CASE OF N.M. v. BELGIUM - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

N.M./BELÇİKA DAVASI

(Başvuru No. 43966/19)

KARAR

Madde 5 § 1 f) • Başvuranın kamu düzeni ve ulusal güvenlik nedenleriyle sınır dışı edilmek üzere tutuklanması • Yasal yollar • Makul süre

Madde 5 § 4 • Tutukluluğun yasaya uygunluğunun yeterince denetlenmesi

Madde 3 (esas yönünden) • İnsanlık dışı ve aşağılayıcı muamele • Kapalı bir merkezde hücre hapsinin kötü muamele teşkil etmemesi

STRAZBURG

18 Nisan 2023

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.

N.M./Belçika davasında,

Başkan
Arnfinn Bårdsen,

Hâkimler

Jovan Ilievski,

Egidijus Kūris,

Pauliine Koskelo,

Frédéric Krenc,

Diana Sârcu,

Davor Derenčinović

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

Cezayir vatandaşı olan N.M.nin (“başvuran”), 14 Ağustos 2019 tarihinde, Belçika Krallığı aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 43966/19),

Sözleşme’nin 3. maddesi, 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi ve 4. fıkrası ve aynı zamanda 8. maddesi ile ilgili şikâyetlerin Belçika Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesine ilişkin kararı,

Başvuranın kimliğini açıklamama kararını,

Tarafların görüşlerini dikkate alarak

21 Mart 2023 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

  1. Başvuru, başvuranın sınır dışı edilmek amacıyla gözaltına alınması (madde 5 § 1 f)), bu durumun yasaya uygunluğunun denetlenmesinin etkinliği (madde 5 § 4) ve başvuranın Votem’deki yasa dışı göçmenlere yönelik kapalı merkezde tutulma koşulları (madde 3) ile ilgilidir.

OLAY VE OLGULAR

  1. Başvuran, 1949 doğumludur ve Brüksel’de görev yapan Avukat D. Alamat tarafından temsil edilmiştir. Başvuran, temsilcisiyle birlikte ikamet etmiştir.
  2. Hükümet, Federal Kamu Hizmetleri bünyesinde kendi görevlisi I. Niedlispacher tarafından temsil edilmiştir.
    1. Mevcut Başvuruya Yol Açan Olay ve Olgular
      1. Davanın Bağlamı
  3. Başvuran, 1990’lı yıllarda İslami Selamet Cephesi partisinin üyesiydi. Başvuran, Cezayir İstihbarat ve Güvenlik Dairesi tarafından yakalandığını, ardından söz konusu partiye üyeliği nedeniyle işkence gördüğünü iddia etmektedir. Başvuran, 1993 yılında, bir Cezayir mahkemesi tarafından, “İslami Selamet Cephesi için suç malzemeleri ve para toplama” nedeniyle 30 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvuran, serbest bırakıldığında Cezayir’den Avrupa’ya kaçmıştır.
  4. Başvuran, 2002 ve 2009 yılları arasında, özellikle Belçika’dan olmak üzere birçok uluslararası koruma başvurusunda bulunmuştur. Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, 11 Mart 2003 tarihinde, ilk başvuruyu reddetmiştir. Söz konusu karar, 28 Nisan 2005 tarihinde, Mülteci İtirazları Daimi Komisyonu tarafından onaylanmıştır.
  5. Başvuran Cezayir’e geri dönmüştür.
  6. Başvuran, 13 Ekim 2008 tarihinde, Belçika’da ikinci bir sığınma talebinde bulunmuştur. Bu başvuru, 9 Temmuz 2009 tarihinde reddedilmiştir. Böylelikle başvuran, sığınma talebinde bulunduğu Almanya’ya gitmiştir. Başvuran ardından, Türkiye’ye ve daha sonra Suriye’ye gitmiş, Dublin Yönetmeliği uyarınca Belçika’ya geri gönderilmeden önce 2014 yılında tekrar Almanya’ya gitmiştir.
  7. 7 Ocak 2013 tarihinde başvuran hakkında bir ülkeyi terk etme emri verilmiştir. Bu emir, Mahkeme önünde dosyaya eklenmemiştir.
  8. Din yayma ve değiştirtme şüphesi nedeniyle Belçika makamları tarafından çıkarılan Avrupa tutuklama emri uyarınca başvuran, Almanya’da yakalanmış ve daha sonra, 2014 ve 2015 yıllarında çeşitli ülkelerde bir terörist grubun faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle 8 Ekim 2015 tarihinde Belçika mahkemeleri tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılmıştır. Başvuran, Hasselt Ceza İnfaz Kurumunda, radikalleşmiş mahkûmların diğer bölümlerden tecrit edildiği “De-Radex” bölümünde önleyici olarak tutulmuştur.
  9. Başvuran, 20 Eylül 2017 tarihinde şartlı tahliye edilmiştir. 2. Başvuran Hakkındaki Tutuklama Belgeleri ve Uzaklaştırma Prosedürleri
    1. 20 ve 27 Eylül 2017 Tarihli Ülkeyi Terk Etme Emirleri
  10. Başvuranın şartlı tahliyesinin ardından Yabancılar Ofisi, 20 Eylül 2017 tarihinde, kişinin sınır dışı edilmesi amacıyla tutulması kararı ve üç yıl süreyle ülkeye girişinin yasaklanması kararıyla birlikte ülkeyi terk etmesi için bir emir çıkarmıştır. Bu emir, 15 Aralık 1980 tarihli Yabancıların Ülkeye Girişleri, Kalışları, Yerleşmeleri ve Uzaklaştırılmaları Hakkında Kanun’un (“Yabancılar Kanunu”) 7/1, 74/14, 3/1,3. maddelerine dayanmaktaydı. Emirde, başvuranın yakalandığı sırada geçerli bir ikamet iznine sahip olmadığı ve bir terörist grubun faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle 8 Ekim 2015 tarihinde hakkında tutuklama emri çıkarıldığı ve mahkûm edilebileceği belirtilmiştir. Cezayir tarafından yapılan iade talebi bağlamında ulusal makamlarından yazılı bir geçiş izni almak amacıyla Yabancılar Ofisinin kararına bırakılması gerekli görülmüştür.
  11. Yabancılar Ofisi, başvuranın derhal bir kapalı merkeze nakledilemeyeceğini tespit ederek, Yabancılar Kanunu’nun 74/8. maddesinin 1. bendinin 4. alt bendi uyarınca, Vottem’deki yasa dışı göçmenlere yönelik kapalı merkeze nakledildiği 26 Eylül 2017 tarihine kadar Hasselt Ceza İnfaz Kurumunda tutulmasına devam edilmesine karar vermiştir.
  12. 22 Eylül 2017 tarihinde, 9 Ekim 2017 tarihinde sınır dışı edilmek üzere bir uçuş ayarlanmıştır.
  13. 27 Eylül 2017 tarihinde, başvurana, sınıra geri dönme kararıyla birlikte ülkeyi terk etme emri ve aynı yasal dayanağa, yani Yabancılar Kanunu’nun 74/8. maddesinin 1. bendinin 4. alt bendine dayanarak bu amaçla tutulmasının devamına ilişkin karar tebliğ edilmiştir.
  14. Mahkeme 17528/17 numaralı başvuruda, 6 Ekim 2017 tarihinde, Belçika makamlarına başvuranın 20 Ekim 2017 tarihine kadar Cezayir’e sınır dışı edilmemesini belirtmiştir. 7 Ekim 2017 tarihinde Cezayir Büyükelçiliği tarafından Cezayir’e yazılı geçiş izni verilmiştir.
  15. 9 Ekim 2017 tarihinde, başvuran tarafından yapılan üçüncü bir sığınma talebi nedeniyle geri gönderme işlemi iptal edilmiştir. 2. Başvuran Tarafından Yapılan (Üçüncü) Sığınma Talebi
  16. Başvuran, 6 Ekim 2017 tarihinde, Belçika makamları önünde yeni bir sığınma talebinde bulunmuştur. Başvuran, bir terörist gruba üye olduğuna dair şüpheler nedeniyle Cezayir’de zulüm görmekten korktuğunu iddia etmiştir. 3. 9 Ekim 2017 Tarihli Ülkeyi Terk Etme Emri
  17. 9 Ekim 2017 tarihinde, başvuranın geçerli bir pasaporta sahip olmadığı gerekçesiyle Yabancılar Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrasının 1.bendi uyarınca, başvuran hakkında ülkeyi terk etme emri çıkarılmış ve başvuranın belirli bir yerde tutulmasına karar verilmiştir.
  18. 19 Ekim 2017 tarihinde, daha önce Mahkeme tarafından belirtilen ihtiyati tedbir (yukarıdaki 15. paragraf) kaldırılmış ve bu sırada başvuranın sığınma talebinde bulunması ve bu talebin reddedilmesi durumunda erteleyici bir hukuk yolundan yararlanabileceği gerekçesiyle başvurusu kayıttan düşürülmüştür. 4. 8 Aralık 2017 Tarihli Hükümetin Takdirine Bırakılması Kararı
  19. 8 Aralık 2017 tarihinde, Yabancılar Kanunu’nun 52/4 maddesinin 4. bendi uyarınca, sığınma talebi hakkında kesin bir karar verilinceye kadar başvuranın durumunun Hükümetin takdirine bırakılması için bir bakanlık kararı çıkarılmıştır (aşağıdaki 71. paragraf). Başvuranın tutuklanmasını gerektiren tedbir, kamu düzeninin ve ulusal güvenliğin korunması için gerekli görülmüştür. Söz konusu bakanlık kararında, başvuranın “Cezayir’deki radikal İslam çevrelerinde yer aldığını” ve “terör olaylarına karıştığı bilinen kişilerle çok sayıda bağlantısı olan bir cihatçı selefi” olarak değerlendirildiğini belirten Devlet Güvenlik biriminin 2 Ekim 2017 tarihli bir yazısına atıfta bulunulmuştur. Ayrıca, Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulunun 8 Aralık 2017 tarihli bir yazısına da atıfta bulunulmuştur. Söz konusu yazı, başvuranı, terör ve aşırıcılık tehdidi bağlamında 4 seviye (yabancı terörist savaşçı) üzerinden 3. seviye (ciddi) olarak sınıflandırmıştır. Bu yazıda, Suriye’de cihatçı bir terörist gruba katıldığı ve silahlı çatışmalara katıldığı belirtilmiştir. 5. Serbest Bırakılma İçin İlk Başvuru
  20. Başvuran, 22 Kasım 2017 tarihinde, serbest bırakılmak üzere ilk başvurusunu yapmıştır. Bu başvuru, 28 Kasım 2017 tarihinde, Hasselt ilk derece mahkemesi Konsey Dairesi tarafından reddedilmiştir. Ardından 14 Ekim 2017 tarihinde, başvuranın itiraz başvurusunun, Antwerp İstinaf Mahkemesi İddianame Bölümü tarafından, bu sırada yeni bir tutuklama kararının - 8 Aralık 2017 tarihli Hükümetin takdirine bırakılmasına ilişkin bakanlık kararının - kabul edilmesi (yukarıdaki 20. paragraf) ve başvuranın tehlikeli olduğuna dair yeni delil unsurlarına dayanması gerekçesiyle konusuz olduğuna karar verilmiştir. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu, 23 Ocak 2018 tarihinde reddedilmiştir. 6. Mülteci Statüsünün Geri Göndermeme Hükmü İle Reddedilmesi Kararı
  21. Bu sırada, Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, 27 Aralık 2017 tarihinde, mülteci statüsünün reddedilmesi ve başvuranın ikincil koruma statüsü dışında bırakılması yönünde bir karar almıştır. Bununla birlikte, Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, Cezayir’deki durum göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın uzaklaştırılmasının, terör örgütleriyle bağlantıları olduğundan şüphelenilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı eylemlere maruz kalma riskine yol açacağını değerlendirerek geri göndermeme hükmüne başvurmuştur.
  22. Başvuran tarafından Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri’nin 27 Aralık 2017 tarihli kararına karşı Yabancılar Dava Konseyi önünde yapılan itiraz, 31 Ocak 2018 tarihinde, Yabancılar Kanunu’nun 52/4 maddesi uyarınca mülteci statüsü verilmesini reddeden bir karara karşı yapılan itiraza ilişkin bir davada Yabancılar Dava Konseyi tarafından Avrupa Birliği Adalet Divanına ön sorun olarak sorulan bir soruya cevap beklemek üzere dava listesine geri alınmıştır. 7. Serbest Bırakılma İçin İkinci Başvuru
  23. Başvuran, 20 Şubat 2018 tarihinde serbest bırakılmak üzere ikinci kez başvurarak şikâyetlerini yinelemiştir. Bu başvuru, 27 Şubat 2018 tarihinde, Hasselt ilk derece mahkemesi Konsey Dairesi tarafından reddedilmiştir. Söz konusu karar, 20 Mart 2018 tarihinde, Antwerp İstinaf Mahkemesi İddianame Bölümü tarafından onaylanmıştır. Antwerp İstinaf Mahkemesi İddianame Bölümü, Yabancılar Ofisi tarafından sunulan bilgilere atıfta bulunarak, kamu düzenine ve ulusal güvenliğe zarar verme riski göz önüne alındığında, başvuranın uzaklaştırılmasının mümkün olduğunu ve sığınma prosedürü sırasında tutuklanmasının hukuka uygun olduğunu tespit etmiştir. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu, 24 Nisan 2018 tarihinde reddedilmiştir. 8. Başvuranın Cezaya Mahkûm Edilmesi
  24. Başvuran, 20 Nisan 2018 tarihinde, Brüksel Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, Suriye’deki bir terör grubuna üye olma suçundan, önleyici tutukluluğu aşan kısmına ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte üç yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvuranın itirazda bulunmaması nedeniyle bu mahkûmiyet kesinleşmiştir. 9. Serbest Bırakılma İçin Üçüncü Başvuru
  25. Serbest bırakılması için 18 Mayıs 2018 tarihinde yapılan üçüncü bir başvuru reddedilmiştir. Antwerp İstinaf Mahkemesi İddianame Bölümü, 14 Haziran 2018 tarihli kararında, tutukluluğun Hükümetin takdirine bırakılmasına ilişkin bakanlık kararına dayandığını, bakanlık kararında yer alan kamu düzeni gerekçelerinin 20 Nisan 2018 tarihli mahkûmiyet kararıyla desteklendiğini, 6 Ekim 2017 tarihli sığınma başvurusu hakkında halen nihai bir karar alınmadığını ve makul süre sınırının aşılmadığını hatırlatmıştır. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu, 11 Temmuz 2018 tarihinde reddedilmiştir. 10. Serbest bırakılma için dördüncü başvuru
  26. Başvuran, serbest bırakılması için yaptığı 7 Eylül 2018 tarihli dördüncü başvurusunda, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini yinelemiş ve tecrit edilmesi, yaşı, uygulanan takip, tehlikelilik durumunun bulunmaması ve sığınma prosedürünün süresi nedeniyle psikolojik durumunun kötüleştiğini ileri sürmüştür. Başvurusu, 11 Eylül 2018 tarihinde, Hasselt ilk derece mahkemesi Konsey Dairesi tarafından reddedilmiştir. Bu karar, 28 Eylül 2018 tarihinde, Antwerp İstinaf Mahkemesi İddianame Bölümü tarafından, 14 Haziran 2018 tarihli kararla aynı ifadelerle onaylanmıştır (yukarıdaki 26. paragraf). Yargıtay, 30 Ekim 2018 tarihinde başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir. 11. Serbest Bırakılma İçin Beşinci Başvuru
  27. Başvuran serbest bırakılmak üzere 20 Aralık 2018 tarihinde beşinci defa başvurmuştur. Bu başvuru, 27 Aralık 2018 tarihinde, Hasselt ilk derece mahkemesi Konsey Dairesi tarafından reddedilmiştir. Antwerp İstinaf Mahkemesi İddianame Bölümü, 10 Ocak 2019 tarihli bir kararla, bu kararı önceki iki kararındaki aynı ifadelerle onaylamıştır (yukarıdaki 26 ve 27. paragraflar). Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu, 19 Şubat 2019 tarihinde reddedilmiştir. 12. Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulunun 13 Mart 2019 Tarihli Yeni Yazısı
  28. Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulu, sığınma ve göçten sorumlu müsteşara cevaben, 13 Mart 2019 tarihli bir yazıda şunları kaydetmiştir: Başvuranın güçlü bir ideolojik bağlılığı vardı, görüşleri mensup olduğu aşırılık yanlısı grup içinde bile genellikle “aşırı” olarak algılanıyordu; üst düzey temaslarda bulunduğu İslam Devletine entegrasyonundan, ideolojik hedeflerine ulaşmak için şiddet kullanımının kabul edildiği makul bir şekilde anlaşılabilirdi; Belçika’ya döndüğünden beri kendisini daha ılımlı göstermiştir ve şiddet eylemlerine katılma olasılığı daha düşük görünüyordu; ancak, tutukluluk sırasında değişen davranışlarının da gösterdiği gibi, başkalarını radikalleştirme ve onları kendi İslam görüşüne yönlendirme niyeti olduğunu göstermiştir. 13. Sınır Dışı Etme Kararı
  29. Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, Cezayir’deki genel durumu ve başvuran tarafından sunulan delilleri M.A./Fransa (no. 9373/15, 1 Şubat 2018) davasındaki içtihadın gereklilikleri ışığında yeniden inceledikten sonra, bu kez, Cezayir makamları tarafından terörist olarak değerlendirilme ve Belçika’daki mahkûmiyeti nedeniyle Cezayir’e geri gönderilmesi halinde hapsedilme korkusunun haklı nedenlere dayandığına dair somut göstergelerin bulunmaması halinde, geri göndermenin Sözleşme’nin 3. maddesiyle uyumlu olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, 27 Aralık 2017 tarihli kararını geri çekmiş (yukarıdaki 22. paragraf) ve 28 Mayıs 2019 tarihinde sınır dışı etme kararını kabul etmiştir.
  30. Yabancılar Dava Konseyi, 26 Haziran 2019 tarihinde, söz konusu sınır dışı kararını iptal etmiş ve Cenevre Sözleşmesi’nin 1/f maddesinin uygulanma olasılığı bağlamında ek soruşturma tedbirleri talep etmiştir. Nitekim Yabancılar Dava Konseyi, kendisine sunulan dosyanın temel unsurlardan yoksun olduğu ve bunun da itiraz edilen kararın ek soruşturma tedbirleri olmaksızın onaylanması veya bozulması gerektiği sonucuna varamayacağı anlamına geldiği kanaatine varmıştır.
  31. Bu sırada, 14 Mayıs 2019 tarihinde, Avrupa Birliği Adalet Divanı bir karar vermiştir (birleştirilmiş davalar C391/16, C-77/17 ve C-78/17). Adalet Divanı, bu kararda, daha sonra yürürlükten kaldırılan ve 13 Aralık 2011 tarihli 2011/95/EU sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi (“değiştirilmiş” direktif) ile değiştirilen 2004/83/EC sayılı Konsey Direktifi’nin 14. maddesinin 4 ve 5. fıkralarının uygunluğuna hükmetmiştir. Adalet Divanı, ulusal güvenliğe tehdit oluşturan bir kişiye mülteci statüsünün tanınmaması veya bu statünün geri alınması ihtimaline rağmen, Direktifin yeterli düzeyde koruma sağladığı kanaatine varmıştır. Adalet Divanı ayrıca, yasal korumadan hariç tutulan ancak geri dönmeleri halinde zulüm görme riski nedeniyle sınır dışı edilemeyen kişilerin haklarını da açıklığa kavuşturmuştur.
  32. Başvuran, 14 Ağustos 2019 tarihinde Mahkemeye mevcut başvurusunu sunmuştur. 2. Mevcut Başvurudan Sonraki Olay ve Olgular
    1. İkinci Sınır Dışı Etme Kararı
  33. Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, 20 Ağustos 2019 tarihinde, sınıra geri götürülmenin 3. maddeyle uyumlu olduğunu yineleyerek yeni bir sınır dışı etme kararı almıştır.
  34. Bu karar, 16 Eylül 2019 tarihinde, Yabancılar Dava Konseyi tarafından onaylanmıştır.
  35. Bu karara karşı yapılan 16 Eylül 2019 tarihli idari itiraz 13 Eylül 2022 tarihinde Danıştay tarafından reddedilmiştir. 2. Tutulma Kararı ile 26 Eylül 2019 Tarihli Ülkeyi Terk Etme Emri
  36. Yabancılar Ofisi, 16 Eylül 2019 tarihli kararın ardından 26 Eylül 2019 tarihinde, başvuranın ülkeye girişini on beş yıl süreyle yasaklayarak ülkeyi terk etmesi için yeni bir emir çıkarmıştır.
  37. Bu ülkeyi terk etme emri, başvuranın kamu düzenini ve ulusal güvenliği tehlikeye atabileceği gerekçesiyle uzaklaştırılması amacıyla başvuranın tutulmasına yönelik bir kararla birlikte verilmiştir. Başvuranın mahkûmiyetine, 2017 tarihli Devlet Güvenlik notuna ve Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulunun 2019 tarihli yazısına atıfta bulunulmuştur (yukarıdaki 20, 25 ve 29. paragraflar).
  38. Federal polis, 1 Ekim 2019 tarihinde, 11 Ekim 2019 tarihi için bir geri gönderme denemesi planlamıştır. 9 Ekim 2019 tarihinde başvuran tarafından başvurulan Mahkeme, 11 Ekim 2019 tarihinde, Belçika makamlarına, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesine dayanarak, 20 Ekim 2019 tarihine kadar başvuranın sınır dışı edilmemesi talimatını vermiştir. Bu nedenle geri gönderme iptal edilmiştir.
  39. Yabancılar Dava Konseyi, 10 Ekim 2019 tarihli bir kararla, 26 Eylül 2019 tarihli ülkeyi terk etme emrinin çok acil bir şekilde askıya alınması talebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu, Danıştay tarafından 13 Eylül 2022 tarihli bir kararla reddedilmiştir.
  40. Bu arada, 25 Ekim 2019 tarihinde, başvuran tarafından sağlanan bilgiler ışığında, Mahkeme tarafından belirtilen ihtiyati tedbir kaldırılmıştır.
  41. 30 Ekim 2019 tarihinde başvuran tarafından Liège ilk derece mahkemesi başkanına Belçika Devletinin kendisini sınır dışı etmesini yasaklamaya yönelik tek taraflı başvurusu üzerine 1 Kasım 2019 tarihinde yapılması planlanan uçuş iptal edilmiştir. Aynı gün, yasaklama para cezasına çevrilmiştir. Liège İstinaf Mahkemesi, 21 Şubat 2020 tarihinde, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddeleri uyarınca, Yabancılar Dava Konseyinin 16 Eylül 2019 tarihli kararına karşı yapılan idari itiraz başvurusu hakkında Danıştayın vereceği kararı beklemek üzere başvuranın sınır dışı edilme yasağını onamıştır (yukarıdaki 35. paragraf). 3. Tutukluluk Halinin Devamı Kararlarının Uzatılması
  42. 26 Eylül 2019 tarihli ülkeyi terk etme emri ile çıkarılan tutukluluk halinin devamına ilişkin karar üç kez uzatılmıştır. İki ay geçerliliği olan ilk uzatma kararı 25 Kasım 2019 tarihinde alınmıştır. Bir aylık ikinci uzatma kararı 24 Ocak 2020 tarihinde alınmıştır. Bir aylık üçüncü uzatma kararı ise 21 Şubat 2020 tarihinde alınmıştır.
  43. Belçika Devleti tarafından Yabancılar Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca başvurulan Hasselt İlk Derece Mahkemesi Konsey Dairesi (aşağıdaki 71. paragraf), 31 Ocak 2020 tarihli bir kararla, başvuranın tutukluluğunun uzatılmasının “yasallık testini” geçtiğini, zira hapsedildikten sonra, sınır dışı edilmesi için gerekli tedbirlerin gerekli özenle alındığını ve makul bir süre içinde fiilen sınır dışı edilmesinin halen mümkün olduğunu değerlendirmiştir.
  44. Başvuran, 31 Ocak 2020 tarihli karara itiraz etmiştir. Antwerp İstinaf Mahkemesi İddianame Bölümü, 10 Mart 2020 tarihli bir kararla, sınır dışı etme işlemlerinin normal seyrinde devam ettiğini ve Hükümetin özenli davrandığını değerlendirerek kararı onamıştır. Bu karara karşı başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu, Yargıtay tarafından 12 Mayıs 2020 tarihinde reddedilmiştir. 4. İdari Tutukluluk Tedbirinin Sona Ermesi
  45. Sığınmacıların kabulünden sorumlu Federal Ajans, 2020 yılının Mart ayında, başvuranın avukatlarını bir kabul yerinin boş olduğu konusunda bilgilendirmiştir. Başvuran, 20 Mart 2020 tarihinde Vottem kapalı merkezden çıkmıştır. 5. Başvuranın Yeniden Cezaya Mahkûm Edilmesi
  46. Başvuran, 20 Ağustos 2020 tarihinde, kapalı merkezde aynı odayı paylaştığı kişiye karşı yapılan tehditlerin ardından Marche-en-Famenne ceza infaz kurumuna yeniden kapatılmıştır. Başvuran, 5 Ocak 2021 tarihinde, Neufchâteau Asliye Ceza Mahkemesi tarafından sekiz ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Liège İstinaf Mahkemesi, 1 Nisan 2021 tarihinde, başvuranın hem suçluluğunu hem de cezasını onaylamıştır. Liège İstinaf Mahkemesi, özellikle, olayların ciddiyetini, kamu düzenine verilen zararı, başkalarının psikolojik bütünlüğüne saygının ihlal edilemeyecek bir sosyal norm olduğu konusunda sanığın bilinçlendirilmesi gerektiğini, başvuranın sabıka kaydını, yasal suç tekrarı durumunun yanı sıra kişiliğini kaydetmiştir. 6. 12 Nisan 2021 Tarihli Ülkeyi Terk Etme Emri
  47. Başvuran hakkında, 12 Nisan 2021 tarihinde, özgürlükten yoksun bırakan bir karar olmaksızın ülkeyi terk etme emri verilmiştir. Başvuran, 14 Nisan 2021 tarihinde, cezaevinden çıkmıştır.
  48. Yabancılar Dava Konseyi 12 Ocak 2023 tarihinde söz konusu ülkeyi terk etme emrini iptal etmiştir. 7. 5 Ocak 2023 Tarihli Ülkeyi Terk Etme Emri
  49. Yabancılar Ofisi, 5 Ocak 2023 tarihinde, sınıra geri dönme kararı ve bu amaçla özgürlükten yoksun bırakmaya ilişkin bir kararla birlikte yeni bir ülkeyi terk etme emri çıkarmıştır.
  50. Yabancılar Dava Konseyi, 24 Ocak 2023 tarihinde, başvuran tarafından yapılan çok acil itirazı reddetmiştir.
  51. Başvuran tarafından 30 Ocak 2023 tarihinde 5272/23 no.lu üçüncü bir başvuru yapılmıştır. Başvuran, Mahkemeden, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, Cezayir’e gönderilmesinin askıya alınmasını talep etmiştir. Mahkeme, 6 Şubat 2023 tarihli kararla, bu talebi reddetmiştir. 3. Başvuranın Tutulma Koşulları
    1. Vottem Kapalı Merkezinde Tutulma
      1. Oda Rejimi
  52. Başvuran, 26 Eylül 2017 tarihinde Vottem kapalı merkezine varışının ardından, “tehlikeli” olduğu değerlendirilen tutuklular için özel bir bölümde oda rejimine tabi tutulmuştur (aşağıdaki 73. paragraf). Başvuran, günde iki kez bireysel havalandırma hakkına sahiptir. Başvuran, gardiyanlar tarafından hor görüldüğünü hissetmesi nedeniyle bu gezintilerin çoğunu reddettiğini belirtmektedir.
  53. Söz konusu oda rejimi çerçevesinde, başvuran gece saat 22:00’den sabah 7:00’ye kadar her saat başı görüş kontrolüne tabi tutulmuştur. Başvurana göre bu kontrol gece gündüz her saat başı yapılmıştır. Bu gece kontrolünün rahatsızlığını hafifletmek için kendisine maske takması ve işitme cihazını çıkarması teklif edilmiştir. Başvuran, 19 Ocak 2018 tarihine kadar, her iki veya üç günde bir saatliğine başka bir tutukluyla görüşme imkânına sahip olmuştur.
  54. 8 Ekim 2017 tarihinden itibaren oda rejimi hafifletilmiş ve başvuranın günde birkaç saat grup ortamını paylaşmasına izin verilmiştir.
  55. Başvuranın temsilcileri, bu oda rejiminin dayandığı kararı edinmek üzere 2017 yılının Aralık ayında Yabancılar Ofisi ve kapalı merkezin müdürü ile iletişime geçmişlerdir. Başvuranın temsilcileri, başvuranın psikolojik hassasiyeti, kötüleşen psikolojik durumu, çeşitli tıbbi sorunları ve yaşı göz önünde bulundurularak bu tür bir tecrit ihtiyacının değerlendirilmesini talep etmişlerdir. Başvuranın temsilcileri, oda rejiminin daha da hafifletilmesini veya kaldırılmasını talep etmişlerdir.
  56. Merkezin müdürü, buna cevaben, 19 Aralık 2017 tarihli bir yazıyla, oda rejiminin 2 Ekim 2008 tarihli Kraliyet Kararnamesi’nin 83. maddesi uyarınca uygulandığını (aşağıdaki 73. paragraf) ve 8 Aralık 2017 tarihli kararda belirtilen nedenlerle gerekçelendirildiğini belirtmiştir (yukarıdaki 20. paragraf). Ayrıca, müdüre göre, başvuranın dosyasında oda rejimini engelleyen herhangi bir tıbbi engel bulunmamaktadır.
  57. Kapalı merkezin yönetimi tarafından 2018 yılının başında başvuranın temsilcilerine gönderilen birkaç yazıda, başvuranın diğer kişilere karşı anti-sosyal ve din değiştirtme amaçlı davranışlarda bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle başvuranın tecrit edilmiş bir odaya yerleştirilmesine karar verilmiştir.
  58. Başvuran, 24 Ocak 2018 tarihinde, oda rejimine son verilmesi için kapalı merkezlerde tutulan kişilerin şikâyetlerini incelemekle görevli Şikâyet Komisyonuna başvurmuştur. Komisyon, 8 Mart 2018 tarihinde, başvuranın yaşını ve sağlık durumunu göz önünde bulundurarak, altı aylık bir deneme süresi için rejimin kısmen kaldırılmasına karar vermiştir. Başvuran, bu karara karşı önce yetkisizlik kararı veren Danıştay önünde, ardından da Yabancılar Dava Konseyi önünde itiraz etmiştir. Yabancılar Dava Konseyi, 20 Aralık 2018 tarihinde, başvuranın 21 Mart 2018 tarihinden itibaren grup rejimine tabi olması nedeniyle (aşağıdaki 60. paragraf) dava ehliyeti olmadığı gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir. 2. Grup rejimi
  59. Başvuran, 21 Mart 2018 tarihinde, genç tutuklularla aynı hücreyi paylaştığı grup rejimine yerleştirilmiştir. Başvuran, birçok kez merkez müdürüne, yaşına ve sağlık durumuna uygun bir ritme ve dinlenme süresine sahip olmadığından ve mahremiyetinin bulunmadığından şikayetçi olmuştur.
  60. Başvuran, 2018 yılının Şubat ayından itibaren, bir mahkûm destek derneğinden gelen ve iyi ilişkiler geliştirdiği ve radikalleşmiş kişilerden sorumlu bir dernekten gelen görevliler tarafından düzenli olarak ziyaret edilmiştir. Söz konusu ilk görevli, birçok defa, uzun süreli tutukluluk ve tecrit rejiminin bir sonucu olarak başvuranın psikolojik ve fiziksel hassasiyetine ilişkin endişelerini bildirmiştir.
  61. Başvuranın temsilcileri, 2018 yılı boyunca, başvuranın psikolojisinin bozulduğunu, bunun psikolojik hassasiyetinin, tecrit edilmesinin, tutukluluk süresinin uzunluğunun ve serbest bırakılma ihtimalinin bulunmamasının bir sonucu olduğunu bildirmek amacıyla defalarca kapalı merkezin müdürüne ve Yabancılar Ofisine başvurmuşlardır.
  62. Başvuranın temsilcileri tarafından 31 Ekim 2018 tarihinde merkezin yönetimine gönderilen bir yazıdan, başvuranın bazı bağlantılar kurmuş olması ve artık merkeze aşina olması nedeniyle başka bir kuruma olası bir transferin çok sarsıcı olacağı anlaşılmaktadır.
  63. Başvuran, 2019 yılının Ağustos ayında talebi üzerine tek kişilik bir odaya yerleştirilmiş ve burada, beklentilerinin aksine, yine diğer tutuklulardan tamamen izole edilmiştir. 2. Marche-en-Famenne Ceza İnfaz Kurumunda Tutukluluk
  64. Başvuran, 20 Ağustos 2020 tarihinde Marche-en-Famenne cezaevine vardığında (yukarıdaki 47. paragraf), tecrit altına alınmıştır. Cezaevi Merkez Gözetim Kurulu İtiraz Komisyonu, başvuranın o sırada 71 yaşında olması ve sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri göz önünde bulundurarak dört ay sonra bu uygulamaya son vermiştir. 4. Tıbbi Tedaviye Erişim ve Tıbbi Takip
  65. 2 Ekim 2017 tarihinde Devlet Güvenlik Birimi tarafından Yabancılar Ofisine gönderilen notta (yukarıdaki 20. paragraf), Hasselt cezaevinde geçirdiği son birkaç ay boyunca, cezaevi hizmetlerine herhangi bir belirti göstermemiş olmasına rağmen, başvuranın ruh sağlığının ciddi şekilde bozulduğu belirtilmiştir.
  66. Dosyada, Dünya Doktorları kuruluşundan bir doktor ve bir psikolog tarafından hazırlanan iki tıbbi-psikolojik rapor yer almaktadır. 19 Ekim 2017 tarihli ilk raporda çeşitli tıbbi sorunlar (ülser, prostat ve işitme sorunları ve kronik bel ağrısı), depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu kaydedilmiştir. 6 Aralık 2018 tarihli ikinci rapor, uzun süreli tecrit nedeniyle önemli, ilerleyici ve sürekli bir zihinsel bozulmaya ve psikiyatrik çöküntü durumuna işaret etmiştir. Söz konusu rapor, çelişkili bir şekilde, başvuranın tecrit koşullarını tercih ettiğini çünkü birlikte yaşama koşullarının çok zor olduğunu ortaya koymuştur.
  67. Başvuran 2018 yılı boyunca bir hemşire tarafından günlük olarak ziyaret edilmiştir. Başvuran ayrıca, kendi isteği üzerine, özellikle işitme cihazının pillerini değiştirmek, KBB sorunları ve ağrıları için merkezin doktorları tarafından muayene edilmiştir. Başvuran, yüksek güvenlik koşulları nedeniyle memnun olmadığı hastane sevkinin ardından, uzman muayeneleri için merkez dışına sevk edilmeyi reddetmiştir.
  68. Başvuran, 2018 yılının başlarında, temsilcilerinin bu yöndeki talebine rağmen, merkezde sunulan psikolojik takibi reddetmiştir. Başvuranın talebi üzerine 23 Nisan 2018 tarihinde merkez dışında bir psikiyatrist ile randevu ayarlanmıştır. Başvuran, özellikle başgardiyanın varlığı nedeniyle kendisini rahatça ifade etme konusunda güvende hissetmediği gerekçesiyle randevuyu sonlandırmıştır.
  69. Yabancılar Ofisi doktoru, 26 Eylül 2019 tarihinde, başvuranın sağlık durumunun tutukluluğuna veya Cezayir’e seyahat etmesine engel olup olmadığı ve söz konusu tıbbi tedavinin Cezayir’de zorunlu, mevcut ve erişilebilir olup olmadığı konusunda bir görüş bildirmiştir. Doktorun raporuna göre, devam etmekte olan bir tıbbi tedavi bulunmaması nedeniyle, tıbbi nedenlerle seyahat etmek için herhangi bir sakınca bulunmuyordu ve bahsedilen tıbbi sorunlar güncel değildi.

İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI

  1. YABANCILAR KANUNU

  2. Sığınma prosedürü ve sığınmacıların özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının yanı sıra serbest bırakılma başvurularına uygulanacak prosedür Yabancılar Kanunu’nun ilgili hükümleri tarafından düzenlenmektedir. Somut olayda bu hükümler aşağıdaki gibidir:

Madde 7

“Uluslararası bir anlaşmada yer alan daha lehte hükümler saklı kalmak kaydıyla, bakan veya temsilcisi, 1o, 2o, 5o, 9o, 11o veya 12o fıkralarında belirtilen durumlarda, üç aydan fazla kalmasına ya da Krallığa yerleşmesine izin verilmeyen ya da bu yönde kabul edilmeyen yabancıya, belirli bir süre içinde bölgeyi terk etmesi yönünde bir emir verebilir ya da Bakan ya da vekili bu yönde bir emir vermek zorundadır:

1o 2. madde uyarınca gerekli belgeleri taşımadan Krallık’ta kalmaya devam ederse;

(...)

3o davranışları nedeniyle kamu düzenini veya ulusal güvenliği tehlikeye atması muhtemel görülüyorsa; (...)”

Madde 52/4

“Özellikle ağır bir suçtan kesin olarak mahkûm edilen bir yabancının 50, 50bis, 50ter veya 51. maddeleri uyarınca, sığınma talebinde bulunan bir yabancının toplum için bir tehlike oluşturması ya da ilgilinin ulusal güvenlik için bir tehlike olarak değerlendirilmesi için makul gerekçelerin bulunması halinde, Bakan veya temsilcisi bu bağlamda bütün unsurları Genel Komisere sunmaktadır.

Genel Komiser, özellikle ağır bir suçtan kesin olarak mahkûm edilen bir yabancının toplum için bir tehlike oluşturması ya da ilgilinin ulusal güvenlik için bir tehlike olarak değerlendirilmesi için makul nedenlerin bulunması halinde, mülteci statüsünü kabul etmeyi reddedebilmektedir. Bu durumda Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, 48/3 ve 48/4 maddeleriyle uzaklaştırma tedbirine ilgili olarak bir görüş sunmaktadır.

Bakan, kamu düzeni veya ulusal güvenliğin korunması için gerekli görürse, ilgilinin başvurusu incelenirken belirli bir yerde ikamet etmesine karar verebilmektedir.

Özellikle ağır koşullarda, Bakan kamu düzenini veya ulusal güvenliği korumak için gerekli gördüğü takdirde, ilgiliyi geçici olarak hükümetin hizmetine verebilmektedir.”

Madde 71

“7, 8bis, § 4, 25, 27, 29, 2, 51/5, § 1, 2, ve § 3, 4, 52/4, 4, 54, 57/32, § 2, 2 ve 74/6 maddeleri uyarınca, alınan özgürlükte yoksun bırakılma tedbirine tabi olan yabancı, Krallıkta ikamet ettiği veya bulunduğu yerdeki asliye ceza mahkemesi Konsey Dairesi nezdinde başvuruda bulunarak bu tedbir hakkında itirazda bulunabilmektedir.

“74/5. maddesi uyarınca, sınırda belirli bir yerde tutulan yabancı, bu tedbire karşı, tutulduğu bölgenin asliye ceza mahkemesi Konsey Dairesi nezdinde başvurarak itiraz edebilmektedir.

74/5, § 3, 5 ve 74/6, § 2, 5 maddelerinin uygulanmasına halel getirmeksizin, ilgili önceki fıkralarda atıfta bulunulan başvuruyu aydan aya yeniden yapabilmektedir.

Bununla birlikte, 74. madde uyarınca, Bakan, Konsey Dairesine başvurduğu takdirde, yabancı, tutukluluk veya tutukluluk süresinin uzatılmasına ilişkin karara karşı ancak takip eden otuzuncu günden itibaren yukarıdaki fıkralarda belirtilen başvuruyu yapabilmektedir.”

Madde 72

‘Konsey Dairesi, ilgiliyi veya temsilcisini, bakanı, delegesini ya da temsilcisini imkânları ölçüsünde dinledikten ve devlet bakanının görüşünü aldıktan sonra, başvurunun yapılmasından itibaren beş iş günü içinde karar verebilmektedir.

“Konsey dairesi, özgürlükten yoksun bırakma ve ülkeden uzaklaştırma tedbirlerinin, uygunluğuna karar vermeden önce kanuna uygun olup olmadığını incelemektedir.

Konsey Dairesinin kararları, yabancı, Cumhuriyet savcısı ve Bakan veya temsilcisi tarafından temyiz edilebilmektedir.

Temyiz, tutuklama emri, sorgu hâkimi, iletişim yasağı, tutuklama kararı, kefaletle veya kefaletle salıverme ve idari dosya hakkında bilgi edinme hakkıyla ilgili olanlar hariç olmak üzere, tedbir amaçlı tutuklamaya ilişkin yasal hükümlere göre yapılmaktadır.

Yabancının temsilcisi, duruşmadan önceki iki iş günü içinde yetkili mahkemenin yazı işleri müdürlüğündeki dosyaya bakabilmektedir.

Yazı işleri müdürü, iadeli taahhütlü bir yazıyla ilgilinin temsilcisine dosyaya ilişkin görüş sunacaktır.”

Madde 73

“Konsey Dairesi tutukluluğun devam etmemesine karar verirse, karar kesinleşir kesinleşmez yabancı serbest bırakılabilmektedir.

Bakan, bu yabancıya, tabi olduğu ülkeden uzaklaştırma tedbirinin infazına kadar veya iptal başvurusuna ilişkin karar verilinceye kadar belirli bir yerde ikamet etmesine karar verebilmektedir.”

Madde 74

“Bakan, 7, 6, 29, 3, 44 septies, § 1, 3, 74/5, § 3, 2, ve 74/6, § 1, 6 uyarınca, yabancının tutukluluk halinin devamı veya tutulmasına karar verdiğinde, tutukluluk halinin devamı kararından bir sonraki beş iş günü içinde, yabancının Krallıktaki ikamet yerinin veya bulunduğu yerin Konsey Dairesine başvuruyla başvurması gerekmektedir.

Belirlenen süre içinde Konsey Dairesine başvurulmaması halinde, yabancının serbest bırakılması gerekmektedir.

Geri kalanı için 72 ve 73. maddeler uyarınca işlem yapılmaktadır.”

Madde 74/8

“§ 1. İlgilinin 7. madde uyarınca tutuklu bulunduğu, Hükümetin hizmetine verildiği veya tutulduğu yerden gerekli izin olmaksızın ayrılmaması için gerekli tedbirler alınabilmektedir (...)

(...)

Ceza infaz kurumlarında tutuklu bulunan ve uygulanabilir uzaklaştırma kararı verilen yabancılar, mahkemelerce verilen cezalara çarptırıldıktan sonra, ilgililerin etkin bir şekilde uzaklaştırılmaları amacıyla, Bakanın yetkisi kapsamında derhal uzaklaştırılmakta veya sevk edilmektedirler.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 609. maddesinin kaldırılmasıyla, ve yalnızca yetkili Bakan yabancıların ülkeye girişleri, kalışları, yerleşmeleri ve uzaklaştırılmaları için hemen uzaklaştırma veya nakil işlemlerine devam edemediğini kanıtladığında, yakalama kararının kaldırılmasına konu olan kimse, yetkili makamın kararı uyarınca, gerek uygulanabilir Kraliyet sınır dışı kararı, uygulanabilir bakanlığın iade kararı ve gerekse etkin bir uzaklaştırma deliliyle uygulanabilir bölgeye terk etme emrine tabi olması nedeniyle, etkin bir şekilde uzaklaştırılması amacıyla, en fazla yedi gün için tutuklu bulunabilmekte veya bu mümkün değilse, sınır dışı edilebilmesi için Bakanın yetkisi kapsamında bir bölgeye nakledilebilmektedir.

Bu yabancı, kamu hukuku kapsamında tutuklulardan tecrit edilmektedir.”

Madde 74/ 14

“§ 1. Uzaklaştırma kararı, bölgeyi terk etmek için otuz günlük bir süre öngörmektedir.

6. madde uyarınca Krallıkta üç aydan fazla kalma yetkisi olmayan üçüncü bir ülke vatandaşı, yedi ila otuz günlük bir süreden yararlanmaktadır.

Üçüncü ülke vatandaşının Bakan veya temsilcisi nezdinde yaptığı gerekçeli talep üzerine, 1. fıkrada belirtilen ülkeyi terk etmek için tanınan süre, gönüllü geri dönüşün tanınan süre içinde tamamlanamayacağının kanıtlanması üzerine uzatılmaktadır.

Gerekirse, bu süre, üçüncü ülke vatandaşının Bakan veya temsilcisi nezdinde yaptığı gerekçeli talep üzerine, kalış süresi, okula devam eden çocukların varlığı, gönüllü ayrılma hazırlığı ve diğer aile ve sosyal bağların kesinleşmesi gibi durumuna özgü koşulların dikkate alınması amacıyla, uzatılabilmektedir.

Bakan veya temsilcisi, üçüncü ülke vatandaşına gönüllü ayrılma süresinin uzatıldığını yazılı olarak bildirilmektedir.

§ 2. Gönüllü ayrılma süresi devam ettiği sürece, üçüncü ülke vatandaşı zorla uzaklaştırmaya karşı korunmaktadır.

Bu süre zarfında kaçma riskini önlemek için, üçüncü ülke vatandaşı önleyici tedbirleri yerine getirmeye zorlanabilmektedir.

Kral, bu tedbirleri Bakanlar Konseyinde müzakere edilen karar ile tanımlamaktadır.

§ 3. 1. fıkrada öngörülen süre aşağıdaki durumlarda iptal edilebilmektedir:

1o kaçma riski olması veya;

(...)

3o üçüncü ülke vatandaşının kamu düzeni veya ulusal güvenlik için bir tehdit oluşturması; (...)”

  1. Yargıtay (Yarg. 30 Kasım 2016, s.16.1114.F), soruşturma mahkemelerinin yetkilerini (yukarıda belirtilen Yabancılar Kanunu’nun 72.maddesinin 2. fıkrası) şu şekilde belirtmiştir:

[15 Aralık 1980 tarihli Yabancıların Ülkeye Girişleri, Kalışları, Yerleşmeleri ve Uzaklaştırılmalarına Hakkında Kanun’un 72. maddesinin 2. fıkrası] uyarınca, soruşturma mahkemeleri uygunluklarına karar veremeden, özgürlükten yoksun bırakma ve ülkeden uzaklaştırma tedbirlerinin kanuna uygun olup olmadığını incelemektedir. Bu mahkemeler tarafından uygulanan yasallık denetimi, işlemin özellikle gerekçesinin varlığıyla ilgili olarak ve gerek yerel düzen çerçevesinde doğrudan etkileri olan uluslararası hukuk kuralları gerekse 15 Aralık tarihli kanuna uygunluğu açısından kesin geçerliliği ile ilgili olmaktaydı. Bu denetim ayrıca, idari makam tarafından ileri sürülen olayların gerçekliğinin ve doğruluğunun incelenmesini içermektedir. Hâkim, kararın herhangi bir açık değerlendirme veya fiili hata ile zarar görmeyen bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını incelemektedir. Ceza Kanunu’nun 237. maddesinin 3. fıkrası ve anayasal kuvvetler ayrılığı ilkesi, soruşturma mahkemesinin tedbiri yararları, uygunluğu ve etkinliği açısından denetlemesini yasaklamaktadır.”

  1. ODA REJİMİ VE KAPALI MERKEZDE ŞİKÂYET HAKKI

  2. Yabancılar Kanunu’nun 74/8. maddesinde belirtilen hükümler uyarınca, bir yabancının tutuklu bulunduğu, Hükümetin hizmetine sunulduğu veya tutulduğu, Yabancılar Bürosu tarafından yönetilen, Belçika topraklarında bulunan bölgelerde uygulanabilir çalışmaya yönelik rejimi ve kuralları belirleyen 2 Ağustos 2002 tarihli Kraliyet kararının 83/1 maddesi, bir “oda rejimi” öngörmektedir. Bu belge, grup halinde yaşamaya ilişkin rejime bir istisna öngörmektedir. Bu “oda rejimi”, özellikle düzen veya güvenlik tedbirleri için benimsenebilmekte ve davranışıyla grubun güvenlik ve huzurunu tehlikeye atacak bir işgalcinin tecrit edilmesine yol açabilmektedir. Bu madde, 8 Mayıs 2014 tarihli Kraliyet kararıyla eklendiği şekliyle, aşağıdaki gibi belirtilmektedir:

“Madde 83/ 1. İşgalci, tutuklanmadan önceki veya bir merkezde kaldığı süre içindeki davranışları sonucu, merkezin yönetimi tarafından verilen karara dayanılarak, oda rejiminde kalan bir grup rejime ayrılan merkezde ya da merkezin bir bölümünde kalamamaktadır.

İşgalcinin bir grup rejiminden çıkarılması kararı, ilgilinin bilgisine sunulmaktadır.

“Madde 83/ 2. Oda rejiminde kalan işgalci, yürüyüş dâhil olmak üzere, günde en az üç saat aktivite hakkına sahiptir.

İşgalcinin davranışlarıyla, kendi diğer işgalcilerin, personel üyelerinin veya merkezin güvenliğini ya da merkezin düzgün işleyişini tehlikeye atması durumunda, merkezin müdürü veya vekili özellikle bölgeden çıkarılmasına karar verebilmektedir. İlgili, derhal bu durumdan genel müdürü bilgilendirmektedir.

“Madde 83/ 3. Oda rejimi için kullanılan daireleri, kişi başına en az aşağıdakileri içermektedir:

- mevsime göre uyarlanmış bir yatak ve şilte, yastık, lastikli çarşaf ve yeterli çarşaf ve battaniye dâhil olmak üzere uygun yatak takımı;

- lavabo ve tuvalet;

- bir dolap veya raf;

- bir çağrı sistemi;

- işgalcinin dikkatli kullanması koşuluyla eğlence ekipmanı.”

  1. Yukarıda belirtilen Kraliyet kararının 130. maddesi gereğince, tutulan kişiler Şikâyet Komisyonu nezdinde şikâyette bulunabilmektedir.

HUKUKÎ DEĞERLENDİRME

  1. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  2. Başvuran, tutukluluk halinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendine uygun olmadığından şikâyet etmektedir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

(...)

f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;”

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında

  1. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesi kapsamında başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

B. Esas Hakkında

1. Tarafların İddiaları

a) Başvuran

  1. Başvuran, 20 Eylül 2017 tarihinde verilen özgürlükten yoksun bırakma kararının, kendisini hapse atan Belçika makamlarının talebi üzerine, bölgede bulunduğundan, bölgeye düzensiz bir şekilde girmesini engelleme amacı taşımadığından şikâyet etmektedir. Hakkında sınır dışı işlemi devam eden bir yabancı olarak da değerlendirilemez.

Öncelikle bir sığınmacı olarak, sığınma talebinin soruşturulması devam ettiği sürece, geri gönderilmeye karşı korumadan yararlanmaktaydı. Ayrıca, Danıştay önünde sığınma prosedürü sonucu beklenirken başvuranın uzaklaştırılmasının yasaklandığı 21 Şubat 2020 tarihli Brüksel İstinaf Mahkemesinin kararından sonra, 6 Ekim 2017 tarihinde Mahkeme tarafından verilen geçici tedbir kararı ile 28 Mayıs 2019 tarihli Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri’nin kararı arasında uzaklaştırmanın makul perspektifi bulunmamıştır. Esasen, başvuran yalnızca kamu düzeni gerekçelerinden tutuklu bulunmuştur. Hâlbuki, ilgilinin Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulu tarafından özellikle İslam Devleti kadrolarıyla bağlantıları olan çok tehlikeli bir terörist olduğu iddiasına dayanarak, kamu düzenine yönelik bir tehdit oluşturduğu iddiası herhangi bir ayrıntıdan yoksundur. Başvuranın sergilediği iddia edilen sorunlu olaylar, konuşmalar veya davranışlarla ilgili ve başvuranın suç işlemesini veya kaçmasını engellemek için tutuklanmasının makul bir şekilde gerekli olup olmadığını incelemek için yeniden değerlendirilmemiştir. 78. Başvuran, üç tutukluluk dönemine ilişkin olarak yasal yollara uyulmasına itiraz etmektedir. Öncelikle, başvuranın 20-26 Eylül 2017 tarihleri arasında tutukluluk haline dayanan durumu, iadeye ilişkin icra niteliği olması nedeniyle, “ek” bir tutukluluğa imkân veren Yabancılar Kanunu’nun 74/8, § 1 maddesinin 4. fıkrasını yerine getirmemiştir. Hâlbuki somut olayda, hükümet tarafından ileri sürülen 7 Ocak 2013 tarihli ülkeyi terk etme emri, Belçika hukukuna göre bir defa yerine getirildiğinde bölgeden ayrılma kararı bağlayıcı gücünü kaybettiği için artık hukuki bir etkiye sahip olamaz. Ardından, Mahkeme 6 Ekim 2017 tarihinde, Belçika makamlarına, başvuranın 20 Ekim’e kadar Cezayir’e sınır dışı edilmemesi talimatını vermiştir, böylece başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının bu tarihe kadar hiçbir yasal dayanağı yoktur. Daha sonra, 8 Aralık 2017 tarihli kararın 16 Ekim 2019 tarihine kadar yasal dayanak olarak devam edebileceğini iddia etmek yanlıştır (yukarıda 82. paragraf). Nitekim, Yabancılar Kanunu’nun 7. maddesine dayanarak, 26 Eylül 2019 tarihinde ülkeyi özgürlüğünden yoksun bırakarak terk etme kararı çıkarılmıştır, bu da başvuranın bundan böyle uzaklaştırılmaya karşı korunmadığı ve sığınma prosedürünün sona erdiği anlamına gelmektedir. Başvurana göre, Danıştay önündeki temyiz başvurusunun karar vermediği sürece hukuki etkiler doğuracağını paralel olarak ileri sürmek ve 16 Eylül 2019 tarihinden sonra sınır dışı etme girişimlerinin haklı olduğunu iddia etmek tutarlı değildir. 79. Başvuran, izlenen amaçlara göre tutukluluk halinin orantısız süresinden şikâyet etmektedir. Başvuran özellikle üçüncü sığınma talebinin incelenmesi çerçevesinde, yetkililerin özenli davranmadıklarından şikâyet etmektedir. Böylelikle, Ocak ayının 2018 yılı ve Nisan ayının 2019 yılı arasındaki iade görevi, sığınma talebinin reddedilmesi kararının, 14 Mayıs 2019 tarihinde Avrupa Birliği Adalet Divanının kararı müdahale etmeden önce, Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri tarafından son olarak geri çekildiği ve 26 Haziran 2019 tarihinde Yabancılar Dava Konseyinin 27 Mayıs 2019 tarihli mülteciler ve vatansız kişiler için Genel Komiserin ardından gelen kararını iptal ettiği bilinerek, bir özen muamelesi olarak değerlendirilemez. Buna, ilgilinin 2022 tarihine kadar süre sığınma talebinin soruşturulması eklenmektedir. Hâlbuki olaylarda ve belgelerde önemli bir karmaşıklık bulunmamaktaydı. 80. Başvuran son olarak, tutukluluk halinin sağlık, fiziksel ve/veya zihinsel durumuna ve tutuklu bulunduğu yerin ve koşullarının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi açısından, uygun olmadığını iddia etmektedir. Vottem kapalı merkez özellikle ilgilinin yaşına ve zihinsel sağlık durumuna bağlı olarak dayanıksız hali dikkate alınarak, uzun süren tutukluluk hali için uygun olmamaktaydı. Başvuran, yetkililerin ve mahkemelerin kapalı merkeze yerleştirilmesi ve tutulmasına devam edilmesi gerekliliğini değerlendirmek için bu unsurları dikkate almadığından şikâyet etmektedir.

b) Hükümet

  1. Hükümet, kamu düzeninin korunmasının, Devlet tarafından verilen kararlarda kesinlikle bir rol oynadığını, ancak başvuranın potansiyel tehlikeliliğinin Devlet Güvenliğinin raporlarıyla desteklendiğini ileri sürmektedir. 8 Aralık 2017 tarihli Hükümetin hizmetine verilme kararı, bu raporlara dayanılarak verilmiş ve başvuranın bir tehdit olarak değerlendirilmesine yol açan nedenleri doğrulamıştır. Dolayısıyla, başvuranın sınır dışı edilmesi amacıyla, sunulan tutukluluk kararlarının gerekçesinden ve somut tedbirlerden anlaşıldığı gibi, ilgilinin tutukluluk hali hakkında Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi tarafından izin verilen amaçlara riayet çerçevesinde, gerekli adımların özenle başlatılması ve yürütülmesi yasal olarak mümkün olur olmaz, sınır dışı edilmesi hedeflenmektedir.
  2. Hükümet, yasal yollara riayet ile ilgili olarak, adli tahliyesi sırasında halen yasa dışı ikamet durumunda bulunan başvuranın, 7 Ocak 2013 tarihinde verilen ülkeyi terk etme emri altında olması nedeniyle, Yabancılar Kanunu’nun 74/8. maddesinin 1. fıkrasının 4. satırına dayanarak, 26 Eylül 2017 tarihine kadar, tutuklu bulunabildiğini belirtmektedir. Hükümet ardından, Mahkeme tarafından başvuranın sınır dışı edilmesine dair verilen bilginin geçici olduğunu ve ilgilinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının uygunluğu hakkında etkisiz olduğunu ileri sürmektedir. 8 Aralık 2017 tarihli ilgilinin Devletin hizmetine verilme kararı, Yabancılar Dava Konseyinin karar tarihi olan 16 Eylül 2019 ile bu karar hakkında itiraz süresinin dolma tarihi olan 16 Ekim 2019 tarihleri arasında yasal bir dayanak olarak kullanılmaya devam edebilmiştir. K.G./Belçika, no. 52548/15, § 83, 6 Kasım 2018 davasında olduğu gibi, dolayısıyla tutukluluk hali Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin gerekliliklerini karşılamaktaydı.
  3. Hükümete göre, tutukluluk ve buna bağlı yargılamalar gerekli süreyi tamamlamış ve makul süreyi aşmamıştır. Özellikle söz konusu davanın karmaşık değerlendirmelerine rağmen, gereken her türlü özen ile birlikte 6 Ekim 2017 tarihinde başvuran tarafından açılan ve 16 Eylül 2019 tarihinde tamamlanan sığınma prosedürü içinde geçerlidir.
  4. Hükümet son olarak, başvuranın sağlık durumunun yetkililer tarafından gerektiği gibi dikkate alındığını ileri sürmektedir. Başvuran her daim kapalı merkezde sağlık hizmetinden yararlanmış ve hiçbir şekilde psikolojik bir destek alma arzusunda olmamıştır. Ayrıca, dosyada başvuranın sağlık durumunun tutukluluk haline elverişli olmadığını kanıtlayan hiçbir unsur bulunmamaktadır.

2. Mahkemenin Değerlendirmesi

a) Sözleşme’nin 5. Maddesinin 1. Fıkrasının f) bendi tarafından izin verilen amacın izlenmesi

i. Genel İlkelerin hatırlatılması

  1. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin, bireyin özgürlük hakkına Devletin her türlü keyfi müdahalesine karşı korunması olan temel bir hak sağladığını hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinde belirtilen özgürlük hakkına ilişkin itirazlardan biri, devletlere göç denetimi çerçevesinde, aşağıda belirtilen iki tür durumda yabancılarınkini kısıtlama imkânı tanımaktadır (A. ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 3455/05, § 163, AİHM 2009 ve Khlaifia ve diğerleri/İtalya [GBD], no.16483/12, §§ 88 89, AİHM 2016).
  2. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin birinci yönü, Devletlere sığınmacıların ve göçmenlerin kendi topraklarına izinsiz girmeleri halinde yakalanmasına ve tutuklanmasına imkân tanımaktadır. Henüz bölgeye “girmemiş” ve sınırda sığınma talebinde bulunan bir kişinin tutuklanması, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin birinci kısmı anlamında, sığınma talebinin işlenmesi sırasında ilgilinin “düzensiz olarak girmesini engellemeyi” amaçlayabilmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Saadi/Birleşik Krallık [BD], no. 13229/03, AİHM 2008 ve Thimothawes/Belçika, no. 39061/11, 4 Nisan 2017).
  3. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ikinci yönü, Devletlerin bir kişiyi sınır dışı etmek veya iade etmek amacıyla bir kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmasına imkân tanımaktadır. Bu yöne dayanan özgürlükten yoksun bırakma, yalnızca bir sınır dışı etme veya iade prosedürünün devam ediyor olması konusuyla haklı gösterilebilmektedir. Bu prosedür gereken özenle yürütülmemiş ise, tutukluluk hali Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi bakımından haklı gösterilmekten çıkmaktadır (yukarıda belirtilen A. ve diğerleri, § 164). Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi, örneğin ilgilinin bir suç işlemesini veya kaçmasını engellemek için ilgilinin tutukluluk halinin makul olarak gerekli görülmesini gerektirmez (Chahal/Birleşik krallık), 15 Kasım 1996, § 112, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996‑V ve yukarıda belirtilen Saadi/Birleşik Krallık, § 72).
  4. Mahkeme bununla birlikte, “devam eden sınır dışı prosedürünün” varlığına ilişkin koşulun yetkililerin ilgililerin Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muamele riskine maruz bırakmadan tutukluluk süreleri boyunca sınır dışı etme konusunda gerçekçi bir perspektifi olmaması ve tutukluluk halinin ulusal güvenlik nedeniyle, tek gerekçenin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin sınırlarından çıkması halinde, ortaya çıkmadığına karar vermiştir (yukarıda belirtilen A. ve diğerleri, §§ 167 ve 171 ve M.S./Belçika, no. 50012/08, § 150, 31 Ocak 2012).

ii. Somut olay

  1. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin birinci yönü anlamında bölgeye henüz “girmemiş” kişiler arasında sayılamayacağını tespit etmektedir. İlgilinin Belçika’da oturma izni olmamasına rağmen, yakalandıktan ve Belçika’ya iade edildikten sonra cezaevine girmiştir (yukarıda 9. paragraf; bk. yukarıda belirtilen K.G., §§ 79-80 ve belirtilen atıflar).
  2. Başvuran ayrıca, tutukluluğu boyunca, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ikinci yönünün gereklilikleri kapsamına girmiş olabileceğinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, ilk tutukluluk halini, sığınma talebinin incelenmesi dönemini, 20 Mart 2020 olan serbest bırakıldığı tarihe kadar geçen süreyi belirtmektedir.

α) 20 Eylül 2017 tarihli ilk tutukluluk

  1. Başvuranın idari tutukluluk kararı, 20 Eylül 2017 tarihinde, Belçika’da oturma izni yok iken verilmiş ancak cezaevine yerleştirilmiştir (yukarıda 9. paragraf). Mahkeme, başvuranın 6 Ekim 2017 tarihinde yeni bir iltica başvurusunda bulunması nedeniyle, Cezayir’e gönderilmesi planlandığını ve iptal edildiğini kaydetmektedir (yukarıda 16. paragraf). Bu dönem boyunca, dolayısıyla başvuranın tutukluluk hali, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ikinci yönünün olasılıklarına dâhil edilmekteydi.

β) 6 Ekim 2017 ve 16 Eylül 2019 tarihleri arasında tutukluluk

  1. Başvuran, yeni sığınma talebinin soruşturulması boyunca, sığınmacı olarak geri gönderilmeye karşı korumadan yararlandığını ve dolayısıyla tutukluluk halinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ikinci yönünde belirtilen olasılıklardan çıktığını iddia etmektedir. Mahkeme bu iddiayı kabul etmemektedir. Bir sığınma talebinde bulunulması, kendi başına, bir sığınmacının idari tutukluluk halinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendiyle bağdaşmaz hale getirme etkisine sahip değildir. Önemli olan, yerel makamların başvuranı uzaklaştırma niyetini gütmüş olmalarıdır.
  2. Mahkeme somut olayda, Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri’nin 27 Aralık 2017 tarihinde başvuranın sığınma talebini reddettiğini ancak ilgilinin Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, Cezayir’e sınır dışı edilmemeye ilişkin bir şarta başvurduğunu gözlemlemektedir. Bu karar hakkında başvuranın itirazı, Yabancılar Dava Konseyi önünde halen devam ederken, Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri durumu yeniden incelemiş ve 28 Mayıs 2019 tarihinde ilgilinin Cezayir’e geri gönderilmesinin bundan böyle Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olduğunun anlaşıldığını değerlendirmiştir. Başvuran Yabancılar Dava Konseyi nezdinde bu karar hakkında itirazda bulunmuş ve Konsey ek unsurlardan yararlanma gerekliliği nedeniyle, bu itirazı iptal etmiş ve dosyayı sığınma talebinin yeniden incelenmesi amacıyla, Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri’ne geri göndermiştir. Mülteciler ve Vatansız Kişiler Genel Komiseri, 20 Ağustos 2019 tarihinde, yeniden bir sınır dışı kararı vermiştir. Bu karar hakkında başvuran tarafından yapılan başvuru 16 Eylül 2019 tarihinde Yabancılar Dava Konseyi tarafından reddedilmiştir.
  3. Bu unsurlardan, Belçika makamlarının tutukluluk boyunca aralıksız bir şekilde alınan tedbirler aracılığıyla, başvuranın tutukluluk halinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ikinci kısmının kapsamına girmesi sebebiyle, ilgilinin Cezayir’e gönderilmesi niyetini sürekli olarak takip ettikleri anlaşılmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda belirtilen K.G., § 80 ve belirtilen atıflar). Mahkemenin kanaatine göre, mevcut dava yerel makamların sığınma prosedürü boyunca başvuranın sınır dışı edilmesini ciddi bir şekilde öngörmeleri ve ilgilinin sınır dışı durumunda meydana gelebilecek riski yeniden değerlendirmeleri nedeniyle, M.S./Belçika (yukarıda belirtilen, §§ 154-156) davasından ayrı tutulmaktadır.
  4. Mahkeme ayrıca, değerlendirdiği diğer davalar gibi (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda belirtilen Chahal ve yukarıda belirtilen K.G.), mevcut davanın başvuranın sığınma talebinin incelenmesi boyunca, tutukluluk halinin devamı seçiminde ağır bastığı kamu düzeni ve ulusal güvenlik için kaygılarla kendini gösterdiğini tespit etmektedir. Mahkeme özellikle sığınma talebinin soruşturulması boyunca, başvuranın tutukluluk halinin, Devletin Güvenliği ve Tehdit Analiz Koordinasyon Kurulu tarafından düzenlenen bir not ile desteklenmiş olan (yukarıda 20. ve 29. paragraflar) ilgilinin profilinin tehlike arz etmesi nedeniyle, sığınma talebine kesin bir karar verilene kadar tutukluluk hükmünü veren 8 Aralık 2017 tarihli Hükümetin hizmetine verilmesine ilişkin bakanlık kararına dayandığını (yukarıda 20. paragraf) hatırlatmaktadır. Mahkeme ayrıca, başvuranın sığınma talebinin soruşturulması boyunca bir terör örgütüne üye olma suçundan cezai olarak mahkûm edildiğini kaydetmektedir (yukarıda 25. paragraf).
  5. Mahkeme bu koşullarda, başvuranın sığınma prosedürü boyunca tutukluluk halinin devamının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ikinci yönünün kapsamına girdiği kanaatine varmaktadır.

γ) 16 Eylül 2019 ve 20 Mart 2020 tarihleri arasında tutukluluk

  1. Son olarak, geriye Mahkemenin başvuranın kabul merkezine yerleştiği tarih olan 20 Mart 2020 tarihine kadar geçen süreyi incelemesi kalmaktadır. Mahkeme, 16 Eylül 2019 tarihli Yabancılar Dava Konseyinin kararı hakkında başvuran tarafından yapılan idari temyiz talebinden önce (yukarıda 35. paragraf), Yabancılar Bürosunun 16 Eylül 2019 tarihinde ilgili hakkında sınır dışı işleminin yapılması amacıyla, bölgeyi terk etme kararını kabul ettiğini gözlemlemektedir (yukarıda37. paragraf). 11 Ekim 2019 tarihi için bir geri dönüş planlamış ancak Mahkeme tarafından belirtilen bir geçici tedbir nedeniyle, iptal edilmiştir (yukarıda39. paragraf). Ayrıca, 1 Kasım 2019 tarihinde, 30 Ekim 2019 tarihinde verilen ve 21 Şubat 2020 tarihinde temyizde onanan başvuranın sınır dışı edilmesine yönelik adli yasak nedeniyle, ikinci bir uçuşta iptal edilmiştir (yukarıda 42. paragraf). Mahkeme ayrıca bu koşullarda, bu süreç boyunca, Belçika makamlarının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ikinci yönünde belirtilen karar uyarınca, başvuranın sınır dışı edilmesi amacıyla, yeterince özenli davrandıklarını değerlendiremez.

b) Yasal yollara saygı

  1. Mahkeme, hukuka uygunluk gerekliliğini yerine getirmek için, tutukluluk halinin “yasal yollara göre” meydana gelmesi gerektiğini ve bunun yakalamanın veya tutukluluk halinin iç hukukta yasal dayanağının olduğu anlamına geldiğini hatırlatmaktadır (Amuur /Fransa, 25 Haziran1996, § 50, Karar ve Hüküm Derlemeleri, 1996-III). Sözleşme özellikle ulusal mevzuata atıfta bulunsa da gerektiği takdirde, diğer uygulanabilir yasal normlar da dikkate alınmalıdır. Her hâlükârda, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası gerek esas gerekse usuli normları inceleme yükümlülüğünü güvence altına almaktadır (Paci /Belçika, no. 45597/09, § 64, 17 Nisan 2018, ve belirtilen atıflar).
  2. Mahkeme somut olayda, başvuran tarafından itiraz edilen tutukluluk sürelerinin dört tutukluluk belgesine dayandığını tespit etmektedir: 20 Eylül 2017 tarihli tutukluluk kararı (yukarıda 11. paragraf), 9 Ekim 2017 tarihli tutukluluk halinin devamı kararı (yukarıda 18. paragraf), 8 Aralık 2017 tarihli Hükümetin hizmetine verilme kararı (20. paragraf) ve 26 Eylül 2019 tarihli tutukluluk halinin devamı kararı (yukarıda37. paragraf). Mahkeme, üç tutukluluk süresi için başvuranın görüşlerinde iç hukukta yasal dayanağının bulunduğunu veya iç hukukta esas ve şekil kurallarına riayet edildiği şeklinde itiraz ettiğini tespit etmektedir.

i. 20-26 Eylül 2017 tarihleri arasındaki tutukluluk

  1. Başvuranın Hasselt Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edilmesi sırasında oturuma ilişkin yasaya aykırı durumunda olması nedeniyle, 20 Eylül 2017 tarihli ülkeyi terk etme emrine Yabancılar Kanunu’nun 7. maddesinin 1, 1o ve 3o fıkraları uyarınca, verilen özgürlükten yoksun bırakma kararı eklenmekteydi. Bu karar, yetkili bakanlığın hemen sınır dışı işleminde bulunamadığını göstermesi durumunda ve ilgilinin uygulanabilir bir geri gönderme emrine tabi olması nedeniyle, yedi günlük bir “ek” tutukluluğa” imkân veren Yabancılar Kanunu’nun 74/8, § 1, 4. satırına atıfta bulunularak gerekçelendirilmekteydi. Bu tutuklama belgesi, 26 Eylül 2017 tarihine kadar geçerli olmaktaydı. Mahkeme, başvuranın 20-26 Eylül 2017 tarihleri arasındaki tutukluluk halinin yasal yolları karşılamadığı değerlendirmek için hiçbir nedeni bulunmamıştır. 2. 6-20 Ekim 2017 tarihleri arasındaki tutukluluk 101. Başvuran, 6 Ekim 2017 tarihinde, Mahkemenin, İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, yetkili Belçika makamlarına, başvuranı 20 Ekim 2017 tarihine kadar Cezayir’e sınır dışı etmemelerini belirtmesi gerekçesiyle, söz konusu tutukluluk döneminin yasaya uygunluğuna itiraz etmektedir. Dolayısıyla başvurana göre, özgürlükten yoksun bırakma, sınır dışı edilme prosedürünün yürütülme şekliyle artık haklı gösterilmemiştir. 102. Mahkeme, ihtiyati bir tedbirin uygulanmasının, kendi başına, başvuranın sınır dışı edilmekle tehdit edildiği özgürlükten yoksun bırakma ile ilgili Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına uygunluğu üzerinde etkili olmadığını hatırlatmaktadır (Gebremedhin [Gaberamadhien]/Fransa, no. 25389/05, § 74, AİHM 2007‑II, S.P./Belçika (k.k.), no. 12572/08, 14 Haziran 2011 ve Yoh-Ekale Mwanje/Belçika, no. 10486/10, § 120, 20 Aralık 2011). 103. Dolayısıyla Mahkeme, 6-20 Ekim 2017 tarihleri arasındaki tutukluluk döneminin yasal yollara uymadığını değerlendirmek için herhangi bir neden görmemektedir. 3. 16 Eylül 2019 tarihinden 25 Kasım 2019 tarihine kadar tutukluluk 104. Hükümete göre, 16 Eylül 2019 ile 16 Ekim 2019 tarihleri arasında başvuranın tutukluluk halinin devam etmesi, 8 Aralık 2017 tarihli tutukluğuna izin veren Hükümetin sunduğu karara dayanmasına rağmen, başvuran, bu karara karşı yaptığı itiraz ile ilgili olarak, 16 Eylül 2019 tarihli Yabancılar Dava Konseyinin kararı ile sığınma prosedürünün sona ermesi nedeniyle bu iddianın takip edilemeyeceği kanaatine varmaktadır. 105. Mahkeme, Hükümetin ardından, Yabancılar Dava Konseyinin 16 Eylül 2019 tarihli kararının, Belçika hukukunda, ancak başvuranın 2 Ekim 2019 tarihinde bu türden bir idari temyiz başvurusunda bulunması için öngörülen 30 günlük sürenin sona ermesinden sonra kesinleşebileceğini kaydetmektedir. Bu temyiz başvurusunun askıya alınmaması sebebiyle, 26 Eylül 2019 tarihinde, 25 Kasım 2019 tarihine kadar devam eden iki aylık bir süre için uzaklaştırma amacıyla ülkeyi terk etmeye yönelik yeni bir emir kabul edilmiştir. Bu dördüncü tutuklama belgesi Yabancılar Kanunu’nun 74/14 § 3, 3o maddesine dayanıyordu. Başvuranın hukuka aykırı bir durumda bulunması, seyahat belgesine sahip olmaması ve kamu düzeni için bir tehdit oluşturmasıyla gerekçelendirilmiştir. 106. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, 16 Eylül 2019 ile 25 Kasım 2019 tarihleri arasında başvuranın tutukluluğunun yasal yollara uygun olduğundan şüphe duymasına imkân verecek herhangi bir durum görmemektedir.

c) Tutukluluğun Hukuka Uygunluğu

  1. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, izin verilen amacın izlenmesi ve yasal yollara riayet edilmesi yeterli değildir: Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ayrıca, tutukluluğun, özgürlük hakkını korumak ve kişinin keyfi bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmamasını sağlamak olan Sözleşme’nin 5. maddesinin genel amacı ile bağdaştırılmasını gerektirir. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi kapsamında, keyfilikten suçlanmamak için, bir tutukluluk tedbirinin uygulanmasının iyi niyetle yapılması, izin verilen amaca yakından ilişkili olması ve tutulma yerlerinin ve tutukluluk koşullarının uygun olması ve tutukluluk süresinin izlenen amaca ulaşmak için gerekli olan makul süreyi aşmaması gerektiği kanaatine varmıştır (yukarıda anılan Saadi/Birleşik Krallık, § 74).

  2. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan keyfilik kavramının, tutukluluğun, örneğin ilgilinin bir suç işlemesini veya kaçmasını önlemek için makul olarak gerekli görülmesi gerektiği anlamına gelmediğine karar vermiştir (yukarıda anılan Chahal, § 112). Özel bir savunmasızlık durumlarında, Mahkeme, ilgililerin belirli ihtiyaçlarının bireysel bir değerlendirmesi yapılmaksızın sığınma talebinde bulunan kişilerin tutuklanmasına ilişkin kararların Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi bakımından bir sorun teşkil edebileceğini de belirtmiştir. Bu gereklilik, ilgililerin tutukluluğa karşı özel bir savunmasızlık durumunda olup olmadıklarını tespit etmeyi ve gerektiği takdirde, daha az radikal olan başka bir tedbirle değiştirilmesinin mümkün olup olmadığını araştırmayı amaçlamaktadır (bk. yukarıda anılan K.G., § 73, yukarıda anılan Thimothawes, § 73 ve Nikoghosyan ve diğerleri/Polonya, no. 14743/17, § 79, 3 Mart 2022). Böylelikle, örneğin, bir çocuğun ebeveynleriyle birlikte tutuklu bulunması, ancak yetkili ulusal makamlarının bu nihai tedbire yalnızca özgürlüğe daha az zarar veren herhangi bir tedbirin uygulanamayacağını somut bir şekilde doğruladıktan sonra başvurduklarını tespit etmeleri durumunda Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendine uyumlu olur (A.B. ve diğerleri/Fransa, no. 11593/12, § 123, 12 Temmuz 2016).

  3. Başvuran, somut olayda, tutukluluğunun gerekliliğine ve bu tutukluluğun istisnai olarak uzun sürmesine itiraz etmektedir (yukarıda 79-80. paragraflar).

  4. Tutukluluğun gerekliliği 110. Mahkeme, başvuranın durumunun, özel bir savunmasızlık durumunda olan ve Mahkemenin onlar hakkında tutukluluğa bir alternatif öngörme gerekliliğini vurguladığı sığınma talebinde bulunan diğer başvuranların durumuyla karşılaştırılamayacağını tespit etmektedir (bk. Refakatsiz küçüklerle ilgili olarak: Mubilanzila Mayeka ve Kaniki Mitunga/Belçika, no. 13178/03, §§ 99-104, AİHM 2006-XI, Rahimi/Yunanistan, no. 8687/08, §§ 108-110, 5 Nisan 2011 ve Housein/Yunanistan, no. 71825/11, § 76, 24 Ekim 2013 ve hasta yabancılar ile ilgili olarak: yukarıda anılan Yoh-Ekale Mwanje, § 124). Öte yandan Mahkeme, başvuranın tıbbi tedaviye erişimi olduğunu (yukarıda 68-70. paragraflar) ve başvurana kapalı merkezin psikolojik destek hizmetlerine başvurması önerildiğini ancak başvurmak istemediğini kaydetmektedir (yukarıda 69. paragraf). Geri kalan kısmı için, başvuranın tutukluluk koşulları ile ilgili şikâyet, Mahkeme tarafından aşağıda incelenecektir (aşağıda 142-158. paragraflar). 111. Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda, yetkili Belçika makamları, başvuranın tutukluluğu ile ilgili alternatifler seçmedikleri için suçlanmayacaklardır.

  5. Tutukluğun süresi 112. Mahkemenin görevi, tutukluluk süresinin, izlenen amaca ulaşmak için gerekli olan makul süreyi aşıp aşmadığını doğrulamaktır (yukarıda anılan Saadi/Birleşik Krallık, §§ 72-74). Böylelikle, yetkili makamlar tarafından atalet dönemlerinin olması halinde ve dolayısıyla herhangi bir özen gösterilmemesi durumunda, tutukluluk halinin devamının haklı gösterilmesi sona ermiştir (Gallardo Sanchez/Italya, no. 11620/07, § 41, AİHM 2015). 113. Başvuran, somut olayda, otuz bir aya uzanan toplam tutukluluk süresini sorgulamaktadır. Tutukluluk süresi 20 Eylül 2017 tarihinde başlamış (yukarıda 11. paragraf) ve 20 Mart 2020 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasıyla sona ermiştir (yukarıda 46. paragraf). Başvuran, sığınma talebinin incelenmesinde, özellikle yetkili kamu makamlarının özen göstermediklerine işaret etmektedir. 114. Mahkemenin, dikkate alınan dönemin aşırı olup olmadığını ve yetkili ulusal makamların, başvuranın uzaklaştırılmasına yönelik nihai amaçlarını izlemek amacıyla ulusal yargılamaları özenle takip edip etmediklerini belirlemesi gerekmektedir. Mahkeme bunun için, tutukluluk süresi üzerinde etkisi olabilecek tüm yargılamaları göz önünde bulunduracaktır (diğer kararlar arasında bk. yukarıda anılan K.G., §§ 82-87, E.K./Yunanistan, no. 73700/13, § 97, 14 Ocak 2021 ve Komissarov/Çek Cumhuriyeti, no. 20611/17, §§ 49-53, 3 Şubat 2022). 115. Mahkeme, başvuranın idari tutukluluğunun özellikle uzun sürmesi hususuna duyarlıdır. Mahkeme, davaya ilişkin somut koşullar ve Hükümet tarafından ileri sürülen gerekçeler bakımından bu tutukluluk süresini dikkatli bir şekilde inceleyecektir. 116. Öncelikle sınır dışı etme işleminin yürütülmesi mümkün olduğunda, yani 20 Eylül 2017 ve 5 Ekim 2017 tarihleri arasında bu işleyiş ile ilgili olarak, Mahkeme, daha önce yetkili Belçika makamlarının gerekli özeni göstererek hareket ettiklerini tespit etmiştir (yukarıda 93-95. paragraflar). 117. Ardından, başvuranın 6 Ekim 2017 tarihinde bulunduğu (üçüncü) sığınma talebinin incelenmesiyle ilgili olarak, Mahkeme, ilgilinin soruşturmasına ilişkin olarak, daha önce alınan temel tedbirleri tespit etmiştir (yukarıda 95. paragraf). Mahkeme, bu soruşturmanın özellikle karmaşık olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme, Cezayir’deki genel durum ama aynı zamanda kişisel durumu sebebiyle söz konusu ülkede, başvuran tarafından karşılaşılan risklere açıklık getirmeyle ilgili önemli değerlendirmelerde bulunmuştur. Mahkeme, bu değerlendirmelerin, kendi içtihadında yorumlandığı şekliyle (bk. özellikle F.G./İsveç [BD], no.43611/11, §§ 111-127, 23 Mart 2016 ve J.K. ve diğerleri/İsveç [BD], no. 59166/12, §§ 77-105, 23 Ağustos 2016) ve mutlak bir hakkı güvence altına alan (yakın zamanda verilen ve diğer kararlar arasında bk. S./Fransa, no. 18207/21, §§ 96‑98, 6 Ekim 2022 ve yapılan atıflar) Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından ileri sürüldüğünü göz ardı edemez. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’nin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve farklı hükümlerinin uyumu ve iç tutarlılığı sağlanarak yorumlanması gerektiği hususunu hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında Mihalache/Romanya [BD], no. 54012/10, § 92, 8 Temmuz 2019). 118. Buna paralel olarak, Mahkeme, sığınma talebi ile ilgili soruşturma boyunca, yetkili Belçika makamları, mevcut davada Devlet Güvenlik ve Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulu birimleri tarafından hazırlanan profili ve bu organlar tarafından tespit edilen din değiştirme riskini (yukarıda 20 ve 29. paragraflar) dikkate alarak, başvuranın davasının kamu düzeninin ve güvenliğinin korunması ile ilgili oldukça önemli değerlendirmelerde bulunulduğu anlamına geldiğini tespit etmektedir. Başvuran tarafından sunulan tehlikenin oluşturduğu ciddi riski ve aynı zamanda öngörülen cezai mahkûmiyetleri göz önünde bulundurarak (25 ve 47. paragraflar), yetkili ulusal makamların keyfi ya da açıkça mantıksız görünmeyen bu değerlendirmesini sorgulamak Mahkemenin görevi değildir (bk. özellikle (bu davaya uygulanabildiği ölçüde) mutatis mutandis, yukarıda anılan K.G., § 74). 119. Öte yandan Mahkeme, başvuran tarafından birçok kez başvurulan serbest bırakılma talepleriyle ilgili olarak (yukarıda 26-28. paragraflar), adli mahkemelerin, her defasında, başvuranın tutukluluğunun esas olarak tehlikeli olması ve kamu düzeninin ve ulusal güvenliğin korunması ile ilgili gerekçelerle haklı gösterildiği kanaatine vardıklarını gözlemlemektedir. Bu değerlendirmeler, başvuranın bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmaması sebebiyle (yukarıda 25. paragraf), 20 Nisan 2018 tarihinde, bir terör örgütüne üye olma suçundan cezaya mahkûm edilmesiyle doğrulanmıştır. 120. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, somut olaya ilişkin koşullarda, başvuranın Cezayir’e gönderilmesine yönelik tutukluluk süresinin, yetkili Belçika makamları tarafından izlenen amaca ulaşmak için gerekli makul süreyi aşmadığı kanaatine varmaktadır.

d) Sonuç

  1. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

  2. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 122. Başvuran, soruşturma mahkemeleri ve Yargıtay tarafından yapılan tutukluluğunun denetiminin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında, hukuka uygunluğu ile ilgili gerekli koşulların her birini kapsayacak şekilde genişletmek için yeterince kapsamlı olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:

“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

  1. Kabul Edilebilirlik Hakkında 123. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen bir başka bir gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

  2. Esas Hakkında

    1. Tarafların İddiaları 124. Başvuran, özgürlüğünden yoksun bırakılması ile ilgili adli hâkim tarafından yapılan denetimi eleştirmektedir. Başvurana göre, bu özgürlükten yoksun bırakma, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin gereklilikleri yerine getirmek için aşırı kısıtlayıcı olmuştur. Daha da açık olarak, başvuran, adli mahkemelerin, tehlikeliliğin gerçekliği, sınır dışı edilmesinin mümkün olmadığı dönemler, ardından geri gönderilmeye yönelik gerçek bir yaklaşımın bulunmaması veya tutukluluk koşulları ile ilgili somut (in concreto) bir inceleme yapılmaksızın tutukluğun yasaya uygunluğunun şekli bir denetimle sınırlandırıldıklarından şikâyet etmektedir. Başvuran, soruşturma mahkemelerinin kararlarının gerekçesinin, sığınma ve geri gönderilme prosedürlerine işaret eden değişiklere rağmen ve tehlikelilik durumunun değerlendirmesi Hükümetin sunduğu 8 Aralık 2017 tarihli kararının ardından yeniden güncellenmemiş olması sebebiyle, başvuranın tutukluluğunun değerlendirilme biçiminde herhangi bir gelişme bulunmadığı kanaatine varmaktadır. 125. Hükümet, başvuranın hakkında verilen kararların çoğuna karşı, geri gönderilme tedbirleri için idare mahkemesine ve tutukluluk kararları için adli mahkemeye başvurduğunu ileri sürmektedir. Belçika hukukunda, idare mahkemesinin, tutukluluğun yasaya uygunluğunu denetleyememesi halinde, sınır dışı edilme kararını iptal edebilmesi veya askıya alabilmesi, bu kararı uygulama amacı taşıyan tutukluluğunun fiilen (de facto) sona ermesine yol açmaktadır. Bununla birlikte, adli mahkeme, tutuklamanın amacının sınır dışı etme olup olmadığını, sınır dışı edilmek için yasal koşulların karşılanıp karşılanmadığını ve karşılanmaması durumunda, serbest bırakılmasına karar verilip verilmediğini denetlemektedir. Ayrıca hem adli mahkeme hem de idare mahkemesi, iç hukuk ve Sözleşme bakımından bir denetim uygulamaktadır. Hükümet, A.M./Fransa (no.56324/13, 12 Temmuz 2016) kararının aksine (a contrario), somut olayda, mahkemeler tarafından uygulanan denetimin yeterli olduğu kanaatine varmaktadır. Öte yandan Hükümet, tutukluluk süresi boyunca, soruşturma mahkemelerine yapılan son başvurunun 20 Aralık 2018 tarihinde olduğunu gözlemlemektedir. 126. Ardından tutukluluk koşulları ile ilgili olarak, Hükümet, başvuranın, başvurusuna olumlu yanıt veren Şikâyet Komisyonuna şikâyette bulunduğunu vurgulamaktadır. 127. Son olarak, Hükümet, Belçika ile ilgili (Firoz Muneer/Belçika, no. 56005/10, § 87, 11 Nisan 2013, M.D./Belçika, no. 56028/10, § 46, 14 Kasım 2013, Makdoudi/Belçika, no. 12848/15, §§ 68-74, 18 Şubat 2020 ve Muhammad Saqawat/Belçika, no. 54962/18, §§ 63-77, 30 Haziran 2020) diğer kararlarının aksine, herhangi bir adli mahkemenin, başvuranın tutukluluğunun yasaya aykırı olduğunu tespit etmemiş olması ve ilgilinin serbest bırakılmasına karar vermemiş olması sebebiyle, konusuz kaldığına karar verilen bir temyiz nedeniyle etkin bir yargısal denetiminin bulunmaması sorununun somut olayda ortaya çıkmadığı kanaatine varmaktadır.
    2. Mahkemenin Değerlendirmesi 128. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, yakalanan ya da tutuklanan herkese, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının (yukarıda anılan A.M./Fransa, §§ 40-41 ve yapılan atıflar), Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında, “hukuka uygunluğu” için gereken usul ve esasla ilgili gerekliliklere uyulması konusunda hâkime incelettirme hakkına sahip olduğunu hatırlatmaktadır. 129. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası, mahkemeye davanın tüm yönleri hususunda yerine koyma yetkisini verdiği gibi böyle bir yargısal denetim hakkını güvence altına almamaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bakımından (yukarıda anılan Chahal, § 127), bir kişinin tutukluluğunun hukuka uygunluğu ile ilgili gerekli olan koşulların her birini genişletmek için daha kapsamlı bir denetim gerektirmektedir. Talep edilen yargısal denetim, hâkimin özellikle tutukluluğun iç hukuk bakımından yasaya uygun olduğunu denetleyebilmesini, bu tutukluluğun Sözleşme’de yer alan genel ilkelere uygun olmasını ve Sözleme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin (yukarıda anılan A.M./Fransa, § 41) amacına riayet etmesini gerektirmektedir. 130. Mahkeme, somut olayda, başvuranın mahkemeler önünde beş kez serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve 20 Aralık 2018 tarihinde yapılan başvurudan sonra, ilgilinin daha sonra soruşturma mahkemeleri önünde yeni bir talepte bulunmadığını kaydetmektedir. 131. Mahkeme, Belçika hukukunda, soruşturma mahkemeleri tarafından uygulanan yasaya uygunluk denetiminin, eylemin resmi geçerliliği, özellikle gerekçesinin varlığı ve hem iç hukukta doğrudan etkileri olan uluslararası hukukun kurallarına hem de Yabancılar Kanunu’na uygun olması yönündeki bakış açısı ile ilgili olduğunu kaydetmektedir. Bu denetim ayrıca, yetkili idari makam tarafından ileri sürülen olay ve olguların gerçekliğinin ve doğruluğunun denetlenmesini, kararın açık herhangi bir değerlendirme hatasının veya fiili hatanın (yukarıda 72. paragraf) bulunmadığı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını inceleyen hâkimi de içermektedir. 132. Mahkeme, somut olayda, soruşturma mahkemeleri tarafından kabul edilen gerekçe ışığında (yukarıda 21, 24, 26-28. paragraflar), söz konusu mahkemelerin sistematik olarak hem iç hukuk hem de Sözleşme bakımından, başvuranın tutukluluğunun sınır dışı edilme amacı taşıdığını, yetkili adli makamların bu kapsamda özenli davrandıklarını, tehlikeliliğinin doğrulandığını ve sığınma prosedürünün devam ettiğini denetlediklerini tespit etmektedir. 133. Başvuranın tutukluluk koşulları ile ilgili olarak, Mahkeme, ilgilinin bu koşulları hiçbir zaman ulusal mahkemeler önünde sorgulamadığını gözlemlemektedir. Başvuran, üçüncü, dördüncü ve beşinci serbest bırakılma başvuruları çerçevesinde, serbest bırakılma ihtimali bulunmaksızın (yukarıda 26-28. paragraflar) tutukluk süresinin fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerindeki etkileri belirtmekle sınırlandırmıştır. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetinin, 8 Mart 2018 tarihinde başvurana uygulanan rejimin kısmen kaldırılması (yukarıda 59. paragraf) ile ilgili bir karar veren Şikâyet Komisyonu önüne taşıdığını kaydetmektedir. Başvuran, tutukluluğunun sağlığı üzerindeki etkilerine dayanarak, 18 Mayıs 2018 tarihinde, söz konusu serbest bırakılma taleplerinden ilkini sunduğu sırada, şikâyet ettiği tutukluluk rejimi daha önce bu sebeple değişmişti. 134. Son olarak Mahkeme, mevcut davanın, Yargıtayın “konusuz kalan” içtihadının uygulanması sebebiyle (yukarıda anılan Muhammad Saqawat, §§ 63‑77 ve yapılan atıflar) Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğini tespit ettiği Belçika ile ilgili diğer davalardan ayırt edildiğini kaydetmektedir. Nitekim somut olayda, herhangi bir adli kararda tutukluluğun yasaya aykırılığı tespit edilmemiştir (bk. aynı anlamda: Sabani/Belçika, no. 53069/15, §§ 67-68, 8 Mart 2022). 135. Yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Belçika mahkemeleri tarafından yapılan başvuranın tutukluluk denetiminin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında, yeterince kapsamlı olmadığı kanaatine varılamaz. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu hükmün ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır.
  3. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 136. Başvuran, Vottem kapalı merkezinde tutukluluk koşullarının insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muamele teşkil etmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

  1. Kabul Edilebilirlik Hakkında 137. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

  2. Esas Hakkında

    1. Tarafların İddiaları 138. Başvuran, esasen Vottem kapalı merkezde altı ay boyunca tecrit edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, Devlet tarafından verilen belgelerden, kendisini oda rejimine yerleştirmeye yönelik bir kararın resmileştirilmediğini veya bu kararın, Devlet Güvenliğinin 2017 tarihli raporunda belirtilen risklere dayanmadığını ileri sürmektedir. Başvurana göre, her hâlükârda, Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulunun 2019 tarihli notu, 2017 yılında alınan tedbiri sonradan (a posteriori) haklı göstermemektedir. Buna ek olarak, başvuranın, oda rejiminde tutukluluğunun ilk altı ayı boyunca herhangi bir bakıma erişimi olmamıştır. Başvurana göre, mediko-psikolojik raporlar ve destek derneğinden ziyaretçinin aldığı belgeler, tecrit koşullarının ve bakım eksikliğinin ruh sağlığı durumunun yanı sıra bilişsel ve sosyal becerilerini de etkilediğini göstermektedir. 139. Hükümet, başvuranın tecrit edilmediğini ancak “oda rejiminde” bir süre kaldığını ileri sürmektedir. Oda rejiminin amacı, davranışları nedeniyle grup halinde yaşamlarını zorlaştıran sakinlerin bireyselleştirilmiş rejime kabul etmek, disiplinle ilgili olmayan ve grup rejimine uygun olmayan tecrit hücrelerinden kaçınmak, toplu rejimlerde gerilimleri azaltmak ve uyum sorunu yaşayan sakinlere “biçilmiş” bir rejim uyarlamaktır. Başvurana uygulanan oda rejiminin nedenleri şunlardır; başvuranın, terör eylemleri sebebiyle hapis cezasına çarptırılması, ilgilinin ayrıca Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulu tarafından aşırılık yanlısı din değiştirtme amaçlı biri olarak değerlendirilmesi ve sırasıyla terörist olarak nitelendirilen birçok şiddetli köktenci gruba dâhil olması. Başvuranın, Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulunun 2019 tarihli notunda belirtildiği gibi, grup rejiminde bulunması halinde diğer sakinlere din değiştirme baskısı yapma riski vardır. 140. Hükümet, başvuranın şikâyetlerini izlemek için, müdürlüğün ilgiliyi normal bir bölüme geçirmeye çalıştığını vurgulamaktadır. Ancak, asosyal ve din değiştirtme amaçlı davranışı dikkate alındığında, bu durum sonuçlanmamıştır. Dolayısıyla, başvuranın, diğer sakinlerden ve yaşam yerlerinden uzakta bulunan tecrit edilmiş bir odaya taşınmasına karar verilmiştir. Başvuranın davranışı değiştiğinde, kendisinin de şikâyet ettiği ortak bir odada olağan rejime kabul edilmiştir. 141. Son olarak, Hükümet, başvuranın daha fazla mahremiyetten yararlandığı oda rejiminde bulunduğundan ve tek kişilik bir odadan faydalanamadığından art arda şikâyet etmesinin tutarlı olmadığı kanaatine varmaktadır.
    2. Mahkemenin Değerlendirmesi 142. Başvuran, Vottem kapalı merkezde idari tutukluğunun ilk aylarında uygulanan oda rejiminden şikâyet etmektedir (53-59. paragraflar). 143. Mahkeme, hücre hapsinin, tek başına, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini oluşturmadığını hatırlatmaktadır. Başkalarıyla herhangi bir ilişkiden uzun süre uzaklaşmak istenmemesi durumunda, bu türden bir tedbirin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girip girmediği sorusu, özel koşullara, tedbirin ciddiyetine, süresine, izlediği amaca ve ilgili kişinin üzerindeki etkilerine bağlıdır (Rohde/Danemark, no. 69332/01, § 93, 21 Temmuz 2005 ve Rzakhanov/Azerbaycan, no. 4242/07, § 64, 4 Temmuz 2013). Güvenlik, disiplin veya koruma nedenleriyle diğer tutuklularla temasın yasaklanması tek başına insanlık dışı muamele veya ceza oluşturmamaktadır (Ramirez Sanchez/Fransa ([BD], no. 59450/00, § 123, AİHM 2006-IX). Buna karşın, tam bir duyusal izolasyon, toplam bir sosyal izolasyonla birleştiğinde, kişiliği yok edebilmekte ve güvenliğe ilişkin gereklilikleri veya başka herhangi bir nedenle haklı gösterilemeyecek bir insanlık dışı muamele biçimi oluşturmaktadır (ibidem, § 120). 144. Hücre hapsi, yalnızca göreli bir tecrite yol açan durumlarda bile, bir tutukluya süresiz olarak dayatılamamakta ve gerçek gerekçelere dayanması gerekmekte, yalnızca istisnai olarak gerekli usuli güvencelerle ve tüm önlemler alındıktan sonra karar verilmesi gerekmektedir (A.T./Estonya (no. 2), no. 70465/14, § 73, 13 Kasım 2018). Her türlü keyfilik riskinden kaçınmak amacıyla, uzun dönem tecrit süresinin uzatılması durumunda, önemli gerekçelerin sunulması gerekmektedir. Böylelikle kararın, yetkili makamların, tutuklunun koşullarında, durumunda veya davranışında meydana gelen her türlü değişikliği dikkate alan bir yeniden değerlendirme yaptıklarını göstermesi gerekmektedir (Csüllög/Macaristan, no. 30042/08, § 31, 7 Haziran 2011). 145. Somut olayda, başvuran, 26 Eylül 2017 tarihinden 8 Mart 2018 tarihine kadar beş buçuk ay boyunca “tehlikeli” olarak değerlendirilen tutuklular için özel bir bölümde tutulmuştur (yukarıda 53, 54 ve 59. paragraflar). Mahkeme, başvuranın burada kısmi ve göreli bir tecride tabi tutulduğunu tespit etmiştir (bk. özellikle yukarıda anılan Ramirez Sanchez, § 135). Başvuran, günde iki kez havalandırma hakkından yararlanmaktaydı ve gece saat 22:00’den sabah 7:00’ye kadar her saat başı görüş kontrole tabi tutulmuştur. 146. Başvuranın, 8 Ekim 2017 tarihinden itibaren, günde birkaç saat grup ortamını paylaşmasına izin verilmiştir (yukarıda 55. paragraf). Ancak başvuran, diğer kişilere karşı anti-sosyal ve din değiştirtme amaçlı davranışlarda bulunduğuna dair somut olaylar sebebiyle, yeniden oda rejimine tabi tutulmuştur (yukarıda 58. paragraf). Ardından – Şikâyet Komisyonunun kararından kısa bir süre önce (yukarıda 59. paragraf) – 21 Mart 2018 tarihinde olağan bir grup rejimine geçmeden önce (yukarıda 60. paragraf), 6 Mart 2018 tarihinde, kısmı bir grup rejimi düzenlenmiştir. 147. Bu nedenle Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, Hükümetin başvuranın tutukluluğunun, merkezin yönetimi tarafından başvuranın profiline ve davranışına göre yeniden değerlendirildiği görüşüyle aynı doğrultudadır. 148. Başvuran, kapalı merkeze geldiği sırada, kendisine oda rejimine tabi tutulmasına izin veren herhangi bir kararın verilmediğinden şikâyet etmektedir. Yalnızca 19 Aralık 2017 tarihinde, kapalı merkezin yönetimi, başvuranın temsilcilerine cevaben, oda rejiminin 2 Ekim 2008 tarihli kraliyet kararnamesinin 83/1. maddesi gereğince yazıyla karar verildiğini belirtmiştir (yukarıda 57. paragraf). Bu yazıda, Hükümetin 8 Aralık 2017 tarihli takdirine bırakılması kararıyla belirtilen gerekçelere ve bunun sonucunda ortaya çıkan din değiştirme riskine atıfta bulunulmuştur. Mahkeme, bu eksikliğin, başvuran tarafından keyfi bir tedbire tabi tutulan algıya meşru olarak katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır (yukarıda 144. paragraf). Bununla birlikte Mahkeme, söz konusu eksikliğin başvuranın tutukluluğunu yasal dayanağından yoksun bırakmadığını ve her hâlükârda, başvuran tarafından maruz kalınan tutukluluk koşulları sebebiyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmiştir. 149. Başvuran, kendisini oda rejimine tabi tutmak için merkeze geldiği sırada yetkili Belçika makamlarının korkularının dayanaksız olduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, Devlet Güvenliğinin, 2 Ekim 2017 tarihinde, başvuranın radikal olmasıyla tanındığını ve terör olaylarına karışan kişilerle çok sayıda bağlantısı olduğunu vurgulayan bir not düzenlediğini gözlemlemektedir (yukarıda 20. paragraf). Tehdit Analizi Koordinasyon Kurulunun 8 Aralık 2017 tarihinde düzenlediği notta, başvuranın terör ve aşırıcılık tehdidi bağlamında ciddiyet ölçeğinde 4 seviye üzerinden 3. seviye olarak sınıflandırıldığı ve Suriye’de kaldığı sırada bir terörist gruba aktif olarak katıldığı hatırlatılmaktadır (idem). Mahkeme öte yandan, başvuranın diğer kişilere karşı asosyal ve din değiştirtme amaçlı bir tutum benimseyebileceği ve klasik bir bölümde din değiştirtmelere devam edebileceği korkusunun daha sonra doğrulandığını tespit etmektedir (yukarıda 58. paragraf; ayrıca bk. yukarıda 47. paragraf). 150. Mahkeme, dosyada, başvuranın oda rejiminde tutulması sırasında tecridin sağlığı üzerinde fiziksel veya ruhsal olarak olumsuz etkisi olduğuna dair herhangi bir unsurun bulunmadığını kaydetmektedir. Bu noktada Mahkeme, başvuranın bir doktorun hizmetlerine eriştiğini ve 2018 yılında, merkezden gelen bir hemşirenin günlük olarak kendisini ziyaret ettiğini ve yapılan tedavilerin uygunsuz olduğunu iddia etmediğini tespit etmektedir (yukarıda 66-70. paragraflar). Başvuran ayrıca, tecrit edilmesi sırasında, talebi üzerine, kendisine sunulan psikolojik takibi reddetmiştir (yukarıda 69. paragraf). 151. Son olarak, 6 Aralık 2018 tarihinde düzenlenen raporda, tecridin kaldırılmasından birkaç ay sonra, başvuranın oda rejiminin kendi durumuna göre uyarlandığını kabul ettiği görülmektedir (yukarıda 66. paragraf). 152. Yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, Mahkeme, başvuranın Vottem kapalı merkezinde oda rejiminde tutulması sırasında, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kalmadığı kanaatine varmaktadır. 153. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
  3. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA 154. Başvuran, Vottem kapalı merkezinde tecrit edilme tedbirlerinin, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye benzer olmaması durumunda, söz konusu tedbirler Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girebileceğini ileri sürmektedir. 155. Mahkeme, başvuranın, yetkili Belçika makamlarının kendisini tecritte tutarak, özel hayata saygı hakkına aykırı olarak fiziksel ve ahlaki bütünlüğünü koruma yükümlülüklerini yerine getirmediklerini belirtmekle yetindiğini tespit etmektedir (bk. aksi yönde (a contrario), Wainwright/Birleşik-Krallık, no.12350/04, § 43-49, AİHM 2006-X). 156. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, Vottem’de tutukluluk koşullarının, grup rejiminin geçişinin ardından iyileştirilmediğinden ve Marche-en-Famenne ceza infaz kurumuna gelişinden itibaren, tecrit edilme kriterlerini taşıdığı kanıtlanmaksızın yeniden tecrit edildiğinden şikâyet etmektedir. 157. Mahkeme, bu şikâyetlerin yetkili ulusal makamlar önünde ileri sürülmemiş olması dışında desteklenmediğini tespit etmektedir. 158. Sonuç olarak, bu şikâyetler, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında reddedilmelidir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Vottem kapalı merkezinde, odada tutukluluk rejimi ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi ve 4. fıkrası ve 3. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna ve diğer şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna;

  2. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinin ihlal edilmediğine;

  3. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edilmediğine;

  4. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine

karar vermiştir.

İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 18 Nisan 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim