CASE OF MIRGADIROV v. AZERBAIJAN AND TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

BEŞİNCİ BÖLÜM

MIRGADIROV / AZERBAYCAN VE TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru No. 62775/14)

KARAR

Madde 8 • Özel hayata ve aile hayatına saygı • Yazışmaya saygı • Gözaltına alınan kişinin sosyo-politik dergi ve gazeteleri alma ve bunlara abone olma hakkına getirilen kısıtlamalar için yasal dayanağın bulunmaması • Casuslukla suçlanan tutuklunun aile üyeleri ve dış dünya ile toplantı, yazışma ve telefon görüşmelerine gerekçesiz olarak getirilen kısıtlamalar (Azerbaycan)

Madde 5 § 1 • Hukuka uygun yakalama veya tutuklama • Şüphenin asgari standardını “makullük” karşılamaması • Herhangi bir yargı kararı olmaksızın 16 saat tutukluluk (Azerbaycan)

Madde 5 § 4 • Tutuklamanın hukuka uygunluğunun gözden geçirilmesi • Yerel mahkemeler tarafından yetersiz inceleme (Azerbaycan)

Madde 6 § 2 • Masumiyet karinesi • Soruşturma makamlarının basın açıklamalarına ilişkin soruşturma yürütürken kayıtsız olarak başvurana suçlamalar atfetmesi (Azerbaycan)

Madde 18 (+ Madde 5) • Yetkisiz amaçlara yönelik kısıtlamalar • Başvuranın tutuklanmasının ve tutuklanmasının ardındaki gizli amaçlara ilişkin kanıtlanmamış iddialar (Azerbaycan)

STRAZBURG

17 Eylül 2020

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Mirgadirov/Azerbaycan ve Türkiye davasında,

Başkan,
Síofra O’Leary,
Hakimler,
Gabriele Kucsko-Stadlmayer,
Ganna Yudkivska,
Latif Hüseynov,
Saadet Yüksel,
Anja Seibert-Fohr,
Mattias Guyomar,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü, Victor Soloveytchik’ in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Bölüm),

25 Ağustos 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,

Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Davanın temelinde, Rauf Habibula oğlu Mirgadirov (“başvuran”) adlı bir Azerbaycan vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 11 Eylül 2014 tarihinde, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan bir başvuru (no. 62775/14) bulunmaktadır.

  2. Başvuran, Azerbaycan’da görev yapan avukatlar F. Agayev ve E. Suleymanov tarafından temsil edilmiştir. Azerbaycan Hükümeti, kendi görevlisi Ç. Əsgərov tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti, Hükümet Görevlisi Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran özellikle, Türkiye’de gözaltına ve idari gözetim altına alınması ve ardından Türkiye’den Azerbaycan’a fiilen sınır dışı edilmesinin ardından Azerbaycan’da tutuklanması sonucunda Sözleşme kapsamında korunan hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

  4. 11 Ocak 2016 tarihinde Azerbaycan Hükümetine şu hususlara ilişkin şikâyetler tebliğ edilmiştir: başvuranın bir suç işlediğine dair makul bir şüphenin bulunmaması (Sözleşme’nin 5 § 1 (c) Maddesi); 19-20 Kasım 2014 tarihleri arasında hukuka aykırı olarak tutuklanması (Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi); tutuklu yargılanmasının gerekçesi olmaması (Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi); yerel mahkemelerin, salıverilmesine ilişkin iddialarını dikkate almaması (Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi); avukatlarının Nesimi Bölge Mahkemesindeki 20 Kasım 2014 tarihli duruşmada bulunmaması (Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi); masumiyet karinesi hakkının ihlali (Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi); soruşturma sırasında haklarına getirilen kısıtlamaların hukuka aykırılığı (Sözleşme’nin 8. maddesi); ve Sözleşme’nin 5. maddesiyle bağlantılı olarak 18. maddesi. Aynı tarihte, Türk Hükümetine şunlara ilişkin şikayetler tebliğ edilmiştir: başvuranın 19 Nisan 2014 tarihinde hukuka aykırı olarak tutulduğu iddiası ve tutulmasının nedenlerine ilişkin bildirim eksikliği (Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 2 maddesi); yerel makamların başvuranı bir hâkim veya tutulması hakkında karar verecek başka bir makam önüne çıkarmaması (Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi); başvuranın idari gözetiminin hukuka aykırı olduğuna itiraz edememesi (Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi) ve bir gazeteci olarak ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiası (Sözleşme’nin 10. maddesi). Başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 3 maddesine göre kabul edilemez bulunmuştur. Ayrıca, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca başvuruya öncelik verilmesine karar verilmiştir.

  5. Başvuran ve davalı Hükümet, ayrı ayrı görüşlerini sunmuşlardır. Buna ek olarak, Başkan tarafından yazılı usulde müdahil olmasına izin verilen sivil toplum kuruluşları olan Helsinki İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Evi Vakfı (Human Rights House Foundation) ve Şimdi Özgürlük’ten (Freedom Now) ilave gözlem ve görüşler alınmıştır (Sözleşme’nin 36 § 2 maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44 § 3 maddesi). Azerbaycan Hükümeti, başvuranın Türk Hükümetine bildirimde bulunulan şikâyetlerine (Sözleşme’nin 36 § 1 maddesi ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 44 §§ 1 ve 4 maddesi) müdahale etme hakkı konusunda bilgilendirilmiş ancak bu hakkından yararlanmamıştır.

OLAYLAR VE OLGULAR

I. DAVALARIN KOŞULLARI

  1. Başvuran, 1961 doğumlu olup; Thalwil, İsviçre’de ikamet etmektedir.

A. Arka plan bilgileri

7 . Başvuran, Azerbaycan’da tanınmış bir gazeteci ve siyasi analistçi olup birkaç defa Azerbaycan’da yılın gazetecisi ödülüne layık görülmüştür. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 21 Temmuz 2005 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla kendisine “əməkdar gazeteci” (onurlu gazeteci) unvanı verilmiştir. Başvurucu ayrıca, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Alman ZEIT Vakfı tarafından 2008 Doğu Avrupa Gerd Bucerius Özgür Basın ödülüne layık görülmüştür.

8 . Temmuz 2010’da başvuran Türkiye’ye gitmek üzere Azerbaycan’dan ayrılmıştır. Aşağıda açıklanan olayların yaşandığı sırada Ankara’da ikamet etmiş ve Azerbaycan gazetesi Zerkalo’da muhabir olarak çalışmıştır. Başvuran genel olarak bölgesel dış politika konularına ilişkin makaleler yazmıştır.

B. Başvuranın gözaltı ve Türkiye’den sınır dışı edilmesi

  1. 26 Aralık 2013 tarihli bir yazı ile Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ("BYEGM"), başvurana 1 Ocak-31 Aralık 2014 tarihleri arasında geçerli bir basın kartı verilmesine karar verildiğini Ankara Valiliği’ne bildirmiştir. BYEGM, aynı mektupta, valilikten başvurana söz konusu tarihte yürürlükte olan 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 2. maddesi ve Emniyet Genel Müdürlüğünün 2 Nisan 2004 tarihli ve 63 sayılı Genelgesi uyarınca, basın kartı süresince ikamet izni vermesini talep etmiştir. Dolayısıyla başvurana 31 Aralık 2014 tarihine kadar Türkiye’de oturma izni verilmiştir.

  2. BYEGM, 8 Nisan 2014 tarihinde, mülga Basın Kartları Yönetmeliği’nin 45. maddesi uyarınca başvuranın basın kartını iptal etmeye karar vermiştir (bk. aşağıda 69. paragraf). Aynı tarihte BYEGM, kararını Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bildirerek başvuranın ikamet izninin iptali için gerekli önlemlerin alınmasını talep etmiştir.

  3. 11 Nisan 2014 tarihinde, başvuranın oturma izninin iptaline ilişkin bilgiler Türk Polis Teşkilatı iletişim ağına işlenmiştir.

  4. Bu esnada, 9 Nisan 2014 tarihinde, başvuran, BYEGM’nin Ankara’daki dairesine davet edilmiş ve burada basın kartının iptal edildiği sözlü olarak kendisine bildirilmiştir. Başvurana bu konuda herhangi bir yazılı tebligat yapılmamış ve kendisine basın kartının neden iptal edildiğine dair herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

  5. 11 Nisan 2014 tarihinde başvuran, BYEGM’ye bir dilekçe vererek, iptal gerekçeleriyle birlikte basın kartının iptal edildiğine ilişkin yazılı teyidin kendine bildirilmesi talebinde bulunmuştur.

  6. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 18 Nisan 2014 tarihinde başvuranın Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (6458 sayılı Kanun) 54. maddesi uyarınca, Türkiye’den sınır dışı edilmesi kararını Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bildirerek Ankara Valiliği tarafından verilen resmi sınır dışı etme kararının çıkarılması için emniyet müdürlüğüne gerekli adımları atması talimatını vermiştir.

  7. Başvuran ve ailesi 18 Nisan 2014 tarihinde Gürcistan’a gitmek için otobüse binmişlerdir. Otobüs Ankara’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra, yaklaşık gece yarısı , kimlik kontrolü amacıyla için polis tarafından durdurulmuştur. Bu kontroller sırasında, başvuranın oturma izninin iptal edildiği görülmüş ve kendisi polis tarafından Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüştür.

  8. Başvuranın kendisini yakalayan polis memurları tarafından gözaltına alınmasından kısa bir süre sonra hazırlanan bir rapora göre, oturma izninin iptal edilmesinin ardından artık Türkiye’de yasal olarak ikamet etmediği için gözaltına alındığı kendisine bildirilmiştir. Başvuran, ilgili raporu imzalamayı reddetmiştir.

  9. Polis tarafından 19 Nisan 2014 tarihinde saat 12:30’da hazırlanan bir bilgilendirme belgesine göre, başvurana yazılı olarak 6458 sayılı Kanunun 54. maddesi uyarınca sınır dışı edilmesine dair hakkında işlem başlatıldığı bildirilmiştir. Belgede, başvuranın imzalamayı reddettiği hususu da belirtilmiştir. Başvurana göre, kendisine bu prosedür hakkında hiçbir bilgi verilmemiştir.

  10. Aynı zamanda, başvuranın imzalamayı reddettiği iddia edilen ayrı bir belgede de başvurana Türkiye’de bulunmasının yasadışı olduğu bildirilmiştir. Belgede, kendisi hakkında 6458 sayılı Kanunun 53. maddesi uyarınca sınır dışı etme kararı verildiği ve aynı kanunun 57. maddesi uyarınca tutuklanmasına karar verildiği belirtilmiştir. Belge aynı zamanda başvurana idari gözetim ve sınır dışı etme prosedürlerine ilişkin bir açıklamanın yanı sıra, sınır dışı etme ve idari gözetim kararlarına itiraz etmek için kullanılabilecek yasal yollar hakkında bilgiler de sunmuştur. Başvurana, kendi imkânlarıyla veya adli yardım mekanizması yoluyla avukat yardımı alma hakkı hatırlatılmıştır. Başvurana göre isekendisine bu hususlar hakkında hiçbir zaman bildirim yapılmamıştır.

  11. Yine başvurana göre, Türk makamlarından avukat yardımı ve karısıyla iletişime geçme talebinde bulunsa da iki talebi de göz ardı edilmiştir.

  12. Polis, 19 Nisan 2014 tarihinde başvuranı Ankara Esenboğa Havalimanı’na götürmüştür. Başvuranın beyanlarından anlaşıldığı ve Hükümet’in de buna itirazda bulunmadığı üzere; başvuran havaalanındayken bu tarihten itibaren on iki ay süreyle Türkiye’ye girişinin yasaklandığına dair karar yazılı olarak kendisine bildirilmiştir. İlgili bilgilendirme belgesi başvuran tarafından imzalanmıştır. Başvuran daha sonra öğle saatlerinde Bakü’ye giden uçağa bindirilmiştir. Başvuran uçak kalkana kadar polis gözetimi altında tutulmuştur.

  13. Ankara Valiliği 21 Nisan 2014 tarihinde başvuranın sınır dışı edilmesi ve idari gözetim altına alınmasına ilişkin resmi bir karar yayınlamıştır.

C. Başvuran hakkında Azerbaycan’da ceza davası açılması ve başvuranın tutukluluğu

  1. Uçağın 19 Nisan 2014 günü saat 16:20’de Bakü Havalimanı’na inmesinin ardından başvuran, Azerbaycan Milli Güvenlik Bakanlığı görevlileri tarafından gözaltına alınmıştır.

  2. 19 Nisan 2014 saat 17:15’te Başsavcılığa bağlı Ağır Suçlar Dairesinden bir soruşturma görevlisi, başvuranın şüpheli olarak gözaltına alındığına dair bir tutanak düzenlemiştir. Ceza Kanunu’nun 274. maddesi uyarınca başvuranın vatana ihanet suçunu işlediğinden şüphelenilmiştir.

  3. Soruşturma görevlisi aynı gün saat 17:20’de Devlet tarafından atanan bir avukatın huzurunda başvuranı şüpheli sıfatıyla sorgulamıştır. Başvuran; Türkiye, Ermenistan ve Gürcistan’da çeşitli uluslararası konferanslar çerçevesinde çeşitli tarihlerde bir Ermeni sivil toplum örgütü başkanı L.B. ve Dağlık Karabağ sorununun çözüm olasılığını ve bölgedeki uluslararası durumu tartıştığı Ermeni istihbarat teşkilatı eski başkanı D.S. ile görüştüğünü itiraf etmiştir. Ancak başvuran, Ermenistan istihbarat servislerine ülkedeki askeri, sosyo-politik veya ekonomik durum veya askeri birliklerin konumu hakkında herhangi bir bilgi vermediğini belirterek, kendisine yönelik ihanet suçlamalarını reddetmiştir.

  4. 21 Nisan 2014 tarihinde başvuran, Ceza Kanunu’nun 274. maddesi uyarınca (vatana ihanet suçu) suçlanmıştır. Kararın ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:

“... Mirgadirov Rauf Habibula oğlu, Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı olarak Azerbaycan Cumhuriyeti’nin egemenliği, Devlet güvenliği, toprak dokunulmazlığı ve savunma kapasitesinin aleyhinde gizli işbirliği için Ermeni istihbarat servisinin bir ajanı olan L.B. ve Nisan 2008’den beri yakın bağlar kurduğu başka kişiler tarafından işe alındığı gerekçesiyle yeterli delil temelinde suçlanmıştır. Mirgadirov bu kişilerin talimatları üzerine, kâr amacı güderek, Devlet sırı teşkil eden ülkedeki sosyo-politik, ekonomik [ve] askeri durum ve askeri birliklerin yerleri hakkında Azerbaycan Cumhuriyeti’ne karşı düşmanlık için kullanılacak gerekli bilgileri toplamıştır. Mirgadirov 1-4 Nisan 2008 tarihleri arasında Ermenistan’ın Tsakhkadzor kentinde, 28 Eylül 2008 tarihinde Türkiye’de ve Gürcistan’ın Tiflis şehrinin 44 Shota Rustavelli Caddesi’nde bulunan Marco Polo restoranının ana salonunda birkaç defa Ermeni istihbarat servisi üyeleri L.B., A.S., ve diğer kişilerle bir araya gelmiştir. [Mirgadirov] casusluk yoluyla, yani topladığı bilgileri fotoğraflar ve teknik çizimlerle (sxemlər) birlikte [bu kişilere] vererek ve bu bilgilerin Azerbaycan Cumhuriyeti aleyhine kullanılması için söz konusu kişilere yardım ederek vatana ihanet suçunu işlemiştir.

Mirgadirov Rauf Habibula oğlu, bu eylemleri sonucunda Azerbaycan Cumhuriyeti Ceza Kanununun 274. maddesi uyarınca cezai bir suç işlemiştir.

...”

  1. Aynı tarihte, başvuran aleyhindeki resmi suçlamalar ve savcının başvurusu temelinde, Nesimi Bölge Mahkemesi, başvuranın üç ay süreyle tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın kaçma ve soruşturmayı engelleme riskine ve suç eyleminin niteliğine atıfta bulunarak kararını aşağıdaki şekilde gerekçelendirmiştir:

“Mahkeme, başvuruyu ve dava dosyasındaki materyalleri inceledikten ve ceza yargılamalarına katılanların görüşlerini dinledikten sonra, başvurunun kabul edilmesi ve sanığın tutuklanması gerektiği kanaatindedir.

...

... Mahkeme, Azerbaycan Cumhuriyeti Ceza Kanununun 274. maddesine göre sanık Mirgadirov Rauf Habibula oğlu’na atfedilen suçun ciddi suç olarak sınıflandırıldığı kanaatindedir. Sanığın soruşturmadan kaçma, soruşturma makamlarının taleplerini haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmeme veya başka yollarla cezai kovuşturmadan veya cezadan kaçınma olasılığı bulunmaktadır. Bu nedenlerle başvuru kabul edilmeli ve sanık Mirgadirov Rauf Habibula oğlu tutuklanmalıdır."

  1. Başvuran, 22 Nisan 2014 tarihinde, ilgili süreçte tayin ettiği bir avukatın yardımıyla bu karara itiraz etmiştir. Başvuran özellikle, bir suç işlediğine dair makul bir şüphenin ve tutuklu yargılamaya yönelik önleyici tedbirin uygulanmasına yönelik bir gerekçenin bulunmamasından şikâyetçi olmuştur.

  2. 25 Nisan 2014 tarihinde, Bakü Temyiz Mahkemesi, tutukluluk kararının yeterli gerekçelere sahip olduğuna karar vererek temyiz başvurusunu reddetmiştir.

D. Başvuranın haklarına getirilen kısıtlamalar

  1. 7 Mayıs 2014 tarihinde davadan sorumlu soruşturma görevlisi, başvuranla ilgili olarak, “sanıkların tutukluluk yerinde bazı haklarının kısıtlanması hakkında” (təqsirləndirilən şəxsin həbs yerində bəzi hüquqlarının məhdudlaşdırılması haqqında) karar vermiştir. Soruşturma görevlisi özellikle, başvuranın tutuklu bulunduğu yerde telefonu kullanma, avukatları dışındaki kişilerle yazışma ve görüşme ve herhangi bir sosyo-politik gazete veya dergi alma ve bunlara abone olma haklarının kısıtlanmasına karar vermiştir. Araştırmacı, hazırlık soruşturması esnasında (ibtidai istintaq dövründə müvəqqəti olaraq) yukarıda belirtilen kısıtlamaları, belirli bir süre sınırı belirtmeden geçici olarak uygulamıştır. Soruşturma görevlisi, kararının hukuki dayanağı olarak 22 Mayıs 2012 tarihli Tutukluluk Merkezlerinde Tutulan Bireylerin Hak ve Özgürlüklerinin Teminatına Dair Kanunun 17 § 3 ve 19 § 8 maddelerine atıfta bulunarak soruşturmanın gizliliğinin korunması ve soruşturma ile ilgili bilgilerin açıklanmasının engellenmesinin gerekliliğine atıfta bulunarak kısıtlamayı gerekçelendirmiştir.

  2. Başvuran 14 Mayıs 2014 tarihinde soruşturma görevlisinin 7 Mayıs 2014 tarihli kararına karşı, söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu iddia ederek şikâyette bulunmuştur.

  3. Başvuranın babasının 23 Mayıs 2014 tarihinde hayatını kaybetmesinin ardından, 24 Mayıs 2014 tarihinde başvuran, babasının cenazesine katılmak için üç gün izin almıştır. Bu süre zarfında ailesinin evinde kalmıştır.

  4. Sabail Bölge Mahkemesi 27 Mayıs 2014 tarihinde, soruşturma görevlisinin 7 Mayıs 2014 tarihli kararının hukuka uygun ve gerekçelendirilmiş olduğuna hükmederek başvuranın şikâyetini reddetmiştir. Ulusal mahkemenin kararı, kısıtlamaların getirilmesi için yasal dayanak olarak 22 Mayıs 2012 tarihli Kanunun 17 § 3 ve 19 § 8 maddelerine atıfta bulunmuştur.

  5. Başvuran, 27 Mayıs 2014 tarihinde kararı temyiz etmiştir. Başvuran 7 Mayıs 2014 tarihli kararın hukuka aykırı olduğunu ve soruşturma görevlisinin söz konusu kararı gerekçelendirmediğini savunmuştur. Bu bağlamda, başvuran 24 Mayıs 2014 tarihinde babasının cenazesine katılmasına ve üç gün süreyle ebeveynlerinin evinde kalmasına izin verildiğini ve bu süre zarfında herhangi bir usul kuralını ihlal etmediğini veya soruşturma ile ilgili herhangi bir bilgiyi ifşa etmeye çalışmadığını belirtmiştir.

  6. Bakü Temyiz Mahkemesi 6 Haziran 2014 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.

  7. Başvurana getirilen yukarıda belirtilen kısıtlamaların sona erdiği tarihe ilişkin dava dosyasında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

  8. Bu arada, 12 Mayıs 2014 tarihinde, başvuran, davadan sorumlu soruşturma görevlisine tutuklu bulunduğu süre boyunca noter hizmetinden yararlanma hakkını güvence altına alması talebiyle davadan sorumlu soruşturma görevlisine başvuruda bulunmuş ve başvurusunu desteklemek için, Türkiye’de ihlal edilen haklarını savunabilmesi için avukatına noter tasdikli vekâletname vermeyi amaçladığını bildirmiştir.

  9. 19 Mayıs 2014 tarihinde, soruşturma görevlisi, başvuranın yabancı istihbarat servisinden ajanlarla görüştüğünü, başvurana atfedilen eylemin niteliğini ve başvuranın Türkiye’de kendisi adına gerçekleştirilecek eylemleri belirtmemesini göz önüne alarak, bir avukata noter tasdikli vekâletname vererek başvuranın adına Türkiye’de hareket etmesine izin vermenin delillerin tahrif edilmesine yol açabileceğini tespit ederek başvuruyu reddetmiştir.

  10. Başvuran, belirsiz bir tarihte, soruşturmacının 19 Mayıs 2014 tarihli kararına karşı şikâyette bulunmuştur.

  11. Nesimi Bölge Mahkemesi, 9 Haziran 2014 tarihinde soruşturma görevlisinin kararını hukuka uygun bulmuş ve şikâyeti reddetmiştir.

  12. Bakü Temyiz Mahkemesi, 17 Haziran 2014 tarihinde Nesimi Bölge Mahkemesi’nin 9 Haziran 2014 tarihli kararını onamıştır.

E. Başvuran aleyhine yürütülen cezai kovuşturmaya ilişkin Kolluk kuvvetleri tarafından yapılan 17 Temmuz 2014 tarihli ortak açıklama

  1. 17 Temmuz 2014’te Başsavcılık ve MNS tarafından ortak bir açıklama yapılmıştır. Bu ortak açıklama, başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının ilerleyişi hakkında resmi olarak kamuoyunu bilgilendirmiştir. Ortak açıklamanın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“Başsavcılık Ağır Suçlar Dairesi tarafından yürütülen cezai soruşturma çerçevesinde Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı Mirgadirov Rauf Habibula oğlu, Ermeni istihbarat teşkilatının ajanlarına kasıtlı olarak yardım etmek suretiyle casusluk yaparak vatana ihanet suçunu işlediğine dair esaslı şüpheler (əsaslı şübhələr ) nedeniyle 19 Nisan 2014 tarihinde gözaltına alınmıştır. 21 Nisan 2014 tarihinde [başvuran] Azerbaycan Cumhuriyeti Ceza Kanununun 274. maddesinde öngörülen cezai suç ile suçlanmış ve Nesimi Bölge Mahkemesi başvuran bakımından tutuklama önleyici tedbirini uygulamıştır.

Ceza yargılamalarına ilişkin olarak Başsavcılık ve Milli Güvenlik Bakanlığı görevlilerinden oluşan bir soruşturma operasyon birimi kurulmuş olup, soruşturmaya ilişkin operasyonel tedbirler alınmaya devam etmektedir. Ceza yargılamalarının soruşturma aşamasında konuyla ilgili yeni gerçekler (yeni xüsusatlar) ortaya çıkınca kamuoyuna daha fazla bilgi verilmesine karar verilmiştir.

...

Rauf Mirgadirov’un 2008’den beri yukarıda adı geçen L.B.’nin başkanlığını yaptığı ‘Region’(Bölge) Araştırma Merkezi [bir merkez] ile işbirliği yaptığı (Müəyyən edilib ki ) tespit edilmiştir.

...

Rauf Mirgadirov’un 2008 yılında Türkiye’de Friedrich Naumann Vakfı tarafından düzenlenen ve Gürcü ve Ermeni katılımcıların katılımı ile gerçekleştirilen bir konferansta, Ermenistan eski Milli Güvenlik Bakanı D.S. ile kapalı kapılar ardında bir toplantı yaptığı tespit edilmiştir. Bu toplantının ardından Rauf Mirgadirov, L.B.’ye internet yazışmaları aracılığıyla, D.S.’nin Dağlık Karabağ sorununun çözülme olasılığı hakkındaki düşüncelerine katıldığını bildirmiş ve Azerbaycan Cumhuriyeti aleyhinde kullanılacak sosyo-politik, sınai, enerji ve askeri teknik malzeme alanlarındaki mevcut durum hakkında bilgi toplayarak, Devlet ve askeri sır teşkil edecek şekilde askeri birimlerin, bir havaalanının ve diğer stratejik Devlet tesislerinin tam yerini açıklayan fotoğraflarla birlikte teknik bir çizim(sxem) teslim etmiştir(ötürüb). Rauf Mirgadirov buna ek olarak Azerbaycan Hükümeti’nin ABD’ye İran’a karşı hazırlıklı bir askeri müdahale durumunda topraklarını kullanma yetkisi vereceği, ABD tarafından Bakü’de gizli askeri tesislerin inşa edileceği iddia edilen belirtilen alanların ve diğer askeri tesislerin bilgi, fotoğraf ve teknik çizimleri(sxemlər) ile Zig Karayolu inşaatının, İran’a yapılacak hava saldırılarında askeri uçakların pisti olarak kullanılabilmesi için finanse edildiği bilgisini aktarmıştır(ötürüb).

...”

F. Başvuranın tutukluluğunun uzatılması ve diğer gelişmeler

  1. 14 Temmuz 2014 tarihinde, ceza yargılamalarından sorumlu savcı, ulusal mahkemeye başvuruda bulunarak soruşturmanın tamamlanması için daha fazla süreye ihtiyaç olduğunu bildirerek başvuranın tutukluluğunun dört ay süreyle uzatılmasını talep etmiştir.

  2. 15 Temmuz 2014 tarihinde Nesimi Bölge Mahkemesi, başvuranın tutukluluğunu dört ay süreyle, yani 19 Kasım 2014 tarihine kadar uzatmıştır. Ulusal mahkeme, tutukluluk süresinin uzatılmasını gerekçelendirmek için, ulusal mahkemelere tutuklu yargılanma süresini dört aylık bir süre için uzatma yetkisi veren ilgili iç hukuk ve ulusal mahkeme uygulamasına atıfta bulunmakla yetinmiştir. Ulusal mahkeme kararında, başvuranın tutukluluğunun devam etmesi için hiçbir gerekçe olmadığını ifade ettiği görülmektedir. Bu bağlamda, başvuran babasının ölümünden sonra kendisinin üç gün boyunca ebeveynlerinin evinde kalmasına izin verilmiş olmasına rağmen, bu süre içinde soruşturmadan kaçmaya çalışmadığını veya herhangi bir usul kuralını ihlal etmediğini kaydetmiştir.

  3. Başvuran, 16 Temmuz 2014 tarihinde, ceza gerektiren bir suç işlediğine dair hiçbir kanıt bulunmadığını ve ilk derece mahkemesinin tutukluluğunun uzatılmasını gerekçelendiremediğini iddia ederek, tutukluluğunu uzatılmasına dair karara itiraz etmiştir.

  4. Bakü Temyiz Mahkemesi 25 Ağustos 2014 tarihinde temyiz başvurusunu reddetmiş ve Nesimi Bölge Mahkemesinin 15 Temmuz 2014 tarihli kararını onamıştır. Temyiz mahkemesinin gerekçesinde, ilk derece mahkemesi tarafından verilen gerekçe yinelenmiştir.

  5. 20 Kasım 2014 tarihinde, başvuranın avukatlarından biri, başvuranın tutukevine gitmiştir. Avukat başvuranın tutukluluğunu uzatan en son tutuklama kararının 19 Kasım 2014 tarihinde sona erdiğini belirterek tutukevinin idaresinden başvuranın derhal serbest bırakılmasını talep etmiştir. Avukat ayrıca tutukevini idaresine başvuranla görüşüp görüşemeyeceğini sormuştur. Ancak avukata, başvuran tıbbi muayeneden geçtiği için başvuranla görüşemeyeceği söylenmiştir. Avukat ayrıca Başsavcılığa, Milli Güvenlik Bakanlığı’na ve Kamu Denetçiliğine başvuranın derhal serbest bırakılmasını talep eden telgraflar göndermiştir.

  6. Aynı gün, öğleden sonra, başvuranın avukatı hala tutukevinde başvuranla görüşmeyi beklerken, başvuran Nesimi Bölge Mahkemesine götürülmüştür. Burada, tutuklu yargılama süresinin beş aylık bir süreyle yani 19 Nisan 2015’e kadar uzatılmasına karar verilmiştir. Mahkeme bu uzatmanın gerekli oluşuna gerekçe olarak davanın karmaşıklığını, bir takım soruşturma adımlarının atılması gerekmesini ve dolayısıyla soruşturmanın tamamlanması için daha fazla zamana ihtiyaç duyulmasını göstermiştir. Başvuranın avukatlarına duruşma hakkında bilgi verilmemiş başvuran mahkemede bir Devlet tarafından atanan bir avukat tarafından temsil edilmiştir. Mahkeme duruşmasının tutanağı, duruşmanın 20 Kasım 2014 tarihinde saat 16.00’da gerçekleştiğini göstermektedir.

  7. Başvuran, 22 Kasım 2014 tarihinde, herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın 19 ila 20 Kasım 2014 tarihleri arasında hukuka aykırı bir şekilde tutuklandığını iddia ederek kararı temyize götürmüştür. Başvuran, aynı şekilde, ilk derece mahkemesinin tutuklu yargılanmasına devam edilmesi kararının uzatılmasına gerekçe göstermediğini ve 20 Kasım 2014 tarihindeki duruşmanın, duruşma tarihi ve salonundan haberdar edilmeyen iki avukatının yokluğunda yapıldığını iddia etmiştir.

  8. Bakü Temyiz Mahkemesi, 28 Kasım 2014 tarihinde, Nesimi Bölge Mahkemesi’nin 20 Kasım 2014 tarihli kararını onamıştır. Temyiz Mahkemesi, başvuranın 19 ila 20 Kasım 2014 tarihleri arasında gerçekleşen tutukluluğunun hukuka uygunluğuna ve ilk derece mahkemesinin avukatlarını duruşma tarihi ve salonuna ilişkin olarak bilgilendirme yapmamasına dair spesifik şikâyetlerinden bahsetmemiştir.

  9. Bununla birlikte başvuran, 21 Kasım 2014 tarihinde, Sabail Bölge Mahkemesine iki ayrı şikâyette bulunmuştur. Başvuran, ilk şikâyetinde, mahkemeden gözetim tesisinin idaresinin 20 Kasım 2014 tarihinde avukatıyla buluşmasına izin vermemesinin hukuka aykırı olarak ilan edilmesi isteminde bulunmuştur. İkinci şikâyetinde ise mahkeme kararı olmadan 19 ila 20 Kasım 2014 tarihleri arasında tutuklanmasının hukuka aykırı ilan edilmesi talebinde bulunmuştur.

  10. Sabail Bölge Mahkemesi, 9 Aralık 2014 tarihinde, başvuranın iki ayrı karardaki şikâyetlerini dayanaksız bularak reddetmiştir.

  11. Bakü Temyiz Mahkemesi, 18 Aralık 2014 tarihinde, Sabail Bölge Mahkemesi’nin iki ayrı karara dair hükmettiği 9 Aralık 2014 tarihli kararlarını onamıştır.

  12. Nesimi Bölge Mahkemesi, 8 Nisan 2015 tarihinde, başvuranın tutuklu yargılanmasının 19 Mayıs 2015’e kadar uzatılmasına karar vermiştir. Mahkeme, davanın karmaşıklığı ve bir takım soruşturma adımlarının atılmasına ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle tutukluluk hâlinin uzatılmasını ve dolayısıyla soruşturmanın tamamlanması için daha fazla zamanın gerektiğini haklı bulmuştur.

  13. Başvuran, 16 Nisan 2015 tarihinde, bu kararı temyize götürmüştür. Bir cezai suç işlediğine dair makul bir şüphenin olmadığını ve ilk derece mahkemesinin tutuklu yargılanmasının uzatılmasına gerekçe göstermediğini iddia etmiştir.

  14. Bakü Temyiz Mahkemesi, 23 Nisan 2015 tarihinde, temyiz başvurusunu reddetmiş ve Nesimi Bölge Mahkemesi’nin 8 Nisan 2015 tarihli kararını onamıştır.

  15. Nesimi Bölge Mahkemesi, 6 Mayıs 2015 tarihinde, başvuranın tutukluluk hâlinin 4 aylık bir süreyle yani 19 Eylül 2015’e kadar uzatılmasına karar vermiştir. Mahkeme, daha ileri soruşturma adımları atılması ihtiyacına atıfta bulunarak başvuranın tutukluk hâlinin uzatılmasını haklı bulmuştur.

  16. Başvuran, 8 Mayıs 2015 tarihinde önceki şikâyetlerini yineleyerek kararı temyiz etmiştir.

  17. Bakü Temyiz Mahkemesi, 12 Mayıs 2015 tarihinde Nesimi Bölge Mahkemesinin 6 Mayıs 2015 tarihli kararını onamıştır.

  18. Dava dosyasında başka tutukluluğu uzatma kararı bulunmamaktadır.

  19. Bakü Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Aralık 2015 tarihinde, başvuranı vatana ihanetten suçlu bulmuş ve altı yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.

  20. Bakü Temyiz Mahkemesi, 17 Mart 2016 tarihinde, cezada değişikliğe gitmiş ve cezanın 5 yıllığına şartlı olarak ertelenmesine hükmetmiştir. Başvuran, aynı gün cezaevinden tahliye olmuştur.

II. Azerbaycan’daki İlgili İç Hukuk ve Uygulama

A. Azerbaycan Ceza Kanunu

  1. Azerbaycan Ceza Kanunu’nun 274. maddesi aşağıdaki gibidir:

Madde 274 Vatana ihanet

“Vatana ihanet suçu, yani bir Azerbaycan vatandaşı tarafından Azerbaycan Cumhuriyeti’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne, Devlet güvenliğine veya savunma gücüne zarar veren kasıtlı bir eylemdir: [yani] düşmana katılmak; casusluk; Devlet sırrının yabancı bir Devlet’e aktarılması; [veya] yabancı bir Devlet’e, kuruluşa veya temsilcilerine Azerbaycan Cumhuriyeti aleyhine düşmanca faaliyette bulunarak yardımda bulunmak olup;

12 ila 20 yıllık bir süreyle özgürlükten mahrum bırakılma veya ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılır.”

B. Azerbaycan Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”)

  1. Tutuklu yargılanmaya ve tutuklu yargılamanın uygulanması ve değerlendirilmesine dair yargılamalarla ilgili olarak CMK’nın ilgili hükümlerinin detaylı bir tanımlaması Farhad Aliyev/Azerbaycan (no. 37138/06, §§ 83-102, 9 Kasım 2010) ve Muradverdiyev/Azerbaycan (no. 16966/06, §§ 35-49, 9 Aralık 2010) kararlarında bulunabilmektedir.

C. Gözetim Tesislerinde Tutulan Bireylerin Hakları ve Özgürlüklerinin Teminatına Dair Kanun (“22 Mayıs 2012 Kanunu”)

  1. 22 Mayıs 2012 Kanununun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

Madde 17 Gözaltına Alınan ve Tutuklanan Bireylerin Yazışmaları

“17,3. Adli yardım sağlayan avukatı ve diğer kişileriyle yazışmalarının haricinde gözaltına alınan ve tutuklanan bireylerin haber alıp vermesi, gerekçeli bir karar ile; soruşturmayı yürüten yetkili merci tarafından suç girişiminin önlenmesi amaçlarıyla [veya] bir ceza soruşturması yürütmek ve bireylerin güvenliğinin sağlanması amaçlarıyla; veya gözetim tesisindeki rejimi sağlamak amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gözetim tesisinin idaresi tarafından kısıtlandırılabilir veya sansüre tabi kılınabilir...”

Madde 19 Gözaltına Alınan ve Tutuklanan Bireylerin Avukatları ve Diğer Kişilerle Haberleşmesi

“19,8. Gözaltına alınan bireyin telefon kullanma hakkı, [ve] tutuklanan bireyin telefon kullanma hakkı [ve] avukatı hariç diğer kişilerle buluşması ve telefon görüşmeleri yapması, gerekçeli bir karar ile; soruşturmayı yürüten yetkili merci tarafından suç girişiminin önlenmesi amaçlarıyla [veya] bir ceza soruşturması yürütmek ve bireylerin güvenliğinin sağlanması amaçlarıyla; veya gözetim tesisinde rejimi sağlamak amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gözetim tesisinin idaresi tarafından kısıtlandırılabilir veya sansüre tabi kılınabilir...”

Madde 23 Kütüphane ve Yazı Gereçleri Edinme ve Bulundurma

“23,1. Gözaltındaki bireyler, gözetim tesisinde mevcut bulunan kütüphaneye erişebilmekte veya yazı gereçleri, kütüphane, gazeteler ve dergileri mağazadan [gözetim tesisindeki] gözetim tesisinin idaresi aracılığıyla bedeli karşılığında edinebilmektedir. Ek olarak..., tutuklanan bireyler ayrıca bedeli karşılığında gazete ve dergilere abone olabilmektedirler.

23,2. Gözaltına alınan bireyler, savaş, şiddet, aşırıcılık, terör ve zulüm propagandası yapan, [veya] pornografi içerenlerin yanı sıra ırkçılığa, etnik ve sosyal nefrete ve düşmanlığa teşvik eden yayınları edinmek, tutmak ve yaymaktan yasaklanmaktadır. Ek olarak..., tutuklanan bireyler de bu tür yayınlara abone olmaktan yasaklanmaktadır.”

D. Yüksek Mahkeme Genel Kurulu Kararları

  1. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme’nin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olan Yüksek Mahkeme Genel Kurulu kararlarının ve adaletin tecellisi adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 30 Mart 2006 tarihli içtihadının ve bir suçlu bakımından tutukluluk önleyici tedbiri uygulamalarının değerlendirilmesi sırasında mahkemeler tarafından mevzuatın uygulanmasına dair 3 Mart 2009 tarihli kararların ilgili bölümlerinin detaylı bir tanımlaması, Rasul Jafarov/Azerbaycan (no. 69981/14, §§ 50-76 ve §§ 79-80, 17 Mart 2016) kararlarında bulunabilmektedir.

III. Türkiye’deki İlgili İç Hukuk ve Uygulama

  1. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

  2. 6216 no.lu Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 45,47 ve 50. maddeleri aşağıdaki gibidir:

Madde 45

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

Madde 47

“(1) Bireysel başvurular, bu Kanunda ve İçtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan ya da mahkemeler veya yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılabilir.

...

(4) Başvuran bir avukat tarafından temsil ediliyorsa, vekâletnamenin sunulması gerekir

(5) Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvuranın mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder.

(6) Başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Mahkeme yazı işleri
tarafından eksikliğin giderilmesi için başvuran veya varsa vekiline on beş günü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği bildirilir.”

Madde 50

“(1) Esas inceleme sonunda, başvuranın hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez

B. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün İlgili Hükümleri

  1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

Bireysel başvuru formu ve ekleri

Madde 59

“(1) Başvurular, İçtüzük ekinde örneği bulunan ve Mahkemenin internet sitesinde yayımlanan başvuru formu kullanılarak resmî dilde yapılır.

...

(3) Başvuru formuna aşağıdaki belgelerin ya da onaylı örneklerinin eklenmesi zorunludur:

(a) Kanuni temsilci veya avukat vasıtasıyla takip edilen başvurularda başvuranın temsile yetkili olduğuna dair mevzuata uygun belge.

...

(4) Başvuran, üçüncü fıkradaki belgeleri herhangi bir nedenle sunamaması hâlinde bunun gerekçelerini belirterek varsa buna ilişkin bilgi ve belgeleri başvuru formuna ekler. Mahkeme, mazereti kabul etmesi hâlinde ve gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleri resen toplar.”

Başvuranın temsili

Madde 61

“(1) Bireysel başvuru, bizzat başvuran, kanuni temsilcisi ya da avukatı tarafından yapılabilir. Avukat veya kanuni temsilci aracılığıyla yapılan başvurularda temsile dair yetki belgesinin sunulması zorunludur.”

Başvurunun yapılabileceği yerler

Madde 63

“(1) Bireysel başvurular, Mahkemeye şahsen yapılabileceği gibi diğer mahkemeler ya da yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla da yapılabilir.”

Form ve eklerinin ön incelemesi ve eksiklikler

Madde 66

“(1) Bireysel Başvuru Bürosu gelen başvuruları şeklî eksiklikler bulunup bulunmadığı yönünden inceler. Başvuru formunda veya eklerinde herhangi bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde, bunların tamamlattırılması için başvurana, varsa avukatına veya kanuni temsilcisine on beş günü geçmemek üzere kesin bir süre verilir.

(2) Eksikliklerin tamamlattırılmasına dair yazıda başvurana geçerli bir mazereti olmaksızın verilen kesin sürede eksiklikleri tamamlamadığı takdirde başvurusunun reddine karar verileceği bildirilir.

(3) Başvurunun; süresinde yapılmadığı, 59 ve 60. maddelerdeki şekil şartlarına uygun olmadığı ve tespit edilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde ‑ tamamlanmadığı hâllerde Komisyonlar Başraportörü tarafından reddine karar verilir ve başvurana tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların verdiği kararlar kesindir.”

C. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun (6458 sayılı Kanun) İlgili Hükümleri

  1. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (6458 sayılı Kanun), 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yabancıların Türkiye’den sınır dışı edilmesine ilişkin usulün, yabancıların sınır dışı edilmek üzere idari gözetiminin ve sınır dışı edilmelerinin ve de gözetim kararının değerlendirilmesine ilişkin olarak 6458 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin detaylı bir tanımlaması Sakkal ve Fares/Türkiye((k.k.), no. 52902/15, § 24, 7 Haziran 2016) davasında bulunabilmektedir.

D. Mülga Basın Kartı Yönetmeliğinin İlgili Hükümleri (24351 sayılı Resmi Gazete)

  1. Başvuruya konu olayların yaşandığı dönemde yürürlükte olan Basın Kartları Yönetmeliğinin 45. maddesi aşağıdaki gibidir:

Kartların İadesi ve İptali

“Yabancı uyruklu gazeteci, görevinin sona ermesi veya iş yeri değişikliği hâlinde, basın kartını iade etmek zorundadır. Bu zorunluluğa uymayanların kartları iptal edilir. Genel Müdürlük, gerekli gördüğü hâllerde de basın kartını iptal edebilir.”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. AZERBAYCAN HAKKINDA ŞİKÂYETLER

A. Başvuranın tutuklu yargılandığı sürenin tamamına ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında

  1. Başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3 maddesine dayanarak, bir suç işlediğine dair makul bir şüphenin yokluğunda Azerbaycan’da gözaltına alınıp tutuklandığından şikâyet etmiştir. Ayrıca, yerel mahkemelerin tutuklu yargılanma gereğini haklı kılacak ilgili ve yeterli gerekçeler sunmadığından şikâyet etmiştir. Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3 maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen hâller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

(c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı hâlinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması veya tutulması;

...

  1. İşbu maddenin 1 (c) fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir hâkim veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Serbest bırakma, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.”

  2. Kabul edilebilirlik hakkında

  3. Mahkeme, bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme söz konusu şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna dair başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.

  4. Esas Hakkında

(a) Tarafların Beyanları

(i) Başvuran

  1. Başvuran, kendisine karşı yöneltilen suçlamaların dayanaksız olduğunu ve kovuşturmayı yürüten makamların onun vatana ihanet suçu işlediğine dair makul bir şüpheye yol açabilecek herhangi bir nesnel delil veya bilgiye sahip olmadıkları iddiasını sürdürmüştür. Başvuran, ayrıca, yerel mahkemelerin tutuklu yargılanmaya ve akabinde bunun uzatılmasına karar verdiklerinde, kendisine karşı yöneltilen vatana ihanet suçlamasını reddettiği sorgulamasında elde edilen ifadesi haricinde herhangi bir delil incelemesi yapmadıklarını beyan etmiştir. Yabancı istihbarat servislerinin ajanları olduğu iddia edilen kişilerle başvuranın buluşmasına dair video-kayıtlarla ilgili olarak buluştuğu bireyler Ermeni sivil toplum örgütlerinin temsilcileri olup söz konusu video-kayıtları 2015 yılının Aralık ayına kadar yargılamayı yürüten mahkemeye sunulmamıştır.

  2. Başvuran, ayrıca, yerel mahkemelerin tutuklu yargılanmasını haklı kılacak ilgili ve yeterli gerekçeler sunmadığını ileri sürmüştür. Bilhassa, yerel mahkemelerin tutukluluğuna ve tutukluluğun tekraren uzatılmasına karar verdiklerinde, başvuranın kendine özel koşullarını değerlendirmeden yalnızca ilgili yasal hükümlere atıf yaptıklarını bildirmiştir.

(ii) Azerbaycan Hükümeti

  1. Azerbaycan Hükümeti, başvuranın çok ağır suç teşkil eden vatana ihanet suçunu işlediğine dair makul şüpheyle tutuklandığını belirtmiştir. Makul şüphenin varlığı, başvuranın yabancı istihbarat servisi temsilcileriyle buluşmasına ilişkin video-kayıt ve onlardan para almasını da içeren bilgi ve belgelerle teyit edilmiştir. Yargılamayı yürüten makamların bu tür bilgiye sahip oldukları ve bilhassa söz konusu buluşmalara ait bazı özel tarihler ve yerleri gösteren bu bilgilerin yerel mahkemelere iletildiği usul kararlarından anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda, Azerbaycan Hükümeti, başvuranın bir suç işlediğine dair somut davada makul bir şüphe oluşturacak yeterli ölçüde spesifik bilginin var olduğunu bildirmiştir.

  2. Azerbaycan Hükümeti, ayrıca, yerel mahkemelerin başvuranın tutuklu yargılanması gereğini haklı kılacak ilgili ve yeterli nedenleri sunduğunu belirtmiştir.

(iii) Üçüncü taraf

  1. Helsinki İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Evi Derneği (Human Rights House Foundation) ve Hemen Özgürlük (Freedom Now) tarafından iletilen üçüncü taraf yorumları daha çok Azerbaycan’daki insan hakları savunucuları ve gazetecilerin durumuyla ilgilidir. Üçüncü taraflar, Mahkeme’nin içtihadına dayanarak, Azerbaycan mahkemelerinin bir suç işlenmesiyle ilgili olarak makul bir şüphenin yokluğunda dahi kişilerin tutuklu yargılanmasına dair yaygın bir uygulama gerçekleştirmelerinden dolayı endişe duyduklarını ifade etmişlerdir.

(b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi

  1. Mahkeme, somut davayla eşit ölçüde alakalı olan Rasul Jafarov/Azerbaycan (no. 69981/14, §§ 114-118, 17 Mart 2016) ve Rashad Hasanov ve Diğerleri/Azerbaycan (no. 48653/13 ve diğer 3 başvuru , §§ 91-96, 7 Haziran 2018) kararlarında ortaya konan içtihadındaki genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.

  2. Somut davadaki özel koşullara gelince, Mahkeme, başvuranın 2008 ve 2009 yıllarında çeşitli tarihlerde L.B. ve diğer kişilerle buluştuğuna dair taraflar arasında bir anlaşmazlık olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, söz konusu buluşmaların başvuranın siyasi bir analistçi ve gazeteci olarak katıldığı muhtelif uluslararası konferanslar çerçevesinde gerçekleştiğine dair bir anlaşmazlık da bulunmamaktadır (bk. yukarıda 24. paragraf ). Bu bağlamda, başvuran, yabancı istihbarat servislerinin yararına casusluk faaliyeti gerçekleştirdiği iddiasıyla Azerbaycan Ceza Kanununun 274. maddesi gereğince vatana ihanet suçuyla itham edilmiştir.

  3. Mahkeme, başvuranın tutukluluk süresinin tamamı boyunca, mahkeme kararıyla tutuklu yargılanmasına ve tutukluluğunun uzatılmasına karar verilmesiyle birlikte gözaltı sırasındaki ilk süreç ve sonraki süreçleri de kapsamak üzere, hakkında makul bir şüphe olmadığına dair şikâyetini not etmektedir. Başvuran aynı şikâyeti Mahkeme önünde de sürdürmüştür. Bu doğrultuda, Azerbaycan Hükümeti, başvuranın bir suç işlediğine dair makul bir şüpheye istinaden tutuklandığını bildirmiştir. Özellikle, makul şüphenin varlığının, başvuranın yabancı istihbarat servisi temsilcileriyle buluşmasına ilişkin video-kayıt ve onlardan para almasını da içeren bilgi ve belgelerle teyit edildiğini kaydetmişlerdir. Ayrıca, kovuşturmayı yürüten makamların bu manada ilgili bilgiye sahip olduğunu ve bu bilgiyi yerel mahkemelere ilettiğini gösteren usul kararlarına atıfta bulunmuşlardır.

  4. Mahkeme ilk olarak kovuşturmayı yürüten makamların başvuranın L.B. ve diğer kişilerle buluştuğu tarih ve yerleri gösteren bilgiye sahip olduğunu ve bu bilgiyi yerel mahkemelere ilettiğini ve bu gerçeğe başvuran tarafından itiraz edilmediğini ve bunların da tek başına başvurana isnat edilen vatana ihanet suçunu işlediğine dair makul bir şüphe için yeterli desteği teşkil edemeyeceğini gözlemlemektedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, L.B. ve diğer kişilerle Ermeni istihbarat servisleri arasında bir bağın varlığına dair bir spekülasyonda bulunmaksızın, somut davada başvuranın yukarıda adı geçen kişilerle buluştuğu için vatana ihanetle suçlanmadığını fakat yabancı istihbarat servislerinin talebi üzerine fotoğraflar ve teknik çizimlerle birlikte bilgi toplamasından dolayı casusluk faaliyeti gerçekleştirdiği iddiasıyla suçlandığını not etmektedir (bk. yukarıda 25. paragraf).

  5. Bu doğrultuda, Mahkeme, Azerbaycan Hükümeti’nin ilgili bilgi ve delilin içeriğini belirtmeksizin başvuranın onlara göre vatana ihanet suçu işlediğine dair makul şüphenin varlığını doğrulayan bilgi ve delile genel olarak atıfta bulunduğunu not etmektedir. Hükümetin bilhassa atıfta bulunduğu tek özel delil, başvuran ve yabancı istihbarat servislerinin temsilcileriyle buluşmalarının olduğu iddia edilen video‑kayıtları ve onlardan para almasıdır. Mahkeme, davaya özel olarak söz konusu video‑kayıtların içeriğine dair spekülasyonda bulunmaksızın, yerel mahkemelerin kararları bu tür bir materyale atıfta bulunmadığından dolayı hem Nesimi Bölge Mahkemesi’nin 21 Nisan 2014 tarihli kararında hem de yerel mahkemelerin başvuranın tutuklu yargılanmasına ve tutukluluğun uzatılmasına hükmettiği herhangi bir kararda bir video-kayıtın mahkemelere sunulduğu görülmemektedir (bk. ve kıyaslayınız Yagublu/Azerbaycan, no. 31709/13, § 60, 5 Kasım 2015 ve Rustamzade/Azerbaycan, no. 38239/16, § 47, 7 Mart 2019).

  6. Bu manada, Mahkeme ayrıca Yüksek Mahkeme Genel Kurulu’nun 3 Kasım 2009 tarihli kararını not etmektedir. Bu karar, yerel mahkemelerin, CMK’nın 447 § 5 maddesi kapsamında kovuşturma makamının elindeki “ilk delilin” talep edilmesi ve değerlendirilmesinde kovuşturmayı yürüten makamların bir suçluyu tutuklu yargılama uygulamalarını, yetkilerini kullanarak suçluya karşı makul şüphenin varlığını detaylı olarak incelemeye ve teyit etmeye tabi kılmasını gerektirmekteydi (bk. atıf yapılan kararlar için 65. paragraf). Somut davada, davalı Hükümet, yukarıda belirtilen gerekliliklerin göz önüne alındığını ortaya koymamıştır (kıyaslayınız Ilgar Mammadov/Azerbaycan, no. 15172/13, § 97, 22 Mayıs 2014 ve yukarıda anılan Yagublu, § 61).

  7. Ek olarak, Mahkeme soruşturma makamları 17 Temmuz 2014 tarihli açıklamalarında başvuranın vatana ihanet suçunu işlediğinin kanıtı olarak başvuran ve L.B. arasında geçtiği iddia edilen internet yazışmalarına atıfta bulunmasına rağmen (bk. yukarıdaki 41. paragraf) başvuranın tutukluluğunu 17 Temmuz 2014 tarihinden sonra uzatan hiçbir ulusal mahkeme kararının, başvuranın vatana ihanet suçunu işlediği yönünde makul bir şüphe olmasının gerekçesi olarak bu yazışmaya atıfta bulunmadığını gözlemlemektedir.

  8. Azerbaycan Hükümeti, ayrıca, Mahkeme önündeki yargılamalarda başvuranın söz konusu suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek herhangi bir belge de sunmamıştır (bk. Lazoroski/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti, no. 4922/04, § 48, 8 Ekim 2009).

  9. Mahkeme, başvuranın davasının yargıya taşındığının ve başvuranın mahkûm edildiğinin farkındadır. Ancak, bu durum, başvuranın özgürlüğünden mahrum bırakılmasının söz konusu zamanda mevcut olan bilgiler ya da olgular temelinde haklı olup olmadığının incelenmesi için yapılan somut şikâyete ilişkin olarak Mahkemenin ulaştığı tespitleri etkilememektedir. Bu bağlamda, yukarıdaki değerlendirmesini dikkate alan Mahkeme, ibraz edilen belgelerin başvuranın gözaltına alınması ve tutukluluğunun devam ettirilmesi için gerekli olan Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde belirtilen şüphenin makullüğüne ilişkin asgari standardı sağlamadığına hükmetmiştir. Bu doğrultuda, somut davanın Mahkemenin incelemesine tabi tutulduğu dönemde başvuranın ceza gerektiren bir suçu işlediği yönünde “makul bir şüphenin” varlığı temelinde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı ikna edici bir şekilde ortaya konulamamıştır.

  10. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.

  11. Yukarıdaki mülahazalar ışığında, Mahkeme ulusal makamların başvuranın tutukluluğunun devamını gerekli kılan ilgili ve yeterli gerekçeleri sunup sunmadığı hususunu Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. Lukanov/Bulgaristan, 20 Mart 1997, § 45, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑II; yukarıda anılan Ilgar Mammadov, § 102 ve yukarıda anılan Yagublu, § 64).

B. Başvuranın 19 ila 20 Kasım 2014 tarihleri arasında tutulmasının hukuka aykırı olduğu iddiası temelinde Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında

  1. Başvuran 19 ve 20 Kasım 2014 tarihleri arasında bir mahkeme emri olmadan tutulmasının hukuka aykırı olduğunu ve bu nedenle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.

  2. Kabul edilebilirlik hakkında

  3. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, söz konusu şikâyetin, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını ifade eder. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

  4. Esas Hakkında

(a) Tarafların Beyanları

  1. Başvuran 19 ve 20 Kasım 2014 tarihleri arasındaki tutukluluğunun bir mahkeme kararı olmadan sürdürülmesi dolayısıyla hukuka aykırı olduğunu yinelemiştir.

  2. Azerbaycan Hükümeti başvuranın tutukluluğunun Nesimi Bölge Mahkemesinin 15 Temmuz 2014 tarihli kararı ile 19 Kasım 2014 (dâhil) tarihine kadar uzatıldığını belirtmiştir. Aynı mahkeme 20 Kasım 2014 tarihinde başvuranın tutuklu yargılanma süresini tekrardan uzatmıştır.

(b) Mahkemenin Değerlendirmesi

  1. Başvuranın Nesimi Bölge Mahkemesinin 15 Temmuz 2014 tarihli tutuklama emri temelinde tutuklu yargılanmaya başlamış olduğu ve tutukluluğunun 19 Kasım 2014 tarihi gece yarısında sona erdiği dava dosyasında bulunan bellerde açıkça görülmektedir. Ayrıca, bu hususta taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Nesimi Bölge Mahkemesi, 20 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilen bir duruşmada başvuranın tutuklu yargılanmasının uzatılmasına tekrardan karar vermiştir (bk. yukarıdaki 47. paragraf). Bu doğrultuda, başvuran 19 Kasım gecesinden 20 Kasım 2014 tarihinde saat 16.00’a kadar, yani on altı saat kadar, tutukluluğuna ilişkin herhangi bir yargı kararı olmadan tutuklu tutulmuştur.

  2. Mahkeme, başvuranın bu süre zarfındaki tutukluluğunun bir mahkeme kararına dayanmadığını ve bu nedenle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında hukuka aykırı olduğunu not etmektedir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.

C. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında

  1. Başvuran, ulusal mahkemelerin salınmasına ilişkin olarak sunduğu argümanlara cevap vermediğini ve tutukluluğunun tekrardan uzatılmasına ilişkin olarak 20 Kasım 2014 tarihinde Nesimi Bölge Mahkemesinin gerçekleştirdiği duruşmanın tarihi ve yeri hakkında avukatlarının bilgilendirilmediğini ileri sürmüştür. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi aşağıdaki gibidir:

“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

  1. Kabul edilebilirlik hakkında

  2. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.

  3. Esas Hakkında

(a) Tarafların Beyanları

  1. Başvuran, şikâyetlerini tekrarlamış ve ulusal mahkemelerin, tutukluluk halinin sürdürülmemesi gerektiği yönünde sürekli olarak dile getirdiği argümanlara cevap vermediğini kaydetmiştir. Ayrıca, başvuran 20 Kasım 2014 tarihinde Nesimi Bölge Mahkemesinin gerçekleştirdiği duruşmanın tarihi ve yeri hakkında avukatlarının bilgilendirilmediğini savunmuştur.

  2. Azerbaycan Hükümeti, başvuran ve avukatlarının ulusal hâkimler tarafından dinlendiğini ve başvuranın duruşmalar sırasında soruşturma makamlarına soru yönetebildiğini belirtmiştir. Dava dosyasındaki hiçbir belge yargılamaların çekişmeli olmadığını ya da adaletsiz olduğunu göstermemektedir. Mahkeme duruşma tutanakları da dâhil olmak üzere dava dosyasında bulunan belgeler hâkimlerin başvuranın argümanlarını dinlediklerini ve söz konusu şartlar içerisinde en uygun olduğunu düşündükleri kararları aldıklarını göstermiştir. Ek olarak, Azerbaycan Hükümeti başvuranın 20 Kasım 2014 tarihinde Nesimi Bölge Mahkemesinin duruşmasına katıldığını ve avukatı tarafından temsil edildiğini kaydetmiştir.

(b) Mahkemenin Değerlendirmesi

  1. Mahkeme, somut dava için de ilgili hususların eşit derecede geçerli olduğu yukarıda anılan Rasul Jafarov ( §§ 140-42) ve Mammadli/Azerbaycan (no. 47145/14, §§ 72-74, 19 Nisan 2018) kararlarında ortaya koyduğu yerleşik içtihadında bulunan genel ilkelerine atıfta bulunmaktadır.

  2. Somut davaya ilişkin olarak, Mahkeme ilk derece mahkemesi olarak Nesimi Bölge Mahkemesi ve temyiz mahkemesi olarak ise Bakü Temyiz Mahkemesi olmak üzere iki yargı seviyesinde bulunan mahkemelerin başvuranın tutukluluğunun başlamasına ve uzatılmasına ilişkin olarak karar verdiğini gözlemlemektedir. Yukarıda da Mahkemenin gözlemlediği gibi, somut davadaki ulusal mahkemeler başvuranın gözaltına alınmasına sebebiyet veren şüphenin makul bir seviyede olduğunu hiçbir zaman doğrulayamamıştır (bk. yukarıdaki 81-83 paragrafları). Ulusal mahkemeler kararlarında başvuranın şikâyetlerini, temelsiz olması dolayısı ile reddederken kısa, net olmayan ve sıradan ifadeler kullanmış, rollerini sadece Savcılığın uygulamalarının otomatik olarak genişletilmesi ile kısıtlamışlardır. Dolayısıyla ulusal mahkemelerin, başvuranın tutukluluğunun “hukuka uygunluğunu” gerçekten incelediği düşünülemez. Bu durum, hem Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinde belirtilen kıstaslara karşı olduğu gibi hem de Yüksek Mahkeme Genel Kurulunun yorumladığı ve netleştirdiği ulusal yasalar ile de çelişmektedir (bk. yukarıdaki 65. paragrafta yer verilen atıf).

  3. Yukarıda bahsi geçen hususlar Mahkemenin başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunun düzgün bir şekilde yargı denetimine tutulmadığına karar vermesi için yeterlidir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.

  4. Yukarıdaki tespitini göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın seçtiği avukatın 20 Kasım 2014 tarihinde Nesimi Bölge Mahkemesinde gerçekleştirilen duruşmada olmamasının Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edip etmediğini incelemenin ayrıca gerekli olmadığı kanaatindedir.

D. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiği iddiası

  1. Başvuran, Başsavcılık ve Milli Güvenlik Bakanlığı tarafından 1 Temmuz 2014 tarihinde yapılan ortak açıklamanın (bk. yukarıdaki 41. paragraf) masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiği konusunda şikâyette bulunmuştur. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi aşağıdaki gibidir:

“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

  1. Kabul edilebilirlik hakkında

  2. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, söz konusu şikâyetin, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını ifade eder. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

  3. Esas Hakkında

(a) Tarafların Beyanları

  1. Başvuran şikâyetini yineleyerek, söz konusu açıklamanın masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini öne sürmüştür. Başvuran özellikle, bu açıklamanın kesin surette kendisinin Devlet ve askeri sırları Ermeni istihbarat servislerine verdiğini bildirdiğini savunmuştur.

  2. Azerbaycan Hükumeti, söz konusu ortak açıklamanın soruşturmanın gidişatı hakkında kamuya bilgi sağlama ve böylece soruşturma hakkında yanlış ve çarpıtılmış bilgilerin yayılmasını engelleme amacı taşıdığını belirtmiştir. Azerbaycan Hükümeti, ayrıca, açıklamanın başvuranı bir suçlu olarak göstermediğini ve dolayısıyla masumiyet karinesi hakkının ihlal edilmediğini kaydetmiştir.

(b) Mahkemenin Değerlendirmesi

  1. Mahkeme, daha önce Azerbaycan aleyhinde açılan, soruşturma makamlarının basına yaptıkları açıklamalardaki kelime seçimlerine ve bu açıklamaların mahkemelerin olguları değerlendirmesinde ön yargılı olmaya ittiği ve halkı başvuranların hukuka göre suçlu olduğu belirlenmeden suçlu olduğuna inanmaya teşvik ettiğine ilişkin birçok sayıda davada Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlalini tespit ettiğine dikkat çekmektedir (bk. Farhad Aliyev/Azerbaycan, no. 37138/06, §§ 220-27, 9 Kasım 2010; Muradverdiyev/Azerbaycan, no. 16966/06, §§ 105-09, 9 Aralık 2010 ve yukarıda anılan Ilgar Mammadov, § 127-28).

  2. Mahkeme somut davaya ilişkin olarak, Başsavcılık ve Milli Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan ortak açıklamanın başvuranın Nisan 2014 tarihinde tutuklanmasından hemen sonra yapılmadığını aslında başvuran tutuklu yargılanırken ve gözaltına alınmasından üç ay sonra Temmuz 2014 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir. Mahkeme, Azerbaycan Hükümetinin söz konusu açıklamanın soruşturmanın gidişatı hakkında kamuya bilgi sağlama amacı taşıdığına ilişkin beyanını dikkate almaktadır. Başvuranın tanınan bir gazeteci olduğu göz önünde bulundurduğunda ilgili makamlar halkı başvuran aleyhindeki ceza gerektiren suçlamalar hakkında bilgilendirme gereği duymuş olabilir.

