rusya ile ikili sosyal güvenlik anlaşmaları çoktan yürürlüğe girmiş ve başvuranların emeklilik maaşları buna göre yeniden hesaplanmıştır. Davalı Hükümet’e göre, mevcut davadaki koşullar, (her ikisi de yukarıda anılan) Carson ve Diğerleri ile Tarkoev ve Diğerleri davalarındaki koşullara oldukça benzemektedir. Letonya tarafından akdedilen sosyal güvenliğe ilişkin uluslararası ikili anlaşmalar, temel ilkelerin karşılıklı olarak kabul edilmesine dayanmaktaydı ve ilgili taraflar arasında devam eden Devletlerin anlaşmaların eşit şekilde uygulanacağı karşılaştırılabilir grupları belirlemeye çalıştıkları müzakerelerin sonucuydu. Başvuranların sosyal güvenlik anlaşmalarının rolüne itiraz eden görüşüne katılmak, sadece Devletlerin sosyal konularda ikili anlaşmalar yapma özgürlüğünü görmezden gelmekle kalmayacak, aynı zamanda bu tür anlaşmaların tümünü anlamsız kılacaktır. Davalı Hükümet, eğer vatandaşları Sözleşme’nin 14. maddesi temelinde mevcut tüm sosyal yardımlardan karşılıklı olmaksızın yararlanabileceklerse, iki Devletin sosyal güvenlik konusunda ikili anlaşmalar yapmasının bir anlamı olup olmadığını sormuştur.
- Özetle, davalı Hükümet, söz konusu muamele farklılığının doğrudan Devletin sürekliliği doktrinine ve bunun bir uzantısı olarak köklerinin genel uluslararası kamu hukukuna uzandığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle bu muamele farklılığının en az iki meşru amacı bulunmaktaydı: Letonya’nın bağımsızlığını yeniden kazanmasının ardından ekonomik sisteminin korunması ve Devletin sürekliliği ve anayasal kimliği ilkesine saygı gösterilmesi. İhtilaf konusu tedbir de bu amaçlarla orantılıydı: Letonya’da ikamet eden herkes, vatandaşlıklarına bakılmaksızın temel bir yaşlılık aylığı alıyordu; emekli maaşları periyodik olarak endeksleniyordu, başvuranlar konut, sağlık ve ulaşım için ek sosyal yardımlar alıyordu ve emekli maaşları, sosyal güvenlik konularında çeşitli ikili anlaşmaların yürürlüğe girmesinin ardından yeniden hesaplanmıştı. Gerçekten de aynı meşru amaca ulaşmak için daha az kısıtlayıcı başka bir tedbir bulunmamaktadır. Buna göre, Letonya, mevcut davayla ilgili iç hukuk hükmünü kabul ederken, mevcut davanın koşulları içinde geniş olan takdir payı dâhilinde hareket etmiştir. Dolayısıyla, davalı Hükümet, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak, Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmediği görüşündedir.
2. Üçüncü tarafın beyanları
- Rus Hükümeti, "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi" statüsünün varlığının Sözleşme’nin temel standartlarına aykırı olduğunu ve bu statüyü taşıyanların sosyal ve ekonomik haklar da dâhil olmak üzere birçok alanda sistematik olarak ayrımcılığa uğradığını düşünmektedir.
178. Rus Hükümeti ayrıca SSCB’nin birleşik bir oluşum olduğunu açıklamıştır. Sovyet vatandaşları, genellikle kendi tercihlerinden ziyade Devlet yetkilileri tarafından gerçekleştirilen zorunlu iş atamalarının bir sonucu olarak, SSCB topraklarının herhangi bir yerine seyahat etme hakkına sahipti. SSCB’de uzun yıllardır var olan devlet garantili emeklilik yardımı dikkate alındığında, başvuranların çalışma kayıtlarının bulunduğu ülkelerin tüm topraklarında -yani Sovyetler Birliği’nin genelinde- geçerli olacağına dair makul bir beklentileri vardı. Bu koşullar altında, vatandaşlara ve vatandaş olmayanlara ödenen emekli maaşı miktarındaki fark açıkça adaletsiz ve ayrımcıdır.
179. Rus Hükümetine göre, somut dava yukarıda anılan Andrejeva davasına büyük ölçüde benzemektedir ve aynı şekilde karara bağlanmalıdır. Letonya’nın SSCB’nin bazı eski cumhuriyetleriyle imzaladığı sosyal konulardaki ikili anlaşmalar hususunda, Rus Hükümeti, bu anlaşmaların hiçbirinin emekli maaşlarının geriye dönük olarak ödenmesine izin vermemesi nedeniyle, ilgili anlaşmaların söz konusu soruna yeterli bir çözüm getirmediğini düşünmektedir. Üstelik bu tür anlaşmalar Letonya tarafından diğer on dört eski Sovyet cumhuriyetinden sadece beşiyle imzalanmış olup eski Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinde çalışmış olan "vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin" emekli maaşlarının miktarlarının buna göre yeniden hesaplanmasını öngörmemektedir. Bu bağlamda, Rus Hükümeti özellikle ECRI ve FCNM Danışma Komitesi’nin görüşlerine atıfta bulunmuştur (bk. yukarıda 87-89.paragraflar).
3. Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Genel İlkeler
180. Mahkeme, ilk olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin, belirli bir miktarda emekli maaşı alma hakkını, davalı Devlet dışında bir Devlette gerçekleştirilen faaliyetlere ilişkin emekli maaşı hakkını ve hatta herhangi bir emekli maaşı hakkını güvence altına almadığını yineler. Bununla birlikte, bir Devlet bir emeklilik planı oluşturmaya karar verirse, bunu Sözleşme’nin 14. maddesiyle uyumlu bir şekilde yapmalıdır (bk. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 65731/01 ve 65900/01, § 53, AİHM 2006-VI, ve yukarıda anılan Andrejeva, § 77).
181. Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından, Sözleşme’nin 14. maddesi, objektif ve makul bir gerekçe olmaksızın, benzer durumdaki kişilere farklı muamele yapılmasına karşı koruma sağlamaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, Burden/Birleşik Krallık [BD], no. 13378/05, § 60, AİHM 2008). Ancak, yalnızca tanımlanabilir bir özelliğe veya "statüye" dayalı muamele farklılıkları Sözleşme’nin 14. maddesi bağlamında ayrımcılık teşkil edebilir (bk. Carson ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 61; Fábián, yukarıda anılan, § 113, ve Molla Sali, yukarıda anılan, § 134). Ayrıca, her farklı muamele 14. maddenin ihlali anlamına gelmeyecektir. Yasaklanmış bir temele dayanan bir muamele farklılığı, nesnel ve makul bir gerekçeye sahip değilse, başka bir deyişle meşru bir amaç gütmüyorsa veya kullanılan araçlar ile gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi yoksa ayrımcıdır (bk. Andrejeva, yukarıda anılan, § 81; Fabris/Fransa [BD], no. 16574/08, § 56, AİHM 2013; Fábián, yukarıda anılan, § 113; ve Molla Sali, yukarıda anılan, § 135).
-
Mahkeme ayrıca, Sözleşme hükümlerinin, Sözleşmeci Devletlerin, yasal kategori veya grubun haklarına bir bütün olarak yapılan müdahalenin Sözleşme kapsamında gerekçelendirilebilmesi koşuluyla belirli bir kategori veya gruba diğerlerinden farklı muamele edilmesini öngören yasal tedbirler yoluyla genel politika planları oluşturmalarını engellemediğini yineler (bk. Andrejeva, yukarıda anılan, § 83, ve Ždanoka, yukarıda anılan, § 112). Gerçekten de, ekonomik ve sosyal politika tedbirleri genellikle birey kategorileri veya grupları arasında ayrım yapmaya dayalı kriterlerin getirilmesini ve uygulanmasını içerir (bk. yukarıda anılan J.D. ve A./Birleşik Krallık, § 81). Ayrıca, Sözleşme’nin 14. maddesi Akit Tarafların gruplar arasındaki "olgusal eşitsizlikleri" düzeltmek amacıyla gruplara farklı muamele etmelerini yasaklamamaktadır (bk. Guberina/Hırvatistan, no. 23682/13, § 70, AİHM 2016, diğer referanslarla birlikte).
-
Sözleşmeci Devletler, aksi yöndeki benzer durumlarda karşılaşılan farklılıkların farklı bir muameleyi haklı kılıp kılmadığını ve ne ölçüde haklı kıldığını değerlendirme hususunda belirli bir takdir payına sahiptir. Takdir payının kapsamı, koşullara, konuya ve geçmişe göre değişiklik göstermektedir. (bk. yukarıda anılan Stummer, § 88). Her şeyden önce, farklı muamelenin dayandığı statünün niteliği, söz konusu takdir payının kapsamının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır (bk. Bah/Birleşik Krallık, no. 56328/07, § 47, AİHM 2011). Ayrımın ırk veya cinsiyet gibi doğal veya değişmez bir kişisel özelliğe dayanması halinde bu takdir payı oldukça dardır (bk. örneğin, D.H. ve Diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00 § 196, AİHM 2007‑IV, ve J.D. ve A./Birleşik Krallık, yukarıda anılan, § 89). Mahkeme aynı standardı uyrukluk kriterine de uygulamış ve Mahkeme’nin sadece uyrukluk temeline dayalı bir muamele farklılığını Sözleşme’ye uygun olarak değerlendirebilmesi için çok ağır gerekçelerin ileri sürülmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. tamamına yakını yukarıda anılan Gaygusuz, § 42; Andrejeva, § 87; ve Ribać, § 53). Buna karşılık, söz konusu statünün göçmenlik statüsü gibi kişisel bir tercihe tabi olması halinde, takdir payı çok daha geniş olacak ve gerekli gerekçe o kadar ağır olmayacaktır (bk. yukarıda anılan, Bah, aynı eserde., ve, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Makarčeva/Litvanya (k.k.), no. 31838/19, § 68, 28 Eylül 2021).
184. İkinci olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında, Mahkeme, ekonomik veya sosyal stratejiye ilişkin genel tedbirlerle ilgili konularda Devletlerin Sözleşme kapsamında genellikle geniş bir takdir payına sahip olduğuna karar vermiştir (bk. tümüne yukarıda atıfta bulunulan Andrejeva, § 83; Fábián, § 115; Guberina, § 73; ve British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri, § 62). Ulusal makamlar, toplumları ve toplumlarının ihtiyaçları hakkında doğrudan bilgi sahibi olmaları dolayısıyla, ilke olarak, neyin kamu yararına olduğunu sosyal veya ekonomik gerekçelerle takdir etme konusunda uluslararası bir yargıçtan daha iyi bir konumdadır ve Mahkeme de kanun koyucunun politika tercihlerine - “açıkça makul bir temelden yoksun” olmadığı müddetçe - genel olarak saygı duyacaktır (bk. tümüne yukarıda atıfta bulunulan Andrejeva, § 83; Carson ve Diğerleri, § 61; ve Fábián, § 115).
185. Öte yandan, Mahkeme’nin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle bağlantılı olarak 14. madde bağlamında vurguladığı üzere, ekonomik veya sosyal politikaya ilişkin genel tedbirler bağlamında takdir payı ilke olarak geniş olsa da, bu tür tedbirler yine de Sözleşme’de belirtilen ayrımcılık yasağını ihlal etmeyecek ve orantılılık gerekliliğine uyacak şekilde uygulanmalıdır (bk. Fábián, yukarıda anılan, § 115, diğer referanslarla birlikte). Diğer alanların yanı sıra, bu genel kural emeklilik konuları için de geçerlidir (bk. yukarıda anılan, Stec ve Diğerleri, § 55 ve Jurčić/Hırvatistan, no. 54711/15, § 64, 4 Şubat 2021). Dolayısıyla, bu bağlamda Mahkeme, "açıkça makul bir temelden yoksun" olmadığı sürece yasama organının politik tercihine saygı göstermeye yönelik kabulünü, genellikle bir eşitsizliği düzeltme planının bir parçasını teşkil eden bir geçiş tedbirinden kaynaklandığı iddia olunan bir muamele farklılığının yaşandığı durumlarla sınırlandırmıştır (bk. tamamına yukarıda atıfta bulunulan Stec ve Diğerleri, §§ 61-66; British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri, § 81; ve J.D. ve A./ Birleşik Krallık, § 88).
186. Sözleşme’nin gerekliliklerine uyulup uyulmadığına ilişkin nihai karar, Devletin takdir payının kapsamına bakılmaksızın Mahkeme’ye aittir (bk. diğer birçok karar arasından, Konstantin Markin/Rusya [BD], no. 30078/06, § 126, AİHM 2012).
187. Son olarak, Sözleşme’nin 14. maddesi bakımından olarak ispat yükümlülüğü hususunda Mahkeme, başvuranın benzer durumdaki kişiler arasında bir muamele farklılığı olduğunu göstermesinin ardından, bunun gerekçelendirilmiş olup olmadığını gösterme yükümlülüğünün Hükümet’e düştüğüne karar vermiştir (bk. yukarıda anılan D.H. ve Diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], § 177; Kurić ve Diğerleri/Slovenia [BD], no. 26828/06, § 389, AİHM 2012 (alıntılar); ve yukarıda anılan Guberina, § 74).
188. Bir sosyal yardım veya emeklilik sisteminde ayrımcılık yapıldığı iddiasına ilişkin şikayetler bağlamında, Mahkeme, asıl görevinin, belirli başvuranların veya mevzuattan etkilenen veya etkilenebilecek olan diğer kişilerin bireysel olgularını veya koşullarını değil, sistemin ihtilaf konusu olan özelliklerinin Sözleşme’nin 14. maddesine uygunluğunu değerlendirmek olduğuna hükmetmiştir (bk. tamamına yukarıda atıfta bulunulan örneğin, Carson ve Diğerleri, § 62; Stec ve Diğerleri, §§ 50-67; Burden, §§ 58-66; ve Andrejeva, §§ 74-92). Mahkeme’nin görevi daha ziyade ilke sorununu, yani mevzuatın benzer durumda olan kişiler arasında hukuka aykırı bir şekilde ayrımcılık yapıp yapmadığını belirlemektir (her ikisine de yukarıda atıfta bulunulan Carson ve Diğerleri, § 62, ve British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri, § 63).
(b) Somut davaya uygulanması
- Mahkeme hâlihazırda, davanın olaylarının esas maddenin - bu dava için Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi - kapsamına girdiğini ve bu nedenle Sözleşme’nin 14. maddesinin başvuranların şikâyetine uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (bk. yukarıda 121. ve 122. paragraflar). Mahkemenin görevi, ilk olarak, ihtilaf konusu muamele farklılığının Sözleşme’nin 14. maddesinde belirtilen korunan gerekçelerden en az birine dayanıp dayanmadığına; ikinci olarak, başvuranların ilgili karşılaştırma grubu, yani Letonya vatandaşları ile benzer bir durumda olup olmadıklarına; üçüncü olarak, bu farklılığın meşru bir amaç güdüp gütmediğine; ve dördüncü olarak, söz konusu muamele farklılığının "makul ve nesnel bir gerekçeye" sahip olma gerekliliğini karşılayarak, bu amaçla orantılı olup olmadığına karar vermektir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Vrountou/Kıbrıs, no. 33631/06, § 61, 13 Ekim 2015).
190. Başvuranların fiili durumlarına ilişkin olarak, içinde bulundukları koşullar aşağıdaki şekilde özetlenebilir. Üç yaşındayken Letonya’ya taşınan üçüncü başvuran haricindeki tüm başvuranlar, yetişkin olduktan sonraki yaşamları boyunca Letonya’ya taşınmış ve Letonya’ya yerleşmişlerdir. İlgili bir ikili anlaşmanın yokluğunda, Letonya’ya yerleşmeden önce çalıştığı Azerbaycan’daki çalışma süresinin tamamının kapsam dışı bırakılmasının ikinci başvuran üzerindeki etkisi, daha sonra alınan herhangi bir tedbirle hafifletilmemiştir. Aynı durum kendisinin Letonya’ya yerleşmeden önce gerçekleştirdiği askerlik hizmeti dönemi için de geçerlidir (bk. yukarıda 21-24. paragraflar). 2008’de emekli olan dördüncü başvuran, daha sonra, Rusya ile ikili anlaşmanın imzalanmasının ardından emekli maaşının yeniden hesaplanmasından faydalanmış ve Rusya’da çalıştığı süreler 2011 yılının Haziran ayından itibaren geçerli olmak üzere dikkate alınmıştır. Sonuç olarak, aradaki farkın kalan etkisi, 2008’deki emekliliğinin başlangıcı ile 2011’deki yeniden hesaplama arasında kalan yaklaşık 3 yıl 3 aylık süre boyunca alınan emekli maaşı miktarı ve başvuranın anavatanı Özbekistan’daki çalışma dönemine (yaklaşık sekiz yıl) ilişkin miktarla ilgilidir ve bu miktar hesaplamanın dışında tutulmaktadır (bk. yukarıda 29-33. paragraflar). Emekli maaşını 2005 yılında almaya başlayan beşinci başvuran da 2011 yılında Rusya’daki çalışma süreleri dikkate alınarak gerçekleştirilen yeniden hesaplamadan yararlanmıştır. Sonuç olarak, aradaki farkın kalan etkisi, 2005’deki emekliliğinin başlangıcı ile 2011’deki yeniden hesaplama arasında kalan yaklaşık 7 yıllık süre boyunca alınan emekli maaşı miktarı ve Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’daki çalışma dönemlerine (yaklaşık sekiz yıl) ilişkin miktarla ilgilidir ve bu miktar hesaplamanın dışında tutulmaktadır (bk. yukarıda 34-37.paragraflar). Son olarak, üçüncü başvuran neredeyse tüm hayatını Letonya’da geçirmiş, buradaki ikametine sadece Letonya dışındaki zorunlu askerlik hizmeti süresince (yaklaşık iki yıl) ara vermiştir (bk. yukarıda 25-28. paragraflar).
(i) Ayrımcılığın iddia olunan gerekçesi
91. Yukarıda anılan Andrejeva kararında, Mahkeme şu kararı vermiştir:
"87. ... Mahkeme ... başvuranın ‘vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi’ olarak Letonya’da yasal olarak süresiz ikamet ettiğini ve ‘Letonya’da’, yani Letonya topraklarında bulunan kuruluşlarda çalışması nedeniyle emekli maaşı aldığını kaydeder. Ulusal makamların, onun "Letonya dışında" çalıştığı yılları dikkate almaması, yalnızca onun Letonya vatandaşı olmadığı düşüncesine dayanmaktadır. Somut davada, başvuranla aynı konumda olan ve aynı dönemde aynı işletmede çalışan bir Letonyalı vatandaşına, emekli maaşının ihtilaflı kısmının verileceği hususu tartışmalı değildir. Ayrıca taraflar, başvuranın Letonya vatandaşlığına geçmesi halinde, otomatik olarak tüm çalışma hayatı dikkate alınarak hesaplanan bir emekli maaşı alacağı konusunda mutabıktır. Dolayısıyla vatandaşlık, şikâyet edilen ayrımın tek ölçütüdür..."
-
Mevcut davada Mahkeme, söz konusu sonuçtan farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Letonya hukuk sisteminde “uyruk” ve “vatandaşlık” terimlerinin aynı anlama geldiği anlaşılmaktadır (her iki terimin birbiri yerine kullanıldığı örnek bir durum için bk. yukarıda anılan Kurić ve Diğerleri). Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçici hükümlerinin 1. fıkrasında, söz konusu muamele farklılığının Letonya vatandaşları ile diğer kategorilerdeki kişiler - yani yabancı uyruklular, vatansız kişiler ve Letonya’nın “vatandaşı olmayan sürekli yerleşik kişileri” - arasında olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. yukarıda 66. paragraf). Hem 17 Şubat 2011 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi hem de Mahkeme önündeki görüşlerinde Letonya Hükümeti, esası itibarıyla bunu kabul etmiş; mevzubahis farklılığın gerekçesi olarak Devletin kendi vatandaşları için özel bir sorumluluk üstlenmesi gerektiği düşüncesine dayanmıştır. Dahası, davalı Hükümetin belirttiği üzere, eğer başvuranlar vatandaşlığa kabul edilerek Letonya vatandaşı olmuş olsalardı, emekli aylıklarının hesaplanmasında Letonya dışında gerçekleşen çalışma ve zorunlu askerlik hizmet süreleri de dikkate alınarak yeniden hesaplanırdı ve alacakları emekli aylıkları - her ne kadar yalnızca bundan sonraki alacakları için geçerli olacak da olsa -, aynı çalışma geçmişine sahip Letonya vatandaşlarının alacağıyla aynı miktarda olurdu (bk. yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf).
-
Hâl böyle olmakla birlikte Mahkeme, daha önce Andrejeva davasında varmış olduğu kanaati yinelemek durumundadır; yani “uyruk” unsuru - yahut daha ziyade başvuranların Letonya vatandaşlığına sahip olmayışı -, şikâyet konusu ayrımın yegâne ölçütüdür (bk. yukarıda anılan Gaygusuz, §§ 40 ve 47; Koua Poirrez/Fransa, no. 40892/98, §§ 41 ve 47, AİHM 2003‑X ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde Rangelov/Almanya, no. 5123/07, § 99, 22 Mart 2012). Dolayısıyla, bu tür durumlarda farklı bir muamelenin meşru olması için çok önemli gerekçeler gösterilmelidir. Ancak davalı Devletin takdir payının kapsamı belirlenirken davanın kendine has koşulları da dikkate alınır.
(ii) Başvuranların Letonya vatandaşlarıyla benzer bir durumda olup olmadıkları
-
Davalı Hükümete göre başvuranlar, mevcut dava bağlamında Letonya vatandaşlarıyla benzer veya mukayese edilebilir bir durumda değildirler; zira vatandaşlar ile Letonya Devleti arasında özel bir sadakat, tabiiyet ve karşılıklı yükümlülük ilişkisi mevcuttur ve buna göre Devletin vatandaşlarına yönelik özel bir sorumluluğu vardır. Buna karşın, bir işgalci güç tarafından uluslararası hukuka aykırı biçimde empoze edilen demografik politikalar sonucu Letonya’ya nakledilmiş olan başvuranların böyle özel bağları yoktur. Bu perspektiften bakıldığında, eğer Letonya’daki kanun koyucu bu kişilere Letonya ülkesindeki Sovyet rejimi boyunca gerçekleştirdikleri çalışma nedeniyle emekli aylığı bağlamaya karar vermiş olsaydı bu durum, Letonya’da çalıştıkları sürece bu ülkenin ekonomik kalkınmasına da katkıda bulundukları düşünülerek kendilerine verilmiş makul bir mükâfat/ilave ödeme teşkil ederdi (bk. yukarıda Error! Reference source not found.-Error! Reference source not found.. paragraflar). Diğer yandan başvuranların argümanı da, kendilerininkine benzer bir çalışma geçmişine sahip bir Letonya vatandaşının konumu ile kendilerinin bulunduğu konumun nitelik bakımından fiilen birebir aynı olduğu; diğer bir deyişle, aradaki tek nesnel farkın Letonya uyruklu olup olmamaktan ibaret olduğu şeklinde anlaşılabilir (bk. yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf). Davaya müdahil olan üçüncü taraf da, başvuranlara benzer şekilde, Sovyet dönemi boyunca çalışma ve emeklilik hakları bakımından tüm eski Sovyet vatandaşlarının eşit statüde olduğuna vurgu yapmıştır (bk. yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf).
-
İncelemesinin bu aşamasında Mahkeme, Letonya’daki mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sistemi kapsamında emekli aylıklarının hesaplanması bakımından, başvuranların kendileriyle aynı çalışma geçmişine sahip olup aynı zamanda Letonya vatandaşlığı bulunan kişilerle benzer bir durumda olduklarının söylenebileceğini kaydetmenin yeterli olduğu kanaatindedir. Bu doğrultuda Mahkeme, farklı muamelenin bir veya daha fazla meşru amaca hizmet edip etmediğini ve söz konusu amaçlar ışığında orantılı olup olmadığını değerlendirecektir.
(iii)Ulaşılmak istenen amaçların meşruiyeti
-
Davalı Hükümet, Anayasa Mahkemesinin 17 Şubat 2011 tarihli kararından hareketle, Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçici hükümlerinin 1. fıkrasına dayanan ve Letonya vatandaşlarıyla diğer kategorilerdeki kişiler arasındaki dava konusu ayrımı tesis eden farklı muameleyle ulaşılmak istenen bir değil iki amaç bulunduğunu; bunların, ülkenin ekonomik sistemini korumak ve - daha da önemlisi - Devletin devamlılığı doktrinini uygulayarak Devletin anayasal kimliğini muhafaza etmek olduğunu belirtmiştir.
-
Mahkeme, yukarıda anılan Andrejeva davasında,
“86. Mahkeme, şikâyet konusu farklı muamelenin Sözleşme’nin genel amaçlarıyla geniş anlamıyla uyumlu olan en az bir meşru amaç (ülkenin ekonomik rejiminin korunması amacını) izlediğini kabul etmektedir. Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesisini ve devamında SSCB’nin dağılmasını müteakip Letonya makamlarının hem işlerliğe sahip bir sosyal güvenlik sistemi kurma ihtiyacı hem de kapasitesi azalan ulusal bütçe ile bağlantılı olarak ortaya çıkan birçok sorunla karşı karşıya kaldığı tartışma götürmez bir gerçektir. Dahası, söz konusu hükmün 1995 yılına kadar - yani Letonya’nın tam bağımsızlığa kavuşmasının üzerinden dört yıl geçinceye dek - mevzuata eklenmemiş olması, mevcut davada belirleyici bir unsur değildir. Yeni kurulmuş demokratik bir kanun koyucunun, ülkenin ekonomik refahını sağlamak adına hangi tedbirlerin alınması gerektiğini değerlendirme imkânına sahip olması için, siyasi kargaşanın içerisinde düşünmek için biraz zamana ihtiyacı olacaktır. Dolayısıyla, Letonya’nın bu farklı muameleyi 1995 yılına kadar mevzuata geçirmemiş olmasının, Devletin kendisinin de ulusal ekonomiyi korumak için böyle bir tedbire ihtiyaç görmediğini gösterdiği sonucuna varmak mümkün değildir (bk. bu karara uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Ždanoka, § 131).”
-
Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin emekli aylığı haklarına ilişkin ikinci kararını 2011 yılında, yani Mahkemenin Andrejeva davasındaki kararını vermesinden sonra verdiğini ve mevzubahis Mahkeme kararının da Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınarak analiz edildiğini gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, kararının gerekçesinde, şikâyete konu farklı muamele ile ulaşılmak istenen en az iki meşru amaç bulunduğunu belirtmiştir. İlki - ve ulusal makamlara göre en önemlisi -, Bağımsızlığın Yeniden Sağlanmasına İlişkin Bildirge’de ve bunu takip eden anayasal hükümler ile doktrinde ortaya konulduğu üzere Devletin devamlılığı ilkesi temelinde, Letonya Cumhuriyeti’nin anayasal kimliğini koruma ihtiyacıdır. Mahkeme, bu bakımdan esas noktanın yalnızca Devletin devamlılığı doktrini olmayıp, daha ziyade Letonya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının yeniden tesisini müteakip anayasal temelleri ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Letonya’nın Devletin devamlılığı doktrininin altında yatan argümanlar, Hükümet tarafından da savunulduğu üzere Letonya’da bağımsızlığın yeniden tesisinin ardından başvuruya konu emeklilik sisteminin kurulmasında da esin kaynağı olarak nazara alınan genel tarihi ve demografik altyapıdan kaynaklanmaktadır. Daha spesifik olarak Mahkeme, bu bağlamdaki amacın, ülkenin hukuka aykırı şekilde işgal ve ilhak edildiği dönemde uygulanan göç politikasının sonuçlarının geriye dönük olarak tasdik edilmesinin önüne geçmek olduğunu kabul etmektedir. Bu özel tarihi bağlam içerisinde emeklilik sistemini kuran Letonya kanun koyucusu tarafından güdülen bu amaç, bağımsızlığın yeniden tesisinin ardından ulusun yaşamını yeniden inşa edilmesine yönelik çabalarla uyumludur ve Mahkeme de bu amacın meşru olduğunu kabul etmektedir. İkinci meşru amaç ise, Mahkemenin Andrejeva davasında ortaya koyduğu üzere, ülkenin ekonomik sisteminin korunmasıdır (bk. aynı yerde § 86).
-
Dolayısıyla, artık değerlendirilmesi gereken husus, ulaşılmak istenen bu amaçlar ile Letonya makamlarınca kullanılan araçlar arasında makul bir orantılılık ilişkisinin mevcut olup olmadığıdır.
(iii) Farklı muamelenin orantılılığı
İlk değerlendirmeler
-
Öncelikle Mahkeme, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra o Devletin halefi olan Devletlerin bireysel miras hakları ve çıkarları bakımından sahip oldukları yükümlülüklerle ilgili bazı davaları geçmişte incelemiş olduğunu hatırlatır (bk., örneğin, yukarıda anılan Kurić ve Diğerleri ve Kovačić ve Diğerleri/Slovenya [BD], no. 44574/98 ve 2 diğer başvuru, 3 Ekim 2008). Ancak emeklilik konularında Devlet halefiyetine ilişkin uluslararası hukuk kurallarının ve ilkelerinin mevcut dava bakımından pek ya da hiç etkisinin olmadığı kanaatindedir; zira Letonya’nın resmi ve istikrarlı hukuki görüşü, eski Sovyetler Birliği ile Letonya Devleti arasında herhangi bir Devlet halefiyeti bağının varlığını katı ve tutarlı bir şekilde reddeder şekilde, Devletin devamlılığı doktrinine dayanmaktadır.
-
Mahkeme, ulusal hukukun böyle bir hak edişi öngördüğü hâller dışında, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi tek başına düşünüldüğünde bu madde kapsamında herhangi bir türde veya miktarda emeklilik ödemesi ya da sosyal güvenlik faydası alma hakkı öngörülmediğini de hatırlatır (bk., örneğin, Damjanac/Hırvatistan, no. 52943/10, § 87, 24 Ekim 2013). Ayrıca, Letonya kanun koyucusunun söz konusu tarihi dönem boyunca gerçekleştirilen çalışmalar için mesleğe/çalışmaya bağlı emekli aylıkları bağlamaya karar verdiği düşünüldüğünde Mahkeme, Sözleşme hukuku perspektifinden bakıldığında, bireylerin Letonya toprakları dışında ikamet ettikleri ve çalıştıkları dönemde geçen çalışma sürelerini genel olarak hesap dışında bırakan bir politikayla ilgili makul olarak bir mahzur görmemektedir. Fakat mevcut davada cevaplanması gereken soru, Letonya tarafından izlenen meşru amaçların hiçbir surette emekli aylığı bağlanmaması veya yalnızca Letonya’da gerçekleşen çalışma süreleri hesaba katılarak aylık bağlanması için haklı gerekçe oluşturup oluşturmadığı değil, Letonya vatandaşlığına sahip olanlar ile “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” statüsünde bulunanlar arasında bu hususta var olan farklılığı haklı çıkarıp çıkarmadığı ve davanın tüm koşulları ışığında bu farklı muamele için yeterli gerekçe bulunup bulunmadığıdır.
-
Mahkeme, ayrıca, yukarıda anılan Andrejeva davasında Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini kaydeder. Mahkeme, sosyal güvenlik alanında davalı Devlete tanınan geniş takdir payının bilincinde olmakla birlikte, ülkenin ekonomik sisteminin korunması şeklindeki meşru amaç yönünden makul bir orantılılık ilişkisi olduğuna ikna olmamıştır (bk. aynı yerde § 89). Bu bakımdan Mahkeme, her ne kadar geçmişteki kararlarını takip etmekle resmen yükümlü olmasa da, hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve hukuk önünde eşitlik ilkeleri açısından, iyi bir sebebi olmaksızın daha önceki davalarda ortaya koyulan emsallerden ayrılmaması gerektiğini hatırlatır (bk. Martinie/Fransa [BD], no. 58675/00, § 54, AİHM 2006-VI ve Magyar Helsinki Bizottság/Macaristan [BD], no. 18030/11, § 150, 8 Kasım 2016). Bu nedenle Mahkeme, özellikle Anayasa Mahkemesinin 17 Şubat 2011 tarihli kararında sunduğu kapsamlı gerekçe ışığında, eldeki davada böyle sebeplerin olup olmadığını belirlemelidir.
-
Mahkeme, Letonya’nın bağımsızlığını yeniden tesisinin ardından SSCB’nin sorumluluklarını üstlenmekle yükümlü olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesiyle hemfikirdir. Hukuka aykırı şekilde işgal ve devamında ilhak edilmiş bir Devlet, ülkesini işgal veya ilhak eden gücün yasa dışı biçimde ihdas edilen kamu makamlarınca tahakkuk ettirilen kamu hukuku yükümlülüklerini üstlenmek zorunda değildir. Letonya, ne Sovyet dönemine dayanan bu tür yükümlülüklerle otomatik olarak bağlanmıştır, ne de ülkesini işgal veya ilhak eden Devletin yükümlülüklerinden kaynaklanan yükümlülükler üstlenmek zorundadır. Bununla birlikte Mahkeme, Letonya’nın 1996 yılında - Letonya uyruklular yönünden ülke dışındaki çalışma sürelerinin de emekliliğe esas hesaplamaya dâhil edildiği - bir mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sistemini uygulamaya koyması sonucunda, Sözleşme’nin Letonya bakımından yürürlüğe girdiği 27 Haziran 1997 tarihi itibarıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesine uymakla yükümlü olduğunu not etmektedir.
Takdir payının kapsamına dair değerlendirmeler
-
Mahkemenin içtihadından kaynaklanan ilgili genel ilkelere dair genel bir bakışa yukarıda yer verilmiş (bk. Error! Reference source not found.-Error! Reference source not found.. paragraflar) ve yetkili ulusal makamlara tanınacak takdir payı söz konusu olan meselelerin niteliği ve çıkarların ciddiyeti ışığında değişiklik gösterecek olmakla birlikte Mahkeme, öncelikle somut davanın kendine has koşullarında münasip olan takdir payının kapsamı belirlenirken dikkate alınacak çeşitli ve ilgili hususların daha yakından analiz edilerek bu başlık altındaki değerlendirmeye başlanmasının önemli olduğu görüşündedir. Bu bakımdan Mahkeme, aşağıdaki gözlemleri kaydetmiştir:
-
Mahkeme bir yandan, birçok kararında, sosyal güvenlik alanında ve mali meselelerde Devletlere tanınan takdir payının geniş olması gerektiğini belirtmiştir (bk. yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf). Diğer yandan, yine birçok kararında, Sözleşme’nin 14. maddesi bağlamında münhasıran kişinin uyruğu temelinde gerçekleşen bir farklı muamelenin yalnızca “çok önemli gerekçeler” varsa haklı görülebileceğini ifade ederek, dar bir takdir payına ve sıkı bir Mahkeme denetimine işaret etmiştir (bk. yukarıda anılan Gaygusuz, § 42; yukarıda anılan Andrejeva, § 87 ve yukarıda anılan Ribać, § 53). Mahkeme, yukarıda anılan Stec (§ 52) davasında “çok önemli gerekçeler” kriterini ve devamında da, “açıkça makul bir temelden yoksun” olup olmama testine yapılan bir atıfla beraber, ekonomik ya da sosyal strateji bağlamındaki genel tedbirlerde söz konusu olan “geniş [takdir] pay[ı]” ilkesini ortaya koymuştur (ayrıca bk., her ne kadar “başka bir durum” [nedeniyle ayrımcılık] bağlamında dahi olsa, yukarıda anılan Stummer, §§ 101 ve 109).
-
Bununla birlikte Mahkeme, ilk olarak, takdir payının kapsamının ekonomik ve sosyal politikaya ilişkin genel tedbirler alınması yönünden ve - bu bağlamda - yalnızca uyruk gibi kriterlere dayanan farklı muamelelerin yürürlüğe konulması yönünden aynı olamayacağının açık olduğunu not etmesine rağmen, genel tedbirlerin tasarlanması sırasında Devlete geniş bir takdir payının tanındığı - ve tanınmasının gerekli olduğu - bir alanda 14. maddenin uygulama alanı dâhilinde nelerin “çok önemli gerekçeler” teşkil edebileceğine dair yapılacak değerlendirilmenin derecesinin dahi bağlam ve koşullara göre değişmesi gerekebileceğini düşünmenin makul olduğu kanısındadır.
-
Mahkeme, bir ülkeyle olan bağı o ülkede doğmuş olmaktan kaynaklanan veya bir ülkeyle başka şekillerde özel bir bağı olan kişilere özel muamele gösterilmesi için geçerli sebepler olabileceğini içtihadında daha önce kabul etmiştir (bk. Abdulaziz, Cabales ve Balkandali/Birleşik Krallık, 28 Mayıs 1985, § 88, Seri A no. 94 ve Ponomaryovi/Bulgaristan, no. 5335/05, §§ 54-56, AİHM 2011). Dolayısıyla Mahkeme Abdulaziz, Cabales ve Balkandali davasında, (tarihsel nedenlerle birkaç “uyruk” kategorisinin mevcut olduğu ve bunlar arasında giriş ve ikamet hakları başta olmak üzere hukuki konum farklılıkları olan) Birleşik Krallık’ın belli “uyruklular” bakımından eşler arası aile birleşimi haklarını, hâlihazırda ülkede mukim bulunan eşin nerede doğduğuna bağlı olarak kısıtlamasını içeren bir tedbiri kabul etmiştir.
-
Mevcut davada Mahkeme, özellikle “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” adı verilen özel statünün, ülkenin uluslararası hukuka aykırı şekilde işgal ve devamında ilhak edilmesi nedeniyle ortaya çıkan olumsuzlukları çözüme kavuşturmak amacıyla, Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesisini müteakip Letonya kanun koyucusu tarafından oluşturulduğunu not etmektedir (bk. yukarıda Error! Reference source not found.‑Error! Reference source not found.. paragraflar).
-
Takdir payının kapsamıyla ilgili olarak dikkate alınması gereken başka bir faktör de, söz konusu tedbirin somut olarak kapsadığı zaman aralığı ve bağlamıdır. Bu bakımdan, mevcut davadaki tek meselenin, Letonya’ya ait emeklilik sisteminin kurulduğu anda hayata geçirilen ve yalnızca Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesis edilişinden önceki dönemde Letonya toprakları dışında tamamlanan çalışma süreleri yönünden uygulanan bir farklı muameleyle ilgili olduğunun altı önemle çizilmelidir.
-
Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davanın Luczak/Polonya (no. 77782/01, AİHM 2007‑XIII) davasından ayrı düşünülmesi gerektiğini kaydetmektedir. Adı geçen davada başvuranın uyruğu nedeniyle, çiftçilere yönelik sosyal güvenlik sistemine girmesine izin verilmemiştir. Dolayısıyla, davalı Devlette bir çiftçi olarak gelecekteki mesleki faaliyet süreleri için sosyal güvenceye sahip olma ve prim ödeme imkânından yoksun bırakılmıştır. Buna karşılık, mevcut davadaki mesele, mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sisteminin hayata geçirilmesinden önce Davalı devlet toprakları dışında tamamlanan geçmiş çalışma sürelerini ilgilendirmektedir. Bu bağlamda Mahkemenin, başvuranların davalı Devlet ile olan ilişkilerini hangi tarih itibarıyla kurduklarına bağlı sebeplerle uyruk temelinde uygulanan bir muamele farklılığını daha önceki bir kararında kabul etmiş olduğu not edilebilir (bk. yukarıda anılan British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri, §§ 84-85). Mahkeme, bahsi geçen davadaki başvuranların Nepalli Gurka (Nepalese Gurkha) askerleri olduklarını ve Gurka askerlerinin emeklilik istihkaklarının dünyanın çeşitli yerlerinde aynı birlik içerisinde beraber görev yaptıkları İngiliz (British) askerlere kıyasla ciddi ölçüde düşük olduğunu kaydeder. Emekli aylıklarının hesabı ve miktarı bakımından Nepalliler ile İngiliz uyruklular arasında bir farklılığın söz konusu olduğu tartışmaya konu hizmet süreleri, Birleşik Krallık ülkesinin dışında ve Gurkaların henüz İngiltere (Britain) ile herhangi bir bağlarının oluşmadığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Tartışmaya konu süreler her ne kadar yurt dışında - dâhil edildikleri birlikler içerisinde - İngiliz Ordusunun hizmetinde geçmiş de olsa, Mahkeme Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmiş; bu bağlamda davalı Devletin, şikâyet konusu edilen ve Gurkaların yalnızca kendi ülkelerindeki üsten alınarak Birleşik Krallık’a gönderilmelerinden sonraki dönem yönünden Nepalliler ile İngiliz uyruklular arasındaki emeklilik haklarının eşitlenmesini öngören iç hukuk hükümlerini kabul ederken sahip olduğu takdir payının sınırları dâhilinde hareket ettiğini kabul etmiştir.
-
Anayasa Mahkemesi ve davalı Hükümet tarafından da vurgulandığı üzere, Letonya kanun koyucusunun mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sistemini tesis ederken ve bu sistem içerisinde emekliliğe hak kazanma kriterlerini belirlerken yaptığı seçimler, Letonya’nın ilgili dönemdeki kendine has tarihi ve demografik koşullarının yanı sıra o dönemde hâkim olan ciddi ekonomik zorlukların beraberinde getirdiği kısıtlamalar ile doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla, yalnızca Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesisinden önceki yıllara ait geçmiş çalışma süreleri ile ilgili olan mevcut dava, bu emeklilik sistemine ilişkin söz konusu geçici tedbirin kendine özgü arka planı ile şekillenmektedir. Mahkeme, totaliter bir rejimden demokratik bir yönetim şekline geçilmesi ve Devletin siyasi, hukuki ve ekonomik yapısında reform yapılması şeklindeki büyük ölçekli ekonomik ve sosyal mevzuatın hayata geçirilmesini içermesi kaçınılmaz olan hâller gibi, bir ülkenin sistemindeki böylesine kökten değişiklikler bağlamında geniş bir takdir payına ihtiyaç bulunduğunu hâlihazırda kabul etmiştir (bk. Broniowski/Polonya [BD], no. 31443/96, §§ 149 ve 162‑63, AİHM 2004-V). Dahası Mahkeme, Sözleşme’nin davalı Devlet tarafından onaylanmasından önceki olay ve olguların da, bu koşulların o tarihin sonrasına da uzayan bir durum yaratması veya o tarihten sonra meydana gelen olayların anlaşılması için ilgili görülmesi hâlinde, göz önünde bulundurabileceğini hatırlatır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Broniowski/Polonya (k.k.) [BD], no. 31443/96, § 74, AİHM 2002-X ve Hoti/Hırvatistan, no. 63311/14, § 85, 26 Nisan 2018).
-
Ayrıca Mahkeme, özellikle faydalanıcıları tarafından ödenmesi gereken geçmiş bireysel katkı paylarına bağlı olup olmadığı veya ne ölçüde bağlı olduğu hususu başta olmak üzere, bir sosyal faydanın niteliğinin onun Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren bir hak kazanımı teşkil edip etmediğinin belirlenmesi açısından tek başına belirleyici olmadığını not etmekle birlikte (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 76), yine de takdir payı şikâyete konu tedbirin bu tedbirden etkilenen birey tarafından veya adına ödenen bireysel katkı paylarında bir kayba neden olup olmadığı faktörüne bağlı olabilir (benzer ve farklı yönleri için karşılaştırınız, Pichkur/Ukrayna, no. 10441/06, § 51, 7 Kasım 2013). Mahkemenin dikkate aldığı başka bir faktör ise, söz konusu hak kazanımını elde edememiş olmasının, ilgili bireyi sosyal güvenceden yoksun bırakıp bırakmadığıdır (bk. yukarıda anılan Stummer, § 108 ve yukarıda anılan Janković).
-
Yukarıdaki düşünceler ışığında Mahkeme, şikâyet konusu farklı muamelenin “çok önemli gerekçeler” ile haklı gösterilip gösterilmediği sorusuna ilişkin değerlendirmenin, mevcut davanın koşullarında uygulanacak geniş takdir payı bağlamında gerçekleştirilmesi gerektiği kanaatindedir.
Orantılılık hakkında değerlendirme
-
Mahkeme, ilk olarak, Letonya kanun koyucusu tarafından oluşturulan mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sistemine ilişkin geçici hükümlerle hayata geçirilen ve şikâyete konu edilen farklı muamelenin altında yatan gerekçenin, Letonya Anayasa Mahkemesi kararında dayanak alınan öncelikli amaç ile doğrudan doğruya bağlantılı olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda 96. paragraf). Bu nedenle, Letonya ülkesi dışında gerçekleşen geçmiş çalışma süreleri bakımından Letonya vatandaşlığına sahip olan kişilere gösterilen ayrıcalıklı muamele, anılan meşru amaca uygundur.
-
İkinci olarak Mahkeme, farklı muamelenin Letonya vatandaşlığına - daha ziyade bu vatandaşlığa sahip olmamaya - bağlı olduğunu; bu vatandaşlığın ilgililerin ulusal kökeninden ayrı hukuki bir statü olduğunu ve başvuranlara da “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” adı altında sunulduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararına atıfta bulunarak, “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” statüsünün, ilgililerin Letonya vatandaşlığı elde edebilmeleri veya yasal bağlar kurabilecekleri başka bir Devlet seçebilmeleri için geçici bir düzenleme olarak tasarlanmıştır (bk. yukarıda 55. paragraf). Bu bakımdan Mahkeme, uyruk temelinde gerçekleşen farklı muameleler kapsamında bazı durumlarda, özellikle de ayrıcalıklar, hak edişler ve mali haklar söz konusuysa, davaya konu hukuki statüye bağlı olarak kişisel tercih unsurunun, iç hukuktaki mercilere tanınan takdir payının belirlenmesi için önem arz edebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Bah, § 47). Şimdiye kadar başvuranların herhangi birinin - uzun yıllardır daimi şekilde yerleşik olarak yaşadıkları ülke olan - Letonya vatandaşlığı almaya çalıştığını veya böyle bir girişimde bulunmasına rağmen engellerle karşılaştığını gösterir herhangi bir emareye dosya içerisinde rastlanılmamıştır. Vatandaşlığa kabulün bazı koşulların sağlanmasına bağlı olduğu ve belli bir çaba gerektirebileceği açıktır. Ancak bu durum, hukuki statü meselesinin, yani “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” olarak kalmak ile vatandaşlığa girmek arasındaki tercihin - bilhassa bu seçenekten faydalanmak için kullanabilecekleri çok uzun bir zamanları olduğu da göz önünde bulundurulduğunda - sabit bir durumdan ziyade kişisel bir arzu meselesi olduğu gerçeğini değiştirmez (bk. yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf).
-
Üçüncü olarak, farklı muamele yalnızca geçmişteki çalışma sürelerini; mevzubahis emeklilik sisteminin hayata geçirilmesinden önce tamamlanan hizmeti etkilemiştir. Mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sistemindeki hak edişler için gerekli kriterleri belirlerken Letonya kanun koyucusu tarafından yapılan seçimler, ülkeye has tarihi, ekonomik ve demografik koşullarla; başka bir deyişle ülkenin yarım asır boyunca hukuka aykırı şekilde işgali ve ilhakı ve daha sonrasında Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesis edilişini takip eden bilhassa zorlu durumla doğrudan bağlantılıdır. Andrejeva davasındaki olayın aksine, farklı muamele, başvuranların Letonya’ya yerleşmelerinden veya bu ülkeyle başka herhangi bir bağ kurmalarından önce Letonya dışında gerçekleşen çalışma süreleriyle sınırlı kalmıştır (bk. yukarıda anılan British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri ve yukarıda 110. paragraf). Başvuranlardan yalnızca biri (üçüncü başvuran) söz konusu askerlik hizmet süresinin öncesinde Letonya’da oturmuştur.
-
Dördüncü olarak, başvuru konusu farklı muamele, ne başvuranların bireysel çalışma geçmişinden bağımsız olarak Letonya hukukunca tanınan temel emeklilik faydalarına hak kazanmalarıyla ilgilidir, ne de söz konusu çalışma süreleri bakımından başvuranların ödedikleri katkı paylarına bağlı faydalardan yoksun kalma yahut bunlarda başka bir kayıp yaşama sonucunu doğurmaktadır.
-
Dahası, izlenen meşru amaçlardan özellikle ikincisine (bk. yukarıda 96. paragraf) bakıldığında Mahkeme, Letonya’nın mevzubahis mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sisteminin sosyal sigorta katkı paylarına dayandığı ve dayanışma ilkesi uyarınca işlediği; bu anlamda, toplanan toplam katkı miktarının, o anda mevcut olan tüm faydalanıcılara ödenecek emekli aylıklarının dağıtımını fonlamak için kullanıldığını not etmektedir. Dolayısıyla, hak kazanımına esas alınacak çalışma sürelerinin kapsamının tespiti, alınacak faydaların seviyesi ve bu aylıkları fonlamak için gereken katkı payları üzerinde kaçınılmaz bir etkiye sahip olacaktır. Mahkeme, sosyal refah sistemlerindeki bu tür ödünleşme ve dengeleme çalışmalarının genellikle geniş bir takdir payı bırakılmasını gerektirdiği kanaatindedir. Bağımsızlığın yeniden tesisinin ardından karşılaşılan özel zorluklar ve Letonya yetkili makamlarının yüzleştiği karmaşık politika tercihleri dikkate alındığında Mahkeme, bütüncül bir değerlendirme sonucunda, Hükümetin kararlarına ciddi düzeyde saygı gösterilmesi gerektiğini kabul etmek durumundadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya [BD], no. 71243/01, § 113, 25 Ekim 2012).
-
Özetle Mahkeme, yukarıda yer verilen tüm koşullar ve ilgili takdir payı ışığında, şikâyete konu farklı muamelenin izlenen meşru amaçlarla tutarlı olduğunu ve bunu gerekçelendirmek amacıyla Letonya makamları tarafından dayanılan hususların çok önemli gerekçeler teşkil ettiğinin söylenebileceğini kabul etmektedir.
(v) Sonuç
-
Yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı nazara alındığında Mahkeme, mevcut davanın kendine has koşulları içerisinde, davalı Devletin kendisine tanınan takdir payını başvuranlar yönünden aşmadığı kanısındadır. Dolayısıyla Mahkeme, Andrejeva davasındakinden farklı bir sonuca varması gerektiğine karar vermiştir (bk., aksi yönde, yukarıda anılan Martinie, § 54).
-
Bu nedenle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
- Oy birliğiyle, birinci başvuran yönünden başvurunun kayıttan düşürülmesine,
- Oy birliğiyle, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,
- Yediye karşı on oyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce ve Fransızca olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 9 Haziran 2022 tarihinde Strazburg’da bulunan İnsan Hakları Binasında gerçekleştirilen açık duruşma sırasında bildirilmiştir.
Abel Campos Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Sözleşme’nin 45 § 2 ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74 § 2 maddesi uyarınca, bu karara, aşağıda yer alan ayrık görüşler eklenmiştir.
(a) Hâkim Wojtyczek’in mutabık görüşü,
(b) Hâkimler O’Leary, Grozev ve Lemmens’in müşterek muhalif görüşü,
(c) Hâkimler Turković, Lubarda ve Chanturia’nın iştirakleriyle, Hâkim Seibert-Fohr’un muhalif görüşü.
R.S.
A.C.
HÂKİM WOJTYCZEK’İN MUTABIK GÖRÜŞÜ
Mevcut davada, hem ortaya çıkan sonuca hem de ana gerekçelendirmeye tamamen katılmaktayım.
Yalnızca, Mahkemenin gerekçelerinin, uluslararası hukukun daha geniş olan penceresinden bakıldığında daha da ikna edici bir hâl aldığını kaydetmek isterim. İlgili uluslararası hukuk çerçevesi, Andrejeva/Letonya ([BD], no. 55707/00, AİHM 2009) kararında Hâkim Ziemele tarafından harikulade ve güçlü bir şekilde yazılan muhalif görüş içerisinde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Özellikle, kendisinin çıkarmış olduğu şu sonuca dikkat çekmekteyim (bk. adı geçen görüşün 25. paragrafı):
“Özetle, Devletler arası müzakereler yoluyla kararlaştırılmış bir durum olmadıkça, uluslararası hukuk kapsamında, Sovyetler Birliği altında gerçekleşen çalışma yılları için herhangi bir sorumluluk alma yükümlülüğü yoktur. Ancak, özel olarak hukuka aykırı ilhak bağlamında (bk. aşağıda 26. paragraf), zarar gören Devletin vatandaşları, hâlihazırda çekmiş olduklarından daha fazla ızdırap çekmek zorunda kalmayacaklarına dair güçlü bir beklenti içerisindeydiler ve bunun emeklilik faydalarına erişme hakkına da uyarlanması mümkündür. Başka bir deyişle, hukuksuz totaliter bir rejim altında geçen uzun yılların ardından bağımsız kanun koyucunun vatandaşları ödüllendirmeye karar vermesinde makul olmayan herhangi bir nokta yoktur.”
Bu kanaate ve Hâkim Ziemele’nin muhalif görüşünde ifade ettiği diğer düşüncelere katılmaktayım. Söylenmesi gereken her şey orada söylenmiş ve gayet iyi bir biçimde söylenmiş olduğundan, burada bir ekleme yapılmasına lüzum yoktur.
HÂKİMLER O’LEARY, GROZEV VE LEMMENS’İN MÜŞTEREK MUHALİF GÖRÜŞÜ
-
Giriş
-
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine karar veren çoğunluğun görüşüne maalesef katılamamaktayız. Kanaatimizce Mahkemenin, 2011 tarihli Letonya Anayasa Mahkemesi kararını iyi yargısal diyalog çerçevesinde derinlemesine irdeledikten sonra, yine de Andrejeva/Letonya ([BD], no. 55707/00, AİHM 2009) kararındaki hükmünü tasdik ederek bu davada da Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmesi gerekirdi.
Hâkim Seibert-Fohr tarafından yazılan ve Hâkimler Turković, Lubarda ve Chanturia’nın da katıldığı muhalif görüşü okuma imkânına erişmiş bulunmaktayız ve kendilerinin yaptığı analizde hemfikir olduğumuz birçok husus vardır. Ancak bizler, vatandaş olmayan Letonyalıların özel durumunu dikkate almak suretiyle, ayrımcılık yasağı ve eşitlik hakkındaki genel ilkelerin mevcut davanın kendine has koşullarına uygulanışına odaklanmayı tercih etmekteyiz. Bu iki görüş, birbirini tamamlayıcı niteliktedir.
-
Olaylar ve Davanın Bağlamı
-
Bin dokuz yüz seksenlerin sonlarına doğru, o dönem Letonya’da yaşayan nüfus arasında Sovyet rejimine karşı oluşan bir hoşnutsuzluk duygusu, Devletin bağımsızlığını ve siyasi sistemin demokratikleştirilmesini savunan bir harekete yol açmış; nitekim bu durum, Letonya’ da yaşayan - ve ilgili tarihte eski Sovyetler Birliği vatandaşı olan - herkesin katılımıyla ulusal çapta gerçekleşen bir halk oylamasının sonuçları ile de teyit edilmiştir. Yeni seçilmiş olan parlamento, 1990 yılı Mart ayında Letonya’nın bağımsızlığını yeniden ilan eden bir bildirgeyi kabul etmiştir. Devamında kabul edilen Vatandaşlık Kanunu, bu eski Sovyet vatandaşları arasından hangilerinin Letonya vatandaşı olarak kabul edileceğini tanımlamış; bu kapsamda vatandaşlığı 17 Haziran 1940 tarihinden önce hâlihazırda Letonya vatandaşı olanlar ve bunların alt soylarıyla sınırlı tutmuştur. Buna karşın, Letonya’da yerleşik olup otomatik olarak Letonya vatandaşlığı elde etme şartlarını sağlamayan ve sonrasında da başka bir uyruk edinmemiş olan eski Sovyet vatandaşlarına, Letonya veya başka bir Devletin vatandaşlığına sahip olmayan eski SSCB vatandaşlarının statüsüne dair 12 Nisan 1995 tarihli Kanun kapsamında “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi” statüsü verilmiştir (ilgili tarihte yürürlükte olan kurallar için bk. Sisojeva ve Diğerleri/Letonya (kayıttan düşme) [BD], no. 60654/00, § 47, AİHM 2007-I; ayrıca bk. mevcut kararın 55. paragrafında alıntılanan Anayasa Mahkemesinin 17 Şubat 2011 tarihli kararı, § 13).
Vatandaş olmayıp Letonya’da yaşayan kişilerin sayısı, bağımsızlığın yeniden tesisinden itibaren ciddi düzeyde azalmıştır. Vatandaş olmayanların toplam nüfusa oranı 1990 yılında %30 civarındayken, 2020 itibarıyla yaklaşık %10’a düşmüştür. Vatandaş olmayanların çoğunluğu etnik olarak Rus’tur (bk. mevcut kararın 88. paragrafında alıntılanan Letonya hakkındaki 4 Aralık 2018 tarihli ECRI raporu, §§ 55-56).
Vatandaşlığa sahip olmayacak kişilerin Letonya’da bulunmaları, temelde tarihte yaşanan iniş çıkışların bir sonucudur. Bu kişiler burada yaşamak amacıyla Letonya’ya geldiklerinde, söz konusu topraklar Sovyetler Birliğinin bir parçasıydı ve 1940 tarihli Sovyet ilhakı ve o tarihten itibaren devam edecek olan hukuka aykırı işgal sonrasında yetkililerin amansızca yarı resmi bir Ruslaştırma politikası izlediği konusunda ihtilaf bulunmamaktadır (bk. Letonya’da azınlık dillerinde eğitime ilişkin mevzuatta yapılan değişiklikler hakkında Venedik Komisyonu raporu, 18 Haziran 2020, CDL‑AD(2020)012; ayrıca bk. aşağıda 17. paragraf). Diğer vatandaş olmayanları da temsil eder şekilde, “başvuranlardan bazıları Letonya’ya erken yaşta gelmiştir; diğerleri ise Letonya’nın 1990-1991 yıllarında bağımsızlığını yeniden kazanmasından kısa bir süre önce gelmiştir” (bk. mevcut kararda 18. paragraf). Hepsi, Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesisinin ardından Letonya’da birer hayat kurmaya devam etmişlerdir. Her zaman Letonya’da yasal olarak ikamet etmişlerdir ve hâlen de durum böyledir. Nitekim, vatandaş olmayanlarla ilgili Mahkemenin başka bir kararında kullanılan ifadelerden alıntı yapmak gerekirse; Letonya, bu kişilerin “her insanın özel hayatını oluşturan kişisel, sosyal ve ekonomik ilişkiler ağını (...) geliştirdikleri yerdir” (bk. Slivenko/*Letonya [BD], no. 48321/99, § 96, AİHM 2003-X).
- Andrejeva/Letonya davası gibi, mevcut dava 1995 tarihli Devlet Emeklilik Kanunu kapsamındaki emekli aylıkları bağlamında vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilere ayrı bir muamele gerçekleştirilmesiyle ilgilidir.
Emekli aylığının miktarı, kural olarak, hak edenin, işverenin veya her ikisinin de emeklilik sistemine katkı payı ödediği süreye bağlı olmakla birlikte (bk. kararda 65. paragraf), Sovyet rejimi altındaki çalışma yılları da - her ne kadar bunlar için o dönemde henüz kurulmamış olan Letonya emeklilik sistemine herhangi bir katkı payı ödenmemiş de olsa - belli koşullar altında dikkate alınmaktadır. Bu koşullar, Kanun’un geçici hükümlerinin 1. fıkrasında belirtilmiştir (bk. mevcut kararda 66-67. paragraflar).
“Sözleşme hukuku perspektifinden bakıldığında, bireylerin Letonya toprakları dışında ikamet ettikleri ve çalıştıkları dönemde geçen çalışma sürelerini genel olarak hesap dışında bırakan bir politikayla ilgili” bir mahzur görülmediği (bk. mevcut kararda 201. paragraf) hususunda çoğunluğa katılmaktayız. Ancak Letonya, 1995 yılında emeklilik sistemini ihdas ederken, söz konusu çalışma sürelerinin de dikkate alınacağına karar vermiştir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi herhangi bir türde sosyal güvenlik ödemesi alma hakkını içermemesine rağmen, eğer bir Devlet böyle bir hak ve fayda kazanımı sistemi oluşturmaya karar verirse, bunu 14. maddeye uygun bir şekilde gerçekleştirmelidir (bk. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık (k.k.) [BD], no. 65731/01 ve 65900/01, § 55, AİHM 2005-X; yukarıda anılan Andrejeva, § 79; mevcut kararda 121. paragraf).
Geçici hükümlerin 1. fıkrasında, çalışmaya eşdeğer on iki çeşit süre sıralanmıştır: Vatandaşlar bakımından, Letonya ve eski Sovyetler Birliği topraklarında gerçekleşen çalışma süreleri ile on iki eşdeğer sürenin tamamı sayılacaktır. “Yabancı uyruklular, vatansız kişiler ve Letonya vatandaşı olmayan kişiler” bakımından, Letonya topraklarında gerçekleşen çalışma süreleri ile on iki eşdeğer sürenin tamamı, vatandaşlarda olduğu gibi sayılacaktır. Buna karşın, bu üç kategoriye giren kişiler yönünden, eğer eski Sovyetler Birliğinin başka topraklarında gerçekleşmiş ise, on iki eşdeğer süre arasında yalnızca üçü hesaba dâhil edilecektir.
Dolayısıyla Letonya vatandaşları, yabancı uyrukluların, vatansız ve vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin aksine, Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma süreleri ve bazı eşdeğer süreler yönünden bir “ek ödeme” almaktadır (Hükümet tarafından kullanılan ifade için bk. mevcut kararda 167. paragraf). Başvuru ile cevaplanması istenen soru şudur: Bu “ek ödemenin” vatandaş olmayan başvuranlara ödenmemesinin haklı bir gerekçesi var mıdır yoksa münhasıran uyruk temelinde bir ayrımcılık mı teşkil etmektedir?
- Mevcut davadaki başvuranların durumu, Andrejeva davasındaki başvuranın durumuyla benzerlik arz etmektedir. Natālija Andrejeva, 1948 yılında Kazakistan’da doğmuş ve 1954 yılında 12 yaşındayken Letonya’ya gelmiştir. O tarihten itibaren burada sürekli yerleşik şekilde yaşamıştır (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 10). Mevcut davada; ikinci başvuran Azerbaycan’da doğmuş ve 1968 yılında 30 yaşındayken Letonya’ya gelmiş, üçüncü başvuran Rusya’da doğmuş ve 1951 yılında 3 yaşındayken Letonya’ya gelmiş, dördüncü başvuran Özbekistan’da doğmuş ve 1987 yılında 41 yaşındayken Letonya’ya gelmiş, beşinci başvuran da Rusya’da doğmuş ve 1987 yılında 44 yaşındayken Letonya’ya gelmiştir (bk. kararda 21, 25, 29 ve 34. paragraflar). Dolayısıyla başvuranlar ya çocukken (üçüncü başvuran) ya da mesleki hayatlarının ortasında (ikinci, dördüncü ve beşinci başvuranlar) Letonya’ya gelmişlerdir.
Anayasa Mahkemesi, 17 Şubat 2011 tarihli kararında, başvuranların durumunu Natālija Andrejeva’nın durumundan ayırt etmeye çalışmıştır. Bu kişilerin tamamı Sovyetler Birliği veya başka bir Sovyet Cumhuriyetin yetkisi altındaki kuruluşlarda çalışmış olmakla birlikte; Natālija Andrejeva, Letonya topraklarında yer alan bir birimde çalışırken, [mevcut davadaki] başvuranlar ise bu toprakların dışında çalışmışlardır (bk. mevcut kararın 51. paragrafında alıntılanan Anayasa Mahkemesinin 17 Şubat 2011 tarihli kararı, § 9). Ancak, Natālija Andrejeva’nın aynı zamanda fiziki olarak Letonya topraklarında yer alan bir Sovyet şirketince istihdam edilmiş olduğu gerçeğinin belirleyici nitelikte olmadığı açıkça belirtilmiştir (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 85 ile birlikte, emekli aylığı talebinin reddine dayanak alınan ve davalı Devletin argümanına dayanak alınan hususlar için yine aynı kararda §§ 15 ve 53) (ayrıca bk. Hâkim Seibert-Fohr ve diğerlerinin muhalif görüşünde 1. paragraf).
- Bu davanın yeniden Büyük Daire önüne getirilmesinin nedeni, Anayasa Mahkemesinin Andrejeva kararına gösterdiği tepkidir (bk. mevcut kararın 45-59. paragraflarında özetlenerek alıntılanan Anayasa Mahkemesinin 17 Şubat 2011 tarihli kararı). Anayasa Mahkemesi, Devletin Andrejeva kararını uygulaması gerektiğini kabul etmek yerine, her iki davanın olayları arasında ayrım yapmaya çalışmış (bk. yukarıda 4. paragraf), Andrejeva kararını çok dar bir kapsamda okumuş (aynı yöndeki gözlem için bk. kararın 87. paragrafında alıntılanan Letonya hakkındaki 9 Aralık 2011 tarihli ECRI raporu, § 130), devamında da daha önce yapmış olduğu 26 Haziran 2001 tarihli tespitini tekrar tasdik etmiştir (2001 yılına ait kararın kısa özeti için bk. mevcut kararda 39. paragraf). Böylece, Strazburg Mahkemesince Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlali tespit edilmiş olmasına rağmen, şikâyete konu emeklilik mevzuatının ayrımcılık yapmama ilkesiyle bağdaştığını kabul etmiştir.
Çoğunluk Anayasa Mahkemesinin takdirini takip etmeye karar vererek, Mahkememizin Andrejeva kararında ulaştığı kanaati reddetmiştir. Çoğunluğun da teyit ettiği üzere Mahkemenin “iyi bir sebebi olmaksızın daha önceki davalarda ortaya koyulan emsallerden ayrılmaması gerektiği” düşünüldüğünde (bk. kararda 202. paragraf), bu durum hayret vericidir. Sebepleri aşağıda açıklandığı üzere bizler, vatandaşlar ile vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler arasındaki muamele farklılığının gerekçesi olarak Hükümet savunmasına dayanak alınan ikinci meşru amacın (Anayasa Mahkemesinin 2011 tarihli kararında kapsamlı bir şekilde geliştirilen, Devletin devamlılığı doktrinine dayalı anayasal kimlik argümanı) 2009 yılında 1’e karşı 16 oy çoğunluğuyla kabul edilen kararın tersine çevrilmesi için yeterli veya iyi bir sebep teşkil etmediği kanaatini paylaşmaktayız.
- Başvuranlar, 2011 yılında başvuru yapmışlardır. Bu davanın çok daha önceki bir tarihte karara bağlanması elbette tercih edilirdi. Ne yazık ki, Mahkemenin kaynak yetersizliğinin yanı sıra önceliklendirme politikasının sonucu olarak, davanın incelenmesi gecikmiştir. Ancak 26 Mayıs 2021 tarihinde [davaya ilişkin] duruşma ve ilk görüşmeler gerçekleştirilebilmiştir.
Büyük Daire 2 Mart 2022 tarihinde ikinci görüşmeyi yaptığı esnada, bölgedeki ve Avrupa’daki jeopolitik durum dramatik şekilde değişmiştir. Güncel gelişmelerin mevcut davanın sonucuna herhangi bir etkisi olmadığı açıktır. Fakat bunlar, bir Devlet içerisinde yer alan farklı topluluklar arasındaki ilişkilerin ne kadar ciddi bir hassasiyet taşıdığını gözler önüne sermektedir. Bu davanın Letonya’nın ulusal sınırlarının ötesine geçen öneminin ve hassasiyetinin tamamen bilincinde olduğumuzu belirtiriz.
-
Sözleşme’nin 14. maddesi: genel ilkeler
-
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin, bir hak olarak emekli aylığı ödenmesini düzenleyen dava konusu mevzuata uygulanabilirliği hususunda çoğunluğun Andrejeva ve sair yerleşik içtihadı izlediğini görmekten memnuniyet duymaktayız (bk. mevcut kararda 119‑122. paragraflar).
Esasa gelindiğinde de, uygulanacak ilkeler bakımından - öz itibarıyla - çoğunluk ile karşıt fikirde değiliz. Özellikle, çoğunluğun gerçekleştirilmesini gerekli gördüğü dört adımlı analize (farklı muamelenin gerekçesi, benzer durum, meşru amaç, orantılılık) tam anlamıyla katılmaktayız (bk. mevcut kararda 189. paragraf).
- Ancak ikna olmadığımız nokta, çoğunluğun bu ilkelerin bazılarını uygularken Devletin takdir payı ve Mahkemenin denetiminin yoğunluğu hususlarına ilişkin yerleşik içtihattan ayrılmasıdır (bk. mevcut kararda 183‑185. paragraflar).
Bu davanın ekonomik veya sosyal stratejiye ilişkin genel tedbirlere dair bir konuyla ilgili olduğu ve bu konularda Mahkemenin genellikle Sözleşme kapsamında Devletlerin geniş bir takdir payına sahip olduğunu belirttiği doğrudur (bk. mevcut kararda 184. paragraf). Fakat bu dava aynı zamanda - ve daha da önemlisi - münhasıran uyruk temelinde uygulanan bir farklı muamele ile ilgilidir. Böyle bir durumda, farklı muamele ekonomik veya sosyal stratejiye ilişkin genel tedbirlerden kaynaklansa dahi, farklı muamelenin Sözleşme’nin 14. maddesi ile bağdaşır olduğunun Mahkemece kabul edilebilmesi için Davalı devlet tarafından “çok önemli gerekçeler” öne sürülmesi gerekir (bk. Gaygusuz/Avusturya, 16 Eylül 1996, § 42, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1996-IV; yukarıda anılan Andrejeva, § 87; Ribać/Slovenya, no. 57101/10, § 53, 5 Aralık 2017 kararlarına atıflar içeren, kararda 183 paragraf). Muhalif görüşteki meslektaşlarımız gibi, bizler de mevcut davaya uygulanması gereken kriterin bu “çok önemli gerekçeler” kriteri olduğu kanaatindeyiz. Bu hususun Anayasa Mahkemesince de kabul edildiği görülmektedir (bk. mevcut kararın 55. paragrafında alıntılanan Anayasa Mahkemesinin 17 Şubat 2011 tarihli kararı, § 13).
Ancak çoğunluk, bu kriteri tamamen etkisiz kılmamış olsa da, “çok önemli gerekçelerin” ortaya konulup konulmadığının değerlendirilmesi esnasında, “Devletin takdir payının kapsamı belirlenirken davanın kendine has koşulları[nın] da” Mahkeme tarafından dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır (bk. kararda 193. paragraf; ayrıca bk. kararda 206. paragraf). Bu şekilde söz konusu koşullardan birçoğuna atıf yapan çoğunluk, “şikâyet konusu farklı muamelenin ‘çok önemli gerekçeler’ ile haklı gösterilip gösterilmediği sorusuna ilişkin değerlendirmenin, mevcut davanın koşullarında uygulanacak geniş takdir payı bağlamında gerçekleştirilmesi gerektiği” kanaatine ulaşmıştır (bk. mevcut kararda 213. paragraf).
Çoğunluğun tam olarak ne ifade etmek istediğini anlamakta güçlük çekmekteyiz. En iyi ihtimalle, bir dedikleri bir dediklerine uymamaktadır. En kötü ihtimalle, “çok önemli gerekçeler” kriteri içerisinde takdir payı kavramını oldukça belirgin - hatta belki de belirleyici - bir yere oturtarak, bu katı kriteri zayıflatmaktadırlar.
Bizler, münhasıran uyruk temelli bir farklı muamelenin meşruiyeti için gerekli olan “çok önemli gerekçeler” kriterine bağlı kalacağız. Aşağıda açıklanan nedenlerle, bu meselenin Letonya’da siyasi ve sosyal bir hassasiyet konusu olduğu hususu ve sorumluluk paylaşımına dayalı bir sistemde yargısal diyaloğun önemi göz önünde bulundurulduğunda, bu olayda Mahkemenin şikâyete konu ayrım için Anayasa Mahkemesi tarafından sunulan gerekçelerle daha yakından ilgilenmesinin doğru olduğunu düşünmekteyiz. Yine, 1995 yılında kabul edilen emeklilik mevzuatının, Letonya’nın 1991 yılında bağımsızlığını yeniden kazanmasının akabinde gerçekleştirilen anayasal ve uluslararası hukuka ilişkin düzenlemelerin yer aldığı daha geniş bağlamdan ayrı olarak düşünülemeyeceği noktasında da hemfikiriz (eski Sovyet vatandaşlarının sınır dışı edilmeleri ile ilgili olarak, ayrıca bk. yukarıda anılan Slivenko, § 111). Ancak, Mahkemenin neden önerilen şekilde denetiminin sıkılığını ve yoğunluğunu azaltması gerektiğine dair çoğunluğun yeterli bir gerekçe sunamadığı kanısındayız. “[Söz konusu farklılıklar dışında] birbirine benzer durumlar arasındaki farklılıkların bir farklı muameleyi haklı çıkarıp çıkarmadığı veya ne ölçüde haklı çıkardığının” değerlendirilmesinde Devlete tanınan takdir payının kapsamı belirlenirken, elbette davanın koşulları - konusu ve arka planıyla birlikte - dikkate alınabilir (bk. mevcut davada 183. paragraf; ayrıca bk., diğer birçok karar arasında, Rasmussen/Danimarka, 28 Kasım 1984, § 40, Seri A no. 87; Stummer/Avusturya [BD], no. 37452/02, § 88, AİHM 2011; Molla Sali/Yunanistan [BD], no. 20452/14, § 136, 19 Aralık 2018). Ancak Mahkeme içtihadına göre, zaten muamele farklılığının münhasıran uyruk temeline dayanıyor olması, Devletlere daha dar bir takdir payı bırakılarak “çok önemli gerekçeler” aranmasının arkasındaki temel ve belirleyici koşuldur.
- Genel ilkelerin somut olaya uygulanması
A. Ayrımcılığın dayandığı temel
- Çoğunluk, daha önce Andrejeva davasında ulaşılan sonucu yineleyerek, “uyruk” unsurunun - yahut daha ziyade başvuranların Letonya vatandaşlığına sahip olmayışının -, şikâyet konusu ayrımın yegâne ölçütü olduğunu belirtmiştir (bk. mevcut kararda 193. paragraf). Bizler de buna katılmaktayız.
Vatandaşlar ile vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler arasındaki muamele farklılığının doğrudan uyruk temeline dayandığını vurgulamak isteriz. Bu, kanun koyucunun bilinçli olarak yaptığı bir tercihtir. Mevcut davadaki uyruk temelli ayrımcılık, örneğin, Letonya’da ikamet etme süresi gibi bir kriterin uygulanmasından kaynaklanan dolaylı bir ayrımcılık vakasından ibaret değildir. Eğer uygulanmış olsaydı, bu kriterin (hayatlarının farklı dönemlerinde Letonya’da yaşamış olan) çeşitli başvuranlar arasında ayrım yapmayı mümkün kılabileceğini; ancak gerçekte uygulanan kriterin böyle bir ayrıma imkân vermediğini kaydetmekteyiz. Her bir başvuran yönünden bireysel olaylara ve koşullara değil de sistemin şikâyete konu özelliklerine odaklanan çoğunluk (bk. mevcut kararda 188. paragraf), hem başvuranlar arasındaki farklılıkları hem de davalı Devletin Mahkemenin daha önce Andrejeva davasında verdiği karara uyum sağlamak için sahip olduğu alternatifleri göz ardı etmektedir. Bu alternatifler, orantılılık ilkesine de saygı duymak suretiyle izlenen meşru amaçlar için de uygun olabilirdi.
B. Başvuranların Letonya vatandaşlarıyla benzer bir durumda olup olmadıkları
- Çoğunluk, “başvuranların kendileriyle aynı çalışma geçmişine sahip olup aynı zamanda Letonya vatandaşlığı bulunan kişilerle benzer bir durumda olduklarının söylenebileceğini” saptamıştır (bk. mevcut kararda 195. paragraf, italik vurgu eklenmiştir). Bizler de buna katılmaktayız.
Vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi pozisyonundaki başvuranların, yalnızca vatandaşlardan farklı bir muamele görmekle kalmayıp; aynı zamanda - Letonya toprakları dışında gerçekleşen çalışma süreleri ve eşdeğer sürelerin hesaplanması açısından - yabancı uyruklular ve vatansız kişiler ile bir tutulduklarını (bk. yukarıda 3. paragraf), Letonya ile aralarında oluşan muteber ve uzun soluklu bağların dikkate alınmadığını gözlemlemekteyiz.
Çoğunluk, ilk olarak vatandaş olmayanların emekliliğe hak kazanma hususunda benzer durumda olduklarını ve ikinci olarak da şikâyet konusu edilen farklı muamelenin doğrudan uyruk temelli olduğunu kabul etmek suretiyle, bu davanın Andrejeva davasındaki içtihatla birebir denk düştüğünü teyit etmiş; böylelikle adı geçen içtihadın aksi yönde karar verilebilmesi için oldukça somut ve güçlü sebepler olması gerektiğinin altını çizmiştir.
C. Ulaşılmak istenen amaçların meşruiyeti
-
Çoğunluk tarafından belirtildiği üzere Hükümet, vatandaşlar ile vatandaş olmayan sürekli yerleşikler arasındaki muamele farkının izlediği iki amaç bulunduğunu savunmuştur. Bunlar; “Devletin devamlılığı doktrinini uygulayarak Devletin anayasal kimliğini muhafaza etmek” ve “ülkenin ekonomik sistemini korumak” şeklinde ifade edilmiştir (bk. mevcut kararda 196. paragraf). Sırasıyla bu iki amacı değerlendireceğiz.
-
Devletin devamlılığı doktrini ve Letonya’nın anayasal kimliğinin muhafazası
-
Devletin devamlılığı doktrininin uygulanması, 1918 yılında kurulmuş olan Letonya Cumhuriyeti Devleti’nin Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirilen yasa dışı işgal altında da hukuken varlığını sürdürdüğü ve 1990 yılında bağımsızlığı yeniden tesis edilenin de aynı Devlet olduğu anlamına gelmektedir (bk. mevcut kararın 53. paragrafında alıntılanan Anayasa Mahkemesinin 17 Şubat 2011 tarihli kararı, § 11.1). Doktrinde “[işgalci] Devletin hukuka aykırı olarak tesis edilmiş kamu makamlarının kamu hukuku alanındaki eylemleri[nin], bağımsızlığını geri kazanmış Devlet için bağlayıcı [olmadığı]” (bk. aynı kararda § 11.3) ve “bağımsızlığını yeniden kazanan Devlet[in], işgalci Devletin yükümlülüklerinden doğan herhangi bir yükümlülüğü üstlenmek zorunda [olmadığı]” (bk. aynı yerde) ima edilmektedir.
Bu noktada, mevcut başvuru ile ileri sürülen meselenin, Sovyetler Birliğine ait yükümlülüklerin hiçbirinin Letonya tarafından üstlenilmemesi ile ilgili olmadığını not etmek isteriz. Andrejeva davasında olduğu gibi bu dava da Letonya Devletinin, “kendi isteğiyle”, “toprakları dışındaki çalışma süreleri ile ilgili olarak bireylere emekli maaşı ödeme” taahhüdünde bulunmasına ilişkindir (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 78; ayrıca bk. mevcut kararda 203. paragraf). Natālija Andrejeva gibi başvuranlar da tek başına Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile güvence altına alınmış bir maddi hakkın ihlal edildiğini iddia etmemektedirler. Başvuranların şikâyeti, Sözleşme’nin 14. maddesi ile yasaklanan bir muamele farklılığına ilişkin olup; eğer ilgili Devlet her şeye rağmen ulusal topraklar dışarısında gerçekleşen çalışma süreleri bakımından emekli aylığı ödemeye karar verirse, bunu herhangi bir ayrımcılığa mahal vermeksizin gerçekleştirmesi gerektiğiyle alakalıdır (bk. aynı yerde § 54; bk. yukarıda 3. paragraf).
- Çoğunluğa göre, dayanılan bu ilk meşru amaçla ilgili en mühim nokta, bağımsızlığının yeniden tesisi sonrasında Letonya’nın anayasal temelini koruma ihtiyacıdır. Bu bağlamda ve Devletin devamlılığı doktrini çerçevesinden bakıldığında, şikâyete konu farklı muamele, ülkenin hukuka aykırı şekilde işgal ve ilhak edildiği dönemde uygulanan göç politikasının sonuçlarının geriye dönük olarak tasdik edilmesinin önüne geçmek” amacını gütmüştür (bk. mevcut kararda 198. paragraf).
Bizler, bu hususun meşru bir amaç olarak görülebileceği noktasındaki çoğunluk değerlendirmesini (bk. aynı yerde) kabul edebiliriz. Yine de emekli aylığı ek ödemelerinin tahsisi, bizlere, bir Devletin anayasal temeline ilişkin meseleleri düzenlemek için kullanılabilecek doğal bir araçtan uzak görünmektedir (bk. aşağıda 24. paragraf). Dolayısıyla sorulacak soru, bu amacın, Sovyetler Birliği tarafından uygulanan göç politikasının bir sonucu olarak Letonya’ya yerleşen tüm bireylerin fayda kazanımlarından yoksun bırakılmalarına varacak kadar güdülüp güdülemeyeceğidir. Bu soru, aşağıdaki orantılılık kriterine ilişkin değerlendirmede dikkate alacağımız bir noktadır (bk. aşağıda 17 ve 24. paragraflar).
-
Ülkenin ekonomik sisteminin korunması
-
Çoğunluk, aynı zamanda ülkenin ekonomik sisteminin korunmasını da meşru amaçlardan biri olarak kabul etmiştir (bk. kararda 198. paragraf).
Bizler de yukarıda anılan Andrejeva (§ 86) kararıyla uyumlu olan bu değerlendirmeye katılmaktayız. Ancak bu amacın, bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi sonrası işlerliğe sahip bir sosyal güvenlik sistemi kurmak zorunda kalan ve kısıtlı bir ulusal bütçeye sahip olan Letonya’nın karşı karşıya kaldığı sınamalarla bağlantılı olduğunun belirtildiği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu sınamaların yaklaşık yirmi yıl sonra Anayasa Mahkemesi Andrejeva kararını uygulamayı reddettiğinde ve devamındaki süreçte de yeterince ciddi düzeyde olup olmadığı sorusu ise belirsizliğini korumaktadır. Bu da orantılılık kriterine ilişkin değerlendirme kapsamında inceleyeceğimiz sorulardan biridir (bk. aşağıda 25. paragraf).
Farklı muamelenin orantılılığı
- Aynı emeklilik faydalarının vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilere tanınmamasının orantılılığı hakkındaki değerlendirme sırasında çoğunluk, beş somut unsuru dikkate almaktadır. Bunların dördü, Letonya’nın anayasal kimliğinin muhafazası ve Sovyetler Birliğinin göç politikasının sonuçlarının geriye dönük olarak tasdik edilmesinin önüne geçmek şeklindeki birincil amaca ilişkin olup (bk. mevcut kararda 214-217. paragraflar); beşincisi de ülkenin ekonomik sisteminin korunması şeklindeki ikincil amaçla ilgilidir (bk. mevcut kararda 218. paragraf). Bu unsurlarla ilgili yorumlarımızı sırasıyla ortaya koyacağız.
Her ne kadar Hükümet Belarus ve Rusya ile imzalanmış olan ikili sosyal güvenlik anlaşmaları savını öne sürmüşse de (bk. mevcut kararda 175. paragraf), çoğunluğun bu anlaşmaların varlığına dayanmanın yararlı olacağını düşünmemiş gibi göründüğünü not etmekteyiz. Nitekim Andrejeva davasında Mahkeme, bu tür anlaşmaların Letonya’yı Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamında sahip olduğu sorumluluktan kurtaramayacağı kanaatini benimsemiştir (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 90; ayrıca bk. yukarıda anılan Ribać, § 65). Dahası, ikili anlaşmalar henüz eski Sovyet cumhuriyetlerinin tamamıyla imzalanmamıştır (bk. kararda 79. paragraf) ve emeklilik istihkaklarının geriye dönük olarak yeniden hesaplanmasına olanak sağladığına dair bir emare bulunmamaktadır (bk. kararda 80-81. paragraflar).
-
Devletin devamlılığı doktrinine ve Letonya’nın anayasal kimliğinin muhafazasına ilişkin unsurlar
-
Çoğunluk, öncelikle, başvuruya konu farklı muamelenin gerekçesinin “Letonya Anayasa Mahkemesi kararında dayanak alınan öncelikli amaç ile doğrudan doğruya bağlantılı olduğunu” gözlemlemektedir. Letonya vatandaşlığına sahip olan kişilere gösterilen ayrıcalıklı muamelenin, anılan meşru amaca “uygun” olduğu görüşünü benimsemektedirler (bk. mevcut kararda 214. paragraf).
Böylelikle çoğunluğun, esas itibarıyla, Devlet Emeklilik Kanunu’nun geçici hükümlerinin 1. fıkrasının ortaya çıkardığı farklı muameleyle kanun koyucu tarafından güdülen amacın gerçekleştirilebileceğini savunduğunu anlamaktayız.
Her ne kadar bir tedbirin [amaca] uygunluğu, orantılı sayılması için gerekli bir koşul olsa da (bk. yukarıda anılan Rasmussen, § 41 ve J.D. ve A/Birleşik Krallık, no. 32949/17 ve 34614/17, §§ 99 ve 104, 24 Ekim 2019), bu durumda sorulacak soru, başvuruya konu farklı muamelenin anılan amacın gerçekleştirilmesine yönelik aşırı bir yöntem olup olmadığıdır.
- “Sovyet işgali sırasında, genel bir Sovyetleştirme ve Ruslaştırma politikasının bir parçası olarak Letonya topraklarına yönelik yapay ve yoğun bir sivil iş gücü ve askeri personel akınının tasarlanmış ve bu durumun Sovyetler Birliğinden Letonya’ya büyük ölçekli bir nüfus transferiyle sonuçlanmış” olduğu hususunda ihtilaf bulunmamaktadır (bk. mevcut kararda 171. paragrafta yer alan Hükümet görüşleri). Hükümet, “bu tür nüfus transferlerinin uluslararası hukuk uyarınca yasak olduğunu” savunmuştur (bk. aynı yerde). Bizler, bu nitelendirmenin doğruluğundan şüphe etmemekteyiz. Yine, onlarca yıl devam eden işgal boyunca Letonya’nın yerli nüfusunun maruz kaldığı ıstırabı ve bağımsızlığın yeniden tesisini takip eden sınamaları önemsiz görmemekteyiz. Şu anda Avrupa’da meydana gelmekte olan trajik gelişmeler, ileride karşılaşılacak olası sınamaların var olduğuna işaret etmektedir.
Ancak, göç politikasından sorumlu olanın, organları aracılığıyla hareket eden bir Devlet olan Sovyetler Birliği olduğu gerçeği bakidir. Bu bağlamda, somut tarihte Sovyet vatandaşlarının, çoğunlukla kendi tercihlerinden ziyade Devlet makamlarınca zorunlu olarak yerleştirildikleri işler nedeniyle SSCB topraklarının tamamında seyahat ettikleri gerçeği, davalı Hükümet tarafından itiraz konusu yapılmamıştır. Başvuranların Sovyet göç politikasıyla uyumlu bir şekilde hareket etmeleri nedeniyle suçlanmaları için herhangi bir sebep görememekteyiz.
Vatandaşlar ile vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilere yönelik muameleler arasındaki başvuruya konu edilen farklılıkta ortaya çıkan sorun; bu uygulamanın, Sovyetler Birliğinin hukuka aykırı eylemlerini, Letonya’nın işgali esnasında buraya taşınan tüm eski Sovyet vatandaşlarına - Letonya’ya yerleşmelerinde şahsen ne düzeyde sorumluluk sahibi olduklarına bakılmaksızın - atfediyor olmasıdır.
Dolayısıyla bizim kanaatimiz, sırf uyrukları yüzünden tüm eski Sovyet vatandaşlarının Letonya’ya karşı hukuka aykırı eylemlerde bulundukları varsayımına varılamayacağı yönündedir (benzer yönleri açısından bk. yukarıda anılan Ribać, §§ 63-64). Başvuruya konu mevzuat, eski Sovyetler Birliği vatandaşı olarak doğmuş bulunan (Letonyalı olmayan) herkesin doğuştan gelen bazı “asli günahlara” sahip olduğu düşüncesini doğurmakta ve bu nedenle Letonya vatandaşlarına tanınan belirli ayrıcalıklardan faydalanmamaları gerektiği sonucuna ulaştırabilmektedir. Bizler, bu varsayımı, herkesin bireysel haklara ve bireysel sorumluluklara sahip olduğu düşüncesiyle bağdaştırmakta güçlük çekmekteyiz (ayrıca bk. Hâkim Seibert-Fohr ve diğerlerinin muhalif görüşünde 6. paragraf).
- İkinci olarak çoğunluk, vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin “Letonya vatandaşlığı elde edebilmeleri veya yasal bağlar kurabilecekleri başka bir Devlet seçebilmeleri” olanağının varlığına dikkat çekmektedir (bk. mevcut kararda 215. paragraf). Çoğunluk, buradaki “kişisel tercih unsurunun”, “özellikle de ayrıcalıklar, hak edişler ve mali haklar söz konusuysa” önem arz ettiği kanaatindedir (bk. aynı yerde). Çoğunluğun kanaati, “‘vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişi’ olarak kalmak ile vatandaşlığa girmek arasındaki tercihin - bilhassa [başvuranların] bu seçenekten faydalanmak için kullanabilecekleri çok uzun bir zamanları olduğu da göz önünde bulundurulduğunda - sabit bir durumdan ziyade kişisel bir arzu meselesi olduğu” yönündedir (bk. aynı yerde).
Böylece çoğunluk, - bunu açıkça kabul etmemekle birlikte - Andrejeva kararının basit ama kuvvetli olan mantığından ayrılmaktadır. Adı geçen kararda Mahkeme, şu noktayı vurgulamıştır: “Mahkeme, başvuranın talep ettiği emekli aylığının tamamını elde edebilmesi için Letonya vatandaşlığına geçmesinin yeterli olacağı şeklindeki Hükümet savunmasını kabul edemeyecektir. Sözleşme’nin 14. maddesiyle öngörülmüş olan ayrımcılık yasağı, ancak her somut olayda başvuranın ilgili hükümde sayılan kriterlere dair bireysel durumunun aynen mevcut hâliyle dikkate alındığı takdirde bir anlam kazanmaktadır. Aksi doğrultuda, söz konusu faktörlerden yalnızca birini değiştirerek - örneğin vatandaş olarak - ayrımcılıktan kurtulabileceği gerekçesiyle mağdurun taleplerinin reddedilmesi durumunda ise 14. maddedeki hakkın özü yok olacaktır.” (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 91, italik vurgu eklenmiştir; benzer bir gerekçelendirme için bk. Muñoz Díaz/İspanya, no. 49151/07, § 70, AİHM 2009).
Bu mantık uyarınca, vatandaşlık başvurusu yapmamış olmanın, ilgili Devletin vatandaşlarına ayrılan bir faydanın kişiye sağlanmamasının orantılılığını değerlendirirken ilgili bir faktör teşkil ettiği söylenemez (benzer yönleri açısından bk. Kurić ve Diğerleri/Slovenya [BD], no. 26828/06, § 393, AİHM 2012 (alıntılar)).
Genel olarak ayrımcılık davaları ile ilgili Andrejeva kararındaki mantığın mevcut davada terk edilmesini oldukça sorunlu bulmaktayız. Çoğunluğun yaptığı gerekçelendirme, ayrımcılık yasağının doğrudan özüne zarar verme riski taşımaktadır. Bu dava uyruk/vatandaşlık ile ilgilidir. Çoğunluğun bu gerekçelendirmeyi, değişmez olmayan yasaklı dayanaklardan başka hangilerine uygulamaya hazır olduğunu da merak etmekteyiz. Bu, bizlere tehlikeli ve olumsuz sonuçlara yol açabilecek bir yol gibi görünmektedir.
- Vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin durumuyla ilgili olarak çoğunluk tarafından benimsenen kişisel seçim mantığı, her hâlükârda, ancak bağımsızlığın yeniden tesis edilmesinden bu yana bu grubun vatandaşlığa erişimi nispeten sorunsuz ve kolay olsaydı geçerli olurdu. Bununla birlikte, vatandaş olmayanların uzun yıllar boyunca karşılaştıkları vatandaşlığa kabul ile ilgili zorlukların, Letonya vatandaşlığa kabul hukuku ve politikasının ne ölçüde eleştirildiğinin ve Avrupa Konseyi de dâhil olmak üzere Avrupa toplumunun ve uluslararası toplumun bu konuda bir değişiklik yapılması yönündeki istikrarlı çabalarının kararda sessiz sedasız geçiştirilmesi dikkat çekicidir (yakın tarihli iki genel değerlendirme için bk. Avrupa Parlamentosu Dilekçe Komitesi, Estonya ve Letonya’da Demokratik Dönüşüm ve Dilsel Azınlıklar, Nisan 2018 ve K. Krūma, Vatandaşlık Hukuku Ülke Raporu: Letonya, EUDO Vatandaşlık Gözlemevi, EUI, 2015 ve burada anılan kaynaklar).
Son olarak, başvuranlar Letonya vatandaşlığını elde etseler bile, sadece gelecekte diğer vatandaşlar gibi muamele göreceklerdir. Vatandaşlığa kabul edilmelerinden önceki yıllardaki muamele farkı, emekli aylıklarının miktarı en başından itibaren uygulanmak üzere (ex tunc) olarak yeniden hesaplanmayacağından, geriye dönük olarak ortadan kalkmayacaktır (bk. mevcut kararda 67. paragraf).
- Ayrıca, çoğunluğun vatandaşlık elde etme olanağına yaptığı göndermenin arkasında yatanın, bir Devlet ile sosyo-ekonomik hakların sağlanmasıyla sonuçlanan bağların başlıca - hatta belki de yalnızca - vatandaşlık ile kurulabildiği şeklindeki zımni varsayım olduğunu not etmek isteriz. Bu, Mahkemenin süregelen içtihadına ters düşmektedir.
Bir ülkede yasal olarak ikamet, özellikle de uzun yıllar boyunca ikamet hâli, bazı bağlar oluşturmasının yanı sıra ilgili Devlet için belli yükümlülükler de getirmektedir. Sözleşme’nin 1. maddesine göre Devletler “kendi yetki alanları içinde bulunan” herkesin Sözleşme’yle güvence altına alınan insan haklarını korur; yani insan haklarına saygı yükümlülüğünün yalnızca vatandaşlara yönelik olmadığı açıktır (ayrıca bk. Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin 8. maddesi). Prim katkısına dayalı olmayan faydaları hak ediş, faydalanıcının ilgili Devlet topraklarında asgari bir süre boyunca ikamet etmiş olması şartına veya başka yasal koşulların sağlanmasına elbette bağlanabilir (ayrıca bk. Hâkim Seibert-Fohr ve diğerlerinin muhalif görüşünde 9. paragrafta Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin başlangıç kısmına yapılan atıf).
Vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler, Letonya’da yasal şekilde mukimlerdir. Letonya’nın 1991 yılında bağımsızlığını yeniden tesis etmesinden önce gelen bu kişilerin Letonya’ya gelişlerinin üzerinden onlarca yıl geçmiştir. Letonya’da ikamet ettikleri uzun yıllar boyunca, içinde yaşadıkları ülkeyle kaçınılmaz olarak bazı bağlar inşa etmişlerdir (bk. yukarıda 2. paragraf). Nitekim - mevcut kararda da tekrar edildiği üzere - Andrejeva kararında yer alan, bu kişilerin benzer durumda oldukları yönündeki kabul de onların bu derin bağlarına dayanmaktadır.
- Çoğunluk tarafından dikkate alınan üçüncü unsur; şikâyete konu farklı muamelenin “yalnızca” mevzubahis emeklilik sisteminin hayata geçirilmesinden önce (yani ülkenin “yarım asır boyunca hukuka aykırı şekilde işgali ve ilhakı” esnasında) ve Letonya dışında, “başvuranların Letonya’ya yerleşmelerinden veya bu ülkeyle başka herhangi bir bağ kurmalarından önce” tamamlanan çalışma sürelerini etkilediği hususudur (bk. mevcut kararda 216. paragraf).
Emeklilik faydalarının, başvuranlar bunlardan yararlanmaya uygun hâle geldikleri ana kadar tamamlanan çalışma sürelerine dayanması gayet normaldir. Yaşlılık aylığının tabiatı bunu gerektirir. Burada önemli olan, emeklilik sisteminin Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesis edilmesinden sonra Letonya kanun koyucusu tarafından oluşturulmuş olması ve başvuranların, emeklilik ödemelerine hak kazandıkları tarihten bu yana, yani Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesis edilmesinden sonra ve sırasıyla 31, 59, 21 ve 18 yıl Letonya’da ikamet ettikten ve orada çalıştıktan sonra, söz konusu muamele farklılığının etkilerine maruz kalmalarıdır (bk. kararda 21-22, 25-27, 29-30 ve 34-35. paragraflar). Başvuranların Letonya’ya gelmeden önceki durumları ile o dönemde Letonya’da ikamet eden kişiler arasındaki fark ne olursa olsun, başvuranların şikâyetlerinin konusu, Letonya’nın bağımsızlığının yeniden tesis edilmesinden ve Letonya’ya yerleşmelerinden sonra Devlet Emeklilik Yasası kapsamındaki durumlarıdır (benzer yönleri açısından bk. yukarıda anılan Kurić ve Diğerleri, § 391).
- Bu bağlamda çoğunluğun, başvuranların durumunu, Mahkemenin Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine karar verdiği British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri/Birleşik Krallık (no. 44818/11, 15 Eylül 2016) davasındaki Gurka askerlerinin durumuna benzetme yoluna gittiğini not etmekteyiz. Buna karşın bizler, herhangi bir benzerlik görmemekteyiz.
Gurka askerlerinin İngiliz Ordusu bünyesinde görev yaptıkları ve görevdeki diğer askerlerden farklı bir muameleye tabi oldukları doğrudur. Daha somut olarak belirtmek gerekirse; bu kişilerin askeri emekli aylıklarının hesaplanmasında, 1 Temmuz 1997 tarihinden önceki hizmet yılları sadece kısmen dikkate alınırken, diğer askerlerin askeri emekli aylıklarının hesaplanmasında bu yıllar tam olarak dikkate alınmıştır. Ancak Gurka askerleri Nepal vatandaşlığına sahiptir. Ayrıca 1 Temmuz 1997 tarihi de, o zamana kadar Hong Kong’da bulunan ana üslerinin Birleşik Krallık’a taşındığı tarihtir. Gurka askerleri ancak bu tarihten itibaren Birleşik Krallık’a yerleşmek için başvuruda bulunabilmişlerdir. Mahkemenin de belirttiği gibi, 1 Temmuz 1997 tarihinden önce bu askerlerin “Birleşik Krallık’la hiçbir bağları ve ordudan terhis edildikten sonra oraya yerleşme beklentileri yoktu” (bk. yukarıda anılan British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri, § 85).
Gurka askerlerinin durumu, yukarıda ana hatlarıyla belirtilen ve on üç yıl önce Andrejeva kararında vurgulanan nedenlerle, mevcut davadaki başvuranlar gibi şikâyetçilerin durumundan bariz bir şekilde farklıdır.
- Son olarak, çoğunluğa göre başvuru konusu farklı muamele, “ne başvuranların bireysel çalışma geçmişinden bağımsız olarak Letonya hukukunca tanınan temel emeklilik faydalarına hak kazanmalarıyla ilgilidir, ne de söz konusu çalışma süreleri bakımından başvuranların ödedikleri katkı paylarına bağlı faydalardan yoksun kalma yahut bunlarda başka bir kayıp yaşama sonucunu doğurmaktadır” (bk. mevcut kararda 217. paragraf).
Bizler de buna itiraz etmemekteyiz. Aslında muameledeki farklılık sadece temel emekli aylığına getirilen bir ilave miktar ile ilgilidir.
Ancak Mahkemenin gündemindeki soru, davalı Devletin sınırlı bir kaynağı farklı kategorilerdeki davacılar arasında adil bir şekilde paylaştırarak (benzer yönleri açısından bk. Bah/Birleşik Krallık, no. 56328/07, §§ 48-50, AİHM 2011) herkes için uygun bir standart sağlayıp sağlamadığı değildir. Mesele, daha genel olarak, “vatandaş” olarak kabul ettiği yerleşiklere bir emekli aylığı ek ödemesi tahsis edip edemeyeceği ve emekli aylıklarının hesaplanması bakımından, uyrukları hariç benzer bir durumda oldukları kabul edilen sürekli yerleşik kişilere farklı şekilde muamele edip edemeyeceğidir.
- Orantılılık değerlendirmesi ile ilgili olarak kısaca değinmek istediğimiz bir başka husus daha bulunmaktadır. Mahkeme önünde Hükümet, Letonya’nın “anayasal kimliğine” dayanmıştır (bk. mevcut kararda 176, 196 ve 198. paragraflar).
Bu bağlamda, bunun da potansiyel olarak tehlikeli ve olumsuz sonuçlara yol açabilecek bir yol olmasından korkmaktayız. Bir Devletin anayasal kimliğinin önem arz ettiğine ya da belirli durumlarda bu tür mülahazalara dayanılması gerektiğine karşı çıkmamaktayız. Fakat bir devletin anayasal kimliği, genellikle, onun temelini oluşturan siyasi ve anayasal yapılarıyla ilişkilendirilir. Mahkemenin - bağımsızlığın yeniden tesis edilişinden on dokuz yıl sonra - Andrejeva kararını verdiği 2009 yılında ve hatta 2022 yılında Letonya’nın, artık sayıları iyice azalmış olan sürekli yerleşik kişiler kategorisini etkileyen emekli aylığı ek ödemesinin hesaplanmasına ilişkin farklı muameleyi anayasal kimliğine atıfta bulunarak haklı göstermeye devam edebileceğini kabul etmek bizler için oldukça güçtür. Mahkeme, Letonya ile ilgili kararlarında, Letonya’nın anayasal kimliğine dokunan, bağımsızlığın yeniden tesis edilmesinin ardından yaşanan zorluklara ve tarihinin kalıntılarına ilişkin sorulara hassasiyetle yaklaşmıştır (örneğin; ulusal parlamentoya seçilmekten men edilmeye ilişkin bk. Ždanoka/Letonya [BD], no. 58278/00, AİHM 2006-IV veya vatandaş olmayan bir siyasi aktiviste Letonya vatandaşlığı verilmemesi hakkında Petropavlovskis/Letonya, no. 44230/06, AİHM 2015). Bahse konu emekli maaşı ek ödemesiyle ilgili olarak aynı takdirin gösterilmesini ve bunun devamında takdir payının genişletilip yargısal denetimin hafifletilmesini haklı göstermek zordur. Gözlemlediğimiz kadarıyla çoğunluk, aynı zamanda, Andrejeva davasındaki (tek) muhalif görüşten bu konunun kapsamlı bir şekilde tartışıldığı açıkken, 2009 yılında Büyük Dairenin, Anayasa Mahkemesinin 2011 tarihli kararında vurguladığı Devletin sürekliliği argümanlarından habersiz olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Bize öyle geliyor ki, 2009 yılındaki kararı veren seleflerimiz, bağımsızlığın yeniden tesis edilmesinin ardından demokrasiye geçiş sürecinde karşılaşılan güçlükler konusunda, kendilerine layık görülenden çok daha fazla bilinçliydiler. Ayrıca Avrupa, bazı Devletlerin anayasal kimliklerine ilişkin argümanları çeşitli amaçlarla nasıl kötüye kullandığını veya araçsallaştırdığını artık çok iyi bilmektedir.
-
Ekonomik sistemin korunmasına ilişkin unsur
-
İzlenen ikinci amaçla ilgili olarak çoğunluk, “bağımsızlığın yeniden tesisinin ardından karşılaşılan özel zorluklar ve Letonya yetkili makamlarının yüzleştiği karmaşık politika tercihleri[ne]” atıfta bulunmaktadır. Kanun koyucunun hak kazanımına esas alınacak çalışma sürelerinin kapsamını belirlemesi gerekmiştir ve bu durumun alınacak faydaların seviyesi ve bu aylıkları fonlamak için gereken katkı payları üzerinde bir etkiye sahip olması kaçınılmazdır. Çoğunluk, sosyal refah sistemlerindeki ödünleşme ve dengeleme çalışmalarına karar verilirken ulusal makamlara genel olarak tanınması gereken “geniş” bir takdir payından bahsetmektedir (bk. mevcut kararda 218. paragraf).
Bizler, o dönemde Letonya Devleti tarafından karşılaşılan zorlukların tamamıyla farkındayız (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 86). Ancak, vatandaşlar ve vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler arasındaki muamele farklılığının temel emeklilik faydalarıyla değil, bu faydalara getirilen bir ek ödeme ile ilgili olduğunu yinelemek isteriz. Çoğunluk tarafından değinilen ödünleşmeler, o dönemde temel emeklilik faydalarının düzenlenmesiyle oldukça ilgili olsaydı dahi, ek ödemenin verilmesi kararı, mali bir hesaplamayla çok az ilgisi olan ya da hiç ilgisi olmayan değerlendirmelere dayanıyordu.
Her hâlükârda, Anayasa Mahkemesinin başvuranların davasında kararını verdiği ve Andrejeva’yı uygulamayı reddettiği 2011 yılına gelindiğinde Letonya, Avrupa Birliği’ne tamamen entegre olmuş ve ekonomik olarak başarılı bir Üye Devlet ve demokrasiye, temel haklara saygıya ve hukukun üstünlüğüne bağlı daha geniş bir Avrupalı Devletler topluluğunun önemli bir üyesi hâline gelmiştir. Geçiş döneminde karşılaşılan sorunlara ilişkin olarak daha önce reddedilmiş olan argümanın artık aynı ağırlığı taşıyamayacağı bizim nazarımızda açıktır (ayrıca bk. Hâkim Seibert-Fohr ve diğerlerinin muhalif görüşünde 3. paragraf). Çoğunluğun, geçen zamanın etkilerini göz ardı etmesinden ve her hâlükârda, Hükümetten, dayanak olarak sunmaya devam ettiği ekonomik zorluklara ilişkin somut ayrıntılar talep etmemesinden üzüntü duymaktayız.
-
Sonuç
-
Yukarıda açıklanan nedenlerle bizler, Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine ikna olamamaktayız. Mahkemenin Andrejeva kararında vardığı sonuçtan ayrılması için bir sebep görmemekteyiz.
-
Bu noktada geçmişle yüzleşmeye ilişkin sorunların ciddiyetinin bilincinde olduğumuzu da eklemek isteriz. Geçmiş, Letonya toplumu için olduğu gibi, her toplum için büyük bir meydan okuma teşkil edebilir.
Bununla birlikte, mevcut kararın işleri daha iyiye götürmeyeceğinden veya bu meydan okumalarla yüzleşme sürecini kolaylaştırmayacağından endişe duymaktayız.
HÂKİMLER TURKOVIĆ, LUBARDA VE CHANTURIA’NIN İŞTİRAKLERİYLE,
HÂKİM SEIBERT‑FOHR’UN MUHALİF GÖRÜŞÜ
I. Andrejeva/Letonya kararından ayrılmak için gerekçe bulunmaması
-
Üzülerek belirtmek isterim ki, çoğunluğun ihlal bulunmadığı yönündeki tespitine katılmam mümkün değildir. Mevcut karar, benzer olaylara dayanan Andrejeva/Letonya ([BD], no. 55707/00, AİHM 2009) davasında Mahkemenin verdiği hükmü tersine çevirmektedir. Anılan davada Büyük Daire, Letonya dışında tahakkuk eden çalışma süreleri bakımından Letonya’da “vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişiler” ile Letonya vatandaşları arasında yapılan ayrımın, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Mevcut davada Letonya Anayasa Mahkemesi 17 Şubat 2011 tarihli kararında, olgusal koşulların Andrejeva davasından önemli ölçüde farklı olduğunu öne sürmüş; zira Natālija Andrejeva’nın SSCB merkezi hükümetinin yetkisi altında bulunan bir işletmede veya bir Birlik işletmesinde istihdam edildiğini, oysaki çalıştığı bölge departmanının Letonya topraklarında bulunduğunu belirtmiştir (bk. mevcut kararda 51. paragraf). Ancak bu husus, Mahkemenin Andrejeva/Letonya davasında genel bir soru olarak ele aldığı “başvuranın, eski SSCB topraklarında bulunan ancak Letonya dışında yer alan işletmelerdeki hizmet yıllarına ilişkin olarak Letonya Devleti’nden emekli aylığı alma menfaatinin, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ‘kapsamına’ veya ‘alanına’ girip girmediği” ile ilgili gerekçelendirmeyle ilgili değildir (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 75). Mahkeme, orantılılık incelemesinde de (aynı yerde §§ 87‑92), ulusal makamların, başvuranın Letonya dışında geçirdiği çalışma yıllarını dikkate almayı reddettiği gerçeğini münhasıran ele aldığı bu özel hususa dayanmamıştır (bk. yukarıda anılan Andrejeva, § 87). Bu nedenle Letonya Anayasa Mahkemesi tarafından Andrejeva kararına getirilen bu dar yorumu kabul etmem mümkün değildir (aynı sonuç için bk. Hâkimler O’Leary, Grozev ve Lemmens’in muhalif görüşünde 4. paragraf).
-
Martinie/Fransa [BD] (no. 58675/00, AİHM 2006-VI) davasında Mahkeme, davalı Hükümet tarafından önceki bir kararın (Kress/Fransa [BD], no. 39594/98, AİHM 2001‑VI) dar yorumlandığı iddiasını da ele almak durumunda kalmış ve Büyük Daire burada şu ifadeleri kullanmıştır:
“Hâl böyleyken Mahkeme, önceki kararlarını takip etmekle resmi olarak yükümlü olmasa da hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve kanun önünde eşitlik ilkeleri adına, önceki davalarda ortaya konan emsallerden iyi bir sebebi olmaksızın ayrılmaması gerektiğini yineler – Sözleşme her şeyden önce insan haklarının korunmasına yönelik bir sistem olmakla birlikte, Mahkemenin Sözleşmeci Devletlerdeki değişen koşulları dikkate alması ve örneğin ulaşılacak standartlar konusunda ortaya çıkacak her türlü fikir birliğine karşılık vermesi gerekse dahi, bu kabul geçerlidir (bk., örneğin, Chapman/Birleşik Krallık [BD], no. 27238/95, § 70, AİHM 2001‑I ve Christine Goodwin/Birleşik Krallık [BD], no. 28957/95, § 74, AİHM 2002‑VI).”
- Mevcut davada, on yılı aşkın bir süredir 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin yorumlanmasında Mahkemeye emsal teşkil eden Andrejeva/Letonya davasındaki tespitlerden ayrılmak için iyi bir sebep bulunmamaktadır. Çoğunluk tarafından belirtilen ve Andrejeva davasında Hükümet tarafından sunulanlara benzer olan gerekçelerin hiçbiri, başvuruya konu muamele farklılığını Sözleşme’nin 14. maddesinin gerekliliklerine uygun hâle getirmemektedir. Andrejeva kararının üzerinden on üç yıl geçtiği ve bu süre zarfında Hükümet tarafından ileri sürülen ekonomiye ve geçiş sürecine ilişkin gerekçeler, yalnızca uyruğa dayalı bir muamele farklılığını haklı çıkarmak için daha da elverişsiz hâle geldiği düşünüldüğünde bu tespit daha da belirgin hâle gelmektedir (aynı sonuç için bk. diğer muhalif görüşte 12. paragraf).
II. Sözleşme’nin 14. maddesi: Uyruk temelli hukuki ayrımlar için aranan çok önemli gerekçeler
A. Sosyo-ekonomik bağlam
-
Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, sadece uyruk temeline dayalı bir muamele farklılığının Sözleşme’yle bağdaşır olduğunun söylenebilmesi için çok önemli gerekçelerin ortaya konması gerekmektedir (bk. Gaygusuz/Avusturya, 16 Eylül 1996, § 42, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1996‑IV; Koua Poirrez/Fransa, no. 40892/98, § 46, AİHM 2003‑X; yukarıda anılan Andrejeva, § 87; Luczak/Polonya, no. 77782/01, § 52, 27 Kasım 2007). Bu durum, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında da geçerlidir (bk. aynı yerde). Her ne kadar ekonomik veya sosyal politikaya ilişkin genel tedbirler bağlamında Devletlere tanınan takdir payı, sosyal veya ekonomik gerekçelerle neyin kamu yararına olduğunu takdir etme yetileri ve kendi toplumları ve toplumun ihtiyaçları hakkında doğrudan bilgi sahibi olmaları nedeniyle ilke olarak geniş olsa da, bu tür tedbirler yine de Sözleşme’de belirtilen ayrımcılık yasağını ihlal etmeyecek ve orantılılık kriterine uyacak şekilde uygulanmalıdır (bk. J.D. ve A/Birleşik Krallık, no. 32949/17 ve 34614/17, § 88, 24 Ekim 2019; yukarıda anılan Luczak, § 52; Fábián/Macaristan [BD], no. 78117/13, § 115, 5 Eylül 2017 ile bu kapsamda yapılan diğer atıflar). Diğer alanların yanı sıra, bu genel kural emeklilik konularında da geçerlidir (bk. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 65731/01 ve 65900/01, § 55, AİHM 2006‑VI ve Jurčić/Hırvatistan, no. 54711/15, § 64, 4 Şubat 2021).
-
Mahkeme, J.D. ve A/Birleşik Krallık davasında, ekonomik veya sosyal politika bağlamında, kanun koyucunun politika tercihine “açıkça makul bir temelden yoksun” olmadığı için saygı göstermeyi, ancak bir eşitsizliği gidermek için yürütülen bir planın bir parçasını oluşturan bir geçiş tedbirinden kaynaklanan bir muamele farklılığı iddiasının söz konusu olduğu durumlarla sınırlı olarak kabul edeceğini açıklamıştır (bk. yukarıda anılan J.D. ve A./Birleşik Krallık, § 88; ayrıca bk. yukarıda anılan Stec ve Diğerleri, §§ 61-66; Runkee ve White/Birleşik Krallık, no. 42949/98 ve 53134/99, §§ 40-41, 10 Mayıs 2007; Ponomaryovi/Bulgaristan, no. 5335/05, § 52, AİHM 2011 ile bu kapsamda yapılan diğer atıflar; British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri/Birleşik Krallık, no. 44818/11, § 81, 15 Eylül 2016). Diğer tüm davalarda, Mahkemenin yalnızca uyruğu temel alan bir muamele farklılığını Sözleşme’ye uygun olarak görebilmesi için çok önemli gerekçelerin ortaya konması gerekecektir (bk. tümü yukarıda anılan Gaygusuz, § 42; Andrejeva, § 87 ve Ribać, § 53).
B. “Çok önemli gerekçe” şartının altında yatan mantık
- Doğrudan uyruğa dayalı muamele farklılıklarını haklı çıkarmak için çok önemli gerekçelerin olması şartı, Sözleşme kapsamında korunan haklardan yararlanmada uyruğun belirleyici olmaması gerektiği fikrine dayanmaktadır. Sözleşme, bireyin belirli bir gruba ait olmasına veya belirli bir Devletin vatandaşlığına sahip olmasına bağlı olmayan bir bireysel haklar sistemine dayanmaktadır (aynı sonuç için bk. diğer muhalif görüşte 17. paragraf). Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamında, bir bireyin belirli bir sistemin dışında bırakılması için makul ve nesnel gerekçeler olduğunun gösterilmesi hâlinde, orantılılık ilkesi devreye girer (bk. yukarıda anılan Luczak, § 52). Amaca ulaşmak için kullanılan araçların amaçla makul bir orantılılık ilişkisi taşımaması durumunda, söz konusu ayrımın haksız olduğu kabul edilecektir (bk. yukarıda anılan Ponomaryovi, § 51). Bu nedenle, her amaç – kendi içinde ne kadar önemli olursa olsun – sadece uyruğa dayalı bir ayrımı haklı gösteremez. Bunun yerine, sosyo-ekonomik bağlamda bile böyle bir ayrım, izlenen amaç ile ilgili sınıflandırma arasında esaslı bir bağlantının varlığını gerektirir. Başka bir deyişle, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren faydalar bakımından doğrudan uyruğa dayalı bir muamele farklılığının mevcut olduğu durumlarda, Devletlerin, talep edilen fayda ile geçerli bir bağlantısının bulunmaması hâlinde ve muamele farklılığının gerçekten çok önemli bir gerekçeye dayanıp dayanmadığına ve gerekli olup olmadığına bakmaksızın uyruk temelinde ayrımcılık yapmasına izin verilmez. Daha ziyade, uyruk/vatandaşlık koşulu bu gibi durumlarda izlenen meşru amaca mukabil olmalıdır. Bu, ilgili konuyla yakın bir bağlantı kurulmasını ve muameledeki farklılığın izlenen amaca göre uyarlanmasını gerektirir.
