CASE OF HURBAIN v. BELGIUM - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BÜYÜK DAİRE
HURBAIN / BELÇİKA DAVASI
(Başvuru No. 57292/16)
KARAR
Madde 10 • İfade özgürlüğü • Bir gazete editörünün, ölümlü bir kazanın failinin “unutulma hakkı” adına, yirmi yıl önce yayımlanmış yasal bir haberin internet arşivini anonimleştirmeye zorlanması • Basın arşivlerinin bütünlüğünün korunması gereksinimi • İtibarına saygı hakkıyla bağlantılı özerk bir hak olan “dijital ortamda unutulma hakkının” kapsamının sınırlandırılması • Söz konusu çeşitli hakların dengelenmesi için kriter ve kuralların oluşturulması • Haberde anlatılan adli nitelikteki olayların niteliği ve ciddiyetinin, haberin güncelliğinin veya tarihi veyahut bilimsel ilgisinin bulunmamasının ulusal mahkemeler tarafından dikkate alınması • İlgili kişinin affedilmesi ve orijinal haberin yayımlanmasından bu yana geçen önemli süre göz önüne alındığında, haberin çevrim içi olarak serbestçe erişilebilir olmasının “sanal bir sabıka kaydı” oluşturabilmesi • Anonimleştirme, ilgili kişi açısından özel hayatının korunması için en etkili tedbiri teşkil etmekle birlikte, editör için fahiş ve aşırı bir yük oluşturmaz • Söz konusu menfaatlerin, ulusal mahkemeler tarafından Sözleşme’nin gereklerine uygun olarak dengelenmesi • Müdahalenin kesinlikle gerekli ve orantılı olana indirgenmesi
STRAZBURG
4 Temmuz 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
İçindekiler
BÜYÜK DAİRE
HURBAIN / BELÇİKA DAVASI
GİRİŞ.......................
USUL...................
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN BAĞLAMI
II. ULUSAL MAHKEMELER ÖNÜNDEKİ YARGILAMA
III. 25 EYLÜL 2014 TARİHLİ KARARIN İCRASI
İLGİLİ HUKUKÎ ÇERÇEVE VE UYGULAMASI
I. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
A. Anayasa
B. Medeni Kanun
C. 8 Aralık 1992 Tarihli Kişisel Verilerin İşlenmesi Bakımından Özel Hayatın Korunması Kanunu
D. Ceza Soruşturması Kanunu
E. Yargı Teşkilatı Kanunu
F. Ulusal mahkemelerin “unutulma hakkı” ile ilgili içtihatları
II. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TARAFINDAN KABUL EDİLEN METİN...............
III. AVRUPA KONSEYİNDE KABUL EDİLEN METİNLER
A. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin Sözleşme
B. Bakanlar Komitesi’nin R (2000)13 sayılı Tavsiye Kararı
C. Bakanlar Komitesinin R (2003)13 sayılı Tavsiye Kararı
D. Bakanlar Komitesinin R (2012)3 sayılı Tavsiye Kararı
IV. AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKU
A. Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi
B. Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesine İlişkin İlgili Avrupa Birliği Normları
C. ABAD’ın İlgili İçtihadı ve Kılavuz İlkeler
-
Google Spain SL ve Google Inc./Agencia Española de Protección de Datos (AEPD) ve Mario Costeja González (13 Mayıs 2014 tarihli karar, C131/12, -EU:C:2014:317)
-
“Google Spain ve Inc./Agencia Española de Protección de datos (AEPD) ve Mario Costeja González”, C-131/12 Davasında Avrupa Birliği Adalet Divanının Kararının İcrasına İlişkin Kılavuz İlkeler
-
Arama motoru operatörüne getirilen listelenmeme yükümlülüğüne ilişkin ön sorunlarla ilgili olarak ABAD tarafından 24 Eylül 2019 tarihinde verilen iki karar
-
TU ve RE/Google LLC (8 Aralık 2022 Tarihli Karar, C‑460/20, EU:C:2022:962)
V. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK VE UYGULAMA UNSURLARI
A. Sözleşmeci Devletler
B. Yüksek Fransız Mahkemelerinin İçtihadı
-
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12 Mayıs 2016 Tarihli Kararı
-
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 17 Şubat 2021 Tarihli Kararı
-
Fransız Danıştayının 6 Aralık 2019 Tarihli 13 Kararı
C. İngiltere ve Galler Yüksek Mahkemesinin (QB) 13 Nisan 2018 Tarihli NT1 ve NT2/Google LLC [2018] EWHC 799 Kararı
D. İspanyol Anayasa Mahkemesinin 4 Haziran 2018 Tarihli Kararı (No. 58/2018)
E. Alman Federal Anayasa Mahkemesinin (Bundesverfassungsgericht) ve Alman Federal Adalet Divanının (Bundesgerichtshof) İçtihadı
-
Federal Anayasa Mahkemesinin 6 Kasım 2019 Tarihli 1 BvR 16/13 Sayılı Kararı (Unutulma Hakkı I)
-
Federal Anayasa Mahkemesinin 6 Kasım 2019 Tarihli 1 Bvr 276/17 Sayılı Kararı (Unutulma Hakkı II)
-
Alman Federal Adalet Divanının 26 Ocak 2021 Tarihli Kararı (VI ZR 437/19)
F. İtalyan Yargıtayının İçtihadı
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. İlgili Dairenin Kararı
B. Tarafların İddiaları
- Başvuran
ii. Olay ve olgulardan, ilk yayından ve yayının internette yayımlanmasından bu yana geçen süre
iii. Haberin güncel yararı
iv. Unutulmayı talep eden kişinin tanınmışlığı ve olay ve olgulardan bu yana kişinin davranışı
v. Haberin internette bulunmaya devam etmesinden doğan olumsuz sonuçlar
vi. Dijital arşivlerde haberin erişilebilirlik derecesi
vii. Tedbirin ifade özgürlüğüne, daha açık olarak basın özgürlüğüne etkisi
d) Sonuç...........................
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
HÂKİMLER KŪRIS, GROZEV, EICKE VE SCHEMBRI ORLAND’IN DA KATILDIĞI HÂKİM RANZONI TARAFINDAN SUNULAN MUHALEFET ŞERHİ
Hurbain / Belçika davasında,
Başkan
Marko Bošnjak,
Hâkimler
Pere Pastor Vilanova,
Arnfinn Bårdsen,
Faris Vehabović,
Egidijus Kūris,
Iulia Antoanella Motoc,
Yonko Grozev,
Carlo Ranzoni,
Alena Poláčková,
Tim Eicke,
Jovan Ilievski,
Jolien Schukking,
Péter Paczolay,
Gilberto Felici,
Lorraine Schembri Orland,
Ana Maria Guerra Martins,
Frédéric Krenc
ve Büyük Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Johan Callewaert’in katılımıyla Büyük Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
9 Mart 2022, 23 Kasım 2022 ve 10 Mayıs 2023 tarihlerinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
10 Mayıs 2023 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
- Mevcut dava, Belçika’da yayımlanan günlük Le Soir gazetesinin editörü olan başvuranın, 1994 yılında meydana gelen ölümcül bir trafik kazasından sorumlu sürücü olan G.nin tam adının geçtiği bir haberin çevrim içi elektronik arşivinin “unutulma hakkı” adına, anonimleştirmeye mahkûm edilmesi ile ilgilidir. Başvuran, başvurusunda Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.
USUL
-
Belçika Krallığı aleyhine açılan davanın temelinde, Belçika vatandaşı Patrick Hurbain’in (“başvuran”), 26 Eylül 2016 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 57292/16) bulunmaktadır.
-
Başvuran, Brüksel Barosuna kayıtlı Avukatlar A. Berenboom ve S. Carneroli tarafından temsil edilmiştir. Belçika Hükümeti (“Hükümet”) ise, Adalet Federal Kamu Hizmetlerinden, temsilcisi I. Niedlispacher tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuru, Mahkemenin Üçüncü Bölümüne tahsis edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 52. maddesinin 1. fıkrası). Başvuru, 7 Eylül 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiştir. G.ye yazılı yargılamaya katılma izni verilmiştir (Sözleşme’nin 36. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44. maddesinin 3. fıkrası).
-
Başkan Georgios A. Serghides, Hâkimler Paul Lemmens, Georges Ravarani, María Elósegui, Darian Pavli, Anja Seibert-Fohr ve Peeter Roosma ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Milan Blaško’dan oluşan Üçüncü Bölüm, 22 Haziran 2021 tarihinde, oy birliğiyle, başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve bire karşı altı oyla Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Karara Hâkim Pavli’nin muhalefet şerhi eklenmiştir.
-
Başvuran 16 Eylül 2021 tarihinde Sözleşme’nin 43. maddesi bağlamında davanın Büyük Daireye gönderilmesi talebinde bulunmuştur. Büyük Daire heyeti, 11 Ekim 2021 tarihinde bu talebi kabul etmiştir.
-
Büyük Dairenin oluşumu, Sözleşme’nin 26. maddesinin 4 ve 5. fıkraları ile İç Tüzük’ün 24. maddesine uygun olarak belirlenmiştir.
-
Başvuran ve Hükümet, davanın esasına ilişkin yazılı görüşlerini sunmuşlardır (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 59. maddesinin 1. fıkrası).
-
Büyük Daire Başkanı, tamamı Article 19 örgütü tarafından temsil edilen on altı farklı kurum ve kuruluşa yazılı görüş sunma izni vermiştir (Sözleşme’nin 36. maddesinin 2. fıkrası ve İç Tüzük’ün 44. maddesinin 3. fıkrası). G., Daire önünde kendisine verilen müdahil olma izninin Büyük Daire önünde uzatıldığı konusunda bilgilendirilmiştir. Söz konusu müdahil taraflar Büyük Daire önünde görüşlerini sunmuşlardır.
-
Strazburg’da, İnsan Hakları Sarayında, 9 Mart 2022 tarihinde kamuya açık bir duruşma gerçekleştirilmiştir.
Mahkeme önünde hazır bulunanlar:
- Hükümet adına
I. Niedlispacher, Görevli
I. Leclercq, Eş görevli, Danışman;
- Başvuran adına
A. Berenboom, Avukat, Danışman
S. Carneroli, Avukat, Danışman.
Mahkeme, Berenboom ve Carneroli ile Niedlispacher ve Leclercq’i ifadelerini ve hâkimler tarafından yöneltilen sorulara verdikleri yanıtları dinlemiştir.
OLAY VE OLGULAR
-
Başvuran 1959 doğumlu olup Genappe’de (Belçika) ikamet etmektedir.
-
DAVANIN BAĞLAMI
-
Başvuran, Belçika’nın önde gelen Fransızca haber gazetelerinden biri olan Le Soir gazetesinin editörüdür.
-
1994 tarihli bir baskıda, birkaç gün önce meydana gelmiş olan bir dizi ölümcül trafik kazasını konu alan yirmi satırlık bir haberde, G.nin alkolün etkisi altındayken neden olduğu ve iki kişinin ölümü, üç kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan bir trafik kazası anlatılıyordu. Haberde, o dönemde doktor olan ve halen mesleğini icra eden G.nin tam adı verilmiştir. G. bu olaylar nedeniyle, 2000 yılında iki yıl erteli hapis cezasına mahkûm edilmiştir. G. cezasını çekmiş ve 2006 yılında affedilmiştir.
-
Gazete, 13 Haziran 2008 tarihinden bu yana, yukarıda sözü edilen ihtilaf konusu haber de dâhil olmak üzere 1989 yılından bu yana arşivlerinin elektronik versiyonunu internet sitesinde sunmaktadır. Arşivlerin internette yayımlandığı esnada ve ulusal mahkemeler önündeki yargılama sırasında, haberlere internet sitesinden ücretsiz olarak erişilebilmekteydi.
-
G.,15 Haziran 2010, 7 Temmuz 2010 ve 19 Ağustos 2010 tarihli mektuplarla, Le Soir gazetesinin sahibi olan Rossel et Compagnie Anonim Şirketinin (“A.Ş.”) hukuk departmanından bu haberin elektronik arşivlerinden silinmesini veya en azından anonimleştirilmesini talep etmiştir. G., talebini desteklemek için, doktor olduğunu ve gazetenin dahili arama motorunu ve Google’ı örnek göstererek, adı girildiğinde haberin arama motorlarının sonuçlarında göründüğünü belirtmiştir.Bu nedenle, işten çıkarılmaktan veya hastalarını kaybetmekten korktuğunu belirtmiş ve “haber verilen profesyonel bir cinayete” göndermede bulunmuştur.
-
Rossel et Compagnie A.Ş.nin hukuk departmanı 16 Haziran 2010 tarihinde, haberi arşivlerinden kaldırmayı reddetmiştir. Rossel et Compagnie A.S. 29 Aralık 2010 tarihinde, ihtilaf konusu haberin listelenmemesi için Google Belgium’un genel müdürüne taahhütlü mektupla ihtarda bulunmuştur. Daha sonrasında 24 Ocak ve 23 Şubat 2011 tarihlerinde taahhütlü mektupla hatırlatmalar gönderilmiştir. Başvuran, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde, bu girişimlerine yanıt alamadığını belirtmiştir.
-
G., 30 Mart 2012 tarihinde, Belçika’da Frankofon ve Germanofon medyanın özdenetim organı olan Gazetecilik Etik Kurulu (“GEK”) anlaşmazlığı sunmuştur. O dönemde, -www.lesoir.be internet sitesinin- arama motorunda, adı ve soyadı kullanılarak bir arama yapıldığında, 10 Kasım 1994 tarihli haberin altıncı sırada, yani sonuçların ilk sayfasında çıktığını belirtmiştir; G.ye göre, bu aslında www.lesoir.be internet sitesinde kendisinden bahseden tek haberdir. G., Google’da adı ve soyadıyla birlikte arama yapıldığında, çıkan ilk sonucun www.lesoir.be internet sitesindeki haber olduğunu da sözlerine eklemiştir.
-
CDJ, 18 Nisan 2012 tarihinde, anlaşmazlığın gazetecilik deontolojisiyle ilgili olmadığı değerlendirmesinde bulunarak talebin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Belçikalı basın editörleri tarafından elektronik basın arşivleri ile ilgili olarak uygulamaya konulan çözümleri, yani düzeltme hakkını (bilgilerin yanlış olması durumunda) ve elektronik iletişim hakkını (bilgilerin eksik olması durumunda) hatırlatmıştır.
-
ULUSAL MAHKEMELER ÖNÜNDEKİ YARGILAMA
-
G., 24 Mayıs 2012 tarihli mübaşir izhar varakasıyla, Medeni Kanun’un 1382. maddesine dayanarak, ihtilaf konusu elektronik basın arşivinin anonimleştirilmesi amacıyla başvuranı Neufchâteau İlk Derece Mahkemesine çağırmıştır. Aksi takdirde, başvuranın, gerçekten böyle bir anonimleştirmenin mümkün olmadığına dair çürütülemez teknik kanıt sunması halinde, G., başvuranın, gazetenin internet sitesinin arama motoruna girildiğinde ihtilaf konusu haberin sonuç olarak görünmesini engelleyecek şekilde çevrim içi versiyonunda indeksten çıkarma işaretleri eklemesine karar verilmesini talep etmiştir, G., başvurandan bu anlamda makul ve gerekçeli olarak nitelendirdiği bir talepte bulunmuş olmasına rağmen, başvuranın ihtilaf konusu haberi anonimleştirmeden veya indeksten çıkarma işaretleri eklemeden çevrim içi ortamda tuttuğunu ve bu şekilde bir kusur işlediğini ve “unutulma hakkını” ihlal ettiğini iddia etmiştir.
-
Başvuran, yazılı görüşlerinde, anonimleştirme tedbirine itiraz etmiş ve diğer hususların yanı sıra, G.nin, dava açma başvurusunda, haberin, adı ve soyadı kullanılarak yapılacak basit bir internet aramasıyla herkes tarafından erişilebilir olduğunu ileri sürmüş olup bu durum, başvurana göre, aslında arama motorlarının gücünün sorgulanması anlamına gelmekteydi. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu haberin listelenmemesi için Google arama motorunun yöneticisine ihtarda bulunduğunu ifade etmiştir. Ancak arama motoru kendi isteğiyle bunu yerine getirmeyi reddettiği için, başvuran, ihtilaf konusu haberin indekslenmesinin sorumlusu olarak buna itiraz etmenin davacıya düştüğü değerlendirmesinde bulunmuştur. Başvuran, örneğin, mahkemelerin düzenli olarak, Google’ı kişilerin özel hayatını ihlal eden içerikleri listeden kaldırmaya mahkûm ettiği Fransa’da uygulamanın bu şekilde olduğunu ileri sürmüştür. Basın editörlerinin aksine, Google’ın faaliyetlerinin tamamen ticari olduğunu, bilgi edinme hakkına veya arşivleme ve hatırlama yükümlülüğüne dayanamayacağını da eklemiştir.
-
İlk Derece Mahkemesi, 25 Ocak 2013 tarihli bir kararla, G.nin taleplerini kabul etmiştir. Başvuranın, haberin anonimleştirilmesinin mümkün olmadığına dair herhangi bir kanıt sunmadığını tespit ederek, ilgiliyi, ihtilaf konusu haberin gazetenin internet sitesindeki elektronik versiyonunda ve kendi sorumluluğu altındaki diğer veri tabanlarında G.nin adını ve soyadını X harfiyle değiştirmeye mahkûm etmiştir. Başvuranın, G.ye manevi tazminat olarak bir avro ödemesine ve G.nin masraflarını karşılamasına karar verilmiştir. Mahkeme, G.nin, kararının anonimleştirilmiş bir versiyonunun taraflara ve muhtemelen üçüncü taraflara iletilmesi ve kararın geçici olarak icra edilmesi yönündeki taleplerini reddetmiştir.
-
Başvuran, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.
-
Başvuran, yazılı görüşlerinde, diğer hususların yanı sıra, Le Soir gazetesi veri tabanının işleyişinin arşivlenmiş haberlerin değiştirilmesine ve dolayısıyla G. isminin X harfiyle değiştirilmesine imkân vermediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, ihtilaf konusu haberin harici arama motorları tarafından listelenmesini engelleyebilecek indeksten çıkarma işaretlerinin, ilgili site için sorun doğurabilecek teknik araçlar olduğunu ve bunların, bu motorların operatörleri tarafından kendisine sunulduğunu ve bir kullanıcı hesabı açmasını gerektirdiğini iddia etmiştir. Bu nedenle bu tedbire karşı çıkmıştır. Son olarak, Avrupa Birliği Adalet Divanının (“ABAD”) içtihadına göre, elektronik iletişimin filtrelenmesi ve engellenmesini gerektiren tedbirlerin erişilebilir, açık ve öngörülebilir bir ulusal yasal dayanak gerektirdiğine ve mevcut davada böyle bir dayanağın bulunmadığını belirtmiştir.
-
G., İstinaf Mahkemesine sunduğu özet görüşlerinde, ilk derece mahkemesi kararının onanmasını talep etmiştir.
-
Liège İstinaf Mahkemesi 25 Eylül 2014 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin kararını bütün hükümleriyle onamıştır. İstinaf Mahkemesi, tarafların, ulusal ve uluslararası normlar tarafından güvence altına alınan, ancak mutlak veya hiyerarşik olmayan ve eşit değerde olan temel haklara - başvuran için ifade özgürlüğü hakkı ve G. için özel ve aile hayatına saygı hakkı - sahip olduğunu açıkça belirterek başlamıştır. Mahkeme, muhakemesini Sözleşme’nin 8. ve 10. maddelerine dayandırmıştır.
-
İfade özgürlüğü ilkesinden sapabilmek için gereken yasallık kriteri ile ilgili olarak, İstinaf Mahkemesi, “unutulma hakkının” ulusal içtihat ve doktrin tarafından Sözleşme’nin 8. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 17. maddesi ve Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan özel hayata saygı hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edildiğini kaydetmiştir. İstinaf Mahkemesine göre bu durum, ifade özgürlüğü ilkesinden sapmaya imkân veren yasallık kriterini karşılamak için yeterliydi. İstinaf Mahkemesi, Medeni Kanun’un 1382. maddesinin açık ve öngörülebilir bir yasal dayanak olmadığını savunan başvurana katılamayacağı kanaatindedir. Bu hükmün olağan kamu hukuku sorumluluğu oluşturduğunu ve basın organları için uygulanabilir olduğunu, basın organlarının, basın özgürlüğünün kullanılmasının başkalarının haklarının ihlalinden kaynaklanan bir zarara neden olması halinde sorumlu tutulabileceklerini bilmemelerinin mümkün olmadığını belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesinin de hatırlattığı üzere, Belçika doktrini ve içtihadı tarafından yorumlandığı şekliyle Medeni Kanun’un 1382 ve devamı maddelerinin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında yeterince erişilebilir, açık, kesin ve öngörülebilir bir kanun teşkil ettiğini eklemiştir.
-
Ardından, başvuranın, G.nin davasının, kendisine karşı yanlışlıkla açıldığın; zira arama motorları operatörlerine karşı açılması gerektiği yönündeki iddiasını reddetmiştir:
“İhtilaf konusu haberin arama motorlarında indekslenmesi aslında yalnızca Le Soir gazetesinin veri tabanında anonimleştirilmemiş bir biçimde ve herhangi bir indeksten çıkarma işareti olmaksızın bulunması nedeniyle mümkündür. Yukarıda da belirtildiği üzere, [G.], adı ve soyadının belirtilmesine dayanarak elde edilen arama motorları sonuçlarında kendisini gizleyecek nitelikte bir çözüm olan, kendisiyle ilgili haberin anonimleştirilmesini sağlamak amacıyla basın editörüne karşı dava açması kabul edilebilirdir.”
- Başvuranın görüşüne göre, mevcut davada uygulanabilir olmayan “unutulma hakkı” ile ilgili olarak, İstinaf Mahkemesi şunları vurgulamıştır:
“Unutulma hakkının, bir kişinin adli geçmişinin basın tarafından yeniden ifşa edilmesiyle bağlantılı geleneksel yönünün yanı sıra, dijital verilerin ve özellikle de internetteki verilerin silinmesiyle bağlantılı ikinci bir yönü daha bulunmaktadır.
Gazetecilik arşivlerinin dijitalleştirilmesiyle ilgili olan mevcut dava, unutulma hakkının ikinci yönü olan dijital olarak unutulma hakkı kapsamına giren bir meseledir. Bu dijital olarak unutulma hakkı, bir bireyin kendisiyle ilgili verilerin ve daha spesifik olarak çevrim içi olarak yayımlanan verilerin belirli bir süre sonra silinmesini talep etme imkanını amaçlamaktadır. Amaç artık eski olayların gün ışığına çıkmasını önlemek ya da cezalandırmak değil, internette mevcut olan bilgilerin kaldırılmasını sağlamaktır (...).
Dijital unutulma hakkı, yakın zaman önce Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından kabul edilmiştir (ABAD (gr.ch.), 13.05.2014, aff. C-131/12).
Bu kararda mahkeme, bilginin yeniden ifşa edilmesiyle bağlantılı koşulun, bir bilgiyi “ön sayfaya” koyan, aksi takdirde ağda görünmeyecek olan, arama aracının etkisinden kaynaklandığı değerlendirmesinde bulunmuştur (...).
Şüphesiz, bu karar, bir İspanyol vatandaşı ile bir arama motoru operatörü (Google) arasındaki bir anlaşmazlıkla ilgilidir. Bununla birlikte, bu kararda ortaya konan ilkeler, editörün, ihtilaf konusu haberin internet sitesinin arama motoru aracılığıyla ön sayfada yer almasına imkân vermesi ve bu habere ücretsiz olarak başvurulabilmesi sebebiyle mevcut davaya aktarılabilir; öte yandan ön sayfadaki bu yerleştirme, Google gibi arama motorlarının keşif yazılımlarının geliştirilmesiyle önemli ölçüde çoğaltılmıştır. (...)
Dijital unutulma hakkı, geleneksel unutulma hakkı gibi sınırsız değildir ve basının sahip olduğu ifade özgürlüğü ile çatışması muhtemel olduğundan sıkı bir şekilde çerçevelenmelidir.
İçtihat hukuku, özellikle de Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın içtihadı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özellikle 8. ve 10. maddelerinde yer alan temel haklar arasındaki dengenin korunmasını göz önünde bulundurmaya çağrılan yargıcın değerlendirmesini bilgilendirmeyi amaçlayan bir dizi kriter ve koşul tanımlamıştır (bk. özellikle [AİHM], 07.02.2012, Van Hannover/Almanya; ABAD (gr.ch), 13.05.2014, Google/Mario Costeja Gonzales; civ. Namur, 17.11.1997, J.L.M.B., 1998, p. 781).
Dolayısıyla, unutulma hakkının tanınması için, olayların ilk başta yasal olarak ifşa edilmesi, olayların adli nitelikte olması, ifşada güncel bir yarar olmaması ve olaylarda tarihsel bir yarar olmaması, iki ifşa arasında belirli bir zaman geçmesi [ya da daha açık bir ifadeyle, olayların meydana geldiği tarihte yayımlanmış bir haberin çevrim içi arşivi söz konusu olduğunda, hangi ortamda olursa olsun haberin ilk ifşası ile anonimleştirme talebi arasında belirli bir zaman geçmesi], ilgili kişinin kamusal hayatının olmaması, yeniden sosyalleşmeye ilgi duyması ve borcunu ödemiş olması gerekir. ”
- İstinaf Mahkemesine göre, “mevcut davada, bu çeşitli kriterler ışığında, [G.nin] talebinden kaynaklanan basın özgürlüğü kısıtlamasının meşru bir amaç izleyip izlemediği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrası uyarınca orantılılık zorunluluğunu karşılayıp karşılamadığı tespit edilmelidir”. Bu bağlamda, İstinaf Mahkemesi şu değerlendirmelerde bulunmaktadır.
“İhtilaf konusu haberin 10.11.1994 tarihinde Le Soir gazetesinde ilk kez ifşa edilmesinin yasal olduğu ve burada aktarılan olayların adli nitelikte olduğu tartışmalı değildir.
Yukarıda belirtilen anlamda, olayların yeniden ifşa edilmesinin güncel bir değeri bulunmamaktadır.
[G.] herhangi bir kamu görevi yerine getirmemektedir; yalnızca doktor sıfatı, olaylardan yaklaşık 20 yıl sonra kimliğinin internette yayımlanan bir haberde saklanmasını hiçbir şekilde haklı göstermez; bu tür bir saklama, habere hiçbir değer katmadığı ve [G.]nin itibarına süresiz ve ciddi bir zarar verecek nitelikte olduğu için gayrimeşru ve orantısız görünmektedir; ihtilaf konusu eylemlerden kesin olarak mahkûm edilmiş ve cezasını çekmiş olmakla kalmayıp ayrıca affedilmiş olmasına rağmen, kendisi için sanal bir sabıka kaydı oluşturmaktadır.
Olaylardan yirmi yıl sonra, kamu tüzel kişisi olmayan bir kişinin kimliği, karayolu güvenliğine ilişkin kamusal bir tartışmaya yalnızca istatistiksel bir katkı sağlayan ihtilaf konusu habere kamu yararı açısından herhangi bir değer katmamaktadır.
[Başvuranın] ileri sürdüğünün aksine, [G.nin] adının ve soyadının kaldırılması, bilgileri yararsız hale getirmez; zira bu kaldırma işleminin, özellikle alkolün zararlı etkilerinin neden olduğu trajik bir trafik kazasıyla ilgili olarak verilen bilgilerin özü üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır.
[Başvuran] tarafından ileri sürülen, hatırlama yükümlülüğü ve arşivlerin tamlığını ve doğruluğunu koruma gerekliliğine dayanan argümanlar konuyla ilgili değildir. Nitekim arşivlerin kaldırılmasına yönelik talepte bulunulmamıştır; yalnızca ihtilaf konusu haberin elektronik versiyonunun anonimleştirilmesi talep edilmiştir; kâğıt arşivler olduğu gibi kalırken, [başvuran] orijinal dijital versiyonun bütünlüğünü güvence altına alma imkânını elinde tutmaktadır.
İhtilaf konusu haberde ifşa edilen olaylar şüphesiz tarihin bir parçası değildir; zira bu, trajik de olsa sıradan bir haber olup hiçbir şekilde kamuoyu üzerinde özel bir etkiye sahip olduğu iddia edilmediği gibi kanıtlanmamıştır da.
Son olarak, haberin 1994 yılının Kasım ayında “Le Soir” gazetesinde ilk kez yayımlanması ile 15.06.2010 tarihli bir mektupla yapılan ilk anonimleştirme talebi arasında önemli bir süre (16 yıl) geçmiştir; bu da ilk yayından bu yana yaklaşık 20 yıl geçtiği anlamına gelmektedir...
Yukarıda da belirtildiği üzere, yaklaşık 20 yıl önce meydana gelen bir trafik kazasından sorumlu olan kişinin kimliğinin bilinmesinde herhangi bir kamu yararı bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilen hususlardan açıkça anlaşılmaktadır ki :
- [G.] unutulma hakkından yararlanmak için koşulları yerine getirmektedir ve anonimleştirilmemiş ihtilaf konusu haberin, anlattığı olaylardan yıllar sonra çevrim içi olarak yayımlanmaya devam etmesinin, [başvuranın] ifade özgürlüğüne sıkı sıkıya saygı gösterilmesine bağlı avantajlara nazaran kendisine orantısız zarar verecek niteliktedir.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin getirdiği yasallık, meşruluk ve orantılılık koşulları mevcut davada karşılanmıştır.”
- İstinaf Mahkemesi kararını şu şekilde gerekçelendirmiştir:
“[G.] tarafından öncelikle Le Soir’a gönderilen mektuplarda ve daha sonrasında mevcut yargılama kapsamında yapılan anonimleştirme talebi, mevcut haklar arasında uygun bir denge sağlayacak niteliktedir.
Böyle bir denge, [başvuran] tarafından önerildiği gibi bir düzeltme veya dijital iletişim hakkı uygulamaya konularak sağlanamaz -mevcut davada, orijinal habere elektronik olarak bağlı, af kararından bahseden kısa bir metin yayımlama imkânı vermekten ibaret olacaktır- çünkü bu tür prosedürler, zaman geçtikçe ön yargılı hale gelen bilgileri bildiren bir haber sorunu söz konusu olduğunda uygun değildir. [Başvuran] tarafından önerilen işlemler, aslında [G.] tarafından işlenen ciddi suçların ve çekilmiş olan mahkûmiyetin damgalayıcı etkisini süresiz olarak devam ettirecek ve af kararını anlamsız hale getirecektir.
[Başvuranın] ifade özgürlüğünü orantısız bir şekilde ihlal etmeden [G.nin] özel hayatını korumanın en etkili yolu, Le Soir’ın internet sitesindeki ihtilaf konusu haberi, [G.nin] adını ve soyadını X harfiyle değiştirerek anonimleştirmektir (...).”
- İstinaf Mahkemesi, ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmesi talebini reddederek, başvuranın, aynı koşullarda normalde ihtiyatlı ve özenli bir editörün davranacağı gibi davranmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. İstinaf Mahkemesine göre, bu ret bir hata teşkil etmekteydi. Daha sonra şu açıklamalarda bulunmuştur:
“[Başvuranın], [G.nin] anonimleştirilmemiş ihtilaf konusu haberi çevrim içi tutmanın kendisine vereceği zararın gerçekliğini hala kanıtlayamadığını iddia etmesi faydasızdır. Le Soir’ın internet sitesinin arama motorunda veya Google’da, [G.nin] adı ve soyadı kullanılarak yapılan basit bir arama, hiç şüphesiz [G.nin] en azından manevi zarar görmesine neden olan ihtilaf konusu haberi hemen göstermektedir. Böyle bir durum, [G.nin] hastalarının, iş arkadaşlarının ve tanıdıklarının olduğu geniş bir kitlenin, adli geçmişini kolayca öğrenmesine imkân vermekte olup böylelikle, cezasını çekmiş ve yıllar önce mahkemeler tarafından affedilmiş olmasına rağmen, onu damgalaması, itibarına ciddi zarar vermesi ve normal bir şekilde yeniden sosyalleşme fırsatından mahrum bırakması muhtemeldir. (...)
[Başvuran], [G.nin] uğradığı zararın yalnızca 1994 yılında işlenen suçlardan ve Google’ın Le Soir gazetesindeki haberleri indekslenmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine atfedilen hatalı davranış ile tazminat talep ettiği zarar arasında hiçbir nedensellik bağı kurulmadığı kanaatindedir. Başvuranın muhakemesine katılanamaz. [Başvuranın] 10.11.1994 tarihli haberi anonim olmayan bir biçimde çevrim içi tutma yönündeki hatalı kararı, yukarıda açıklanan zararla zorunlu olarak nedensel olarak bağlantılıdır. Bu karar olmasaydı, Google gibi arama motorları ihtilaf konusu haberin varlığını bildirmeyecek ve [G.nin] unutulma hakkı veya itibarına saygı hakkı herhangi bir şekilde ihlal edilmeyecekti.”
- İstinaf Mahkemesi şunları eklemiştir:
“(...) [başvuranın] iddia ettiğinin aksine, [G.nin] talebinin kabul edilmesi, her bireye tarihi yeniden yazma konusunda sübjektif bir hak tanımak, “tarihin tahrif edilmesine” imkân vermek veya [başvuran] için “aşırı bir sorumluluk” oluşturmak gibi bir etkiye sahip değildir. Mahkeme, ilk derece mahkemeleri gibi, Medeni Kanun’un 1382. maddesine dayanan zamanını geçirmeyen bir sorumluluk davası kapsamında iki taraf arasındaki belirli bir davada, bu iki tarafın her biri tarafından talep edilen iki farklı temel hak arasında bir denge kurmaya özen göstererek karar vermiştir. ”
- Liège İstinaf Mahkemesi, başvuranın ihtilaf konusu arşivin anonimleştirilmesinin imkânsız oluşuyla ilgili olarak şu kararı vermiştir:
“Başvuran], gazetesinin veri tabanının işleyişinin, arşivlenen haberleri “değiştirmeye” imkân vermediğini ileri sürmektedir. (...) İddialarını desteklemek için, 21.06.2013 tarihinde teknik departmanı tarafından hazırlanan teknik bir rapor sunmuştur (...). İn tempore suspecto olarak hazırlanan ve [başvuranla] bağlılık ilişkisi içinde olan teknisyenler tarafından düzenlenen böyle bir rapor, hiçbir tarafsızlık garantisi sunmamaktadır ve kanıt değeri de yoktur. Böyle bir rapor, adli bir bilirkişi görüşüne başvurulmasını haklı kılmak için ileri sürülen imkânsızlığın delil başlangıcını oluşturmak için tek başına yeterli olamaz. Ayrıca, bu raporda, talep edilen tedbirin (ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmesi) uygulanmasının gerçek bir imkânsızlığından hiçbir şekilde bahsedilmemekte olup sadece risk ve maliyetlerden bahsedilmektedir. Raporda bahsedilen tek imkânsızlık, “satılan gazetelerin, yayılan derlemelerinin, kamusal alanda bulunan tüm fiziksel veya dijital destekli içeriklerin çoklu kopyalarının kaldırılmasının -mevcut dava kapsamında hiçbir şekilde talep edilmeyen kaldırmalardır- maddi imkansızlığıdır” (...). Bu nedenle, [başvuran] tarafından, hakkında yapılan talebin temelsiz olduğu sonucuna varmak için ileri sürülen teknik argüman kabul edilmeyecektir.”
-
Netice itibarıyla, İstinaf Mahkemesi, G.nin, kararın anonimleştirilmiş bir versiyonunun -taraflara ve gerektiği takdirde üçüncü taraflara iletilmesini talep ettiği çapraz temyiz başvurusunu reddetmiştir.
-
Başvuran, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, dilekçelerinden birinde, özellikle Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Özellikle, “unutulma hakkının” açık, kesin ve erişilebilir bir iç hukukta ve de daha yüksek bir uluslararası normda yer almadığını, yalnızca doktrin ve içtihatta yer aldığını belirterek İstinaf Mahkemesinin kararının, ifade özgürlüğünü kullanmasına yapılan müdahalenin yasallık şartını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Başvuran ayrıca, geçmişte yayımlanan ve fiziksel arşivlerde yer alan bir haberin içeriğini çevrim içi arşivlerde değiştirmeye mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğüne haksız bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Özellikle, böyle bir haberin bir editör tarafından dijital arşiv kapsamında internete konulmasının, arşivlenmiş bir haberin bir kütüphane tarafından erişime sunulması gibi, ulusal mahkemelerin içtihadı anlamında yeni bir ifşa teşkil ettiğine itiraz etmiştir.
-
Yargıtay, 29 Nisan 2016 tarihli kararla, temyiz başvurusunun reddine karar vermiştir. Başvuranın, İstinaf Mahkemesinin dijital “unutulma hakkını” genel ve düzenleyici içeriklerini kabul ederek doktrin ve içtihada dayandırdığı yönündeki argümanının aslında eksik olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Kararında şu ifadelere yer vermiştir:
“(...) [İstinaf Mahkemesi kararının] gerekçelerinden, ilk olarak, itiraz edilen kararın, belirttiği gibi, dijital unutulma hakkının “özel hayata saygı hakkının özünde bulunan bir bileşeni” olduğunu belirttiği ve bu hakkın korunmasının haklı gösterebileceği ifade özgürlüğü hakkına müdahalenin, genel ve düzenleyici içeriği kabul edilmeyen doktrin ve içtihada dayanmadığı ancak [Sözleşme’nin] 8. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 17. maddesi ve Anayasa’nın 22. maddesine dayandığı değerlendirmesinde bulunduğu ve öte yandan, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararına, sadece unutulma hakkına atfettiği kapsamı ileri sürmek için atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır,”
-
Yargıtay ayrıca, temyizde verilen kararının “dijital unutulma hakkını”, kişisel verilerin işlenmesi bakımından bireylerin korunmasına ilişkin Avrupa veya ulusal hükümlere, yani 95/46/EC sayılı AB Direktifine dayandırmadığını kaydetmiştir (aşağıda 68. paragraf) veya 8 Aralık 1992 tarihli Belçika Kanunu (aşağıda 49. paragraf).
-
Yargıtay ayrıca şuna karar vermiştir:
“İfade özgürlüğünü ve dolayısıyla basın özgürlüğünü koruyan Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 10. maddesi ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşme’nin 19. maddesi, yazılı basın organlarına dijital arşivleri internete koyma ve kamuya bu arşivlere erişim hakkı tanısa da bu haklar mutlak olamaz, ancak bu Sözleşme hükümleriyle öngörülen katı sınırlar dahilinde, belirli durumlarda eşit derecede kayda değer diğer haklara yol verebilir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 8. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 17. maddesi ve Anayasa’nın 22. maddesi ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı, savunmada da kabul edildiği gibi, bu dalda, bir suçtan veya cürümden hüküm giymiş bir kişinin, belirli durumlarda, olay ve olguların yeni açıklanması durumunda adli geçmişinin kamuoyuna hatırlatılmasına itiraz etmesine imkân veren unutulma hakkını içerir, ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı gösterebilir.
Yazılı basında yer alan ve olayların meydana geldiği dönemde, artık unutulma hakkı kapsamına giren geçmiş olayları yasal olarak anlatan eski bir haberin dijital olarak arşivlenmesi, bu hakkın, ifade özgürlüğü hakkına haklı gösterebileceği müdahalelerden muaf değildir.
Bu müdahaleler ancak, arşivlenen metnin unutulma hakkının ihlalini önleyecek veya telafi edecek şekilde değiştirilmesinden ibaret olabilir.
(...) davanın “bir kişinin kendisiyle ilgili verilerin ve daha spesifik olarak çevrim içi yerleştirilen verilerin belirli bir süre sonra silinmesini talep etme imkanı” ile ilgili olan (...) unutulma hakkının “bir [...] yönü” ile ilgili olduğunu, bu yönün “meselenin artık eski olayların gün ışığına çıkarılmasını önlemek veya cezalandırmak değil, internetteki bilgilerin kaldırılmasını sağlamak” olduğunu belirttikten sonra, itiraz edilen kararda, ihtilaf konusu haberi internete koyarak, “[davacının] [bu] haberin, ücretsiz olarak başvurulabilen internet sitesinin arama motoru aracılığıyla ön sayfaya konulmasına izin verdiği, Google gibi arama motoru keşif yazılımlarının geliştirilmesiyle önemli ölçüde çoğalan bir “ön sayfa” olduğu” değerlendirilmiştir.
İtiraz edilen karar böylelikle, ihtilaf konusu haberin çevrim içi arşivlenmesinin, davalının unutulma hakkını ihlal edebilecek şekilde adli geçmişinin yeni bir ifşasını oluşturduğuna yasal olarak karar vermektedir.
Aslında yalan anlatımlara dayanarak, özellikle bir yandan davalının unutulma hakkını, diğer yandan davacının tarihi gerçeğe uygun arşiv oluşturma hakkını ve halkın bunlara başvurma hakkını dengelemektedir, aslında eksik olan ifadelere dayanarak, “[davalının] unutulma hakkından yararlanma koşullarını yerine getirdiğini”, “ihtilaf konusu anonimleştirilmemiş haberi, anlattığı olaylardan yıllar sonra çevrim içi tutulmasının, [davacının] ifade özgürlüğüne sıkı bir şekilde saygı gösterilmesiyle ilişkili faydalara nazaran kendisine orantısız zarar verecek nitelikte olduğunu” ve “İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin getirilen yasallık, meşruluk ve orantılılık koşullarının mevcut davada karşılandığını” ekleyerek, itiraz edilen karar, “dava bağlamında ve makul bir gerekçe olmaksızın, ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmesi talebini reddederek” davacının bir kusur işlediğine dair kararını yasal olarak gerekçelendirmektedir.
Bu nedenle, yasal olarak “www.lesoir.be sitesinde ve sorumluluğu altında bulunan diğer herhangi bir veri tabanında yer alan (...) tarihinde yayımlanan haberin (...) versiyonunda, davalının adı ve soyadını X harfiyle değiştirmesini ve kendisine manevi tazminat olarak bir avro ödemeye” mahkûm etmektedir.”
-
25 EYLÜL 2014 TARİHLİ KARARIN İCRASI
-
G. 25 Kasım 2014 tarihinde, başvuranı Liège İstinaf Mahkemesine çağırarak, 7 Kasım 2014 tarihinde kendisine tebliğ edilen 25 Eylül 2014 tarihli karara uymaması nedeniyle cezaya mahkûm edilmesini talep etmiştir. Başvuran 8 Aralık 2014 tarihinde, İstinaf Mahkemesine, internette yayımlanan arşivin 21 Kasım 2014 tarihinde anonimleştirildiğini bildirmiştir.
-
Liège İstinaf Mahkemesi,19 Mart 2015 tarihli bir kararla, ihtilaf konusu haberin bu arada anonimleştirilmiş olması nedeniyle, cezaya mahkûm etmeye ilişkin talebini haksız bularak reddetmiştir. Bunun yanı sıra İstinaf Mahkemesi, dosyadaki belgelere dayanarak, başvuranın “söz konusu karara uymak için açıkça hiçbir istek veya niyet göstermediğini” kaydetmiş ve bu nedenle G.ye, ilgilinin söz konusu karara uymak amacıyla yapmış olduğu girişimler sırasındaki masrafları ödemeye mahkûm etmiştir.
-
Haber anonimleştirildikten sonra, çevrim içi versiyonun altında, “tam versiyon” başlığıyla, ilgili mahkeme kararına ve isteyen herkesin e-posta yoluyla haberin orijinal baskısına başvurabileceğine atıfta bulunan bir bildirim yer almaktaydı.
-
Büyük Daire önündeki duruşmada, başvuranın temsilcisi gazetenin iki dijital arşive sahip olduğunu belirtmiştir: Biri çevrim içi ve kamunun erişimine açık, diğeri ise “ana arşiv” olarak bilinen ve kamunun erişimine açık olmayan arşiv. Ayrıca, G.nin adının ve soyadının hem Le Soir’ın internet sitesinde hem de kamuya açık olmayan “ana” dijital arşivinde anonimleştirildiğini de belirtmiştir.
-
Bununla birlikte, Hükümet ve müdahil taraf G., Büyük Daireye sundukları görüşlerinde, 2021 yılının sonunda, ihtilaf konusu habere Le Soir gazetesinin dahili arama motoru yoluyla anonimleştirilmemiş tam haliyle halen erişilebildiğini belirtmişlerdir. Buna karşın, G.nin adı Google arama motoruna girildiğinde, haber artık sonuçlarda görünmüyordu.
-
2022 yılının Ocak ayında, bu durumu öğrendikten sonra, Rossel et Compagnie A.Ş. ihtilaf konusu haberi yeniden anonim hale getirmiştir. Böylelikle, G.nin adı Google arama motoruna veya Le Soir gazetesinin dâhili arama motoruna girildiğinde, habere yapılan atıf artık arama sonuçlarında görünmemekteydi:
-
Le Soir arşivleri 2022 yılının Ocak ayından bu yana sadece abonelerin erişimine açıktır.
İLGİLİ HUKUKÎ ÇERÇEVE VE UYGULAMASI
-
İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
- Anayasa
-
Belçika Anayasası, her konuda görüşlerini ifade etme özgürlüğünü (19. madde ) ve basın özgürlüğünü (25. madde ), ayrıca özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ( 22. madde) güvence altına almaktadır.
-
Medeni Kanun
-
Medeni Kanun’un 1382. maddesi gereğince, “herhangi bir kişinin, bir başkasına zarar veren her türlü fiili, kusuruyla zarara sebebiyet veren kişiyi bu zararı telafi etmekle yükümlü kılar.”
-
Bu hüküm, basın özgürlüğünün kötüye kullanılmasına yönelik hukuk davalarına temel teşkil edebilir (Yargıtay, 4 Aralık 1952, Pas. 1953, I, s. 215; bk. De Haes ve Gijsels/Belçika, 24 Şubat 1997, § 26, Karar ve Hükümlerin Derlemesi1997-I)
-
8 Aralık 1992 Tarihli Kişisel Verilerin İşlenmesi Bakımından Özel Hayatın Korunması Kanunu
-
Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 8 Aralık 1992 Tarihli Kişisel Verilerin İşlenmesi Bakımından Özel Hayatın Korunması Kanunu’nun (“Özel Hayatın Korunması Kanunu”) 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilk derece mahkemeleri ve yüksek mahkemeler ile idare mahkemelerine sunulan davalar, şüpheler, kovuşturmalar veya mahkûmiyetler ya da idari yaptırımlar veya güvenlik tedbirleri ile ilgili kişisel verilerin işlenmesi yasaklanmıştır. Bunun yanı sıra, Kanun’un 3. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi, ilgili kişi tarafından açıkça kamuya açıklanan verilerle veya ilgili kişinin kamusal niteliğiyle veyahut dâhil olduğu olayla yakından bağlantılı verilerle ilgili olduğunda, yalnızca gazetecilik amacıyla gerçekleştirilen kişisel verilerin işlenmesinde 8. maddenin uygulanmamasını öngörmekteydi.
-
Kanun’un 14. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi başkanı, sergi yargılama usulünde, yanlış veya işleme amacı dikkate alındığında eksik veya ilgisiz olan, kaydedilmesi, iletilmesi veya saklanması yasak olan, ilgili kişinin işlenmesine itiraz ettiği veya izin verilen sürenin ötesinde muhafaza edilen herhangi bir kişisel verinin düzeltilmesi, kaldırılması veya kullanımının yasaklanması için yapılan her türlü başvuruyu inceleme yetkisine sahipti.
-
8 Aralık 1992 tarihli Kanun, Kişisel Verilerin İşlenmesi Karşısında Bireylerin Korunmasına Dair 30 Temmuz 2018 tarihli Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Söz konusu Kanun’un 24. maddesinin 2. fıkrası, 27 Nisan 2016 tarihli ve 2016/679 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü’nün bazı maddelerinin (aşağıda 69. paragraf) gazetecilik amaçları doğrultusunda gerçekleştirilen kişisel verilerinin işlenmesine uygulanmamaktadır. Tüzüğün 17. maddesi bu maddeler arasında yer almamaktadır.
-
Ceza Soruşturması Kanunu
-
Ceza Soruşturması Kanunu’nun 621 ila 634. maddeleri, mahkûm edilmiş kişilerin bir dizi koşula tabi olarak af başvurusunda bulunmalarına imkân vermektedir. Bu karar İstinaf Mahkemesi tarafından verilir.
-
624. maddenin ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“Af, başvuranın (...) ıslah ve iyi hal kanıtı göstermesi gereken (...) bir deneme süresine tabidir.”
- 634. maddenin ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“Af, üçüncü şahısların kazandığı haklara halel getirmeksizin, mahkûmiyetin, mahkûm edilen kişi üzerindeki gelecekteki tüm etkilerini sona erdirir.
Özellikle: (...) bu kararın (...) adli sicil kayıtlarında yer almasını engeller (...).”
-
Af tedbiri yoluyla, yasa koyucu esas olarak mahkûm edilmiş kişinin topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar ve bu tedbir hem mahkûm edilmiş kişinin hem de toplumun yararına hizmet eder (Anayasa Mahkemesi, 8 Mart 2012 tarihli ve 41/2012 sayılı karar). Bununla birlikte, mahkûm edilmiş bir kişinin af edilmesi, bir mahkeme tarafından tespit edilmiş olan ve affedilen kişinin mahkûmiyetine temel teşkil eden olay ve olguları sanki hiç var olmamışlar gibi gizleme etkisine sahip değildir (Yargıtay, 23 Nisan 1997, Pas. 1997, I, no. 199).
-
Yargı Teşkilatı Kanunu
-
Hâkimin ultra petita karar veremeyeceği kuralı, Yargı Teşkilatı Kanunu’nun 1138. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir ve Yargıtaya göre genel bir hukuk ilkesi olan tasarruf ilkesinin özel bir uygulamasını teşkil etmektedir (Yargıtay, 20 Şubat 2002, R.G. P.01.1045.F; Yargıtay, 26 Haziran 2008, R.G. C.06.0405.N; Yargıtay, 18 Eylül 2014, R.G. C.12.0237.F).
-
Yargı Teşkilatı Kanunu’nun 1138. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Hukuk davası açılmaz, ancak sadece ve son derece mahkemesinde verilen kararlara karşı, kanuna aykırılık nedeniyle temyiz yoluna başvurulabilir:
(...)
2o talep edilmeyen konularda bir karar verilmiş olması halinde veya talep edilenden daha fazlası verilmişse;”
-
Ulusal mahkemelerin “unutulma hakkı” ile ilgili içtihatları
-
Mevcut anlaşmazlığın kaynağındaki olaylardan önce, “unutulma hakkı” davanın esasına bakan mahkemeler tarafından özel hayata saygı hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiştir (bk. örneğin, Brüksel İstinaf Mahkemesi (ref.), 21 Aralık 1995, J.T., 1996, s. 47, Brüksel Asliye Mahkemesi, 30 Haziran 1997, J.T. 1997, s. 710, Namur Asliye Mahkemesi, 17 Kasım 1997, T.J., 1998, s. 187, Namur Asliye Mahkemesi, 27 Eylül 1999, Yazarlar & Medya, 2000, s. 471, Brüksel Asliye Mahkemesi, 20 Eylül 2001, Yazarlar & Medya, 2002, s. 77). Bu hak daha sonra Yargıtay tarafından da tanınmıştır (Yargıtay, 29 Nisan 2016, C.15.0052.F, başvuranın davasında ve Yargıtay, 8 Kasım 2018, C.16.0457.F).
-
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TARAFINDAN KABUL EDİLEN METİN
-
Arşivler Hakkında Evrensel Bildirge, Uluslararası Arşiv Konseyi’nin (ICA) girişimiyle hazırlanmış ve 10 Kasım 2011 tarihinde UNESCO tarafından Paris’te kabul edilmiştir. Bağlayıcı etkisi olmayan bu Bildirge, formatı ne olursa olsun, kâğıt, dijital, görsel-işitsel veya başka türde olsun, tüm karar alma süreçlerini, tüm eylemleri, tüm resmi belgeleri kapsayan bir arşiv tanımı vermektedir. Söz konusu Bildirgede, diğerlerinin yanı sıra, i) arşivlerin özgünlüklerini, bütünlüklerini ve mümkün olan en geniş kullanım alanlarını sağlayacak koşullar altında yönetilmesi ve muhafaza edilmesi ve ii) yürürlükteki kanunlara ve bireylerin haklarına saygı gösterilerek arşivlerin herkes tarafından erişilebilir kılınması amaç olarak belirlenmiştir.
-
AVRUPA KONSEYİNDE KABUL EDİLEN METİNLER
- Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin Sözleşme
-
Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin 28 Ocak 1981 tarihli Sözleşme’nin (“108 sayılı Sözleşme”) mevcut davayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
Madde 1- Konu ve amaç
İşbu Sözleşmenin amacı, her bir Tarafın ülkesinde, uyruğu veya ikamet yeri ne olursa olsun her gerçek kişinin temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendisiyle ilgili kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması karşısında özel hayata saygı hakkını güvence altına almaktır (“verilerin korunması”).”
Madde 3- Kapsam
“1. Taraflar, işbu Sözleşmeyi kamu sektöründe ve özel sektörde, otomatik kişisel veri dosyalarına ve kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması konusunda uygulamayı taahhüt ederler.
(...) ”
Madde 5- Verilerin niteliği
Otomatik işleme konu olan kişisel veriler:
a) Adil biçimde ve yasal yoldan elde edilir ve işlenir;
b) Belli ve meşru amaçlar için kaydedilir ve bu amaçlara aykırı şekilde kullanılmaz;
c) Kaydedilme amaçlarına göre uygun ve yerinde olur ve aşırı olmaz;
d) Doğru bilgileri yansıtır ve gerektiğinde güncellenir;
e) Kaydedilme amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan süreyi aşmayacak şekilde ilgili kişilerin kimliklerini belirlemeye imkân veren bir biçimde saklanır.”
Madde 6- Özel veri kategorileri
“İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel veriler, otomatik işleme tabi tutulmaz. Aynı şey ceza mahkûmiyetiyle ilgili kişisel veriler için de geçerlidir.”
Madde 9- İstisnalar ve kısıtlamalar
“(...)
- Taraf devletin kanunlarında öngörülmüş olması ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların sağlanması için gerekli bir önlem oluşturması halinde işbu Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddelerine istisna getirilebilir:
(...)
b) İlgili kişinin veya başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması.”
- Bakanlar Komitesi,18 Mayıs 2018 tarihinde Helsingör’de düzenlenen 128. oturumunda bu Sözleşmenin modernize edilmiş bir versiyonunu (“Konvansiyon 108+ “) içeren bir Değişiklik Protokolünü kabul etmiştir. Henüz yürürlüğe girmemiş olan bu yeni versiyonun ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
Madde 6- Özel veri kategorileri
“1. Aşağıdakilerin işlenmesine ancak kanunla işbu Konvansiyon’un öngördüğü tedbirleri tamamlayan nitelikteki uygun güvencelerin düzenlendiği hallerde izin verilir;
(...)
Suçlara, cezai kovuşturmaya, ceza mahkûmiyetine ve ilgili güvenlik tedbirlerine ilişkin kişisel veriler;
(...)
- Bu güvenceler, başta ayrımcılık riski olmak üzere, ilgili kişinin menfaatleri, hakları ve temel özgürlüklerine ilişkin hassas verinin işlenmesinden doğabilecek risklere karşı koruma sağlar.”
Madde 11- İstisnalar ve kısıtlamalar
“1. Kanun tarafından öngörülen, temel hak ve özgürlüklerin özüne saygılı ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların sağlanması için gerekli ve orantılı bir önlem oluşturması şartıyla Madde 5 Paragraf 4, Madde 7 Paragraf 2, Madde 8 Paragraf 1 ve Madde 9’a getirilebilecek istisnalar dışında işbu Bölümde düzenlenen hükümlere istisna getirilemez: (...)
İlgili kişinin veya diğer kişilerin, başta ifade özgürlüğü olmak üzere, hak ve temel özgürlüklerinin korunması.”
- Konvansiyon 108 Değişiklik Protokolü’nün Açıklayıcı Raporu, özellikle yukarıda belirtilen 6 ve 11. maddelerle ilgili olarak şu hususlara vurgu yapmaktadır.
Madde 6- Özel veri kategorileri
“55. (...) Konvansiyon hükümlerini tamamlayan uygun korumaların gerekliliği, 9uncu madde uyarınca ilgili kişilere verilen haklara 11inci maddeyle getirilen istisna ve kısıtlamaları dışlamaz.
(...)
- Belirli veri işleme türleri, işlemin içeriğinden bağımsız olarak ilgili kişiler için özel risk taşıyabilir. (...) Cezai suçlar (şüpheli suçlar dâhil), ceza mahkûmiyetleri (ceza hukukuna dayalı ve cezai kovuşturmalar çerçevesinde) ve ilgili kişilerin hak ve özgürlükleri için uygun önlemlerin alınmasını gerektiren ilgili güvenlik önlemleri (örneğin, özgürlükten mahrum bırakma) ile ilgili verilerin işlenmesiyle benzer riskler ortaya çıkmaktadır.”
Madde 11- İstisnalar ve kısıtlamalar
“96. (b) bendi, ilgili kişinin kendisi veya üçüncü taraflar gibi özel tarafların, basın özgürlüğü, akademik, sanatsal ve edebi ifade özgürlüğü, bilgi alma ve verme hakkı, yazışma ve iletişimin gizliliği, ticari sır ve yasal olarak korunan diğer sırlar dâhil olmak üzere temel hak ve özgürlükleri (örneğin ilgili kişi kayıp olduğu için hayati çıkarları tehdit altında ise) ile ilgilidir.
Bu bent özellikle görsel-işitsel alandaki, haber arşivlerindeki ve basın kütüphanelerindeki kişisel verilerin işlenmesi için uygulanmalıdır. Her demokratik toplumda ifade özgürlüğü hakkının önemini dikkate almak için, bu özgürlükle ilgili kavramların, gazetecilik gibi geniş bir şekilde yorumlanması gereklidir.
-
İkinci paragraf, ilgili kişilerin temel hak ve özgürlüklerine aykırılık riski taşımayan ve arşivleme amacıyla yapılan, kamu yararı, bilimsel ya da tarihsel araştırma veya istatistiksel amaçlarla yapılan belirli veri işlemleriyle ilgili 8 ve 9’uncu maddelerde belirtilen hükümlerin kısıtlanması olasılığına imkân vermektedir.
İstatistik çalışmaları için verilerin, uygun veri koruma önlemlerinin mevcut olması şartıyla kamuya açık veya özel alanlarda, bu verilerin kümülatif formatta yayınlanması, yukarıdaki duruma örnek teşkil edebilir (bk. paragraf 50).” -
Bakanlar Komitesi’nin R (2000)13 sayılı Tavsiye Kararı
-
Bakanlar Delegelerinin, 13 Temmuz 2000 tarihinde 717. toplantısında kabul edilen, arşivlerin bildirilmesi konusunda bir Avrupa politikası hakkında üye devletlere yönelik R (2000)13 sayılı Tavsiye Kararında, Bakanlar Komitesi, arşivlerin kültürel mirasın önemli ve yeri doldurulamaz bir parçası olduğunu ve insanlığın hafızasının sürekliliğin korunmasına katkıda bulunduğunu belirtmektedir. Komite ayrıca, anayasal ve yasal durumların çeşitliliğinden, şeffaflık ve gizliliğin çatışan baskılarından, özel hayatın korunmasından ve tarihi bilgiye erişimden kaynaklanan ve her ülkede kamuoyu tarafından farklı algılanan arşivlerin hem ulusal hem de uluslararası çapta bildirilmesiyle bağlantılı sorunların karmaşıklığını da kaydetmektedir. Bakanlar Komitesi, üye devletlerin hükümetlerine, tavsiye kararının ekinde yer alan ilkelerden bazılarını temel alarak arşivlerin bildirilmesine ilişkin mevzuatı kabul etmeleri veya mevcut mevzuatlarını aynı ilkelerle uyumlu hale getirmeleri için gerekli tedbirleri ve eylemleri almalarını tavsiye etmektedir. Tavsiye Kararının Ekinin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“III. Kamu arşivlerinin bildirilmesine ilişkin özel koşullar
-
Kamu arşivlerine erişim bir haktır (...) (...)
-
Mevzuat şunları öngörmelidir:
a. ya kamu arşivlerinin özel bir sınır olmadan açılması;
b. veya genel bir koruma süresi.
7.1. Demokratik bir toplumda gerekli olan bu genel kurala getirilen istisnalar, gerektiği takdirde:
(...)
b. Bireylerin özel hayatlarına ilişkin verilerin ifşa edilmesine karşı korunmasını sağlamak için öngörülebilir.
- 10. Madde 7.1’de belirtilen yararların korunması amacıyla, talep edilen arşivlerin serbestçe bildirilmemesi halinde, özet halinde veya kısmen gizlenerek iletilmesi için istisnai izin verilebilir. Kullanıcı bu durumdan haberdar edilecektir.
IV. Özel arşivlerin bildirilmesi
-
Mümkün olan her durumda, mutatis mutandis, özel arşivlerin bildirilmesine ilişkin koşullarının kamu arşivlerinin bildirilmesine ilişkin koşullar ile uyumlu hale getirilmesine çalışılmalıdır.”
-
Bakanlar Komitesinin R (2003)13 sayılı Tavsiye Kararı
-
10 Temmuz 2003 tarihinde Bakan Delegelerinin 848. toplantısında kabul edilen, ceza yargılamaları ile ilgili olarak medya aracılığıyla bilgilerin ifşa edilmesine ilişkin üye devletlere yönelik R(2003)13 sayılı Tavsiye Kararı, kamuoyunun bilgilendirmek için, ceza hukukunun caydırıcı işlevinin görünür kılınması ve kamuoyunun ceza adalet sisteminin işleyişini denetleme hakkını kullanabilmesi için ceza yargılamaları hakkında yapılan haberlerin önemini vurgulamaktadır. Bakanlar Komitesi, ceza yargılamalarına ilişkin olarak ulusal hukuk sistemlerinin çeşitliliğini kabul etmekle birlikte, Üye Devletlerin hükümetlerine, Tavsiye Kararı’nın ekinde yer alan ilkelerin uygulanması için gerekli olduğunu düşündükleri tedbirleri almalarını ya da gerektiği takdirde güçlendirmelerini tavsiye etmektedir. Söz konusu ilkelerin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Ceza yargılamalarıyla ilgili olarak medya tarafından bilgilerin ifşasına ilişkin ilkeler
İlke 1- Medya aracılığıyla kamuoyunun bilgilendirilmesi
Kamuoyu, adli makamların ve polis hizmetlerinin faaliyetleri hakkında medya aracılığıyla bilgi alabilmelidir. Bu nedenle gazeteciler, yalnızca aşağıdaki ilkelerin uygulanmasında öngörülen sınırlamalara tabi olmak kaydıyla, ceza adalet sisteminin işleyişi hakkında haber yapmakta ve yorumda bulunmakta özgür olmalıdır.
(...)
İlke 8- Devam eden ceza yargılamaları bağlamında özel hayatın korunması
Şüpheli, sanık veya mahkûm edilmiş kişiler ve ceza yargılamalarının diğer tarafları hakkında bilgi sağlanması, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca bu kişilerin özel hayatın korunması haklarına saygı göstermelidir. Reşit olmayan veya diğer hassas durumdaki taraflara, mağdurlara, tanıklara ve şüpheli, sanık veya mahkûm edilmiş kişilerin ailelerine özel koruma sağlanmalıdır. Her durumda, kimlik bilgilerinin ifşa edilmesinin bu İlkede belirtilen kişiler üzerinde yaratabileceği zararlı etkiye özellikle dikkat edilmelidir.”
-
Bakanlar Komitesinin R (2012)3 sayılı Tavsiye Kararı
-
4 Nisan 2012 tarihinde Bakanlar Delegelerinin 1139. Toplantısında kabul edilen, Bakanlar Komitesinin, arama motorları bağlamında insan haklarının korunmasına ilişkin üye devletlere yönelik Tavsiye Kararı, internet içeriklerine erişimi kolaylaştırma ve küresel ağın kamuoyu için yararlı kılma konusunda katkı sağlayan arama motorlarının önemini vurgulamaktadır. Tavsiye Kararı, Üye Devletler tarafından alınması gereken çeşitli tedbirleri belirlemekte ve arama motorlarının internette açıkça erişilebilen ve kitlesel dağıtımı amaçlanan bilgileri keşfetme ve indekslemede özgür olmalarının gerekli olduğunu değerlendirmektedir. Bununla birlikte, arama motorlarının faaliyetinin ifade özgürlüğünü etkileyebileceğini ve bilgi arama, alma ve verme hakkını ihlal edebileceğini ve aynı zamanda arama motorlarının istilacı doğası veya kamusal alanda olmasına rağmen doğrudan kitle iletişimi (veya grup iletişimi) için tasarlanmamış içeriğe nüfuz etme ve indeksleme yetenekleri ve genel olarak verilerin işlenmesi ve muhafaza süresi nedeniyle özel hayat hakkı ve kişisel verilerin korunması hakkı üzerinde de etkisi olduğunu kaydetmektedir.
-
Ayrıca, Tavsiye Kararında, arama motorlarının bir kişi hakkındaki farklı bilgileri bir araya getirerek, o kişi hakkında gerçeğe ya da kişinin kendisi hakkında vermek istediği imaja uymayan bir imaj meydana getirdiğini belirtilmektedir. Birleştirilmiş arama sonuçları, söz konusu kişi için, internette kendisiyle ilgili verilerin ayrı kalmasından çok daha büyük bir risk teşkil etmektedir. Çok uzun bir süredir unutulmuş olan kişisel veriler bile bir arama motoru aracılığıyla arandığında yeniden ortaya çıkabilir. Medya eğitimi kapsamında, kullanıcılar, ifade özgürlüğü hakkına saygı gösterilerek, yanlış veya aşırı kişisel verilerin orijinal internet sayfalarından kaldırılmasını isteme hakları konusunda bilgilendirilmelidir. Arama motorları, orijinal içerik silindikten sonra arama motoru sağlayıcılarının (“önbelleklerinde” veya “snippet” olarak) hala saklayabileceği internet sayfalarının kopyalarından (alıntılarından) kişisel verilerinin silinmesi yönünde kullanıcılardan gelen taleplere hızlıca yanıt vermelidir. Tavsiye kararında, Sözleşme’nin 8. maddesi ile Konvansiyon 108’in 9. maddesi başta olmak üzere, özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasına uygulanabilir hükümlere riayet edilmesinin güvence altına alınmasının elzem olduğu ve bu hükümlerin, bireylerin, özel hayatlarına yönelik her türlü yasa dışı müdahaleye ve kişisel verilerinin kötüye kullanılmasına karşı korunmasını sağlamak için katı koşullar öngördüğü belirtilmektedir.
-
AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKU
- Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi
-
Bildirge’nin 7, 8 ve 11. maddeleri aşağıdaki şekildedir:
Madde 7- Özel ve aile yaşamına saygı
“Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.”
Madde 8 – Kişisel bilgilerin korunması
“1. Herkes, kendisine ilişkin kişisel bilgilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.
-
Bu tür bilgiler, belirtilen amaçlar için ve ilgili kişinin muvafakatine veya yasada öngörülen başka meşru temele dayalı olarak adil şekilde kullanılmalıdır. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan bilgilere erişme ve bunlarda düzeltme yaptırma hakkına sahiptir.
-
Bu kurallara uyulması, bağımsız bir makam tarafından denetlenecektir.”
Madde 11- İfade ve haber alma özgürlüğü
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü içerir.
-
Basının özgürlüğü ve çoğulculuğuna saygı gösterilmelidir.”
-
Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesine İlişkin İlgili Avrupa Birliği Normları
-
Avrupa Parlamentosu ve Konseyin, Kişisel Verilerin İşlenmesi Ve Bu Tür Verilerin Serbest Dolaşımına Dair Bireylerin Korunması Hakkında 24 Ekim 1995 tarihli ve 95/46/EC sayılı Direktif ‘in (“95/46/EC sayılı Direktif”) amacı, kişisel verilerin işlenmesi sırasında bireylerin temel hak ve özgürlüklerini (özellikle özel hayat haklarını) korumak ve bu verilerin serbest dolaşımının önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Bu Direktif’in ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
Madde 8
Verilerin özel işleme kategorileri
“(...)
- Suçlar, adli hükümler veya güvenlik tedbirlerine ilişkin verilerin işlenmesi, yalnızca resmi makamın kontrolü altında yapılabilir veya ulusal yasa kapsamında uygun özel korunma önlemleri sağlanırsa, uygun özel korunma önlemleri sağlayan ulusal hükümler kapsamında Üye Devlet tarafından verilebilecek tadillere tabi olabilir. Ancak, adli hükümlerin tam bir kaydı yalnızca resmi makamın kontrolü altında tutulabilir.
Üye Devletler, hukuk davalarındaki kararlar veya idari müeyyidelere ilişkin verilerin de resmi makamın kontrolü altında işlenmesini sağlayabilirler.
(...)”
Madde 9
İfade özgürlüğü ve kişisel verilerin işlenmesi
“Üye Devletler, kişisel verilerin ifade özgürlüğünü yöneten kurallarla kişisel gizlilik hakkını uzlaştırmak için gerekirse, yalnızca, edebi veya sanatsal açıklama amacı veya gazetecilik amaçları için kişisel verilerin işlenmesinde Kısım IV ve Kısım VI, bu Bölümün hükümlerinden muafiyetler veya derogasyonlar sağlayacaktır.”
Madde 12
Erişim hakkı
“Üye Devletler, her veri öznesinin denetleyiciden (aşağıdakileri) temin etme hakkını garanti edecektir:
(...)
B) Özellikle verinin eksik veya yanlış yapısı yüzünden, bu Direktifin hükümlerine uymayan işlemede, verilerin engellenmesi veya silinmesi, uygun olarak düzeltilmesi;
(...) ”
Madde 14
Veri öznesinin itiraz hakkı
Üye Devletler aşağıdaki hakları veri öznesine vereceklerdir:
a) En azından Madde 7 (e) ve (f)’de atıfta bulunulan durumlarda, ulusal mevzuat tarafından aksinin belirtilmesi haricinde, kendisine dair verilerin işlenmesinde, özel durumuna ilişkin zorlayıcı kanuni gerekçelere her zaman itiraz etmek. Gerekçeli bir itiraz olduğunda, veri sorumlusu tarafından başlatılan işleme, artık bu verileri kapsamayabilir;
(...)”
- Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Serbest Dolaşımı Bakımından Bireylerin Korunmasına İlişkin 27 Nisan 2016 tarihli ve 2016/679 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Tüzüğü (“GDPR”) 24 Ekim 1995 tarihli ve 95/46/EC sayılı Direktifi yürürlükten kaldırmıştır. Söz konusu Tüzük 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. GDPR’nin 153. Gerekçesi ile bu Tüzük’ün 4, 10, 17, 22 ve 85. maddelerinin ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
(153.) [Gerekçe]
“Üye Devletlerin hukuku, gazetecilik, akademik, sanatsal veya edebi ifade de dâhil olmak üzere ifade ve bilgi özgürlüğünü düzenleyen kurallar ile bu Tüzük gereğince kişisel verilerin korunması hakkını uyumlu hale getirmelidir. Kişisel verilerin yalnızca gazetecilik amaçları veya akademik, sanatsal veya edebi ifade amaçları doğrultusunda işlenmesi kapsamında, Bildirge’nin 11. maddesiyle tanınan kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkının uyumlu hale getirilmesi için gerekli olması halinde, bu Tüzük’ün belirli hükümlerine ilişkin derogasyon veya muafiyetler öngörülmelidir. Bu, özellikle görsel-işitsel alanda ve haber arşivleri ile basın kütüphanelerinde kişisel verilerin işlenmesi durumunda geçerli olmalıdır. Netice itibarıyla, Üye Devletler, bu temel haklar arasında bir denge sağlamak üzere gerekli derogasyon ve muafiyetleri belirleyen mevzuat hükümlerini kabul etmelidir. Üye Devletler, genel ilkeler, ilgili kişinin hakları, işleyicinin ve alt yüklenicinin sorumlusu, kişisel verilerin üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara aktarımı, bağımsız denetim makamları, işbirliği ve tutarlılık ile belirli veri işleme durumlarına ilişkin olarak bu tür muafiyet ve derogasyonları kabul etmelidir. Bu muafiyetler veya derogasyonlar, bir Üye Devletten diğerine farklılık gösterdiğinde, veri sorumlusunun tabi olduğu Üye Devletin hukuku uygulanmalıdır. Her demokratik toplumda ifade özgürlüğü hakkının önemini dikkate almak için, bu özgürlükle ilgili kavramların, gazetecilik gibi geniş bir şekilde yorumlanması gereklidir.”
Madde 4
Tanımlar
Bu Tüzüğün amaçları doğrultusunda, aşağıdaki tanımlar geçerlidir:
(...)
- “profil çıkarma” bir gerçek kişinin işteki performansı, ekonomik durumu, sağlığı, kişisel tercihleri, ilgi alanları, güvenilirliği, davranışları, konumu veya hareketlerine ilişkin hususların analiz edilmesi veya tahmin edilmesi başta olmak üzere söz konusu gerçek kişiye ilişkin belirli kişisel özelliklerin değerlendirilmesi için kişisel verilerin kullanımını ihtiva eden her türlü otomatik kişisel veri işleme biçimidir; (...)”
Madde 10
Mahkûmiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin işlenmesi
Mahkûmiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin ya da ilgili güvenlik tedbirlerine ilişkin kişisel verilerin 6(1) maddesine dayalı olarak işlenmesi, ancak resmi merciin denetimi altında veya veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine uygun güvenceler sağlayan Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde işleme faaliyetine onay verildiğinde gerçekleştirilir. Mahkûmiyet kararlarına ilişkin kapsamlı herhangi bir sicil yalnızca resmi merciin denetimi altında tutulur.”
Madde 17
Silme hakkı (“unutulma hakkı”)
“1. Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesini veri sorumlusundan talep etme hakkı bulunur ve, aşağıdaki hallerden birinin geçerli olması durumunda, veri sorumlusunun kişisel verileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin silme yükümlülüğü bulunur:
(a) kişisel verilerin toplanma veya işlenme amaçlarıyla ilişkili olarak artık gerekli olmaması;
(b) veri sahibinin 6(1) maddesinin (a) bendi veya 9(2) maddesinin (a) bendine göre işleme faaliyetinin dayandığı izni geri çekmesi ve işleme faaliyetiyle ilgili başka bir yasal gerekçe bulunmaması;
(c) veri sahibinin 21(1) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması ve işleme faaliyetine yönelik ağır basan meşru bir gerekçe bulunmaması ya da veri sahibinin 21(2) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması;
(d) kişisel verilerin yasa dışı biçimde işlenmiş olması;
(e) kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukukundaki bir yasal yükümlülüğe uygunluk sağlanması amacı ile kişisel verilerin silinmesinin zorunlu olması;
(f) kişisel verilerin 8(1) maddesinde atıfta bulunulan bilgi toplumu hizmetlerinin sağlanması ile ilgili toplanmış olması.
-
Kontrolörün kişisel verileri kamuya açıklamış olduğu ve 1. paragraf uyarınca kişisel verileri silmek zorunda olduğu hallerde, kontrolör, mevcut teknoloji ve uygulama maliyetini göz önünde bulundurarak, veri sahibinin talep etmiş olduğu kişisel verileri işleyen kontrolörleri söz konusu kişisel verilere yönelik her türlü bağlantı veya bu verilerin her türlü nüshası ya da çoğaltmasının söz konusu kontrolörlerce silinmesi hususunda bilgilendirmek üzere teknik tedbirler de dâhil olmak üzere makul adımları atar.
-
1 ve 2. paragraflar işleme faaliyeti aşağıdaki amaçlar doğrultusunda gerekli olduğu ölçüde uygulanmaz:
(a) ifade ve bilgi edinme hakkının kullanılması;
(...)
(d) 1. paragrafta atıfta bulunulan hakkın ilgili işleme hedeflerinin yakalanmasını imkânsız hale getirmesi veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ölçüde, 89(1) maddesi uyarınca kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda; (...)”
Madde 22
Profil çıkarma da dâhil olmak üzere otomatik münferit karar verme
“1. Veri sahibinin kendisi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya benzer biçimde kendisini kayda değer şekilde etkileyen profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı bir karara tabi olmama hakkı bulunur.
- Kararın aşağıdaki özellikleri taşıması halinde, 1. paragraf uygulanmaz:
(a) veri sahibi ve bir veri kontrolörü arasında bir sözleşme yapılması veya uygulanması için gerekli olması;
(b) kontrolörün tabi olduğu ve veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence altına alınması amacıyla uygun tedbirlerin de belirtildiği Birlik veya üye devlet hukukun çerçevesinde izin verilmesi veya
(c) veri sahibinin açık rızasına dayanması.
(...) ”
Madde 85
İşleme ve ifade ve bilgi edinme özgürlüğü
“1. Gazetecilik amaçları ve akademik, sanatsal veya edebi anlatım amaçları doğrultusunda işleme de dâhil olmak üzere, üye devletler bu Tüzük uyarınca kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkını kanunla bağdaştırır.
-
Gazetecilik amaçları veya akademik, sanatsal veya edebi anlatım amacıyla gerçekleştirilen işleme faaliyeti açısından, üye devletler, kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğünü bağdaştırma amacıyla gerekli olmaları durumunda, (...) muafiyetler veya derogasyonlar sağlar. (...) ”
-
Avrupa Veri Koruma Komitesi 7 Temmuz 2020 tarihinde, arama motorları kapsamında GDPR bağlamında unutulma hakkı kriterlerine ilişkin 5/2019 sayılı Kılavuz İlkeleri kabul etmiştir. Bu kılavuz ilkeler, ABAD’ın C-131/12 sayılı Google Spain kararında ortaya konan listeden kaldırılma talebinde bulunma hakkını dikkate almak amacıyla “unutulma hakkının” GDPR’nin 17. maddesinde özel olarak düzenlendiğini hatırlatmaktadır. Bilgi edinme ve ifade özgürlüğünün kullanılması için işlemenin gerekli olmasına ilişkin ilgili kısımlarında şu ifadelere yer verilmektedir:
“50. Mahkeme [ABAD] aynı zamanda, internet sitesi editörünün bilgi yayma açısından sahip olabileceği meşruiyet ile arama motoru sağlayıcısının meşruiyetini birbirinden ayırt etmiştir. Mahkeme, internet sitesi editörünün faaliyetinin münhasıran gazetecilik amaçları için kullanılabileceğini kabul etmiştir ki bu durumda internet sitesi editörü, bu tür durumlarda Üye Devletlerin, Direktif’in 9. maddesi bağlamında (güncel olarak, GDPR’nin 85. maddesinin 2. fıkrası) uygulanabilir muafiyetlerden yararlanacaktır. Bu bağlamda, 28 Haziran 2018 tarihli “M.L. ve W.W. /Almanya” kararında, AİHM, söz konusu menfaatlerin dengelenmesinin, söz konusu talebe bağlı olarak farklı sonuçlara yol açabileceğini belirtmekte ve (i) faaliyeti ifade özgürlüğünün korunmasının amaçlandığı şeyin merkezinde yer alan ilk editöre yönelik bir silme talebi ile (ii) asıl menfaati ilgili kişi hakkındaki ilk bilgileri yayımlamak değil fakat özellikle bu kişi hakkında mevcut olan herhangi bir bilgiyi tanımlamayı ve böylece onun bir profilini oluşturmayı mümkün kılmak olan bir arama motoruna yönelik bir silme talebi arasında ayrım yapmaktadır.
-
Bu değerlendirmeler, GDPR’nin 17. maddesiyle ilgili şikâyetler söz konusu olduğunda değerlendirilmelidir; zira bu kararlarda, listelenmeme talebinde bulunan ilgili kişilerin hakları, internet kullanıcılarının bilgiye erişim menfaatleriyle dengelenmelidir.”
-
ABAD’ın İlgili İçtihadı ve Kılavuz İlkeler
- Google Spain SL ve Google Inc./Agencia Española de Protección de Datos (AEPD) ve Mario Costeja González (13 Mayıs 2014 tarihli karar, C131/12, -EU:C:2014:317)
-
Google Spain SL ve Google Inc., (Bundan böyle “Google Spain” olarak anılacaktır) davasında, ABAD, internet veri arama motorlarına ilişkin 95/46/EC sayılı Direktiften kaynaklanan hak ve yükümlülüklerin kapsamını tanımlamaya davet edilmiştir. Davanın temelinde, bir İspanyol vatandaşının, İspanya Veri Koruma Ajansına, bir İspanyol günlük gazetesi ile Google aleyhine yapmış olduğu şikâyet bulunmaktaydı. Söz konusu vatandaş, bir internet kullanıcısı Google arama motoruna adını girdiğinde, sonuç listesinde, bir el koymanın ardından gerçekleştirilen açık artırmayla bağlantılı olarak adının geçtiği gazetenin iki sayfasına bağlantılar gösterdiğinden şikâyetçi olmuştur. İlgili kişi gazeteden ya söz konusu sayfaları kaldırmasını veya kişisel verilerini kaldıracak şekilde değiştirmesini ya da bu verileri korumak için arama motorları tarafından sağlanan bazı araçları kullanmasını talep etmiştir. Ayrıca Google’dan da kişisel verilerini, gazetenin arama sonuçlarından ve bağlantılarından kaybolması amacıyla kaldırmasını veya gizlemesini de talep etmiştir. İspanyol ajansı gazeteye karşı yapılan şikâyeti reddederken -gazetenin söz konusu bilgileri yayımlaması, bir bakanlığın talimatı üzere gerçekleştiği için yasal olarak haklıydı- Google aleyhine yapılan şikâyeti kabul etmiş ve Google, İspanyol mahkemelerine temyiz itirazda bulunmuştur. Bu hukuki anlaşmazlık bağlamında, dava ön inceleme için ABAD’a havale edilmiştir.
-
ABAD, bir arama motoru operatörü tarafından yapılan işlemlerin, bu verilerin internet üzerinde daha önce yayımlanması ve bunların arama motoru tarafından değiştirilmemesi hususlarından ayrı olarak, söz konusu operatörün “sorumlu” olduğu, “veri işleme” olarak nitelendirilmesi gerektiği kanısına varmıştır (95/46/EC sayılı Direktif’in 2. maddesinin b) ve d) fıkraları). ABAD, bir arama motorunun faaliyetinin internet sitesi editörleri tarafından yapılan işlemden ayrı tutulması ve bu işleme eklenmesi ve ilgili kişinin temel haklarını ekli bir şekilde etkilemesi nedeniyle, bu motor operatörünün özellikle Direktif ile öngörülen güvencelerin tam etkilerini oluşturabilmesini sağlaması gerektiğini belirtmiştir. Öte yandan, bir internet sitesinde yayımlanan bilgilere diğer sitelerde karşılık verilebilmesinin kolaylığı dikkate alındığında, ilgili kişilerin, özellikle bunların özel hayatlarına saygı haklarının etkili ve tam korunması gerçekte, bu kişilerin öncelikle veya paralel olarak, internet sitesi editörlerince bu kişilerle ilgili bilgilerin silinmesini sağlamaları gerektiğinde gerçekleştirilememekteydi. ABAD, aynı zamanda bu adın veya bu bilgilerin söz konusu internet sayfalarından daha önce veya aynı zamanda silinmemesi durumunda ve gerektiği takdirde, yine bunların söz konusu sayfalarda kendiliğinden yayımlanmasının yasal olması halinde bile, bir arama motoru operatörünün bir kişinin adından hareketle yapılan bir aramanın ardından gösterilen sonuç listesinden, bu kişiye ilişkin bilgileri içeren ve üçüncü kişiler tarafından yayımlanan internet sayfalarına yönelik bağlantıları kaldırmak zorunda kaldığı sonucuna varmıştır.
-
ABAD, söz konusu verilerin, bunların toplanması veya işlenmesini gerektiren amaçlar bakımından bundan böyle gerekli olmaması halinde, doğru verilerin başlangıçta yasal olarak işlenmesinin bile zamanla, Direktif ile bağdaşmaz bir hale gelebileceğini eklemiştir. ABAD, bu durumun özellikle, söz konusu verilerin yetersiz görünmesi, uygun olmaması veya bundan böyle uygun olmaması ya da bu amaçlar ve geçen zaman bakımından aşırı olması halinde geçerli olduğunu belirtmiştir. ABAD, sırasıyla özel hayata saygı hakkını ve kişisel verilerin korunması hakkını güvence altına alan, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 7 ve 8. maddeleri bakımından, ilgili kişinin, kendisine ilişkin söz konusu bilginin bundan böyle sonuç listesiyle kendi adına bağlanmaması -bu durum, bu türden bir dâhil etmenin bu kişi açısından bir zarara neden olmasını gerektirmeksizin- halinde ve kişinin böylelikle bilginin bundan böyle bu türden bir sonuç listesine dâhil edilmesi nedeniyle kamuoyuna sunulmasını talep edebilmesi halinde, bu hakların ilke olarak, yalnızca arama motoru operatörünün ekonomik menfaatine değil, aynı zamanda bu kamuoyunun bu kişinin adıyla ilgili bir arama sırasında bu bilgiye erişme yönündeki menfaatine nazaran ağır bastığı sonucuna varmıştır. ABAD’a göre, davacının menfaatleri ile kamuoyunun bilgiye erişme yönündeki menfaati arasındaki denge bununla birlikte, belirli durumlarda, söz konusu bilginin niteliğine ve ilgili kişinin özel hayatı açısından bilginin hassaslığına ve kamuoyunun bu bilgiden yararlanma yönündeki menfaatine -bu, özellikle bu kişinin kamusal hayatta oynadığı rol açısından değişebilmekteydi- bağlı olabilmekteydi.
-
Arama motoru operatörü tarafından yapılan işlemin özelliğine ilişkin olarak, ABAD, kendi görüşünü şu ifadelerle dile getirmiştir:
“37. Dahası, arama motorları kullanıcılarının internette yayımlanan bilgilere erişimini kolaylaştırmak amacıyla arama motorları tarafından bu bilgilerin düzenlenmesi ve toplanmasının, bu kullanıcıların aramasının bir gerçek kişinin adından hareketle yapılması halinde, kullanıcıların ilgili kişinin az ya da çok ayrıntılı bir profilini oluşturmalarına imkân veren, internette bulunan bu kişiye ilişkin bilgilerin düzenli bir görünümünü sonuç listesiyle elde etmelerini sağlayabilmektedir. (...)
-
Bu bağlamda, öncelikle, mevcut kararın 36 ila 38. maddelerinde tespit edildiği şekliyle, bir arama motoru operatörü tarafından gerçekleştirilen, esasen söz konusu olan veri işleme gibi, kişisel verilerin işlenmesinin, bu arama motoru yardımıyla aramanın bir gerçek kişinin adından hareketle yapılması halinde, özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel hakları önemli bir derecede etkileyecek nitelikte olduğu, zira söz konusu işlemin, herhangi bir internet kullanıcısına, özel hayatının yönlerinden birçoğunu muhtemelen etkileyen ve söz konusu arama motoru olmaksızın, birbirine bağlanamayacak olan veya sadece çok zor bir şekilde birbirine bağlanabilecek olan, internette bulunan bu kişiye ilişkin bilgilerin düzenli bir görünümünü sonuç listesiyle elde etme ve böylelikle, bu kişinin az ya da çok ayrıntılı bir profilini oluşturma imkânı verdiğini belirtmek önemlidir. Ayrıca, müdahalenin ilgili kişinin söz konusu haklarına yönelik etkisinin, bu türden bir sonuç listesinde yer alan bilgilerin her yerde bulunabilmesini sağlayan, internetin ve arama motorlarının modern toplumda oynadıkları önemli rol nedeniyle artmaktadır (bu yönde bk. eDate Advertising e.a. kararı, C-509/09 ve C-161/10, EU:C:2011:685, 45. madde).”
-
Bir internet sayfası operatörünün gerçekleştirdiği işlem ile bir arama motoru operatörü tarafından yapılan işlem arasındaki farklılığa ilişkin olarak, ABAD şu hususları belirtmiştir:
“85. Ayrıca, bir gerçek kişiye ilişkin bilgilerin yayımlanmasını içeren bir internet sayfasının editörü tarafından yapılan işlem, bu türden bir durumun bir arama motoru operatörü tarafından gerçekleştirilen işleme ilişkin olarak geçerli olmadığının anlaşılmasına rağmen, gerektiği takdirde, “yalnızca gazetecilik amacıyla” yapılabilmekte ve böylelikle, 95/46 sayılı Direktif tarafından düzenlenen gerekliliklere yönelik istisnalardan, aynı Direktif’in 9. maddesi uyarınca yararlanabilmektedir. Dolayısıyla ilgili kişinin, bazı koşullarda, söz konusu internet sayfasının editörüne karşı değil, söz konusu operatöre karşı 95/46 sayılı Direktif’in 12. maddesinin b) fıkrası ve 14. maddesinin birinci fıkrasının a) bendinde belirtilen hakları kullanabilecek nitelikte olması göz ardı edilemez.
-
Son olarak, yalnızca 95/46 sayılı Direktif’in 7. maddesi uyarınca, bir internet sitesinde kişisel bir verinin yayımlanmasını haklı gösteren gerekçenin arama motorlarının faaliyeti hakkında uygulanan gerekçeyle mutlaka bağdaşmamasının değil, aynı zamanda, bu türden bir durumun söz konusu olması halinde, bu Direktif’in 7. maddesinin f) fıkrası ve 14. maddesinin birinci fıkrasının a) bendi uyarınca gerçekleştirilecek olan, söz konusu menfaatlere ilişkin dengelemenin sonucunun, bir arama motoru operatörü tarafından yapılan işlemin veya bu internet sayfasının editörü tarafından yapılan işlemin söz konusu olmasına göre farklılık gösterebilmesinin de söz konusu olduğunun, zira bir yandan, bu işlemleri haklı gösteren meşru menfaatlerin farklı olabileceğini ve diğer yandan, söz konusu işlemlerin ilgili kişi ve özellikle kişinin özel hayatı açısından yarattığı sonuçların muhakkak aynı olmadığının tespit edilmesi önem arz etmektedir.
-
Nitekim, bir kişinin adından hareketle yapılan bir aramanın ardından gösterilen sonuç listesine, bir internet sayfasının ve bu kişiye ilişkin burada yer alan bilgilerin dâhil edilmesinin, ilgili kişi hakkında arama yapan herhangi bir internet kullanıcısı için bu bilgilerin erişilebilirliğini önemli ölçüde kolaylaştırması ve söz konusu bilgilerin yayılması için belirleyici bir rol oynayabilmesi sebebiyle, söz konusu dâhil etme, bu internet sayfasının editörü tarafından yapılan yayına nazaran, ilgili kişinin özel hayatına saygı gösterilmesine ilişkin temel hakka yönelik daha önemli bir müdahale teşkil edebilecek niteliktedir. ”
-
“Google Spain ve Inc./Agencia Española de Protección de datos (AEPD) ve Mario Costeja González”, C-131/12 Davasında Avrupa Birliği Adalet Divanının Kararının İcrasına İlişkin Kılavuz İlkeler
-
26 Kasım 2014 tarihinde kabul edilen, “Google Spain ve Inc./Agencia Española de Protección de datos (AEPD) ve Mario Costeja González”, C-131/12 davasında Avrupa Birliği Adalet Divanının kararının icrasına ilişkin kılavuz ilkeler bağlamında, “Madde 29” Veri Koruma Çalışma Grubu özellikle şu hususları belirtmiştir:
“11. İlgili kişiler, arama motorları karşısında haklarını kullanmak için orijinal internet sitesine daha önce veya aynı zamanda başvurmakla yükümlü değildirler. İki farklı işlem mevcuttur ve bunlardan her birinin, meşruluğa ilişkin kendi nedenleri ve kişilerin hak ve menfaatleri üzerinde belirli etkileri bulunmaktadır. Herkes, koşullar dikkate alındığında, bilgilerin kaldırılmasını veya söz konusu bilgilere “noindex” protokollerinin uygulanmasını talep etmek için öncelikle orijinal internet sitesinin yöneticisine başvurulmasının daha iyi olacağı kanısına varabilmektedir, ancak karar bu türden bir durumu gerektirmemektedir.
(...)
- İnternet sayfalarına dâhil edilen arama motorları “harici” arama motorlarıyla aynı etkilere sahip olmamaktadır. Bir yandan, arama motorları yalnızca söz konusu internet sayfalarında yer alan bilgileri kapsamaktadır. Diğer yandan ve bir kullanıcı birçok internet sayfasında aynı kişiyle ilgili bir arama yapsa bile, dahili arama motorları ilgili kişinin tam profilini oluşturamayacak ve sonuçlar bu kişi üzerinde ciddi bir etki yaratmayacaktır. Dolayısıyla, genel olarak, listelenmeme hakkının özellikle internet sitesi veya gazeteyle ilgili arama araçlarının durumunda, sınırlı bir kapsama sahip olan arama motorları açısından uygulanmamalıdır.
(...)
- Maddi açıdan ve daha önce belirtildiği üzere, kararda, bu hakkın sadece bir kişinin adıyla ilgili aramalardan elde edilen sonuçlarla ilgili olduğu açıkça belirtilmekte ve hiçbir zaman arama motorunun index sayfasının tamamen kaldırılmasının gerekli olduğunun düşünülmesini sağlamamaktadır. Sayfa, diğer arama ifadeleri kullanılarak, erişilebilir olmaya devam etmelidir. Kararda başka bir açıklama olmaksızın, “ad” ifadesinin kullanıldığını tespit etmek gerekmektedir. Dolayısıyla, söz konusu hakkın soyadları veya adın farklı yazımları da dâhil olmak üzere, adın olası farklı anlatımları açısından uygulandığı sonucuna varılabilmektedir.”
80. Listelenmeme hakkının kamuoyunun bilgiye erişme hakkı ve bilginin kaynağı olan kişinin ifade özgürlüğüyle bağdaştırılmasının gerekmesi nedeniyle, kılavuz ilkelerin ikinci kısmı, hak ve menfaatler arasındaki çatışmayı çözmek amacıyla arama motorları tarafından listelenmemenin reddedilmesinin ardından veri koruma makamlarının aldıkları şikâyetleri incelemek için uygulamaya davet edildikleri ortak kriterlerle ilgilidir. Bu kılavuz ilkelere göre, davaların birçoğunda, bir karar vermeden önce birden fazla kriterin göz önünde bulundurulması gerekecektir, zira hiçbir kriter tek başına belirleyici değildir. Her kriter, ABAD tarafından düzenlenen ilkeler ışığında ve bilhassa “[kamuoyunun] [söz konusu bilgiye] erişme yönündeki menfaati” gereğince uygulanmalıdır. Soru/cevap şeklinde sunulan bu kriterler aşağıdaki gibidir:
“1. Aramanın sonucu gerçek bir kişiyle ilgili midir? Sonuç, ilgili kişinin adına dayanılarak gerçekleştirilen bir aramaya cevap olarak görünmekte midir?
-
İlgili kişi, kamusal hayatta bir rol oynamakta mıdır? İlgili kişi tanınmış bir kişi midir?
-
İlgili kişi, reşit olmayan bir yaşta mıdır?
-
Veriler doğru mudur?
-
Veriler uygun mudur ve aşırı değil midir?
a) Veriler, ilgili kişinin mesleki hayatıyla ilgili midir?
b) Aramanın sonucu, bir şikâyette bulunan kişi hakkında nefret söylemi, hakaret, iftira veya benzer suçlardan oluştuğu iddia edilen bilgilere yönlendirmekte midir?
c) Verilerin kişisel görüşleri yansıttığı açık mıdır ve doğrulanan olayların söz konusu olduğu anlaşılmakta mıdır?
-
Bilgiler, 95/46/CE sayılı Direktif’in 8. maddesi anlamında hassas mıdır?
-
Veriler güncel midir? Veriler, işlemin amacı için gerekli olduğundan daha uzun bir süre boyunca kullanılabilmekte midir?
-
Verilerin işlenmesi, ilgili kişi açısından bir zarara neden olmakta mıdır? Veriler, ilgili kişinin özel hayatına saygı gösterilmesi üzerinde orantısız bir olumsuz etki yaratmakta mıdır?
-
Aramanın sonucu, ilgili kişiyi tehlikeye düşüren bilgilere atıfta bulunmakta mıdır?
-
Bilgiler hangi bağlamda yayımlanmıştır?
a) Bu bilgilerin içeriği ilgili kişi tarafından gönüllü olarak kamuoyuna açıklanmış mıdır?
b) İçerik yayımlanmak için hazırlanmış mıdır? İlgili kişi, içeriğin kamuoyuna açıklanacağını makul bir şekilde bilebilir miydi?
-
Orijinal içerik gazetecilik amacıyla yayımlanmış mıdır?
-
Veri editörü, kişisel verileri yayımlama yönünde yasal yetkiye (veya yükümlülüğe) sahip miydi?
-
Veriler, cezayı gerektiren bir suçla ilgili midir?”
-
İkinci soruya/ikinci kritere yönelik cevabın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Mahkeme, kamuoyunun bu kişilere ilişkin bilgilere erişme yönünde bir menfaatinin bulunması halinde, kamusal hayatta bir rol oynayan ilgili kişilerden gelen listelenmeme talepleri için bir istisnayı öngörmüştür. Kriter, “tanınmış kişiler” hakkında uygulanan kritere nazaran daha geniştir (...).
“Kamusal hayattaki rol” nedir?
Gerçek bir kişinin internette bir arama aracılığıyla söz konusu kişiyle ilgili bilgilere kamuoyunun erişmesini haklı göstermek için oynaması gereken, kamusal hayattaki rol türünün kesin olarak belirlenmesi mümkün değildir.
Bununla birlikte, örnek olarak, politikacı erkek ve kadınlar, üst düzey kamu görevlileri, iş adamları ve kadınları ve (düzenlenen) serbest meslek mensuplarının genel olarak, kamusal hayatta bir rol oynadıkları kabul edilebilmektedir. Kamuoyunun bu kişilerin kamusal hayattaki rol ve faaliyetlerine ilişkin bilgileri araştırmasına imkân vermek için nedenler bulunmaktadır.”
- Sekizinci soruya/sekizinci kritere ilişkin cevap aşağıdaki gibidir:
“İlgili kişi, listelenmeme talebinde bulunmak için herhangi bir zararı kanıtlamakla yükümlü değildir; başka bir ifadeyle, bir zarar Mahkeme tarafından tanınan hakkı kullanabilmek için gerekli bir koşul teşkil etmemektedir. Bununla birlikte, bir aramanın sonucunun mevcut olmasının ilgili kişi açısından bir zarara neden olduğunun kanıtlanması halinde, bu türden bir delil listelenmeme lehine önemli bir gerekçe oluşturabilecektir.
(...)
Veriler, arama sonucunun, bundan böyle kamusal tartışmaya konu edilmeyen -veya muhtemelen hiçbir zaman konu edilmemiş olan- küçük veya önemsiz bir suçla ilgili olması ve bu bilginin mevcut olması hususunda önemli bir kamu yararının bulunmaması halinde ilgili kişinin üzerinde orantısız bir olumsuz etki yaratabilecektir.”
83. On üçüncü soruya/on üçüncü kritere ilişkin cevap aşağıdaki gibidir:
“Birliğin üye Devletleri, suçlular ve bunların suçlarına ilişkin bilgilerin yayımlanmasıyla ilgili olarak farklı yaklaşımlara sahip olabilmektedirler. Zaman içinde bu türden bilgilerin kullanılabilirliğini etkileyen belirli yasal hükümler bulunabilmektedir. Verilerin korunmasından sorumlu makamlar, üye devletlerinde yürürlükte olan ilke ve yaklaşımlara uygun olarak bu türden davaları ele alacaklardır. Genel olarak, verilerin korunmasından sorumlu makamlar, daha kısa bir süre önce işlenen daha ciddi suçlar için listelenmemeyi öngörmekten ziyade, uzun bir süre önce işlenen, çocuklara ilişkin suçlarla ilgili olan arama sonuçlarının listelenmemesini öngörebilecek niteliktedirler. Bununla birlikte, söz konusu sorunlar, dikkatli bir incelemeyi gerektirmektedir ve olay bazında ele alınacaktır.”
-
Arama motoru operatörüne getirilen listelenmeme yükümlülüğüne ilişkin ön sorunlarla ilgili olarak ABAD tarafından 24 Eylül 2019 tarihinde verilen iki karar
-
ABAD, birinci kararında (GC ve diğerleri c/ Ulusal Bilişim ve Özgürlükler Komisyonu (CNIL), C-136/17, EU:C:2019:773), belirli hassas kişisel veri kategorilerinin işlenmesine ilişkin yasaklama veya kısıtlamaların aynı zamanda arama motoru operatörleri hakkında uygulanıp uygulanmadığını tespit etmeye davet edilmiştir. G.C., A.F., B.H. ve E.D., sırasıyla adlarından hareketle yapılan aramanın ardından gösterilen sonuç listesine dâhil edilen çeşitli bağlantıların listelenmemesi yönünde, Google Inc. Şirketine ihtarda bulunmayı reddettiği dört karara ilişkin Ulusal Bilişim ve Özgürlükler Komisyonu (CNIL) hakkında Danıştay (Fransa) nezdinde dava açmışlardır. Bu bağlantılar, özellikle bir takma adla internette yayımlanan bir kadın siyasetçiye yönelik satirik bir fotomontajı içeren, üçüncü kişiler tarafından yayımlanan internet sayfalarına ve ilgililerden birinin Scientoloji Kilisesinin halkla ilişkiler sorumlusu olma niteliği, bir politikacının suçlanması ve bir diğer ilgilinin çocuğa cinsel saldırı suçundan dolayı mahkûm edilmesinden bahseden haberlere yönlendirmekteydi. Danıştay, bilhassa bir arama motoru operatörünün sorumluluk, yeterlilik ve özel imkânları dikkate alındığında, belirli kategorilerin kapsamına giren, verileri işleme işleminin diğer sorumlularına getirilen yasaklamanın (siyasi görüşler, dini veya felsefi inançlar ve cinsel hayat gibi) aynı zamanda bu türden bir operatör hakkında uygulanabilir olup olmadığını tespit etmeye çalışan, Avrupa Birliği hukuku kurallarının yorumlanmasıyla ilgili birçok sorunu ABAD’a sunmuştur.
-
ABAD, Google Spain kararında (yukarıda 72-73. paragraflar) vardığı sonuçları hatırlatmasının ardından, daha sonra yürürlüğe giren GDPR’nin, özellikle 17. maddesinin 3. fıkrasının a) bendinde, bir yandan, Şart’ın 7 ve 8. maddelerinde yer verilen, özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel haklar ile diğer yandan, Şart’ın 11. maddesi ile güvence altına alınan, bilgi edinme özgürlüğüne ilişkin temel hak arasında bir dengenin kurulması gerekliliğine açıkça yer verdiğini vurgulamıştır.
-
Ardından ABAD, bir arama motoru operatörüne, hassas verilerin yayımlandığı bir internet sayfasına yönelik bir bağlantıyla ilgili listelenmeme talebinin sunulması halinde, bu operatörün mevcut davayla ilgili bütün unsurlara dayanarak ve ilgili kişinin özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel haklarına yönelik müdahalenin ağırlığını dikkate alarak, bu kişinin adından hareketle yapılan aramanın ardından gösterilen sonuç listesine söz konusu bağlantının dâhil edilmesinin bu türden bir arama aracılığıyla bu internet sayfasına erişme ihtimali bulunan ilgili internet kullanıcılarının bilgi edinme özgürlüğünü korumak için kesinlikle gerekli olup olmadığını denetlemesi gerektiği sonucuna varmıştır.
-
Son olarak, belirli bir kişi hakkında yürütülen cezai alandaki adli bir yargılamaya ilişkin verileri içeren internet sayfalarına ilişkin olarak, ABAD, şu sonuçlara varmak için Mahkemenin M.L. ve W.W./Almanya kararına (no. 60798/10 ve 65599/10, 28 Haziran 2018) atıfta bulunmuştur:
“77. Böylelikle, ilgili kişi hakkında yürütülen cezai alandaki adli bir yargılamaya ilişkin, bu yargılamanın daha önceki bir aşamasına ilişkin olan ve bundan böyle mevcut duruma karşılık gelmeyen bilgilerin yayımlandığı internet sayfalarına yönelik bağlantılarla ilgili listelenmeme talebi kapsamında, özellikle söz konusu suçun niteliği ve ağırlığı, söz konusu yargılamanın seyri ve sonucu, geçen süre, bu kişinin kamusal hayatta oynadığı rol ve kişinin geçmişteki davranışı, talebin sunulduğu tarihteki kamu yararı, yayının içeriği ve şekli ve bu yayının söz konusu kişi açısından sonuçları gibi, davanın koşullarının tamamı göz önünde bulundurulduğunda, kişinin söz konusu bilgilerin bu ad kullanılarak yapılan aramanın ardından gösterilen sonuç listesiyle kişinin adına mevcut aşamada bundan böyle bağlı olmaması hakkına sahip olup olmadığını değerlendirme görevi arama motoru operatörüne aittir.
-
Bununla birlikte, arama motoru operatörünün, söz konusu bağlantının dâhil edilmesinin, özel hayata saygı ve ilgili kişinin verilerinin korunmasına ilişkin hakların muhtemel ilgili internet kullanıcılarının bilgi edinme özgürlüğüyle bağdaştırılması için kesinlikle gerekli olması nedeniyle bu türden bir durumun söz konusu olmadığını tespit etmesi gerektiğinde bile, bu operatörün her halükârda, listelenmeme talebi vesilesiyle, en geç, sonuç listesini düzenlemekle yükümlü olduğunu ve bu nedenle, internet kullanıcısı için bundan doğan genel görünümün mevcut adli durumu yansıttığı ve bu durumun özellikle, bu konuda bilgiler içeren internet sayfalarına yönelik bağlantıların bu listede ilk olarak görünmesini gerektirdiğini eklemek önem arz etmektedir.”
-
ABAD, 24 Eylül 2019 tarihli ikinci kararda (Google c/ Ulusal Bilişim ve Özgürlükler Komisyonu, C‑507/17, EU:C:2019:772), ABAD, Avrupa Birliği hukukunun arama motoru operatörüne arama motorunun versiyonlarının tamamında listelenmeme işlemini gerçekleştirme yükümlülüğü getirmediğini belirtmiştir. ABAD, bununla birlikte, üye Devletlerin tamamına karşılık gelen versiyonlarda listelenmeme işlemini yapmakla ve üye Devletlerden birinden hareketle, bu motorun Avrupa Birliği dışındaki versiyonlarında bulunan söz konusu bağlantılara erişim sağlamaları konusunda internet kullanıcılarını engelleyen tedbirleri hazırlamakla yükümlü olduğunu eklemiştir. ABAD dahası, Avrupa Birliği hukukunun bir üye Devletin denetim makamı veya adli makamının temel hakların korunmasına ilişkin ulusal standartlar ışığında mevcut temel haklar arasında bir denge kurabilmesine ve bu dengelemenin sonunda, gerektiği takdirde, bu türden bir arama motoru operatörünün söz konusu motorun versiyonlarının tamamında listelenmeme işlemini yapmasına karar verebilmesine karşı çıkmadığını ifade etmiştir.
-
TU ve RE/Google LLC (8 Aralık 2022 Tarihli Karar, C‑460/20, EU:C:2022:962)
-
Alman Federal Adalet Divanı, bu davada, ABAD’ın, özellikle silinme hakkını (“unutulma hakkı”) düzenleyen GDPR’yi ve Google’ın adlarından hareketle yapılan arama sırasında elde edilen sonuçların listelenmemesi yönünde yatırım şirketi grubunun iki yöneticisinin sunduğu talebi 2015 yılında reddettiği bir dava çerçevesinde, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı ışığında değerlendirilen, 95/46/CE sayılı Direktif’i yorumlamasını talep etmiştir. Bu sonuçlar, yanlış iddiaları içeren, aynı yıl görünen bazı haberlere yönelik bağlantıları yeniden ele almaktaydı. Dahası, söz konusu yöneticiler Google’dan, bu listede yalnızca listelenen internet sayfasında fotoğrafların yayımlanmasının içeriğine ilişkin unsurlar yeniden ele alınmaksızın, böylelikle vinyetlerin gösterilmesi nedeniyle, küçük resimler (thumbnails) şeklinde gösterilen fotoğraflarının adlarından hareketle yapılan görüntü aramasının sonuç listesinden kaldırılmasını talep etmişlerdir.
-
ABAD, bu kararda bilhassa, mevcut olan menfaat ve haklar arasında yapılması gereken dengeleme bağlamında, ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkının, en azından, küçük bir önem taşımayan, listelenen içerikte yer alan bilgilerin bir kısmının yanlış olduğunun ortaya çıkması halinde göz önünde bulundurulamayacağı sonucuna varmıştır. ABAD, bir yandan, bununla birlikte, ilke olarak, söz konusu internet sitesinin editörü hakkında elde edilen bir mahkeme kararını, bilgilerin veya dava öncesi aşamadan itibaren sunmakla yükümlü olmaksızın, küçük bir önemi olmayan, bu bilgilerin bir kısmının açıkça yanlışlığını tespit etme görevinin listelenmeme talebinde bulunan kişiye ait olduğunu eklemiştir. Diğer yandan, bir arama motoru operatörü, listelenmeme talebinin haklılığının belirlenmesi amacıyla, bu taleple desteklenmeyen fiili unsurların araştırılmasında aktif bir görevi yerine getirmekle yükümlü tutulamayacaktır. Dolayısıyla, listelenmeme talebinin listelenen içerikte yer alan bilgilerin açıkça yanlış niteliğini ortaya koyan, ilgili ve yeterli delil unsurlarıyla desteklenmesi halinde, arama motoru operatörü bu talebi kabul etmekle yükümlüdür. Vinyet şeklinde fotoğrafların gösterilmesine ilişkin olarak, ABAD, çatışan hak ve menfaatlere ilişkin ayrı bir dengelemenin yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Fotoğrafların alındığı internet sayfasında hangi bağlamda yayımlandığı göz önünde bulundurulmaksızın, bunların bilgilendirici değeri dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, arama sonuçlarında fotoğrafların gösterilmesine doğrudan eşlik eden ve bu fotoğrafların bilgilendirici değerini aydınlatacak nitelikte olan her türlü metinsel unsur dikkate alınmalıdır.
-
KARŞILAŞTIRMALI HUKUK VE UYGULAMA UNSURLARI
- Sözleşmeci Devletler
-
Mahkemenin elinde bulunan veriler, özellikle Avrupa Konseyinin otuz üç üye Devletine ilişkin bir çalışma bağlamında yer alan veriler[1], on iki Devlette, yetkili makam veya mahkemelerin bir basın organının internet sitesinde erişilebilir kişisel verilerin “unutulma hakkı” adına değiştirilmesi taleplerini (kaldırma veya anonimleştirme) incelediklerini göstermektedir. Bu Devletlerden dördünde, kişisel verilerin kaldırılması veya anonimleştirilmesine ilişkin bu türden bir talep, bilhassa ilgili kişilerin sağlığına ilişkin bilgilerle ilgili olan belirli durumlarda kabul edilmiştir. Bir kişi hakkındaki cezai kovuşturma veya mahkûmiyetlere ilişkin verilerin anonimleştirilmesi ya da kaldırılmasına yalnızca iki defa karar verildiğinde, beraatine karar verilen bir kişinin veya yanlış bilgilerin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.
-
Çalışmanın kapsadığı ve bir basın makalesinde kişisel verilerin anonimleştirilmesi ya da kaldırılması talebiyle karşı karşıya kalan üye Devletlerin tamamı, bu taleplerin davanın koşullarına göre ve söz konusu çeşitli menfaatlerin dengelenmesi ışığında, olay bazında incelendiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, Mahkemenin içtihadında geliştirilen kriterlerle kısmen örtüşen, çok çeşitli kriterler dikkate alınmıştır (Axel Springer AG/Almanya [BD], no. 39954/08, 7 Şubat 2012 ve Von Hannover/Amanya ((no. 2) [BD], no. 40660/08 ve 60641/08, AİHM 2012).
-
Bu türden bir talebin ilgilendirdiği on iki üye Devletten yedisi, bilhassa talebin bir basın organı ya da arama motoru hakkında sunulmasına göre, davalı tarafın niteliği bakımından bir ayrımın yapıldığını açıkça belirtmiştir. Bu durumun, en azından kısmen, verilerin işlenmesinin özellikle, ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkının kullanılması için ve kamu yararı bağlamında arşiv amaçlı olarak gerekli olması nedeniyle, silinme hakkının uygulanmamasını öngören, uygulanabilir Avrupa Birliği hukukuyla açıklandığı anlaşılmaktadır. Zaman zaman (kısmen) bir basın organı tarafından bir yayın değişikliği talebinde bulunulması halinde kullanılan kriterlerle, bir arama motoruna yönelik listelenmeme talebinin incelenmesi için kullanılan aynı kriterlerin söz konusu olması durumunda, bu kriterlerin uygunluğu ve bunlara verilen önemin talebin konusuna ve davalı tarafın niteliğine göre farklılık gösterdiği anlaşılmaktadır.
-
Öte yandan, internette yayımlanan bir basın makalesinin değiştirilmesi talebini inceleyen Devletlerde, aynı makalenin kâğıt versiyonunun zarar görmemiş olması, yetkili mahkeme ve makamlar tarafından dikkate alınan bir unsur olmamıştır. Buna karşın, İtalyan Yargıtayı, aynı yayına ilişkin kâğıt arşivin ve elektronik arşivin aynı kalmasına imkân veren tedbirlerin uygulanmasının önem taşıdığını vurgulamıştır.
-
Son olarak, ifade özgürlüğüne ilişkin daha az zararlı tedbirler, en azından beş Devlette yetkili makam veya mahkemeler tarafından incelenmiştir. Bir başka Devlette, yerel mahkemelerin yalnızca bu türden tedbirlerin başvuran tarafça talep edilmesi halinde, ifade özgürlüğüne yönelik daha az zararlı tedbirlerin varlığını inceleyebilecekleri anlaşılmaktadır.
-
Arama motoru operatörleri, basın kuruluşları veya çevrim içi bilgilendirme siteleri hakkında sunulan talepleri inceleyen, çalışma kapsamındaki üye Devletlerin bazı yüksek ulusal mahkemelerinin uygulaması aşağıda daha ayrıntılı olarak sunulmaktadır.
-
Yüksek Fransız Mahkemelerinin İçtihadı
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12 Mayıs 2016 Tarihli Kararı
-
Fransız Yargıtayı, başvuranların, LesEchos.fr. internet sitesi ile otomatik işleme tabi tutulan, kendilerine ilişkin kişisel verilerin kaldırılmasına karar verilmesi amacıyla 2010 yılında açtıkları, 6 Ocak 1978 tarihli Bilişim, Dosyalar ve Özgürlükler Hakkında Kanun’un 38. maddesine ve Medeni Kanun’un 1382. maddesine dayanan bir davayı incelemeye davet edilmiştir. Mali Piyasalar Konseyinin 2003 yılında haklarında bir yaptırım uyguladığı tüccarlar olan iki başvuran, 2006 yılında yayımlanan, ardından Danıştayın haklarındaki mali piyasa katılımcı kartlarının geri alınması ve yaptırımı yalnızca bir kınama cezasına indirgeyerek, ilgililerin mesleğini yapmalarının yasaklanması yönündeki kararı düzeltmesinden sonra, Les Echos gazetesinin internet sitesinde ücretsiz olarak arşivlenen bir haberden adlarının silinmesini talep etmiştir.
Yargıtay, kendi görüşünü şu ifadelerle dile getirmiştir:
“Ancak bir basın organına, gerek söz konusu kararın ilgilendirdiği kişilerin adı ve soyadlarının geri çekilmesinin bu haberlerden birini herhangi bir menfaatten yoksun bırakması nedeniyle, bu haberlerden birinde yer alan bilginin, mahkeme kararlarından oluşan bir veri tabanının yayımlanmasına benzetilemeyecek olan, haberlerinin arşivlenmesine ayrılmış internet sitesinden kaldırma, gerekse olağan listelemeyi değiştirerek bu bilgiye erişimi sınırlandırma yükümlülüğü getirilmesinin, basın özgürlüğüne yönelik uygulanabilecek sınırlamaları aştığını eleştirilmeyen gerekçelerle kabul eden İstinaf Mahkemesinin, Birinci Bölüm tarafından eleştirilen gereksiz gerekçeleri dikkate almayarak, kararını yasal olarak haklı gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda;”
-
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 17 Şubat 2021 Tarihli Kararı
-
Bu dava, yasaya aykırı şekilde eczacılık yapmak, pazarlama izni olmaksızın ilaç pazarlamak, ilaçların tanıtımıyla ilgili düzenlemeyi ihlal etmek suçlarından dolayı 2009 tarihli kesinleşmiş kararla ve vergi kaçakçılığı ve muhasebe kayıtlarında eksiklik suçlarından dolayı 2011 tarihli kararla suçlu bulunan, besin takviyesi konusunda uzmanlaşmış bir şirketin yasal temsilcisiyle ilgiliydi ve söz konusu mahkûmiyet kararı Mahkemenin cezai mahkûmiyetlerin gözden geçirilmesi ve yeniden incelenmesine ilişkin 2019 tarihli kararıyla kaldırılmıştır. Başvuran 2016 yılında, bir sayfanın belirli bir internet sitesinde kendisine ayrıldığını, bu sayfanın söz konusu cezai mahkûmiyetlerden bahsettiğini ve bir hiperlink aracılığıyla ikinci bir internet sitesinde yayımlanan babasının ölüm haberine başvurmaya davet ettiğini tesadüfen öğrenmesinin ardından, bu yayının özel hayatının mahremiyetine zarar verdiğini ileri sürerek, Medeni Kanun’un 9. maddesine dayanarak (özel hayata saygı gösterilmesi hakkına ilişkin), uğradığı zararın tazmin edilmesi ve bu sayfanın kaldırılmasına yönelik olarak, ihtilaf konusu sayfanın yazarı hakkında dava açmıştır. Başvuran, Yargıtay nezdinde, davasını reddeden İstinaf Mahkemesini olay ve olgular bildirisinde, ihtilaf konusu internet sitesinin “mantıksız inançlardan” bahsetme eğilimine sahip olarak göründüğünü ve özel hayata ilişkin bilgilerin yayımlanmasını haklı gösterecek nitelikte olan, davalının sözleriyle ele alınan somut kamu yararı konusunu belirlemeksizin, komplo teorisi, homeopati, ezoterizm, manevi şifa veya yine elektromanyetizma gibi konuları ele aldığını belirtmekle yetinmekle suçlamıştır.
-
Yargıtay, temyiz başvurusunu kabul etmiş ve yasal dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle alt mahkemenin kararını kaldırmıştır. Yargıtay, Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak (Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa [BD], no. 40454/07, § 99, 100 ve 102, AİHM 2015 (özetler)), ve Bédat/İsviçre [BD] (no. 56925/08, § 64, 29 Mart 2016)), söz konusu menfaatler açısından temel hakları dengeleme ve en meşru menfaati en iyi korumaya yönelik çözümü destekleme görevinin kendisine başvurulan hâkime ait olduğu kanısına varmıştır. Yargıtay, adli bir yargılamaya ilişkin bilginin kaldırılması talebi karşısında, söz konusu yayının cezai mahkûmiyetlerin yeniden ortaya çıkmasını haklı gösteren, kamu yararı tartışması bağlamında yer alıp almadığını araştırma görevinin mahkemelere ait olduğu kanaatine varmıştır. Yargıtay, bu bilgileri yayımlama yönündeki menfaatin özel hayata ilişkin değerlendirmelerle birlikte dengelenmesinin gerekmesi nedeniyle, bilgilerin hâlihazırda kamusal alanda sunulmasının bilgileri muhakkak Sözleşme’nin 8. maddesinin sağladığı korumanın kapsamından çıkarmadığını ifade etmiştir. Yargıtay, özel hayata ilişkin değerlendirmelerin, belirli bir kişi hakkında bilgilerin toplandığı, kişisel verilerin incelendiği veya kullanıldığı ve söz konusu unsurların ilgililerin makul bir şekilde bekleyebilecekleri hususu aşan bir şekilde ya da ölçüde kamuoyuna açıklandığı durumlarda devreye girdiğini belirtmiştir (Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy/Finlandiya [BD], no. 931/13, §§ 134-136, 27 Haziran 2017).
-
Fransız Danıştayının 6 Aralık 2019 Tarihli 13 Kararı
-
Danıştay, 6 Aralık 2019 tarihli 13 kararla, GDPR tarafından öngörülen internette listelenmeme hakkına saygı gösterilmesi gereken koşulları belirlemiş ve böylelikle, “unutulma hakkının” kullanılma şeklini ifade etmiştir. Bu kararlar, Danıştayın bir sorusuna cevap olarak, 24 Eylül 2019 tarihinde verilen ABAD’ın kararı ışığında kabul edilmiştir (yukarıda 81. paragraf ve devamı).
-
Danıştaya göre, arama motoru operatörünün listelenmeme hakkına saygı göstermesi gereken çerçevenin önemli ilkeleri şunlardır:
- Hâkim ilgili koşulları ve karar verdiği tarihte uygulanabilir olan hukuku dikkate alarak karar vermektedir.
- Bir kişinin adını, kendisine ilişkin kişisel verileri içeren bir internet sayfasıyla ilişkilendiren bir bağlantının listelenmemesi bir haktır.
- “Unutulma hakkı” mutlak değildir. Davacının özel hayat hakkı ile kamuoyunun bilgilendirilmesi hakkı arasında bir dengenin kurulması gerekmektedir.
- Bu iki temel özgürlük arasındaki tahkim, kişisel verilerin niteliğine bağlıdır.
-
Bu kararlarda, üç kişisel veri kategorisi söz konusuydu: a) Hassas olduğu belirtilen veriler (bir kişinin sağlığı, cinsel hayatı, siyasi görüşleri, dini inançlarına, vb. ilişkin veriler gibi gibi bir kişinin hayatına yönelik en müdahaleci veriler), b) cezai veriler (adli bir yargılamaya veya cezai bir mahkûmiyete ilişkin), ve c) hassas olmaksızın özel hayatla ilgili veriler. İlk iki kategorinin yararlandığı koruma, en yüksek seviyededir: Yalnızca davacının adıyla ilgili bir aramadan hareketle hassas ya da cezai verilere erişimin kamuoyunun bilgilendirilmesi için kesinlikle gerekli olması halinde, listelenmeme talebinin kabul edilmesi yasal olarak reddedilemez. Üçüncü kategoriyle ilgili olarak, kamuoyunun söz konusu bilgiye erişimi yönünde ağır basan bir menfaatin bulunması yeterlidir.
-
Danıştay, mevcut hakların dengelenmesi sırasında dikkate alınması gereken farklı kriterlerin şunlar olduğu kanısına varmıştır: Söz konusu kişisel verilerin özellikleri (bunların niteliği, içeriği, az ya da çok objektif niteliği, doğruluğu, kaynağı, bunların internette yayımlanma koşulları ve tarihi ve ilgili açısından bunların listelenmesinin sonuçları), davacının sosyal rolü (tanınmışlığı, kamusal hayattaki rolü ve toplumdaki görevi) ve verilerin kamuoyuna açıklandığı (örnek olarak, ilgilinin bu bilgileri bizzat kamuoyuna açıklaması halinde) ve öte yandan erişilebilir kaldığı koşullar.
-
İngiltere ve Galler Yüksek Mahkemesinin (QB) 13 Nisan 2018 Tarihli NT1 ve NT2/Google LLC [2018] EWHC 799 Kararı
-
Dava, iki iş insanının ayrıca mahkûm edilmelerine neden olan, tartışmalı gayrimenkul işleriyle ilgili olan basın makalelerine yönelik birçok bağlantının listelenmemesini sağlamak amacıyla Google’a iki iş insanı tarafından gönderilen taleplerle ilgilidir. Birinci iş insanı (NT1), 1990’lı yılların sonunda komplo suçundan hapis cezasına mahkûm edilerek, şartlı tahliye edilmiş ve 2014 yılında kanuna ilişkin geriye dönük etki yaratan bir değişikliğin yapılmasının ardından rehabilite edilmiştir. İkinci iş insanı (NT2) komplo suçundan 2000’li yılların başında mahkûm edilerek, altı hafta boyunca ceza infaz kurumunda tutulmuş, ardından şartlı tahliye edilmiştir.
-
Yüksek Mahkeme, “unutulma hakkının” incelenmesi bağlamında, ABAD’ın C-131/12, Google Spain kararına (yukarıda 71. paragraf ve devamı) ve bu kararın uygulanması için kabul edilen kılavuz ilkelere (yukarıda 76. paragraf) dayanmıştır. Yüksek Mahkeme, bir yandan, özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunması hakkı ile diğer yandan, ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkı arasında eşitlik ilkesinden hareket ederek, bir dengeleme gerçekleştirmiştir. Yüksek Mahkeme, söz konusu ilkenin bu türden davalarda, kamuoyunun bilgiye erişme konusundaki menfaatinin doğası gereği, özel hayata saygı hakkından daha az bir değere sahip olabileceğini ileri sürmemiş olan ABAD’ın vardığı sonuçlara uygun olduğu kanaatine varmıştır. Yüksek Mahkeme aynı zamanda, Google’ın gazetecilik amaçlarıyla yürütülen faaliyetlere ilişkin bir istisnadan yararlanamayacağı kanısına varmıştır.
-
Yüksek Mahkeme, davanın koşulları ışığında, NT1’in kamusal hayatta sınırlı bir rol oynayan, tanınmış bir kişi olduğu ve bu kişinin cezai mahkûmiyetine ilişkin bilginin ilgilinin kişisel hayatı ile ilişkili olmadığı, özel bir nitelik taşımadığı, ancak kamu yararının kapsamına girdiği, zira bilginin ceza kovuşturmalarına ve bir mahkûmiyet kararına konu edilen ekonomik bir suçla ilgili olduğu kanaatine varmıştır. Bu Yüksek Mahkeme, bilginin hassas olmasına rağmen, NT1’in maruz kaldığı iddia edilen zararın kişinin işleriyle ilişkili olduğu ve Google tarafından bu bilginin ele alınmasından şikâyet edebileceği dönemden daha önceki dönemlerle ilgili olduğu kanısına varmıştır. Yüksek Mahkeme dahası, NT1’in özel hayatının korunmasına yönelik herhangi bir talepte bulunamadığı, zira bilginin kamuoyunun ceza davalarıyla ilgili bilgi edinmesi bağlamında halka açıklandığı ve bu durumun, kendisine göre, bizzat başvuranın haksız davranışının olağan ve öngörülebilir sonucu olduğu kanaatine varmıştır.
-
Yüksek Mahkeme aynı zamanda, “unutulma hakkının” iddia edilmesi bağlamında rehabilitasyonun etkisini ayrıntılı olarak incelemiştir. Yüksek Mahkemeye göre, rehabilitasyon, mahkûm edilen bir kişinin özel hayata saygı hakkından yararlanabilmesinin ve suçuna, hakkındaki mahkûmiyet kararına veya hakkında uygulanan yaptırıma ilişkin bir bilginin sürekli kullanılması ya da yeniden ifşa edilmesine karşı çıkmasının gerektiği zamanı belirtmekteydi. Ayrıca Yüksek Mahkeme, bir kişinin rehabilitasyonunun listelenmeme talebinin incelenmesi bağlamında önemli bir faktör teşkil ettiği ve bu faktörün yine de ifade ve bilgi edinme özgürlüğüyle dengelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Mevcut davada, Yüksek Mahkeme, NT1’in kanuna yönelik yakın tarihli bir değişikliğin ardından bir rehabilitasyondan yararlandığı istisnai koşulları, ilgilinin ceza infaz kurumundan çıkmasının ardından yanıltıcı davranışını ve ilgilinin suçluluğunu kabul etmemesini ve eylemlerinden dolayı pişmanlık duyduğunu belirtmemesini göz önünde bulundurmuştur. Ayrıca NT1’in iş dünyasında faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydederek, Yüksek Mahkeme, ilgilinin geçmişine ilişkin bilginin geçerliliğini koruduğu ve kamuoyunun bu bilginin doğruluğu hakkında bir fikir oluşturmasına imkân verdiği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla Yüksek Mahkeme, listelenmeme talebini reddetmiştir.
