Adana BAM 9. HD 2024/494 E. 2024/776 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
bam
2024/494
2024/776
13 Mayıs 2024
T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/494 - 2024/776
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/494
KARAR NO : 2024/776
KARAR TARİHİ : 13/05/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/12/2023
NUMARASI : ... ESAS ... KARAR
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALI :1-
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 2 -
VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 13/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 13/05/2024
....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas ... karar sayılı kararına karşı istinaf başvurusu üzerine dosya Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili, müvekkili adına kayıtlı ... İli ... İlçesi ... (... ) ... ada ... parsel sayılı taşınmaz, üzerinde diğer banka lehine mevcut ipotek ile birlikte davalı ... firmasına sattığını, müvekkili ile davalı ... firması aralarında 31.05.2011 tarihinde sözleşme imzalandığını, davalı banka tarafından, müvekkili hakkında asıl borçlu sıfatı ile ve taşınmazı ipotekli olarak satın/deviralan ... firması hakkında ise ipotek veren 3. Kişi sıfatıyla .... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, Bahse konu takip ile ilgili olarak asıl borçlu müvekkili tarafından banka aleyhine ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. - ... K. Sayılı dosyasından menfi tespit davası açılmış ve müvekkilinin davalı bankaya borcu olmadığının kesin hüküm ile tespit edildiğini, bahse konu dava dosyasının davalı ... firmasına ihbar edildiğini, firmanın dosyaya katılmadığını ve sessiz kaldığını, firmanın başlatılan bu takip üzerine bankaya ödeme yaptığını, davalı bankanın haksız icra takibi neticesinde hakkı olmayan bir alacağı tahsil ettiğini, nedensiz yere zenginleştiğini ve böylece müvekkilinin ... firmasından olan alacağına kavuşmasına engel olduğunun kanıtlandığını, bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALILARIN SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davalı ... Bankası A.Ş vekili; yetki itirazında bulunduklarını, yetki itirazları gereği davanın yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesini, HMK m.107/I uyarınca huzurdaki davanın değeri belirlenebilir olduğundan belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği gerekçesi ile davanın hukuki yarar yokluğundan reddini, davacının aktif husumeti konusunda açıklama yapmasına ticareti terk etti ise davanın aktif husumet ehliyet yokluğundan reddini, sözleşmelerin nispiliği uyarınca taraflarının pasif husumet yokluğundan davanın reddini, zamanaşımı nedeniyle davanın reddini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın Müvekkili Banka yönünden reddini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı ... Kafeterya İnş. Tur. Hayvancılık Gıda Paz. ve Tic. San. Ltd. Şti vekili; Davacı tarafından ileri sürülen tazminat talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmede yer olan özel ve ilişik genel şartlar çerçevesinde güvence altına alındığını, bu hususun davacı şirket tarafından göz artı edildiğini, müvekkiline karşı haksız ve mesnetsiz icra takibi başlatıldığını, davanın müvekkili şirket yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddini, davanın zamanaşımına uğramış olması sebebi ile reddini, davanın hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddini, açılan davanın taşınmaz alım satımından kaynaklı olup, taşınmazı satan şirketin taşınmaz üzerinde bulunan ipoteği kaldırması gerekirken kaldırmadığı ve sözleşmede belirtilen hükümler ve TMK 884 uyarınca ipotek bedelini yatırdığı ve diğer davalı ... Bankası tarafından taşınmaz üzerine konulan ipoteğin kaldırıldığını, dolayısıyla davacı tarafından iddia edilen alacak miktarının ipoteği bulunan bankaya ödendiğini, Müvekkili şirketin davacıya herhangi bir borcu kalmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :
Yerel mahkemece verilen karar ile;" dava değerinin belirlenebilir olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı anlaşıldığından davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine" şeklinde karar verilmiştir.
DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesi ile; açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yaranının bulunmadığını, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca yapılacak hesaplama sonucunun taraflarınca bilinmediğini ve bu hesaplamanın yapılamayacağını eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağına ilişkin iddiadan hareketle usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Yargıay uygulamalarına göre, davacının ödediği satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı alım gücü, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs. gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak uzman bilirkişi vasıtaıyla hesaplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğini, eldeki davada ortaya çıkan miktarın hesaplanmasının olanaksız olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve beyan etmiştir.
DELİLLER :
Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri ve tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE :
Dava, 6100 sayılı HMK'nın 107.maddesi gereğince açılan belirsiz alacak davasıdır.
Davacı tarafından, adına kayıtlı olan ve davalı banka lehine ipotekli olan taşınmazını, davalı şirkete sattığı, banka ipoteğine karşılık, taşınmaz bedelinden 92.000,00.TL'nın, ipotek kaldırılıncaya kadar rehin tutulduğu, davalı bankanın asıl borçlu sıfatıyla kendisi hakkında ve ipotek veren olarak davalı şirket hakkında icra takibi başlattığı, takibe konu olan borcun davalı firma tarafından ödendiği, bu takip nedeniyle açılan menfi tespit davasının lehine sonuçlandığı, davanın, davalı şirkete ihbar edilmesine rağmen, davalı şirket tarafından borçlu olunmayan bedelin bankaya ödendiği, davalı bankanın sebepsiz zenginleştiği, davalı şirketin ise, hapis tuttuğu bedeli ödemediği iddia edilerek, 92.000,00.TL'nın, denkleştirici adalet ilkesi dikkate alınarak hesaplanacak faizi ile birlikte davalılardan tahsili için belirsiz alacak davası açılmış, davalı banka ise, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağından hukuki yarar ve husumet yokluğundan usulden, aksi halde esastan reddini savunmuş, davalı ... şirketi ise, davacının taşınmaz üzerindeki ipoteği kaldırması gerekirken kaldırmadığını, ipotek bedelinin kendisi tarafından bankaya yatırılmasıyla ipoteğin kaldırıldığını, davacıya herhangi bir borcu kalmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/11-220 Esas, 2022/376 Karar sayılı emsal içtihadında; Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirleyebilecektir. Tüm bu nedenlerle davacı dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğundan söz etmiş olsa bile belirsiz alacak davası unsurları bulunmuyorsa bu davanın açılmasında hukukî yarar olmadığından söz edilemeyecek, alacağın istenmesinde hukukî yarar olduğundan mevcut unsurları itibarıyla kısmi dava açılmış olduğu kabul edilerek davacının talep sonucu hakkında karar verilebilecektir.
Bu açıklamalar ışığında alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilmesi durumunda ne yapılması gerektiği hususunda; talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukukî yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukukî yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukukî yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukukî yararı ortadan kaldırmaz.
Bu durumda dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığı kabul edilmelidir. Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmi davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir.
Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle, HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda mahkemece, açılmış olan dava, kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır.
Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de; alacağının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukukî yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukukî yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir.
Bu itibarla alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasında, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına, başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, davanın hukukî yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara karar ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılması gerekir.
Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141 ve HMK'nın 30. maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır. (Bkz. Dairemizin 2019/1016 Esas, 2021/188 Karar sayılı kararı)
Somut olayda, davacı tarafından, adına kayıtlı olan ve davalı banka lehine ipotekli olan taşınmazını, davalı şirkete sattığı, banka ipoteğine karşılık, taşınmaz bedelinden 92.000,00.TL'nın, ipotek kaldırılıncaya kadar rehin tutulduğu, davalı bankanın asıl borçlu sıfatıyla kendisi hakkında ve ipotek veren olarak davalı şirket hakkında icra takibi başlattığı, takibe konu olan borcun davalı firma tarafından ödendiği, bu takip nedeniyle açılan menfi tespit davasının lehine sonuçlandığı, davanın, davalı şirkete ihbar edilmesine rağmen, davalı şirket tarafından borçlu olunmayan bedelin bankaya ödendiği, davalı bankanın sebepsiz zenginleştiği, davalı şirketin ise, hapis tuttuğu bedeli ödemediği iddia edilerek, 92.000,00.TL'nın, denkleştirici adalet ilkesi dikkate alınarak hesaplanacak faizi ile birlikte davalılardan tahsili için belirsiz alacak davası açılmış, mahkemece dava konusu alacağın belirlenebilir olduğu ve belirsiz alacağa konu olamayacağı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş ise de; yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere belirsiz alacak davası olarak açılan davada mahkemece harçlandırılmış tutar üzerinden davanın görülüp sonuçlandırılması gerekirken, mahkemece bu husus göz ardı edilerek davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, buna dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1)- Davacı vekili tarafından ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/12/2023 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2)- ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/12/2023 tarih ve ... Esas, ... Kararının HMK.'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3)-Dava dosyanın yeniden yargılama için ....Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,
4)-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin alınan 427,60.TL istinaf karar harcının kararın kesinleşmesi ile talep halinde davacıya İADESİNE,
5)-Davacı tarafından istinaf için yapılan yargılama giderinin esas hüküm ile birlikte ilk derece mahkemesince karara BAĞLANMASINA,
6)-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesine İADESİNE,
7)-İnceleme dosya üzerinden yapıldığından lehe vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
8)-6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/4 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a/6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle kesin olmak üzere 13/05/2024 tarihinde karar verildi.
Başkan
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Katip
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19