C. Sosyal-ekonomik bağlamda çok önemli gerekçeleri değerlendirme kriterleri
- Buna göre Sözleşme, belirli sosyal yardımları finanse eden veya sübvanse eden Devletleri, vatandaşı olmayan kişiler bakımından, yararlanıcılar ile talep edilen faydalar arasında yeterince yakın bir bağ olmasını şart koşmaktan alıkoymamaktadır. Vatandaş olmayan kişilerin bu tür yardımlar talep ettiklerinde bir ülkeyle ne ölçüde bağ kurduklarını dikkate almak meşru görülebilir (bk. yukarıda anılan British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri, § 84). Mahkeme özellikle, bir Devletin, sosyal yardım programları, sosyal faydalar ve sağlık hizmetleri gibi yoğun kaynak gerektiren kamu hizmetlerinin, kural olarak bu hizmetlerin finansmanına katkıda bulunmayan yasa dışı veya kısa süreli göçmenler tarafından kullanımını kısıtlamak için meşru nedenleri olabileceğine karar vermiştir (bk. yukarıda anılan Ponomaryovi, § 54). Sosyal faydaları bir ülkedeki ikametin yasallığına ve uzunluğuna bağlı kılmak meşru olabilirken (bk. yukarıda anılan Koua Poirrez, § 47), çalışmaya dayalı faydaların, bunlardan yararlanmak için başvuranların programa yaptıkları katkılar ile daha genel olarak ülke ekonomisine katkıları dikkate alınmaksızın, yalnızca vatandaşlık şartına bağlanmasını haklı göstermek zordur (başvuranın emekli aylığı hak edişlerinin avans olarak ödenmesi şeklindeki acil destek talebinin uyruğu nedeniyle reddedildiği dava için bk. yukarıda anılan Gaygusuz, §§ 46-47; ayrıca başvuranın uyruğu nedeniyle çiftçilere yönelik sosyal güvenlik programına katılımının reddedildiği ve Mahkemenin başvuranın bir vergi mükellefi olarak daha önce bu programa katkıda bulunmuş olmasına önem atfettiği dava için bk. yukarıda anılan Luczak, §§ 49 ve 55). Dolayısıyla, Mahkeme tarafından bugüne kadar karara bağlanan davalar, çok önemli gerekçelerin öne sürülüp sürülmediğini belirlemek için Mahkemenin, diğer hususların yanı sıra, talep edilen faydanın konusunu, talep sahiplerinin ilgili programa katkıda bulunup bulunmadıklarını, ülkede yasal olarak ikamet edip etmediklerini ve bu ikametin süresini dikkate aldığını göstermektedir.
D. Katkı esaslı bir emeklilik sisteminde geçerli ayrımlar
-
Mevcut davada emeklilik sistemi, programın gelecekteki faydalanıcıları olarak Letonya’da çalışan herkes ve bu kişilerin işverenleri tarafından yatırılan katkı paylarıyla finanse edilmiştir. Başvuranlar, yatırdıkları katkı payları sayesinde emeklilik sistemine bağlanmışlardır. Letonya’da yasal olarak uzun süredir ikamet eden bu kişiler, hayatlarının önemli bir bölümünü çalıştıkları ve ekonomisine katkıda bulundukları bu ülkede geçirmişlerdir. Dolayısıyla, emeklilik başvurusunda bulundukları sırada sürekli yerleşik kişiler olarak Letonya ile kurdukları bağlar esaslı bağlardır. Letonya’ya üç yaşında gelen üçüncü başvuran, neredeyse tüm hayatını Letonya’da geçirmiş, sadece zorunlu askerlik hizmeti boyunca buradaki ikametine ara vermek zorunda kalmıştır.
-
Meslektaşlarımız gibi ben de, ülke dışında gerçekleşen çalışma sürelerini hariç tutan bir politikaya itiraz edilemeyeceğine inanıyorum (bk. mevcut kararda 201. paragraf ve diğer muhalif görüşte 3. paragraf). Bir Devletin belirli bir ülke dışında geçirilen süreleri borçlandırmayı tercih etmesi hâlinde, bir emeklilik programının, ülkeye taşınan bir kişinin çalışma hayatının büyük bir bölümünde o ülkede istihdam edilip edilmediğini ve dolayısıyla ülke ekonomisine ve genel olarak kalkınmasına katkıda bulunup bulunmadığını makul bir şekilde dikkate alabileceğini kabul ediyorum. Bu tür katkılar, ayrımları haklı çıkaracak ölçüde yeterli bir bağ oluşturacaktır. Ancak, sadece uyruğa dayalı bir ayrım bu amaca uygun değildir. Bu nedenle, emeklilik sisteminin katkı esaslı olduğunu göz önünde bulundurarak, davalı Devletin, yalnızca uyruğa dayalı olan muamele farklılığının bir Devletin kendi vatandaşlarına karşı özel sorumluluğu ile açıklanabileceği yönündeki savunmasını kabul etmem mümkün değildir. 1972 tarihli Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin Başlangıç bölümüne göre, Akit Devletlerin vatandaşlarına eşit muamele ilkesi, sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında vatansız kişiler (ve mülteciler) için de geçerlidir.
III. Geçiş dönemi koşulları ve 14. madde kapsamındaki önemi
-
Çoğunluğun tespitini davanın özel koşullarına, yani uzun bir işgal döneminin ardından belirli zorluklarla karşılaşan davalı Devletin sınırlı kaynaklarla bir emeklilik sistemi kurmuş olmasına yoğunlaştırdığını anlıyorum. Çoğunluk, davalı Devletin sözde geniş takdir payını, köklü değişiklikler bağlamında ve davalı Devletin bağımsızlığının yeniden tesisi sonrasında totaliter bir rejimden çıkış sürecinde olduğu bir dönemde alınan şikâyet konusu geçiş tedbirinin özel arka planından kaynaklandığı şeklinde açıklamaktadır (bk. mevcut kararda 211. paragraf). Kararda, yukarıda anılan British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri davasına atıf yapılmaktadır. Ancak bu noktada göz ardı edilen husus, dolaylı ayrımcılığın söz konusu olduğu mevzubahis davada, İngiliz sistemindeki geçmiş eşitsizlikleri düzeltmeyi amaçlayan şikâyet konusu tedbirlerin iyileştirici niteliğinin, Mahkemenin geniş bir takdir payını kabul etmesine yol açtığıdır (bk. aynı yerde § 81). Başvuranları İngiliz ordusunda görev yapan diğer askerlerden ayıran tek nokta, Gurka olarak, 1 Temmuz 1997 tarihinden önceki hizmet yıllarına ilişkin olarak her yıl için bir yıl esasına göre değil de aktüeryal değer üzerinden hak kazanmış olmalarıdır (bk. aynı yerde § 77). Bununla birlikte başvuranlar, (aynı İngiliz mevkidaşları gibi) tüm hizmet yıllarına ilişkin olarak emeklilik hakları elde etmişlerdir. Ayrıca, aktüeryal bazda hesaplamaya uyrukları nedeniyle değil, kendi ülkelerinde geçim maliyetinin daha düşük olması nedeniyle karar verilmiştir.
-
Uyruk temelinde doğrudan ayrımcılık içeren mevcut dava ise bundan farklıdır. Zira hem ilgili kanun hükmü uyarınca lehe muamele başvuranın uyruğuna bağlanmış, hem de Letonya’da çalışan ve emeklilik sistemine katkıda bulunan başvuranlar, Letonya vatandaşlığına sahip iş arkadaşlarıyla aynı geçim maliyetine tabidirler. British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri davasındakinin aksine, muameledeki farklılık, bir eşitsizliği düzeltmek amacıyla yürütülen bir planın bir parçasını oluşturan bir geçiş tedbirden kaynaklanmamaktadır. Letonya dışında tahakkuk eden çalışma sürelerinin tanınmasını isteyenlerin hiçbiri, davalı Devlet tarafından emeklilik planının düzeltmeye çalıştığı Gurka’ların muzdarip olduğuna benzer herhangi bir adaletsizlikten muzdarip değildir. Aksine, işgal döneminin sonunda, uyruklarına bakılmaksızın, emeklilik alacakları bakımından hepsi benzer durumdaydı.
-
Tarihsel bağlamın yeterince dikkate alınması gerektiği konusunda Hükümete katılmaktayım. Letonya Anayasa Mahkemesi tarafından vurgulandığı üzere, Letonya bağımsızlığını yeniden kazandıktan sonra SSCB’nin sorumluluklarını üstlenmek zorunda değildi (bk. mevcut kararda 203. paragraf). Letonya 1996 yılında emeklilik sistemini kurduğunda, SSCB Devlet Bankasının kaynaklarının paylaşılmadığı göz önüne alındığında (bk. mevcut kararda 55. paragraf), ciddi zorluklarla karşılaşmıştır (yukarıda anılan Andrejeva, § 86). Letonya’nın 1996 yılında - Letonya uyruklular yönünden ülke dışındaki çalışma sürelerinin de emekliliğe esas hesaplamaya dâhil edildiği - bir mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilik sistemini uygulamaya koymasıyla, artık 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesine uymakla yükümlü hâle gelmiştir. Hükümet, Sovyetler Birliğince yasa dışı işgal ve ilhak döneminde Letonya halkının maruz kaldığı adaletsizliğin, geçmişte ya da günümüzde Letonya vatandaşlığına sahip olmayan eski Sovyetler Birliği vatandaşlarının durumları dikkate alınmaksızın, uyruk temelinde yapılan söz konusu muamele farklılığını nasıl haklı çıkardığını açıklayamamıştır. Sözleşme’nin bireysel haklar sistemine dayandığı göz önünde bulundurulduğunda, Sovyetler Birliğinin Letonya’yı hukuka aykırı bir şekilde ilhak etmiş ve işgalci bir Devlet olarak yasa dışı eylemlerde bulunmuş ve bu hukuka aykırı işgali elli yıl boyunca sürdürmüş olması, Sovyetler Birliği tarafından uygulanan göç politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmış olsa bile, Letonya’ya yerleşmiş olan tüm eski Sovyetler Birliği tebaasına, yalnızca uyrukları temelinde aleyhte muamele yapılmasını haklı çıkarmaz. Söz konusu olan, Devletlerin geçmişteki yasa dışı eylemlerden fayda sağlamaması gerektiği şeklindeki ex injuria ius non oritur ilkesi kapsamında bir mesele değil, daha ziyade Sözleşme kapsamında yasaklandığı üzere bireylerin ayrımcılığa karşı korunması meselesidir. Sosyal konularda ikili anlaşmalar imzalanabilmesi, Sözleşme kapsamındaki bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz (bk. her ikisi de yukarıda anılan Andrejeva, § 90 ve, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Koua Poirrez, § 49).
-
Bağımsızlığın 1991 yılında yeniden tesis edilmesinden önceki dönemde Letonya sınırları dışında tahakkuk eden çalışma sürelerine ilişkin olarak geçiş hükümlerinde vatandaşlarla vatandaş olmayanlar arasında öngörülen muamele farklılığı, daha sonra emekli olduklarında hayatlarının büyük bir bölümünde Letonya’da ikamet etmiş ve çalışmış olan vatandaş olmayan kişilerin bile 1991 yılından önceki sürelerin mesleğe/çalışmaya bağlı emeklilikleri bakımından Letonya vatandaşlarıyla aynı esasa göre sayılmasını sağlayamadıkları bir durumla sonuçlanmıştır. Çalışanların bu katkı paylarının hem vatandaşlardan hem de vatandaş olmayanlardan eşit olarak alınması, uyruk temelli bir muamele farkı fikrine aykırı düşmektedir (benzer yönleri açısından bk. yukarıda anılan Luczak, § 55). Letonya dışında tahakkuk eden 1992 öncesi çalışma süreleri hem kronolojik hem de coğrafi olarak bu kişiler ile davalı Devlet arasında bir bağ oluşturmaya elverişli olmasa da, bu durum Letonya vatandaşları için de aynı şekilde geçerlidir. Bu dönemlerde Letonya dışında çalışan Letonyalılar, Letonya ekonomisine Letonya vatandaşı olmayanlardan daha fazla veya daha az katkıda bulunmamıştır. Dolayısıyla, işgal ve ilhak dönemi boyunca vatandaşları Letonya’ya bağlayan önceden var olan bağlar, vatandaş olmayan sürekli yerleşik kişilerin emeklilik maaşlarının hesaplanması amacıyla tartışmalı sürelerin hariç tutulmasından kaynaklanan muamele farklılığını haklı çıkaracak nitelikte değildir. Başvuranların sürekli yerleşik kişiler olarak emeklilik sistemine katkıda bulundukları göz önünde bulundurulduğunda, potansiyel yararlanıcılar ile talep edilen faydalar arasında yukarıda bahsedilen bağlantının kurulması için dikkate alınması gereken süre işgal süresi değil, başvuranların Letonya’da çalıştıkları ve sisteme katkı payı ödedikleri sürelerdir.
-
Bu nokta, vatandaşlığa kabul edilen bireylerin - Letonya ile olan geçmiş bağlarına bakılmaksızın - söz konusu süreleri saydırabildikleri düşünüldüğünde daha da önem kazanmaktadır. Hükümet, başvuranların Letonya vatandaşlığını elde ederek söz konusu muamele farklılığından kaçınmalarının mümkün olduğunu savunmaktadır. Emekli aylıklarının belirlenmesinden önce bu adımın atılması, tedbirin etkisini tamamen ortadan kaldıracak ve daha sonra atılsa bile emekli aylıklarının ancak geleceğe yönelik işler şekilde (ex nunc) yeniden hesaplanmasını sağlayacaktır. Ancak, eğer davalı Devlet, vatandaşlığa kabul edildikleri andan itibaren başvuranların emeklilik konularında Letonya vatandaşları gibi muamele göreceklerini kabul ediyorsa, bu durum, davalı Devletin devamlılığı doktrininin uygulanması amacıyla söz konusu farklılığın nesnel gerekliliği konusunda ciddi şüpheler doğurmaktadır. Bunun yerine muamele farklılığının, Hükümetin iddia ettiği gibi yararlanıcıların Letonya’nın ekonomisine ve kalkınmasına yaptıkları katkıya değil, yalnızca uyruğa dayandığını öne sürmektedir.
IV. Sonuç
- Özetle, Letonya Anayasa Mahkemesinin başvuruya konu uyruk temelli farklılığı haklı göstermek için öne sürdüğü argümanlar, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin gerektirdiği şekilde “çok önemli gerekçeler” teşkil etmemektedir. Doğrudan uyruğa dayalı bir muamele farklılığının gerekçelendirilmesinde, izlenen amaç ile yapılan ayrım arasında yakın ve uyarlanmış bir ilişki bulunması gerekir. Mevcut davada, yalnızca uyruğa dayalı olarak yapılan söz konusu ayrım, izlenen meşru amaca uyarlanmış değildir. Letonya kanun koyucusu tarafından 1996 yılında kurulan emeklilik sistemine ilişkin geçiş hükümlerinde getirilen araçlar ile izlenen meşru amaçlar arasında “makul bir orantılılık ilişkisi” bulunmadığından Mahkemenin, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle birlikte okunduğunda Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi gerekirdi.
EK
Başvuranların Listesi:
Başvuru no. 49270/11
| Sıra No. | Başvuranın Adı | Doğum Yılı | Uyruğu | İkamet Yeri |
|---|---|---|---|---|
| 1. | Jurijs SAVICKIS | 1939 | “Vatandaş olmayan” statüsü | Jūrmala |
| 2. | Genādijs NESTEROVS | 1938 | “Vatandaş olmayan” statüsü | Olaine |
| 3. | Vladimirs PODOĻAKO | 1948 | “Vatandaş olmayan” statüsü | Riga |
| 4. | Asija SIVICKA | 1946 | “Vatandaş olmayan” statüsü | Jūrmala |
| 5. | Marzija VAGAPOVA | 1942 | Rus | Riga |
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.