-
Yüksek Mahkeme, aynı gerekçe ilkelerini izleyerek, NT2 tarafından sunulan listelenmeme talebini kabul etmiştir. Yüksek Mahkeme özellikle, ihtilaf konusu bilginin bundan böyle geçerli veya uygun olmadığı ve Google kullanıcılarının bu bilgiye sürekli erişilebilirliği haklı gösterebilecek nitelikte yeterli bir meşru menfaate sahip olmadıkları kanısına varmıştır. Yüksek Mahkeme dahası, NT2’nin her halükârda, bu konuya ilişkin klasik kuralları izleyen rehabilitasyondan yararlanabileceğini eklemiştir. Son olarak Yüksek Mahkeme, NT2’nin hâlihazırdaki faaliyetlerinin olayların meydana geldiği dönemde çalıştığı alandan farklı bir alanla ilgili olduğunu ve dolayısıyla, ilgilinin suç geçmişinin iş ilişkileri kurabileceği kişilerle çok az ilgili olduğunu ya da ilgili olmadığını belirtmiştir.
-
İspanyol Anayasa Mahkemesinin 4 Haziran 2018 Tarihli Kararı (No. 58/2018)
-
Karar, gazetenin dijital arşivleri kapsamında daha sonra internette yayımlanan, 1985 yılında El Pais gazetesi tarafından yayımlanan ve iki kişinin uyuşturucu kaçakçılığı suçundan tutuklanmasını ayrıntılı olarak anlatan, güncel bir bilgiyle ilgilidir. Bu kişiler, yirmi yıldan daha fazla bir süre sonra, 2009 yılında, tahliye edilmeleri ve rehabilite edilmeleri sırasında, söz konusu haberin en çok kullanılan arama motorlarının yardımıyla adlarından hareketle yapılan aramanın birinci sonuçları arasında göründüğünü öğrenmişlerdir. Bu kişiler, dava açma talepleri bağlamında, a) El Pais gazetesi tarafından arşivlerin kaldırılması veya anonimleştirilmesini ve b) Google gibi arama motorlarının operatörleri ve bizzat El Pais gazetesi tarafından söz konusu habere yönelik bağlantıların listelenmemesini talep etmişlerdir. Her ne kadar ilk iki İspanyol Mahkemesi bu talepleri kabul etmiş olsa da, Yüksek Mahkeme, gazetenin başvurusunu kabul etmiş ve davanın internet sayfasının değiştirilmesine ve gazetenin internet sitesinin dahili arama motoru tarafından bu sayfanın indeksinden çıkarılmasına ilişkin kısmını reddetmiştir.
-
Böylelikle Anayasa Mahkemesi, kişisel verilerin işlenmesine karşı korumaya ilişkin temel hakkın bir yönü olarak tanımladığı, “unutulma hakkının” da dâhil olduğu, farklı hakların dengelenmesini gerçekleştirmeye davet edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, unutulma hakkının aynı zamanda, yakından ilişkili olduğu, özel hayata ve onura saygı haklarının korunmasına yönelik bir güvence mekanizması teşkil etmesine rağmen, bununla birlikte, özerk bir temel hak olarak kaldığını ifade etmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, “unutulma hakkının” mutlak olmadığı ve genel kural olarak, bilgi edinme özgürlüğünün özel hayata saygı hakkına veya “unutulma hakkının” doğduğu, bilgi edinme konusunda özerklik hakkına nazaran ağır bastığı kanaatine varmıştır.
-
Anayasa Mahkemesi, özel hayata saygı hakkı ile bilgi edinme özgürlüğü hakkı arasında bir dengenin kurulmasına ilişkin olan ve Mahkemenin içtihadıyla örtüşen yerleşik içtihadının uygulanmasını istemiştir. Bununla birlikte, söz konusu mahkeme, iki belirleyici kriterin bu uygulamaya eklenmesi gerektiği, zira kişisel verilerin korunmasının söz konusu olduğu kanısına varmıştır: Zamanın geçmesi ve söz konusu bilginin internette yayımlanması. Nitekim Anayasa Mahkemesi, ihtilaf konusu bilgilerin doğru olduğu ve bir ceza davasıyla ilgili olması nedeniyle kamu yararı taşıdığını tespit etmesinin ardından, daha önceki içtihadına bazı nüanslar getirilmesinin gerekli olduğu kanaatine varmıştır.
“Daha önce belirtildiği üzere, bilginin kamusal geçerliliği hem bilginin konusuna hem de bilginin atıfta bulunduğu kişinin durumuna göre belirlenmektedir. Ancak, bilginin ilgi çekici olması aynı zamanda, bilginin “güncelliğiyle”, yani şimdiki zamanla az ya da çok doğrudan ilişkisiyle bağlantılı olabilmektedir. Bir bilginin öznesi veya konusu soyut anlamda ilgili olabilmekte, ancak güncel bir olayla herhangi bir bağlantısı olmaksızın, yıllar önce meydana gelen bir olaya atıfta bulunması halinde, bu bilgi, tarihi, istatistiksel veya bilimsel bir yararı olsun ya da olmasın, edinilmesi için kamusal veya bilgilendirici yararının bir kısmını kaybetmiş olabilmektedir. Bu türden bir yarar, inkâr edilemez önemine rağmen, doğrudan bilgili, özgür ve çoğulcu bir kamuoyunun oluşmasıyla bağlantılı değil, ancak açıkça görüşlerin oluşmasına temel oluşturan kültürün genel gelişimiyle bağlantılıdır. Dolayısıyla bu durumlarda, belirli bir süre sonra, mevcut oldukları dönemde kamusal geçerliliğe sahip olabilecek bu veri ve bilgilerin unutulmasını talep etmeyi seçen bir kişinin özel hayat hakkıyla (CE 18.1. madde) ilgili bilgi edinme hakkının [CE 20. maddenin 1. fıkrasının d) bendi] yaygınlığı sorgulanabilecektir. Şüphesiz, söz konusu güncel bilginin dijitalleştirilmesi ve bir basın arşivinde yer alması durumunda, özel hayat hakkının ihlaline, bilgi edinme konusunda özerklik hakkının ihlali eşlik etmektedir (CE 18.4. madde).”
-
Anayasa Mahkemesi, Mahkemenin bu konuya ilişkin içtihadını hatırlatarak (Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (no. 1 ve 2), no. 3002/03 ve 23676/03, AİHM 2009), basının veri tabanlarını kamuoyunun hizmetine sunarak, iki görevi yerine getirdiğini belirtmiştir: Bir yandan, demokratik toplumların oluşturulmasının temelinde bulunan bilgilerin çoğulluğunu güvence altına alma görevi ve diğer yandan, tarihsel araştırma için son derece faydalı olan, daha önce yayımlanan bilgilerden hareketle arşivleri oluşturma görevi. Anayasa Mahkemesi, her iki görevin kamuoyunun özgürce oluşmasında önemli bir rol oynamasına rağmen, bu görevlerden birinin birincil, diğerinin ikincil olması nedeniyle, bilgi edinme özgürlüğünün korunması bağlamında eşdeğer bir bir koruma düzeyini gerektirmediğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, bu durum, bilgi edinme özgürlüğü ile onurun, özel hayatın ve kişisel verilerin korunması arasında denge kurulması üzerinde doğrudan bir etkiye yol açmaktaydı.
-
Ardından Anayasa Mahkemesi, ABAD’ın C-131/12, Google Spain kararında vardığı sonuçları hatırlatmıştır (yukarıda 71. paragraf ve devamı) ve bu sonuçlara göre, “[farklı temel haklar arasındaki] bu denge bununla birlikte, belirli durumlarda, söz konusu bilginin niteliğine ve ilgili kişi açısından bilginin hassasiyetine ve halkın bu bilgiden yararlanma yönündeki menfaatine -bu, özellikle kamusal hayatta bu kişinin oynadığı rol açısından değişebilmektedir- bağlı olabilmektedir (81. madde).” Mevcut davada, Anayasa Mahkemesi, dijital gazetecilik arşivlerinde bulunan, bilginin kamusal geçerliliğinin zamanın geçmesiyle sorgulanabileceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, uyuşturucu bağımlılığı ve uyuşturucu kaçakçılığı konusunun ele alınması sırasında, güncel bilginin konusunun halkın büyük ilgisini çektiği ve çekmeye devam ettiği doğru olsa da her zaman ilgili kişilerin olayların meydana geldiği dönemde veya kararın verildiği dönemde tanınmış kişiler olmadığını eklemiştir.
-
Anayasa Mahkemesi, ihtilaf konusu bilginin hâlihazırda herhangi bir etkisi olmaksızın geçmiş olaylarla ilgili olduğunu ve bu bilginin mevcut yayılmasının kamusal tartışmaya çok az katkıda bulunduğunu kaydetmiştir. Anayasa Mahkemesi dahası, ilgili suçun özellikle ciddi olmadığı veya söz konusu dönemde toplum üzerinde özel bir etki yaratmadığı kanısına varmıştır. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesine göre, olayların ardından otuz yıllık bir sürenin geçmesi, ceza davasının neden olabildiği ilk ilginin tamamen kaybolmasına yol açmıştır. Buna karşın, yararı gazetecilik arşivi statüsüyle sınırlı olan bilginin mevcut yayılımının ilgililerin onuru, özel hayatı ve kişisel verilerinin korunması hakkı açısından yarattığı zarar, yayılan bilgilerin neden olduğu, ilgililerin kişisel ve mesleki hayatlarına yönelik ciddi değersizleştirme göz önünde bulundurulduğunda bilhassa önemli olmuştur (bir suça katılma, uyuşturucu bağımlılığı). Dolayısıyla bu zarar, olayın uyandırdığı pek az mevcut ilgiye nazaran orantısız olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesine göre, ilgili kişilerin adından hareketle gazetenin dahili arama motoru tarafından söz konusu haberin indeksinden çıkarılması yeterli, gerekli ve orantılı bir tedbir teşkil etmiştir.
-
Anayasa Mahkemesi, her halükârda, bilginin tematik, zamansal, coğrafi veya gazetecilik menfaatleri açısından gerçekleştirilen başka her türlü arama şekli aracılığıyla bulunabileceğini eklemiştir. Anayasa Mahkemesi dahası, indeksinden çıkarılma durumunda, bilginin kâğıt üzerinde ve dijital biçimde bulunmaya devam ettiğini, zira adli sınırlamanın yalnızca bilgiye özel bir erişim şekli ile ilgili olduğunu ifade etmiştir. Böylelikle, tedbirin orantılılığı sağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu koşullarda, yalnızca bilginin yayılmasına ilişkin sınırlamaya nazaran, basın özgürlüğüne yönelik daha ağır bir müdahaleyi gerektiren, adların silinmesi veya anonimleştirme yoluyla bilginin içeriğinin değiştirilmesinin bundan böyle gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
-
Alman Federal Anayasa Mahkemesinin (Bundesverfassungsgericht) ve Alman Federal Adalet Divanının (Bundesgerichtshof) İçtihadı
- Federal Anayasa Mahkemesinin 6 Kasım 2019 Tarihli 1 BvR 16/13 Sayılı Kararı (Unutulma Hakkı I)
-
Federal Anayasa Mahkemesi, bu birinci kararda, başvuran ile bir basın kuruluşu arasındaki dava kapsamında “unutulma hakkının” sınırlarını incelemiştir. Kararın temelinde, başvuranın işlediği ve 1982 yılında mahkûm edilmesine yol açan suçu (cinayet) anlatan röportajlarda ilgilinin adını belirtme konusunda davalı tarafa yasaklama getirilmesini sağlamaya yönelik bir dava bulunmaktadır. Nitekim, Der Spiegel dergisinin yazılı baskısında 1982 ve 1983 yıllarında yayımlanan, bu davaya yer veren ve başvuranın adının belirtildiği üç haber, davalı tarafın çevrim içi arşivlerinde 1999 yılından beri erişim kısıtlaması olmaksızın ve ücretsiz olarak bulunmaktaydı. Yukarıda belirtilen haberler, en yaygın arama motorlarından biri aracılığıyla başvuranın adından hareketle bir aramanın gerçekleştirilmesi halinde, ilk sonuçlar arasında yer almaktaydı. Başvuran, tahliye edilmesinin ardından yedi yıl sonra, 2009 yılında ilk defa, bu durum hakkında bilgi edinmiştir. Federal Adalet Divanı, kamuoyunun kişinin ve başvuranın adının kaçınılmaz bir şekilde birbiriyle ilişkili kaldığı dava gibi, çağdaş tarihle ilgili olaylar konusunda, değiştirilmemiş orijinal haberlere dayanarak bilgi edinebilme yönünde meşru bir menfaate sahip olduğu kanısına vararak, bu davayı reddetmiştir.
-
Federal Anayasa Mahkemesi, belirli bir kişiye ilişkin haber ve bilgilerin yayılması nedeniyle temel haklara verilen olası zararlara karşı koruma konusunda anayasaya uygunluk denetiminin, bilgi edinme konusunda özerklik hakkı ışığında değil, başkasının kendi görüşlerini ifade etme hakkını sınırlandıran, kişinin genel kişilik hakkının boyutu ışığında yapıldığı kanısına varmıştır. Bu Yüksek Mahkeme, bilgi edinme konusunda özerklik hakkının kişiye ilişkin kişisel verilerin hangi bağlamda ve hangi şekilde üçüncü kişiler açısından erişilebilir olduğu ve üçüncü kişiler tarafından kullanılabileceği hususunu farklı bir şekilde etkileme konusunda kişiye tanınan imkânı güvence altına aldığı ve bu sebeple, kişiye kendisine atfedilen hususlarda önemli bir söz sahibi olmasına imkân verdiği kanaatine varmıştır. Bu Yüksek Mahkemeye göre, genel kişilik hakkından doğan, kendine özgü içeriğe sahip olan ve bunu bu hakkın diğer göstergelerinden ayrı tutan özerk bir gösterge söz konusuydu.
-
Genel kişilik hakkına ilişkin olarak, Federal Anayasa Mahkemesi, internet çağındaki iletişim koşullarını dikkate alarak, zaman unsurunun, bir kişinin korunma hakkına sahip olup olmadığının değerlendirilmesi söz konusu olduğunda, özel bir önem taşıdığını gözlemlemiştir. Federal Anayasa Mahkemesi, hukuk düzeninin, bir kişi tarafından savunulan görüşler, sarf edilen sözler ve gerçekleştirilen eylemlerin zaman sınırlaması olmaksızın kişiye alenen atfedilebilmesine karşı bu kişiyi koruması gerektiği kanaatine varmıştır. Federal Anayasa Mahkemesine göre, kişi yalnızca geçmiş olaylara ilişkin ifadelerin geri çekilmesini sağlama imkânına sahip olması halinde, tam bir özgürlük içinde yeni bir başlangıç yapma fırsatına sahip olabilmekteydi. Bu Yüksek Mahkemeye göre, bireysel özgürlüğün zamansal boyutu unutulma imkânını içermekteydi.
-
Federal Anayasa Mahkemesi, çevrim içi iletişimler kapsamında sunulabilecek, her türlü kişisel bilginin internetten kaldırılması hakkının genel kişilik hakkından doğmadığını belirtmiştir. Özellikle, bu Yüksek Mahkemeye göre, kamuya açık mevcut bilgileri, takdir yetkisine dayalı olan ve ilgili kişinin kişisel görüşlerini yansıtan bir karara göre filtreleme ve bu bilgileri ilgili kişinin bizzat sahip olduğu görüşe nazaran ilgili ve uygun olduğu kanısına vardığı yönlerle sınırlandırma hakkı bulunmamaktaydı.
-
Basın kuruluşu açısından, Anayasa Mahkemesi, çevrim içi arşivlerin halkın hizmetine sunulması da dâhil olmak üzere, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün dikkate alınması gerektiği kanısına varmıştır.
-
Federal Anayasa Mahkemesi, belirli bir durumda basın haberlerinin yayılmasına karşı korumanın kapsamının davanın somut koşullarını tamamen göz önünde bulundurması gereken, çatışan temel hakların dengelenmesinin sonunda belirlendiği kanısına varmıştır. Mevcut durumda, Federal Anayasa Mahkemesi, davanın konusunu, başlangıçta yasaya uygun bir şekilde yayımlanan bir haberin birkaç yıl sonra ve dolayısıyla koşullara ilişkin bir değişikliğin ardından yayılmaya yasal olarak devam edip edemeyeceği hususuna ilişkin olarak tanımlamıştır. Bu Yüksek Mahkemeye göre, dengelemenin gerçekleştirilmesi sırasında, gereklilikler usuli konularda uygulanmaktaydı (Hangi durumlarda koşullara ilişkin bir değişikliğin göz önünde bulundurulması gerektiği belirleyicidir). Aynı şekilde, Yüksek Mahkeme, maddi kriterlerin aynı zamanda bilgilerin ilk defa yayımlanması ile bunların daha sonra yayılması arasında zamanın geçmesinin etkisinin değerlendirilmesi için belirlenebileceği kanaatine varmıştır (ihtilaf konusu haberin etkisi ve öznesi, ilgili kişinin davranışı da dâhil olmak üzere, bilginin yer aldığı olayların daha geniş bağlamı veya bilgilerin çevrim içi yayılmasının genişliği gibi). Yüksek Mahkeme, buna karşın, diğer bağlamlarda öngörülen bilgilerin kullanılması, yayılması veya kaldırılması konusundaki yükümlülüklerin şematik olarak yeniden ele alınarak, zamanın geçmesi nedeniyle koruma ihtiyacının bulunduğu sonucuna varılmasının göz ardı edildiği kanısına varmıştır.
-
Son olarak, Anayasa Mahkemesi, söz konusu farklı temel hakların bağdaştırılmasının eski yayınların internette sürekli olarak yayılmasına karşı korumanın sağlanabileceği birçok şeklin bulunması hususunun dikkate alınmasını gerektirdiği kanaatine varmıştır. Ardından Anayasa Mahkemesi, bu yayılmaya karşı olası korunma hakkıyla ilgili sorunu incelemek için, bir yandan, bir yayının bireyselleştirilmiş bütün unsurlarının tamamen kaldırılması ve diğer yandan, bu türden unsurları koşulsuz olarak destekleme yükümlülüğü arasında ara bir çözümün araştırılmasının başlangıçta çatışan tarafların karşılıklı menfaatlerine dayanabildiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, daha somut olarak, bir çevrim içi arşiv operatörünün ilgili kişilerin korunması amacıyla, ilgili haberlerin internette tespit edilmesi ve yayılması üzerinde bir etki yaratmasını sağlayan araçlara hangi ölçüde sahip olduğunun dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu tespitin özellikle internette bilgilerin yayılmasında belirleyici bir önem taşıyan arama motorlarına ilişkin olarak geçerli olduğunu eklemiştir. Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirilen dengelemenin, kabul edilen tedbirlerin gerçek ve yeterli bir etkinliğini araştırması ve ayrıca bu tedbirlerin de söz konusu arşiv operatörü için makul olması gerektiğini kaydetmiştir.
-
Federal Anayasa Mahkemesine göre, çevrim içi arşiv operatörlerine getirilecek olan daha ayrıntılı yükümlülüklerin belirlenmesinin özellikle, geniş bir takdir yetkisinden faydalanan olağan mahkemelerin yetkisi kapsamına girmesi halinde, hedeflenen amaç, bir yandan, orijinal metne özgürce erişimi mümkün olduğunca en geniş ölçüde korumaya ve diğer yandan, bilhassa bir arama motoru aracılığıyla başlatılan adla yapılan aramalara karşı ilgili kişilerin korunmaları yönünde somut bir ihtiyacın bulunması halinde belirli bir durumda her şeye rağmen, bu erişimi yeterince sınırlandırmaya imkân veren bir uzlaşmaya varmak olmuştur.
-
Federal Anayasa Mahkemesi, Federal Adalet Divanının zamanın geçmesiyle değiştirilen koşullarda haberlerin daha sonra yayılması nedeniyle başvuranın uğradığı zararları yeterince değerlendirmediği sonucuna varmıştır. Federal Anayasa Mahkemesi, ihtilaf konusu yayınların genel erişilebilirliği nedeniyle başvuranın uğradığı ciddi zarar dikkate alındığında, Federal Adalet Divanının kararı bağlamında, aşamalı koruma imkânının ve dolayısıyla, söz konusu haberlerin kaldırılması veya bunların başvuranın adına dijital sansürün uygulanması yoluyla değiştirilmesine nazaran davalı tarafa dayatılması daha makul olan, daha ılımlı bir aracı oluşturan muhtemel ara tedbirlerin düzenlenmesi hususunun göz önünde bulundurulmadığını eklemiştir.
-
Federal Anayasa Mahkemesinin 6 Kasım 2019 Tarihli 1 Bvr 276/17 Sayılı Kararı (Unutulma Hakkı II)
-
Federal Anayasa Mahkemesi, ikinci kararda, başvuranı bir arama motoruyla ilişkilendiren bir yargılama kapsamında “unutulma hakkının” sınırlarını incelemiştir. Başvuran, adının bir arama motoruna girilmesi halinde, gösterilen sonuçlardan birinin 2010 yılında çevrim içi arşivlere eklenen televizyon programının kaydına atıfta bulunduğunu iddia etmiştir. Bu programda, adı açıkça belirtilen başvuran, işten çıkarılan bir çalışana haksız muamelede bulunmakla suçlanmıştır. Davanın Avrupa Birliği hukuku ile tamamen uyumlaştırılmış bir alanla ilgili olması nedeniyle, Federal Anayasa Mahkemesi, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nı uygulamıştır.
-
Federal Anayasa Mahkemesi, ilgili kişilerin arama motoru operatöründen, internetteki bazı içeriklere yönelik bağlantıları aramaktan ve göstermekten kaçınmasını istemeleri nedeniyle, bu türden bir durumda yapılması gereken dengeleme çerçevesinde yalnızca ilgili kişilerin kişilik haklarının değil (Şart’ın 7 ve 8. maddeleri), aynı zamanda arama motoru operatörlerinin girişim özgürlüğü bağlamında (Şart’ın 16. maddesi), ilgili içerik sağlayıcılarının temel hakları ve internet kullanıcılarının bilgi edinme yönündeki menfaatlerinin de göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna varmıştır.
-
Federal Anayasa Mahkemesi, çevrim içi bir yayının somut içeriğinin incelenmesine dayanılarak, bir aramanın bazı sonuçlarının gösterilmesinin yasaklanmasına karar verilmesi ve dolayısıyla, içerik sağlayıcısının bu içeriğin yayılması için farklı bir şekilde yararlanabileceği önemli bir araçtan yoksun bırakılması nedeniyle, bu türden bir yasaklamanın içerik sağlayıcısının ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiğini ifade etmiştir (Şart’ın 11. maddesi). Federal Anayasa Mahkemesi, buna karşın, arama motoru operatörünün bu arama motoru yardımıyla başlatılan arama sonuçlarının gösterilmesine ilişkin olarak 11. maddeyi ileri süremeyeceğini, zira bu arama servislerinin amacının bazı görüşlerin yayılması olmadığını belirtmiştir. Federal Anayasa Mahkemesi, ABAD’ın Şart’ın 11. maddesi ile güvence altına alınan bilgi edinme özgürlüğünün göstergesi olarak kamuoyunun bilgiye erişimi yönündeki menfaatin dikkate alınmasını gerektirdiğini hatırlatarak, aynı zamanda demokratik bir toplumda basına ait olan görevin göz önünde bulundurulması gerektiğini eklemiştir. Federal Anayasa Mahkemesi bu bağlamda, bununla birlikte, Şart’ın 11. maddesi uyarınca, somut olarak ilgili internet sitesi tarafından sağlanan bilgiye erişim konusunda kullanıcıların bireysel haklarının pek fazla etkilenmediğini, ancak daha ziyade Şart’ın 16. maddesi ile güvence altına alınan hakka ilişkin getirilen sınırlama dolayısıyla bir dengelenme çerçevesinde dikkate alınması gereken ilke olarak bilgi edinme özgürlüğünün etkilendiğini gözlemlemiştir.
-
Ayrıca Federal Anayasa Mahkemesi, arama motoru operatörünün yalnızca ekonomik menfaatlerinin öneminin ilke olarak, kendiliğinden, ilgili kişilerin korunması hakkına yönelik bir sınırlamayı haklı göstermek için dengelenme kapsamında yeterli olmadığını kaydetmiştir. Kamuoyunun bilgi edinme konusundaki menfaati ve özellikle dikkate alınması gereken üçüncü kişilerin temel hakları bu bağlamda daha büyük bir önem taşımaktaydı. Dolayısıyla, bu Yüksek Mahkemeye göre, bununla birlikte, mevcut davadaki durumdan farklı olan durumlarla ilgili olan, ABAD tarafından incelenen bazı davalarda söz konusu olan durumun aksine, genel kişilik hakkının korunmasının öncelikli olması gerektiği mevcut davada varsayılmamıştır. Aksine, bu Yüksek Mahkeme, çatışan temel hakların eşitlik temeline dayandırılarak dengelenmesi gerektiğini düşünmekteydi. Yüksek Mahkeme, aynı şekilde, kişinin hangi bilgilerin kamusal iletişim kapsamında kendisi hakkında yayılabilmesinin gerektiğine, medya organları karşısında tek taraflı olarak karar veremeyeceği gibi, kişinin arama motoru operatörleri karşısında bu türden bir tek taraflı düzenleme gücüne de sahip olmadığını belirtmiştir.
-
Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirilen dengeleme bağlamında, bir haberin ilk bağlamında değerlendirilmesinin yeterli olmadığı ve ayrıca bir arama motoru yardımıyla bilgilere erişimin kolay ve sürekli niteliğinin de dikkate alınması gerektiği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi özellikle, “unutulma hakkına” dayalı GDPR’nin 17. maddesi ile öngörülen hukuki rejimin ruhunun gerektirdiği üzere, ilk yayın ile bir arama motoru aracılığıyla başlatılan aramanın sonuçları arasında bu yayının gösterilmesi arasında zamanın geçmesinin öneminin göz önünde bulundurulması gerektiğini eklemiştir.
-
Alman Federal Adalet Divanının 26 Ocak 2021 Tarihli Kararı (VI ZR 437/19)
-
Dava, başvuranın bir bölge kapsamındaki faaliyetlerini anlatan iki basın makalesinin 2017 yılının Mart ayında yayımlanmasının yasallığı ve bu makalelerin çevrim içi basın arşivlerinde korunmasıyla ilgilidir. Başvuran, bunların kaldırılmasını talep etmekteydi.
-
Alman Federal Adalet Divanına göre, ilk yayının veya yeniden yayımlamanın değil, ancak özellikle basın arşivlerinde kamuoyu için erişilebilir olan bir makalenin korunmasının söz konusu olması nedeniyle, yasaya uygunluğun, söz konusu kaldırma talebinin sunulması sırasında mevcut olan temel haklarla korunan çatışan menfaatlerin yeniden dengelenmesine dayanılarak değerlendirilmesi gerekmekteydi. Federal Divan, bu bağlamda, bir makalenin başlangıçtaki yasaya uygunluğunun, bununla birlikte, yeni bir inceleme veya değişiklik olmaksızın bu makaleyi sürekli olarak halka sunmayı sürdürme yönündeki basın organlarının yüksek meşru menfaatini haklı gösteren temel bir faktör teşkil ettiğini belirtmiştir. Federal Divan, gerçekte, bu durumda, basının daha önce ilk yayın sırasında kendisine getirilen koşullara uyduğunu ve dolayısıyla, ilke olarak makaleleri ve bunların konularını yeniden inceleme zorunluluğunun olmamasını isteyebileceğini ifade etmiştir.
-
Ayrıca Federal Divan, ilgili kişinin menfaatlerinin, koşulların gelişimi dikkate alındığında, genel olarak, başlangıçta yasal bir makaleye sürekli erişilebilirlik konusunda halkın ve basının menfaatleriyle dengelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Federal Divan bu bağlamda, mahkemelerin bilhassa, muhtemel yeniden ifşalar, geniş çapta ihtilaf konusu basın yayının yol açtığı, somut, devam eden veya sönen etki, internette bir addan hareketle yapılan aramanın sonunda bilginin görünme sırası, başlangıçta yasaya uygun bir şekilde yayımlanan bilgilerin sürekliliğine ilişkin kamu yararı ve içerik sağlayıcılarının ilke olarak değiştirilmeyen içeriklerinin arşivlenmesi ve kullanıma sunulmasına ilişkin temel haklarıyla ilgili menfaat de dâhil olmak üzere, geçen zamana rağmen bilginin sürekliliğinden kaynaklanan kişiliğe verilen zararın ciddiyetini, makalenin arşive dâhil edilmesinden beri zamanın geçmesini ve ilgili kişinin bu süre zarfındaki davranışını göz önünde bulundurmaları gerektiğini ifade etmiştir. Federal Divan, çevrim içi arşivlerde başlangıçta yasaya uygun olan basın makalelerinin değişiklik olmaksızın ve engelsiz olarak kullanıma sunulmasına nazaran sınırlayıcı tedbirlerin yalnızca, bu türden bir kullanıma sunmanın sonuçlarının ilgili kişiler için özellikle ciddi olması halinde makul olduğunu ve dolayısıyla bu tedbirlerin münferit durumların ötesinde bu türden bir kullanıma sunmanın temel olarak sorgulanmasına neden olmadığını eklemiştir.
-
Mevcut davada, Alman Federal Adalet Divanı, davalının arşivlerinde başlangıçta yasaya uygun olan basın makalelerinin korunmasının başvuran açısından özellikle ciddi sonuçlara yol açabileceği sonucuna varılmasını sağlayan herhangi bir koşulun bulunmadığını tespit etmiştir.
-
İtalyan Yargıtayının İçtihadı
-
İtalyan Yargıtayının eğilimi, ilgili bilginin ilk defa yayımlanmasından itibaren geçen süreyle doğrudan orantılı bir dereceye kadar verilerin korunmasına belirli bir öncelik verilmesi yönündedir.
-
İtalyan Yargıtayı, yalnızca bilginin korunmasına ilişkin herhangi bir kamu yararının bulunmadığı veya bilginin gerçekte ilgili kişinin özel hayatına saygı hakkını ihlal edecek bir şekilde yayımlandığı davalarda, bilginin kaldırılmasına karar vermiştir (15160/2021 sayılı Karar). İtalyan Yargıtayı, ihtilaf konusu bilginin erişilebilirliği yönünde kamu yararının bulunması, ancak kişisel verilerin yayılmasının önemli olmaması halinde (örnek olarak, ilgili kişinin tanınmış bir kişi olmaması nedeniyle), etkin olan tek başvuru yolunun listelenmeme olduğu kanaatine varmaktadır. Bilginin kaldırılması, sadece son başvuru yolu olarak kullanılmalıdır (13524/2021 sayılı Karar). İtalyan Yargıtayı, doğru olan ve başlangıçta yasaya uygun olarak yayımlanan, ancak bundan böyle güncel olmayan bilginin gelişimini yansıtması gereken, ilgili makalede bilginin güncellenmesini veya bağlamsallaştırılmasını tercih etmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Böylelikle, bu Yüksek İtalyan Mahkemesine göre, her türlü arşivin kendine özgü tarihsel niteliği bilginin kaldırılması yoluyla “kesilmesini” yasaklamaktadır. Bu mahkemeye göre, çevrim içi bir arşive erişim hızı yalnızca ilgili kişi için özel bir çözümü haklı göstermektedir ve bu çözüm, orijinal yayının korunmasının sorgulanmasına neden olmamaktadır. Dahası, bu şekilde, aynı yayının kâğıt arşivi ve dijital arşivi aynı kalmaktadır (5525/2012, 7559/2020 ve 9147/2020 sayılı kararlar).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, Le Soir gazetesinin internet sitesinde ihtilaf konusu haberin arşivlenmiş versiyonunun anonimleştirilmesi yönünde hakkında karar verilmesinin ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve bilgi yayma özgürlüğüne ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
-
Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
-
İlgili Dairenin Kararı
-
İlgili Daire, bire karşı altı oyla, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. İlgili Daire, başvuran hakkında verilen hukuki kararın bu madde ile güvence altına alınan ilgilinin haklarına yönelik bir müdahale teşkil ettiği, bu müdahalenin kanun ile öngörüldüğü ve başkalarının hak ve itibarının korunması, mevcut davada G.nin özel hayatına saygı hakkının korunması yönünde meşru amaç izlediği kanısına varmıştır.
-
Müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, ilgili Daire öncelikle, ulusal mahkemeler açısından, bir yandan, başvuranın editör olarak ifade özgürlüğü, bilhassa bilgilerin kamuoyuna bildirilmesi hakkı ile diğer yandan, G.nin özel hayatının korunması hakkının dengelenmesinin söz konusu olduğunu vurgulamıştır. İlgili Daire, mevcut davada uygulamak istediği, haklara ilişkin dengelemeyle ilgili genel ilkeleri hatırlatarak (Axel Springer AG/Almanya [BD], no. 39954/08, §§ 78-84, 7 Şubat 2012), bununla birlikte, internette dijital arşivlerin kullanıma sunulmasının özelliğini belirtmiş ve yerel mahkemelerin özel hayata saygı hakkı ile gerekçelendirilen, arşivlenmiş bir haberin elektronik versiyonunun anonimleştirilmesi veya değiştirilmesi talebini kabul etmeleri halinde, özellikle dikkatli olmaları gerektiği sonucuna varmıştır. Ayrıca ilgili Daire, arşivlenmiş bir yayının internette yayımlanması veya kullanımının sürdürülmesinin söz konusu olması durumunda dikkate alınması gereken kriterlerin ilke olarak, ilk yayına ilişkin Mahkeme tarafından kullanılan kriterlerle aynı olduğu kanaatine varmıştır. Bu nedenle, bu kriterlerden bazıları, davanın koşulları ve zamanın geçmesi göz önünde bulundurulduğunda az ya da çok geçerli olabilmekteydi.
-
İlgili Daire, yerel mahkemelerin G.nin maruz kaldığı zarara özel bir önem atfederek, Mahkemenin içtihadında belirtilen kriterlere uygun olarak mevcut hakları dengeledikleri ve Le Soir gazetesinin internet sitesinde ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmesinin böylelikle arşivleri zarar görmemiş olarak bıraktığı ve bununla birlikte, başvuranın ifade özgürlüğüne orantısız bir şekilde müdahale etmeksizin, mevcut davada öngörülebilir olan tedbirler arasında en etkili tedbiri teşkil ettiği sonucuna varmıştır. İlgili Dairenin kanaatine göre, yerel mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçeler uygun ve yeterlidir ve bu nedenle, ilgili Daire, yerel mahkemelerin görüşünün yerine kendi görüşünü koymak ve bu mahkemeler tarafından yapılan dengelemenin sonucunu reddetmek için ciddi nedenler görmemektedir.
-
Tarafların İddiaları
- Başvuran
-
Başvuran, Büyük Daire nezdinde, ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmesi yönünde hakkında verilen kararın demokratik bir toplumda gerekli olmayan bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, mevcut davanın, kendi ifadesine göre, ayrıntılı bir şekilde gelecek nesiller için bilgilerin tamamının korunmasını amaçlayan dijital basın arşivleriyle ilgili olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla başvuran, zamanın geçmesinin bir müdahalenin bulunup bulunmadığının belirlenmesi söz konusu olduğunda dikkate alınamayacağını eklemektedir. Bu nedenle başvuran, gazetecilikle ilgili arşivlemenin zamanla sınırlı bir amacının bulunmadığını belirtmektedir.
-
Başvuran, mevcut davanın belirli altı temel özellik sunduğunu ifade etmektedir: a) Kendi ifadesine göre, bu arşivin doğruluğunun tartışılmaması nedeniyle, arşivin yasaya uygun niteliği; b) Kendi ifadesine göre, bir arşiv olan ve güncel bir bilgi olmayan, çevrim içi korunan belgenin niteliği; c) Bunun sonucu: Bir arşiv ilgili kişinin itibarına saygı hakkını etkilese bile, arşivin başvuranın görüşüne göre, zaman içinde korunması amaçlanmaktadır; d) Editörün bilginin yayıldığı tarihte değil, ancak davalının anonimleştirme talebini sunduğu tarihte davalının özel hayatına saygı üzerinde arşivin erişilebilirliğinin muhtemel orantısız etkisini tespit etmesi gerektiği; e) İlgili kişinin niteliği, burada serbest bir mesleği yerine getiren gerçek bir kişi (doktor); ve f) İlgili kişinin arama motorlarından arşivi listelememesini talep etmemiş olması. Bu özellikler ışığında, başvuran, Axel Springer AG kararında belirtilen kriterlerin erişilebilirlik eşiğinin arşivlerde bahsedilen herhangi bir kişinin anonimleştirmeyi sağlamak için gereken koşulları karşıladığını düşünebilecek kadar düşük olduğunu ifade etmektedir. Başvuran, Mahkemenin kullandığı kriterlerin dijital arşivlerin korunmasına ilişkin özelliğin dikkate alınmasını sağlaması gerektiğini belirtmektedir.
-
Başvuran, arşivlerin bütünlüğünün mevcut hakların dengelenmesinde temel bir kriter olduğunu, zira kendi ifadesine göre, basın organlarının görevinin burada söz konusu olduğunu belirtmektedir. Başvuran, arşivin rolünün belirli bir zamanda yasal olarak yayımlanan bilginin varlığını sürdürmesi olduğunu ve dolayısıyla, arşivin belgelenmiş, güvenilir ve bütünleşmiş olması gerektiğini ifade etmektedir. Başvuran, arşivlemenin basının bir görevi (yardımcı görev ancak, Mahkemenin kabulü bağlamında belirli bir öneme sahip olan), dolayısıyla gazetecilik amaçlarıyla haklı gösterilen bir veri işlemeye benzetilmesi nedeniyle, gazetecilik bilgilerinin silinmesinin büyük bir engelle karşı karşıya olduğunu eklemektedir: Güncellik kapsamında başlangıçta işlenen ve gazetecilik amacıyla haklı gösterilen veriler, ilgilinin ifadesine göre, arşivlenmesi halinde her zaman yeterli, uygun ve aynı amaç bakımından gerekli olanla sınırlı kalmaktadır. Başvuran aynı zamanda, anonimleştirme tedbirini kâğıt arşivin varlığıyla haklı gösterme girişiminin eski, yanlış ve yetersiz olduğunu düşünmektedir, zira kendi ifadesine göre, yayının geleceği elektronik ortama geçişe bağlıdır ve dolayısıyla, kâğıt arşivler kaybolma eğiliminde olacaktır. Başvuran, dijital arşivlerin öneminin öte yandan bizzat Mahkeme tarafından da doğrulandığını belirtmektedir (M.L. ve W.W./Almanya, no. 60798/10 ve 65599/10, § 90, 28 Haziran 2018).
-
Başvuran için, bu bilgilerin özel veya karalayıcı nitelikte olduğu ve yayımlanmasının başka nedenlerle haklı gösterilmediği durumlar haricinde, bireylerin üçüncü taraflarca kendileri hakkında yayımlanan bilgilere kamuoyunun erişimini kısıtlama yetkisi olmamalıdır. Başvuran, kamu yararı gereğince, kamuoyunun alma hakkına sahip olduğu bilgilere erişimin sınırlandırılmasının, özellikle zorlayıcı nedenlerle haklı gösterilmesi gerektiğinden, önemli bir zararın varlığının bilhassa kamuoyunun bilgisi söz konusu olduğunda, bu erişimin kısıtlanmasını arzu eden her kişi tarafından kanıtlanması gerektiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla, başvuranın nazarında, bir kişinin “sanal bir sabıka kaydının” etkilerinden şikâyet etmesi için yeterli olmayacaktır; kişi, somut bir şekilde zararını kanıtlamalıdır. Hâlbuki başvuran somut olayda, ciddi bir zarara uğradığını ileri süren G.nin bu zararını ulusal mahkemeler önünde hiçbir şekilde kanıtlamadığını belirtmektedir. Ayrıca, Daire bu tür bir zararın G. tarafından kanıtlanıp kanıtlanmadığı konusunu incelememiştir.
-
Kamu yararı tartışmasının kriteriyle ilgili olarak, başvuran, anonimleştirme talebinde bulunulduğunda, hangi bilgilerin kaydedilmesi ve unutulması gerektiğinin araştırılmasının, kendine aşırı bir yük getirdiği ve aynı zamanda demokrasi için tehlikeli olduğu zira kamuoyunun ilgisinin zamanın geçmesiyle mutlak olarak azalmayacağı kanaatine varmaktadır. Aksine, başvurana göre, gazeteci, araştırmacı, tarihçi, sosyolog veya kamuoyu başlı başına bir tür olabilecek olaylar, kendi döneminin önemli tanıkları, bir toplumun durumu veya bir medeniyetin evrimi dâhil olmak üzere, geçmişteki olaylar hakkında araştırma yapabilmelidir. Dolayısıyla başvuran için, kamu yararı kriteri, bir müdahalenin olup olmadığı konusunun belirlenmesi için elverişsizdir.
-
Başvuran ayrıca, yayımlanan bilginin niteliğinin dikkate alınması gerektiğini değerlendirmektedir. Söz konusu hakların dengelenmesi çerçevesinde, özel hayatını korumak isteyen ilgili kişi kendisine göre arşivlerde bulunan bilginin genel değil özel nitelikteki (gizli ve/veya kişisel mahremiyet) ihlali kanıtlamalıdır. Başvuran somut olayda, ihtilaf konusu bilginin kamuoyuna açık hale geldiğini; zira G.nin ağır bir suç işlediğini belirtmektedir. Başvuran ayrıca, 95/46/EC sayılı Direktif’in (yukarıda 68. paragraf) veya Belçika Özel Hayat Kanunu’nun (yukarıda 49. paragraf) okunmasından anlaşıldığı gibi, daha önceki sabıka kayıtlarının hassas veriler olmasına rağmen bu kayıtların habercilik amacıyla yayın konusu olabileceğini ve ardından aynı amaçlarla arşivlenebileceğini eklemektedir (bk. ayrıca Avrupa Birliği düzeyinde, 153. Gerekçe ve GDPR’nin 17 ve 85. maddeleri, yukarıda 69. paragraf). Buna karşın başvuran, arama motorlarının öncelikle ekonomik nitelikteki listeleme faaliyetinin “gazetecilik amacıyla” istisna kapsamına girmediğini belirtmektedir.
-
Başvuran öte yandan, 2014 yılında “Article 29” isimli Çalışma Grubu tarafından kabul edilen kılavuz ilkelere atıfta bulunarak (yukarıdaError! Reference source not found. ve 76. paragraflar) - ki kendi nazarında, belirli bir esneklikle editörlere de uygulanabilmektedir-, bilgiyle hedef alınan kişinin durumunun dikkate alınması gerektiğini değerlendirmektedir. Başvuran somut olayda, G.nin tanınmış kişi olmasına rağmen, hekimlik mesleği nedeniyle yerel kamusal yaşamda rol oynayan bir “önemli” kişi olduğu ve dolayısıyla bu kişinin rolü ve faaliyetleri hakkında kamuoyunun bilgi aramasına imkân verecek nedenlerin bulunduğunu değerlendirmek gerektiğini belirtmektedir.
-
Başvuran, ihtilaf konusu tedbirin önemiyle ilgili olarak, hakların dengelenmesi çerçevesinde, ifade özgürlüğüne kabul edilebilecek daha az zarar veren tedbirlerin varlığının “unutulma hakkından” yararlanmayı arzu eden kişi tarafından aranan amaç dikkate alındığında ayrıcalıklı bir kriter olduğunu ileri sürmektedir. Başvurana göre, “unutulma hakkının” yanında, araştırma motorlarına ve basın organlarına düşecek bir görev olan doğru gazetecilik içeriklerini hedef alan unutulma taleplerine yanıt vermek için kademeli olarak uygulamaya konulacak tedbirleri kapsayan bir “belleğin düzenlenmesi görevi” bulunmaktadır. Kademelendirme a minima (en azından) arama motorları tarafından listeden kaldırılmasından ve editörler tarafından indeksten çıkarılmasından, a maxima (en fazla), içeriğin kayıtsız şartsız geri çekilmesine kadar gidecektir. Başvurana göre, “unutulma hakkının” uygulanmasında izlenmesi gereken yol, mevcut davayla ileri sürülen asıl konudur.
-
Mevcut durumda başvuran, G.nin Google’da arşivin yeniden ortaya çıkmasıyla anonimleştirme talebini haklı göstermesine rağmen, listeden kaldırılma talebiyle hiçbir şekilde arama motorlarına başvurulmadığını belirtmektedir (bk. ayrıca M.L. ve W.W./Almanya, yukarıda anılan § 114). Başvuran, ulusal mahkemelerin bu konuda takdir yetkisinden yararlandıkları ve ultra veya extra petita karar vermelerini yasaklayan işleyiş ilkesine saygı göstererek, mevcut çözümlerin gerçek etkinliğini ve ilgili basın şirketi için makul niteliğini dikkate almaları gerektiği kanaatine varmaktadır. Hâlbuki somut olayda, Belçika mahkemeleri, kendi nazarında, bu yükümlülüğü yerine getirmemişlerdir. Başvurana göre, mevcut durumda ikincillik ilkesi, arşivin içeriğine değinmeden önce bu arşivi erişilemez hale getirme yükümlülüğü getirmekteydi: Genel bir şekilde ve ayrıca salt çoğunlukçu Avrupa içtihadının onayladığı gibi (bk. yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, ABAD kararı C-131/12, Google Spain, yukarıda 71. paragraf ve devamı, ABAD kararı C-136/17, GC ve diğerleri, yukarıda 77. paragraf ve devamı ilee Avrupa Komitesi tarafından 7 Temmuz 2020 tarihinde kabul edilen verilerin korunmasına ilişkin kılavuz ilkeler, yukarıda 70. paragraf) listeden kaldırılma önemli ölçüde daha az bir müdahaleye ve dolayısıyla basın arşivinin düzeltilmesinin tercih edilebilir olmasına, bu durumun sansür tedbirinin oluşturulmasına ve zaman içerisinde tarihin yeniden yazılmasına yol açacaktır.
-
Başvuran üstelik orantılılığın incelenmesi sırasında, arşivlenmiş bir basın haberini anonimleştirme de kendisine göre ciddi manada caydırıcı etkinin dikkate alınması gerektiğini iddia etmektedir. Ayrıca, ilgili kişinin talebinin ardından, bir haberin hukuka uygunluğunu daha sonraki bir aşamada inceleme yükümlülüğü basının bilgi, haber, fotoğraf veya röportajları çevrim içi arşivlerinde tutmaktan kaçınmayı tercih etmesi veya bu tür bir talebe konu edilebilecek kişiselleştirilmiş unsurları atlaması riskini taşımaktaydı. Ayrıca, arşivlerin sürekli olarak incelenmesi yükümlülüğü, zaman ve personel yatırımı gerektirecektir.
-
Başvuran ayrıca, G.nin affının kendisine “unutulma hakkı” veremeyeceğini; zira gerek bu konudaki ulusal hükümlerin (yukarıda 55. paragraf) gerekse Mahkeme içtihadının (yukarıda M.L. ve W.W /Almanya, § 88) affedilen bir mahkûmiyeti gerekçelendiren olaylara atıfta bulunulmasını yasaklamayacağını değerlendirmektedir.
-
Başvuran son olarak, ihtilaf konusu haberin, bir konuyu ele alma şeklinin gazetecilik özgürlüğü kapsamına gireceğinden, bir kişinin tam adı gibi bireyselleştirilmiş unsurların bir röportaja dâhil edilmesine izin veren medyanın üzerine düşen etik ve deontolojik görev ve sorumluluklara riyat edilerek yayımlandığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, G.ye iyi niyetle, gazetenin editörü tarafından gerçekleştirilecek elektronik iletişim ve arama motorları operatörleri tarafından haberin listeden kaldırılması gibi ifade özgürlüğüne daha az zarar veren tedbirlerin bulunduğunu dile getirdiğini belirtmektedir. Başvuran ayrıca, hakaret niteliğindeki bir haber durumunda bile Mahkemenin, bu tür bir haberin tüm izlerinin kamu alanından kaldırılmasına karar vererek tarihi yeniden yazmanın adli makamların görevi olduğu kanaatine varmadığını ileri sürmektedir (Węgrzynowski ve Smolczewski /Polonya, no. 33846/07, § 65, 16 Temmuz 2013).
-
Hükümet
-
Hükümet, başvuranın ihtilaf konusu haberin anonimleştirmeye mahkûm edilmesinin, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan hakların ilgili tarafından kullanılmasına bir müdahale teşkil ettiğine itiraz etmemektedir. Hükümet, bu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası yani G.nin özel hayatının koruması anlamında, meşru bir amaç izlediği kanaatine varmaktadır. Hükümet, müdahalenin yasallığıyla ilgili olarak, başvuranın mahkûmiyetinin yeterince erişilebilir, açık, kesin ve öngörülebilir bir temele dayandığı sonucuna vararak, Daire önünde ileri sürdüğü argümanları yinelemektedir.
-
Hükümet, müdahalenin gerekliliği hakkında, mevcut davanın bir yandan kamuoyunun, basın arşivleri yardımıyla geçmiş olaylar hakkında bilgi edinme hakkı ile diğer yandan kendisine göre mutlak olmayan haklar olan, internet üzerinde mevcut olan bir yayına konu olan bir kişinin “unutulma hakkı” arasında denge kurulmasıyla ilgili olduğunu iddia etmektedir. Hükümet ayrıca, “unutulma hakkının” ortaya çıkacağı Sözleşme’nin 8. maddesine saygıyı güvence altına almayı amaçlayan tedbirlerin seçiminin, devletlerin, her davanın koşullarına ve gelecekti teknolojik gelişmelere uyum sağlamalarına imkân tanıyacak takdir yetkisi dâhilinde olduğunu belirtmektedir. Hükümet, Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (no.1 ve 2) (no. 3002/03 ve 23676/03, § 45, AİHM 2009) kararına atıfta bulunarak, basının kamuya açık kayıtları tutmadaki rolünün, esas görevine nazaran ikincil olduğunu ve devletlerin, bilgiler arşivlendiğinde birbiriyle çatışan menfaatleri dengelemek ve geçmiş olaylarla yalnızca güncel olaylarla ilgili olduklarında bağlantı kurma konusunda daha fazla serbestliğe sahip olabileceğini eklemektedir.
-
Hükümet somut olayda, ihtilaf konusu tedbirin Mahkeme tarafından belirlenen kriterler bakımından ulusal mahkemelerce gerçekleştirilen mevcut hakların adil bir şekilde dengelenmesi sayesinde alındığını değerlendirmektedir. Nitekim Belçika Hükümeti için, Büyük Daire, Daire tarafından da izlenen içtihat çizgisini onaylamalıdır. Arşivlenmiş bir yayının internete konulması veya erişilebilir tutulması söz konusu olduğunda dikkate alınması gereken kriterler ilke olarak ilk yayın çerçevesinde Mahkeme tarafından kullanılan kriterlerle aynıdır. Hükümete göre, bu kriterlerin bazıları, davanın koşulları (örneğin, kâğıt üzerinde değil de internet üzerinde yayımlanması ve “unutulma hakkına” bir arama motoru kullanıcısına değil de bir basın editörünün karşı çıkması) ve zamanın akışı göz önüne alındığında, az ya da çok alakalı olabilmektedir Hükümete göre, zamanın akışıyla, bir kişi geçmişteki hatalarıyla ilgili olarak, kamuoyuyla yüzleşmeden hayatını yeniden inşa etme imkânına sahip olmalıdır.
-
Bununla birlikte Hükümet, başka kriterlerin davanın koşullarına göre dikkate alınabileceği kanaatine varmaktadır. Hükümetin nazarında, ilk kriter arşivlerin bütünlüğü olacaktır. Hükümete göre tüm arşivlemenin temelindeki bu ilke, “Arşivler Hakkında Evrensel Bildirge’de (yukarıda 59. paragraf) veya GDPR’nin 17. maddesinin hükümlerinde görüldüğü gibi (yukarıda 69. paragraf), bir arşive erişimin mutlak olması gerektiği anlamına gelmemektedir Hükümet için ayrıca, çok sayıda medyayı barındırabilecek bir arşiv, internet üzerinde herkesin erişimine açık olmamalıdır. Hükümete göre, somut olayda verilen anonimleştirme tedbiri, arşivlerin tamamını söz konusu etmemekte ancak yalnızca G.nin adıyla ilgili bir habere internet üzerinden kamuoyuna erişimini sınırlamaktadır. Kâğıt üzerindeki arşivler bozulmadan kalacak ve örneğin araştırmacılar gibi ilgilenen kişiler yine de haberin anonimleştirilmemiş dijital versiyonuna erişim talebinde bulunabileceklerdir.
-
Hükümete göre, somut olayda, daha önce Mahkeme tarafından yapılan hakların dengelenmesi uygulamasının bir parçası olan diğer unsurlara verilecek ağırlık üzerinde belirleyici etkiye sahip olacak olan ilgili diğer bir kriter-, ilk yayımdan itibaren zamanın akışıdır: Genel menfaat tartışmasının varlığı veya hedef alınan ilgili kişinin tanınması. Hükümet, başka kriterlerin de eklendiğini belirtmektedir: G.nin affedilmesi, arama motorlarınkinden farklı olacak şekilde, gazetecilik hukuku ve sorumlu gazetecilik ilkelerine saygı çerçevesinde medyaya düşen görev ve sorumluluklar ile bilginin yayılma kapsamı. Hükümet, bu kriterlerin, “unutulma hakkına” ilişkin davaları incelemeye davet edildiklerinde, Avrupa’da birçok yüksek mahkeme tarafından belirleyici olarak değerlendirildiğini belirtmektedir (bk. yukarıda “Karşılaştırmalı Hukuk ve Uygulamanın İlgili Unsurları” kısmı).
-
Hükümet ardından, anonimleştirmenin davanın koşulları ve özellikle, kendisine göre haberin zararlı olmasına neden olan zamanın akışı bakımından, demokratik bir toplumda gerekli bir tedbir olduğunu belirtmektedir. Hükümet, ulusal mahkemelerin, kendilerinden beklendiği üzere, kendi takdir yetkilerine riayet ederek, tasarruf ilkesini ve makul sürede yargılanma gerekliliğini, ifade özgürlüğüne daha az zarar veren tedbirlerin öngörülebilir olup olmadığı konusunu gerçekten incelediklerini ve böylelikle aşağıdaki unsurları dikkate aldıklarını ifade etmektedir: a) mahkemeye başvurunun yapılmasının asıl amacı (basın arşivinin anonimleştirilmesi ve listeden kaldırılmaması), b) ek metnin eklenmesiyle haberin bağlamsallaştırılması tedbirinin yetersizliği ve c) başvuranın, indeksten çıkarma işaretleri oluşturma imkânını açıkça reddeden tutumu. Hükümet, genel anlamda listeden kaldırılmanın ifade özgürlüğüne en az zarar veren bir tedbir olduğu kanaatine varıyor ise de somut olayda Belçika mahkemelerinin, kademelendirmeyi dikkate alarak, başvuranı, davanın olay ve olgularına en uygun tedbire mahkûm ettiğini düşünmektedir. Hükümet öte yandan, Le Soir gazetesi tarafından yapılan indeksten çıkarılma olasılığının ifade özgürlüğüne daha ciddi zarar vereceğini zira ihtilaf konusu haberin harici arama motorlarında indekslenmeyeceğini ve dolayısıyla bundan böyle erişilebilir olmayacağını ve bu haberin asıl sitesinde arama yapılması haricinde, arama konusu ne olursa olsun erişilebilir olmayacağını eklemektedir.
-
Hükümet, mevcut davanın Mahkemenin bugüne kadar incelediği “unutulma hakkı” ile ilgili davalardan ayrılması gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet öncelikle, davanın özel koşullarını özellikle G.nin tanınmış bir kişi olduğunu, kendisinin basın ile temasının bulunmadığını, ihtilaf konusu haberde belirtilen olaylara daha az ilgi gösterildiğini ve G.nin eski saygınlığını kazandığının dikkate alarak, yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya davasından ayrı tutmak gerektiği kanaatine varmaktadır. Hükümet ardından, yukarıda anılan Węgrzynowski ve Smolczewski kararında davanın koşullarında açıkça göründüğünü ve bu son davada başvuranın gazetenin gazete baskısında yayımlanmasıyla eş zamanlı olarak çevrim içi yayımlanan karalayıcı nitelikteki haberin kayıtsız şartsız geri çekilmesini talep ettiğini belirtmektedir. Hâlbuki Hükümet, Mahkemenin haberin geri çekilmesinin, tarihin yeniden yazılmasına benzeyeceğideğerlendirilmesinde bulunmayı sağlayan çok belirli olgusal ve usuli bir bağlam olduğu kanısındadır. Hükümet, bu karardan hiçbir şekilde, ilk habere nazaran çevrim içi yayımlanan bir haberde ne kadar küçük olursa olsun herhangi bir değişikliğin, ifade özgürlüğüne aykırı olarak ve arşivleme ilkeleriyle bağdaşmadığı iddia edilen, tarihin yeniden yazılmasıyla ilişkilendirilmesi gerektiği şeklinde bir sonuç çıkarmamaktadır.
-
Hükümet son olarak, çevrim içi yayımlanan haberin anonimleştirilmesi tedbirinin basın organının tutumu üzerinde caydırıcı bir etkisi olamayacağını, basın organlarının bu tür tedbirleri ancak ilgili bir kişi tarafından talepte bulunulması durumunda ve mutlak bir unutulma hakkı tanınmadan, hakların dengelenmesinden sonra, her davanın kendi koşulu ışığında alması gerekeceğini ileri sürmektedir. Öte yandan, salt ekonomik değerlendirmeler tek başına bu dengeyi değiştiremeyecektir.
-
Hükümet, Belçika mahkemelerinin, tarafların her biri tarafından talep edilen iki farklı temel hak arasında bir denge sağlayarak, bir sorumluluk davası kapsamında iki taraf arasındaki belirli bir anlaşmazlık konusunda karar verdiklerini hatırlatarak sonucuna varmaktadır. Hükümet, kararların Mahkeme tarafından belirlenen kriterler incelendikten ve mevcut menfaatlerin makul bir şekilde dengelenmesinden sonra verildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla Hükümetin nazarında, Mahkemenin değerlendirmesini, ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine koymak için yeterince güçlü nedenler bulunmamaktadır.
-
Müdahil Tarafların Görüşleri
- Müdahil Taraf G.
-
Müdahil taraf olan G. somut olayda söz konusu haberde adının anonimleştirilmesini talep eden kişidir. İlgili, toplumun kendisine sunacağı bağışlama, unutma ve affın yararını korumak amacıyla, kendi girişimleri vesilesiyle yaşadığı acı deneyimi anımsatmaktadır. İlgili özellikle, Büyük Daire önünde, başvuranı, haberi anonimleştirilmeye mahkûm eden yargı kararını ilk etapta uyguladığını, daha sonra bu rotayı tersine çevirdiğini ve anonimleştirilmemiş bu haberi çevrim içi hale getirdiğini belirtmektedir.
-
Müdahil taraf, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, Büyük Dairenin Von Hannover ve Axel Springer AG kararlarında geliştirilen özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeye ilişkin yerleşik içtihadında yer alan kriterler yerine, Biancardi/İtalya (no. 77419/16, 25 Kasım 2021) kararında geliştirilen yeni kriterleri kullanmayı amaçlasa bile, Belçika mahkemelerinin çözümünün doğrulanması gerektiği kanaatine varmaktadır.
-
İlgili, haberin geçmiş niteliğinin kendisine daha az koruma sağlayacağı, haberin arşivlerini çevrim içi hale getirerek internet üzerinde yeniden yayımlanmasının büyük etki edeceği, bu haberde tam adının bilinmesinin kamu yararının tamamen bulunmadığı, başvurana karşı alınan tedbirin özelliği olan ciddiyet eksikliği ve medya faaliyetlerinde uygulanacak iyi niyet gerekliliği üzerinde durmaktadır. İlgili ayrıca, arşivlerinin tamamının mutlak bir nitelik taşımayacağı ve elektronik arşivlerde yapılacak asgari bir değişikliğin, kâğıt arşivler bozulmadan kaldığı sürece kabul edilebileceği kanaatine varmaktadır.
-
İlgili özellikle, ifade özgürlüğüne daha az verecek olan tedbirler araştırma yükümlülüğüyle ilgili olarak, ilk derece mahkemesi huzurunda anonimleştirmeye alternatif olarak indeksten çıkarılma işareti yerleştirilmesini kendisi teklif edecek iken, başvuranın o sırada bu çözümü reddettiğini belirtmektedir. İlgili buna karşın, başvuranın alternatif bir tedbir olarak, kendisine göre somut olayda yararlı bir çözüm teşkil etmeyen düzeltici bir bildirinin yayımlanmasını önermediğini eklemektedir. Listeden kaldırılma prosedürüne ilişkin olası başvuruyla ilgili olarak, müdahil taraf, anonimleştirme tercihinin, piyasada birçok arama motorunun var olmasıyla desteklendiğini ve eylemi sırasında teknik bilgi durumunun, arama motorlarının her biri için farklı indeksten çıkarma işaretlerinin yerleştirilmesi gerektiğini düşündürdüğünü ve bu durumun da, kendi görüşüne göre, bunların etkinliği konusunda şüphe uyandırdığını iddia etmektedir. İlgili son olarak, çevrim içi bir arşivin asgari değişikliğinin, somut olayda olduğu gibi öncelikle yalnızca basılı versiyonda yayımlanan bir haberin çevrim içi versiyonu söz konusu olduğunda farklı algılanması gerektiğini; zira mevcut durumda çevrim içi arşivin amacının halkı bilgilendirmek değil, editörün internet sitesinde akış ve dolayısıyla ticari gelir oluşturmak olacağı kanaatine varmaktadır.
-
Article 19 Örgütü tarafından temsil edilen on altı müdahil tarafın ortak görüşü
-
Tamamı Article 19 Örgütü tarafından temsil edilen on altı örgüt ve farklı kurumlar, müşterek bir dilekçe sunmuşlardır. Bu örgüt ve kurumlar şunlardır: Article 19, Global Campaign for Free Expression, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü Merkezi, Progesseur David Kaye, Digital Security Lab Ukraine, Electronic Frontier Foundation, The European Centre for Press & Media Freedom, Guardian News Media Limited, The Helsinki Foundation for Human Rights,Gand Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi, Macaristan Sivil Özgürlükler Birliği, International Press Institute, Times Newspapers Ltd, Mass Media Defence Centre, Media Defence, Nyugat ve Open Net Association.
-
Müdahil taraflar, mevcut hakların dengelenmesi gerekiyorsa, dijital basın arşivinde yer alan bilgilerin silinmesinin ifade özgürlüğüne orantılı bir müdahale teşkil etmediğini, arşivin bütünlüğü üzerinde zararlı bir etki yarattığını ve bu durumun, bilgi toplama ve yayma sürecinin önemli bir bölümünü oluşturduğunu değerlendirmişlerdir. Müdahil taraflar, dijital bilgilerin erişilebilirliğine ve bütünlüğüne yönelik her türlü zararın Sözleşme’nin 10. maddesinde korunan değerlere aykırı olduğunu belirtmektedirler; zira a) gazetecilerin ve “bekçi köpeği” işlevi gören diğer aktörlerin bilgilerden haberdar olmalarını engellemekte, dolayısıyla kamu yararına olan bilgilerin soruşturulmasını veya ifşa edilmesini engellemektedir ve b) tarihsel hafızanın iptal edilmesine veya değiştirilmesine ya da geçmişin yanlış veya çarpıtılmış bir imajının yaratılmasına yol açarak karar ve sorumluluk almayı engelleme riski taşımaktadır.
-
Müdahil taraflar, “unutulma hakkının” uluslararası bir normla tanınmadığını ileri sürmektedirler. Müdahil taraflar, öncelikle ABAD’ın C-131/12 sayılı Google Spain içtihadıyla, bu hakkın kişisel nitelikte verilerin korunması bağlamında güvence altına alındığını ve kapsamının arama motorlarını hedef almayan çeşitli şekillerde sınırlandığını belirtmektedirler. Müdahil taraflar,” unutulma hakkının” daha sonra GDPR’de biçimlendirildiğini eklemektedirler. Halen bu Yönetmelik’in 17. maddesi gazetecilik amacıyla ele alınan verilerin silinmesine ilişkin bir istisna öngörmektedir; bu istisna, ulusal mevzuatlarda farklı uygulamaya sahiptir. Müdahil taraflar, “unutulma hakkının”, Avrupa Birliği’nin dışında uluslararası veya anayasal belgelerde açık bir şekilde tanınmadığını belirtmektedirler. Müdahil taraflar ayrıca, uluslararası düzeyde birçok mahkemenin “unutulma hakkını” tanımayı ve uygulamayı reddettiğini, diğer mahkemelerin ise bunu yalnızca basın arşivi editörlerine karşı çıkmadan arama motorları tarafından listeden kaldırılma kararı vermek için yaptığını belirtmektedirler. Müdahil taraflar, Avrupa bağlamında bile, mahkemelerin basın arşivlerine ilişkin olarak “unutulma hakkını” uyguladığı birkaç durumda bilgilerin tamamen kaldırılmasına karar vermediklerini belirtmektedirler.
-
Müdahil taraflar, Mahkeme içtihadı ışığında, dijital basın arşivine erişim kısıtlamalarının veya değişiklik yapılmasının nadiren haklı gösterildiğini ve bunun için istisnai koşulların karşılanması gerektiğini kanaatine varmaktadırlar. Müdahil taraflar, ayrıca dijital basın arşivlerinin bütünlüğüne dair bir varsayımın mevcut olması gerektiğini ve bu bütünlüğe yönelik herhangi bir müdahalenin en sıkı denetime tabi olması gerektiği kanısındadırlar. Müdahil taraflar, kendilerine göre mevcut hakların dengelenmesini önceden varsayan bu denetim sırasında, tercih edilen tedbirin izlenen meşru amaca ulaşmak için en az zararlı tedbir olup olmadığının incelenmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Müdahil taraflar, arama motorlarını kullananlar tarafından listeden kaldırılmasının veya içeriğin editörü tarafından indeksten çıkarılmasının, ilke olarak kendi nazarlarında basın özgürlüğüne haklı gösterilmeyen müdahaleler olarak kalmasına rağmen, ifade özgürlüğüne az zarar veren tedbirler olduğunu düşünmektedirler. Müdahil taraflar, bu tedbirler uygulandığında, bilginin her halükârda erişebilir olduğunu ve arşivlerinin bütünlüğünün etkilenmediğini belirtmektedirler. Ayrıca bu tedbirlerin belirli bir kişinin kamuya açık profilinin oluşturulmasının önlenmesine imkân vermektedir. Müdahil taraflar, anonimleştirme durumunda, bilginin güncelliğini kaybedeceğini ve varlığının yalnızca sona ereceğini iddia etmektedirler. Müdahil taraflara göre, anlaşmazlıklardan veya olası bir sorumluluktan kaçınmak amacıyla verileri silerek aşırı tepki oluşabilecek bir değişiklik tedbirinin basın üzerinde yaratabileceği etki göz ardı edilmemelidir. Müdahil taraflara göre ayrıca, bu tür anlaşmazlıklar eylemin durdurulmasına yol açabilecek nitelikte çok yüksek maliyetler doğurabilmektedir (İlgililer, örnek olarak (yukarıda anılan), yakın zaman önce verilen Biancardi kararında suçlanan gazetenin durumuna atıf yapmaktadırlar.).
-
Müdahil taraflar son olarak, üç ek kriterin, basına karşı “unutulma hakkına” karşı çıkılması durumunda, Mahkeme tarafından dikkate alınması gerektiğini değerlendirmişlerdir. Müdahil taraflar, ilk olarak, “unutulma hakkını” ileri süren kişinin basit bir engelin veya sıkıntının ötesinde ciddi bir zarara maruz kalıp kalmadığının incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadırlar. Müdahil taraflar, “unutulma hakkı” bağlamında, gerçek ve kamuya açık bir bilginin değiştirilmesi söz konusu olduğunda, yalnızca ciddi bir zararın bir arşivin değiştirilmesini haklı gösterebildiği kanaatindedirler. Müdahil taraflar ikinci olarak, zamanın geçmesine rağmen, kişisel veriler dâhil olmak üzere, kendi nazarlarında, yayınların koruduğu varsayılan bir arşivin niteliğinin dikkate alınmasını önermektedirler. Müdahil taraflar, bu hususun, haberlerin zaman içindeki geçerliliğiyle, bu tür bir haberin hedef aldığı kişinin kamuya açık bir kişi haline gelebilmesiyle veya bir haberin akademik, bilimsel ya da tarihsel araştırmalarla ilgili hale gelebilmesiyle doğrudan bağlantılı olduğu görüşündedirler. Müdahil taraflara göre ayrıca, eski bilgiler, güncel olaylarla karşılaştırma yapmak için yararlı olabilmekte veya yeni anlamlar kazanabilmektedir; aynı şekilde adli bilgiler de mevcut kalmalıdır. Müdahil taraflar üçüncü olarak, kesinlikle özel veya karalayıcı nitelikte olan ya da başka nedenlerle yayımlanması haklı gösterilmeyen bilgiler hariç olmak üzere, üçüncü kişilerce yayımlanan bilgiye erişim hakkına ilişkin kamu hukukunun dikkate alınması gerektiğini değerlendirmişlerdir.
-
Mahkemenin Değerlendirmesi
- “Kanunla Öngörülen” Ve “Meşru Amaç” İzleyen Bir Müdahalenin Varlığı Hakkında
-
Mahkeme, başvuranın Le Soir gazetesinin internet sitesinde yer alan ihtilaf konusu haberin arşivlenen versiyonunun anonimleştirilmesi kararının, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade ve basın özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiğinin taraflar arasında tartışma konusu olmadığını tespit etmektedir.
-
Dahası, Büyük Daire önünde, başvuran, müdahalenin öngörülebilir bir yasal dayanağının olmadığı ihtimaline ilişkin olarak Daire önünde ileri sürdüğü argümanları yinelememiştir. Dolayısıyla, Büyük Daire, Dairenin bu konudaki sonuçlarını bertaraf etmek için bir neden görmemektedir.
-
Benzer şekilde, meşru bir amacın varlığı, yani başkalarının itibarının ve haklarının, somut olayda G.nin özel hayatına saygı hakkının korunması konusu da taraflar arasında tartışılmamıştır. Mahkeme bu değerlendirmeye katılmaktadır.
-
Sonuç olarak, geriye, Büyük Dairenin müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususun incelemesi kalmaktadır.
-
Müdahalenin “Demokratik Bir Toplumda Gerekliliği” Hakkında
a) Davanın Kapsamına ve Kullanılan Terminolojiye İlişkin Ön Değerlendirmeler
-
Davanın kapsamı
-
Öncelikle, davanın Mahkemenin somut olayda yapacağı değerlendirme üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olacak özel niteliklerini vurgulamak gerekmektedir.
-
Mahkeme, ilk olarak, başvuranın, Büyük Daire önündeki duruşmada, basılı arşive ek olarak, ihtilaf konusu haberin bir yandan kamuya açık olmayan “ana” arşivi ve diğer yandan çevrim içi olarak yayınlanan ve kamunun erişimine açık olan arşiv olmak üzere iki dijital arşivi olduğu iddiasını dikkate almaktadır. Mahkeme, incelemesi sırasında, davanın bu özel bağlamını, yani üç arşivin varlığını dikkate alacaktır. Mahkeme, ardından, Liège İstinaf Mahkemesinin başvuranın, Le Soir gazetesinin internet sitesinde ve sorumluluğu altındaki diğer veri tabanlarında yer alan ihtilaf konusu haberin arşivlenmiş versiyonunun anonimleştirmesine karar verdiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 21. paragraf). Ancak Mahkeme, Liège İstinaf Mahkemesi kararının gerekçelerinin sadece Le Soir gazetesinin internet sitesinde yayımlanan haberin anonimleştirilmesiyle ilgili olduğunu kaydetmektedir (bk. özellikle yukarıdaki 29 ve 30. paragraflar). Dahası, söz konusu istinaf mahkemesi çevrim içi arşivin anonimleştirilmesinin, 25 Eylül 2014 tarihli kararına uyulduğu sonucuna varmak için yeterli olduğunu değerlendirmiştir (yukarıdaki 39-40. paragraflar). Her hâlükârda, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetine dayanak olarak hem yerel mahkemeler hem de Mahkeme önünde ileri sürdüğü argümanlar, sadece Le Soir gazetesinin internet sitesinde yer alan haberin anonimleştirilmesiyle ilgili olduğu için, Mahkeme, başvuranın duruşmadaki ifadelerine göre ana arşivin de anonimleştirilmiş olmasına rağmen (yukarıdaki 42. paragraf), incelemesini davanın bu yönüne odaklayacaktır.
-
Mahkeme, ikinci olarak, bugüne kadar incelediği ifade özgürlüğü hakkı ile özel hayata saygı hakkı arasındaki çatışmaya ilişkin davaların büyük çoğunluğunun, bir bireyin veya ailesinin hayatının özel yönlerine dair ilk yayınlarla ilgili olduğunu gözlemlemektedir (bk. diğerleri arasında, Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS)/Fransa, no. 12268/03, 23 Temmuz 2009, yukarıda anılan Axel Springer AG, Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa [BD] no. 40454/07, AİHM 2015 (alıntılar)). Bu davaların aksine, somut olayda, ilk olarak 1994 yılında Le Soir gazetesinin basılı versiyonunda yayınlanan bir haberin arşivlenmiş versiyonunun 2008 yılında internete koyulması ve o zamandan beri erişilebilir durumda kalması söz konusudur; bu çevrim içi versiyonda başvuran, G.nin tam adını X harfiyle değiştirerek anonimleştirmek zorunda kalmıştır.
-
Mevcut davada, sonuç olarak, bilginin ilk kez yayınlanması değil, yalnızca bilginin internette kalıcı olması söz konusudur. Ayrıca, haber, söz konusu tarihte yasal ve karalayıcı olmayan bir şekilde yayımlanmıştır. Son olarak, bir basın kuruluşunun internet sitesinde gazetecilik amacıyla yayımlanan ve daha sonra arşivlenen bilgilerin söz konusu olduğu ve bunun, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğünün merkezinde yer aldığı belirtilmelidir.
-
Kullanılan terminoloji
-
Mahkeme, terminolojik açıdan, ulusal mahkemeler tarafından atıfta bulunulan “unutulma hakkının” uygulanması için kullanılan araçların çeşitliliğini belirtmek üzere çeşitli terimlerin kullanıldığını gözlemlemektedir (ayrıca bk. yukarıda anılan Biancardi, § 53). Nitekim genel olarak, “unutulma hakkı”, uygulamada arama motoru operatörleri veya basın editörleri tarafından alınabilecek çeşitli tedbirlere yol açabilmektedir. Bu tedbirler ya bir haberin kaldırılması, değiştirilmesi veya anonimleştirilmesi gibi arşivlenmiş bir haberin gerçek içeriğiyle ya da bilgiye erişimin kısıtlanmasıyla ilgilidir. Söz konusu son durumda, erişim hem arama motorları hem de basın editörleri tarafından kısıtlanabilmektedir. Mahkeme, mevcut davada, açıklık ve tutarlılık sağlamak amacıyla, arama motoru operatörleri tarafından alınan tedbirleri ifade etmek için “listeden kaldırma” terimini ve ihtilaf konusu haberin arşivlendiği internet sitesinden sorumlu basın editörü tarafından uygulamaya konan tedbirleri ifade etmek için “indeksten çıkarma” terimini kullanacaktır (ibid., §§ 55-56).
b) Genel İlkeler
-
10. madde ve dijital basın arşivlerinin korunması
-
Mahkeme, sürekli olarak, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel esaslarından ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için temel koşullardan birini teşkil ettiğini belirtmiştir. Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ifade özgürlüğü sadece olumlu karşılanan veya zararsız ya da önemsiz görünen “bilgiler” veya “fikirler” için değil, fakat aynı zamanda inciten, şoke eden veya endişe uyandıran fikir veya bilgiler için de geçerlidir: Bu çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ki bunlar olmadan “demokratik bir toplum” olmaz. Sözleşme’nin 10. maddesinde tanımlandığı şekliyle ifade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bunlar dar bir çerçevede yorumlanmalı ve ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın gerekliliği ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Von Hannover/Almanya (no. 2) [BD], no. 40660/08 ve 60641/08, § 101, AİHM 2012, yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés France, § 88 ve Bédat/İsviçre [BD], no. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016).
-
Basın özgürlüğüne ilişkin olarak, basının, özellikle başkasının itibarının ve haklarının korunması hakkında belirli bir sınırı aşmaması gerekirken, görevleri ve sorumlulukları çerçevesinde, genel menfaat konularında tüm bilgi ve fikirleri iletmek yine de kendisinin görevidir. Dolayısıyla, bilgilendirme görevi zorunlu olarak “görev ve sorumlulukları” ve basın organlarının kendiliğinden uyması gereken sınırları kapsamaktadır (yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, § 89 ve yukarıda anılan Von Hannover (no. 2), § 102).
174. Basının genel menfaat konularında bilgi ve fikir yayınlama görevine ek olarak, kamunun bunları alma hakkı vardır. Aksi takdirde basın, kaçınılmaz “bekçi köpeği” rolünü yerine getiremeyecektir (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], no. 21980/93, §§ 59 ve 62, AİHM 1999 III, Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], no. 49017/99, § 71, AİHM 2004 XI ve yukarıda anılan Von Hannover (no. 2), § 102). Ayrıca, kamunun alma hakkına sahip olduğu bilgilere erişimi kısıtlayan herhangi bir tedbir, özellikle zorlayıcı nedenlerle gerekçelendirilmelidir (Timpul Info-Magazin ve Anghel/Moldova, no. 42864/05, § 31, 27 Kasım 2007).
-
Dahası, belirli bir durumda benimsenecek haber verme şeklini (yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, § 89) veya görüş veya bilgi aktarma kanalı dâhil olmak üzere mesleğin icra edilme şeklini (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Frăsilă ve Ciocîrlan/Romanya, no. 25329/03, § 63, 10 Mayıs 2012) seçme konusunda basının yerini almak Mahkemenin veya yerel mahkemelerin görevi değildir.
-
Günümüzde, basın özgürlüğünün kapsamı bilgi teknolojisindeki gelişmeler ışığında değerlendirilmelidir, çünkü gazetecilik artık sadece yazılı veya görsel-işitsel basında yayınlanan haberlerden ibaret değildir. Mahkemenin birçok defa belirttiği gibi, basının birincil “bekçi köpeği” rolüne ek olarak, hâlihazırda yayınlanmış bilgilerden arşiv oluşturmak ve bunları kamuoyuna sunmak gibi yardımcı ancak yine de önemli bir işlevi vardır. Mahkeme, bu bağlamda, arşivlerin internet üzerinden erişime açılmasının, gündemin ve bilgilerin korunmasına ve erişilebilirliğine büyük katkı sağladığına karar vermiştir. Mahkeme, basın arşivlerinin giderek daha fazla ücret karşılığında erişilebilir hale geldiğini gözlemlese de dijital arşivler, özellikle de halkın erişimine açık ve genellikle ücretsiz olmaları nedeniyle, tarihi araştırmalar ve öğretim için değerli bir kaynaktır (yukarıda anılan Times Newspapers Ltd, §§ 27 ve 45, yukarıda anılan Węgrzynowski ve Smolczewski, § 59 ve yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 90). Basının bu görevi, tıpkı halkın basına erişimindeki meşru menfaati gibi, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından kesinlikle korunmaktadır (yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 102).
-
Mahkeme, Times Newspapers Ltd (yukarıda anılan karar, § 45) davasında, şu kanaate vardığını hatırlatmaktadır: “Devletler, bilgilerin arşivlendiği ve geçmiş olaylarla ilgili olduğu durumlarda, güncel olaylarla ilgili olduğu durumlara kıyasla çatışan menfaatler arasında denge kurmak için muhtemelen daha fazla serbestliğe sahiptir. Bu bağlamda, basının yayınlanan bilgilerin doğruluğunu kontrol ederek sorumlu gazetecilik ilkelerine uyma görevi, doğası gereği geçici olan güncel olaylara kıyasla, yayılması aciliyet gerektirmeyen geçmişe ilişkin olaylar açısından muhtemelen daha katı olacaktır. Bununla birlikte Mahkeme, bu değerlendirmelerin, karalayıcı olduğu gerekçesiyle eleştirilen ve doğruluğu sorgulanan haberlerin dijital bir basın arşivinde tutulmasıyla ilgili olan söz konusu davanın özel bağlamı ışığında yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır. İkinci olarak, Sözleşme’nin, güvencelerini teorik ve yanıltıcı olmaktan ziyade somut ve etkili kılacak şekilde yorumlanması ve uygulanması hayati önem taşımaktadır. Mahkemenin dinamik ve gelişen bir yaklaşımı sürdürememesi halinde böyle bir tutum herhangi bir reform veya iyileştirmeyi engelleme riski taşıyacaktır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Christine Goodwin/Birleşik Krallık [BD], no. 28957/95, § 74, AİHM 2002 VI).
-
Mahkeme, dijital basın arşivleri konusunda, bunların kamuoyunun çağdaş tarih hakkında bilgi edinmesini ve basının demokratik düşüncenin şekillenmesine yardımcı olma görevini yerine getirmesini sağlamadaki önemli rollerini hâlihazırda vurgulamıştır (yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, §§ 101-102). Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere yönelik Arşivlere Erişme Hakkında Avrupa Politikası Üzerine R (2000)13 sayılı Tavsiye Kararı da arşivlerin kültürel mirasın önemli ve yeri doldurulamaz bir parçasını oluşturduğunu ve insanlığın hafızasının korunmasını mümkün kıldığını kaydetmektedir (yukarıdaki 63. paragraf). Mahkeme, karalayıcı bir yayın bağlamında bile, “kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla bireylerin itibarına haksız saldırı teşkil ettiğine karar verilen geçmiş yayınların tüm izlerinin kamu alanından kaldırılmasını emrederek tarihi yeniden yazmanın adli makamların görevi olmadığı” sonucuna varmıştır (yukarıda anılan Węgrzynowski ve Smolczewski, § 65).
-
Mahkeme ayrıca, son on yılda basın arşivlerinin önemine ilişkin ortak bir görüşün ortaya çıktığını tespit etmektedir. Böylelikle, Avrupa Birliği düzeyinde kişisel verilerin işlenmesine ilişkin özel bağlamda, GDPR, söz konusu verilerin işlenmesinin ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkının kullanılması için gerekli olduğu hallerde kişisel verilerin silinmesi hakkına açıkça bir istisna öngörmektedir (17. maddenin 3. fıkrasının a) bendi). Önceki 95/46/EC sayılı Direktifte olduğu gibi, kişisel verilerin korunması hakkı ve ifade ve bilgi edinme özgürlüğünün bağdaştırılması için gerekli olması halinde, gazetecilik amacıyla yapılan işleme faaliyetlerine yönelik muafiyetler ve derogasyonlar AB Üye Devletlerinin mevzuatında öngörülmelidir (85. maddenin 2. fıkrası). GDPR’nin 153. gerekçesine göre, kişisel verilerin “haber arşivlerinde ve basın kütüphanelerinde” işlenmesine özellikle dikkat edilmelidir (yukarıdaki 69. paragraf). Bu doğrultuda, Avrupa Konseyi çerçevesinde, Konvansiyon 108+ açıklayıcı raporu, 11. maddesinde öngörülen istisna ve kısıtlamaların “özellikle haber arşivleri ve basın organlarında (...) kişisel verilerin işlenmesine” uygulanması gerektiğini belirtmektedir (yukarıdaki 62. paragraf).
-
Basın, arşiv oluşturma işlevini düzgün bir şekilde yerine getirebilmek için eksiksiz arşivler oluşturabilmeli ve bunları saklayabilmelidir. Mahkeme -başvuranla birlikte (yukarıdaki 139. paragraf)- bir arşivin rolünün belirli bir zamanda yasal olarak yayımlanmış bilgileri muhafaza etmek olması nedeniyle, arşivin, genel bir kural olarak, gerçek, güvenilir ve doğru kalması gerektiğini değerlendirmektedir.
-
Bu durum, dijital basın arşivlerinin bütünlüğünü, hafızanın korunmasına katkıda bulunan arşivlenmiş bir haberin tamamının veya bir kısmının kaldırılması veya değiştirilmesi talebinin incelenmesinde yol gösterici ilke haline getirmektedir ve bu durum, özellikle, somut olayda olduğu gibi yasallığı hiç sorgulanmamış bir haberse daha da önemlidir.
-
Son olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğü genel menfaate ilişkin konularda basında haber yapılması da dâhil olmak üzere mutlak olmasa bile ve yukarıda belirtilen tüm değerlendirmeler dikkate alındığında, Mahkeme, ulusal makamların, ilk yayımlandığı sırada yasallığı sorgulanmayan arşivlenmiş bir haberin elektronik versiyonunun kaldırılması veya değiştirilmesi talebini değerlendirirken, özel hayata saygı hakkı açısından özellikle dikkatli olması gerektiği kanaatindedir. Bu tür talepler detaylı bir inceleme gerektirmektedir.
-
8. madde ve “unutulma hakkının” korunması
-
Mahkeme, ulusal mahkemelerin, somut olayda, gerekçelerini Dr. G. tarafından iddia edilen “unutulma hakkı” etrafında oluşturduğunu gözlemlemektedir. Ancak, “unutulma hakkı” kavramının çeşitli biçimleri vardır. Bu bağlamda, mevcut davanın amaçları doğrultusunda söz konusu “hak” temelinde ileri sürülen iddiaların kapsamını Sözleşme ışığında tanımlamak Mahkemenin görevidir.
-
Mahkeme, öncelikle, “özel hayat” kavramının, kapsamlı bir tanıma elverişli olmayan geniş bir kavram olduğunu hatırlatmaktadır (S. ve Marper/Birleşik Krallık [BD], no. 30562/04 ve 30566/04, § 66, AİHM 2008). Mahkeme, birçok davada, 8. madde tarafından güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının kişinin fiziksel ve manevi bütünlüğünü koruduğuna ve dolayısıyla kimlik ve cinsel yönelim, isim veya kişinin imajına ilişkin unsurlar gibi bireyin kimliğinin birçok yönünü kapsayabileceğine karar vermiş (yukarıda anılan M. L. ve W.W./Almanya, § 86) ve ayrıca, özel hayatın mesleki veya ticari faaliyetleri (Niemietz/Almanya, 16 Aralık 1992, § 29, A Serisi no. 251 B) veya istenmeyen dikkatlerden uzakta özel olarak yaşama hakkını (Smirnova/Rusya, no. 46133/99 ve 48183/99, § 95, AİHM 2003 IX (alıntılar)) kapsadığını belirtmiştir. Dahası Sözleşme’nin 8. maddesi, kişisel gelişim hakkını ve başkalarıyla ve dış dünyayla ilişki kurma ve geliştirme hakkını korumaktadır (yukarıda anılan S. ve Marper, § 66). Dolayısıyla, birey ile üçüncü taraflar arasında, kamusal bağlamda bile “özel hayat” kapsamına girebilecek bir etkileşim alanı bulunmaktadır (yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, § 83, P.G. ve J.H./Birleşik Krallık, no. 44787/98, § 56, AİHM 2001 IX, ve Sõro/Estonya, no. 22588/08, § 56, 3 Eylül 2015).
-
Mahkeme, özellikle itibara saygı hakkı ile ilgili olarak, bir kişinin itibarının, kamuoyu tartışması bağlamında eleştirilse bile, kişisel kimliğinin ve psikolojik bütünlüğünün bir parçası olduğu ve bu nedenle de “özel hayat” kapsamına girdiği sonucuna varmıştır (bk. yakın tarihli Denisov/Ukrayna [BD], no. 76639/11, § 97, 25 Eylül 2018). Ancak, 8. maddenin uygulanması için, koruması kapsamına giren diğer alanlarda olduğu gibi, itibara yönelik zararın belirli bir ciddiyet seviyesine ulaşması ve özel hayata saygı hakkından kişisel olarak yararlanılmasına zarar verecek şekilde gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bu koşul hem sosyal hem mesleki itibar için de geçerlidir. Benzer şekilde, bu hüküm, kişinin cezai bir suç gibi kendi eylemlerinin öngörülebilir bir sonucu olarak itibarına verilen zarardan şikâyet etmek için kullanılamaz. Bu kural itibarın zarar görmesiyle sınırlı değildir, ancak cezai bir suçun işlenmesinin öngörülebilir bir sonucu olarak kabul edilebilecek herhangi bir kişisel, sosyal, ahlaki veya ekonomik zararın, ceza mahkûmiyetinin kendi başına “özel hayata” saygı hakkının ihlalini oluşturduğu iddiasına temel teşkil edemeyeceği daha geniş bir ilke olarak sağlamlaştırılmıştır. Bu daha geniş ilke sadece cezai suçlar için değil, aynı zamanda bir şekilde bir kişinin yasal sorumluluğunu ilgilendiren ve “özel hayat” için öngörülebilir olumsuz sonuçları olan başka türden usulsüzlükler için de geçerlidir (ibid., §§ 98 ve 112).
-
Mahkeme ayrıca, belirli bir kişi hakkında bilgi toplandığı, kişisel verilerin işlendiği veya kullanıldığı ve söz konusu unsurların ilgili kişilerin makul olarak bekleyebileceklerini aşan bir şekilde veya ölçüde kamuya açıklandığı durumlarda, özel hayata ilişkin hususların söz konusu olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, kişisel verilerin korunmasının Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan özel ve aile hayatına saygı hakkının kullanılmasında temel bir rol oynadığını kabul etmiştir (Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy/Finlandiya [BD], no. 931/13, §§ 136-137, 27 Haziran 2017). Mahkeme dahası, Sözleşme’nin 8. maddesinin, kişilere, tarafsız olsa da 8. madde kapsamındaki haklarının etkilenebileceği şekillerde veya yollarla toplanan, işlenen ve topluma yayılan verilerle ilgili olarak özel hayata saygı haklarını ileri sürme hakkı tanıyan bir tür bilgisel kendi kaderini tayin hakkını güvence altına aldığı sonucuna varmıştır (ibid. § 137).
-
Birkaç yıldır, teknoloji ve iletişim araçlarının gelişmesinin bir sonucu olarak, giderek artan sayıda insan, yaygın olarak “unutulma hakkı” olarak bilinen haktan elde ettikleri menfaati korumaya çalışmaktadır. Bir kişinin, kendisine ilişkin mevcut algıyı etkileyen geçmiş bilgilerin silinmesi, değiştirilmesi veya kısıtlanmasına yönelik menfaatine dayanmaktadır. İlgililer, bu bilgileri gizlemeye çalışarak, örneğin işe alım veya iş ilişkileri gibi çeşitli bağlamlarda, önceki eylemleri veya kamuya yaptıkları açıklamalar nedeniyle sonsuza kadar suçlanmaktan kaçınmak istemektedirler.
-
Nitekim belirli bir süre internette yer alan bir yayına konu olan bir kişi hakkındaki bilgilerin, söz konusu kişinin kamuoyu tarafından algılanışı üzerinde önemli ölçüde olumsuz bir etkiye sahip olabileceği görülmektedir. Bu duruma zararlı etkileri olan başka riskler de eklenmektedir: Bir yandan, bir kişinin profilinin oluşturulmasına yol açabilecek bilgilerin bir araya getirilmesi (bu bağlamda, ayrıca bk. Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere arama motorları bağlamında insan haklarının korunmasına ilişkin Rec(2012)3 sayılı Tavsiye Kararı - yukarıdaki 66. paragraf - ve ABAD’ın C131/12 sayılı Google Spain kararı - yukarıdaki 74. paragraf) ve diğer yandan, başka bir kişi hakkında çevrim içi yayımlanan bir habere başvuran bir kişinin gerçekliğin parçalı ve çarpıtılmış bir sunumunu elde edebileceği anlamına gelebilecek bilgilerin bağlamsallaştırılmaması. Üstelik belirli bir isimle ilgili aramaların gerçek sıklığından bağımsız olarak, bir kişi hakkındaki bilgileri çevrim içi ortama koymanın sonuçlarından biri olarak, bu kişinin geçmişiyle herhangi bir zamanda hazırlıklı olmadan yüzleşebileceğine dair kalıcı tehditten ve bunun sonucunda ortaya çıkan korkudan da bahsetmek gerekmektedir.
-
Bu bağlamda, Mahkemenin önündeki soru, 8. maddenin bu tür olumsuz etkilere karşı koruma sağlayıp sağlamadığı ve eğer sağlıyorsa ne ölçüde sağladığıdır.
-
Bu bağlamda, öncelikle “unutulma hakkı” kavramının birçok yönü olduğu, gelişim sürecinde olduğu ve uygulamada hâlihazırda birçok özelliğe sahip olduğu belirtilmelidir. İlk olarak, özel hayata saygı hakkının bir yönü olarak tanımlanan “unutulma hakkı”, ulusal yargı uygulamalarında, daha önce açıklanmış adli nitelikteki bilgilerin basın tarafından tekrar ele alınması bağlamında ortaya çıkmıştır. Unutulma talebinde bulunan kişi aslında bilgileri tekrar ele alan kişinin kınanmasını istemektedir. Ayrıca, mevcut başvuruda, Liège İstinaf Mahkemesinin, ulusal içtihadın daha önce “unutulma hakkının” bu şekliyle ilgili olarak belirlediği kriterleri uyguladığı görülmektedir (yukarıdaki 28. paragraf). Mahkeme ise açıkça böyle bir “hak” kavramına atıfta bulunmasa da belirli bir süre geçtikten sonra ve özellikle mahkûm olan bir kişi cezaevinden çıkmaya yaklaştığında ve daha da önemlisi, kesin olarak tahliye olduktan sonra, topluma yeniden entegrasyon amacıyla eylemiyle tekrar karşı karşıya kalmamanın kişinin menfaatine olduğuna karar vermiştir. Ceza mahkûmiyeti, tahliye ve yeni yayım arasındaki süre, değerlendirmede belirleyici bir faktör olmuştur (Österreichischer Rundfunk/Avusturya, no. 35841/02, §§ 6869, 7 Aralık 2006, ve yakın zamanda, Mediengruppe Österreich Gmbh/Avusturya, no. 37713/18, §§ 68-70, 26 Nisan 2022).
-
İkinci olarak, ulusal yargı uygulamalarında, basın haberlerinin dijitalleştirilmesi bağlamında “unutulma hakkının” yeni bir şekli gelişmiş ve bu da ilgili gazetelerin internet sitelerinde geniş çaplı bir şekilde yayıma yol açmıştır. Bu yayılmanın etkisi aynı zamanda arama motorları tarafından gerçekleştirilen listeleme ile pekiştirilmiştir. Terminolojide “dijital unutulma hakkı” olarak bilinen hakkın bu yönü, adli uygulamada, basın editörüne veya bir arama motorunun operatörüne yöneltilen internette bulunan verilerin kaldırılması veya değiştirilmesi ya da bu tür verilere erişimin kısıtlanması talepleriyle ilgilidir. Bu durumda, artık bilginin yeniden ortaya çıkması değil, bilginin internet üzerindeki kalıcılığı söz konusudur. “Unutulma hakkının” bu yönüne ilişkin mevcut tartışma, bir arama motoru operatörünün bir İspanyol günlük gazetesinin internet sayfalarına bağlantıların listelenmemesi için yaptığı başvuruya ilişkin C131/12 sayılı Google Spain ABAD kararı ile kesinlikle güçlenmiştir.
-
Bu yeni bağlamda, özel hayata saygı hakkına ek olarak, ulusal mahkemeler ve makamlar, belirli hukuk sistemlerinde özerk bir nitelik kazanmış olan kişisel verilerin korunması hakkına dayanmaktadır (bk. Yüksek Mahkeme veya İspanya Anayasa Mahkemesinin değerlendirmeleri -sırasıyla yukarıdaki 102 ve 107. paragraflar). Başka bir açıdan bakıldığında, basın editörlerine karşı yöneltilen bir basın haberinin değiştirilmesi taleplerine ilişkin özel durumda, “unutulma hakkı” yalnızca kişiliğin korunmasına dayandırılabilir, dolayısıyla kişisel verilerin korunmasıyla ilgili olan bilgisel kendi kaderini tayin hakkından farklıdır (bk. Almanya Federal Anayasa Mahkemesinin “Unutulma Hakkı I” kararı- yukarıdaki 114. paragraf). Mevcut davayı inceleyen Belçika mahkemeleri, “dijital unutulma hakkını” kişisel verilerin korunmasına ilişkin Avrupa veya ulusal hükümlere dayandırmamıştır (bk. özellikle yukarıdaki 37. paragraf).
-
Mahkeme ise yalnızca dijital arşivlerde yer alan basın haberlerinin kaldırılması veya değiştirilmesi taleplerine ilişkin birkaç davayı incelemiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca yapılan bu başvurularda, başvuranların menfaatlerini itibarın korunmasına ilişkin olarak tanımlamıştır; “unutulma hakkı” kavramından ancak son zamanlarda, bu paragrafta sıralanan davaların sonuncusunda bahsedilmiştir. Mahkeme, her bir davada, ulusal mahkemelerin, başvuranların taleplerini reddederken, bir yandan ifade özgürlüğü ve halkın bilgiye erişim hakkı ile diğer yandan başvuranların itibarlarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurduğuna karar vermiştir:
a) Węgrzynowski ve Smolczewski (yukarıda anılan dava) davasında, iki avukat, bir gazetenin internet sitesinde itibarlarına zarar veren bir basın haberinin kamunun erişimine açık kalmasından şikâyet etmiş ve bu haberin kaldırılmasını talep etmişlerdir. Söz konusu haberde başvuranların şüpheli ticari işlemlerde politikacılara yardım ederek bir servet kazandıkları iddia edilmiştir. Polonya mahkemeleri, ayrı bir hakaret davasında, hâlihazırda söz konusu haberin yeterli bilgiye dayanmadığına ve ilgili kişilerin haklarına aykırı olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, söz konusu kararda, özellikle, yazılı basından farklı bir bilgi ve iletişim aracı olan ve dünya çapında milyarlarca kullanıcıya hizmet veren internetin aynı kurallara veya aynı denetime tabi olmadığını ve belki de hiçbir zaman olmayacağını hatırlatmıştır. Dolayısıyla, yazılı basından alınan materyallerin çoğaltılması ile internetten alınan materyallerin çoğaltılması farklı bir rejime tabi olabilir. İnternetten alınan materyallerin çoğaltılmasını düzenleyen kuralların, açıkça, söz konusu hak ve özgürlüklerin korunmasını ve geliştirilmesini sağlayacak şekilde teknolojinin belirli özelliklerine göre ayarlanması gerekmektedir.
b) Fuchsmann/Almanya (no. 71233/13, 19 Ekim 2017) davası, uluslararası bir girişimci olan başvuranın, 2001 yılının Haziran ayında New York Times gazetesinin çevrim içi versiyonunda yayımlanan ve kendisini altın kaçakçılığı, zimmete para geçirme ve Rus organize suç örgütleriyle bağlantılı olmakla suçlayan bir haberde kendisi hakkında yer alan bazı ifadelerin geri çekilmesi için 2002 yılının Temmuz ayında yaptığı talebin Alman mahkemeleri tarafından reddedilmesiyle ilgilidir. Mahkeme, ihtilaf konusu haberin genel menfaat tartışmasına katkıda bulunduğu, başvuranın medya sektöründe uluslararası faaliyet gösteren bir Alman iş insanı olması nedeniyle belli bir ilgi gördüğünü ve yeterli olgusal temele sahip olduğunu, haberin yazarının gazetecilik yükümlülüklerine ve sorumluluklarına tam olarak uyduğunu, haberin herhangi bir ima veya polemik içermediğini, açıklanan bilgilerin esasen başvuranın mesleki hayatıyla ilgili olduğunu ve haberin Almanya’daki sonuçlarının sınırlı olduğunu kaydederek Alman mahkemelerinin vardığı sonuçlara katılmıştır.
c) M.L. ve W.W./Almanya (yukarıda anılan dava) davası, Federal Adalet Mahkemesinin, tam adlarıyla anılan başvuranların tanınmış bir aktörün öldürülmesinden dolayı mahkûm edilmelerine ilişkin basın dosyalarının anonimleştirilmesi için üç farklı medya kuruluşuna emir vermeyi reddetmesi ile ilgilidir. Mahkeme, bu dosyalarda adı geçen başvuranlarla ilgili olarak Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varırken, anonimleştirme taleplerinin yapıldığı sırada, ihtilaf konusu röportajların halen genel menfaat tartışmasına katkıda bulunduğu ve başvuranların kamuoyu tarafından bilinmeyen kişiler olmadıklarını, başvuranların mahkûmiyetlerinin ardından cezalarının gözden geçirilmesini sağlamak amacıyla başvurdukları basına karşı tutumlarını, röportajların gerçekleri tarafsız bir şekilde aktardığını ve başvuranları küçük düşürücü bir şekilde gösterme veya itibarlarına zarar verme amacı taşımadığını ve ihtilaf konusu bilgilerin sınırlı erişilebilirliğini dikkate almıştır.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca yapılan bir başvuruda, çevrim içi bir gazete tarafından yayımlanan bir haberin indeksten çıkarılmasına ilişkin prosedürü çok yakın bir zamanda incelemiştir. Nitekim Biancardi davasında (yukarıda anılan dava), çevrim içi bir gazetenin eski genel yayın yönetmeni olan başvuran, 2008 yılında bir restoranda çıkan kavgayla ilgili olarak başlatılan ceza davasının ayrıntılarını içeren bir haberi gazetesinin internet sitesinde bulundurduğu için bir hukuk davasında mahkûm edilmiştir. Mahkeme, sadece internet arama motoru sağlayıcılarının değil, aynı zamanda başvuran gibi çevrim içi olarak erişilebilen gazetelerin veya gazetecilik arşivlerinin yöneticilerinin de belgeleri indeksten çıkarma yükümlülüğü altına girebileceği kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranın Sözleşme tarafından güvence altına alınan bilgi verme hakkına müdahale edildiği, ancak söz konusu müdahalenin restoran sahibinin itibarının korunması gibi meşru bir amaç güttüğü ve gerekli olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, bu sonuca varırken, belirtilen kriterleri dikkate almıştır: Söz konusu haberin çevrim içi kaldığı süre, verilerin hassas niteliği ve verilen cezanın ağırlığı. Mahkeme, dolayısıyla başvuranın ifade özgürlüğünün, özellikle de haberi internet sitesinden kaldırması gerekmediği için, ihlal edilmediğine karar vermiştir.
-
Bu nedenle, Sözleşme bağlamında, “dijital unutulma hakkının”, arzu edilen unutulmayı sağlamak için gereken yöntemden bağımsız olarak, 8. madde ve daha spesifik olarak itibara saygı hakkı ile bağlantılı olduğu sonucuna varılmaktadır: İnternette arşivlenen bir basın haberinin kaldırılması veya değiştirilmesi ya da indeksleme yoluyla erişilebilirliğinin sınırlandırılması bir basın kuruluşunun sorumluluğundadır. Nitekim Mahkemeye göre, unutulma hakkı, Sözleşme tarafından korunan özerk bir hak teşkil etmemektedir ve 8. madde kapsamında olduğu ölçüde, yalnızca belirli durum ve bilgilerle ilgili olabilir. Her hâlükârda, Mahkeme bugüne kadar gazetecilik amacıyla yasal olarak yayımlanan ve bir basın kuruluşunun internet sitesinde arşivlenen bilgilerin kaldırılmasını veya değiştirilmesini onaylamamıştır.
-
Mahkeme tarafından uygulanacak kriterler hakkında
-
Mahkemenin mevcut davada karar vermesi istenen soru, Belçika mahkemelerinin, “unutulma hakkı” adına, Le Soir gazetesinin internet sitesinde yer alan ihtilaf konusu haberin elektronik versiyonunda başvuranın anonimleştirilmesine hükmettiği kararların, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğünün ihlalini teşkil edip etmediğidir. Bu bağlamda, Mahkeme, bu anonimleştirmenin somut olayın özel koşullarında ilgili ve yeterli gerekçelere dayanıp dayanmadığını ve özellikle de izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını belirlemek zorunda olacaktır.
-
İlk yayınlarla ilgili davalarda, ifade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkının çeşitli yönleri arasında kurulması gereken adil dengeyi incelemesi için sık sık başvurulan Mahkeme, bu hakların dengelenmesine ilişkin kriterleri ve Sözleşmeci Devletlerin bu bağlamdaki takdir yetkisini belirleyerek konuya ilişkin kapsamlı bir içtihat geliştirmiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca verdiği Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa (yukarıda anılan dava, §§ 90-93) kararında, bu alandaki genel ilkeleri aşağıdaki şekilde özetlemiştir:
“90. Şahıslar arası ilişkilerde Sözleşme’nin 8. maddesine uygunluğu sağlamaya yönelik tedbirlerin seçimi konusu, ilke olarak, ilgili Devlete düşen yükümlülüğün pozitif ya da negatif olduğuna bakılmaksızın, Sözleşmeci Devletlerin takdir yetkisine girmektedir (...). Benzer şekilde, Sözleşme’nin 10. maddesiyle ilgili olarak, Sözleşmeci Devletler, bu hüküm tarafından korunan ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalenin gerekliliğini ve ne ölçüde gerekli olduğunu değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir (...). Ancak, bu yetki, bağımsız bir mahkeme tarafından verilen kararlar da dâhil olmak üzere, Avrupa’nın hem yasalar hem de bunları uygulayan kararlar üzerindeki denetimi ile bir aradadır. Denetim yetkisini kullanırken Mahkemenin görevi, ulusal mahkemelerin yerini almak değil, ancak davanın bütünü ışığında, takdir yetkisi uyarınca verdikleri kararların dayanılan Sözleşme hükümleriyle uyumlu olup olmadığını tespit etmektir (...).
-
Özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğü hakkının dengelenmesinin gerekli olduğu davalarda Mahkeme, başvurunun sonucunun, ilke olarak, davanın, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca habere konu olan kişi veya 10. madde uyarınca haberin editörü tarafından açılmış olmasına göre değişemeyeceğini değerlendirmektedir. Bu haklar ilk bakışta (a priori) eşit saygıyı hak etmektedir (...). Dolayısıyla, her iki durumda da tanınan takdir yetkisi ilke olarak aynı olmalıdır.
-
Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, “demokratik bir toplumda gereklilik” koşulu, ihtilaf konusu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediğinin, izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığının ve ulusal makamlar tarafından müdahaleyi haklı göstermek için sunulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığının belirlenmesini gerektirmektedir (...). Böyle bir “ihtiyacın” mevcut olup olmadığının ve bu ihtiyacı karşılamak için hangi tedbirlerin alınması gerektiğinin belirlenmesinde ulusal makamların sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir; bu yetki, bir kısıtlamanın 10. madde tarafından korunan ifade özgürlüğü ile uyumlu olup olmadığına nihai olarak karar vermesi gereken Mahkeme tarafından uygulanan bir Avrupa denetimi ile bir aradadır. Ulusal makamlar tarafından gerçekleştirilen dengelemenin Mahkeme içtihadında belirtilen kriterlere uygun olması halinde, Mahkemenin kendi görüşünü yerel mahkemelerin görüşünün yerine koyması için ciddi gerekçeler olmalıdır (...)”.
202. Bununla birlikte, mevcut davanın bir yayının ilk versiyonu yerine elektronik arşivleriyle ilgili olmasından kaynaklanan özel niteliği göz önüne alındığında, bugüne kadar Sözleşme’nin sırasıyla 10 ve 8. maddelerinden kaynaklanan haklar arasındaki bir ihtilafı tahkim etmek için Mahkeme tarafından kullanılan kriterlerin uyarlanmasının gerekip gerekmediği sorusu ortaya çıkmaktadır.
-
Bu bağlamda, Daire, somut olayda Belçika mahkemelerinin tutumunu teyit etmek ve başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varmak için, ilk yayınlarla ilgili davalarda incelenen ve Axel Springer AG kararında (yukarıda anılan dava, §§ 89-95) özetlenen genel kriterlere dayanmıştır: Genel menfaat tartışmasına katkı yapmak, ilgili kişinin itibarı, haberin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları, bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, yayının içeriği, şekli ve etkisi ve başvurana uygulanan tedbirin ciddiyeti. Aynı kriterler, dijital bir basın arşivinin içeriğinin değiştirilmesine yönelik başvuruları içeren önceki davalarda da Mahkeme tarafından dikkate alınmıştır (yukarıda anılan Fuchsmann, § 34 ve yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 96).
-
Öte yandan, bir çevrim içi gazetenin sahibi tarafından yapılan indeksten çıkarma başvurusuyla ilgili Biancardi davasında (yukarıda anılan dava, §§ 57-71), Mahkeme, yakın zamanda, söz konusu hakları değerlendirirken yeni kriterlerin dikkate alınması gerektiğini değerlendirmiştir: Söz konusu haberin çevrim içi tutulduğu süre, verilerin hassas niteliği ve verilen cezanın ağırlığı.
-
Büyük Daire ise değerlendirmesinin, ilk yayınlarla ilgili davalarla karşılaştırıldığında, mevcut davanın farklı bağlamını dikkate alması gerektiği kanaatindedir. Mahkeme, yukarıda belirtilen genel ilkeleri ve özellikle basın arşivlerinin bütünlüğünü koruma ihtiyacını ve bir dereceye kadar Avrupa Konseyi Üye Devletlerinin mahkemelerinin uygulamalarını (yukarıdaki 88-132. paragraflar) göz önünde bulundurarak, çevrim içi olarak arşivlenen gazetecilik içeriğinin değiştirilmesi talebi incelenirken eşit değerdeki bu farklı hakların dengelenmesinde belirtilen kriterlerin dikkate alınması gerektiği kanaatine varmaktadır: i) arşivlenen bilginin niteliği; ii) olaylardan, ilk yayından ve yayının çevrim içi olmasından bu yana geçen süre; iii) bilgiye yönelik güncel ilgi; iv) unutulma talep eden kişinin itibarı ve olaylardan bu yana davranışı; v) bilginin internette kalıcı olmasından kaynaklanan olumsuz sonuçlar; vi) dijital arşivlerdeki bilginin erişilebilirlik derecesi ve vii) tedbirin ifade özgürlüğü, özellikle de basın özgürlüğü üzerindeki etkisi.
-
Çoğu zaman, mevcut diğer menfaatler karşısında belirli bir davada özel hayata sağlanacak koruma ve bunu hayata geçirmek için kullanılan araçlara (bu araçlar konusunda bk. aşağıdaki 241. paragrafa ) karar vermek için birçok kriterin aynı anda dikkate alınması gerekecektir. Dolayısıyla, unutulma talebi bağlamında özel hayatın korunması, fiilen uygulandığı araçlardan soyutlanarak ele alınamaz. Bu açıdan bakıldığında, somut olayda çatışan menfaatlerin ağırlığı ve kullanılan araçların yoğunluğu dikkate alındığında, özel hayata saygı hakkı veya ifade özgürlüğü yoluyla “unutulma hakkına” verilen ağırlığın aşırı olup olmadığı sonucuna varmak amacıyla bir dengeleme yapılması gerekecektir.
-
Mahkeme, bu bağlamda, M.L. ve W.W./Almanya davasında (yukarıda anılan dava, § 97), ABAD’ın C-131/12 sayılı Google Spain davasındaki kararında (bk. yukarıdaki 71 ve sonraki paragraflar) ve arama motorları tarafından yapılan listelememeye ilişkin sonraki kararlarında olduğu gibi, aşağıdakileri kabul ettiğini hatırlatmaktadır:
“Her şeyden önce arama motorları sayesinde, ilgili medya tarafından başvuranlar hakkında sunulan bilgiler internet kullanıcıları tarafından kolayca bulunabilmektedir. Bununla birlikte, özel hayata saygı haklarının başvuranlar tarafından kullanılmasına yönelik ilk müdahalenin, ilgili medyanın bu bilgileri yayımlama ve bilhassa internet sitelerinde bulundurma kararından kaynaklandığı, her ne kadar kamuoyunun dikkatini bu bilgilere çekme niyeti olmasa da, arama motorlarının söz konusu müdahalenin kapsamını genişlettiği bir gerçektir. Ancak, bilginin yayılma derecesi ve ilgili kişi hakkındaki bilginin yayımlanmasının gerçekleştiği faaliyetin niteliği ile ilgili bu güçlendirici etki nedeniyle, arama motorlarının bilgiye ilişkin olarak ilgili kişiye karşı yükümlülükleri, bilginin asıl editörünün yükümlülüklerinden farklı olabilir. Sonuç olarak, söz konusu menfaatlerin dengelenmesi, silme talebinin, faaliyeti genellikle ifade özgürlüğünün korumayı amaçladığı şeyin merkezinde yer alan bilginin asıl editörüne mi yoksa asıl menfaati ilgili kişi hakkındaki asıl bilgiyi yayımlamak değil, özellikle bir yandan söz konusu kişi hakkındaki mevcut tüm bilgilerin tespit edilmesini ve diğer yandan söz konusu kişinin bir profilinin oluşturulmasını mümkün kılmak olan bir arama motoruna mı yönelik olduğuna bağlı olarak farklı sonuçlara yol açabilir.”
-
Ayrıca, ilgili kişilerin arama motorları karşısındaki haklarını kullanmak için önceden veya eş zamanlı olarak orijinal internet sitesine başvurmaları gerekmemektedir, zira burada her biri kendi meşruiyetine ve bireylerin hakları ve menfaatleri üzerinde belirli etkilere sahip iki farklı işleme biçimi söz konusudur (bu anlamda, ayrıca bk. “Madde 29” Veri Koruma Çalışma Grubu tarafından 26 Kasım 2014 tarihinde kabul edilen Google Sapin kararının uygulanmasına ilişkin Kılavuz İlkeler, yukarıdaki 76. paragraf). Dahası, bir basın sitesinin editörüne karşı açılan bir davanın değerlendirilmesi, önceden yapılan bir listeden düşürme talebine bağlı tutulamaz. Mahkemeye göre, arama motoru operatörlerinin faaliyetleri ile basın editörlerinin faaliyetleri arasındaki bu ayrım, unutulma talebine dayalı olarak halkın bilgi alma hakkı da dâhil olmak üzere ifade özgürlüğüne yapılan her türlü müdahaleyi değerlendirirken önemini korumaktadır.
-
Mahkeme, son olarak, bir editörün başlangıçta yasal olarak yayınlanmış bir haberi anonimleştirme yükümlülüğünden kaynaklanan basın özgürlüğü üzerindeki caydırıcı etkinin göz ardı edilemeyeceği kanaatindedir (ayrıca bk. müdahil tarafların tutumu - yukarıdaki 165. paragrafın sonu (in fine)). Nitekim mağdur olduğu kanaatine varan bir kişinin talebi üzerine bir haberi çevrim içi olarak tutmanın yasallığını daha sonraki bir aşamada inceleme yükümlülüğü, ki bu yükümlülük söz konusu tüm menfaatlerin dengelenmesini gerektirmektedir, basının gelecekte haberleri çevrim içi arşivlerinde tutmaktan kaçınması veya daha sonra böyle bir talebe konu olabilecek haberlerden bazı unsurları çıkarması riskini beraberinde getirmektedir (bk. yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 104). Bununla birlikte, içerik sağlayıcıların ifade özgürlüğü ve özel hayata saygı bağlamındaki menfaatleri kontrol etmeleri ve dengelemeleri ancak ilgili kişi tarafından bu yönde açık bir talepte bulunulması halinde gerekmektedir.
-
Mahkeme, bu bağlamda, Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için, itibara verilen zararın belirli bir ciddiyet seviyesine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıdaki 189. paragraf). Bu nedenle, ilgili bir kişi böyle bir talepte bulunduğunda, bir basın arşivinin çevrim içi tutulmasından kaynaklanan zararın ciddiyetini usulüne uygun bir şekilde göstermek kendisinin görevidir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), İspanya Anayasa Mahkemesi kararı - yukarıdaki 111. paragraf, Almanya Federal Anayasa Mahkemesinin “Unutulma Hakkı I” kararı - yukarıdaki 121. paragraf ve Almanya Federal Mahkemesinin 26 Haziran 2021 tarihli kararı - yukarıdaki 129. paragraf; aksi yönde, bk. ABAD’ın C-131/12 sayılı Google Spain kararı - yukarıdaki 73. paragraf ve bu kararın uygulanması için kabul edilen Kılavuz İlkeler - yukarıdaki 77. ve 79. paragraflar).
-
Sonuç olarak, ifade özgürlüğü hakkı ile özel hayata saygı hakkı arasında bir dengeleme bağlamında, bu iki hakkın eşit değerde olduğu kabul edilse bile, bu uygulanacak kriterlerin hepsinin aynı ağırlığa sahip olduğu anlamına gelmez. Bu bağlamda, basın arşivlerinin bütünlüğünün korunması ilkesinin korunması önemlidir; bu da, arşivlerde yapılan değişikliklerin ve öncelikle (a fortiori) arşivlerdeki kaldırma işlemlerinin, basının bilgilendirme ve arşivleme görevini yerine getirmesi üzerinde caydırıcı bir etki yaratmasını önlemek amacıyla, kesinlikle gerekli olanlarla sınırlı tutulmasını sağlamak anlamına gelmektedir. Bu nedenle, yukarıda belirtilen kriterler uygulanırken, bir yandan basın arşivlerinde kendileriyle ilgili bir haberin değiştirilmesini veya kaldırılmasını talep eden bireylerin menfaati ile diğer yandan bu tür taleplerin ilgili basın editörleri üzerindeki etkisi ve ayrıca, uygulanabilir olduğu durumlarda, yukarıda açıklandığı üzere basının işleyişi arasında uygun bir denge kurulmasına özellikle dikkat edilmelidir.
c) Mevcut Davaya Uygulama
-
Mahkeme, öncelikle, Liège İstinaf Mahkemesinin ihtilaf konusu çevrim içi arşivin anonimleştirilmesine karar vermek için şu kriterlere dayandığını kaydetmektedir: Olayların yasal olarak ilk kez açıklanması, olayların adli nitelikte olması, olayların açıklanmasında güncel bir menfaat olmaması, olaylarda tarihsel bir ilgi olmaması, iki açıklama arasında belirli bir süre olması, ilgili kişinin kamu hayatının olmaması, yeniden sosyalleşmede menfaatinin olması ve borcunu ödemiş olması (yukarıdaki 28. paragraf).
-
Şimdi Mahkemenin görevi, Sözleşme’nin 8. maddesi ile 10. maddesi arasındaki ihtilafın çözümünde ulusal makamlara tanınan takdir yetkisini göz önünde bulundurarak, Liège İstinaf Mahkemesi tarafından yapılan incelemenin, yukarıda belirtilen kriterlerden (yukarıdaki 205. paragraf) kaynaklanan incelemeyle tutarlı olup olmadığını tespit etmektir. Bu kriterlerin uygulanması, çevrim içi arşivlenen yasal bir basın haberinin “unutulma hakkı” adına değiştirilmesine ilişkin davaların özel niteliğini de dikkate almalıdır. Durum böyleyse, Mahkemenin kendi görüşünü İstinaf Mahkemesinin görüşünün yerine koyması için ciddi sebepler olması gerekmektedir (yukarıdaki 201. paragraf).
-
Arşivlenen bilginin niteliği
-
Mahkeme, söz konusu bilginin niteliğine ilişkin olarak, öncelikle ihtilaf konusu bilginin ilgili kişinin özel, mesleki veya kamusal hayatıyla ilgili olup olmadığının ve toplumsal bir etkisinin bulunup bulunmadığının ya da tam tersine, özel hayatın mahrem alanına girip girmediğinin ve bu nedenle özellikle hassas olup olmadığının araştırılması gerektiğini değerlendirmektedir.
-
Mahkeme, bu bağlamda, kişisel verilerin otomatik olarak işlenmesine ilişkin özel koruma alanında, Avrupa Konseyinin konuya ilişkin Konvansiyon 108 (yukarıdaki 60. paragraf) ve aynı zamanda modernize edilmiş versiyonu olan Konvansiyon 108+ (yukarıdaki 61. paragraf) ile 95/46/EC sayılı Direkti’in (yukarıdaki 68. paragraf) cezai nitelikteki verileri “özel” olarak tanımladığını gözlemlemektedir. Buna karşılık, ABAD’ın C-131/12 sayılı Google Spain kararının (yukarıdaki 77. paragraf), ABAD’ın C-136/17 sayılı GC ve diğerleri kararının (yukarıdaki 83 ve 84. paragraflar) veya Fransa Danıştayının müteakip kararlarının (yukarıdaki 99. paragraf) uygulanmasına ilişkin Kılavuz İlkeler, özel hayata daha müdahaleci olması nedeniyle “hassas” olarak adlandırılan veriler ile özel hayatı etkileyen ancak “hassas” olmayan verilere kıyasla yüksek düzeyde korumaya sahip olan “cezai” veriler arasında bir ayrım yapmaktadır. Mahkeme ise, yakın tarihli içtihadında, cezai verileri hassas veriler olarak tanımlamıştır (yukarıda anılan Biancardi, § 67).
-
Mahkeme ardından, bir konunun ele alınış şeklinin gazetecilik özgürlüğü kapsamında olduğunu ve Sözleşme’nin 10. maddesinin, bir yayının inandırıcılığını sağlamak için hangi ayrıntıların yayımlanması gerektiğine karar verme yetkisini, bu bağlamda yaptıkları seçimlerin mesleklerinin etik ve mesleki davranış kurallarına dayanması kaydıyla, gazetecilere bıraktığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy, § 186 ve yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 105; ayrıca bkz. ceza yargılamalarının medya tarafından yayımlanmasına ilişkin Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere yönelik Rec(2003)13 sayılı Tavsiye Kararı - yukarıdaki 64. paragraf). Her hâlükârda, ceza yargılamalarına ilişkin basın haberleri söz konusu olduğunda, ilgili kişinin tam adı gibi kişiselleştirilmiş unsurlara yer verilmesi önemli bir unsurdur (yukarıda anılan Fuchsmann, § 37) ve bir kişinin adı 8. madde tarafından korunan kişisel alanın bir parçası olsa da (yukarıda anılan S. ve Marper, § 66), Sözleşme kapsamında tek başına bir sorun teşkil edemez. Bu durum hem ilk yayın sırasında hem de çevrim içi olarak arşivlenmede geçerlidir.
-
Somut olayda, ihtilaf konusu haber, G.nin neden olduğu kaza da dâhil olmak üzere, 1994 yılında birkaç gün içinde meydana gelen birkaç trafik kazasına ilişkindir. Haber G.nin tam adına yer vermiş ve söz konusu kazanın koşullarını anlatmıştır. Mahkeme, haberin devam eden bir ceza soruşturması veya ceza mahkûmiyeti ile ilgili olmasa bile, kesinlikle daha sonra böyle bir mahkûmiyete yol açan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmektedir. Bu nedenle Mahkeme, bildirilen olayların adli nitelikte olduğunu kaydeden Liège İstinaf Mahkemesinin vardığı sonuca katılmaktadır (yukarıdaki 29. paragraf).
-
Mahkeme, söz konusu bilginin adli niteliğinin, diğer hususların yanı sıra, ilk yayına konu olan suçun niteliği ve ciddiyeti sorununu ileri sürdüğünü değerlendirmektedir. Bu kriter hâlihazırda Mahkeme tarafından daha önceki içtihatlarında ve Avrupa’daki diğer mahkemeler tarafından benzer davaları değerlendirirken kullanılmıştır (bk. yukarıda anılan M.L ve W.W./Almanya, § 111; ABAD’ın C-136/17 sayılı GC ve diğerleri kararı - yukarıdaki 84. paragraf - ve İspanya Anayasa Mahkemesinin 58/2018 sayılı kararı - yukarıdaki 111. paragraf).
-
Mahkeme, mevcut davada, ihtilaf konusu haberin gerçek olaylarla ilgili bir dizi çeşitli gerçeği kısa ve objektif bir şekilde sunduğunu ve ulusal yargılamalarda G.nin herhangi bir zamanda bilgilerin güncellenmesi veya düzeltilmesi gerektiğini iddia etmediğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, Mahkemeye göre, her ne kadar trajik olsa da, bu olaylar, ciddiyetleri nedeniyle zamanın geçmesinden etkilenmeyen suçlar kategorisine girmemektedir. Ayrıca, G.nin mahkûm edildiği olayların, ihtilaf konusu haber haricinde, herhangi bir medyada konu olmadığı ve rapor edilen olaylar sırasında ve de haberin arşivlenmiş versiyonunun çevrim içi olarak yayınlandığı sırada medyanın ilgisini çekmediği belirtilmelidir (bk. aksi yönde (a contrario) bir karar için, yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 105). Bu son faktör, Liège İstinaf Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmede de dikkate alınmıştır (yukarıdaki 29. paragraf).
-
Olay ve olgulardan, ilk yayından ve yayının internette yayımlanmasından bu yana geçen süre
-
Mahkemenin görüşüne göre, bir haberin ilgililiği çoğu zaman güncel olmasıyla yakından bağlantılıdır. Başvuranın ileri sürdüğünün aksine (yukarıda 133. paragraf), Mahkeme, önemli bir sürenin geçmesinin, bir kişinin “unutulma hakkından” yararlanıp yararlanamayacağı sorusu üzerinde bir etkisi olduğu kanaatine varmaktadır. Mahkeme, Hükümet gibi, ilk yayından bu yana geçen sürenin, Avrupa’daki ulusal mahkemeler tarafından aynı konuyla ilgili davalarda öne sürülen kriterlerden biri olduğunu kaydetmektedir (yukarıda 149. paragraf ve İspanya Anayasa Mahkemesinin kararı – yukarıda 104. paragraf – ve Almanya Federal Anayasa Mahkemesinin kararı – yukarıda 111. paragraf).
-
Somut olayda, 1994 yılında çıkan ihtilaf konusu haber, 2008 yılında Le Soir gazetesinin internet sitesinde basın arşivlerinde yayımlanmıştır. Liège İstinaf Mahkemesinin değerlendirmesinde aradan geçen sürenin, ilgili bir unsur olduğu kanaatine varılmıştır. Liège İstinaf Mahkemesi, haberin ilk yayımlanması ile ilk anonimleştirme talebi arasında önemli bir sürenin (on altı yıl) geçtiğini ve bu sürenin kararın verildiği tarihte yaklaşık yirmi yılı bulduğunu kaydetmiştir (yukarıda 29. paragraf). Bu koşullarda Mahkeme, 2006 yılında bir aftan yararlanan G.nin, bunca zaman sonra geçmişinin sürekli hatırlatılması olmaksızın yeniden sosyalleşme imkânını talep etme konusunda meşru bir menfaate sahip olduğu kanaatine varmaktadır.
-
Haberin güncel yararı
-
Arşivlerin oluşturulmasında ve korunmasında basının işlevi hususunda yukarıda belirtilen değerlendirmeler ile doğrudan bağlantılı olarak, ilgili haberin halen kamu yararı tartışmasına katkıda bulunup bulunmadığının, tarih, araştırma veya istatistikle bağlantılı bir yarar kazanıp kazanmadığının (yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 99 ve İspanya Anayasa Mahkemesinin kararı – yukarıda 104. paragraf) veya bunların daha iyi anlaşılması amacıyla son olayların bağlamla birlikte ele alınması için yararlı olup olmadığının daha sonra tespit edilmesi gerekmektedir. Bu unsurların tespitinin, ilgili kişinin “unutulma hakkına” ilişkin olarak talepte bulunduğu sırada gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
-
Bu bağlamda, ilk yayınlara ilişkin olarak, Mahkemenin her zaman, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının, kamu yararı ile ilgili bir sorunun söz konusu olduğu durumlarda ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getirilmesine pek yer vermediği kanaatine vardığının hatırlatılması gerekmektedir. Nitekim Devletlerin takdir yetkisi, kamu yararını etkileyen tartışma konularında daraltılmıştır (Éditions Plon/Fransa, no. 58148/00, § 44, AİHM 2004‑IV, yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, § 96). İçtihada göre, kamu yararıyla ilgili sorular, özellikle vatandaşların refahını veya toplumun yaşamını ilgilendirmesi nedeniyle kamuoyunu meşru bir şekilde ilgilendirebilecek ölçüde etkilemekte, kamuoyunun dikkatini uyandırmakta veya kamuoyunu önemli ölçüde endişelendirmektedir. Aynı zamanda önemli bir sosyal konuyla veya kamuoyunun bilgilendirilme menfaatinin bulunduğu bir sorunla ilgili olan güçlü bir tartışma yaratabilecek konular için de bu durum geçerlidir. Bununla birlikte, kamu yararı, başkasının özel hayatı ile ilgili olarak, ayrıntılara meraklı bir kamuoyunun beklentileriyle ya da okuyucuların sansasyonel hatta bazen röntgencilik isteğiyle karıştırılmamaktadır (yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, §§ 101 ve 103 ve bu kararda ileri sürülen atıflar). Bu açıdan, bir haberin kamu yararı tartışmasına katkısı, haberin kendisi veya yayımlanmasından bu yana, örneğin, ilk adli yargılamadan sonra meydana gelen gelişmeler gibi ortaya çıkan yeni unsurlar nedeniyle zamanla devam edebilmektedir.
-
Ancak, nadiren güncel haberlerle ilgili olan dijital basın arşivlerinin özelliği, bunların mevcut bir kamu yararı tartışmasına katkıda bulunmasının çoğu davada belirleyici olmamasıdır. Üstelik bu türden bir katkının bulunmaması, arşivlenen haberin, örneğin tarih veya bilimle bağlantılı olduğunda, yukarıda belirtilen başka bir menfaat türünün sunulup sunulmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
-
Liège İstinaf Mahkemesi, somut olayda, olay ve olgulardan yirmi yıl sonra, tanınmış kişi olmayan bir kişinin kimliğinin, kara yolu güvenliğine ilişkin kamusal bir tartışmaya yalnızca istatistiksel bir katkı sağlayan ihtilaf konusu habere kamu yararı açısından herhangi bir değer katmadığına karar vermiştir. İstinaf Mahkemesine göre, haberde açıklanan olay ve olgular da şüphesiz hikâyenin bir parçası değildi; – trajik olmasıyla birlikte – sıradan bir olaydı ve bu olayın kamuoyunda özel bir etkisi olacağı hiçbir şekilde iddia edilmemiş ve öncelikli olarak (a fortiori) kanıtlanmamıştır (yukarıda 29. paragraf). Mahkeme, bu husus hakkında ulusal mahkemenin usulüne uygun şekilde gerekçelendirilen değerlendirmeleri sorgulamak için herhangi bir gerekçe görmemektedir.
-
Unutulmayı talep eden kişinin tanınmışlığı ve olay ve olgulardan bu yana kişinin davranışı
-
Genel kural olarak, bir röportaj ve/veya bir fotoğraf ile hedef alınan kişinin rolü veya görevi, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerinde güvence altına alınan hakların dengelenmesinde dikkate alınması gereken bir diğer önemli kriteri oluşturmaktadır (yukarıda anılan Von Hannover (no. 2), § 110 ve yukarıda anılan Axel Springer AG, § 91). Nitekim bir kişinin kamusal veya herkes tarafından bilinmesi niteliği, özel hayatına sağlanabilecek korumayı etkilemektedir. Böylelikle Mahkeme, tanınmış kişilerin özel hayatlarının bazı yönleri hakkında kamuoyunun bilgi edinme hakkına sahip olduğunu birçok defa kabul etmiştir. Yeni bir yayın durumunda geçerli olan bu kriter, dijital basın arşivleri söz konusu olduğunda da geçerlidir (yukarıda anılan M.L. ve W.W/Almanya, §106).
-
İlgili kişinin tanınıp tanınmaması, somut olayın koşulları ışığında ve “unutulma hakkına” ilişkin talebin yapıldığı sırada incelenmesi gerekmektedir. İlgili kişinin tanınması, ihtilaf konusu haberle hedef alınan olay ve olgulardan önce veya olay ve olgularla birlikte meydana gelmiş olabilir. Ayrıca, bir kişinin tanınmışlığı zamanla azalabilirken, bu kişi daha sonraki bir tarihte farklı gerekçeler nedeniyle herkes tarafından da yeniden tanınabilir.
-
Ayrıca, ilgili kişinin ilk yayına konu edilen olay ve olgulardan bu yana sergilediği davranış, bazı durumlarda, “unutulma hakkının” uygulanmasının reddedilmesini haklı gösterebilmektedir (yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, §108). Buna karşın, bir kişinin medyadan uzak durması itibarının korunmasına yönelik savunulabilecek bir unsurdur.
-
Liège İstinaf Mahkemesi, somut olayda, G.nin herhangi bir kamu görevi yerine getirmediğini hatırlatmıştır. Başvuranın Mahkeme önünde ileri sürdüğünün aksine (yukarıda 139. paragraf), İstinaf Mahkemesi açısından, G.nin yalnızca doktor sıfatı, olaylardan yaklaşık yirmi yıl sonra, kimliğinin internette yayımlanan bir haberde saklanmasını hiçbir şekilde haklı göstermemektedir (yukarıda 29. paragraf). Mahkeme ise, G.nin hem olaylar hem de anonimleştirme talebi sırasında kamuoyunda tanınmayan bir kişi olduğunu kaydetmektedir (bk. aksi yönde bir karar için (a contrario), yukarıda anılan M.L. Ve W.W./Almanya, § 106). Ayrıca, davanın bildirilen olaylarının meydana geldiği dönemde veya haberin arşivlendirilmiş versiyonunun internette yayımlandığı sırada medyada herhangi bir etkisi olmamıştır.
-
Mahkeme ardından, ulusal mahkemelerin, G.nin olaylardan sonraki davranışı hakkında açıkça karar vermediklerini kaydetmektedir. Ayrıca, G.nin, haberin 1994 yılında çıkığı sırada veya 2008 yılında internette yayımlandığı dönemde, durumunu kamuoyuna duyurmak için medyayla irtibata geçtiği iddiası yönünde herhangi bir bilgi de bulunmamaktadır ( aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, §§ 108-109). Aksine, tüm bu adımları, her türlü reklamdan uzak durma isteğini göstermektedir (yukarıda 15 ve 21. paragrafın sonu (in fine)).
-
Haberin internette bulunmaya devam etmesinden doğan olumsuz sonuçlar
-
Mahkeme, yukarıda da hatırlatıldığı gibi, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir kişinin sosyal veya mesleki itibarının korunması ile ilgili davalarda, bir bireyin itibarına verilen zararın, belirli bir ciddiyet seviyesi göstermesi ve özel hayata saygı hakkından kişisel olarak yararlanılmasına zarar verecek şekilde olması gerektiğine karar vermiştir (yukarıda 189. paragraf). Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın kamu yararı uyarınca kamuoyunun edinme hakkına sahip olduğu bilgilere yönelik erişimin sınırlandırılmasının özellikle zorunlu nedenlerle haklı gösterilmesi gerektiğini hatırlattığını ve önemli bir zararın varlığının, bilhassa kamuya açık bir haberin söz konusu olması durumunda, bu erişimin kısıtlanmasını isteyen herhangi bir kişi tarafından somut olarak kanıtlanması gerektiğini ileri sürdüğünü kaydetmektedir (yukarıda 140. paragraf ve aynı anlamda, 16 müdahil tarafın görüşleri, yukarıda 166. paragraf).
-
Mahkeme, mevcut davada bu değerlendirmelerin, arama motorları bakımından yapılan listelenmeme talebiyle değil, dijital basın arşivinin anonimleştirilmesiyle ilgili olduğu kanaatine varmaktadır. Dolaysıyla, dijital basın arşivinde yer alan bir haberin değiştirilmesinin haklı gösterilmesi amacıyla ilgili kişinin özel hayatına ciddi bir zarar verildiğini ileri sürebilmesi ve bunu usulüne uygun olarak desteklemesi gerekmektedir (yukarıda 210. paragraf).
-
Bu bağlamda Mahkeme, adli haberlerle ilgili olarak, ilgili kişinin uğradığı zararın değerlendirilmesi için, bu haberlerin kalıcılığının söz konusu kişinin topluma yeniden kazandırılması üzerindeki sonuçlarının dikkate alınmasının önemli olduğu kanaatine varmaktadır (bk. yukarıda 194. paragraf, yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 100 ve ayrıca High Court kararı – yukarıda 104. paragraf). Bu bağlamda, haberlerin yayımlanmasından bu yana geçen süre ile doğrudan bağlantılı olarak, sabıka kaydının silinip silinmediğinin ve kişinin affedilip edilmediğinin ve bunun yalnızca hükümlü kişinin yararına değil aynı zamanda toplumun kendisinin ve hükümlü bir kişinin cezasını çektikten sonra toplumdaki yerini yeniden kazanmayı meşru olarak isteyebileceğinin farkında olarak tespit edilmesi gerekmektedir (iç hukuk ile ilgili olarak bk., yukarıda 55. paragraf). Bununla birlikte, Mahkemenin görüşüne göre, bir kişinin affı, tek başına “unutulma hakkının” tanınmasını haklı gösteremez.
-
Liège İstinaf Mahkemesi, somut olayda, işlenen suçla ilgili bir haberin elektronik olarak arşivlenmesinin, cezasını çekmiş ve affedilmiş olmasına rağmen G. için bir nevi “sanal bir sabıka kaydı” oluşturmaması gerektiğine karar vermiştir. İstinaf Mahkemesine göre, Le Soir gazetesinin arama motorunda veya Google’da G.nin adını ve soyadını kullanarak yapılan basit bir arama, G. için en azından manevi olarak şüphesiz bir zarar kaynağı olan ihtilaf konusu haberi hemen ortaya çıkarmıştır. Böyle bir durumun, – doktorluk mesleğini icra eden – G.nin hastaları, meslektaşları ve tanıdıklarının da dâhil olduğu geniş bir kamuoyunun, onun adli geçmişine ilişkin kolayca bilgi sahibi olmasına imkân vermekteydi ve bu nedenle onu damgalama, itibarını ciddi şekilde zedeleme ve onu normal bir şekilde yeniden sosyalleşme imkânından yoksun bırakma niteliği taşımaktaydı (yukarıda 29 ve 31. paragraflar).
-
Bu hususta Mahkeme, Liège İstinaf Mahkemesinin usulüne uygun olarak gerekçelendirilmiş kararını sorgulamak için herhangi bir ciddi gerekçe görmemektedir.
-
Dijital arşivlerde haberin erişilebilirlik derecesi
-
Mahkeme, bir yayının erişilebilirliği ile ilgili olarak, internet sitelerinin, özellikle bilgi toplama ve yayma becerileri bakımından yazılı basından bilhassa farklılık gösteren haber ve iletişim araçları olduğunun ve dolayısıyla, çevrim içi iletişimlerin ve içeriklerinin, başta özel hayata saygı hakkı olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını ihlal etme olasılığının yazılı basına göre çok daha yüksek olduğunun (Delfi AS/Estonya [BD], no. 64569/09, § 133, AİHM 2015, Comité de rédaction de Pravoye Delo ve Shtekel/Ukrayna, no. 33014/05, § 63, AİHM 2011 (alıntılar) ve Cicad/İsviçre, no. 17676/09, § 59, 7 Haziran 2016) ve bunun, özellikle arama motorlarının oynadığı önemli rol nedeniyle hatırlatılmasının yararlı olduğu kanaatine varmaktadır.
-
Bununla birlikte, genel olarak arşivlere başvurmanın, bir gazetenin arşivlerine ayrılmış sayfada anahtar kelimelerin girilmesiyle aktif bir arama yolu gerektirdiğinin dikkate alınması gerekmektedir. Dolayısıyla, bu türden bir yolun bulunmaması durumunda, dijital arşivlerde yer alan bir yayının, belirli bir kişi hakkında kesin bilgi aramayan internet kullanıcılarının bu şekilde dikkatini çekemez (yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 113).
-
Söz konusu menfaatlerin dengelenmesinde, bu arşive erişilebilirlik derecesinin yani bunun özgürce erişilebilir ve ücretsiz olup olmadığının veya erişimin abonelerle ya da başka bir şekilde sınırlı kalıp kalmadığının tespit edilmesi de önemlidir.
-
Ulusal mahkemeler, somut olayda, Le Soir gazetesinin arşivlerinin 2008 yılında çevrim içi yayımlandığı sırada ücretsiz olarak erişime açık olduğunu gözlemlemişlerdir. Öte yandan, G.nin talepte bulunduğu sırada ve iç hukuktaki yargılama boyunca bu arşivlerin halkın erişimine açık ve ücretsiz olmaya devam ettiği tartışmasızdır (belirli haberlere erişimin ücretli olduğu veya abonelere kısıtlandığı yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 113 ile karşılaştırınız). Mahkeme, bu büyük erişilebilirliği göz önünde bulundurulduğunda, Liège İstinaf Mahkemesinin ardından, söz konusu haberin arşivlerde tutulmasının G.ye kesinlikle zarar verdiği kanaatine varmaktadır.
-
Tedbirin ifade özgürlüğüne, daha açık olarak basın özgürlüğüne etkisi
-
Liège İstinaf Mahkemesinin ihtilaf konusu tedbirin ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü üzerindeki etkisine ilişkin analizini incelemek hâlihazırda uygun olacaktır. Bu amaçla, özellikle İstinaf Mahkemesinin, başlangıçta bir yandan G.nin menfaatleri ile diğer yandan başvuranın bilgilendirme ve arşivleme görevinin yerine getirilmesine ilişkin menfaatleri arasında yeterli bir denge kurarak, ihlali G. tarafından ileri sürülen özel hayata saygı hakkının korunması için kesinlikle gerekli olanla sınırlayıp sınırlamadığını araştırmak gerekir.
-
Mahkeme, dijital alandaki teknik gelişmeler ışığında, Avrupa adli uygulamasının, bu bağlamda başkalarının itibarını ve haklarını korumaya yönelik birçok tedbir türünü tespit ettiğini kaydetmektedir. Teknik karmaşıklıklarının yanı sıra gazetecilik arşivleri ve/veya habere erişim üzerindeki etkileri de önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Böylelikle, içerik sağlayıcının dışındaki bir arama motoru operatörü özellikle şu hususları yapabilmektedir: a) söz konusu internet sitesine olan bağlantının, bağlantı sonuçları listesinde daha az belirgin görünmesini sağlayacak şekilde, arama sonuçlarının düzenlenmesi veya b) arama motoru indekslerindeki bağlantının tamamen veya kısmen listelenmemesi (yalnızca ilgili kişinin adı kullanılarak arama yapılması durumunda). Bir internet sitesinin editörü ise, özellikle; a) dijital arşivde yer alan bir metnin tamamının veya bir kısmının kaldırılmasını; b) metinde ilgili kişinin adının anonimleştirilmesini; c) metne bir bildirim eklenmesi, dolayısıyla metnin elektronik düzeltme (bilgilerin yanlış olduğu durumlarda) veya elektronik iletişim (bilgilerin eksik olduğu durumlarda) yoluyla güncellenmesini; d) metnin sitenin dâhili arama motorunun indeksinden çıkarılmasını; e) erişim kodları temelinde veya bu motorların operatörlerine, arama programları ile keşfedilmemiş alanların talimatlarını vererek, harici arama motorları bakımından tamamen veya kısmen indeksten çıkarılmasını (yalnızca ilgili kişinin adı kullanılarak bir arama yapılması durumunda) gerçekleştirebilmektedir.
-
Mahkeme, dijital basın arşivlerinin bütünlüğünün önemini göz önünde bulundurarak (yukarıda 185. paragraf), bu tür bir anlaşmazlığa ilişkin başvurulan ulusal mahkemeler tarafından yapılan incelemenin, davacı tarafça uygulanması talep edilen çeşitli tedbirler arasında, haklı gösterildiği varsayılarak, bu anlaşmazlıkla izlenen amaca en uygun olana ve ilgili editörün yararlanabileceği basın özgürlüğüne daha az zarar verene öncelik verilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Öngörülecek tedbirin türüne ilişkin bu değerlendirme, yukarıda 241. paragrafta sıralanan mevcut tedbirlerin çeşitliliği ışığında yararlı bir şekilde yapılabilecektir. Karar, davacı tarafın davasının reddedilmesine dair olsa bile, yalnızca bu ikili hedefi karşılayan tedbirlere karar verilebilmektedir.
-
Mahkeme ise, dijital basın arşivlerinin değiştirilmesi ile ilgili içtihadında, ulusal düzeyde kabul edilen tedbirlerin niteliğini, mevcut farklı alternatif tedbirlerin daha geniş bağlamında incelemiştir. Böylelikle Mahkeme, arama motoru operatörlerini, başvuranlarla ilgili haberlerin keşfedilebilirliğini azaltmaya (yukarıda anılan Fuchsmann, § 53 ve yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 114) veya bu konudaki haberlerin düzeltilmesini talep etmeye (yukarıda anılan Węgrzynowski ve Smolczewski, §§ 66-67) zorunlu kılmak amacıyla başvuranlar tarafından herhangi bir adım atılmamasını dikkate almıştır. Mahkeme ayrıca, kısa bir süre önce, Biancardi (yukarıda anılan, § 70) davasında, incelenmekte olan tedbirin indeksten çıkarılmasının Sözleşme’nin 10. maddesi bakımından orantılı olduğu sonucuna varmak için, gazeteye ihtilaf konusu haberi dijital arşivinden kaldırmasının dayatılmasının söz konusu olmadığını gözlemlemiştir.
-
Somut olayda G. Le Soir gazetesi veya Gazetecilik Etik Kurulu hakkındaki ve daha sonra mahkemeler önündeki başvurularında, Le Soir gazetesinin internet sitesinin arama motoruyla veya Google’da adı ve soyadıyla bir arama yapılması halinde, özel ve profesyonel hayatı üzerinde bir etkiye sahip olan ihtilaf konusu haberin ilk sonuçlar arasında göründüğünü ileri sürmüştür. G.nin büyük endişesinin, itilaf konusu haberin bu ad ve soyadı kullanarak arama motoru yardımıyla internette yapılan aramalar sırasında çıkmış olmasına rağmen, ilgili bu motorların operatörleri hakkında açılan bir dava ile menfaatlerini savunmak istememiş, ancak bunu başvuran hakkında dile getirmeyi tercih etmiştir. G. esasen, haberin anonimleştirilmesini ve ikinci seçenek olarak, ihtilaf konusu haberin gazetenin dâhili arama motoru indeksinden çıkarılmasını talep etmiştir. Mahkeme önündeki mevcut yargılamada müdahil taraf olan G. seçimini, piyasada birçok arama motorunun bulunması ve davasının yürütüldüğü dönemde teknik bilgi durumunun, bu motorların her biri için farklı indeksten çıkarma işaretlerinin yerleştirilmesi gerektiğinin düşünülmesini sağladığı ve bu yöntemin etkinliğinin şüphe uyandırabileceği hususuyla açıklamaktadır (yukarıda 161. paragraf). Bu belirli bağlamda, ulusal mahkemelerin ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmesine ilişkin tedbirin ağırlığını inceleyip incelemediklerini ve incelemeleri durumunda ne ölçüde incelediklerini tespit etmek gerekmektedir.
-
İlk olarak ulusal mahkemeler, başvuranın, mevcut haklar arasındaki dengenin düzeltme veya iletişim hakkı uygulanmasıyla, yani ihtilaf konusu habere bir ek bilgi eklenmesiyle sağlanabileceği yönündeki iddiasını incelemişlerdir. İstinaf Mahkemesi, G. tarafından işlenen ciddi suçların ve hâlihazırda verilen mahkûmiyetin damgalayıcı etkisinin süresiz olarak devam etmesi ve G.nin yararlandığı af kararını geçersiz kılması nedeniyle bu türden bir uygulamanın somut olayda uygun olmadığı kanaatine varmıştır (yukarıda 30. paragraf).
-
İkinci olarak, arama motorlarında listelenmeme ile ilgili olarak, dosyadaki belgelerden, başvuranın İstinaf Mahkemesi önünde, G.nin talebine yalnızca arama motorlarının yanıt verebilecek nitelikte olduğunu ve G.nin kendisi hakkında yanlışlıkla talepte bulunduğunu ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Başvuran ayrıca, Le Soir gazetesinin hukuk biriminin Google nezdinde gerçekten bu türden bir adım attığını ancak bu adımın yanıtsız kaldığını belirtmiştir. Bununla birlikte, bu iddia, arama motorları tarafından haberin indeksten çıkarılmasının, yalnızca gazetenin veri tabanında anonimleştirilmemiş bir şekilde ve herhangi bir indeksten çıkarma işareti olmaksızın bulunması nedeniyle mümkün olduğunu tespit eden İstinaf Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. İstinaf Mahkemesinin kanaatine göre, bu nedenle, G.nin kendisiyle ilgili haberin anonimleştirilmesini sağlamak amacıyla tek basın editörü hakkında dava açması kabul edilebilirdi; bu, adı ve soyadının belirtilmesine dayanarak elde edilen arama motoru sonuçlarından kendisini çıkaracak nitelikte bir çözümdü (yukarıda 27. paragraf).
-
Üçüncü olarak, G. tarafından ilk derece mahkemesi önünde ileri sürülen alternatif çözüm, yani dâhili arama motorunda haberin gazetenin editörü tarafından indeksten çıkarılması, haberin anonimleştirilmesine ilişkin esas talebi daha önce kabul ettiği göz önünde bulundurulduğunda, bu mahkeme tarafından incelenmemiştir. Söz konusu alternatif çözüm, başvuran tarafından bu yönde herhangi bir talepte bulunulmaması ve G.nin, özet sonuçlarında, ilk derece mahkemesinin kararının onaylanmasını talep etmesi nedeniyle Liège İstinaf Mahkemesi tarafından da incelenmemiştir (yukarıda 24. paragraf). Bununla birlikte, mahkemeler önünde, başvuranın, indeksten çıkarma işaretlerinin ilgili sitede sorun yaratabilecek nitelikte teknik araçlar olduğunun ve bu motorların operatörleri tarafından sağlanmasının bir kullanıcı hesabının açılmasını gerektirdiğini ileri sürerek, harici arama motorlarında indeksten çıkarmaya karşı çıktığının kaydedilmesi önemsiz bir konu değildir (yukarıda 23. paragraf).
-
Mahkeme, anlaşmazlığa ilişkin usuli çerçeveyi ve özellikle Belçika hukukunda hukuki konuda tasarruf ilkesinin dayattığı kısıtlamaları göz önünde bulundurarak (yukarıda 56-57. paragraflar), öncelikle mahkemelerin, G. tarafından esas olarak yapılan ve sonuç olarak kabul ettikleri – haberin anonimleştirilmesi – talebinin kabul edilebilirliğin ve esasının incelenmesiyle sınırlı kalmakla suçlanamayacakları kanaatine varmaktadır.
-
Böylelikle Liège İstinaf Mahkemesi, başvuranın ifade özgürlüğünü orantısız bir şekilde ihlal etmeksizin G.nin özel hayatını korumanın en etkili şeklinin, Le Soir gazetesinin internet sitesinde yer alan ihtilaf konusu haberin, G.nin soyadı ve adını X harfiyle değiştirerek anonimleştirilmesi olduğu kanaatine varmıştır. Mahkeme bu bağlamda, daha önce anonimleştirme tedbirinin, ifade özgürlüğüne ilişkin bir haberin basitçe kaldırılmasından daha az zarar verici bir tedbir teşkil ettiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 105). Liège İstinaf Mahkemesi, anonimleştirmenin, yalnızca ilgili kişinin adı ve soyadıyla ilgili olması ve verilen haberin içeriğini başka şekilde etkilememesi nedeniyle arşivde belirli bir değişiklik yapılmasına yönelik bir tedbir teşkil ettiğini tespit etmektedir.
-
Mahkeme ardından, bu tedbirin orantılı niteliğine ilişkin incelemesinde, Liège İstinaf Mahkemesinin, söz konusu tedbirin hem G., hem bilgiye erişim hakkına sahip olan kamuoyu hem de başvuran açısından etkilerini tespit etmeye özen gösterdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, G. tarafından sunulan talebin kabul edilmesinin, her bireye tarihi yeniden yazmaya ilişkin sübjektif bir hak verme, “tarihin tahrif edilmesine” imkân verme veya yine başvuran açısından “fahiş bir sorumluluk” yaratma etkisine sahip olmadığı sonucuna varmıştır.
-
Mahkeme, arşivlerin bütünlüğüne verilmesi gereken önem ile ilgili olarak (yukarıda 185. paragraf), Liège İstinaf Mahkemesinin gerekçesinde bu unsuru dikkate aldığını tespit etmektedir. Nitekim söz konusu İstinaf Mahkemesi, başvuranın iddialarına cevaben, hatırlatma yükümlülüğü ile arşivlerin bütünlüğünü ve doğruluğunu koruma gerekliliğine dayanarak, haberin arşivlerden kaldırılmasına yönelik hiçbir şekilde talepte bulunulmadığını, yalnızca elektronik versiyonunun anonimleştirilmesinin talep edildiğini belirtmiştir. İstinaf Mahkemesi ayrıca, kâğıt arşivlerin olduğu gibi kaldığını ve başvuranın orijinal dijital versiyonun bütünlüğünü güvence altına alma imkânını elinde tuttuğunu vurgulamıştır (yukarıda 29. paragraf). Mahkemenin de daha önce kaydettiği gibi (yukarıda 172. paragraf), bu gerekçe, şüphesiz anonimleştirme kararının, başvuranın sorumluluğu altındaki herhangi bir veritabanını kapsadığı Neufchâteau İlk Derece Mahkemesinin kararını onaylayan söz konusu İstinaf Mahkemesinin kararının hüküm kısmıyla çelişiyor gibi görünebilmektedir. Ayrıca başvuranın temsilcisinin Büyük Daire önünde gerçekleştirilen duruşmadaki ifadelerine göre, anonimleştirme hem çevrim içi yayımlanan arşivde hem de kamuya erişilebilir olmayan “ana” arşivinde gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte, Liège İstinaf Mahkemesinin, çevrim içi tek arşivin anonimleştirilmesinin, 25 Eylül 2014 tarihli kararının doğru bir şekilde yerine getirildiği sonucuna varabilmek için tek başına yeterli olduğu kanaatine vardığı doğrudur. Her hâlükârda, başvuranın Mahkeme önünde yalnızca Le Soir gazetesinin internet sitesinde yayımlanan haberin anonimleştirilmesinden şikâyetçi olması nedeniyle bu sorun hakkında karar vermek Mahkemenin görevi değildir (bk. yukarıda 172. paragraf).
-
Mevcut davada, Mahkemenin, ihtilaf konusu haberin orijinal, anonimleştirilmemiş versiyonunun kâğıt olarak bulunmaya devam ettiğini ve ilgili herhangi bir kişi tarafından erişebilir olacağını, böylelikle bir arşiv olarak esas rolünü yerine getirdiğini tespit etmesi önem taşımaktadır.
-
İstinaf Mahkemesi tarafından başvuran için haberin Le Soir gazetesinin sitesinde anonimleştirilmesinin teknik olasılığı ile ilgili değerlendirilmesine ilişkin olarak, başvuran, Dairenin haklı olarak tespit ettiği gibi, Mahkemenin bu değerlendirmenin keyfi veya açıkça mantıksız olduğu kanaatine varmasına yol açabilecek herhangi bir unsur sunmamaktadır. Aksine, anonimleştirme, Liège İstinaf Mahkemesinin kararının başvurana tebliğ edilmesinden kısa bir süre sonra gerçekleştirilebilmiştir (yukarıda 39. paragraf); bu durum, ilgili tarafından ulusal mahkemeler önünde ileri sürülen teknik imkânsızlık iddiasını çürütmektedir.
-
Son olarak Mahkeme, editörün ilk başta yasal bir şekilde yayımlanan bir haberi anonimleştirme yükümlülüğünün basın özgürlüğü üzerinde yaratabileceği caydırıcı etkiyle ilgili olarak, bu tür bir yükümlülüğün ilke olarak, basına düşen “görev ve sorumluluklar” ve basın organlarına getirilebilecek sınırlamalar kapsamına girebileceği kanaatine varmaktadır (yukarıda 177. paragraf). Bununla birlikte, mevcut davanın koşullarında, dosyadan, söz konusu anonimleştirmenin, bu uygulamanın Le Soir gazetesinin gazetecilik görevlerini yerine getirmesi üzerinde somut olarak etkileneceği türden sonuçları olduğu anlaşılmamaktadır.
d) Sonuç
-
Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, ulusal mahkemelerin, ihtilaf konusu haberde bildirilen adli nitelikteki olay ve olguların niteliğini ve ciddiyetini, bu haberin güncel veya tarihsel ya da bilimsel bir yarar olmamasını ve G.nin tanınmamış bir şahsiyet olmasını tutarlı bir şekilde dikkate aldıklarını kaydetmektedir. Ayrıca, ulusal mahkemeler, özellikle orijinal haberin yayımlanmasından bu yana geçen süreyi göz önünde bulundurarak, “sanal bir sabıka kaydı” oluşturacak nitelikte olan ihtilaf konusu habere çevrim içi olarak özgürce erişimin devam etmesinin ardından, G.nin uğradığı ciddi zarara önem vermişlerdir. Ulusal mahkemeler ayrıca, mevcut hakların dengelenmesi için öngörülebilir tedbirlerin incelenmesinin ve kapsamı Belçika’da yürürlükte olan usuli normlara karşılık gelen bir incelemenin ardından, ihtilaf konusu anonimleştirmenin, G. için özel hayatının korunması amacıyla en etkili tedbiri temsil ederek, başvuran açısından, ölçüsüz ve aşırı bir yük teşkil etmediği sonucuna varmışlardır.
-
Mahkeme, bu koşullar altında ve Devletlerin sahip oldukları takdir yetkisini göz önünde bulundurarak, ulusal mahkemelerin Sözleşme’nin gerekliliklerine uygun olarak mevcut hakların dengesini dikkatli bir şekilde gerçekleştirdiği, dolayısıyla Le Soir gazetesinin internet sitesinde yer alan haberin elektronik versiyonunda anonimleştirilmesinden doğan Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan hakka yapılan müdahalenin, kesinlikle gerekli olan düzeye indirgendiği ve bu nedenle, söz konusu müdahalenin, davanın koşullarında, demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve orantılı olduğu kanaatine varılabildiği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, kendi görüşünü ulusal mahkemelerin görüşünün yerine koymak ve ulusal mahkemeler tarafından yapılan dengelemenin sonucunu bertaraf etmek için ciddi bir neden görmemektedir.
-
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
Beş oya karşı on iki oyla, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca ve İngilizce dillerinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 4 Temmuz 2023 tarihinde Strazburg’ta bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kamuya açık olarak gerçekleştirilen duruşmada açıklanmıştır.
Johan Callewaert Marko Bošnjak
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Mevcut kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 74. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, aşağıda sunulan ayrık görüşler yer almaktadır:
- Hâkim Krenc’in mutabakat şerhi;
- Hâkim Kūris, Grozev, Eicke ve Schembri Orland’ın katıldıkları, Hâkim Ranzoni’nin muhalefet şerhi.
M.B.
J.C.
HÂKİM KRENC’İN MUTABAKAT ŞERHİ
- Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği yönündeki tespitten yana oy kullandım. Olgusal, teknik ve hukuki yönlerden karmaşık bir dava olan mevcut davada, bu tutumu dayandırdığım bazı hususları açıklamak isterim.
I. İlkelerle ilgili olarak
A. Von Hannover kriterlerinin sınırlı esnekliği
-
Her şeyden önce, Von Hannover/Almanya (no. 2) ([BD], no. 40660/08 ve 60641/08, §§ 108‑113, AİHM 2012) kararında geliştirilen kriterleri mevcut davaya olduğu şekliyle uygulamaktan vazgeçtiği ve burada söz konusu anlaşmazlığa daha iyi uyarlanmış yeni kriterleri belirlemeye karar verdiği (mevcut kararın 205. paragrafı) için bu karara katılıyorum. Von Hannover kararındaki kriterlerin, basın konusunda Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri arasında klasik çatışmaları tahkim etmeye yönelik esnekliği, gerçekten de sınırlara sahiptir.
-
Basın arşivlerinin dijitalleştirilmesiyle bağlantılı anlaşmazlığın en az iki açıdan spesifik olduğu görülmektedir.
Her şeyden önce desteğin özgüllüğü vardır. İnternet ile bilgiye erişim, anlık, her yerde ve daimi hale gelmiştir. Bu durum da ifade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkı arasındaki dengeleri yeniden tanımlamamızı gerektirmektedir (özellikle bk. Delfi AS/Estonya [BD], no. 64569/09, AİHM 2015).
Ayrıca, bilgiye olan ilginin azalmasına veya artmasına ve aynı zamanda insanların özel hayatlarına ilişkin meşru beklentilerinin güçlenmesine[2] veya azalmasına katkıda bulunan bir zaman aralığı vardır. Böylece söz konusu zaman aralığı, “özel hayata saygı hakkına” karşı “ifade özgürlüğü” arasında kurulan denge terazisinin her iki tarafının da gözle görülür şekilde hareket etmesine neden olabilir.
Ayrıca internette yayımlanan haberin artık sadece güncelliği açısından değil, arşiv olarak da ilgi çekici bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle arşiv oluşturma işlevi, basının birincil bilgilendirme görevinin yerini alır.
-
Dolayısıyla, yeni kriterlerin benimsenmesi, burada söz konusu anlaşmazlığın bir haberin ilk yayınlandığında yasal olmasıyla değil, çevrim içi olarak sürdürülmesiyle ilgili olmasıyla gerekçelendirilmiştir (özellikle bk. mevcut kararın 174. paragrafı).
-
Benim naçizane görüşüme göre, bu kararda ortaya konulan yeni kriterler, yetki devri ilkesine uygun olarak, çevrim içi arşivlere ilişkin anlaşmazlıkları karara bağlamak üzere görevlendirilen ulusal mahkemeler için yararlı bir çerçeve sunma niteliğine sahiptir. Bana göre bu kararın en önemli katkılarından biri budur.
B. Dijital basın arşivlerinin bütünlüğünün korunmasının önemi
-
Bu karara, dijital basın arşivlerinin bütünlüğünün korunmasının öneminin altını çizmesi nedeniyle de katılıyorum. Mevcut kararda bu, “ortak bir konu” olarak belirlediği bir ilke olarak görmektedir (mevcut kararın 185. paragrafı). Bu endişeye katılıyorum.
-
Ancak bana göre, arşivlerin bütünlüğü erişilebilirliğinden ayrılamaz. İkisi eşdeğerdir. Aslında arşivlere erişilemiyorsa veya yalnızca katı veya özellikle zahmetli koşullar altında erişilebiliyorsa, arşivlerin bütünlüğünü sağlamanın ne anlamı var? Bu bağlamda, mevcut davada, ihtilaf konusu haberin elektronik arşivine ulusal yargılama sırasında serbestçe erişilebilse de, artık yalnızca abonelere ayrıldığı için erişilebilirliğinin sınırlı olduğunu belirtmek isterim. Doğal olarak, basının demokratik bir toplumda “bekçi köpeği” rolünü üstlenebilmesi için finansman sağlanması şarttır. Bununla birlikte, tarihçilerin, araştırmacıların veya genel olarak halkın erişiminin sınırlı veya karmaşık olması durumunda, arşivlerin bütünlüğü iddiası önemli ölçüde zayıflamıştır.
II. Mevcut dava hakkında
A. Somut olayın yapılandırılması ve Mahkemenin ikincil denetiminin kapsamı
i) Somut olayın yapılandırılması
-
Bu dava, bir haklar çatışmasıyla ilgili olması bakımından benzersizdir: Bir yanda Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ve başvuran tarafından Mahkeme huzurunda ileri sürülen, diğer yanda 8. madde kapsamında korunan ve G. tarafından ulusal mahkemeler önünde talep edilen hususlar.
-
Böyle bir bağlamda Mahkeme, davayı yalnızca başvuranın menfaatleri açısından inceleyemez. Mahkeme davayı, ulusal mahkemelerin yaptığı şekilde başvuranın ve G.nin menfaatleri bakımından bütünüyle incelemelidir. Ayrıca, bir davanın sonucu, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca, ihtilaflı yayından etkilenen kişi tarafından mı, yoksa 10. madde uyarınca yayının yazarı veya editörü tarafından mı Mahkeme huzuruna taşındığına bağlı olarak değişemez (diğerleri arasında bk. Couderc ve Hachette Filipacchi Ortaklığı/Franse [BD], no. 40454/07, § 91, AİHM 2015 (özetler)).
-
Bu görev her zaman kolay değildir, çünkü Mahkeme önündeki dava yalnızca tek bir bakış açısıyla, yani başvuranın, ulusal mahkemeler tarafından reddedilen davası olarak sunulmaktadır. Mahkeme önündeki yargılamaların yapılandırılması, bu açıdan zorluklara sebep olabilir, çünkü yerel mahkemeler önünde davasını kazanan taraf otomatik olarak Mahkeme önünde taraf değildir. Bu tarafın, menfaatlerini Mahkeme önünde savunmasının tek yolu, Sözleşme’nin 36. maddesinin 2. fıkrası uyarınca müdahil taraf olarak başvuruda bulunmaktır; mevcut davada G.nin yaptığı da budur.
ii) Mahkemenin ikincil denetimi
-
Mahkemenin içtihadına göre, Sözleşme’nin 8. maddesi ile 10. maddesi arasındaki bir uyuşmazlığın ulusal makamlar tarafından Mahkemenin belirlediği kriterler temelinde çözüldüğü durumlarda, Mahkemenin kendi değerlendirmesini bu makamların değerlendirmesinin yerine koyması için “ciddi sebepler” bulunmalıdır. Bu durumda, bana göre, bu türden “ciddi sebepler” yoktur.
-
Ulusal bir hâkim olsaydım, bu davada Belçika mahkemeleri tarafından benimsenen karardan farklı bir karar verir miydim? Bu mümkün. Ancak konu bu değil. Uluslararası bir yargı organı olan Mahkeme, ulusal bir mahkeme değildir. Dolayısıyla, mevcut davada, ilgili haklar çatışmasını çözmek için tercih edeceği çözümü belirtmek Mahkemeye düşmez. Mahkeme böyle bir iddiada bulunamaz. Mahkemenin görevi, ulusal mahkemeler tarafından benimsenen çözümün, Sözleşme bakımından tanımladığı kriterlere uygun olup olmadığını ve çatışan hakları içeren bireyler arası uyuşmazlıkları karara bağlarken, bu kararın ulusal makamlara tanınan takdir marjıyla tutarlı olup olmadığını söylemektir. Başka bir deyişle, Mahkemeden bu haklar arasında kendisine göre bir denge kurması istenmez; ulusal mahkemeler tarafından kurulan dengeyi denetler.
-
Mevcut davadaki iki unsurdan özellikle etkilendim: ulusal mahkemeler tarafından yürütülen ayrıntılı yargılama (infra no. 14 ve devamı) ve ihtilaf konusu haberin erişilebilir olmasını sağlama kaygısının dikkate alınmış olması (infra no. 24 ve devamı).
B. Ulusal mahkemeler tarafından verilen karar
- Basın arşivlerinin dijitalleştirilmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü için çeşitli tedbirler öngörülebilir (bk. mevcut kararın 241. paragrafı).
En “radikal” tedbirler, arşivin tamamen silinmesi (Wegrzynowski ve Smolczewski/Polonya, no. 33846/07, 16 Temmuz 2013, Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından reddedilen bir çözüm) veya tam tersi olarak, tamamen saklanmasıdır (M.L. ve W.W./Almanya, no. 60798/10 ve 65599/10, 28 Haziran 2018).
Diğer seçenekler, haberin indeksten çıkarılması (Biancardi/İtalya, no. 77419/16, 25 Kasım 2021, Sözleşme’nin 10. maddesiyle uyumlu bulunan bir çözüm), haberin değiştirilmesi (Fuchsmann/Almanya, no. 71233/13, 19 Ekim 2017, 8. madde ışığında reddedilen bir çözüm) veya habere bir bildirimin eklenmesidir (Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (no. 1 ve no. 2), no. 3002/03 ve 23676/03, AİHM 2009, 10. madde ile uyumlu olduğuna karar verilen çözüm).
Yukarıda atıfta bulunulan tüm davalarda, söz konusu tedbirler her bir davada farklı olsa da, Mahkemenin ulusal makamlar tarafından yapılan seçimi onayladığını belirtmek isterim.
-
Mevcut dava, Mahkemenin daha önce karar vermediği bir başka tedbirle ilgilidir: kamuya açık dijital arşivin anonimleştirilmesi. Mevcut kararda da belirtildiği üzere (249. paragraf), bu spesifik ve sınırlı bir tedbirdir. Yalnızca ilgili kişinin adı ve soyadıyla ilgilidir ve sağlanan bilgilerin geri kalanını etkilememektedir. Özel hayatın sağlam çekirdeğine giren, ancak bazı durumlarda sağlanan bilgiler için gerekli olabilecek kişisel verilerle ilgilidir.
-
Anonimleştirme uygulamasının Mahkememize yabancı olmadığını belirtmek isterim. Nitekim bir başvuran, karar veya hüküm verildikten sonra bile, başvuranın bütünlüğünü veya özel hayatının korunmasını güvence altına almak için anonimleştirmenin gerekli olduğu durumlarda anonimlik talep edebilir ve elde edebilir.[3] Bu türden bir anonimleştirme uygulamada oldukça fazladır.
-
Mevcut davada, Liège İstinaf Mahkemesinin kararında Sözleşme ışığında kapsamlı gerekçelere yer verildiğine dikkat edilmelidir. Liège İstinaf Mahkemesi, çatışan hakları belirledikten sonra, Yargıtayın denetimi altında, esasen Mahkemenin bu kararda ortaya koyduğu kriterleri karşılayan ayrıntılı bir dengeleme çalışması yapmıştır.
-
Benim görüşüme göre, bir yandan haberi çevrim içi tutmak ile diğer yandan G.nin kimliğini haberde açık tutmak arasında net bir ayrım yapılmalıdır.
G.nin 2012 yılında ulusal mahkemelere başvurduğu sırada 10 Kasım 1994 tarihli “Tournaisis’te kara dizi: dört günde beş ölüm” başlıklı haber güncel veya tarihi bir ilgi konusu muydu? Bu konuda şüphe bulunabilir. Bununla birlikte, haberin bu kadar ilgi çekici olmaması, G.nin mahkûm edildiği ve daha sonra affedildiği olay ve olguların ciddiyetini hiçbir şekilde azaltmaz. Bu noktada açık olmak isterim.
Yani, şu anda tartışılan konu, haberin çevrim içi olarak muhafaza edilmesi değil, yalnızca G.nin adının ve soyadının bu kamuya açık dijital arşivde muhafaza edilmesidir. Sonuç olarak, konu, haberin güncel ya da tarihsel bir ilgi alanı olup olmadığı değildir. Burada önemli olan konu, G.nin kimliğinden bahsedilmesinin böyle bir ilgi teşkil edip etmediğidir. Bu bağlamda, bu kimliğin, özellikle olaydan yirmi yıl sonra, bu haberde yer alan bilgilerle ilgili olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum.
-
Bu bağlamda, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri ile güvence altına alınan haklar arasında klasik bir çatışmanın söz konusu olduğu durumlarda, Mahkemenin, söz konusu yayının genel menfaati ilgilendiren bir tartışmaya herhangi bir katkısının bulunmaması ve yayında atıfta bulunulan kişilerin herhangi bir itibarının olmaması halinde, genellikle 8. madde ile güvence altına alınan haklara öncelik verdiği iyi bilinmektedir (bk. özellikle Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy/Finlandiya [BD], no. 931/13, 27 Haziran 2017, ve aksi yönde bir karar için (a contrario) yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Ortaklığı). Kuşkusuz, bu içtihat dijital basın arşivleriyle ilgili değildir, ancak söz konusu değerlendirme kriterleri mevcut davayla da ilgilidir ve dahası, bu kararda dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır (205. paragraf).
-
Tarafların iddia ettiği zararlarla ilgili olarak G., doktor sıfatıyla, adının geçtiği (o zamanlar erişimi tamamen serbest olan) basın arşivinin erişilebilir olmasından zarar gördüğünü söylemiştir. Liège İstinaf Mahkemesi, ihtilaf konusu haberin olaylardan yirmi yıl sonra çevrim içi kalmasının bir sonucu olarak G.nin uğradığı zararı tespit etmek için yola çıkmış ve bunu başvuranın iddia ettiği zararla karşılaştırmıştır. İstinaf Mahkemesi, G. tarafından başvurana gönderilen ve eylemini gerekçelendiren çeşitli mektuplara atıfta bulunarak, anonimleştirme talebinin “[G.nin] mesleki ve ailevi durumu tarafından usulüne uygun olarak gerekçelendirildiğini” kaydetmiştir.
G. 2006 yılında, mahkûmiyetinin adli sicilinden silinmesi sonucunu doğuran bir aftan yararlanmıştır. Bununla birlikte, haberin kimliğiyle birlikte çevrim içi tutulması, ilgilinin yeniden entegrasyonunu tehlikeye atan “sanal bir sabıka kaydı” oluşturmuştur.
Benim görüşüme göre, Mahkeme önünde, çevrim içi elektronik arşivin anonimleştirilmesi sonucunda başvuranın uğradığı zararın, kimliğinin muhafaza edilmesi halinde G. tarafından uğradığı iddia edilen zarardan daha fazla olduğu kanaatine varılmamıştır. Aslında, G.nin soyadının ve ön adının X harfiyle değiştirilmesinden başvuranın ciddi bir zarar gördüğünü düşünmek benim için zordur.
-
Kuşkusuz, Liège İstinaf Mahkemesinin kararının ardından, Mahkeme, 28 Haziran 2018 tarihli M.L. ve W.W./Almanya kararında, bir radyo istasyonu, haftalık bir gazete ve günlük bir gazetenin internet sitelerinde yer alan kişisel verilerin yayınlanmasının yasaklanması için yapılan başvuruların, Alman mahkemeleri tarafından reddedilmesinin Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalini gerektirmediğine karar vermiştir. Bununla birlikte, M.L. ve W.W. davası ile mevcut dava arasında bir takım önemli farklılıklar bulunmaktadır. İlk olarak, M.L. ve W.W. davasında söz konusu yayınların merkezinde yer alan adli olay, halkın “büyük ölçüde ilgisini” çekmiştir (bk. M.L. ve W.W. kararı, §§ 98 ve 106). İkinci olarak, M.L. ve W.W. davasındaki başvuranlar, davanın kamuoyuna yansıması sonucunda belli bir tanınmışlığa erişmişlerdir (ibid., § 106). Üçüncü olarak, Mahkeme, M.L. ve W.W. davasındaki başvuranların, mahkûmiyetlerinin gözden geçirilmesi için yaptıkları başvurunun kamuoyuna duyurulmasını sağlamak için “basına başvurmaları” (ibid., § 108) sebebiyle, bu davranışlarını özellikle eleştirmiştir. Bu üç unsur, M.L. ve W.W. davasında belirleyici bir rol oynamıştır ve mevcut davada bu koşullar bulunmamaktadır. Ayrıca, M.L. ve W.W. davasında, kamu yararına tartışmaya katkı kriteri karşılanmıştır (ibid., § 105).
-
Dijital arşivlerin bütünlüğü ilkesi temeldir ve “yol gösterici ilke” olmalıdır. Bununla birlikte, istisnai durumlarda, bu ilke ne kadar temel olursa olsun, Sözleşme tarafından güvence altına alınan başka bir çatışan haktan kaynaklanan bir menfaate yol açabilir. Bu durum, bir makalede/haberde bir kişinin adının geçtiği, ancak bu kişinin kimliğinden bahsedilmesinin sunulan bilgiyle hiçbir bağlantısı olmadığı ve/veya bu kişinin fiziksel veya ahlaki bütünlüğüne önemli ölçüde zarar verdiği veya zarar verme riski taşıdığı durumlarda söz konusu olabilir. Örneğin, bir kişinin bir haberde tanıklık ettiği veya bir bakış açısını ifade ettiği ve daha sonra bu konumu nedeniyle ciddi şekilde tehdit edildiği bir durumu düşünelim. Bir kişinin, kamuya sürekli olarak serbestçe erişilebilir kılmak istemediği bir faaliyeti nedeniyle bir basın makalesinde tesadüfen alıntılandığı durumu düşünelim (bk. Khelili/İsviçre, no. 16188/07, 18 Ekim 2011).
Dijital arşivlerin bütünlüğüne ilişkin mutlak bir ilke adına herhangi bir dengeleme olasılığını radikal bir şekilde bertaraf etmek, içtihadımıza uygun olarak eşit dikkati hak eden 8. maddenin birbiriyle rekabet eden gereklilikleri ışığında sorunlu olabilir (bk. yukarıda anılan Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy, § 123). Ayrıca, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak arşivlerin bütünlüğüne yönelik mutlak bir koruma sağlanamaz; zira bu hüküm mutlak bir hakkı güvence altına almamaktadır.
C. “Hatırlama hakkı” mı yoksa “unutulma hakkı” mı?
- Şahsen, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında, basın yararına, 8. madde kapsamındaki “unutulma hakkını” dengeleyecek bir “hatırlama hakkının” tanınması konusunda tam olarak ikna olmuş değilim.
Mahkemenin bu tür kavramları kendine mâl etmesine, açıklığa kavuşturacaklarından daha fazla sorun yaratacak kavramları kullanmaktan kaçınmak için özel bir dikkatle yaklaşılmalıdır. Mevcut davada, suskunluğum her şeyden önce, bir bireyin 8. madde kapsamında belirli bir itibar hakkına dayanabilmesine karşın (Pfeifer/Avusturya, no. 12556/03, § 35, 15 Kasım 2007), bir gazeteci veya basın yayıncısının 10. maddeye dayanarak toplum adına (kişisel) bir “hatırlama hakkına” sahip olabileceğini düşünmekte zorluk çekmemden kaynaklanmaktadır.
D. İhtilaf konusu haberin erişilebilirliği
-
Bu davada benim görüşüme göre bir diğer önemli unsur da ihtilaf konusu haberin çevrim içi versiyonunun anonimleştirilmesinin tam versiyona erişimi etkilememesidir. Bu hususlar önemli olduğu için burada Liège İstinaf Mahkemesinden alıntı yapıyorum: “Arşivlerin silinmesi talebi yoktur, sadece ihtilaf konusu haberin elektronik versiyonunun anonimleştirilmesi talebi vardır; kağıt arşivler olduğu gibi kalırken [başvuran] orijinal dijital versiyonun bütünlüğünü güvence altına alma imkânını elinde tutmaktadır” (bu kararın 29. paragrafı).
-
Kuşkusuz, Liège İstinaf Mahkemesi kararının hüküm kısmı üzüntü verici bir şüphe yaratmaktadır. Nitekim hüküm kısmında “karar tüm hükümleriyle onaylanmaktadır”. Neufchâteau ilk derece mahkemesi tarafından verilen söz konusu karar, haberin www.lesoir.be internet sitesinde yer alan versiyonunun yanı sıra “[başvuranın] sorumluluğu altında bulunan diğer herhangi bir veri tabanında da” anonimleştirilmesine hükmetmiştir.
Bununla birlikte, Liège İstinaf Mahkemesinin kararı okunduğunda, ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmemiş çevrim içi yayınına atıfta bulunduğu için şüpheye yer bırakmamaktadır. Kararda özellikle şu ifadeler yer almaktadır: “İstinaf başvurusunda bulunanın ifade özgürlüğünü orantısız bir şekilde ihlal etmeden davalının özel hayatını korumanın en etkili yolu, Le Soir internet sitesindeki ihtilaf konusu habere konu olan kişinin soyadını ve adını X harfiyle değiştirerek anonimleştirmektir” (vurguluyorum); “10.11.1994 tarihli haberi anonimleştirilmemiş bir şekilde çevrim içi tutma yönündeki yanlış karar ile yukarıda açıklanan zarar arasında mutlak suretle bir illiyet bağı bulunmaktadır” (vurguluyorum).
Dolayısıyla, Medeni Kanun’un 1382. maddesi uyarınca tespit edilen kusur, ihtilaf konusu haberin anonimleştirilmeden çevrim içi olarak tutulması gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Söz konusu hata, bu haberin başvuran tarafından tüm veri tabanlarında anonimleştirilmeden saklanmasında yatmamaktadır.
-
Haberin erişilebilirliği ile ilgili olarak, söz konusu anonimleştirmenin çevrim içi arşivin ad ve soyadına dayalı olanlar dışındaki arama seçeneklerini etkilemediği akılda tutulmalıdır.
-
Bu bağlamda, elektronik arşivlerde kişi ismine dayalı aramaların bilimsel veya tarihi araştırma amacıyla yapıldığı varsayılabilir mi? Bu konu şüphelidir, ancak bu nokta üzerinde durmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum.
E. Somut olayda alternatif tedbirler tercih edilmeli midir?
-
Son olarak, bu karar ihtilaf konusu anonimleştirmenin alternatiflerini değerlendirmektedir (240 ila 254. paragraflar). Bu konu teorik olarak ele alınamaz. Bu soruya, yerel mahkemeler önündeki uyuşmazlığın somut ve kesin bağlamı ışığında, önlerindeki olayları, taraflarca kendilerine sunulan iddiaları ve sahip oldukları yetkileri dikkate alarak cevap vermek önemlidir.
-
Peki, G. başvuru sahibine başvurmak yerine arama motoru operatörlerine mi başvurmalıydı? Böyle bir durumda önceliğin arama motoru operatörlerine karşı harekete geçmeye verilmesi gerektiği yönündeki argümanı anlıyorum.[4] Ancak, dosyadan bildiğimiz üzere, iç hukuk işlemlerinin başlatılmasından önce başvuranın, Google Belçika’ya karşı üç kez (29 Aralık 2010, 24 Ocak 2011 ve 23 Şubat 2011 tarihlerinde gönderilen mektuplar) yaptığı başvurular başarısızlıkla sonuçlanmıştır (bu kararın 16. paragrafı). Dolayısıyla, G., listelenmeme başvurusunun başarısızlığa mahkûm olduğuna haklı olarak inanabilirdi.
-
Ayrıca, başvuranın temsilcileri Mahkeme huzurunda, anonimleştirmenin başka bir alternatifinin haberin indeksten çıkarılmasının da mümkün olduğunu ileri sürmüşler ve bu alternatifin Belçika mahkemeleri tarafından dikkate alınmadığını, oysa basın özgürlüğüne anonimleştirmeye göre daha az zarar verdiğini vurgulamışlardır. Bununla birlikte, başvuranın ulusal mahkemeler önünde indeksten çıkarılmaya karşı çıktığı ve bu yargılamalarda istinaf başvurusunda bulunan taraf olmasına rağmen İstinaf Mahkemesi önünde böyle bir talepte bulunmadığı belirtilmelidir. Bu nedenle, bana göre, başvuran tarafından yetersiz görülen ve kendisinden talep edilmeyen bir tedbiri uygulamadığı için İstinaf Mahkemesini eleştirmek zordur.
F. Sonuç
- Yukarıda belirtilen bütün hususlar bakımından, meslektaşlarımın çoğunluğu gibi, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerinde güvence altına alınan hakların dengelenmesi konusunda Mahkemeye bu davada kendisini ulusal mahkemelerin yerine koyma yetkisi veren herhangi bir “ciddi neden” (yukarıda no.11) görmedim.
III. Bu kararın kapsamıyla ilgili olarak
-
Sonuçta bu karar, basın yayıncılarını basın arşivlerini sistematik olarak anonimleştirmeye zorlayarak, özel hayata saygı hakkının aşırı ve tehlikeli bir şekilde geliştirilmesi adına basın özgürlüğünü feda mı ediyor? Kesinlikle hayır.
-
Mahkemenin, G.nin Belçika mahkemelerinde başvurana karşı açtığı tek dava hakkında karar vermesi gerekmektedir. Bu nedenle, Mahkeme tarafından Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği yönündeki tespit yalnızca bu davaya özgü koşullarla ilgilidir. Dolayısıyla, bu karardan, basın yayıncılarının tüm çevrim içi arşivlerini sistematik olarak anonimleştirme yükümlülüğü bulunduğu sonucuna varmak hatalı olacaktır.
Her şeyden önce, dijital basın arşivleriyle ilgili olarak alınan her türlü tedbir ancak açık bir talep sonrasında gerçekleştirilebilir (bu kararın 209. paragrafı).
Daha sonra, bu talebe usulüne uygun olarak dayanak gösterilmesi ve Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir ihlalin söz konusu olduğunun ileri sürülebilmesi için bir “ciddiyet eşiğinin” bulunması gerekmektedir (bu kararın 210 ve 231. paragrafları).
Son olarak, yalnızca söz konusu eşiğe ulaşılması durumunda, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri uyarınca söz konusu hakların, Mahkeme tarafından 205. paragrafta ortaya konulan kriterler temelinde incelenmesi gerekmektedir. Bu kriterler arasında, diğerlerinin yanı sıra, makalenin güncel, tarihi veya bilimsel ilgisi veya kişinin kötü şöhreti yer almaktadır.
-
Mevcut davada, bu unsurların yokluğu göz önüne alındığında, yerel mahkemeler söz konusu dengeyi 8. madde lehine gözetmiştir. Bu, dengenin her zaman bu tarafa kayması gerektiği anlamına gelmemektedir. Diğer durumlarda, bilginin tarihsel önemi, Mahkeme Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında herhangi bir itiraz bulmadan, taban tabana zıt bir sonuca yol açabilir.
-
Mevcut davada Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine dair bir tespitin, tarihi çarpıtmayı ve yeniden yazmayı amaçlayan şüpheli adımları onaylamak ve hatta teşvik etmek anlamına geleceği yönünde Mahkeme önünde ileri sürülen risk, bana sağlam temellere dayandırılmış gibi görünmemektedir. Bir yandan, G.nin Mahkemenin incelemek kaldığı davasıyla bağlantısını samimiyetle görmeye çalışıyorum. Diğer yandan, bu kararın 205. paragrafında ortaya konulan kriterler, bu tür bir riskin etkili bir şekilde önlenmesini mümkün kılmaktadır.
HÂKİMLER KŪRIS, GROZEV, EICKE VE SCHEMBRI ORLAND’IN DA KATILDIĞI HÂKİM RANZONI TARAFINDAN SUNULAN MUHALEFET ŞERHİ
I. Giriş
-
Mevcut dava, Belçika’da yayımlanan Le Soir gazetesinin sorumlu editörü olan başvuranın, 1994 yılında meydana gelen ölümcül bir trafik kazasından sorumlu sürücü olan G.nin tam adının geçtiği bir makalenin çevrim içi elektronik arşivini “unutulma hakkı” adına anonimleştirmeye mahkûm edilmesine ilişkindir. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, bu makalenin gazetenin internet sitesindeki arşivlenmiş haliyle anonimleştirilmesine ilişkin olarak kendisine getirilen yükümlülüğün, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve bilgi yayma özgürlüğünün ihlali anlamına geldiğini ileri sürmektedir.
-
Bu nedenle dava, ilk yayımı yasal olan ve arşivlenmesi gazetecilik amacıyla yapılan bir makalenin dijital basın arşivinde yer alan bilgilerin bütünlüğüne doğrudan müdahale yoluyla “unutulma hakkının” uygulanmasına ilişkin yeni bir sorunu gündeme getirmektedir. Esas mesele, bu tür davalarda uygulanacak metodolojik yaklaşımın yanı sıra dikkate alınacak ilgili kriterlerin belirlenmesidir.
-
Bu bağlamda, Büyük Daire çoğunluğunun benimsediği, mevcut davayı yanlış bir bakış açısıyla değerlendiren ve başka koşullar altında geliştirilen, modern iletişim çağının ihtiyaçlarına ve dijital basın arşivlerinin ve bunların erişilebilirliğinin temsil ettiği zorluklara uyarlanmamış araçlarla ele alan yaklaşıma katılmıyorum. Çoğunluk, davayı son derece dar bir perspektiften, somut davanın özel koşullarıyla sınırlı olarak ve ulusal kararların fazlasıyla iyi niyetli bir yorumuna göre incelemeye karar vermiştir. Bu anlamda, bu bağlamda ortaya çıkan yeni sorunları ve bunlara uygulanan ilkeleri tam olarak incelememiş, bu tür bir Büyük Daire meselesine layık görülmeyen asgari düzeyde bir inceleme ile yetinmiştir. Üstelik çoğunluğun yaklaşımı basın özgürlüğünü önemli ölçüde zayıflatma riski taşımaktadır.
-
Çoğunluğun kararının gerekçesinin ve uyguladığı kriterlerin yetersizliklerine aşağıda ayrıntılı olarak değinmeyeceğim. Bunun yerine, bana göre Mahkemenin davayı nasıl incelemesi gerektiğine kısaca değinmek istiyorum. Bu yaklaşım, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği tespitine yol açacaktır. Çoğunluğun fikrine katılmayarak oyumu verdiğim sonuç budur.
II. Alternatif yaklaşım
A) Dikkate alınması gereken unsurlar
-
Bu durumda Büyük Dairenin çevrim içi basın arşivlerine ve aynı zamanda genel olarak medya arşivlerine vermek istediği değeri belirlemesi gerekiyordu. Medyanın gelecekte yasal olarak yayınladıkları haberlerde neredeyse kalıcı olarak sonradan değişiklikler yapmaya zorlanmasına izin vermek istiyor muyuz? Bunun sonuçları ne olurdu? Özellikle, eğer medya herhangi bir zamanda önceki yayınların içeriğini değiştirme yükümlülüğü ile tehdit edilirse, olayları haber yaparken çok daha fazla kısıtlama yapmak zorunda hissedeceklerini düşünüyorum. Ayrıca, masraflı yasal işlemlerden ve bu işlemlerde reddedilme riskinden kaçınmak amacıyla, arşivlenmiş bilgilerin değiştirilmesine yönelik talepleri kabul etmeleri de güçlü bir şekilde teşvik edilecektir. Bütün bunlar, Mahkemenin tutarlı içtihadında tanımlanan basının rolünü zayıflatacak ve Mahkemenin özellikle M.L. ve W.W./Almanya (no. 60798/10 ve 65599/10, § 103-104, 28 Haziran 2018) kararında “basının raporları çevrim içi arşivlerinde tutmaktan kaçınması veya raporlarda bireyselleştirilmiş unsurları göz ardı etmesi riskini” vurgulayarak belirttiği gibi belirli bir caydırıcı etkiye sahip olacaktır. Zaten Mahkeme, Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık kararında (no. 1 ve 2) (no. 3002/03 ve 23676/03, § 27, AİHM 2009) internetteki arşivlerin “İnternet sitelerinin oynadığı rolün önemli bir yönünü” temsil ettiğini vurgulamıştır. Mahkeme Węgrzynowski ve Smolczewski/Polonya kararında (no. 33846/07, § 65, 16 Temmuz 2013), daha da ileri giderek, iftira niteliğinde bir yayın bağlamında bile “tarihin yeniden yazılması” riskini hatırlatmıştır; bu davada durum böyle değildir.
-
Dolayısıyla – ve özellikle mevcut jeopolitik ve sosyal bağlamda – Mahkeme, basın özgürlüğünü ve çevrim içi basın arşivlerine verilen önemi zayıflatmak yerine güçlendirmelidir. Bu anlamda Mahkeme, kamusal hafızayı ve dolayısıyla “hatırlama hakkını” korumalı, tam tersine “unutulma hakkını” uygunsuz ve orantısız iddialarla ileri sürerek tehlikeye atmamalıdır.
-
Burada önerilen alternatif yaklaşım, birçok Üye Devlette ortaya çıkan eğilimlerle tamamen uyumludur. Bu Devletlerde unutulma talepleri artmaktadır. Bu eğilimler, internetteki bilgilerin kalıcılığı ile arama motorlarının işlevselliğinin birleşiminden kaynaklanmaktadır. “Unutulma hakkı” olarak adlandırılan ve özel hayatın korunmasına yönelik taleplerin çoğalmasına neden olan güncel tartışmanın ana hatlarını belirleyen unsurun, her şeyden önce arama motorlarının bilgiyi erişilebilir kılma gücü olduğunu unutmamalıyız. Bu arama motorları olmasaydı, tartışmanın çerçevesi tamamen farklı olurdu. Dolayısıyla bu gerçeği vurgulamak ve her şeyden önce unutulma taleplerine yanıtın öncelikle arama motorlarından aranması gerektiğini vurgulamak yerinde olacaktır. Bu tespiti Mahkeme M.L. et W.W./Almanya (yukarıda anılan, §§ 89, 97 ve 102) kararına da uygundur; söz konusu kararda, Mahkeme, “Demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün” altını çizmiş ve bir yanda “güçlendirici etkisi” olan arama motorları ile diğer yanda “faaliyetleri genellikle ifade özgürlüğünün korumayı amaçladığı unsurun merkezinde yer alan” bilginin orijinal yayıncısı arasında bir ayrım yapmıştır. Mahkemenin bugünkü karara kadar, hukuka uygun olarak gazetecilik amacıyla yayınlanan ve bir basın organının internet sitesinde arşivlenen bilgilerin silinmesini veya değiştirilmesini onaylamadığı açıktır (kararın 199. paragrafı).
-
Bana göre, Büyük Daire bu gerçeklere uygun bir karar vermeliydi. Basının dijitale yönelme eğilimini ve bilgi portallarının yaygınlaşmasını da göz ardı etmemesi gerekirdi. Bana öyle geliyor ki “klasik” basın arşivleri, özellikle kağıt üzerinde tutulanlar yavaş yavaş yok olacak, zira birçok gazete artık sadece internet üzerinden yayınlanıyor. Bu nedenle, bu eğilimi dikkate almak ve bilgiye erişimin kısıtlanması ve hatta engellenmesi talebine gerçekçi ve yeterli bir yanıt verilmesi hayati önem taşımaktadır.
-
Mevcut davanın özelliği, davanın yasal eski bir yayının ilk versiyonuyla ilgili değil, çevrim içi elektronik arşivleriyle ilgili olmasıdır. Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğünün temelinde yer alan arşivleme işleminin gazetecilik amaçlı çalışan bir basın kuruluşunun internet sitesi üzerinden yapıldığını da eklemek gerekir. Bana göre, Mahkemenin sırasıyla Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerinden kaynaklanan haklar arasındaki ihtilafları tahkime götürmek için bugüne kadar kullandığı yöntem ve kriterler, bu tür davalara en azından bir makalenin ilk yayınını incelendiği durumla aynı şekilde uygulanamaz. Daha önce de belirtildiği gibi “unutulma hakkı” konusundaki anlaşmazlık Avrupa düzeyinde görülmektedir. Çerçeveleri belirlenmiş, sadece “iyileştirilmesi” gereken bir hakkın talep edilmesi söz konusu değildir. Büyük Dairenin, ilk yayınlara ilişkin davaların bağlamından farklı olan bu bağlamı gereken şekilde dikkate alması gerekirdi. Aynı zamanda açık bir eğilime karşı çıkmak yerine, ulusal düzeydeki içtihatlardan ilham almalıydı.
-
Mevcut dava aslında 8. madde kapsamındaki “unutulma hakkından” çok, 10. madde kapsamındaki “hatırlama hakkı” ile ilgilidir. Her halükarda, kişinin unutulma hakkı talebi, bilgilerin hukuka uygun olarak internet sitelerinde yayınlanması ve arşivlenmesi yönünde değişiklik yapılması hakkı olarak kullanılamaz.
-
Basın arşivlerinin bilginin korunmasındaki benzersiz rolü göz önüne alındığında, arşivde yer alan bir haberin değiştirilip değiştirilemeyeceği belirlenirken zamanın geçmesinin etkilerine çok fazla ağırlık verilmemelidir. Aslında, başlangıçta yalnızca kamuya mâl olmayan bir kişiyle ilgili güncel bir haber olarak önem kazanan önceki bir olay hakkında yayınlanan bir bilgi, ilgili kişinin kamuoyunda tanınır olması durumunda daha sonradan bu bağlamda önem kazanabilir. Ayrıca, arşivlenen bilgiler tarihsel, araştırma amaçlı veya istatistiksel açıdan ilgi çekici olabilir veya yakın zamandaki olayların bağlamsallaştırılmasında yararlı olmaya devam edebilir (kararın 222. paragrafı). Bu unsurların tümü, mevcut kamu çıkarını ilgilendiren bir tartışmaya katkısı ne olursa olsun, yasal olarak yayınlanmış gazetecilik bilgilerinin saklanması lehinedir.
-
Veri sahiplerinin, arama motorları karşısında haklarını kullanmak için orijinal internet sitesiyle önceden veya eş zamanlı olarak iletişime geçmeleri gerekmemektedir, zira bunlar iki farklı işleme şeklidir ve her birinin kendi meşruiyeti vardır ve bireylerin hakları ve çıkarları üzerinde belirli etkileri vardır (kararın 208. paragrafı). Bu nedenle arama motoru operatörlerinin faaliyetleri ile – Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğünden yararlanabilen – basın yayıncılarının faaliyetleri arasındaki ayrım, ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalenin incelenmesinde benim için çok önemli bir noktadır. Ne yazık ki çoğunluk, kararında bu ayrımı dikkate almamaktadır.
-
Bu koşullar altında ve özellikle dijital basın arşivlerinin bütünlüğü ilkesi ve bunların öncelikli önemi ışığında, çevrim içi arşivlenen gazetecilik içeriğinde değişiklik yapılmasına yönelik bir talebin incelenmesi, iki hakkın eşit düzeyde dengelenmesini içermemelidir. Bunun yerine, 10. maddenin ikinci paragrafı bağlamında yürütülen bir gereklilik analizi, yani zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın varlığının ve katı orantılılık gerekliliğinin derinlemesine incelenmesi gerekmektedir. Yönlendirici ilke, dijital basın arşivlerinin genel bir kural olarak, özellikle de orijinal yayının yasallığı sorgulanmamışsa, özgün ve dürüst kalması gerektiği ilkesi olmalıdır.
-
Benim alternatifimde önerilen yaklaşımın özünü temsil eden böyle bir incelemeye ilişkin temel hususlar aşağıdakiler olacaktır:
a) Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir kişinin sosyal veya mesleki itibarının korunmasına ilişkin davalarda, Mahkeme, bireyin itibarına verilen zararın, belirli bir ciddiyet düzeyinde olması ve özel hayatın gizliliği hakkını kişisel olarak kullanmasına zarar verecek şekilde gerçekleştirilmiş olması gerektiğine hükmetmiştir (kararın 189. paragrafı). Mevcut davanın koşulları göz önüne alındığında, dijital basın arşivinde yer alan yasal bir haberin değiştirilmesini haklı çıkarmak için, ilgili kişi tarafından yayına karşı ileri sürülen zararın ciddi olması ve usulüne uygun olarak kanıtlanmış olması gerekir. Bu nedenle, ifade özgürlüğüne müdahalenin yalnızca, söz konusu bilgilerin internette kalıcı olması nedeniyle ortaya çıkan ciddi zararla bağlantılı, özellikle zorlayıcı nedenlerle gerekli olduğu düşünülebilir. Bu tür bir zarar, mutlaka yayınlanan bilgilerin özellikle hassas niteliğinden ve/veya ilgili kişinin savunmasızlığından kaynaklanmalıdır; kapsamı aynı zamanda somut bilginin erişilebilirlik derecesine de bağlı olacaktır.
b) Ciddi zarar nedeniyle başkalarının itibarını veya haklarını korumak için tedbir alınması gerekiyorsa, bu tedbirler, ifade özgürlüğü, arşivler ve dolayısıyla “hatırlama hakkı” üzerindeki etkiyi azaltacak şekilde, tercihen ilk yayına erişimi sınırlamayı hedeflemelidir ki bu, özellikle yayının arama motorları tarafından referansının kaldırılmasıyla yapılabilir. Ancak böyle bir olasılığın bulunmadığı durumlarda, arşiv içeriğinin geriye dönük olarak değiştirilmesi düşünülmelidir ve bu yalnızca bir son çare (ultima ratio) olarak düşünülmelidir.
c) Bu nedenle ulusal mahkemelerin, özel hayata saygı hakkı amaçları doğrultusunda yasal bir basın makalesinin arşivlenmiş elektronik versiyonunun değiştirilmesine yönelik bir talebi incelerken özellikle dikkatli olması uygun olacaktır. Dolayısıyla ulusal mahkemeler, ifade özgürlüğüne ilk yayının metnini değiştirmekten daha az zarar veren hiçbir önlemin bulunmaması koşulunu sağlamak için olası tüm alternatif önlemleri dikkate almalıdırlar (bu tür önlem alternatiflerine genel bir bakış için, kararın 241. paragrafına bakınız). Buradaki fikir, mahkemelerin hukuk muhakemelerinde geçerli olan tasarruf ilkesini göz ardı ederek bu tür tedbirleri uygulaması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bunun tasarruf ilkesiyle hiçbir ilgisi yoktur, ancak ulusal mahkemeler orantılılığı incelerken bu tür daha az müdahaleci tedbirlerin mevcut olup olmadığını kontrol etmeli ve eğer mevcutsa, ilgili kişinin çevrim içi arşivde değişiklik yapılması yönündeki talebini reddetmelidir.
- Yukarıda açıklanan unsurların mevcut davanın koşullarına uygulanması benim görüşüme göre aşağıdaki şekilde gerçekleşmelidir (her ne kadar bu ayrık görüş bağlamında çok ayrıntılı gerekçelerden feragat etsem de).
B) Zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın bulunması
-
Öncelikle arşivlenen bilgilerin niteliğine ilişkin olarak Mahkeme, son içtihadında suç verilerini hassas veriler olarak nitelendirmiştir (Biancardi/İtalya, no. 77419/16, § 67, 25 Kasım 2021). Mahkeme aynı zamanda bir konuyu ele alma biçiminin gazetecilik özgürlüğü alanına girdiğini de belirtmiştir (Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy [BD], no. 931/13, § 186, 27 Haziran 2017 ve yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 105). Her hâlükârda, ceza yargılamalarına ilişkin basın haberlerinde, ilgili kişinin tam adı gibi kişiselleştirilmiş bilgilerin dâhil edilmesi önemli bir unsur teşkil etmektedir (Fuchsmann/Almanya, no. 71233/13, § 37, 19 Ekim 2017).
-
İhtilaf konusu haberde, G.nin neden olduğu kaza da dâhil olmak üzere çok sayıda trafik kazası ve dolayısıyla özellikle hassas olmayan adli nitelikteki olaylar bildirilmiştir. G., kendisi açısından ciddi bir zararın bulunduğuna dayanak göstermemiştir. Ayrıca ulusal mahkemeler, haberin çevrim içi tutulmasının, ilgilinin itibarına bu kadar ciddi zarar verdiğini somut olarak ortaya koymamıştır. Ulusal mahkemeler, elektronik arşivlemenin cezası affedilen edilen bir kişi için “sanal sabıka kaydı” oluşturduğunu gözlemlemekle yetinmişlerdir. Büyük Daire çoğunluğu, kararın 231-233. paragraflarında belirtilen gereklilikleri karşılamayan bu değerlendirmeyi başka bir gerekçe göstermeksizin onaylamıştır. Bana göre, yayınlanan bilgi, tek başına, bir basın haberinin anonimleştirilmesi kadar ifade özgürlüğünü ihlal eden bir tedbiri tek başına haklı çıkaracak nitelikte değildir.
-
İkinci olarak, unutulma talebinde bulunan kişinin durumuna ilişkin olarak, G.nin basın arşivinin değiştirilmesi gibi özel bir koruma talebinde bulunabilecek savunmasız bir kişi olmadığını özellikle belirtmek gerekir.
-
Üçüncüsü, dijital arşivlerdeki bilgilerin erişilebilirliği açısından, somut olayda arşivlerin açık ve ücretsiz erişime açık olduğunu belirtmek gerekir. Ancak bu gerçek tek başına bir çevrim içi basın arşivinin değiştirilmesine yönelik bir tedbiri haklı gösteremez. Ayrıca, G. başvurandan makaleyi anonimleştirmesini istediğinde, haber iki yıldan uzun bir süredir internette bulunmaktaydı, bu da ciddi bir zarara ilişkin gerçek bir kanıtın bulunmamasını daha da dikkat çekici kılmaktadır.
-
Yukarıdaki hususların tümü beni, bu davanın koşullarında, hiçbir “zorlayıcı toplumsal ihtiyacın”, o sırada yasal bir şekilde yayınlanmış olan metnin değiştirilmesi tedbirini haklı kılmadığı sonucuna götürüyor. Tek başına bu tespit, Sözleşme’nin 10. maddesinin gerekliliklerinin yerine getirilmediği sonucuna varmam için yeterli olacaktır. Bununla birlikte, uygulanan tedbirin orantılılığını ayrıca inceleyerek de aşağıda gösterildiği gibi aynı sonuca ulaşacağım.
C) Tedbirin orantılılığı
-
Başvurana uygulanan tedbirin ciddiyetinin ve bu tedbirin basın özgürlüğüne, daha somut olarak “hatırlama hakkına” etkisinin belirlenmesi amacıyla, ulusal mahkemelerin seçilen tedbirin orantılı niteliğini inceleyip incelemediğinin ve ifade özgürlüğüne daha az zarar veren tedbirlerin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerekecektir.
-
G., arama motoru operatörlerini hedef alan bir eylem yoluyla çıkarlarını savunmak istememiş ancak davayı başvurana yöneltmeyi tercih etmiştir. Öncelikle ihtilaf konusu makalenin anonimleştirilmesini ve alternatif olarak gazetenin dâhili arama motorundaki indeksten çıkarılmasını talep etmiştir.
-
Ancak, daha önce sunulmuş bir indeksten çıkarma talebinin bulunmaması, bir basın sitesinin yayıncısına karşı açılan bir dava bağlamında, ulusal mahkemelerin kendi incelemelerinde alternatif tedbirleri dikkate almasını engelleyemez. Bu, -yukarıda açıklandığı gibi (bk. yukarıda 14. paragraf)- gerekirse tasarruf ilkesini göz ardı ederek bunları dayatmak amacıyla değil, en azından bu tür önlemlerin ilgili kişinin özel hayatının korunmasını sağlama olasılığının daha yüksek olup olmadığını doğrulamak (mevcut diğer tedbirlerin dikkate alınması için bk. yukarıda anılan Węgrzynowski ve Smolczewski, §§ 12 ve 66) ve gerektiği takdirde, ilgili kişinin dijital arşivde değişiklik yapılması talebinin reddedilmesi için yapılır.
-
Ayrıca karşılaştırmalı hukuk çalışmalarından da anlaşılacağı üzere, pek çok Devlette, ifade özgürlüğüne daha az zarar veren tedbirler yetkili mahkemeler ve makamlar tarafından incelenmiştir ve bazı yüksek mahkemeler, alt mahkemelerin katmanlı koruma olasılıklarını ve anonimleştirmeden veya çevrim içi arşivlenen bir haberin silinmesinden daha yumuşak olası ara tedbirleri dikkate almadığı durumlarda aldıkları kararları iptal etmekte tereddüt etmemişlerdir (örneğin bk. kararın 92, 121 ve 132. paragrafları). Mahkeme, kendi içtihadında, başvuranların arama motoru operatörlerini kendileriyle ilgili bilgilerin keşfedilebilirliğini azaltmaya (bk. yukarıda anılan Fuchsmann, § 53 ve M.L. ve W.W./Almanya, § 114) veya kendileriyle ilgili bilgilerin düzeltilmesini talep etmeye (bk. yukarıda anılan Węgrzynowski ve Smolczewski, §§ 66-67) zorlayacak adımlar atmadıklarını da zaten dikkate almıştır.
-
G.nin şikâyetinin kökenini oluşturuyor gibi görünen bu değerlendirmeler, mevcut davada daha da önemli hale gelmektedir, bu şikâyet basın yayıncısının internet sitesinde çevrim içi olarak yayınlanan haberden ziyade, arama motorları tarafından yapılan referansların ardından kalıcı olarak erişilebilir olmasıdır. Ayrıca, başvuran ve Hükümet, ifade özgürlüğünün mümkün olduğu kadar korunması söz konusu olduğunda, bir yayına arama motorları tarafından yapılan atıfların kaldırılmasının, genel anlamda, arşivin değiştirilmesinden daha tercih edilebilir olduğu konusunda (kararın 145 ve 154. paragrafları) hemfikir olduklarını da belirtilmelidir. Ancak Belçika mahkemeleri gerekçelerinde bu unsuru göz ardı etmiş ve kendilerini yalnızca taraflarca belirtilen birkaç alternatif tedbiri incelemekle sınırlamıştır (kararın 245-247. paragrafları). Bununla birlikte, G.nin tasarrufunda, kendisi için benzer bir sonuç doğursa da basın özgürlüğüne ve arşivlerin bütünlüğüne önemli ölçüde daha az zarar verecek başka tedbirler de vardı.
-
Basının dijitale yönelme eğilimi ve çevrim içi bilgi portallarının yaygınlaşması ışığında, ayrıca, internette arşivlenen bir basın haberinin değiştirilmesine yönelik bir talebi incelerken, aynı haberin basılı versiyonunun mevcut davada olduğu gibi bozulmadan kalmasının dikkate alınması gereken bir unsur olmadığını düşünüyorum. Bu yaklaşım, Avrupa Konseyine Üye Devletlerdeki yetkili makamların uygulamalarıyla çelişmiyor gibi görünmektedir (kararın 91 ve 132. paragrafları). Kolektif hafızanın oluşmasına katkı sağlayan bir basın arşivinin, gazetecilik amacı gibi tarihsel amacı da, desteğinin dijital olmasının etkisi altında değişmez. Bu nedenle, benim görüşüme göre, çevrim içi olarak erişilebilen arşivler, diğer arşiv türleriyle, özellikle de kâğıt versiyonundakilerle aynı korumadan yararlanmalıdır. Bununla birlikte, çoğunluk, kâğıt arşivlerin varlığını sürdürdüğünü belirterek, kararının etkisini davadaki olaylarla sınırlama girişiminde bulunurken, yukarıda açıklanan gerçekleri (7-8. paragraflar) göz ardı etmekte ve sistemik meseleyi ele almaktan kaçınmaktadır.
-
Son olarak, yayıncının yasal bir haberi anonimleştirme yükümlülüğünün basın özgürlüğü üzerinde yarattığı caydırıcı etkiyi de göz ardı etmemeliyiz (yukarıda 5. paragraf; bu bağlamda kararın 165. paragrafında özetlenen on altı müdahil tarafın tutumuna da bakınız). Nitekim kendisini mağdur olarak gören bir kişinin talebi üzerine bir makalenin internette tutulmasının hukuka uygunluğunu daha sonraki bir aşamada inceleme yükümlülüğünün bulunması, diğer riskler arasında, basının gelecekte haberleri çevrim içi arşivlerinde tutmaktan kaçınması veya daha sonra böyle bir talebe konu olması muhtemel makalelerde bireyselleştirilmiş unsurları dışarıda bırakması riski taşır (yukarıda anılan M.L. ve W.W./Almanya, § 104), ki bu, bir bütün olarak basın özgürlüğüne ve dolayısıyla “hatırlama hakkına” zarar verecektir.
-
Çoğunluk, kararın ilkelerinde caydırıcı etki riskini hatırlatsa bile (209. paragraf), bu temel unsurun, mevcut davaya uygulanmasında önemli bir rol oynadığı görülmemektedir (254. paragraf). Çoğunluk, yalnızca Le Soir Gazetesi üzerindeki etkilerini değerlendirerek, tutarlı ve gerekli sonuçları çıkarmamakta ve diğer basın yazıları ve genel olarak medyanın işleyişi üzerindeki olası etkilerini kesinlikle hesaba katmamaktadır.
-
Yukarıda belirtilenler bakımından, kanımca, ulusal mahkemelerin bu davada kararlaştırdığı anonimleştirme tedbiri de, Sözleşme’nin 10. maddesinin gerektirdiği orantılılık şartını karşılamamıştır.
III. Sonuç
- Yukarıda incelenen bütün unsurlar göz önüne alındığında,- ifade özgürlüğüne müdahaleyi ve orantılılık şartına uyulmamasını haklı kılacak zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın bulunmaması sebebiyle, Gazetenin internet sitesindeki elektronik versiyonunda yer alan ihtilaf konusu haberin, anonimleştirilmesi tedbirinin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı ve dolayısıyla Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıyorum.
[1] İlgili Devletler şunlardır: Arnavutluk, Almanya, Avusturya, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Danimarka, İspanya, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İzlanda, İtalya, Letonya, Lihtenştayn, Lüksemburg, Moldova Cumhuriyeti, Karadağ, Norveç, Polonya, Romanya, Birleşik Krallık, Rusya Federasyonu (çalışmanın hazırlanmasından beri, Avrupa Konseyi üyeliğinden (16 Mart 2022 tarihinde) ve Sözleşme’ye Yüksek Sözleşmeci Taraf olmaktan (16 Eylül 2022 tarihinde) çıkarılan), San Marino, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, İsviçre, Çek Cumhuriyeti ve Ukrayna. Birleşik Krallığa ilişkin olarak, söz konusu çalışma, üç yargılama alanından ikisini, İngiltere ve Galler ile İskoçya’yı kapsayacak şekilde genişletilmektedir.
[2] Bk. Plon/Fransa, no. 58148/00, § 53: “Zaman geçtikçe, Başkan Mitterrand’ın tamamladığı yedi yıllık iki görev süresinin geçmişiyle bağlantılı olan tartışmaya yönelik kamusal menfaat, tıbbi gizlilikle ilgili haklarının korunması zorunluluğunun önüne geçti”.
[3] Bu bağlamda bk. Mahkeme Başkanı tarafından 14 Ocak 2010 tarihinde düzenlenen uygulama yönergesi.
[4] Ancak yine de bunların tam olarak ne olduğunu belirlememiz gerekiyor. Sadece Google’ı mı hedef alıyoruz? Peki ya diğerleri? Şayet diğerleri de hedef alınacaksa hangileri?
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.