  3. Ancak, Mahkeme açıklamanın, genel olarak değerlendirilmesi halinde gerekli gizliliğin ve ihtiyatlılığın gösterilmeden yapıldığı kanaatindedir. Her ne kadar açıklamanın ilk ve ikinci paragrafları sadece başvuran tutuklanırken ve Nisan 2014 tarihinde tutuklu yargılanmaya başlarken kendisine isnat edilen suçlamalar hakkında kısa bilgi vermiş ve başvuranı suçlu gösteren herhangi bir ifade kullanmamışsa da açıklamanın daha sonraki paragrafları başvurana açıkça çeşitli suç eylemlerini işlediğini öne sürmüştür. Özellikle, soruşturma makamlarının “[Başvuranın] Devlet ve askeri sır olan askeri birlik, hava limanı ve diğer stratejik Devlet tesislerinin tam yerini gösteren fotoğraflar ile teknik çizimlerini sızdırdığı... tespit edilmiştir” ifadesini kullanması mahkemeleri olguları değerlendirirken ön yargılı davranmaya davet etmiş ve başvuranın hukuken suçlu olduğu ortaya konmadan kamuyu başvuranın suçlu olduğuna inandırmaya teşvik etmiştir. Ek olarak, yukarıda bahsi geçen suçlamaların başvurana sınırsız bir şekilde atfedilmesinin, açıklamada soruşturmada yeni keşfedilen yeni bir olgu gibi tasvir edilmesi nedeniyle açıklamanın başında kullanılan objektif ifadelerin etkisi büyük ölçüde azalmıştır. Dolayısıyla, açıklamadaki genel ifadeler okuyucuyu başvuranın vatan hainliği suçunu işlediği konusunda hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde ikna edecek şekilde ortaya konmuştur.

  4. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi ihlal edilmiştir.

E. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında

  1. Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerine dayanan başvuran soruşturma görevlisinin aile üyeleri ve dışarı dünya ile buluşmasına, yazışmasına ve telefon görüşmesi gerçekleştirmesi hakkına ve gazete ile dergi alma ve bunlara abone olma hakkına karşı getirdiği kısıtlamaların Sözleşme kapsamında korunan haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Somut davanın koşullarını göz önünde bulunduran Mahkeme bu şikâyetin sadece Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir. İlgili madde aşağıdaki gibidir:

“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

  1. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

  2. Kabul edilebilirlik hakkında

  3. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, söz konusu şikâyetin, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını ifade eder. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

  4. Esas Hakkında

(a) Tarafların Beyanları

  1. Başvuran şikâyetini yineleyerek söz konusu müdahalenin kanunla ve Sözleşme’nin 8 § 2 maddesinde belirtilen kıstaslar ile uyumlu olmadığını ifade etmiştir. Başvuran soruşturma görevlisinin 7 Mayıs 2014 tarihli kararının neden kısıtlamaların uygulanmasının gerekli olduğunu gösteren bir delil sunmadan sadece kendisi aleyhinde yapılan suçlamalara ve ilgili kanun hükümlerine atıfta bulunduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, ek olarak, soruşturma görevlisi tarafından uygulanan kısıtlamaların net olmadığına dair iddiasını ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmediğine ilişkin Azerbaycan Hükümetinin argümanına karşı çıkmıştır.

  2. Azerbaycan Hükümeti başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunan haklarına bir müdahale yapıldığı hususuna itirazda bulunmamıştır. Hükümete göre, bu müdahale 22 Mayıs 2012 tarihli Kanun’un 17.3 ve 19.8 maddeleri uyarınca uygulamaya koyulmuş olup ulusal güvenlik bakımından ve suç işlenmesinin önlenmesi için demokratik bir toplumda gerekli görülmüştür.

  3. Ek olarak, Azerbaycan Hükümeti, kovuşturma makamlarının ve ulusal mahkemelerin yabancı istihbarat servislerine gizli bilgileri sızdırmakla şüphelenilen başvuranın bu tür bilgileri ziyaretçileri aracılığıyla iletebileceğini ya da basın yayımlar yoluyla bu bilgileri alabileceğini haklı olarak değerlendirdiğini kaydetmiştir. Azerbaycan Hükümetine göre, her ne kadar söz konusu tedbirlerin net olmaması nedeniyle orantısız olduğu değerlendirilebilse de her halükarda başvuran bu konuya ilişkin olarak bir iddiayı ulusal makamlar nezdinde dile getirmemiştir.

(b) Mahkemenin Değerlendirmesi

(i) Müdahalede bulunulup bulunulmadığı hakkında

  1. Mahkemenin içtihadında da tesis edildiği gibi bir şahıs mahkûm edilmesi ile birlikte özgürlük hakkından mahrum edilir ancak aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı da dâhil olmak üzere diğer tüm temel hak ve özgürlüklerini kullanmaya devam eder. Dolaysıyla bu haklara karşı yapılan herhangi bir müdahale her davada haklı gerekçelere dayanmalıdır (bk. Khoroshenko/Rusya [BD], no. 41418/04, §§ 116-17, AİHM 2015 ve Andrey Smirnov/Rusya, no. 43149/10, § 35, 13 Şubat 2018). Azerbaycan Hükümeti, somut davada başvuranın dışarı ve ailesiyle olan ilişkisine getirilen kısıtlamaların Sözleşme’nin 8. maddesinde korunan haklarına bir müdahale teşkil edeceğini kabul etmiştir (bk. yukarıdaki 113. paragraf). Mahkeme, aksi yönde bir karar vermek için herhangi bir gerekçe görmemektedir ve söz konusu tedbirlerin başvuranın iletişimine, özel ve aile hayatına saygı duyulması hakkına müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Khoroshenko, §§ 107-09; Pakhtusov/Rusya, no. 11800/10, § 23, 16 Mayıs 2017; Lebois/Bulgaristan, no. 67482/14, §§ 63-64, 19 Ekim 2017; Resin/Rusya, no. 9348/14, § 24, 18 Aralık 2018 ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Mesut Yurtsever ve Diğerleri/Türkiye, no. 14946/08 ve 11 diğer karar, § 102, 20 Ocak 2015).

(ii) Müdahalenin haklı olup olmadığı hakkında

  1. Bu tür bir müdahale, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası kapsamında “yasayla öngörülmesi”, belirtilen fıkrada yer alan meşru amaçlardan biri veya daha fazlasını gözetmesi ve ilgili amaç veya amaçlara ulaşılması amacıyla “demokratik bir toplumda gerekli” olması gibi şartları yerine getirdiği sürece 8. maddeye aykırı olarak değerlendirilmeyecektir.

(α) Söz konusu müdahalenin hukuka uygun olup olmadığı hakkında

  1. Mahkeme, Azerbaycan Hükümetinin ilgili tedbirlerin uygulanması için 22 Mayıs 2012 tarihli Kanun’un 17.3 ve 19.8 maddelerini yasal temel olarak gösterdiğini ve başvuranın ise genel olarak söz konusu bu tedbirlerin kanun ile çeliştiğini iddia ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, 22 Mayıs 2012 tarihli Kanun’un 17.3 maddesinin soruşturma makamlarının ceza soruşturmasının güvence altına alınması amacıyla tutuklulukların yazışma haklarını kısıtlayabileceğini öngördüğünü gözlemlemektedir. Ek olarak, 22 Mayıs 2012 tarihli Kanun’un 19.8 maddesine göre soruşturma makamları, bir tutuklunun ziyaretçi alma ve telefon görüşmesi yapmasını aynı amaçlar doğrultusunda kısıtlayabilmektedir (bk. yukarıdaki 64. paragraf). Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın telefon görüşmesi yapma, yazışma ve avukatı dışında diğer insanların ziyaret etmesi haklarına getirilen kısıtlamaların ulusal hukukta yasal bir zemini olduğunu ve bu kanunun yeterince açık, erişilebilir ve net olduğunu kabul etmektedir.

  2. Ancak, soruşturma görevlisinin 7 Mayıs 2014 kararı ile başvuranın sosyal-siyasi gazete ya da dergileri almasına ya da abone olması hakkına karşı getirdiği kısıtlamalarına ilişkin olarak Mahkeme 22 Mayıs 2012 tarihli Kanun’un ne 17.3 maddesinde ne de 19.8 maddesinde tutuklulara böyle bir kısıtlamanın getirilebileceğine dair bir hükmün olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, 22 Mayıs 2012 tarihli Kanun’un tutukluların gazete ve dergi alma ve bunlara abone olma haklarını düzenleyen 23. maddesi sadece savaş, şiddet, aşırıcılık, terör ve zülüm propagandası yapan ya da ırk, etnik köken ya da sosyal sınıf temelinde nefreti, düşmanlığı teşvik eden ya da pornografik içerik içeren basımlara ilişkin olarak kısıtlamaların uygulanmasını öngörmektedir (bk. yukarıdaki 64. paragraf). Azerbaycan Hükümeti, sosyal-politik gazete ya da dergilerin alınmasına ya da bunlara abone olunmasına ilişkin kısıtlamaları öngören herhangi bir yasal hükme de atıfta bulunma da başarısız olmuştur. Sonuç olarak, başvuranın bu hakkına yapılan müdahalenin ulusal hukukta yasal bir temelinin olduğu sonucuna varmak mümkün değildir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranın sosyal-siyasi gazete ya da dergi alma ve bunlara abone olma hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası kapsamında hukuk ile uyumlu olmadığı kanaatine varmıştır.

  3. Bu nedenle, Mahkeme sadece başvuranın ziyaretçi alma, telefon görüşmesi yapma ve yazışmaları ile ilişki olan müdahaleyi Sözleşme’nin 8 § 2 maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda bir demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemeye devam edecektir.

(Β) Müdahalenin meşru bir amacının mevcut olup olmadığı hakkında

  1. Mahkeme, söz konusu müdahalenin suç işlenmesini önlenmesi amacını taşıdığını kabul etmektedir (bk. Trosin/Ukrayna, no. 39758/05, § 40, 23 Şubat 2012 ve Öcalan/Türkiye (no. 2), no. 18 Mart 2014 ve 3 diğer karar, § 158, 18 Mart 2014).

(γ) Müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hakkında

  1. Mahkeme, somut dava için de ilgili hususların eşit derecede geçerli olduğu yukarıda anılan Khoroshenko (§§ 118-21) kararında ortaya koyduğu yerleşik içtihadında bulunan genel ilkelerine atıfta bulunmaktadır.

  2. Somut davaya ilişkin olarak Mahkeme, ilk olarak soruşturma görevlisinin 7 Mayıs 2014 tarihli kararının “suçlunun tutulduğu yerdeki haklarının bir kısmının kısıtlanmasına” ilişkin (bk. yukarıdaki 29. paragraf) bir karar olmasına rağmen, soruşturma görevlisi tarafından uygulanan tedbirlerin niteliğinin ve kapsamından bu kararın başvuranın avukatları dışında dışarı dünya ile iletişime (buluşmalar, telefon görüşmeleri ya da yazışmalar) geçmesi hakkına getirilen fiilen kesin bir yasak anlamına geldiğini gözlemlemektedir. Buna rağmen, ne soruşturma görevlisi ne de ulusal mahkemeler, bu kadar sert ve kapsamlı tedbirlerin uygulanmasını destekleyebilecek herhangi bir ilgili gerekçe ortaya koymamıştır. Özellikle, ulusal makamlar söz konusu tedbirlerin neden somut davada uygun ve gerekli görüldüğüne dair bir açıklama sunmadan sadece soruşturmanın gizliliğini korumanın ve soruşturmaya ilişkin bilgilerin ifşa olmasının önlenmesinin gerekliliğine atıfta bulunmuştur. Ulusal makamlar, ayrıca, eğer söz konusu tedbirler alınmasaydı soruşturmanın gizliliğinin tehlikeye düşeceğini ya da soruşturmaya ilişkin bilgilerin ortaya çıkacağını gösteren herhangi bir bilgiye ya da olgusal bir unsura da atıfta bulunmamıştır.

  3. Mahkeme, Azerbaycan Hükümetinin başvuranın ailesinden ve dışarı dünyadan ayrı tutulmasının neden gerekli olduğuna ilişkin de herhangi bir ilgili açıklama sunmadığını not etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Azerbaycan Hükümetinin Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri yabancı istihbarat servislerine sızdırmakla şüphesiyle tutulan başvuranın bu bilgileri ziyaretçiler yoluyla sızdırabileceğine ilişkin iddiasını kabul edememektedir. Başvuranın aile üyelerinden hiçbirinin söz konusu ceza yargılamalarına dâhil olmadığını ve gizli bilgilerin aile üyeleri tarafından sızdırılabilmesi olanağına dair herhangi bir emare bulunmamasını göz önünde bulunduran Mahkeme somut davada başvuranın aile üyelerini ziyaretçi olarak kabul etme hakkına karşı getirilen katı kısıtlamaları gerekli kılabilecek herhangi bir olgusal unsur tespit edememektedir (kıyaslayınız: Moiseyev/Rusya, no. 62936/00, § 255, 9 Ekim 2008 ve yukarıda anılan Andrey Smirnov, § 49).

  4. Yukarıdaki mülahazalar ışığında, Mahkeme başvuranın haklarına getirilen kısıtlamalara ilişkin olarak ulusal makamların sunduğu gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı kanaatine varmıştır.

  5. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlâl edilmiştir.

F: Sözleşme’nin 5. maddesi ile birlikte alınan 18. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında

  1. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesi ile birlikte alınan 18. maddesi kapsamında Sözleşme’de öngörülenlerden farklı amaçlar nedeniyle haklarının kısıtlandığını belirtmiştir. Sözleşme’nin 18. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Anılan hak ve özgürlüklere bu Sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz.”

  1. Kabul edilebilirlik hakkında

  2. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, söz konusu şikâyetin, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını ifade eder. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

  3. Esas Hakkında

(a) Tarafların Beyanları

  1. Başvuran somut davada uygulanan kısıtlamaların kendisini bir gazeteci ve siyasi analistçi olarak mesleki faaliyetlerinden izole etme amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Tutuklanmasının bir sonucu olarak, başvuran iki yıl boyunca gazetecilik faaliyetlerine devam edememiş ve gözaltına alınmasından kısa bir süre sonra ise Zerkalo gazetesinin basımı sona ermiştir. Başvuran bu nedenle, söz konusu tedbirlerin asıl amacının bir gazeteci ve siyasi analistçi olan kendisini susturmak ve cezalandırmak olduğunu iddia etmiştir.

  2. Khodorkovskiy/Rusya (no. 5829/04, 31 Mayıs 2011) ve Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya (no. 11082/06 ve 13772/05, 25 Temmuz 2013) kararlarına dayanan Azerbaycan Hükümeti, somut davada Devlet tarafından uygulanan kısıtlamaların Sözleşme’nin 5. maddesinde öngörülen amaçlar dışında başka bir amaç taşımadığını ve sadece başvurana isnat edilen ağır suçun düzgün soruşturulabilmesi için uygulamaya konduğunu savunmuştur.

(b) Mahkemenin değerlendirmesi

  1. Mahkeme, içtihadındaki ve mevcut dava ile benzerlik gösteren Merabishvili / Gürcistan ([BD], no. 72508/13, §§ 287-317, 28 Kasım 2017) davasındaki genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.

  2. Mahkeme öncelikle başvuranın yakalanmasının ve tutulmasının suçlamaların Sözleşme’nin 5 § 1 (c) anlamı dahilinde “makul şüpheye” dayanmadığından dolayı Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi kapsamında bir amaç için gerçekleştirilmediğini tespit ettiğini not etmenin gerekli olduğu kanısındadır (bk. kıyaslayınız Merabishvili, yukarıda alıntılanan, § 318, Khodorkovskiy, yukarıda alıntılanan, § 258, ve karşılaştırınız Lutsenko /. Ukrayna, no. 6492/11, § 108, 3 Temmuz 2012; ayrıca bk. Ilgar Mammadov, yukarıda alıntılanan, § 141, ve Rasul Jafarov, yukarıda alıntılanan, § 156). Bu yüzden mevcut dava kısıtlamaların hem gizli bir amaç hem de Sözleşme kapsamındaki bir amaç için uygulandığı birden çok amacın bulunduğu davalardan ayrılması gerekmektedir (bk. Merabishvili, yukarıda alıntılanan, §§ 318-54).

  3. Ancak, Sözleşme tarafından öngörülmeyen bir amaç için kısıtlamanın uygulandığı iddiası davanın temellerinden biri olarak görülmediği takdirde başvuranın hakları üzerinde uygulanan kısıtlamanın Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi kapsamında bir amacı izlememesi tek başına Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamındaki şikayet kapsamında ayrıca incelenme yürütmek için gerekli dayanağı oluşturmamaktadır. Bu yüzden yetkililerin eylemlerinin gerçekten gizli bir amaca yönelik olduğu konusunda kanıtın olup olmamasına bağlı olduğu görülmektedir (bk. Rashad Hasanov ve Diğerleri, yukarıda alıntılanan, § 120). Bu kapsamda Mahkeme, mevcut davanın koşullarına bağlı olarak gizli bir amacın her zaman gerçek sebebi açık bir şekilde ortaya koyan suçlayıcı bir delil (örneğin, Gusinskiy / Rusya davasında olduğu gibi, yazılı bir belge, (no. 70276/01, AİHS 2004‑IV) ya da spesifik ayrı bir olay ile kanıtlanamayabileceğinden kendisini Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamındaki şikayete ilişkin bir kanıt göstermekle ya da böylesi iddialar için özel bir kanıt standardı uygulamakla (bk. Merabishvili, yukarıda alıntılanan, § 316) kısıtlaması için bir sebep olmadığını hatırlatmaktadır.

  4. Mahkeme, mevcut davada başvuran söz konusu kısıtlamaların Azerbaycan Hükümeti tarafından başvuranı gazeteci ve siyasi analist olarak mesleki faaliyetlerinden tecrit etmek amacıyla uygulandığından genel bir şekilde ve kısaca şikâyet etmiş olsa da başvuranın böyle bir gizli amacın olduğuna dair iddiasını açıkça belirtmediğini gözlemlemiştir. Özellikle, Mahkemeye sunmuş olduğu beyanlarında başvuran, iddiasına göre hakkındaki kısıtlamaların sebebi olabilecek gazeteci ve siyasi analistçi sıfatıyla yaptığı bir eylem ya da bir makale veya herhangi bir yazı tespit etmemiş veya ifade etmemiştir (kıyaslayınız Ilgar Mammadov, yukarıda alıntılanan, § 136; Rasul Jafarov, yukarıda alıntılanan, §§ 147-50; Mammadli, yukarıda alıntılanan, §§ 85-87; Rashad Hasanov ve Diğerleri, yukarıda alıntılanan, §§ 112-13; ve Aliyev / Azerbaycan, no. 68762/14 ve 71200/14, §§ 192-94, 20 Eylül 2018).

  5. Başvuranın beyanları ve elinde bulunan tüm belgeler ışığında Mahkeme önündeki delillerin başvuranın yakalanması ve tutulmasının herhangi bir gizli amaç izlediğine ilişkin makul şüphe ötesine geçmediği kanısındadır.

  6. Bu nedenle, Sözleşme’nin 5. maddesi ile bağlantılı olarak 18. maddesi ihlal edilmemiştir.

II. TÜRKİYE HAKKINDA ŞİKÂYETLER

Sözleşmenin 5 ve 10. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında

  1. Başvuran Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4 maddesine dayanarak Türk makamları tarafından hukuku aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakıldığından, özgürlükten yoksun bırakılma sebebine ilişkin usulüne uygun olarak bilgilendirilmediğinden, tutulmasının ardından hızlı bir şekilde hâkim önüne çıkarılmadığından ve avukata erişim fırsatı verilmediğinden şikâyet etmiştir.

  2. Ayrıca başvuran Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak Türk makamları tarafından basın kartının iptal edilmesinin ifade özgürlüğü hakkına ilişkin bir ihlal teşkil ettiğini ileri sürmüştür.

  3. Tarafların beyanları

  4. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyetine ilişkin olarak Türk Hükümeti başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi anlamı dâhilinde bir suç işlediği şüphesinden dolayı yakalanmadığını ve Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesine uygun olarak sınır dışı edilmek üzere yakalandığını iddia etmiştir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 5 § 3 maddesiyle konu yönünden bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

  5. Ayrıca Türk Hükümeti başvuranın diğer şikâyetlerine ilişkin olarak Türk Hukukundaki mevcut iç hukuk yollarını tüketmediği için bunların da Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini savunmuştur. Türk Hükümeti 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6458 Sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca başvuranın idari olarak tutulmasına ve sınır dışı edilmesine itiraz etmek için sırasıyla sulh ceza mahkemeleri ve idari mahkemeler önünde dava açabileceğini iddia etmiştir. Ek olarak başvuran idarenin eylemlerinden doğan herhangi bir hasarı tazmin etmekle yükümlü olduğunu öngören Anayasa’nın 125. maddesi kapsamında basın kartının iptal edilmesine ilişkin olarak idari bir dava açabilirdi. Ancak, başvuran bu hukuk yollarından hiçbirine başvurmamıştır.

  6. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren şikâyetlerine ilişkin tüm mevcut ve olağan hukuk yollarını tüketmiş olan kişilerin bireysel başvurularını kabul etmeye başladığını belirtmiştir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun, ilke olarak, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklere ilişkin ihlallere yönelik olarak doğrudan ve hızlı bir hukuk yolu sunduğuna ve başvuranların Mahkeme’ye başvuru yapmadan önce bu yeni hukuk yolunu kullanmaları gerektiğine kanaat getirmiştir (bk., örneğin, Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 67 ve 69-70, 30 Nisan 2013 ve X./Türkiye (k.k.), no. 61042/13, 19 Mayıs 2015). Türk Hükümeti Sözleşme mekanizmasının ikincilliğine aykırı bir şekilde başvuranın Türkiye’de mevcut olan bireysel başvuru hukuk yoluna başvurmadan Mahkeme’ye başvuruda bulunduğunu ifade etmiştir.

  7. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak başvuran, basın kartının iptal edilmesi ve yakalanmasının ardından gerçekleşen olaylardan anlaşılacağı üzere yakalanıp ardından Azerbaycan’da bir suç işlediği şüphesiyle Türk makamları tarafından sınır dışı edildiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda sınır dışı edilmesinin, aslında bir suçlu iadesi olduğunu iddia etmiştir.

  8. Ayrıca başvuran, sınır dışı edilmesinden önce avukat desteği sunulmadığından dolayı Türk mahkemeleri önünde mevcut hukuk yollarına başvuramadığını ve Azerbaycan’a ulaşmasının hemen ardından tutuklandığını iddia etmiştir. Azerbaycan’a gönderilmeseydi, basın kartının ve oturma izninin iptal edilmesi ile sınır dışı edilmesi ve tutulması kararlarına karşı gerekli davaları açacağını beyan etmiştir. Ek olarak başvuran Türkiye’den sınır dışı edilmesinin ardından Azerbaycan makamları tarafından noter hizmeti kullanmasına izin verilmediği için Türk mahkemeleri önünde kendini temsil edecek bir Türk avukat tayin edilmediğini iddia etmiştir. Ancak, sınır dışı edilmesinin sonuçları geri alınamayacağından bir Türk avukatın tayin edilmesinin her halükarda bir anlamı olmayacağını eklemiştir.

  9. Mahkeme’nin Değerlendirmesi

(a) Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyet

  1. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında yakalanmasının ardından Türk makamları tarafından bir hâkim önüne hızlı bir şekilde çıkarılmadığı iddiasına ilişkin şikayet hakkında Mahkeme başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi anlamı dâhilinde göç kontrolü kapsamında Türk makamları tarafından yakalandığını not etmektedir (bk. yukarıda § 16). Eğer başvuran iddia edildiği üzere cezai suçlamalarla karşı karşıya kalabileceği Azerbaycan’a gönderilmesi için tutuldu ise Türk makamları tarafından gerçekleştirilen böylesi bir tutma hükmün lafzından açıkça anlaşılacağı üzere benzer şekilde Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi kapsamında olacaktır (bk., uyarlanabildiği ölçüde, Gallardo Sanchez / İtalya, no. 11620/07, §§ 31 ve 32, AİHS 2015). Ancak, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin gereklilikleri sadece Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi kapsamında suç işlendiği şüphesine dayanan tutuklamalar için geçerlidir. Bu yüzden Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi geçerli değildir.

  2. Dolayısıyla, bu şikayet Sözleşme’nin hükümleri ile konu yönünden bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir (bk., örneğin, Musaev / Türkiye, no. 72754/11, § 25, 21 Ekim 2014, ve Alimov / Türkiye, no. 14344/13, § 34, 6 Eylül 2016).

(b) Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyet

  1. Mahkeme, 5 § 4 maddesinin amacının, yakalanan ve tutuklanan kişilerin maruz kaldıkları tedbirin kanunlara uygunluğunun adli denetimden geçirilmesini talep etme hakkını güvence altına almak olduğunu yineler (bk. gerekli değişikliklerle, De Wilde, Ooms ve Versyp/Belçika, 18 Haziran 1971, § 76, Seri A no. 12, ve Ismoilov ve Diğerleri / Rusya, no. 2947/06, § 145, 24 Nisan 2008). Bir kişinin tutukluluğu esnasında, tutukluluğunun kanuna uygunluğu konusunda ivedi olarak yargısal denetime başvurabilmesini sağlayacak bir hukuk yolu bulunmalıdır. Söz konusu yargısal denetim, yeri geldiğinde serbest bırakma ile sonuçlanabilmelidir (bk., örneğin, Abdolkhani ve Karimnia / Türkiye, no. 30471/08, § 139, 22 Eylül 2009).

  2. Önündekileri değerlendirerek Mahkeme, başvuranın 19 Nisan 2014 tarihinde yaklaşık olarak 20 saatlik bir süre boyunca Türk makamlar tarafından özgürlüğünden yoksun bırakıldığı konusunda taraflar arasında tartışma olmadığını gözlemlemiştir (bk. yukarıda § 15 ve 20). Bu yüzden Mahkeme özgürlükten yoksun bırakılmanın hukukiliğine ilişkin yargı denetimi yapılamadan sona erdiğini not etmiştir. Eğer durum böyle olmasaydı, Türkiye’deki mevcut hukuk yollarının Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin gerekliliklerini yerine getirip getirmeyeceği konusunda Mahkeme’nin tespit yapmasına yer yoktur. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranın Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikayetinin kabul edilebilirliği ve esaslarına ilişkin inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir (bk., uyarlanabildiği ölçüde, Slivenko / Letonya [BD], no. 48321/99, § 158-159, AİHS 2003‑X; Fox, Campbell ve Hartley / Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 45, Seri A no. 182; ve M.B. ve Diğerleri / Türkiye, no. 36009/08, § 45, 15 Haziran 2010; ve karşılaştırınız Čonka / Belçika, no. 51564/99, § 55, AİHS 2002‑I, ve A.M. / Fransa, no. 56324/13, § 36, 12 Temmuz 2016, bu davalarda Mahkeme sınır dışı edilmeden önce sırasıyla beş gün ve üç buçuk gün süren özgürlükten yoksun bırakılmalara ilişkin Sözleşme’nin 5 § 4 kapsamındaki şikayetlerin esaslarını incelemiştir).

(c) Diğer şikayetler

  1. Mahkeme, öncelikle Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı hakkındaki içtihadında ortaya koyulan genel prensipleri tekrar etmiştir (bk., örneğin, Sargsyan / Azerbaycan [BD], no. 40167/06, §§ 115-16, AİHS 2015) ve özellikle, yerel mahkemelerin Sözleşme tarafından garanti edilen bir hakkın ihlaline yönelik argümanı en azından esastan değerlendirmesini mümkün kılan ulusal düzeyde bir hukuk yolu varsa bu hukuk yolunun tüketilmesi gerektiğini belirtmiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Vučković ve Diğerleri / Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 diğer, § 75, 25 Mart 2014). Sözleşme tarafından sunulan koruma mekanizmasının insan haklarını koruyan ulusal sistemler karşısında ikincil rolde olması bu mekanizmanın temel niteliklerinden biridir. Mahkeme, Sözleşmeci Devletler tarafından Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerin uygulanmasını denetlemektedir. Mahkeme, Sözleşme’de yer alan temel hak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde saygı görmesini ve korunmasını sağlama sorumluluğu olan Sözleşmeci Devletlerin rolünü üstlenemez ve üstlenmemelidir (bk., örneğin, Gherghina / Romanya (k.k.) [BD], no. 42219/07, § 83, 9 Temmuz 2015).

  2. Ayrıca Mahkeme Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki şikayetine ilişkin olarak böylesi bir şikayetin temel olarak iç hukukta bireyin tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu iddiasına dayandığı ve bu tutukluluğun sona erdiği durumlarda bunun hukuka aykırı olduğunu beyan edecek ve tazminat sağlayabilecek kapasitede bir davanın tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu vurgulamıştır (bk., örneğin, Gavril Yosifov / Bulgaristan, no. 74012/01, § 42, 6 Kasım 2008).

  3. Mahkeme, Türk Hükümetinin başvuranın Sözleşme’nin 5 ve 10 maddeleri kapsamında ileri sürdüğü şikâyetleri için sulh ceza mahkemeleri ve idari mahkemeler önünde başvurabileceği çeşitli hukuk yollarının bulunduğu yönündeki argümanını not etmiştir. Ek olarak eğer şikâyetleri kapsamında bu hukuk yollarının yetersiz olduğu kanısına varsaydı, başvuranın son çare olarak Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunabileceğini kaydetmiştir. Mahkeme, bu bağlamda, Türkiye’de mevcut olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin olarak etkin bir hukuk yolu olduğunu hatırlatmış ve Türkiye’de idari gözetim altında tutulan yabancı uyruklu kimseler tarafından yapılan bireysel başvurular dahil olmak üzere Sözleşme kapsamındaki şikayetlere uygun bir tazmin sağladığına karar vermiştir (bk., örneğin, Z.K. ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 60831/15, §§ 41-49, 7 Kasım 2017).

  4. Mahkeme, başvuranın mevcut davada Türk mahkemeleri önündeki hukuk yollarının etkililiğine itiraz etmediğini ancak hem Türk hem de Azerbaycan yetkilileri tarafından bu hukuk yollarına erişim sağlanmadığını ileri sürdüğünü not etmiştir. Bu kapsamda Türkiye’de tutulurken avukat desteğinden faydalanmasına izin verilmediğini ve ardından Azerbaycan’da Türk avukat tayin edilmesi için noter hizmetine erişim talebinin reddedildiğini iddia etmiştir.

  5. Mahkeme, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin başvuranın bu konudaki iddialarını desteklediğini gözlemlemiştir. Türkiye’de kısa bir süre için tutulması göz önüne alındığında Mahkeme başvuranın Türkiye’den sınır dışı edilmeden önce Türk mahkemeleri önünde şikâyetlerini dile getirmesi için makul bir fırsatın bulunmadığını kabul etmiştir. Ayrıca başvuranın Türk mahkemeleri önünde kendini temsil etmek üzere Türkiye’de çalışan bir avukatın resmi olarak tayin edilmesine yönelik girişimlerinin Azerbaycan makamları tarafından engellendiğini not etmiştir. Ancak, Mahkeme başvuranın Azerbaycan’a sınır dışı edilmesinin ardından Türkiye’deki mevcut hukuk yollarına özellikle Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yoluna erişemeyeceği konusuna katılmamaktadır.

  6. Bu kapsamda Mahkeme, 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri ve Mahkeme İç Tüzüğü uyarınca (yukarıda §§ 66 ve 67) bireysel başvuruların direkt olarak Anayasa Mahkemesine veya diğer mahkemeler ya da yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla da yapılabildiğini kaydetmiştir. Bireysel başvuru, bizzat başvurucu, kanuni temsilcisi ya da avukatı tarafından yapılabilir. Avukat veya kanuni temsilci aracılığıyla yapılan başvurularda temsile dair yetki belgesinin sunulması zorunludur. Ancak, geçerli bir yetki belgesi ya da herhangi gerekli bir belgenin sunulmaması durumunda eğer başvuran geçerli bir mazeret gösteremezse başvuru ret ile sonuçlanır (bk. yukarıda sırasıyla §§ 66 ve 67, 6216 Sayılı Kanun ve Mahkeme İç Tüzüğünün 47 ve 59. maddesi).

  7. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, eğer Hükümet tarafından bahsedilen diğer hukuk yolları başvuran için erişilemez olsa bile, noter onaylı bir vekâlet alamamış olmasının başvuranın Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunu kullanması önünde bir engel oluşturmadığı kanısındadır. Yukarıda belirtilen ilgili iç hukuk açık bir şekilde başvurana başvuru formunda neden mahkeme önünde temsil için resmi belge sunamadığını anlatmasına izin vermektedir. Başvuranın Azerbaycan’da tutuklanmasının ilk günlerinde kendi seçtiği bir avukatın yardımından faydalandığı dikkate alınmalıdır (bk. yukarıda § 27). Bu yargılamaların başarı olanağı sunmayacağına ilişkin başvuranın düştüğü herhangi bir şüphe başvuranı bu hukuk yolunu kullanma yükümlülüğünden muaf tutmaz (bk., uygulanabildiği ölçüde, Vučković ve Diğerleri, yukarıda alıntılanan, §§ 74 ve 84). Eğer yaptığı açıklamalardan sonra bile Türk Anayasa Mahkemesi başvuranın bireysel başvurusunu geçerli bir yetki belgesi bulunmadığından dolayı reddetse, o zaman başvuran için Mahkemeye başvuruda bulunma yolu açık olacaktır.

  8. Başvuranın sınır dışı edilmesinin geri döndürülemez sonuçları yüzünden Türkiye’de yasal yargılamaları başlatmasının anlamsız olacağı iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın Türkiye hakkındaki şikâyetlerinin özgürlükten yoksun bırakılmaya ilişkin bazı usulsüzlükler (5. madde) ve basın kartının iptal edilmesi sebebiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası (10. madde) ile kısıtlı olduğunu vurgulamıştır. Bu şikayetler arasında başvuranın sınır dışı edilmesinin, işleme konulmadan önce bir yargı makamının etkili bir şekilde dahil olmasını gerektiren Sözleşme tarafından korunan haklara bir müdahale olduğu yönünde iddia yer almamaktadır (bk., örneğin, Čonka, yukarıda alıntılanan, § 79; M.S.S. / Belçika ve Yunanistan [BD], no. 30696/09, § 293, AİHS 2011; Hirsi Jamaa ve Diğerleri / İtalya [BD], no. 27765/09, §§ 197-200, AİHS 2012; ve De Souza Ribeiro / Fransa [BD], no. 22689/07, §§ 84‑100, AİHS 2012).

  9. Bu koşullar altında Mahkeme Anayasa Mahkemesi önündeki hukuk yolunun başvuranın sınır dışı edilmesinin bütün sonuçlarını ortadan kaldıramayabilecek olsa da, Mahkemeye yapılan bir başvuru gibi, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 2 ve 10. maddesine ilişkin iddialarını inceleyecek ve uygun bir telafi sunacak bir kapasitede olduğunu tekrardan onaylamıştır (bk., uyarlanabildiği ölçüde, Ahmet Tunç ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 4133/16 ve 31542/16, §§ 107 ve 115, 29 Ocak 2019). Bu kapsamda Mahkeme, Mahkemeye şikayet mekanizması, insan haklarını koruyan ulusal sistemlere karşı ikincil konumda olduğunu (bk., De Souza Ribeiro, yukarıda alıntılanan, § 77) ve özellikle, yerel mahkemelerin Sözleşme tarafından garanti edilen bir hakkın ihlaline yönelik argümanı en azından esastan değerlendirmesini mümkün kılan ulusal düzeyde bir hukuk yolu varsa bu hukuk yolunun tüketilmesi gerektiğini hatırlatmıştır (bk., uygulanabildiği ölçüde, Vučković ve Diğerleri, yukarıda alıntılanan, § 75).

  10. Bu yüzden, Mahkeme mevcut davanın koşullarında başvuranın Sözleşme’nin 35 maddesi kapsamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına uyduğunun düşünülemeyeceği görüşündedir. Bu gerekçeyle başvuranın Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 2 ve 10. maddesi kapsamında Türkiye hakkındaki şikâyetleri Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle reddedilmelidir.

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil tazmin verilmesine hükmeder.”

A. Tazminat

  1. Azerbaycan’la ilgili şikâyetleri hakkında başvuran, maddi tazminat olarak 10.000 avro ve manevi tazminat olarak 30.000 avro talep etmiştir.

  2. Azerbaycan Hükümeti, iddiasını desteklemediğinden dolayı başvuranın maddi tazminat talebine itiraz etmiştir. Manevi tazminat talebine ilişkin iddiasına yönelik olarak Azerbaycan Hükümeti, her halükarda ihlalin tespitinin yeterli adil tazmin teşkil edeceğini belirterek söz konusu miktarı dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.

  3. Mahkeme, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında nedensellik ilişkisinin kurulabileceği varsayılsa bile başvuranın talebini destekleyecek yazılı delil sunmadığı görüşündedir (bk. Haziyev / Azerbaycan, no. 19842/15, § 48, 6 Aralık 2018), bu yüzden bu talebi reddetmiştir. Ancak, Mahkeme başvuranın sadece ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek derecede bir manevi zarara uğradığı ve başvurana tazminat ödenmesi gerektiği görüşündedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, Sözleşme’nin 41 maddesi uyarınca başvurana bu başlık altında başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere toplamda 20.000 avro ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraflar ve giderler

  1. Başvuran, Mahkeme önünde yürütülen yargılamalarda oluşan masraf ve giderler karşılığında 5.000 avro talep etmiştir. Posta giderleri için ayrıca 300 avro talep etmiştir.

  2. Azerbaycan Hükümeti başvuranın masraf ve giderler için talebinin dayanaksız olduğunu ve yazılı deliller ile desteklenmediğini belirtmiştir.

  3. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Ayrıca Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 60. maddesi kapsamında tüm adil tazmin taleplerinin, her türlü ilgili destekleyici belgeler ile birlikte sunulmak zorunda olduğunu ve aksi takdirde Dairenin talebi kısmen ya da tamamen reddebileceğini vurgulamıştır (bk. Malik Babayev / Azerbaycan, no. 30500/11, § 97, 1 Haziran 2017). Mevcut davada başvuran masraf ve giderlere ilişkin iddiasını desteklemek üzere yazılı delil sunmamıştır. Bu yüzden Mahkeme masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmiştir.

C. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Azerbaycan hakkındaki şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna;

  2. Türkiye hakkında Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında yapılan şikâyetin kabul edilebilirliğinin ve esaslarının incelenmesine gerek olmadığına;

  3. Türkiye hakkındaki diğer şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna;

  4. Başvuranın bir suç işlediğine dair makul şüphenin yokluğu nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;

  5. Başvuranın tutukluluğunun gerekçelendirilmesine ilişkin Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi uyarınca dile getirilen şikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

  6. Mahkeme kararı olmadan 19-20 Kasım 2014 tarihlerinde tutuklu olmasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;

  7. Başvuranın salıverilmesine ilişkin taleplerinin yerel mahkemeler tarafından değerlendirilmemesi gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;

  8. Nesimi Bölge Mahkemesi önündeki 20 Kasım 2014 tarihli duruşmada başvuranın avukatının bulunmamasına ilişkin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca dile getirilen şikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

  9. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiğine;

  10. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;

  11. Sözleşme’nin 5. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;

(a) Azerbaycan Hükümeti tarafından, başvurana, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, yansıtılabilecek her türlü vergi miktarı hariç tutulmak üzere, manevi tazminat için 20.000 avro (yirmi bin avro) ödenmesine:

(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;

  1. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 17 Eylül 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Victor Soloveytchik Síofra O’Leary
Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim