SoorglaÜcretsiz Dene

Adana BAM 3. HD 2022/1690 E. 2024/1146 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2022/1690

Karar No

2024/1146

Karar Tarihi

9 Mayıs 2024

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/1690 - 2024/1146

T.C.

ADANA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/1690

KARAR NO : 2024/1146

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 11/03/2022

NUMARASI : ... Esas, ... Karar

DAVACILAR :

1-

2-

VEKİLİ : Av.

DAVALI :

VEKİLİ : Av.

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

KARAR TARİHİ : 09/05/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH : 09/05/2024

... . Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/03/2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla; HMK'nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ.

Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 19/03/2017 tarihinde yaya kaldırımında bulunduğu sırada ... plakalı aracın çarpması sonucunda yaralandığını, kaza mahallinde tutulan tutanak ve alınan ifadelere göre ... plakalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunun belirlendiğini, trafik kazası sonucunda müvekkilinde kalıcı iş gücü kaybı oluşturarak ağır yaralanma meydana geldiğini, kanun gereğince davalı şirkete başvuru yapıldığını ve şirket tarafından kısmi bir ödemede bulunulduğunu, ancak bu ödemenin müvekkilinin zararını tam olarak karşılamadığını belirterek 1.000,00 TL maddi tazminatın, kısmi ödeme tarihi olan 06/07/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.

ISLAH: Davacı vekili 10/02/2022 tarihli dilekçesi ile dava değerini 288.866,00 TL'ye yükseltmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; usul yönünden itirazda bulunduklarını, usulüne uygun başvuru yapılmamış olması nedeni ile dava şartı yokluğundan red kararı verilmesi gerektiğini, görev itirazında bulunarak görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, tarafların kusur oranlarının tespit edilmesi gerektiğini, başvurucunun davasına dayanak sakatlık raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, uygun yönetmeliğe göre sakatlık raporu alınmasını, davacının fiziki muayene edilmeden rapor düzenlendiğini, raporun yönetmeliğe uygun olmadığını, aktüerya hesaplamasının yapılmasının zorunlu olduğunu belirterek davanın dava şartı yönünden reddini mahkeme aksi kanaatte ise esas yönünden yapılacak bilirkişi incelemesi sonucu esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmilini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece "19/03/2017 tarihinde davacının yaya kaldırımında bulunduğu sırada ... plakalı aracın çarpması sonucunda yaralandığı, kazaya sebebiyet veren ... plakalı aracın davalı sigorta şirketi tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğu, 818 sayılı B.K. Nun 46. Maddesi, 2918 Sayılı KTK'nun 85 /1-5. Maddeleri ile 2918 Sayılı KTK'nun 91 /1 maddesi gereğince davalının uğranılan zarardan sorumlu olduğu, mahkememizce kusur oranının tespiti için dosyanın bilirkişiye tevdii edildiği, 02/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda: ... plakalı otomobil sürücüsü ...'ın %100 oranında asli kusurlu olduğu, ... plakalı park halindeki aracın kazanın oluşumuna etken kural ihlalinin olmadığı, yaya davacı ...'in ise kazanın oluşumuna etken kural ihlalinin olmadığının tespit edildiği, alınan kusura ilişkin raporun tutanakla uyumlu olduğu, ceza dosyasında uzlaşma sebebiyle kyok kararı verildiği, bu sebeple rapor alınmadığı, mahkememizce alınan kusur raporunun aksini gösterir bir belgenin de bulunmadığı anlaşıldığından raporun hükme esas alındığı, ceza dosyasında uzlaşma sağlanılmış ise de uzlaşmanın tazminat hakkı saklı tutularak imzalandığı iş bu davanın görülmesine engelinin bulunmadığı, maluliyetin tespiti ve oranı hususunda rapor alınmak üzere dosyanın ... ATK 2. İhtisas Kurulu'na gönderildiği düzenlenen 04/10/2021 tarihli raporda; davacı da % 25 oranında kalıcı ve 6 aya kadar uzayabilcek nitelikte geçici işgücü kaybı oluştuğunun tespit edildiği, davacı tarafından bu rapora itiraz edilmediği, onun açısından maluliyet raporunun kesinleştiği, davalı tarafından sunulan maluliyete ilişkin itirazda raporun erişkinlere ilişkin yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmediğinden bahisle itiraz edildiği, kaza tarihinin 19/03/2017 olduğu gözetilerek maluliyetin Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmeliğe göre tespit edildiği raporun uygun yönetmeliğe göre hazırlandığı usule, denetime uygun olduğu anlaşıldığından hükme esas alındığı, hesap için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği düzenlenen 03/01/2022 tarihli bilirkişi raporunda; TRH 2010 Kadın Mortalite tablosu bakiye yaşam süresi ve progresive rant yöntemi dikkate alınarak yapılan hesaplamada davacının talep edebileceği kalıcı iş göremezlik tazminatının 289.866,00 TL olduğunun tespit edildiği, bilirkişi raporunun sigorta şirketi tarafından dava tarihinden önce yapılan ödemenin güncelleme düşürülerek, poliçe tavan limiti gözetilerek garame gerçekleştirilmek suretiyle güncel kararlar dikkate alınarak usule ve denetime uygun olarak düzenlendiği değerlendirilerek hükme esas alındığı, sigorta tahkim komisyonu tarafından usulden reddine ilişkin kararın bu davanın yargılamasına etkisinin olmadığı, davacı tarafça ilgili evrakların davalı sigorta şirketine başvururken sunulmuş olduğu dikkate alınarak davalı sigorta şirketinin zarardan 2918 sayılı KTK' nın 91. Vd. Ve 88. maddeleri gereğince Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı olarak limitle sınırlı sorumlu olduğu, davacının kaza günü yaya olduğu kaza tutanağı ile mahkememizce alınan kusur raporunda kusursuz olduğunun tespit edildiği, kazaya etken bir davranışta bulunduğuna dair bir delilinde dosyada mevcut olmadığı anlaşıldığından açıklanan tüm nedenlerle müterafik kusur indirimi yapılmasını gerektirir bir durum bulunmadığı kanaatine varıldığı ve indirim yapılmadığı,davalının sigorta limitleri dahilinde davacının gerçek zararını ödemesi gerektiği, davalı sigortacı tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası yapılan aracın sürücüsünün %100 oranındaki kusuru ile sebebiyet verdiği kazada davalının 2918 sayılı Yasanın 85/1 ile 91 ve devamı maddeleri gereğince oluşan zarardan sigortacı olarak sorumlu olduğu" gerekçeleriyle davanın kabulüne; 289.866,00 TL kalıcı iş göremezlik tazminatının 06/07/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu kazaya ilişkin olarak Savcılık aşamasında uzlaşma sağlanmış olması nedeni ile tazminat talebinin reddi gerektiğini, hesap raporunu kabul etmediklerini, hatalı yaşam tablosu kullanılarak hesaplama yapıldığını, davacı tarafından müvekkili şirkete yapılan başvuru esnasında Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik kapsamında geçerli bir maluliyet raporu sunulmadığını, bu nedenle dava şartı yokluğu nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, yargılama gideri ve vekalet ücretinden müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54/1-3. ve 55. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır.

İlk derece mahkemesinde yapılan yargılamada tarafların bildirdikleri deliller toplanmış, davacının ekonomik ve sosyal durumu araştırılmış, ... plakalı aracın tescil kayıtları, sigorta poliçesi ve hasar dosyası, davacıya ait tedavi evrakları, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma sayılı dosyası celp edilmiş, 02/07/2020 tarihli kusur raporu, ... ATK 2. İhtisas Kurulu'nun 04/10/2021 tarihli maluliyet raporu, 03/01/2022 tarihli hesap raporu dosyaya kazandırılmış, giderek davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmü davalı vekili istinaf etmiştir.

İnceleme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Davalı vekilinin soruşturma sırasında uzlaşıldığına yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 253/17. maddesinde; "Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.” hükmü, CMK'nın 253/19. bendinde ise "... uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır." hükmü yer almakta olup, buna göre uzlaşmanın sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz, açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılıyor idi.

Ancak;18.10.2023 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26.07.2023 tarihli, 2023/43 E, 2023/141 K sayılı kararı ile "...Bu bağlamda uzlaşma görüşmeleri esnasında sağlıklı şekilde belirlenmesi güç veya öngörülmesi mümkün olmayan zararlara ilişkin açılacak davalar yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın uzlaşmanın sağlanması durumunda tazminat davası açılamayacağını düzenleyen kuralla ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklenmiştir. Başka bir deyişle kuralda yargının iş yükünün azaltılması amacıyla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama arasında makul bir denge kurulamamıştır. Bu itibarla kuralın orantılılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır." gerekçesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle değiştirilen 253. maddesinin (19) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinin “Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.

T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).

Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında; “Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.

Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da, “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.

Açıklanan sebeplerle eldeki davada; Anayasa Mahkemesi'nin 26.07.2023 tarihli, 2023/43 E, 2023/141 K sayılı kararı ile iptal edilen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle değiştirilen 253. maddesinin (19) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinin (Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;) artık uygulanamayacağı anlaşılmakla; davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.

Davalı vekilinin hükme esas alınan hesap raporuna ilişkin yapmış olduğu istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;

Davalı vekili TRH 2010 mortalite tablosu esas alınarak 1.8 teknik faiz uygulanmak suretiyle zararın belirlenmesi gerektiğini itirazen ileri sürmektedir. İlk derece Mahkemesi kararında hükme esas alınan 01/01/2022 tarihli hesap raporunda TRH 2010 mortalite ve progresif rant yöntemine göre yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulmuştur.

2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90.maddesined yer alan “…Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır…” hükmü ile aynı Kanunun 92/i maddesinde yer alan; “… Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler…” şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarih ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanununun 90.maddesinin birinci cümlesinde yer alan “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92.maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Bu durumda mağdurların zararının ve zararın kapsamının 2918 Sayılı Kanun ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiile dair hükümleri ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede Yargıtay tarafından verilen emsal kararlarda mağdurların zararının ve zararın kapsamının belirlenmesinde TRH 2010 mortalite tablosunun uygulanması ve progresif rant yönteminin kullanılması içtihat edilmiştir.( Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 Esas, 2021/1848 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 14.01.2021 tarih ve 2020/2598 Esas, 2021/34 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 22.12.2020 tarih ve 2019/5206 Esas, 2020/8874 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21/06/2021 gün ve 2021/ 2457 esas ve 2021 / 3304 karar sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/13625 esas ve 2022/8912 karar sayılı 16/06/2022 günlü kararı)

Şu durumda, yukarıda açıklanan yerleşik Yargıtay kararları ile mağdurların zararının ve zararın kapsamının belirlenmesinde TRH 2010 mortalite tablosu ve ayrıca progresif rant yönteminin uygulanması içtihad edildiğinden, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının da reddi gerekmiştir.

Davalı vekilinin başvuru sırasında uygun yönetmelik kapsamında sağlık kurulu raporu ibraz edilmediği giderek usulüne uygun başvuru yapılmadığı ve yargılama giderlerinden sorumluluklarının bulunmadığına ilişkin yapmış olduğu istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;

Davacı tarafça dava açılmadan önce davalıya başvurulmuş olup, söz konusu başvuruda davacı hakkında ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen ... tarihli, ... sayılı rapor başvuruya eklenmiş, söz konusu raporda davacının maluliyeti, Özürlülük Ölçütü Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik çerçevesinde belirlenmiştir.

Yargıtay 17. ve 4. Hukuk Dairelerinin yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli Tıp Kurumu İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

Buna göre; 01/06/2015 ile 20/02/2019 tarihleri arasındaki kazalar için 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu alınması gerekmektedir.(Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2018/4121 esas ve 2018/8559 karar sayılı kararı yine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/13431 esas ve 2022/8667 karar sayılı kararları da aynı yöndedir. )

Bu açıklamalara göre davacının yaralanmasına ilişkin trafik kazasının 19/03/2017 tarihinde meydana gelmekle, davacının maluliyet oranının Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hazırlanmış sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede alınmış rapor davalıya başvuru sırasında ibraz edilmişse de raporun ATK'dan alınmadığı gerekçesiyle davacının başvurusuna istinaden yeniden bir ödeme yapılmadığı tartışma dışıdır. Üniversitelerin Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlıkları tarafından hazırlanan raporlar da hükme esas alınabileceğinden davalı vekilinin usulüne uygun başvuru yapılmadığına ve yargılama giderlerinden sorumlu olmadıklarına yönelik istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.

İlk derece mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olmasında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

  1. Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1. b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

  2. Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 19.800,75 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 4.950,25 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye ‭14.850,50 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

  3. Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

  4. Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

  5. İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

  6. Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade, harç iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri üç yüz yetmiş sekiz bin iki yüz doksan (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.09/05/2024

Başkan Üye Üye Katip

İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülenTazminat(ÖlümözetiistinafAçılandereceVeadanamahkemesiZararnedenlerivekiliıslahkararınınCismanikesinilerihükümSebebiylenumarasıdairesiTazminat)hukukcevap

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim